|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2011/11
Karar Sayısı : 2011/151
Karar Günü : 3.11.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Şanlıurfa İdare
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.5.2005 günlü, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri
Kanunu’nun 22. maddesine 29.12.2005 günlü, 5445 sayılı Kanun’un 4.
maddesiyle eklenen ikinci fıkranın “Karara
karşı, ülke düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali veya vali
yardımcısı olan birliklerde İçişleri Bakanlığı, diğerlerinde ise valiler
veya hakkında kişi borcu çıkarılanlar on gün içinde idarî yargıya başvurabilirler.”
biçimindeki üçüncü cümlesinin, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Şanlıurfa Merkez Köylere Hizmet Götürme
Birliği’nin hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen teftiş
raporunda belirtilen kişi borçlarının Birlik Meclisi’nin kararıyla
kaldırılması nedeniyle açılan davada, itiraz konusu cümlenin Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali istemiyle başvurmuştur
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı Şanlıurfa Merkez Köylere Hizmet Götürme
Birliği’nde Mülkiye müfettişleri .... ve .... tarafından yapılan teftiş
sonucunda düzenlenen 30/05/2007
tarih ve 83/31, 94/40
sayılı teftiş layihasının
53. ve 56 ncı
maddesinde belirtilen kişi borçlarının kaldırılmasına ilişkin Şanlıurfa
Merkez Köylere Hizmet Götürme Birlik Meclisi’nin 16/10/2008 tarihli kararının, 5355 sayılı Kanun’un 22/2. maddesi uyarınca
yürütmesinin durdurulması ve iptali ile
5355 sayılı Kanun’un
22. maddesinin ek ikinci fıkrası üçüncü cümlesinin
Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ve
iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması istemiyle
Şanlıurfa Merkez Köylere Hizmet Götürme Birliği’ne karşı açılan davada,
davalı idarenin, 5355
sayılı Kanun’un 22.
maddesinin ek ikinci fıkrası üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ve
iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması istemi de
değerlendirilerek işin gereği görüşüldü:
Anayasa’nın
123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün
olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra, idarenin kuruluş ve
görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı
hükme bağlanmış, kamu tüzelkişiliğinin, ancak kanunla veya kanunun açıkça
verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmiş ve idarî yapı içinde yer
alan kurumların bir bütünlük içerisinde çalışması öngörülmüştür. Bu
kurumların, idarenin bütünlüğü ilkesinin gereği olarak denetlenmeleri
hiyerarşik denetim ve idarî vesayet yoluyla gerçekleştirilebilmekte ve
burada geçen “idare” kavramı da, sadece merkezî idareyi ve onun taşradaki
uzantılarını değil, yerel yönetimleri ve kamu tüzel kişiliğine sahip
çeşitli kamu kurumlarını ve bütün bu teşkilatın personelini de
kapsamaktadır.
İdarenin bütünlüğü, tekil devlet modelinin yönetim
alanındaki temel ilkesidir. Bu ilke, idarî işlev gören ayrı hukuksal
statülere bağlı değişik kuruluşların bir bütün oluşturduğunu anlatmaktadır.
İdarenin bütünlüğü, merkezin denetimi ve gözetimi ile hayata geçirilmekte
ve yönetimde bütünlüğü sağlamak için başlıca üç hukuksal araç, hiyerarşi,
yetki genişliği ve idarî vesayet kullanılmaktadır. Bunlardan idarî vesayet,
merkezî yönetim ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünleşmeyi
sağlamakta, ayrışmayı, farklılaşmayı ve kopmayı önlemektedir.
Anayasa’nın “Mahallî İdareler” başlıklı 127. maddesinin birinci
fıkrasında, mahallî idarelerin; il, belediye veya köy halkının mahallî
müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen
ve karar organları, kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileri oldukları, kuruluş ve görevleri ile
yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği;
beşinci fıkrasında ise merkezî idarenin, mahallî idareler üzerinde, mahallî
hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu
görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî
ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve
usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir.
