|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/73
Karar Sayısı : 2011/176
Karar Günü : 29.12.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU :5.12.1951
günlü, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun, 21.2.2001 günlü,
4630 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değiştirilen Ek 2. maddesinin son
fıkrasının, Anayasa’nın 10., 35. ve 64.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek
iptali istemidir.
I- OLAY
Davacının, bir televizyon kuruluşunca yayınlanan
bazı sinema eserlerinin sahibi olduğu iddiasıyla açtığı eser sahipliğinin
tespiti, mali ve manevi haklara tecavüzün önlenmesi ve ref’i
ile telif ücreti ve tazminat davasında, sinema eseri sahipliğine ilişkin
hükümlerin zaman bakımından uygulanmasını düzenleyen kuralın Anayasa’ya
aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“ (…) 5846 sayılı Yasanın ek 2. maddesinin
Anayasaya aykırılığı iddia olunan son paragrafı şu şekildedir;
“Bu kanunun
sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe
girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine
uygulanır.”
5846 sayılı Yasanın sinema eseri sahipliği ile
ilgili 8. maddesi ise şu şekildedir;
“Bir
eserin sahibi, onu meydana getirendir.
Bir işlenmenin
ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla
onu işleyendir.
Sinema
eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog
yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış
sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.”
İptali istenen ek 2. madde hükmü ilk bakışta sinema
eserleri sahipleri yönünden yasa koyucunun takdiri kapsamında ve yasaların,
yürürlük tarihinden itibaren ortaya çıkacak hukuki ilişkilere uygulanması
bakımından yerinde bir düzenleme gibi görünmekte ise de, gerek sinema
eserleri gerekse diğer eserler ve bağlantılı haklar yönünden koruma
sürelerinin uzatılması ve sinema eseri sahipliği ile diğer eser ve
bağlantılı hak sahipliği bakımından eşitsizlik ve mülkiyet hakkına müdahale
oluşturması ile sanatın ve sanatçının korunmasına dair Anayasa hükmünün
ihlali bakımından Anayasaya aykırıdır.
Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenen “eşitlik ilkesi”nin
uygulanması bakımından aynı hukuki statüde bulunan, müzik eserleri, güzel
sanat eserleri, ilim edebiyat eserleri sahiplerinden farklı olarak, 5846
sayılı Yasanın ek 2/son maddesinde sinema eserleri yönünden eser sahipliği
konusunda 12/06/1995 tarihli Yasa değişikliği
öncesi ve sonrası bakımından bir ayrım yapılmıştır. Bu tarihten sonra
yapımına başlanan sinema eserleri bakımından “senaryo yazarı”, “diyalog
yazarı”, “yönetmen” ve “özgün
müzik bestecisi” ile canlandırma varsa “animatör” birlikte eser
sahibi sayılırken, bu tarihten önce yapımına başlanan filmler yönünden
yegane eser sahibi ilgili sinema filmini
imal ettiren”dir. Görüleceği üzere yasa koyucu
ilim edebiyat eserlerini, müzik eserlerini, güzel sanat eserlerini ve
sinema eserlerini bir arada düzenlerken ve diğer eserler yönünden süre
bakımından herhangi bir yürürlük tarihi belirlemez iken, sadece sinema
eserleri bakımından farklı bir düzenleme yapmıştır. Bağlantılı haklar için
de herhangi bir süre sınırı yoktur. Sözgelimi 1995 yılından önce yapılan
sinema filmlerinde rol alan oyuncular için bu tür bir sınırlama
getirilmemiştir. İlk bakışta, yapılan yeni düzenlemenin doğal ve olması
gereken bir düzenleme olduğu izlenimi uyansa da, esasında düzenlemeden önce
20 yıl olan koruma süresinin 70 yıla çıkarılması nedeniyle ciddi bir
eşitsizliğin ve mülkiyet hakkı ihlalininmeydana geldiği anlaşılmaktadır.
Bunun bir sonucu olarak müzik eserleri, ilim edebiyat eserleri, güzel sanat
eserleri bakımından eser sahipliği için farklı, sinema eserleri bakımından
farklı hukuki sonuçlar meydana gelebilmektedir.
