|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/71
Karar Sayısı : 2011/143
Karar Günü : 27.10.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Van Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 303. maddesinin ikinci fıkrasının “...hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye
başlar.” bölümünün, Anayasa’nın 2., 5., 10.,
13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davacı tarafından açılan
babalık davasında, Cumhuriyet savcısının itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“4720 sayılı TMK’nun 303/2. maddesindeki “Hiç kayyım atanmamışsa
çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” ibaresinin Anayasa’nın 2.,
5., 10., 13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile
iptal başvurusu
Mahkememizde yargılaması yürütülen 2010/356 esas sayılı dava
dosyasında; davacının babasının ... olduğu, babası ile annesinin resmi
nikahları olmadan evlilik dışı birliktelik yaşadıklarını ancak babasının
resmi nikahını yapmadan öldüğünü bu nedenle babasının nüfusuna yazılmak
istediğini beyan ederek dava açmıştır. Açılan bu dava soybağının tespitine
ilişkin dava olduğundan TMK’nun 303/2. maddesindeki hak düşürücü süre
nedeniyle davanın reddedilmesi gerekeceğinden; duruşmaya çıkan C. Savcısı
bu maddenin Medeni Kanundaki 289. madde ile benzer olduğunu, 289. maddedeki
baba yönünde getirilen hak düşürücü sürenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal
edildiğini, bu maddedeki ibarenin de iptal edilmesi amacıyla Anayasa
Mahkemesi’ne götürülmesini talep etmiştir.
Bu hususla ilgili olarak davalı nüfus idaresi temsilcisini ve
davacının da Anayasaya aykırılık iddiasına karşılık beyanları alınmış,
davalı nüfus idaresi temsilcisi ve davacı aykırılık iddiasına
katılmışlardır.
Anayasa’nın 152. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 28. maddesine göre mahkemeler,
bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun hükümlerini Anayasa’ya
aykırı olduğunu görür veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurma yetkilerinin olduğu belirtilmektedir. Bu kurallar
gereğince bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için o
mahkemede yargılaması devam eden ve usulünce açılmış, mahkemenin görevine
giren bir davanın bulunması iptali istenen hükmünde bu dava da doğrudan
uygulanacak hüküm olması gerekmektedir.
Mahkememizde açılan 2010/356 esas sayılı dava dosyasının derdest
olduğu, yargılamasının devam ettiği, TMK’nun 303/2. maddesi bu dava da
doğrudan uygulanan ve bu davanın sonucunu etkileyen bir hüküm olması nedeniyle
C.savcısının talebi de dikkate alınarak hükmün iptali amacıyla Anayasa
Mahkemesi’ne götürülmesine karar verilmiştir.
HUKUKSAL OLAY:
TMK’nun 303/2. maddesinde düzenlenen babalık davasının, çocuğun
doğumundan önce veya sonra açılabileceğini, annenin dava hakkının doğumdan başlayarak
1 yıl geçmekle düşeceğini belirtmiştir. Anne açısından biyolojik olarak
nesebin karışıklığa yol açması mümkün değildir. Zira çocuğu doğuran çocuğun
annesidir. Ancak bu imkan biyolojik olarak baba ve çocuk için mümkün
değildir.
Soybağı hem kamu düzenini ilgilendirmekte, hem de hısımlık hukukunu
doğrudan ilgilendirmektedir. Soybağı ilişkisi aile hukukunun en önemli
konularından birisidir. Çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimi üzerinde
doğrudan etkisi olan bir husustur.
Soybağının kurulması, tespiti ve reddi gibi hususlar yenilik doğrucu
haklardandır. Soybağında istikrarı sağlamak ve çocuğun çıkarlarını güvence
altına almak sağlıklı aile yapısı oluşturmak ve sağlıklı toplum oluşturmak
için çok önemli hususlardandır.
Soybağı çocuk ile anne ve baba arasındaki bağlantıyı ifade ettiği
gibi çocuğun ecdadı, üst soyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı da
ifade eder.
4721 sayılı TMK’na göre anne ile çocuk arasındaki soybağı doğumla
kurulur. Baba ile çocuk arasındaki soybağı ilişkisi ile anne ile evlilik,
tanıma veya hakim hükmü ile kurulacağını düzenlemiştir. Açılan davada
soybağının hakim hükmüyle kurulması talep edilmiştir.