Yerel yönetimlere idarî ve malî özerklik tanınmış
olmasına karşın, 1924
yılından itibaren Anayasalarımızda, merkezî yönetime, yerinden yönetim
kuruluşlarını denetleme yetkisi verilmiş ve bu yetki Anayasa’da idarî
vesayet olarak somutlaştırılmıştır.
Anayasa’nın
127. maddesinin beşinci fıkrasında, yer alan hükme göre idarî
vesayet; merkezî idarenin, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin
idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde
birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların
gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller
dairesinde sahip olduğu yetkidir. Bu fıkrada, merkezî yönetim yerel
yönetimler üzerinde idarî vesayet “... yetkisine sahiptir.” denilerek,
merkezî idarenin yerel yönetimler üzerinde vesayet yetkisini kullanıp kullanmayacağı
yasakoyucunun takdirine bırakılmamıştır. Ayrıca fıkradaki idarî vesayet
yetkisinin, hukuka uygunluk denetiminin yanında yerindelik denetimini de
içerdiği açıktır.
Vesayet makamınca vesayet yetkisi kullanılırken,
işlemler üzerinde iptal, onama, erteleme, izin, tekrar görüşülmesini
isteme, düzeltme gibi çeşitli denetim usulleri uygulanabilmektedir.
Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen 5355 sayılı
Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesinin 2. fıkrasının 3.
cümlesinde; “Sayıştayın dış denetimine tâbi olmayan mahallî idare
birliklerinin, İçişler Bakanlığı, valiler veya kaymakamlarca malî denetimi
sonucunda tespit edilen kamu zararı üzerine yapılan kişi borcu teklifleri,
birlik meclisinde görüşülerek karara bağlanır. Bu kararın örneği, birlik
merkezinin bulunduğu yerin valiliğine, ülke düzeyinde kurulan birlikler ile
başkanı vali veya vali yardımcısı olan birliklerde ise İçişleri Bakanlığına
gönderilir. Karara karşı, ülke düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali
veya vali yardımcısı olan birliklerde İçişleri Bakanlığı, diğerlerinde ise
valiler veya hakkında kişi borcu çıkarılanlar on gün içinde idarî yargıya
başvurabilirler. İdarî yargı kararı doğrultusunda işlem sonuçlandırılır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri
Kanunu’nun 22. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve yargı yolu öngörülen;
“...Karara karşı, ülke düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali veya
vali yardımcısı olan birliklerde İçişleri Bakanlığı, diğerlerinde ise
valiler veya hakkında kişi borcu çıkarılanlar on gün içinde idarî yargıya
başvurabilirler...” düzenlemesinin, Anayasa’nın 127. maddesinde çizilen
çerçeve içinde kullanılması gereken, idarenin bütünlüğü ilkesinin
gerektirdiği bir vesayet yetkisini içermediği ve bu nedenle Anayasa’nın
123. ve 127. maddesi verilen hükümlere aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 152. maddesi ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesi uyarınca Mahkememizce bakılmakta olan dava sebebiyle
uygulanacak olan 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22.
maddesinin 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine ulaşıldığından
dava dilekçesi ve eklerinin onaylı örneği ile söz konusu bendin iptali
istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına ve Anayasa
Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına,
16.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
26.5.2005 günlü, 5355 sayılı Mahallî İdare
Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesine 5445 sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle
eklenen ikinci fıkranın itiraz konusu üçüncü cümlesini de içeren 22.
maddesi şöyledir.
“Ortak hükümler
Madde 22- Mahallî idare birliklerinin denetimi
İçişleri Bakanlığınca yapılır. Valiler ve kaymakamlar gerekli gördüklerinde
ülke düzeyinde kurulan birlikler dışındaki birlikleri denetleyebilirler.
Sayıştay’ın dış denetimine tâbi
olmayan mahallî idare birliklerinin, İçişleri Bakanlığı, valiler veya
kaymakamlarca malî denetimi sonucunda tespit edilen kamu zararı üzerine
yapılan kişi borcu teklifleri, birlik meclisinde görüşülerek karara
bağlanır. Bu kararın örneği, birlik merkezinin bulunduğu yerin valiliğine,
ülke düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali veya vali yardımcısı olan
birliklerde ise İçişleri Bakanlığına gönderilir. Karara karşı, ülke düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali
veya vali yardımcısı olan birliklerde İçişleri Bakanlığı, diğerlerinde ise
valiler veya hakkında kişi borcu çıkarılanlar on gün içinde idarî yargıya
başvurabilirler. İdarî yargı kararı doğrultusunda işlem
sonuçlandırılır.
