|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/119
Karar Sayısı : 2011/165
Karar Günü : 8.12.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Siirt Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci
fıkrasının “Evliliğin
feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile
babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” biçimindeki
birinci cümlesinin, Anayasa’nın 10., 13. ve 41.
maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Eşinden boşanan ve çocuğunun velayet
hakkı kendisine verilen davacı anne tarafından çocuğa velayeten
açılan isim ve soyadın değiştirilmesi davasında, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı küçük (…) adına velayeten annesi (…); Mahkememize dava açarak; çocuğu
(…)’ın soyadının nüfus kayıtlarında babasının
soyadı olan (…) olarak kaldığını ve bu soyadının çocuğunu çok rahatsız
ettiğini zira (…) soyisminin okulda ve mahalle
arkadaşları arasında alay konusu yapıldığını; bunun da çocuğunu olumsuz
yönde etkilediğini ve bu yüzden okula gitmek istemediğini; oğlunun nüfusta
iki ismi olmakla birlikte kendisine (…) isminde hitap edildiğini ve bunun
da resmi işlemlerde karışıklığa neden olduğunu ve ayrıca ilk ismi olan (…)
isminin kız ismi olarak bilinmesi nedeniyle de oğlu ile alay edildiğini; bu
sebeplerle oğlunun (…) olan isminin (…); (…) olan soyisminin
ise (…) olarak değiştirilmesini talep etmiş ve duruşmada dinlenen küçük
(…)’ın duruşmada alınan beyanında; arkadaşlarının
kendisine (…) ismiyle hitap etmekle birlikte nüfusta geçen (…) isminin de
kız ismi diye kendisiyle dalga geçtiklerini, günlük yaşamda (…) ismi ile
bilindiğini ve kendisine (…) ismiyle hitap edildiğini ve bu nedenle ismimin
(…) olarak değiştirilmesini istediğini, ayrıca nüfustaki soyisim babamın soy ismi (…) olarak geçtiğini ve bu soyismin yine arkadaşları arasında dalga konusu
olduğunu, bu sebeple soyisminin annesinin soyismi olan (…) olarak düzeltilmesini istemiştir.
Davacı (…)’ün, eşi (…)’dan, Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/10/2001
tarih ve 2000/618 esas, 2001/1013 karar sayılı ilamı ile boşandığı ve
müşterek çocuk (…)’ın velayet hakkının anne (…)’e
verildiği anlaşılmıştır.
İş bu soyadı değişikliği davası
sebebiyle uygulanacak; 02/07/1934 tarih ve 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4.
maddesinin; Anayasanın 10., 13. ve 41. maddelerine
aykırı olduğu düşünülmekle; Anayasanın 152. ve Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 28. maddesi uyarınca
iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.
02/07/1934
tarih ve 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4. maddesi; “Soyadı seçme vazifesi ve
hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir. Evliliğin feshi veya
boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği
veya seçeceği adı alır...”
Anayasanın
10. maddesi; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin
kanun önünde eşittir. (Ek fıkra: 07/05/2004 - 5170 S.K./l. mad) Kadınlar
ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama
geçmesini sağlamakla yükümlüdür...”
Anayasanın
13. maddesi; “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin
ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasanın
41.maddesi; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe
dayanır...”
Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/10/2001 tarih ve 2000/618 esas, 2001/1013 karar
sayılı ilamı ile boşanma sonunda müşterek çocuk (…)’ın
velayet hakkı tevdii edilmiş olan davacı anne (…)’ın
açmış olduğu küçükle ilgili iş bu Soyadı Değişikliği davasında uygulanacak
olan 2525 sayılı Soyadı Kanunun 4/2 maddesinde yazılı “Evliliğin feshi ve
boşanma hallerinde çocuk anasına tevdii edilmiş olsa bile babasının seçtiği
veya seçeceği adı alır.” hükmünün; ailenin eşler arasında eşitliğe
dayandığına ilişkin Anayasanın 41. maddesi ile Kadınlar ve Erkeklerin eşit
haklara sahip olduğuna dair Anayasanın 10. maddesine ve dolayısıyla
Anayasanın temel hak ve özgürlüklerin Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağına ilişkin 13. maddesine aykırı olduğu ve bu
itibarla iptal edilmesi gerektiği ve bu sayede uygulamada hakkaniyetin
sağlanabileceği kanaatine varılmıştır.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı
Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 4. maddesi şöyledir:
“Soy adı seçme
vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.
