|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/11
Karar Sayısı : 2011/153
Karar Günü : 17.11.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Danıştay Dördüncü Daire
İTİRAZIN KONUSU : 25.10.1984 günlü, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi
Kanunu’nun 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, 4.6.2008 günlü, 5766
sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle değiştirilen
“Bakanlar Kurulu, vergi nispeti
indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi
iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade
hakkını kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin
usul ve esasları belirlemeye yetkilidir” şeklindeki son cümlesinin
Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemidir.
I- OLAY
2008/13903 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 1.
maddesinin “…amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri
katma değer vergisi dahil edilmez” bölümünün
iptali istemiyle açılan davada, söz konusu Kararın dayanağını oluşturan
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına
varan Danıştay Dördüncü Daire iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“(...) Anonim Şirketi tarafından 19.7.2008 günlü ve
26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı
“İndirimli Orana Tabi İşlemlerde İade Edilecek Verginin Hesabına
Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlere Ait Katma Değer Vergisinin Dahil Edilmemesine İlişkin” Bakanlar Kurulu Kararının,
“…amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer
vergisi dahil edilmez.” kısmının iptali ve yürütmenin durdurulması
istemiyle Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı’na karşı açılan dava dosyası
incelendi:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, 1 nci maddede sayılan ve katma değer vergisinin konusunu
teşkil eden işlemler nedeniyle bir mal veya hizmetin el değiştirmesi sonucu
ilave edilen değerin vergilendirilmesini düzenlemektedir. Bunun için
vergiye tabi işlemlerin her aşamasında, yüklenilen katma değer vergisinin,
tahsil edilen katma değer vergisinden indirilmesi ve kalan tutarın beyan
edilerek, vergi dairesine ödenmesi gerekmektedir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergi
İndirimi” başlıklı 29 uncu maddesinde, “1. Mükellefler, yaptıkları vergiye
tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu kanunda
aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri
indirebilirler: a) Kendilerine yapılan teslim ve
hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda
gösterilen katma değer vergisi, b) İthal olunan mal ve hizmetler
dolayısıyla ödenen katma değer vergisi, c) (3297 sayılı Kanunun 9 uncu
maddesiyle eklenen bent) Götürü veya telafi edici usulde vergiye tabi
mükelleflerden gerçek usulde vergilendirmeye geçenlerin, çıkarılan
envantere göre hesap dönemi başındaki mallara ait fatura ve benzeri
vesikalarda gösterilen katma değer vergisi, 2. (5035 sayılı Kanunun 9 ncu maddesiyle değiştirilen ve 1.1.2004’ten geçerli
olmak üzere 2.1.2004 tarihinden itibaren yürürlüğe giren fıkra) Bir
vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi toplamı, mükellefin
vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma değer vergisi toplamından
fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki dönemlere devrolunur ve iade
edilmez. Şu kadar ki 28 nci
madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen teslim ve
hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme döneminde
indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan
vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim borçları ile genel ve
katma bütçeli idareler ile belediyelere olan borçlarına ya da döner
sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51’i veya daha fazlası kamuya ait
olan veya özelleştirme kapsamında bulunan (5615 sayılı Kanunun 13 ncü maddesiyle değiştirilen ve 4.4.2007 tarihinden
itibaren yürürlüğe giden ibare) işletmeler ile organize sanayi
bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına
mahsuben ödenir. Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi nakden
iade edilir. (5766 sayılı Kanunun 12/c maddesiyle değiştirilen ve 6.6.2008
tarihinden itibaren yürürlüğe giren son cümle) Bakanlar Kurulu, vergi nispeti
indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya; Maliye
Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye
yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesi ile
katma değer vergisinde vergi indirimiyle ilgili genel ilkeler
belirlenmiştir. Maddenin 1 nci
fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca mükellefler, vergiye tabi
faaliyetleriyle ilgili olarak satın aldıkları veya ithal ettikleri mal
teslimi ve hizmetler nedeniyle ödedikleri veya borçlandıkları vergiyi,
adlarına düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmesi şartıyla
teslim ettikleri mal veya hizmet karşılığı aldıkları veya alacaklı
oldukları katma değer vergisinden mahsup ederek aradaki farkı bağlı
oldukları vergi dairesine beyan ederek ödemek suretiyle hazineye intikal
ettireceklerdir.