Kontrol, denetim, inceleme, kesin
hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın
oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle
birlikte ilgililerden tahsil edilir. Kamu zararlarının tahsiline ilişkin usûl ve esaslar, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Birliklerde
çalışma programı, yetki devri, birlik ile birlik başkanının ihtilaflı
olması, birlik organının veya bunların üyelerinin görevden
uzaklaştırılması, yıllık faaliyet raporu, bütçe ve diğer malî konular,
tahvil ihracı hariç borçlanma, bütçe içi işletme tesisi, borç ve
alacakların mahsubu, yurt dışı ilişkileri, diğer kuruluşlarla ilişkiler,
yazışma ve yeniden değerleme oranının birliklerde uygulanması konularında,
bu Kanunda hüküm bulunmayan durumlarda birlik tüzüğü ile birliğe devredilen
hizmetlerle sınırlı olmak üzere Belediye Kanunu hükümleri uygulanır.
Birliklerde, teşkilât ve personel
istihdamı konularında bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Belediye Kanunu
ile Belediye Kanununa aykırı olmamak kaydıyla birlik tüzüğü hükümleri
uygulanır.
Köylere
hizmet götürme birliklerinin birlik meclisleri hariç olmak üzere, birlik
meclisi ile birlik encümeninin başkan ve üyelerine meclis ve encümen
toplantılarına katıldıkları her gün için birlik başkanına (5000), encümen
üyelerine (2000), meclis üyelerine (1500) gösterge rakamının Devlet
memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı
geçmemek üzere, birlik meclisi tarafından belirlenecek miktarda huzur hakkı
ödenebilir. Ancak, huzur hakkı ödenecek gün sayısı, bir yıl
içinde yirmi dört günü geçemez.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında
Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü
uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla
PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve
Erdal TERCAN’nın katılımlarıyla 24.2.2011 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda;
Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal
Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı
dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Anayasa’nın 123. maddesinde belirtilen
idarenin bütünlüğü ilkesini gerçekleştirmek amacıyla merkezî idarenin
hiyerarşi, yetki genişliği ve idarî vesayet yetkilerini hukuksal araç
olarak kullandığı idarî vesayet sayesinde merkezî yönetim ile yerinden
yönetim kuruluşları arasındaki bütünleşmenin sağlandığı ayrışma, farklılaşma
ve kopmanın önlendiği, Anayasa’nın 127. maddesinin beşinci fıkrasında da
mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi,
kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî
ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amaçlarının gerçekleştirilebilmesi
için merkezî idareye yerel yönetimler üzerinde idarî vesayet yetkisi
tanındığı belirtilerek bu maddede çizilen çerçeve içinde uygulanması
gereken idarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca vesayet yetkisi içermeyen itiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5355 sayılı Yasa’nın değişik 22.
maddesinin birinci fıkrasında, mahallî idare birliklerinin denetiminin
İçişleri Bakanlığınca yapılacağı, vali ve kaymakamların da gerekli
görmeleri halinde ülke düzeyinde kurulanlar dışında kalan birlikleri
denetleyebilecekleri, ikinci fıkrasında da mahalli idare birliklerinin mali
denetimi sonucunda kamu zararı çıkması halinde buna ilişkin kişi borcu
tekliflerinin birlik meclislerince görüşülerek karara bağlanacağı, bu
karara karşı ilgili vesayet makamı ile hakkında borç çıkarılanların idarî
yargıya başvurabileceği ve işlemin yargı kararına göre sonuçlandırılacağı
hükme bağlanmıştır.
5355 sayılı Yasa’nın
22. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve iptali istenen cümlesinde ise,
maddede bahsi geçen birlik meclisi kararları aleyhine vesayet makamları ile
hakkında kişi borcu çıkarılanların idarî yargı mercilerine başvuru yetkisi
ve hakları düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin
kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği
öngörüldükten sonra idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve
yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanmış, kamu
tüzelkişiliğinin, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanılarak kurulacağı belirtilmiş ve idarî yapı içinde yer alan kurumların
bütünlük içinde çalışması öngörülmüştür.
