|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/58
Karar Sayısı: 2011/52
Karar Günü: 17.3.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…yirmi yıl önce
ölmüş …” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
Davacı tarafından açılan tapu iptal ve tescil
davasında, itiraz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme, iptali ve yürürlüğünün durdurulması için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davalı
taraf TMK 713/2. maddesindeki dava dayanağı olan kısmın Anayasaya aykırı
olduğu konusunda her hangi bir iddiası olmamıştır.
Anayasaya
aykırılığı iddia edilen madde:
4721
sayılı Kanun 713/2. maddesinde: Aynı koşullar altında, maliki tapu
kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş
ya da gaiplik kararı verilmiş bir kimse
adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca
olmayan bir parçasının zilyetidi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya
bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar
verilmesini isteyebilir.
Tescil
davası hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik
gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.
Anayasaya aykırılık iddiası:
Anayasanın 35. maddesine
aykırılık iddiası:
TMK
hükümlerine göre mülkiyet hakkı sahibine mülkiyete yapılacak saldırıları
önleme ve temin etme hakkı sağlamaktadır.
Önleme
davaları ise hiçbir süreye tabi değildir.
Ölümden
itibaren 20 yıl geçmekle mülkiyet hakkının sona erdiğinin belirtilmesi
Anayasanın 35. maddesinde belirtilen herkes mülkiyet ve miras hakkına
sahiptir.
Bu haklar ancak kamu yararı amacı ile kanun
ile sınırlanabilir.
Mülkiyet
hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
Hükmüne
aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasanın
35. maddesi mülkiyet hakkının sınırlanabileceğinden belirtmekte, ancak
tamamen ortadan kaldırılmasına olanak sağlayan bir düzenleme
getirmemektedir.
Anayasa
Mahkemesinin 10/04/2003 tarih, 112/33 sayılı kararında da mülkiyet
haklarının belirli bir süre geçmekle sone ermeyeceğine karar verdiğine göre
TMK 713 deki 20 yıllık süre geçmekle mülkiyet hakkının sone erdirilmesi
Anayasanın 35. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasanın 2. maddesine
aykırılık iddiası:
Tapuda
muris adına kayıtlı olan ve mülkiyetin ve miras hakkının temel haklardan
birisi olduğu Anayasada belirtildiği için bir hakkın sırf tapuda intikal
yapılmadı diye belirli bir süre sonra sona erdiğinin kabul edilmesi de Anayasanın
2. maddesinde belirtilen Hukuk devleti ile bağdaşmamaktadır.
Mülkiyet
hakkının içerik ve sınırlarını belirleme yetkisi yasalara verilmiş ise de
bu yetkisi sınırsız değildir.
Hukuk
devletinin genel ilkelerinden biri de mülkiyet hakkının zaman ötesi
niteliğidir.
Başka
bir anlatımla, mülkiyet hakkının zaman aşımına uğramamasıdır.
Bu
nedenle TMK ve BK tarafından bir taşınmazın malik, zilyet ve mirasçılarına
tanınmış olan hakların hak sahiplerince 20 yıl boyunca kullanılmaması, o
kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kesmiş olsa bile o taşınmazla
aralarında ki hukuksal ilişkinin belli bir süre sonra sona erdiği anlamına
gelmez.
Devletin
kazanılmış haklara saygılı olması ve kişilerin temel haklarını koruyucu
düzenlemeleri yapması gerekir.
TMK
daki bu düzenleme belirlenen bu ilkeye taban tabana zıt bir durum
oluşturduğundan ve TMK 713/2 deki bu hüküm hakkın özünü ortadan
kaldırdığından Anayasanın 2. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 13. maddesine
aykırılık iddiası:
Anayasanın
13. maddesi temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir bu sınırlamalar Anayasanın sözüne, ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmektedir.
Mülkiyet
hakkının 20 yıl geçmesi ile sona ereceğine dair Anayasada bir hüküm
bulunmamaktadır.
20
yıllık süre Anayasada belirtilen sebepler arasında olmadığından TMK 713/2.
deki bu hüküm Anayasanın 13. maddesine de aykırıdır.