Katma değer vergisinde genel vergi oranı, Katma
Değer Vergisi Kanunu’nun 28 nci maddesiyle, vergiye
tabi her bir işlem için %10 olarak belirlenmiştir. Ancak, Bakanlar Kurulu
belirlenen genel vergi oranını, sosyal ve ekonomik gerekçelerle aynı
Kanunla verilen yetkiye dayanarak, dört kata kadar artırılabilmekte veya %
1’e kadar indirilebilmektedir. Bu hallerde, Bakanlar Kurulunca katma değer
vergisi oranı indirilen mal veya hizmetin üretiminde, daha önceki bir
safhada kullanılan girdiler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi
oranının yüksek olması sonucu, indirilebilecek vergi, tahsil edilen vergiden
yüksek olabilmektedir. Bu durumda, indirilemeyen vergi, Katma Değer Vergisi
Kanununun 29/2 nci maddesi uyarınca maddede
sayılan borçlara mahsuben iade edilmekte, mahsuben iade edilemeyen tutar
ise nakden iade edilmektedir.
Öte yandan, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/2 nci maddesine, 5766 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle eklenen son cümle ile, Bakanlar Kurulu,
vergi nispeti indirilen mal ve hizmet gurupları ile sektörler itibarıyla
amortismana tabi iktisadi kıymetler için yüklenilen vergiler bakımından
iade hakkının kaldırılmasına yönelik olarak yetkilendirilmiş ve Bakanlar
Kurulu, 24.12.2007 tarihli ve 2007/13033 sayılı Kararnamenin eki (II)
sayılı listenin “B) DİĞER MAL VE HİZMETLER” bölümünün 25 inci sırasında
sayılan konaklama tesislerini işleten mükelleflerin, bu kararın yürürlüğe
girdiği tarihten sonra, söz konusu sıra kapsamındaki indirimli orana tabi
işlemlerine ait iade hesabına, amortismana tabi iktisadi kıymetler
dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisinin dahil
edilemeyeceğine dair 19.7.2008 günlü ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı kararı almıştır.
Davacı, dilekçesinde Katma Değer Vergisi Kanununun
29/2 nci maddesine, 5766 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle eklenen son cümleyle yapılan düzenleme
sonucu Bakanlar Kuruluna verilen, vergi oranı indirilen mal ve hizmet
grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana
tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade
hakkını kaldırma yetkisinin, Anayasa’nın 73 üncü maddesinin 4 üncü
fıkrasında sayılan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde
kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma
yetkilerinden olmadığını, dolayısıyla bu düzenlemenin Anayasaya aykırı
olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal
bir hukuk Devletidir.” denilmek suretiyle Devletin hukuk devleti olduğu
belirtilmiştir. 73 üncü maddesinde ise “Herkes kamu giderlerini karşılamak
üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli
ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle
oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” hükmü
mevcuttur.
Anayasanın 73 üncü maddesinde, herkesin kamu
giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü
bulunduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye
politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı
öngörülerek Anayasa’nın 2 nci maddesinde
nitelikleri belirtilen hukuk devleti ilkesi, vergilendirme ilkeleri
yönünden somut biçimde dile getirilmiştir.
Hukukun egemen olduğu, insan haklarına saygılı,
temel hak ve özgürlükleri koruyan, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
vatandaşlarının hukuki güvenceye sahip bulunduğu devlet, hukuk devletidir.
Vergilendirme ile ilgili düzenlemeler de tüm temel hak ve özgürlükleri
ilgilendiren yasama işlemlerindendir. Çünkü vergi yoluyla devlet hak ve
özgürlükleri kullanma ve yararlanmayı olanaklı ya da olanaksız
kılabilmektedir. Dolayısıyla “Vergi ödevi” Anayasa’da temel hak ve
ödevlerin düzenlendiği ikinci Kısmın, “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı
Dördüncü Bölümünde tanımlanmıştır.
Hukuk devleti ilkesinin benimsendiği ülkelerde
devlet, egemenliğine dayanarak, tek taraflı olarak vergilendirme yetkisine
sahip olmasına karşın bu yetkisini sınırsız bir şekilde kullanamamaktadır.
