|
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2011/4185
Karar
No: 2011/4686
Mahkemesi: Karahallı Kadastro
Mahkemesi
Tarihi: 4/6/2010
Numarası:
2009/11-2010/3
Davacı: Kiraz Demirlek
Davalı: Sabiha Telef,
İzzet Yüksel
YARGITAY İLAMI
Taraflar
arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca
incelenmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro
sırasında 249 ada 70, 72 ve 73 parsel sayılı yüzölçümleri tutanaklarında
yazılı taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı
zilyetliğine dayanılarak, 249 ada 70 parsel sayılı taşınmaz davalı İzzet
Yüksel adına, 249 ada 72 ve 73 parsel sayılı taşınmazlar davalı Sabiha
Telef adına tespit edilmiştir. Davacı Kiraz Demirlek
adına tespit edilen dava dışı 249 ada 71 parsel sayılı taşınmazın
yüzölçümünün eksik tespit edildiğini öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece
249 ada 70 ve 72 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davanın feragat
nedeniyle reddine, 249 ada 73 parsel sayılı taşınmaza yönelik davanın
kabulüne, 249 ada 73 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından
düzenlenen 20/4/2010 tarihli haritada (A) harfi
ile gösterilen 55,07 m2yüzölçümündeki
bölümünün davacı Kiraz Demirlek adına, geriye
kalan 948,23 m2yüzölçümündeki
bölümünün davalı Sabiha Telef adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm,
taraflarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tüzüğü uyarınca yöntemine uygun
şekilde tebliğ edildiği halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir.
Adalet
Bakanlığının yazılı emir talebinde yer alan dava konusu tüm taşınmazlar
hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, 249 ada 70, 71
ve 72 parsel sayılı taşınmazlar hakkında tescil hükmü kurulmadan sadece 249
ada 73 parsel sayılı taşınmaz hakkında karar verilmesi usul ve yasaya
aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi
istenilmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2011 tarih ve 2011/184179 sayılı Tebliğnamesi ile HUMK'nun
427/6 maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması talep edilmiştir.
Kadastro hakimi infazı mümkün ve doğru sicil oluşturmak
zorundadır. Mahkemece dava konusu 249 ada 70 ve 72 parsel
sayılı taşınmazlar yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar
verildiğine göre, 249 ada 70 ve 72 parsel sayılı taşınmazlar hakkında
tescil hükmü kurulmamış olması isabetsiz olduğu gibi, dava konusu olmayan
249 ada 71 parsel sayılı taşınmazın tutanak aslının tespit gibi tescil
işlemi yapılmak üzere Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerekirken,
249 ada 71 parsel sayılı taşınmaz hakkında olumlu veya olumsuz karar
verilmemesi dahi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi
yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün HUMK'nun
427/7. maddesi hükmüne göre BOZULMASINA, karardan bir örneğinin Cumhuriyet
Başsavcılığına, bir örneğinin de Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere T.C.
Adalet Bakanlığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 7/7/2011
gününde oybirliği ile karar verildi.
—— • ——
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2011/4184
Karar
No: 2011/4687
Mahkemesi: Bingöl Kadastro Mahkemesi
Tarihi: 14/6/2007
Numarası:
2007/52-2007/239
Davacı: Hasan Gümüşboğa
Davalı: Oğuldere Köy Tüzel Kişiliği
YARGITAY İLAMI
Taraflar
arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca
incelenmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro
sırasında dava konusu 110 ada 5 parsel sayılı 31,38 m2yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı
zilyetliğine dayanılarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesi
gereğince çeşme ve arsa niteliğiyle davalı Oğuldere
Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiştir. Davacı Hasan Gümüşboğa tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı
zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 110 ada 5
parsel sayılı taşınmazın davacı Hasan Gümüşboğa
adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarına 7201 sayılı
Tebligat Kanunu ve Tüzüğü uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği
halde yasal süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Adalet
Bakanlığınca dava konusu taşınmazda köyün ortak malı olan çeşme bulunduğu
halde, mahkemece yeterli araştırma yapılmadan, yalnızca davalı Köy Tüzel
Kişiliği adına köy muhtarının beyanı dikkate alınmak suretiyle davanın
kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan
kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi istenilmiş, bunun üzerine
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/6/2011
tarih ve 2011/184175 sayılı Tebliğnamesi ile HUMK'nun 427/6 maddesi gereğince hükmün kanun yararına
bozulması talep edilmiştir.
Mahkemece
davalı Köy Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarının davayı kabulü nedeniyle
davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemece yapılan araştırma ve
soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Köy Tüzel Kişiliğini temsil eden
köy muhtarının davadan feragat veya davayı kabul yetkisi bulunmamaktadır.