Anayasa’nın 127. maddesinin beşinci
fıkrasında yer alan hükme göre idarî vesayet; merkezî idarenin, mahallî
idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun
şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum
yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması
amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde sahip olduğu
yetkidir.
İdarî vesayet yetkisi, hiyerarşik denetimde olduğu
gibi genel bir yetki olmayıp, kanunla çerçevesi çizilen sınırlar içerisinde
kullanılması gereken istisnaî bir yetkidir. İstisnaîlik ve kanunîlik idarî
vesayetin en belirgin iki temel özelliğidir. Bu
bağlamda vesayet, merkezî idareye “görev” değil “yetki” olarak
verildiğinden mutlak bir kullanım zorunluluğu da içermez. Anayasa’da
belirtilen amaç ve çerçeve içinde kalmak koşuluyla bu yetkinin kapsam ve
sınırını belirleme yetkisi yasakoyucuya aittir.
Mahallî idareler, özerklikleri Anayasa
ile güvence altına alınan kamu tüzel kişileridir. Anayasa’nın 127. maddesinde
yer alan idarî vesayet yetkisi yerel yönetimlere tanınan ve güvence altına
alınan özerkliğin istisnasıdır. Bu nedenle merkezî idarenin yerel
yönetimlerin bütün eylem ve işlemleri üzerinde mutlaka bir denetim yetkisi
kullanması gerektiği söylenemez. Yasakoyucu bu yetkiyi belirlerken hem Anayasa’nın 127.
maddesinde belirtilen ilkeleri hem de mahallî idarelerin özerkliğini
gözetmek ve dengelemek zorundadır.
Bu
kapsamda Anayasa’da belirtilen amaç ve
çerçeve içinde kalmak koşuluyla yerel
yönetimlerin merkezî idare tarafından kanunların öngördüğü yetki ve kapsam
içinde denetlenmesinde kullanılacak idarî vesayet yöntemini ve
yoğunluğunu belirleme yetkisi yasama
organının takdirindedir.
Vesayet
makamlarınca bu yetki mahallî idarelerin işlemlerini iptal, onama, erteleme,
izin verme, tekrar görüşülmesini isteme, düzeltme şeklinde
kullanılabileceği gibi, mahallî idare organlarının kararlarına karşı idarî
yargı mercilerinde dava açma yetkisi şeklinde de kullanılabilir.
İtiraz konusu kuralla
mahallî idarelerin organlarınca alınan kararlara karşı kullanılacak idarî
vesayet yetkisi, bu kararlar aleyhine idari dava açma şeklinde
belirlenmiştir. Kaldı ki, Anayasa’nın 127. maddesinde belirtilen "idarenin bütünlüğü" ilkesini
gerçekleştirme amacıyla, idarî yargıyı harekete geçirmek suretiyle
kullanımı öngörülen düzenlemenin vesayeti içermediği de söylenemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
26.5.2005 günlü, 5355 sayılı
Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22. maddesine 29.12.2005 günlü, 5445
sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen ikinci fıkranın “Karara karşı, ülke
düzeyinde kurulan birlikler ile başkanı vali veya vali yardımcısı olan birliklerde
İçişleri Bakanlığı, diğerlerinde ise valiler veya hakkında kişi borcu
çıkarılanlar on gün içinde idarî yargıya başvurabilirler.” biçimindeki
üçüncü cümlesinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar
ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA, 3.11.2011 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünde, hiçbir
faaliyetin Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esası
karşısında korunma göremeyeceği belirtilmiş; 2. maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan bir Devlet
olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde de, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü,
ülkenin bölünmezliğini korumanın Devleti’in temel
amaç ve görevleri arasında olduğu ifade edilmiştir. İşaret edilen bu kurallar, Anayasa’nın “tekil
devlet” modelini kabul ettiğini, bu modelin merkeziyetçi yapıyı ve ancak
onun denetim ve gözetiminde merkez dışı örgütlenmeyi olanaklı kıldığını
ortaya koymaktadır. Yine, Anayasa’nın 123., 126.