Yasama organı bu yetkisini kullanırken Anayasa, yasalar, uluslararası vergi
anlaşmaları ve yargı kararları gibi yasamadan ve yargıdan kaynaklanan
düzenlemeler ve kararlarla bağlıdır. Vergilendirme yetkisi yani yasama
organının vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi kural olarak yasama
organı tarafından kullanılmakta ve bu yetkinin sınırlandırılması ancak
Anayasa ve yasalarla mümkün olduğundan “verginin yasallığı ilkesi” birey
için keyfi ve ölçüsüz vergilendirmeye karşı güvence oluşturmaktadır.
Vergiler, kamu giderlerinin finansman aracı
olmaları yanında doğrudan ve etkili biçimde iktisadi ve sosyal amaçları da
gerçekleştiren önemli araçlardır. Ancak, devletin görevlerinin artması,
kamu hizmetlerindeki sürekliliğin sağlanması, değişimlere ayak
uydurulmasının gerekliliği İdareye takdir yetkisi verilmesini zorunlu
kılmaktadır. Verginin yasallığı ilkesi çerçevesinde idarenin takdir
yetkisi, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla
ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak kullanılabilir. Ancak vergilendirme yetkisinin
mutlak devri anlamına gelmemektedir. Bu nedenle, Anayasanın 73 üncü
maddesinin 4 üncü fıkrası ile Bakanlar Kuruluna verilen yetki, yasada
belirlenecek yukarı ve aşağı sınırlar içinde yalnızca muafiyet, istisna,
indirim ve oranlarına ilişkin olarak tanınan bir yetki olup, vergi
yasalarının başka hükümleriyle ilgili olarak kullanılamaz. 73 üncü maddenin
4 üncü fıkrasının gerekçesinde de bu husus açıklanmış ve “vergi yükünün,
muaflık ve istisnaların zamanla artan oranla düşmesini engellemek üzere
Kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Bakanlar
Kurulu, bu yetkisini amaç kanununda gösterilen unsurlar içinde
kullanabilir” denilmiştir.
Buna göre, Bakanlar Kuruluna verilen yetki, ekonomik
ve sosyal kararların alınmasında önemli bir araç olan verginin, muaflık,
istisna, indirim ve oranları hususunda uygulamaya ilişkin olarak, işlem
yapma yetkisi olup, “verginin yasallığı” ilkesinin gereklerine uygun olarak
kullanılması gerekmektedir.
Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanununun 29/2 nci maddesine 5766 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle eklenen son cümle ile Bakanlar Kuruluna
verilen “vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler
itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırma” yetkisinin, aynı
maddeyle, 28 inci madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti
indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup, teslim ve hizmetlerin
gerçekleştiği vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar
Kurulunca tespit edilecek sınırı aşan verginin, maddede sayılan borçlara
mahsuben, mahsuben iade edilemeyen verginin ise nakden iade edileceğine
dair kurala aykırı olması ayrıca Anayasanın 73/4 üncü fıkrası ile Bakanlar
Kuruluna verilen ve anayasal sınırları çizilen yetkinin dışında, iade
hakkının kaldırılmasını içermesi nedeniyle Anayasanın 2 nci
ve 73 üncü maddelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bununla birlikte, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29
uncu maddesinin 2 nci fıkrasının son cümlesi,
“(5838 Sayılı Kanunun 12’nci maddesiyle değişen ibare, Yürürlük: 28.2.2009)
Yılı içinde mahsuben iade edilemeyen vergi izleyen yıl içinde talep
edilmesi şartıyla nakden veya mükellefin yukarıda sayılan borçlarına
mahsuben iade edilir. Bakanlar Kurulu, vergi nispeti indirilen mal veya
hizmet gurupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkını kısmen veya tamamen
ya da amortismana tabi iktisadi kıymetler
dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere
kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve
esasları belirlemeye yetkilidir.” şeklinde değiştirilmiş ise de; söz konusu
yasa maddesinin değiştirilmiş olması Dairemizde bakılmakta olan bu davada
uygulanması gereken hukuk kuralı olması nedeniyle Anayasa’ya uygunluk
denetiminin yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Kaldı ki, yapılan
değişiklik sonucu Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen düzenlemeyle Bakanlar
Kurulu’na verilen yetkinin değiştirilmediği, aksine sadece amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen katma değer vergisi ile sınırlı olmak üzere değil, mal ve hizmet
grupları ile sektörler itibarıyla, iade hakkının kısmen veya tamamen kaldırılması
yönünden genişletildiği görülmektedir. Nitekim,
22.8.2009 günlü, 27327 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
2009/15315 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 2 nci
maddesinin (2) numaralı fıkrasında “Mükellefler, bu karar kapsamında teslim
edecekleri mallar nedeniyle yüklendikleri ve indirim yoluyla telafi
edemedikleri katma değer vergisi bakımından, 3065 sayılı Katma Değer
Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen
iade hakkından faydalanamazlar.” şeklinde getirilen düzenlemeyle iade
hakkının kaldırılma yetkisi genişletilerek hukuki sorun devam ettirilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının Anayasa’ya
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varıldığından, Anayasa’nın 152 nci ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 28 inci maddesi uyarınca 3065 sayılı Katma Değer
Vergisi Kanunu’nun 29 uncu maddesinin 2 nci
fıkrasında, 5766 sayılı Kanunun 12/c maddesiyle değiştirilen ve 6.6.2008
tarihinden itibaren yürürlüğe giren son cümlenin iptali için yürürlüğün
durdurulması istemli olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, davanın bu
sebeple geri bırakılmasına, dava dosyasının tamamının tasdikli bir
örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine 21.10.2009 gününde
oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun iptali
istenilen kuralı da içeren 29. maddesi şöyledir.