ANAYASA’YA AYKIRILIĞI İDDİA
EDİLEN KANUN MADDESİ:
Davacı hakkında uygulanacak olan TMK’nun 303/2. maddesinde
düzenlenen “Hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye
başlar.” kanun maddesindeki ibarenin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıdır.
İLGİLİ
ANAYASA MADDELERİ:
Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen; Türkiye Cumhuriyeti, İnsan
Hakları’na ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. demek suretiyle Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasının 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
olduğu insan haklarına dayandığı, hak ve özgürlüklerin güçlendirerek koruma
altına aldığı, idarenin her türlü eylem ve işlemini hukuka uygun olması
gerektiği Anayasa’ya aykırı olan tutum ve davranışlardan kaçındığı hukuku
tüm devlet organlarına egemen kıldığı, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı
saydığı, yargı denetiminin açık olduğu bir devlettir. Bu nitelikleri
nedeniyle Anayasa’ya aykırı olan bir hükmün davada uygulanamayacağı bir
gerçektir.
Anayasa’nın 5. maddesinde; Devletin temel amaçları ve görevleri
düzenlenmiştir. Bu temel amaç ve görevlerden kişilerin refah ve huzuru ile
hak ve hürriyetlerinin güvence altına almak, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmak, maddi ve manevi varlığını geliştirip güçlendirmesi için gerekli
koşulları hazırlamak ve bunun için çalışmak görevi verilmiştir. Bu madde
gereğince soybağının doğru tespit edilmesi kişinin maddi ve manevi
varlığını geliştirmesi ile doğrudan ilgilidir. Kişinin soybağını tespitine
yönelik sınırlandırma getirmek bu maddenin özü ve sözü ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde; herkesin ayrım gözetilmeksizin kanun
önünde eşit olduğu hususu düzenlenmiştir. Daha önce Anayasa Mahkemesi’ne
iptal başvurusu ile TMK’nun 289. maddesi ile ilgili olarak yapılan
başvuruyu, Anayasa Mahkemesi baba yönünden doğumdan itibaren işleyecek 5
yıllık süreyi iptal etmiştir. Ekonomik ve sosyal açıdan daha güçlü durumda
olan baba için Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği yasa maddesi ile TMK’nun
303/2. maddesindeki ibare arasında doğrudan ilişki olması nedeniyle bu
ibarenin iptal edilmemesi durumunda çocuk için soybağının tespiti açısından
bu maddenin lafzına ve yorumuna aykırı bir durum yaratılmış olacaktır.
Anayasa’nın 13. maddesinde; temel hak ve özgülüklerin ancak kanunla
sınırlanabileceği, bu sınırlamanın da Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmayacağı şeklinde
sınırlamanın olabileceğini hükme bağlamıştır. Kişinin soybağını bilmesi en
temel haklarından birisidir. Kişinin babası olmayan birisinin üzerine
nüfusa tescil edilmiş olması kişinin daha sonra bunu öğrenmesi durumunda
belli bir süre ile sınırlandırmak Anayasa’nın temel ilkelerine ve
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun değildir. Bu nedenle TMK’nun
303/2. maddesindeki ibarenin bu maddeden çıkarılması gerekmektedir.
Anayasa’nın 17. maddesinde; herkesin maddi ve manevi varlığını
koruma, geliştirme hakkına sahip olduğu, bunu engellemenin Anayasa’nın
temel ilkeleri ile demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı
açıkça ortadadır.
Anayasa’nın 36. maddesinde; hak arama hürriyeti düzenlenmiş,
herkesin yargı mercileri önünde davacı ve davalı sıfatıyla hak arama
hürriyetine sahip olduğunu düzenlemiştir. Hiç kimsenin hak arama hürriyeti
engellenemeyeceği bir Anayasa kuralı haline getirmiştir. Hak arama
hürriyetinin belli bir süreyle kısıtlamanın Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkına aykırı
olacağı yadsınamaz bir gerçektir.
Anayasa’nın 40. maddesinde; Temel Hak ve Hürriyetlerin korunması
düzenlenmiştir. Kişinin fiili hayatta sahip olmuş olduğu soy bağını nüfusa
tescil ettirmemesi bu madde ile açıkça çelişmektedir. Ayrıca Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik
hakkına da açıkça aykırı olduğu bir gerçektir.
Anayasa’nın 41. maddesinde; Ailenin Türk toplumunun temeli olduğu,
Devletin ailenin huzurunu sağlamak zorunda olduğu, özelikle annenin ve
çocukların korunması için devlete bir yükümlülük getirdiği görülmektedir.