Yapılan yasal düzenleme ile 1995 yılından önce bir
sinema filmini imal ettiren yapımcı, ek 2. madde nedeniyle hem 50 yıl daha
eser sahibi olarak kalmaya devam ederken, hem de aynı Yasanın 80. madde
gereğince bir de film yapımcısı olmasından dolayı “bağlantılı hak sahibi” durumuna
gelmektedir. Böylece film yapımcıları hem 50 yıl daha
eser sahibi olmaya devam edip, ayrıca birde yapımcı sıfatını elde ederek
bağlantılı hak sahipliğine de sahip olurken, yönetmen, senaryo yazarı,
diyalog yazarı, özgün müzik bestecisi gibi sinema eserinin gerçek
sahipleri, ilave 50 yıl daha hak sahibi olamamakta ve hemen her gün
televizyonlarda yayınlanan filmlerden dolayı herhangi bir gelir elde
edememektedir.
Benzer şekilde 5846 sayılı Yasanın 80. maddesinde
yapılan düzenleme ile film yapımcıları, filmlerinin ilk tespitini
gerçekleştiren kişiler yönünden bağlantılı hak ihdas edilmiş ve ayrıca bir
sinema filminde rol alan icracı sanatçılar ve sinema eserinin sahipliği
bakımından yürürlük için her hangi bir süre sınırlaması getirilmemiştir. Bu
nedenle söz gelimi bir sinema filminde rol alan bir icracı sanatçı ya da
sinema filminde kullanılan müzik eserleri, özgün müzik bakımından, bu
sinema eseri 12/06/1995 tarihinden önce yapımına başlanmış olsa dahi
Yasanın 43. maddesi gereğince böyle bir sinema eserinin televizyonda,
internet ortamında yayınlanması nedeniyle eser icra fonogram
ve yapımlar için bazı hallerde bedel talebi mümkün iken, sadece sinema
eserleri yönünden bunun mümkün olmaması gibi bir sonuç ile karşılaşılması
ihtimal dahilindedir. Oysa 4110 sayılı Yasanın
yürürlüğe girdiği tarihte sinema eserleri yönünden koruma süresi 20 yıl
iken, halen sinema eserleri ve diğer eserler bakımından koruma süresi 5846
sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve
ölümünden itibaren 70 yıldır. Böylece 12/06/1995
tarihine kadar bir sinema eserinin yapımcısı ancak 20 yıl süre ile sinema
eserinden dolayı telif hakkı geliri elde edebilmekte iken, 4630 sayılı
Yasanın 16. maddesi ile yapılan değişiklikten sonra filmin aleniyet
tarihinden itibaren 70 yıl süre ile gelir elde edebilecektir. Bu durumda
söz gelimi 12/06/1975 tarihinde alenileşen bir
sinema eseri bakımından sinema filminin yapımcısı 12/06/1995 tarihine kadar
koruma ve bedel talep hakkına sahip iken, bu süre yasa değişikliği
sonucunda 2045 yılına kadar uzamıştır. Buna bağlı olarak 1995 yılında
sinema eseri sahibi olarak kabul edilen senaryo yazarı, yönetmen gibi
kimseler 2045 yılına kadar bu filmin televizyonlarda yayınından dolayı
gelir elde edememek durumu ile karşı karşıyadır. 20 yıllık koruma süresi 70
yıla çıkarılmış ve sinema eseri için yönetmen, senaryo yazarı gibi kimseler
sinema eseri sahibi olarak kabul edilmiş olmakla birlikte bu kimseler
iptali istenen yasa hükmü nedeniyle koruma sürelerinin uzatılmasından
yararlanamamaktadır. Gerek sinema filmlerinde gerekse fonogramlarda rol alan ya da icrada bulunan sanatçılar
yönünden böyle bir sınırlama mevcut değil iken, sinema eserleri sahipleri yönünden
bu şekilde bir sınırlama getirilmesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10.
maddesinde yer alan “herkes dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebepler
ile ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” hükmüne aykırı
olup yasa hükmünün bu nedenle iptali gerekir.