Anayasanın 36. maddesine
aykırılık iddiası:
Anayasanın
36 maddesine göre herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile
yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.
Hiç
bir bedel ödenmeden hakkın kaybına imkan sağlayan 713/2 deki bu hüküm
Anayasanın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına
da aykırılık teşkil etmektedir.
Davanın
Anayasa Mahkemesinde sonuçlanması zaman alacağı ve görülmekte olan
davaların bu süre içinde sonuçlanma ihtimali nedeni ile yürürlüğün de
durdurulması istenmelidir.
HÜKÜM
Gerekçede
açıklanan nedenlerle;
1-
Yürürlüğünün durdurulması istemi ile MK 713/2. maddesinde belirtilen 20 yıl
önce ölmüş ibaresinin Anayasanın 2, 10, 13, 35 ve 36. maddelerine aykırı
olduğu düşünüldüğünden konunun Anayasa Mahkemesine götürülmesine.
2-
Kararın ekine dosyanın onaylı bir suretinin eklenmesine.
3-
Anayasa Mahkemesinin konu ile ilgili karar vermesi için yasal sürenin
beklenmesine karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi de içeren 713. maddesi şöyledir:
“MADDE 713.- Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı
davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla
zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir
payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini
isteyebilir.
Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden
anlaşılamayan veya yirmi yıl önce
ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı
bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir
parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı
üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini
isteyebilir.
Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel
kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı
açılır.
Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve
ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa
ilan olunur.
Son ilandan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki
koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da
itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim
tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların
gerçekleştiği anda kazanılmış olur.
Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi
adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler.
Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği,
yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen
teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
10., 13., 35. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 9.9.2009 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz
yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa
kuralları ile sınırlı tutulmuştur.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721
sayılı Türk Medenî Kanunu(TMK.)’nun 713.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…yirmi yıl önce ölmüş…” ibaresinin
Anayasa’ya aykırılığını ileri sürerek iptalini istemektedir. Ancak davada
uygulanacak olan “…yirmi yıl önce…” ibaresi, itiraz konusu kuralın da yer
aldığı TMK.’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında
bulunan ve iptal istemi dışında kalan “…hakkında gaiplik kararı verilmiş…”
bölümü yönünden de uygulanması söz konusu olan ortak bir kuraldır.
Bu nedenle, 22.11.2001 günlü, 4721
sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
“...yirmi yıl önce ölmüş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin, ibarede
yer alan “...ölmüş...” sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına, 17.3.2011
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, Türk Medenî Kanunu’nun, mülkiyet
hakkı sahibine mülkiyete yapılacak saldırıları önleme ve temin etme hakkı
sağladığı, önleme davalarının hiçbir süreye tabi olmadığı, tapuda muris
adına kayıtlı olan taşınmazın mülkiyet hakkının sırf tapuda intikal
yapılmadı diye yirmi yıl süre geçmekle sona erdirilmesinin hukuk devleti
ilkesi ile bağdaşmadığı, mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramadığı,
devletin kazanılmış haklara saygılı olması ve kişilerin temel haklarını
koruyucu düzenlemeler yapması gerektiği, kuralın hiçbir bedel ödenmeden hak
kaybına imkan sağladığı belirtilerek, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
4721 sayılı TMK.’nun 713.
maddesinde, olağanüstü zamanaşımı ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının
şartları düzenlenmiştir. Maddenin itiraz konusu sözcüğün
de yer aldığı ikinci fıkrasında; maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya
yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına
kayıtlı bulunan taşınmazın tamamına veya bölünmesinde sakınca olmayan bir
parçasına davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla
zilyet olan kişinin, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı
üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini
isteyebileceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukukun evrensel ilkelerine saygı duymak hukuk
devleti olmanın gereğidir.Kazanılmış haklara saygı ilkesi de hukukun genel ilkeleri ve
hukuk devleti kavramı içerisinde yer alır. Bu ilkenin temel amacı
bireylerin hukuk güvenliğini sağlamaktır.
Kişilerin, devlete güven duymaları, maddî ve manevî
varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden
yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün sağlandığı bir
hukuk düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu
hukuk güvenliği, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir.