“1. Mükellefler, yaptıkları vergiye
tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda
aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak aşağıdaki vergileri indirebilirler:
a)
Kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen
fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi,
b)
İthal olunan mal ve hizmetler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi,
c) (Ek alt
bent: 03/06/1986 - 3297/9 md.) Götürü veya telafi
edici usulde vergiye tabi mükelleflerden gerçek
usulde vergilendirmeye geçenlerin, çıkarılan envantere göre hesap dönemi
başındaki mallara ait fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer
vergisi,
2.
(Değişik fıkra: 25/12/2003 - 5035 S.K./9. md.) Bir
vergilendirme döneminde indirilecek katma değer
vergisi toplamı, mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan
katma değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki
dönemlere devrolunur ve iade edilmez. Şu kadar ki, 28
inci madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti indirilen
teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği
vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit
edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim
borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan
borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya
daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan
işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet
bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir.(Değişik cümle: 04/6/2008 – 5766/12 md.) Bakanlar
Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla,
amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer
vergisinin iade hakkını kaldırmaya; Maliye Bakanlığı, bu fıkranın
uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.
3. (Ek
bent: 03/06/1986 - 3297/9 md.) İndirim hakkı
vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı
aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği
vergilendirme döneminde kullanılabilir.
4.
Maliye ve Gümrük Bakanlığı vergi indirimi uygulamasında doğabilecek
aksaklıkları, vergi mükerrerliğine ve vergi muafiyetine meydan vermeyecek
şekilde, bu Kanunun ana ilkelerine uygun olarak gidermeye ve indirimle
ilgili usul ve esasları düzenlemeye yetkilidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Zehra
Ayla PERKTAŞ katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine,
yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına,
25.2.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa’nın 152. ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 40. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının
ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren
bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak
olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
İptali istenilen kural, iki bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölüm, Bakanlar Kurulu’na, ikinci bölüm ise Maliye Bakanlığı’na
yetki verilmesine ilişkindir. Bakanlar Kurulu’na yetki veren kural ile
Maliye Bakanlığı’na fıkranın tümünü içeren şekilde usul ve esasları
belirleme yetkisinin verilmesi birbirinden tamamen ayrı konulardır.
İtiraz başvurusunda bulunan Danıştay Dördüncü
Daire’de, 19.7.2008 günlü, 26941 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe giren 2008/13903 sayılı “İndirimli Orana Tabi İşlemlerde iade
Edilecek Verginin Hesabına Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlere Ait Katma
Değer Vergisinin Dahil Edilmemesine İlişkin”
Bakanlar Kurulu Kararının, “…amortismana
tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklendikleri katma değer vergisi dahil
edilmez” bölümünün iptali istemiyle dava açılmıştır.
Mahkeme’de bakılmakta olan davanın konusu Bakanlar
Kurulu Kararının iptali istemine ilişkin olduğundan, itiraz konusu kuralın “…Maliye Bakanlığı, bu fıkranın
uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir” şeklindeki bölümünün davada
uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, 25.10.1984 günlü, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi
Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, 4.6.2008 günlü, 5766
sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle değiştirilen
son cümlesinin, “… Maliye Bakanlığı,
bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir”
bölümünün, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada
uygulanma olanağı bulunmadığından, bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkeme’nin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 17.11.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
B- Anlam ve Kapsam
İtiraz konusu kuralda, katma değer vergisi nispeti
indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya Bakanlar Kurulu
yetkili kılınmıştır.