Evliliğin
feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile
babasının seçtiği veya seçeceği adı alır. Koca ölmüş ve karısı
evlenmemiş olursa veyahut koca akıl hastalığı ve akıl zaifliği
sebebiyle vesayet altında bulunuyor ve evlilik de devam ediyorsa bu hak ve
vazife karınındır.
Kocanın vefatiyle karı evlenmiş veya koca evvelki fıkrada
zikredilen sebeplerle vesayet altına alınmış ve evlilik de zeval bulmuş ise
bu hak ve vazife çocuğun baba cihetinden olan kan hısımlarından en yakın
erkeğe ve bunların en yaşlısına yok ise vasiye aittir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında Anayasa’nın 10., 13. ve 41. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN ile Celal Mümtaz AKINCI’nın katılımlarıyla
13.1.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda;
Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal
Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı
dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu
kuralın ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığına ilişkin Anayasa’nın 41.
maddesi ile kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğuna dair
Anayasa’nın 10. maddesine ve dolayısıyla Anayasa’nın temel hak ve
özgürlüklerin Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağına
ilişkin 13. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ilk
fıkrasında, soyadı seçme vazifesi ve hakkının evlilik birliğinin reisi olan
kocaya ait olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrasının itiraz konusu
birinci cümlesinde evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına
tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı (soyadını)
alacağı hükme bağlanmıştır.
2525 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde
yer alan “(…) Kanunla mevcut bütün soy adlarının nüfus kütüklerine yazdırılması ve soy adı
olmayanların yeni bir ad seçerek bunu yazdırması mecburiyeti konmuştur (…)”
ifadelerinden, bu Kanun’un ilk defa soyadı alınması ile ilgili
düzenlemeler içerdiği anlaşılmaktadır. Ancak 4721 sayılı
Türk Medenî Kanunu’nun çocuğun soyadını düzenleyen 321. maddesinde yer alan
“Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin
soyadını taşır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı çifte soyadı
taşıyorsa çocuk onun bekârlık soyadını taşır” hükmü nedeniyle, itiraz
konusu kuralın günümüzde sadece bazı istisnai durumlarda uygulanabilmesi
söz konusudur.
Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin
yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar” denilerek eşitlik ilkesine yer verilmiş, ayrıca
Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasında ailenin Türk toplumunun
temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığı belirtilerek eşitlik
ilkesinin eşler arasında da geçerli olduğu vurgulanmıştır.
7.5.2004 günlü, 5170
sayılı Yasa’yla yapılan değişiklikle, “Kadınlar
ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama
geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü, Anayasa’nın 10. maddesine
ikinci fıkra olarak eklenmiş, madde gerekçesinde;
“2003 Katılım Ortaklığı Belgesi’nde,
Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşmeler doğrultusunda
cinsiyete göre ayrım yapılmaksızın, tüm bireylerin insan haklarından ve
temel hürriyetlerden hukuken ve fiilen tam olarak yararlanmasının teminat
altına alınması beklentisi yer almaktadır.
Öte yandan Avrupa Birliği Temel Haklar
Şartı’nın 20. maddesinde herkesin kanunlar önünde eşit olduğu vurgulanmıştır.