ve 127. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, idarenin kuruluş ve
görevleriyle bir “bütün” olduğu, merkezi idare ve mahalli idareler olmak
üzere hizmeti ve coğrafyayı esas alan iki parçalı yapının idari
örgütlenmede farklı sonuçlara yol açmaması için, yerinden yönetimin
“devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliği” ve “idarenin bütünlüğü”
ilkeleriyle sınırlandırıldığı, bu bütünlüğün sağlanmasının hukuksal araçlarının
ise “yetki genişliği” ve “idari vesayet” olduğu, yerel yönetimlerin
“özerkliği” ile “idari vesayet” arasındaki hassas dengenin, işaret edilen
Anayasa kurallarının öngördüğü devlet yapısını koruyucu bir işleve sahip
bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 13.1.1985 tarih ve E.1984/129,
K.1985/6 sayılı kararında da belirtildiği üzere “…Yerinden yönetim idare ve
kurumları üzerinde yapılan denetim –yani idari vesayet- idarenin
bütünlüğünün gerçekleştirilmesine hizmet eden vazgeçilmez bir araçtır…”
(AMKD., Sayı:21, S.99-153) Merkezi idarenin yerel
yönetimler üzerindeki vesayet yetkisinin genel çerçevesi Anayasa’nın 127.
maddesinin beşinci fıkrasında çizilmiştir. Bu fıkrayı yorumlayan bir Anayasa
Mahkemesi kararında da “… Anayasanın 127. maddesinin beşinci fıkrasının
öngördüğü idari vesayet, merkezden yönetimin yerel yönetimler üzerinde yapabileceği
ve yasa ile düzenlenmesi gereken bir denetim yetkisidir. Ancak bu yetki,
sınırsız ve takdire bağlı olmayıp ‘…mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü
ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması,
toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması…’ amaçlarına yöneliktir. Ayrıca, idari vesayet yetkisi,
merkezden yönetimin elinde sadece salt ve biçimsel bir denetim ve otorite
aracı olarak düşünülemez. Bu yetki, aynı zamanda demokratikleşme sürecinde
yerel planda katılımcı yönetimi sosyal hukuk devleti anlayışı doğrultusunda
geliştirici, toplumsal dayanışmayı güçlendirici, Anayasa’nın öngördüğü
temel hak ve özgürlüklere saygı bilincini yüceltici, çağdaş ve uygar bir
eğitim yöntemi olarak da değerlendirilmelidir…” denilmektedir. (Any. Mah.nin 22.6.1988 tarih
ve E.1987/18, K.1988/23 sayılı kararı; AMKD.,
Sayı:24, S.334-335.) Aynı maddeyi yorumlayan bir başka Anayasa Mahkemesi
kararında da “…Burada yerel yönetimlerin özerkliği ile yönetimin bütünlüğü
ilkesi çerçevesinde idari vesayet yoluyla bir denge kurulduğu
gözlenmektedir… beşinci fıkra hükmü, merkezi
yönetimin yetkilerini ayrıntıya varan bir titizlikle düzenlerken,
merkezi-yerel yönetim ilişkisinde dengenin iki yönetimden herhangi birinin
lehine bozulmasını önlemek istemiştir. Böylece yerel yönetim-merkezi
yönetim ilişkisinde bir dengeyi zorunlu gören Anayasakoyucu,
yerel yönetimlere özerklik tanırken merkezi yönetime de onlar üzerinde bir
denetim yetkisi vermiştir…” şeklinde bir değerlendirme yapılmaktadır. (Any.Mah.nin 26.9.1991 tarih ve E.1990/38, K.1991/32
sayılı kararı: AMKD., Sayı:27, Cilt:2, S. 550)
Anayasa Mahkemesi’nin bir başka kararında da “… içerik yönünden yapılan yargısal denetimde, yasanın aykırı
olduğu ileri sürülen Anayasa maddelerinin ve bu maddelerle ilişkisi bulunan
Anayasa ilkelerinin de geniş bir yorumlama süzgecinden geçirilmesi
zorunludur. Özellikle yasanın, Anayasanın ruhuna aykırı olduğu ileri
sürülüyorsa, bu kez sayıları sınırlı birkaç Anayasa madde ve ilkesinin
değil, Anayasanın tümünün yorumlanması gerekir…” denilmektedir. (Any.Mah.nin 17.7.1990 tarih ve E.1990/1, K.1990/21
sayılı kararı; AMKD., Sayı:26, S.324.)