Katma Değer Vergisi
(KDV), üretim ve tüketim zincirinin her aşamasında, malların ve hizmetlerin
satışından alınan ve vergi indirimine imkân tanımak suretiyle de her
aşamada katılan değer artışını temel alan, çok aşamalı, genel bir satış
vergisidir. Katma değer, bir malın satış değeri ile bunun yapılması için
gerekli olan girdilerin alış fiyatı arasındaki farktan oluşmakta, ödenecek
KDV de, satış tutarı üzerinden hesaplanacak KDV’den alışlar üzerinden
ödenen KDV’nin mahsup edilmesi suretiyle bulunmaktadır. KDV sisteminde, mal ve hizmetin üretim aşamasından nihaî
tüketiciye kadar olan bütün aşamalarında vergi alınmakta ve her bir aşamada
alınan vergiden bir önceki aşamada alınan vergi indirilmek suretiyle kalan
vergi, Hazineye intikal ettirilmektedir.
İndirim müessesesi, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi
Kanunu’nun “Vergi İndirimi” başlıklı 29. maddesinde düzenlenmiş,
mükelleflerin yaptıkları teslimler veya ifa ettikleri hizmetler üzerinden
hesaplayacakları vergiden, kendilerine yapılan teslimler veya ifa olunan
hizmetler ile ithal ettikleri mallara ait vergiyi indirebilecekleri
öngörülmüştür. KDV indirimi, vergilendirme dönemleri itibariyle
uygulanmaktadır. Mükellefler, bir vergilendirme döneminde teslim ettikleri
mal bedeli üzerinden hesapladıkları vergiden sadece o malların alımında
ödedikleri vergiyi değil, vergilendirme döneminde satın aldıkları diğer
malların vergisini de indirebilmektedir. 29. maddenin (2) numaralı
fıkrasına göre, bir vergilendirme döneminde indirilecek katma değer vergisi
toplamı, mükellefin vergiye tâbi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma
değer vergisi toplamından fazla olduğu takdirde, aradaki fark sonraki
dönemlere devrolunmakta, iade edilmemektedir.
KDV kapsamına giren işlemlerden bir bölümü ülkenin
içinde bulunduğu sosyal, kültürel, ekonomik durumlar nedeniyle,
uluslararası ticarette rekabet eşitliği sağlayabilmek amacıyla ya da
vergilendirme tekniğinden kaynaklanan nedenlerle vergiden istisna edilmiş;
bir bölümü, Bakanlar Kuruluna tanınan yetkiye istinaden farklı oranlarda
vergilendirilmiş; bir bölümü ise, alınacak verginin güvenliği açısından
vergi tevkifatı kapsamına alınmıştır. KDV’den
istisna edilen, indirimli oranda vergilendirilen veya vergi tevkifatı uygulanan işlemler nedeniyle bu işlemlere
konu olan mal ve hizmetlerin edinimleri veya üretimleri safhalarında ödenen
vergiler, mükelleflerin üzerinde fazla vergi yükü oluşturmakta, dolayısıyla
mükelleflerin fazladan katlandıkları vergi yükünden arındırılabilmesi,
gerçek vergi yüküne ulaşılması bu vergilerin mahsuben veya nakden iadeye
konu edilmesi ile mümkün olmaktadır.
Vergiden istisna olmamakla birlikte, genel oranda
vergi ödenerek temin edilen girdilerden üretilen mal veya hizmetlerin
indirimli oranda vergi uygulanmak suretiyle teslim edilmesi halinde,
hesaplanan vergi her zaman genel oranlı girdiler nedeniyle ödenen verginin
indirimi için yeterli olmadığı durumda, mükelleflerin fazla vergi yükünden
arındırılabilmesi amacıyla 3065 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı
fıkrası ile aynı Kanun’un 28. maddesinin Bakanlar Kuruluna verdiği yetkiye
dayanarak Bakanlar Kurulu tarafından vergi oranları indirilen teslim ve
hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği vergilendirme
döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit edilen sınırı
aşan kısmı vergi yılı içinde mahsuben, mahsuben iade edilemeyen vergi ise
nakden iade edilmektedir.