Öte yandan bir sinema filminin yapım tarihinden
daha sonra yapılan yasa değişikliği ile koruma süresi 20 yıldan 70 yıla
çıkarılmış olmasına, filmin yapımcısının sinema eseri sahibi olmaktan
çıkarılıp bağlantılı hak sahibi sayılmasına, daha önce eser sahibi
sayılmayan senaryo yazarı, yönetmen, diyalog yazarı, özgün müzik bestecisi
gibi kimselerin sinema eseri sahibi sayılmasına rağmen sonradan uzatılan
koruma sürelerinden dolayı sadece halen mevcut yasaya göre eser sahibi
sayılmayan film yapımcısı telif hakkı geliri elde edebilir iken, koruma
süresinin sonradan uzatılmış olması ve bu nedenle ortaya çıkan yeni durum nedeniyle ve yasadaki değişiklikten dolayı eser
sahibi sayılan kimselerin telif hakkı nedeniyle gelir elde edememeleri
nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “sanatın
ve sanatçının korunması” başlıklı 64. maddesine aykırılık söz
konusu olup ilgili yasa hükmünün bu nedenle dahi iptali gerekir.
Nihayet aynı yasa hükmü Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
35. maddesinde düzenlenen “mülkiyet
hakkı” başlıklı Anayasa hükmüne dahi aykırıdır. Zira 70 yıla uzatılan koruma süresi nedeniyle ortaya çıkan ek
koruma dönemine bağlı gelirden filmin yapımcısı yararlanır iken, mevcut
Yasaya göre sinema eserinin sahipleri olan kimselerin yararlanamaması, 20
yıldan 70 yıla uzatılan koruma süresinin 50 yıllık ilave çok uzun bir
dönemi kapsaması ve bunun filmin yapımı anında mevcut olmayıp sonradan
düzenlenmiş olması nedeniyle geçmişe yönelik olarak sinema eseri sahiplerinin
mülkiyet hakkının da sınırlanması söz konusudur. Zira bir yandan
koruma süresi 70 yıla çıkarılırken ve daha önceden eser sahibi olarak kabul
edilmeyen yönetmen, senaryo yazarı gibi kimseler eser sahibi olarak kabul
edilirken, bu tarihten itibaren uzatılmış olan koruma süresi içinde eser
sahipliğinden dolayı gelir elde etmesi gereken bu gibi kimselerin bu
hakları ortadan kaldırılmaktadır. Böylece 1995 yılından itibaren 50 yıl
daha gelir getirecek olan ve hemen her gün televizyonlarda yayınlanan eski
sinema filmleri sadece yapımcıya gelir sağlamakta, eserin gerçek sahipleri
bu haktan ve gelirden 50 yıl daha mahrum kalmaktadır. Bu sınırlamada her
hangi bir kamu yararı mevcut olmadığından 5846 sayılı Yasanın ek 2.
maddesinin son fıkrasının bu nedenle dahi iptali gerekir. (…)”.
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
İtiraz
konusu kuralın da yer aldığı 5846 sayılı Kanun’un, 4630 sayılı Kanun’un 35.
maddesi ile değiştirilen Ek 2. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunla sağlanan koruma, bu madde ile
getirilen değişikliğin yürürlüğe girdiği sırada;
1. T.C. vatandaşı eser sahipleri ve eser
sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından üretilmiş
Türkiye’de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara,
2. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelere ve anlaşmalara taraf diğer ülkelerde üretilmiş ve bu ülkelerde
koruma süresi dolmadığı için kamuya mal olmamış yabancı eserlere, tespit
edilmiş icralara ve fonogramlara,
Uygulanır.
Birinci fıkranın uygulanması sonucu koruma
kapsamına alınan eserlerin, tespit edilmiş icraların ve fonogramların
yasal kopyalarının mülkiyetini elinde bulunduran kişiler, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihi takip eden altı aylık sürenin sonuna kadar yazılı
bir izne gerek kalmaksızın bu kopyaları satabilir veya elden çıkarabilir.