Avrupa Birliği Anayasa Taslağı’na ayrı bir bölümle ilave edilen Temel
Haklar Şartı’nın “III. Eşitlik “ başlıklı Bölümünün 23 üncü maddesinde,
“İstihdam, çalışma ve ücret de dâhil olmak üzere her alanda, erkeklerle
kadınlar arasında eşitlik sağlanacaktır.” denilmektedir. Maddenin ikinci
fıkrasında, yeterli ölçüde temsil edilemeyen cinsiyetin lehine belirli
avantajlar sağlayan önlemlerin sürdürülmesinin veya kabul edilmesinin eşitlik
ilkesine aykırı olmayacağı öngörülmektedir” denilmiştir.
Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasına da
3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Yasa’yla “ve
eşler arasında eşitliğe dayanır” ibaresi eklenmiş, madde gerekçesinde
düzenlemenin kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olduğu ifade
edilmiştir.
Eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal
durumları aynı olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve kişilere kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik
öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi zedelenmiş olmaz.
Çocuğun soyadını seçme hakkı, velayet
hakkı kapsamında yer alır. Velayet, reşit olmayan çocuklarının bakım ve
gözetimi konusunda ana-babaya verilen hak ve yükümlülüklerden oluşan bir
müessesedir. Bu bağlamda çocuğun bakım ve eğitimi, kanuni temsili,
malvarlığının yönetimi ve çocuğun menfaatlerinin korunması için hukuki
temel oluşturur. Önceleri ana babanın çocukları üzerindeki hâkimiyet hakkı
olarak görülen velâyet, günümüzde hem yükümlülük hem de bir hak olarak
anlaşılmaktadır.
Velayet, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir
hak niteliğindedir. Bu nedenle başkasına devredilemez, miras yoluyla geçmez
ve bu haktan vazgeçilemez. Bu hak başkasına devredilemediği gibi bu haktan
feragat da edilememektedir. Bununla birlikte yasanın gösterdiği bazı
şartlar altında velâyet hakkının kullanılmasının kısmen veya tamamen üçüncü
kişilere bırakılması mümkündür.
4721 sayılı Yasa’nın velayet hakkına
ilişkin 335. maddesinde ergin olmayan çocuğun, ana ve babasının velayeti
altında olduğu, yasal sebep olmadıkça velayetin ana ve babadan
alınamayacağı; 336. maddesinde evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın
velayeti birlikte kullanacağı, ortak hayata son verilmesi veya ayrılık
halinde hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceği, ana ve babadan
birinin ölümü halinde velayetin sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine
bırakılan tarafa ait olduğu hüküm altına alınmıştır.
2525 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarına ilişkin gerekçede “Lâyihanın 4 üncü maddesi kanunu medenimize tevafuk
etmek ve bir çok ihtimalleri nazarı dikkate almak suretile Hükümetin teklifinin tadili cihetine
gitmiştir. Kanunu medenimizin 152 nci maddesi
kocayı evlilik birliğinin reisi olarak kabul etmiştir. Binaenaleyh soy adı seçme vazife ve hakkının evvelâ kocaya ait
olması mevcut olan bu hükme gayet uygundur. Soy adı
kanunu meriyete girdiği anda evliliğin fesih veya boşanma suretile zevali ve çocuk mevcut olupta
bunun karıya tevdii halinde çocuğa babanın seçmiş olduğu adı vermek, at
evlâda intikal etmek hesabile muvafık ve bunun
tasrihi de lâzım görülmüştür (…)” denilmiştir. Bu gerekçeden itiraz konusu
kuralın “koca evlilik birliğinin reisidir” ilkesine bağlı olarak kabul edildiği
anlaşılmaktadır. Oysa genel gerekçesinde de belirtildiği üzere, 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu’nda kadın-erkek eşitliği konusunda önemli
değişiklikler yapılarak, bu eşitlikle bağdaşmayan hükümler Kanun’dan çıkarılmış
veya eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmiştir. Bu bağlamda 743 sayılı
Türk Kanunu Medenîsi’nin 152. maddesinde düzenlenen koca evlilik birliğinin reisidir ilkesi, 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu ile kaldırılarak,
bunun yerine “Eşler
oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler beraberce yönetirler.”