Kanun’un 29. maddenin (2) numaralı fıkrasında
mahsuben veya nakden iade, “Şu kadar
ki, 28 inci madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından vergi nispeti
indirilen teslim ve hizmetlerle ilgili olup teslim ve hizmetin gerçekleştiği
vergilendirme döneminde indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulunca tespit
edilecek sınırı aşan vergi, bu mükelleflerin vergi ve sosyal sigorta prim
borçları ile genel ve katma bütçeli idareler ile belediyelere olan
borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya
daha fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan
işletmeler ile organize sanayi bölgelerinden temin ettikleri mal ve hizmet
bedellerine ilişkin borçlarına mahsuben ödenir. Yılı
içinde mahsuben iade edilemeyen vergi nakden iade edilir” şeklinde belirtilmiştir.
4.6.2008
günlü, 5766 sayılı “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”ile KDV Kanunu’nun 29.
maddesinin (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle, Bakanlar Kurulu,
vergi oranları indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibariyle amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen KDV’nin iade hakkını kaldırmaya yetkili kılınmış, nakden veya
mahsuben iade edilecek vergilerde uyulması gereken usul ve esasları
belirleme konusunda ise Maliye Bakanlığı’na yetki verilmiştir.
Bakanlar
Kurulu, Kanunun kendisine tanıdığı bu yetkiyi kullanarak, 2008/13903 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı ile 24.12.2007 günlü, 2007/13033 sayılı Kararnamenin
eki (II) sayılı listenin “B) Diğer Mal ve
Hizmetler” bölümünün 25. sırasında sayılan konaklama tesislerini işleten
mükelleflerin, bu kararın yürürlüğe girdiği 19.7.2008 tarihinden sonra,
indirimli orana tabi konaklama hizmetleri işlemlerinden doğan iade hesabına,
amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen vergilerden pay
verilmeyeceğini, bunların iade hesabına dâhil edilmeyeceğini kararlaştırmıştır.
Bu karara göre, otel, motel, pansiyon,
tatil köyü ve benzeri konaklama tesislerini işletenler, indirimli oranlı
satışlarından kaynaklanan iade hesaplarına 20.7.2008 tarihinden itibaren
bina, tesis, makine vb. gibi amortismana tabi
iktisadi kıymetlerin alımı için ödenen katma değer vergisini dâhil
edemeyecekler, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin katma değer
vergilerini sadece indirim yoluyla giderebileceklerdir.
KDV iadesi, belirli koşulların varlığı halinde yasa
koyucu tarafından bir “hak” olarak mükelleflere tanınmıştır. İade hakkı, amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satın alınmasında
ödenen katma değer vergisinin, indirimli vergi oranlarının uygulanması
nedeniyle mükellefin vergiye tabi işlemleri dolayısıyla hesaplanan katma
değer vergisi toplamından fazla olmasından diğer bir anlatımla
indirilemeyen KDV’den kaynaklanmaktadır. Amortismana tabi olan iktisadi
kıymetlerden dolayı yüklenilen KDV’nin yüklenildiği dönemde indirim konusu
yapılamaması nedeniyle iade edilmesi yasayla yapılması gerekirken, itiraz
konusu kuralda Bakanlar Kuruluna, vergi oranları indirilen “mal ve hizmet
grupları” ile “sektörler” itibariyle amortismana
tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade
hakkını kaldırma yetkisi verilmiştir.
İtiraz konusu kuralın gerekçesinde, “… yapılan düzenleme ile vergi nispeti indirilen
mal ve hizmet grupları ile farklı sektörler itibarıyla amortismana tabi
iktisadi kıymetler için yüklenilen vergiler bakımından iade hakkının kaldırılmasına
yönelik Bakanlar Kurulu yetkilendirilmektedir” denilmiştir.
C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararında, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (2) numaralı
fıkrasına 5766 sayılı Kanunla eklenen son cümleyle, katma değer vergisinin
mahsuben veya nakden iade edilmesi hakkının kaldırılması yetkisinin
Bakanlar Kurulu’na verildiği, Kanun ile verilen iade hakkını kaldırma
yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verilmesiyle hukuk devletinin ihlal edildiği
ve Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında Bakanlar Kurulu’na
verilen ve anayasal sınırları çizilen yetkinin dışına çıkıldığı, bu nedenle
itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergi
indirimi” başlıklı 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasında 5766 sayılı
Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişiklikle, Bakanlar Kurulu’na, vergi
nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler dolayısıyla
yüklenilen katma değer vergileri bakımından, iade hakkının kaldırmasına
yönelik yetki verilmiştir. Bu yetki sonucu, aynı Kanun’un 28. maddesi
uyarınca teslim ve hizmetlerin gerçekleştiği vergilendirme döneminde
indirilemeyen ve tutarı Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek sınırı aşan
verginin, maddede sayılan borçlara mahsuben, mahsuben iade edilemeyen
verginin ise nakden iade edilmesi engellenmiştir.