2. Anayasa
Mahkemesi’nin 18.1.2007 tarih ve E.2005/32, K.2007/7 sayılı kararında da
“…merkezi idarenin yerel yönetimler üzerinde vesayet yetkisini kullanıp
kullanmayacağı yasakoyucunun takdirine bırakılmamış,
bu zorunlu kılınmıştır. Ayrıca anılan fıkrada (Any.Md. 127/5) idari
vesayet yetkisinin, hukuka uygunluk denetiminin yanında yerindelik denetimini
içerir şekilde düzenlenebileceği de öngörülmüştür…” denilerek, vesayet
denetiminin hem hukuka uygunluk hem de yerindelik denetimi olarak mutlak
kullanılması gereken bir yetki olduğu ve bu yetkinin kullanılıp
kullanılmayacağı konusunda yasakoyucunun bir
takdir hakkının bulunmadığı şeklinde bir yoruma ulaşıldığı görülmektedir.
Mahkeme, bu gerekçelerle, 22.2.2005 tarih ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi
Kanunu’nun 15. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Vali, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine idari
yargıya başvurabilir.” şeklindeki kuralın iptaline karar vermiştir.
Benzer şekilde ve aynı gerekçelerle Anayasa
Mahkemesi’nin 4.2.2010 tarih ve E.2008/28, K.2010/30 sayılı kararıyla (R.G.
21.6.2010, S.27619), 10.7.2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun 14. maddesinin beşinci fıkrasındaki “Mülki idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine on gün
içinde idari yargı mercilerine başvurabilir.” şeklindeki kuralın; 4.2.2010 tarih ve E.2008/27,
K.2010/29 sayılı kararıyla (R.G. 21.6.2010, S.27619), 3.7.2005 tarih ve
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 23. maddesinin beşinci fıkrasındaki “Mülki idare amiri hukuka aykırı
gördüğü kararlar aleyhine idari yargıya başvurabilir.” şeklindeki
kuralın iptaline karar verilmiştir.
Vesayet denetiminin yargısallık denetimine dönüştürülmesi
Anayasa’nın işaret edilen kurallarına uygun düşmediği gibi, bu düzenlemeyle
merkezi idare-mahalli idare birimleri arasında “idarenin bütünlüğü” ilkesi
gereğince olması gereken “uyum içinde ve düzenli çalışma” hedefi, çekişme
ve davacı-davalı olarak idari yargı organı önünde hesaplaşma gibi
Anayasa’nın asla öngörmediği bir sonuca yol açacak, gerçekleşmeyecektir. Merkezi idareye ait olması gereken idari vesayet
denetimi idari yargı organına devredilerek, asgari düzeye çekilmiştir. Çünkü, bu yöntemle, mahalli idare birlikleri kararlarına
karşı sadece “hukuka aykırılık” iddiasıyla dava açma yetkisinin
tanınmasıyla, söz konusu kararların isabet ve yerindeliği üzerinde olması
gereken vesayet denetimi yetkisi bu şekilde ortadan kaldırılmıştır.
3. Açıklanan nedenlerle ve bu konuda istikrar
bulmuş olan önceki Anayasa Mahkemesi kararlarından dönülmesini gerektiren
bir durum olmadığı değerlendirmesiyle, 5302, 5216 ve 5393 sayılı
kanunlardaki iptal edilen düzenlemelerin bir benzeri mahiyetindeki “Karara karşı, ülke düzeyinde kurulan birlikler
ile başkanı vali veya vali yardımcısı olan birliklerde İçişleri Bakanlığı,
diğerlerinde ise valiler veya hakkında kişi borcu çıkarılanlar on gün
içinde idari yargıya başvurabilirler.” şeklindeki 5355 sayılı Kanun’un
22. maddesinin ikinci fıkrasındaki kuralın iptali gerektiği kanaatine
vardığımdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|