Bununla birlikte, eserler, tespit edilmiş icralar
ve fonogramlara ilişkin olmak üzere bu Kanun
çerçevesinde eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların
kullanılması eser veya bağlantılı hak sahiplerinin iznine tabidir.
Bu Kanunun
sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe
girdiği 12/6/1995 tarihinden sonra yapımına
başlanan sinema eserlerine uygulanır.”.
B- İlgili
Yasa Kuralları
1- 5846 sayılı Kanun’un ilk hâliyle 8. maddesinin
dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bir sinema eserinin sahibi onu
imâl ettirendir.”.
2- 5846 sayılı Kanun’un 4110 sayılı Kanun ile
değiştirilen 8. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
“Sinematografik eserlerde; yönetmen,
özgün müzik bestecisi ve senaryo yazarı, eserin birlikte sahibidirler.
Eserin birlikte sahipleri, mali hakları, yapacakları bir sözleşmeyle ve
uygun bir bedel karşılığında yapımcıya devredebilirler.”.
3- 5846
sayılı Kanun’un 4630 sayılı Kanun ile değiştirilen 8. maddesinin üçüncü
fıkrası şöyledir:
“Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün
müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler.
Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde, animatör
de eserin birlikte sahipleri arasındadır.”.
C-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10.,
35. ve 64. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Engin YILDIRIM’ın katılımlarıyla 22.9.2010 gününde yapılan
ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, ilgili
yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile
diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Başvuru
kararında, 4630 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu sinema
eserlerinde koruma süresinin yirmi yıldan yetmiş yıla çıkarılmasından, 4110
ve 4630 sayılı Kanunlar ile yapılan değişikliklerle sinema eseri sahibi
olarak kabul edilenlerin yararlandırılmadıkları, sinema eserleri dışındaki
eser türlerinin sahipleri ile bağlantılı hak sahipleri yönünden zaman
bakımından uygulamaya ilişkin düzenleme yapılmadığı, bu nedenle eşitlik
ilkesi, mülkiyet hakkı ve devletin sanatçıyı koruma görevinin ihlal
edildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 10.,
35. ve 64.maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5846
sayılı Kanun’un 8. maddesinin ilk hâli uyarınca “imal ettiren (yapımcı)” sinema eseri sahibiyken, anılan maddede
4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle “yönetmen”, “özgün müzik bestecisi” ve “senaryo
yazarı” sinema eseri sahibi olarak kabul edilmiş ve 4630 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle bu eser sahiplerine “diyalog yazarı” ve canlandırma
(animasyon) tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde “animatör” eklenmiştir.
İtiraz konusu kuralla, sinema eseri sahipliğine ilişkin
hükümlerin 4110 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12.6.1995 tarihinden
sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağı düzenlenerek, değişiklikler
nedeniyle doğacak ihtilafların önlenmesi ve imal
ettirenin (yapımcının) kazanılmış haklarının korunması amaçlanmıştır. Kuralın,
başvuru kararında belirtildiğinin aksine koruma sürelerine ilişkin
hükümlerin zaman bakımından uygulanmasıyla ilgisi olmayıp, bu husus 5846
sayılı Kanun’un Ek 2. maddesinin kuraldan önceki fıkralarında
düzenlenmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Hukuk
devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden birisi hukuk
güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural
olarak hukuk güvenliği yasaların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar.
Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca
kamu yararı ve kamu düzeni, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda
iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında kanunlar, ilke olarak
yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere
çıkarılırlar.
Anayasa’nın
35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve
miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz.” biçimindeki hükme yer verilerek, mülkiyet hakkı, miras
hakkıyla birlikte bir temel hak olarak güvence altına alınmıştır. Mülkiyet
hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu
sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma,
ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır.
Mülkiyet
hakkının konusunu, maddi ve gayrimaddi mallar
oluşturmaktadır. Taşınır ve taşınmaz mallar, maddi mallar kapsamında iken,
fikrî ve sınai mülkiyet hakları gayrimaddi mallar kapsamında yer almaktadır.