Anayasa’nın 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak
kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilerek, mülkiyet ve
miras hakları Anayasal bir kurum olarak güvence altına alınmıştır.
Temel bir insan hakkı olan mülkiyet
hakkı bireyin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Eşya
üzerindeki hâkimiyet bir yönüyle bireye devletin müdahale edemeyeceği özel
bir alan yaratırken, diğer taraftan emeğinin karşılığını güvence altına
almakla bireye kendi hayatını yönlendirme ve geleceğini tasarlama olanağı
sunmaktadır. Bu nedenle birey özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında yakın
bir ilişki vardır. Temel bir hak olan miras hakkı ise iki yönlüdür. Miras
bırakan yönünden mirasının kendinden sonrakilere geçmesini ve ölüme bağlı
tasarrufta bulunabilmeyi, mirasçılar yönünden ise murisin miras yoluyla
bıraktığı malvarlığına sahip olma yetkisini kapsar.
Kural olarak tapuya kayıtlı bir taşınmazın tamamı,
bir payı veya bölünebilir bir parçasının olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı
yoluyla edinilebilmesi mümkün değildir. 4721 sayılı Yasa’nın “Taşınmazlarda karine” başlıklı 992.
maddesinde; “Tapuya kayıtlı
taşınmazlarda, hak karinesinden ve zilyetlikten doğan dava açma hakkından
yalnız adına tescil bulunan kimse yararlanır...” denilerek, tapuya
kayıtlı olan taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması
önlenmektedir. 575. maddede ise mirasın, mirasbırakanın
ölümü ile açılacağı, 599. madde hükmüne göre de mirasçıların, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun
gereğince kazanacakları belirtilmektedir. 705. maddenin ikinci fıkrası
uyarınca da mirasçılar, mirasbırakanın bıraktığı
taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkına tescilden önce sahip olmaktadırlar.
İtiraz konusu sözcük uyarınca; tapu sicilinden
malikinin kim olduğu anlaşılmakla birlikte yirmi yıl önce ölmüş bir kimse
adına kayıtlı taşınmazın tamamını veya bölünmesinde sakınca olmayan bir
parçasını davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla
zilyetliğinde bulunduran kişinin, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir
payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini
isteyebileceği öngörülmekte, mülkiyet bu koşulların gerçekleştiği anda
kazanılmış olmaktadır. Zilyet
tarafından mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilebilmesini
isteyebilmek için maddede belirtilen koşullar yanında mirasçıların,
olağanüstü zamanaşımının tamamlanmasından önce açıklayıcı tescil
yaptırmamış olmaları da gerekmektedir.
Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi
halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz
üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü
ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar.
Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının “zamanötesi”
niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır.
Bu nedenle, Medenî Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına
tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması,
o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş
olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği
anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen
kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet
hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu
sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını
tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması,
mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik
ilkelerini de ihlal etmektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu “...ölmüş...”
sözcüğü Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
İtiraz konusu sözcük Anayasa’nın 2. ve 35.
maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden, ayrıca Anayasa’nın 10., 13. ve 36. maddeleri yönünden incelenmesine gerek
görülmemiştir.
VI-
İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKSİ
2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29.
maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer
kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da
Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan “...ölmüş...” sözcüğünün iptali nedeniyle uygulanma
olanağı kalmayan iptal edilen sözcükten sonra yer alan “...ya da...”
sözcüğünün de, 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince
iptali gerekir.
VII-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı
Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
“...ölmüş...” sözcüğü, 17.3.2011 günlü, E. 2009/58, K. 2011/52 sayılı
kararla iptal edildiğinden, bu sözcüğün, uygulanmasından doğacak sonradan
giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal
kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı
güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 17.3.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
VIII-
SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin
ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 22.11.2001 günlü,
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan “...ölmüş...” sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
3- 4721 sayılı
Kanun’un 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “...ölmüş...”
sözcüğünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan iptal edilen
sözcükten sonra yer alan “...ya da...” sözcüğünün de, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29.
maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
17.3.2011 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|