Kişinin mensup olmadığı bir aile de, nüfus kayıtlarında bu ailenin bir
ferdi olarak görülmesi hem ailenin sağlıklı gelişimini, hem de çocuğun
sağlıklı bir birey olarak gelişimini engelleyecektir. Ayrıca Aile Hukukunu
ilgilendiren Medeni Kanunun getirmiş olduğu yükümlülükler ve haklar
açısından da ölçüsüz bir durum ortaya çıkacaktır.
Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasına göre usulüne uygun olarak
yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler yasal mevzuatımız niteliğinde
olduğu için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi
değerlendirildiğinde, yukarıda kısaca özetlenen Anayasa hükümleri ile bu
maddenin uyum içinde olduğu TMK’nun 303/2.deki “Hiç kayyım atanmamışsa
çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” ibaresi hem Anayasamıza hem
de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. ve yukarıda zikredilen diğer
maddelerine açıkça aykırı olduğu görülmektedir.
UYGULAMADA
HAKKANİYETİN SAĞLANMASI:
Anayasa Mahkemesi’nin 25/06/2009 tarihli, 2008/30 esas, 2009/96
sayılı kararı ile TMK’nun 289/1. maddesindeki “Her halde doğumda başlayarak
beş yıl içinde açmak zorundadır.” ibaresindeki 5 yıllık süreyi iptal
etmiştir. Baba çocuğun kendi çocuğu olmadığını öğrendiği tarihten itibaren
bir yıl içinde davasını açabilecektir. Baba için tanınan bu imkanın çocuk
için tanınmaması hakkaniyet ve nesafet ölçütlerine aykırı olacaktır.
Yapılacak değerlendirmede bu hususun da gözönünde bulundurulması
gerekmektedir. Aksine babası olmadığını bildiği bir kişiye mirasçı
olunabilecek bu da hem bu kişinin mirasçıları açısından aleyhe bir durum
oluşturacak, hem de dava açacak olan kişinin mirasçıları lehine bir duruma
sebebiyet verecektir. Van gibi Ülkemizin Doğusu ve Güneydoğusunda Feodal Toplum
Düzeninin henüz tam çözülmemiş olması, ülkemizde son yıllarda gelişen
ekonomik ve sosyal durum, insanların eğitim ve bilinç düzeyini yükseltmiş
olması, e-
devlet projesinin bir çok kurumda işler hale gelmiş olması
nedeniyle bu yöre de gerçek hayatta düz çizgi hısımı olmadıkları halde
nüfus kaydında evli görünen çok sayı da kişinin olması bununla birlikte
mahkemelere soybağı ile ilgili olarak çok sayıda davanın açılmış olması,
açılan bu davaların büyük bir çoğunluğunun TMK’nun 303/2. maddesindeki hak
düşürücü süre nedeniyle reddedildiği bir gerçektir.
Hak düşürücü süre re’sen gözönünde bulundurulması gereken, davanın şartlarından
olan bir husus olması nedeniyle taraflar hak düşürücü süreyi ileri
sürmeseler bile hakim tarafından re’sen gözönünde bulundurma
zorunluluğu nedeniyle davalar reddedilmektedir. Bu hususta toplumda miras,
aile ilişkileri, aile hukuku gibi konularda karışıklığa neden olmaktadır.
Bu karışıklığı gidermek ancak TMK.nun
303/2. maddesindeki “hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte
işlemeye başlar.” ibaresinin iptali ile mümkün olabilecektir.
SONUÇ:
Yukarıda izahı yapılan TMK.nun 303/2. maddesindeki “Hiç kayyım atanmamışsa
çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” cümlesi Anayasa’nın
zikredilen maddeleri uygulamadaki sorunlar dikkate alındığında, mahkememizde
yargılanması devam eden davacının davasında uygulanacak olan TMK.nun 303/2. maddesindeki “Hiç kayyım atanmamışsa çocuğun
ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” cümlesi Anayasa’nın belirtilen
hükümlerine aykırı olduğu, TMK.nun 303/2.
maddesindeki “Hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye
başlar.” ibaresinin yasal metinden çıkarılarak iptal edilmesini
saygılarımla arz ve talep ederim. 16.7.2010”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 303. maddesi şöyledir:
“MADDE
303.- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir.
Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa doğumdan sonra kayyım
atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde;
hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin
olduğu tarihte işlemeye başlar.
Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin
ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.