Anayasa’nın
73. maddesinde, herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne
göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu; vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı olduğu; vergi, resim, harç
ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya
kaldırılacağı öngörülmüştür.
Buna göre,
devletin vergilendirme yetkisinin sınırı, aynı zamanda kişilerin hak ve
özgürlüklerinin de sınırını oluşturduğundan, bu yetkinin keyfiliğe kaçacak
biçimde kullanılmasının önlenmesi, hukuk devleti olmanın gerekleri arasında
öncelikli bir yere sahip bulunmaktadır. Vergilendirme alanında olası keyfi
uygulamalara karşı düşünülen ilk önlem, kuşkusuz yasallık ilkesidir. Ancak
vergilerin yasayla getirilmesi, yalnız başına vergilendirme yetkisinin
keyfi kullanılarak adaletsiz sonuçlar doğurmasını engelleyemeyeceğinden,
yasallık ilkesi yanında verginin genel ve eşit olması, idare ve kişiler
yönünden duraksamaya yol açmayacak belirlilik içermesi, geçmişe yürümemesi,
öngörülebilir olması ve hukuk güvenliği ilkesine de uygunluğunun sağlanması
gerekir.
Anayasa koyucunun, her çeşit mali yükümlerin
yasayla konulması, değiştirilmesi ve kaldırılmasını buyururken, keyfi,
takdiri ve sınırsız ölçülere dayalı uygulamaları önleyecek ilkelerin yasada
yer alması amacını güttüğünde kuşku yoktur. Yasa koyucunun, yalnızca
konusunu belli ederek bir mali yükümün ilgililere yükletilmesine izin vermesi,
bunun, yasayla konulmuş sayılması ve Anayasa’ya uygunluğun kabulü için
yeterli değildir. Mali yükümlerin, konusu, yükümlüleri, matrah ve oranları,
muaflık, istisna ve indirimleri, mahsup ve iadesi, yükümü doğuran olay,
tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı gibi çeşitli
yönleri vardır. Vergi, resim ve harç koyma kavramı içine, konulan vergi
veya mali yükümden muaflık, istisna, indirim ve iade yapma kavramları da
girmektedir. Anayasa’nın eşit önemde bulunan konulardan bir kısmı için yasa
hükmünü zorunlu sayarken diğerleri için zorunlu saymamış olması
düşünülemez. Bu bakımdan yükümlüklerin, belli başlı unsurları da
açıklanarak ve temel hukuki çerçeveleri kesin çizgilerle belirtilerek
yasayla düzenlenmeleri, vergi unsurlarının açık bir şekilde yasada yer
alması ve uygulayanların anlayışına ve yorumuna bırakılmaması zorunludur.
Katma değer vergisi, verginin konusunu oluşturan
işlemler nedeniyle bir mal veya hizmetin el değiştirmesi sonucu, her el
değiştirmede eklenen değerin vergilendirmesine dayandığından, vergiye tabi
işlemlerin her aşamasında, yüklenilen KDV’nin tahsil edilen KDV’den indirilmesi
ve kalan tutarın beyan edilerek, vergi dairesine ödenmesi söz konusudur.
KDV’nin özelliğinden kaynaklanan bu durum, mahsup ya da nakit ödeme yoluyla
iade kurumunun da KDV ile bütünleşmesine neden olmuş ve “iade” yasa koyucu
tarafından düzenlenmiştir. 3065 sayılı Kanunda yapılan düzenlemeyle,
“mahsuben iade” ve mahsuben iade edilmeyen tutar için “nakden iade” kurumu
getirilmiş ve yükümlünün hukuk güvenliği kanunla sağlanmıştır. Yasa koyucu
tarafından kanunla sağlanan hukuk güvenliğinin Bakanlar Kurulu kararıyla
kaldırılması, yasama yetkisinin devri niteliğindedir.