(m. 186); “Eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince ailenin
sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil eder.” (m. 188) gibi
hükümlerle eşlerin evlilik birliğinde eşit hak ve yükümlülüklere sahip
olduğunu belirten hükümler kabul edilmiştir.
Öte yandan, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler
Siyasi ve Medenî Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası
hukuk belgelerinde de kadın-erkek eşitliğini düzenleyen hükümlere
yer verilmiştir.
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi
Sözleşmesi’ninbaşlangıcında,
“Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak
eşitliği ve insan şeref ve haysiyetine saygı ilkelerini ihlâl ettiği”
belirtildikten sonra 1. maddesinde “Bu Sözleşmenin amacı bakımından ‘kadınlara karşı ayrımcılık’
terimi siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel veya diğer alanlardaki
kadın ve erkek eşitliğine dayanan insan haklarının ve temel özgürlüklerin,
Medenî durumları ne olursa olsun kadınlara tanınmasını, kadınların bu
haklardan yararlanmalarını veya kullanmalarını engelleme veya hükümsüz
kılma amacını taşıyan veya bu sonucu doğuran cinsiyete dayalı her hangi bir
ayırım, dışlama veya kısıtlama anlamına gelir” denilerek kadınlara
karşı ayırımcılığın tanımı yapılmış; 2. maddesinde taraf devletlerin
kadınlara karşı ayırımcılık oluşturan uygulama ve yasal düzenlemeleri
ortadan kaldırmayı kabul ettikleri; 5. maddesinde, taraf devletlerin her
iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile erkeğin
kalıplaşmış rollerine dayalı ön yargıların, geleneksel ve diğer bütün
uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin
sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek için tüm uygun
önlemleri alacakları; 16. maddesinde taraf devletlerin evlilik ve aile
ilişkileri konusunda kadınlara karşı ayırımı önlemek için ana ve babaya
evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında medeni durumlarına
bakılmaksızın, çocuklarla ilgili konularda ve ulusal yasalarda mevcut veli,
vasi, kayyım olma ve evlat edinme veya benzeri müesseselerde eşit hak ve
sorumluluklar tanıyacakları kabul edilmiştir.
Birleşmiş Milletler
Siyasi ve Medenî Haklar Sözleşmesi’nin “Ailenin korunması” başlığını
taşıyan 23. maddesinin dördüncü fıkrasında “Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, eşlerin evlilik konusunda,
evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip
olmaları için gerekli önlemleri alır. Boşanma halinde
çocukların korunması için gerekli hükümler konur”; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Ayrımcılık yasağı” başlıklı
14. maddesinde; “Bu Sözleşme’de
tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa
mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir
ayrımcılık yapılmadan sağlanır” hükümlerine yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararlarında da çok geçerli nedenlerin varlığı dışında, yalnızca
cinsiyete dayalı bir farklı muamelenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ihlal ettiği kabul
edilmektedir.
Eşitlik ilkesi, aynı
konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını
gerektirir. Kişinin cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma
getirilmesi bu ilkeye aykırı düşer. Ayrıca eşitlik, bireyler arasındaki
farklılıkların göz ardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara bağlı
tutulması anlamında da algılanamaz. Kimi kişilerin başka kurallara bağlı
tutulmalarında haklı nedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan
söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu
kıldığı kimi ayırımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı
halde, sadece cinsiyete dayalı ayrımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık
oluştururlar.
Eşler, evliliğin devamı
boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı
hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun
soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması
bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle
itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali
gerekir.
İtiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 13. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
21.6.1934 günlü, 2525
sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasının “Evliliğin feshi
veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının
seçtiği veya seçeceği adı alır.” biçimindeki birinci cümlesinin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 8.12.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|