Bir yıllık süre geçtikten sonra
gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından
başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
5., 10., 13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Engin YILDIRIM’ın
katılımlarıyla 22.9.2010 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve
Kapsamı
Soybağı terimi, 743 sayılı önceki Medenî
Kanundaki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medenî Kanun’u (TMK.)
tarafından hukuk diline kazandırılan bir terim olup, biri geniş diğeri dar
olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır.
Geniş anlamda soybağı,
bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı
ifade eder. Dar anlamda soybağı ise, sadece
çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı, başka bir deyişle
çocuğun ana ve babasına nisbetini ifade eder ki,
Medenî Kanunun “Aile Hukuku” başlıklı
ikinci kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu
dar anlamdaki soybağıdır.
4721 sayılı TMK.’nun
soybağının hükümlerini düzenleyen 282.
maddesinde, çocuk ile ana arasındaki soybağının
doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim
hükmüyle kurulacağı belirtilmiştir. Ayrıca bu maddeye göre, soybağı evlat edinme yoluyla da kurulabilir. Çocuk ile babası arasında, anne ile evlenme, tanıma
ve evlat edinme yoluyla soybağı ilişkisi
kurulmasında babanın rızası bulunmaktadır. Babanın rızasının bulunmadığı
durumlarda, çocuk ile
babası arasında soybağının kurulması için hakim kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Çocuk ile babası
arasında soybağının kurulması için açılan bu
davaya babalık davası denilmektedir.
Babalık davası ile ilgili hükümler 4721 sayılı TMK’nun 301-304. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
TMK.’nun 301. maddesinin birinci fıkrasında,
çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece
belirlenmesini ana ile çocuğun isteyebileceği belirtilmiştir. TMK.’nun 303. maddesinin birinci
fıkrasında ise babalık davasının, çocuğun doğumundan önce veya sonra
açılabileceği, ananın dava hakkının, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle
düşeceği, itiraz konusu kuralı da içeren ikinci fıkrasında, çocuğa doğumdan
sonra kayyım atanmışsa çocuk hakkında bir yıllık sürenin atamanın kayyıma
tebliği tarihinde, hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihten
itibaren işlemeye başlayacağı, üçüncü fıkrasında, çocuk ile başka bir erkek
arasında soybağı ilişkisi varsa bir yıllık
sürenin bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacağı,
dördüncü fıkrasında ise, bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı
kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde
dava açılabileceği öngörülmektedir.
TMK.’nun 303. maddesinde babalık
davası için öngörülmüş olan süreler hak düşürücü sürelerdir.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, kişinin soybağını
bilmesinin en temel haklarından birisi olduğu, kişinin babası olmayan birinin
üzerine kaydedilmesi ve bunu daha sonra öğrenmesi durumunda dava açma
hakkının itiraz konusu kural ile belli bir süreyle sınırlandırılmasının
Anayasa’nın temel ilkeleri ve demokratik toplum düzeninin gereklerine
aykırılık teşkil ettiği ve hak arama özgürlüğünü sınırladığı, Anayasa
Mahkemesi’nin 25.6.2009 günlü, 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayılı kararıyla
TMK.’nun 289. maddesindeki “Her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorundadır.” ibaresindeki
beş yıllık sürenin iptal edildiği, baba için tanınan bu imkânın çocuk için
de tanınması gerektiği belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinde, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Buna
göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle
sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu
haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev
olarak verilmiştir. Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet
gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece sosyal
niteliğine ulaşacaktır. Bu itibarla kişilerin yaşayışlarına ilişkin yasal
düzenlemeler “yaşama hakkı ile maddî
ve manevî varlığını koruma hakları”nı önemli ölçüde zedeleyecek
veya ortadan kaldıracak kuralları içermemelidir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli
araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı
olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence
altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak
niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden birisidir.
İtiraz konusu
kuralda, çocuk hakkındaki bir yıllık babalık davası açma süresinin çocuğa
doğumdan sonra hiç kayyım atanmamışsa, çocuğun ergin olduğu tarihte
işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Kuralda öngörülen dava açma süresi,
yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı
davalarında dava açma süresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa’da
belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı
ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.
Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin
hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük
ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık”
olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,
getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”,
getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık”
ise getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken
ölçüyü ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesi nedeniyle Devlet,
sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında
adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Anayasa’da düzenlenen kişinin maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Devlet’in herkesin maddi ve manevi
varlığını geliştirmesi için gerekli şartları hazırlama görevi göz önüne
alındığında; kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek,
babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve
babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek
gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir.