Dolayısıyla, sinema eserleri üzerindeki
fikrî haklar da mülkiyet hakkı kapsamındadır.
Kuralla
sinema eseri sahipliğine ilişkin hükümlerin geriye yürütülüp
yürütülmediğinin belirlenebilmesi için, öncelikle sinema eseri sahipliğini
doğuran olayın ne zaman gerçekleştiğinin tespit edilmesi gerekir. Sinema
eserlerinde eser sahipliği, herhangi bir hukuki
işleme gerek olmadan eserin meydana getirilmesiyle birlikte
kendiliğinden doğar. Kuralla, 4110 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12.6.1995 gününden önce sinema
eseri sahibi olan imal ettiren (yapımcı) ile bu tarihten itibaren sinema
eseri sahibi olarak kabul edilen yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo
yazarı yönünden sinema eseri sahipliğine ilişkin hükümler geriye
yürütülmemektedir. Ancak diyalog yazarı ve animatör,
3.3.2001 gününde yürürlüğe giren 4630 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle
sinema eseri sahipleri arasına eklendiği hâlde, kuralla bunlar yönünden de sinema eseri sahipliğine ilişkin
hükümlerin 4110 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 12.6.1995 gününden sonra
yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağı düzenlenmektedir. Buna
göre kural, 12.6.1995 gününden sonra yapımına başlanıp 3.3.2001 gününe
kadar meydana getirilerek eser sahipliği ortaya çıkmış olan sinema
eserlerinde, “diyalog yazarı” ve
“animatör”
yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümleri geriye yürütmektedir.
Diğer taraftan, eser sahipliği sadece bir
hukuki statüden ibaret değildir. Eser sahipliği ile birlikte ve ona bağlı
olarak eser üzerindeki fikrî haklar da kendiliğinden kazanılır. 5846 sayılı
Kanun’un 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sinema eseri sahipleri
birlikte eser sahibi olduklarından, eser üzerindeki haklara da birlikte
sahip olurlar. Anılan Kanun’un 10. maddesinin ikinci fıkrasının atfıyla
uygulanması gereken adi şirkete ilişkin hükümler uyarınca ise sinema eseri
sahipleri, eser üzerindeki haklardan elde edilen bütün kazançları
aralarında eşit olarak paylaşmak ve bunlara ilişkin kararları oybirliğiyle
almakla yükümlüdürler. Buna göre, kuralla diyalog yazarı ve animatör
yönünden eser sahipliğine ilişkin hükümler geriye yürütülerek 12.6.1995 gününden sonra yapımına
başlanıp 3.3.2001 gününe kadar meydana getirilmiş olan sinema eserlerinin
üç kişiden oluşan eser sahipleri beş kişiye çıkarılmakta ve daha önce
sinema eseri sahibi olan yönetmen, özgün müzik bestecisi ve senaryo
yazarının eserin meydana getirilmesiyle birlikte kazanmış oldukları
mülkiyet hakkı kapsamında yer alan fikrî hakları üzerindeki kullanma,
ürünlerinden yararlanma ve tasarruf yetkileri azaltılmaktadır. Dolayısıyla kural, diyalog yazarı ve animatörler yönünden sinema eseri sahipliğine ilişkin
hükümleri geriye yürütüp, eser sahipliği statüsünden doğan, kesinleşmiş ve
kişisel niteliğe dönüşmüş olan fikrî haklar üzerindeki yetkileri azaltmak
suretiyle kazanılmış hak ve hukuk güvenliği
ilkelerini ihlal etmekte ve mülkiyet hakkını zedelemektedir.
Açıklanan
nedenlerle kural, “diyalog yazarı ve animatörler” yönünden Anayasa’nın 2. ve 35.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden,
ayrıca 10. ve 64. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
5.12.1951 günlü, 5846 sayılı Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu’nun21.2.2001 günlü, 4630 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile
değiştirilen Ek 2. maddesinin “Bu Kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili
hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12/6/1995 tarihinden sonra
yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.” biçimindeki son fıkrasının,
“diyalog yazarı ve animatörler” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, 29.12.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|