Vergi, devletin
egemenlik gücüne dayanarak kamu giderlerine katılımı sağlamak amacıyla
kişilerden aldığı ekonomik değer olmakla birlikte, yasal düzenlemeler,
sadece devlet yönünden değil, yükümlüler yönünden de hukuksal güveni
sağlamalıdır. Anayasa’nın 73. maddesinde yerini bulan “vergide yasallık”
ilkesi, aynı zamanda devletin vergilendirme yetkisinin anayasal ilkelerle
sınırlandırılmasıdır. Verginin ödenmemesi durumunda devletin alacağı yasalarla
güvence altına alınırken, mahsup ya da nakdi iade hangi yolla olursa olsun,
mükellefin alacağının yasalarla güvence altına alınmaması düşünülemez.
Vergi tekniği, vergi adaletini yansıtmadıkça,
maliye politikasının sosyal amacını gerçekleştiremez. Verginin tahsiliyle
ilgili düzenlemeler nasıl vergi tekniğinin konusuysa, gerçek vergi yükünü
belirleyen iadelere ilişkin düzenlemeler de vergi tekniğinin konusudur. Yasayla verilen bir hakkın idari düzenlemeyle
kaldırılması mümkün değildir. Kanunla getirilen mahsup ve iade
hakkının Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırılması da vergi yükünün
dağılımında adalet ve dengeyi bozar ve Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan
“herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi” ile “vergi yükünün adaletli ve
dengeli dağılımı” ilkelerinin idari düzenlemelerle zedelenmesine yol açar.
İtiraz konusu kuralla Bakanlar Kurulu’na verilen
yetkinin teknik ve ayrıntı içerdiği de ileri sürülemez. Yasa kuralı, KDV
iade hakkının kaldırılması konusundaki takdir yetkisinin kapsam ve sınırını
belirlememiştir. Usul ve koşullar, belirsiz biçimde tamamıyla Bakanlar
Kurulu’na bırakılmıştır. Böylece, mükellefe keyfi müdahalelere karşı uygun
bir yasal koruma olanağı da sağlanmamış, verilen yetkinin kapsam ve
kullanma koşulları yasada yeterli açıklıkta belirlenmemiştir.
Öte yandan, Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında
Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, “vergi, resim, harç ve benzeri
yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına”
ilişkindir. Buradaki temel koşul da kanunun, yukarı ve aşağı sınırlar
belirlemesidir. Buna göre, Bakanlar Kurulu ancak, “muaflık, istisna,
indirim ve oranlar”da yasanın belirttiği alt ve
üst sınırlar içinde değişiklik yapabilecek; bu alanları ve sınırları aşacak
biçimde herhangi bir düzenleme getiremeyecektir. Bakanlar Kurulu’na verilen
bu yetki “koşullu ve sınırlı bir yetki”dir. Vergilendirmede esas kural,
vergilerin kanunla konulup, kaldırılması ve değiştirilmesidir. Bakanlar
Kurulu’na tanınan yetkinin, yeni düzenlemeler içermesi ve/veya çok geniş
olması, verginin yasallığı ilkesinin zedelenmesine yol açarak yasama
yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğurabileceğinden kabul
edilemez. 73. maddenin son fıkrasında, itiraz konusu kuralda yer alan
“vergi iadesi” konusunda, ne iade hakkının getirilmesi ne de kısmen ya da
tamamen kaldırılması hususlarında Bakanlar Kurulu’na yetki verilmemiştir.
Bu nedenle itiraz konusu kuralın 73. maddenin son fıkrasıyla ilgisi
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 25.10.1984 günlü, 3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasının,
4.6.2008 günlü, 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendiyle değiştirilen son cümlesinin, “Bakanlar
Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler
itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler
dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya;”
bölümünün Anayasa’nın 73. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
25.10.1984 günlü, 3065 sayılı Katma
Değer Vergisi Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, 4.6.2008
günlü, 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle
değiştirilen son cümlesinin “Bakanlar
Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler
itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler
dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya;”
bölümünün yürürlüğün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, 17.11.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VII- SONUÇ
25.10.1984 günlü, 3065 sayılı Katma
Değer Vergisi Kanun’un 29. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, 4.6.2008
günlü, 5766 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle
değiştirilen son cümlesinin “Bakanlar
Kurulu, vergi nispeti indirilen mal ve hizmet grupları ile sektörler
itibarıyla, amortismana tabi iktisadi kıymetler
dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisinin iade hakkını kaldırmaya;”
bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 17.11.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|