Davadan feragat veya kabul gibi usul işlemlerinin geçerli olabilmesi için
Köy Derneğinin bu yönde alınmış bir kararının bulunması ve bu kararın Mülki
Amirlikçe usulen tasdik edilmek suretiyle belgelenmesi gerekir. Bu nedenle
köy muhtarının kabulü hukukça değer taşımaz.
O halde
sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu
tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu
Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden açıkta pay kalmayacak
şekilde getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmaz ya da
taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil
Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise
dava konusu taşınmaz ya da taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava
dışı taşınmazları da çevreleyecek biçimde dıştan komşu taşınmazları da bir
arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro
Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit
tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları
getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon
gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen
maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip
birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen,
elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak
bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır
olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 sayılı Kadastro
Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi
yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, kayıtlarda tarif edilen
sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu
takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman
bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada
ayrı ayrı işaret ettirilmeli, dıştan komşu
taşınmazların tespit tutanağı içeriği, varsa dayanakları kayıtlarda
dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile denetlenmeli, bu yolla dava
konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı
duraksamasız saptanmalı, kaydın kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde
kayıt kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden,
çeşme ve arsa niteliği ile tespit edilen dava konusu taşınmazın köy
halkının ortak kullanımında olup olmadığı, 3402 sayılı Kadastro Kanununun
16/A maddesinde tanımlanan hizmet mallarından olup olmadığı hususunda
yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin
başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında, yerel bilirkişi ve
tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı
bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında
aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz
başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli,
uzman fen bilirkişiden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini
denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı
bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek
sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Mahkemece
böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm
kurulması isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının yazılı emir yoluyla hükmün bozulması istemi yerinde
görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK'un 427/7.
maddesi hükmüne göre ve sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA
BOZULMASINA, karardan bir örneğinin Cumhuriyet Başsavcılığına, bir
örneğinin de Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere T.C. Adalet Bakanlığına,
dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına tevdiine, 7/7/2011 gününde
oybirliği ile karar verildi.
—— • ——
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2011/8434
Karar
No: 2011/8141
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Bakırköy 5. Sulh Hukuk
Mahkemesi
Tarihi: 22/6/2010
Numarası: 2009/850 -
2010/578
Davacı: MAPERE
GENEL SİGORTA A.Ş.
VEKİLİ: AV. FUAT TOPDEMİR
Davalı: TÜRK HAVA
YOLLARI A.O. VEKİLİ : AV. BURCU GÜLER
Taraflar
arasında görülen davada Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen
22.6.2010 tarih ve 2009/850 - 2010/578 sayılı kararın Yargıtayca
incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmiş ve temyiz
dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için
Tetkik Hakimi Numan Acar tarafından düzenlenen
rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma
tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği
görüşülüp, düşünüldü:
Davacı
vekili, müvekkili tarafından emtia nakliyat sigorta poliçesiyle
sigortalanan 2.080 kg yedek parça emtiasının davalı tarafça Hollanda'dan
Türkiye'ye havayoluyla taşındığını, taşıma esnasında emtiada oluşan hasar
bedelinin sigortalıya ödendiğini ve 349,60 TL asıl alacağın rücuen davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine
davalı itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve %
40'dan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve
dava etmiştir.
Davalı
vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece,
iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taşıma
esnasında emtiada oluşan hasarın tazmininin gerektiği gerekçesiyle davanın
kabulüne, itirazın iptaline ve %40 oranında icra inkar
tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, kesinleşmiş bu karar
aleyhine Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması talebinde bulunulmuştur.
Dava, TTK'nun 1301. maddesine dayalı alacak için başlatılan
icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece,
yazılı gerekçeyle dava kabul edilerek icra inkar
tazminatına da hükmedilmiştir. Oysa, davaya konu alacak tazminata ilişkin
olduğundan ve tazmini gereken gerçek bedelin mahkemece saptanması
gerekeceğinden tazminat alacağının önceden belirlenebilirlik,
bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit
alacak niteliği taşımadığı kuşkusuzdur.
Bu durum
karşısında, İİK'nun 67. maddesinde belirlenen
koşullar oluşmadığından, davacı tarafın icra-inkar
tazminatı talebinin reddi gerektiği halde kabulü yönünde hüküm kurulması
yasaya aykırı bulunduğundan kanun yararına bozma isteğinin kabulüne karar
vermek gerekmiştir.
SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HUMK'nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma
isteğinin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
kararın bir örneğinin aynı maddenin son fıkrası uyarınca gereği yapılmak
üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilmesine, 4/7/2011
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
|