İtiraz konusu kural ile çocuğun babalık
davasını açma hakkının hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten
itibaren bir yıllık süre ile sınırlandırılmasının gerekçesinin, davalı
babanın sürekli olarak dava tehdidi altında kalmamasını sağlamaya yönelik
olduğu anlaşılmaktadır. Davalı babanın
veya ailesinin uzun süre dava tehdidi altında bulunmaması, diğer yandan da çocuğun ana babasını bilme, babasının
nüfusuna yazılma ve hak arama özgürlüklerinin zarar görmemesi amacıyla, her
iki taraf açısından yasa koyucunun süre koyma konusundaki takdir yetkisini
makul bir süre olarak belirlemesi gerekmektedir. Hak düşürücü niteliğinden
dolayı itiraz konusu kuralda öngörülen sürenin geçmesinden sonra çocuğun
babası ile arasındaki soybağını kurma olanağını
yitirmesi hususu göz önüne alındığında, çocuk hakkında hiç kayyım
atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren işleyecek olan bir yıllık dava
açma süresi yeterli ve makul olmadığı gibi, ölçülü de değildir.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,
17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2., 17.
ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5.,
10., 13., 40. ve 41. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek
görülmemiştir.
Serruh
KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.
VI-
İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin dördüncü
fıkrasında, yasanın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya
tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa
Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
4721 sayılı Kanun’un 303. maddesinin ikinci
fıkrasının “...hiç kayyım atanmamışsa
çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” bölümünün iptali
nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı cümlede yer alan “Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa,
çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; ...” bölümünün
de 6216 sayılı Yasa’nın 43. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince iptali
gerekir.
Serruh
KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
VII-
İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.
Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı
geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu
kural tekrarlanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 303.
maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince
iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl
sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VIII-
SONUÇ
A- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 303. maddesinin ikinci fıkrasının, “… hiç
kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serruh
KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Nuri NECİPOĞLU’nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 4721 sayılı Kanun’un 303.
maddesinin ikinci fıkrasının, “… hiç kayyım atanmamışsa
çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” bölümünün iptali nedeniyle
uygulanma olanağı kalmayan aynı fıkrada yer alan “Çocuğa doğumdan sonra
kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği
tarihinde; …” bölümünün de, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALİNE, Serruh KALELİ’nin
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 4721 sayılı Kanun’un 303.
maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası
gereğince bu fıkraya ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
27.10.2011 gününde karar
verildi
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞI OY GEREKÇESİ
İptal istemine konu kural, babalık davasının hiç
kayyım atanmamış olması halinde, çocuğun ergin olduğu tarihten itibaren
işlemeye başlayacağına ilişkin olup; onsekiz
yaşın doldurulmasından itibaren bir yıl içinde bu davanın açılması
gerektiği maddede hüküm altına alınmaktadır.
4721 sayılı Medeni Kanunun 303. maddesinin iptal
istemine konu yapılmayan son fıkrasında ise “Bir yıllık süre geçtikten
sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından
başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.” denilmektedir. Bu fıkra,
maddenin ilk üç fıkrası bakımından ortak olup, ikinci fıkranın dava konusu
bölüm yönünden de değerlendirilmesi gereken bir kural mesabesindedir.
303. madde bir bütün olarak incelendiğinde; yasa
koyucunun dengeli bir kural getirdiği, “gecikmeyi haklı kılan sebepler
varsa” ibaresiyle de, bir yıllık süre dışındaki hukuken meşru nedenlerle
her zaman babalık davası açılabilmesine imkân tanıdığı anlaşılmaktadır.
Çocuk ile baba arasındaki soybağının
bir temel hak olduğu kuşkusuz ise de, itiraz konusu kuralın bu hakkı ihlâl
ettiğini söyleyebilmek imkânı yoktur. Madde metni bütünsel biçiminde
değerlendirildiğinde, yasa koyucunun değişik durum ve ihtimalleri gözeterek
ilgililere yeteri kadar dava hakkı tanıdığı açıkça görülmektedir. İptal
istemine konu kuralın, maddenin diğer bölümleri dikkate alınmadan
yorumlanması ve sonuca bu şekilde varılması isabetli olmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle; kuralın bir temel hakkı ihlâl
eden, adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran mahiyeti bulunmadığı ve yasa
koyucunun takdir hakkı çerçevesinde yapılan düzenlemenin Anayasa’ya aykırı
bir yönünün olmadığı kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun iptal yönündeki
kararına katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|