|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2008/35
Karar Sayısı :
2011/65
Karar Günü :
14.4.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (Cumhuriyet
Halk) Partisi TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal
KILIÇDAROĞLU ile Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU: 26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
2. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanunu’na eklenen Geçici 4. Madde’nin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 8.,
10., 11., 45. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren
11.4.2008 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
26.03.2008 tarih ve 5751 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 2 nci Maddesi ile 5403 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 4’ün
Anayasa’ya Aykırılığı
İptali istenen geçici 4 üncü madde ile, 11.10.2004
tarihinden önce gerekli izni almadan tarım arazilerini tarım dışı kullanıma
açan özellikle bir yabancı şirket ya da varsa belirli şirketlere ilişkin,
tarım arazilerinde kurulu kimi sanayi tesislerine, izin, onay ve
ruhsatlarının yargı kararıyla iptal edilip edilmediğine bakılmaksızın
üretim etkinliklerini 5578 sayılı Kanunun yayımı tarihinden itibaren toplam
3 yıl sürdürme olanağı getirilmiştir.
Böylece, izin, onay ya da ruhsatı yargı kararı ile
iptal edilerek hukuksal dayanaktan yoksun kalan sanayi tesislerine yasal
geçerlilik tanınıp yargı kararları etkisiz kılınmaktadır.
Tarım arazilerinin tarım dışı kullanıma açılması
konusunda 1998 yılından günümüze kadar olan süreç içinde yaşanan birtakım
olaylar incelendiğinde iptali istenen kuralla yapılan düzenlemenin gerçek
amacının; yargı kararlarını etkisiz kılmak olduğu, “yasaların genelliği”
ilkesine aykırı olarak belli bir firmayı (Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret
A.Ş’ni) hedef alıp, kamu yararı yerine bu firmanın çıkarlarını gözetilmesi
olduğu görülecektir.
Geçici 4 üncü madde ile yapılan düzenlemenin gerçek
amacının bütün açıklığı ile ortaya konulabilmesi açısından yukarıda
yaşandığı belirtilen olayların kronolojik bir sıra içinde aşağıda bir kere
daha açıklanmasında yarar görülmüştür.
Bursa ili, Orhangazi ilçesi, Gemiç Köyü, Karapınar
Mevkiinde yer alan mülkiyeti Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’ne ait,
üzerinde mısır işleme tesislerinin bulunduğu toplam 212.240 m2
büyüklüğündeki alan, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Tarımsal
Niteliği Korunacak Özel Mahsul Alanı” olarak belirlenmiştir. Bu Plana
dayalı olarak yapılan Bursa, Orhangazi, Gemiç, Gürle H.22-61 paftadaki 6
parselden oluşan ve 19.12.1990 onay tarihli 1/25.000 ölçekli İznik Gölü
Çevre Düzeni Planında da, “tarımsal niteliği korunacak alan-sulama alanı ve
uzun mesafeli koruma alanı”nda kalan taşınmazın “tarımsal sanayi amaçlı
Nişasta Fabrikası alanı”na dönüştürülmesi için 1/25.000 ölçekli İznik Gölü
Çevre Düzeni Planında değişiklik yapılmasına ilişkin 14.8.1998 günlü
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı işleminin iptali için açılan davada,
Danıştay 6.Dairesince verilen 7.11.2000 gün ve E.1998/6071, K.2000/5507
sayılı kararın davanın esastan reddine ilişkin kısmı, Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulunun 14.9.2001 gün ve E.2001/267, K.2001/627 sayılı
kararıyla bozulmuş ve bu kararın düzeltilmesi istemi de. Danıştay İdari
Dava Daireleri Genel Kurulunun 31.5.2002 günlü, E.2002/11, K.2002/478
sayılı kararıyla (Ek.1) reddedilmiştir. Bunun üzerine Danıştay 6.
Dairesinin bozma kararı doğrultusunda verdiği 26.11.2002 gün ve
E.2002/4839, K.2002/5652 sayılı kararıyla (Ek.2) söz konusu plan
değişikliği işlemi iptal edilmiştir.
Bursa ili, Orhangazi ilçesi Gemiç ve Gürle köyleri
mevkiinde yer alan 1310, 1318 parselleri kapsayan 194.072 m2’lik alanda
CARGİLL Firmasının nişasta fabrikası kurmasına imkan veren Başbakanlık
Yüksek Planlama Kurulu’nun 9.12.1997 gün ve 97/T-89 sayılı kararı ve 1/1000
ölçekli mevzi imar planı yapılmasına ilişkin Bursa Valiliği İl İdare
Kurulunun 30.4.1998 günlü 1998/4.118 sayılı işlemi ile söz konusu yerde
nişasta fabrikası yapımı için verilen 17.6.1998 gün ve 12/79 sayılı inşaat
ruhsatı ise, Bursa 2. İdare Mahkemesinin 8.11.2004 günlü, E.2004/990,
K.2004/1560 sayılı kararıyla iptal edilmiştir (Ek.3).
Yine önceki 1310 - 1318 sayılı parselleri, yeni
1634 parsel sayılı taşınmazda Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.
tarafından nişansa fabrikası kurulmasına imkan veren 1/1000 ölçekli mevzi
imar planının onanmasına ilişkin Bursa Valiliği İl İdare Kurulunun
28.12.1999 günlü, 1999/4.371 sayılı işlemi ile söz konusu yerde nişasta
fabrikası yapımı için verilen 25.2.2000 gün ve 16/06 sayılı inşaat ruhsatı
da, Bursa 2. İdare Mahkemesinin 8.11.2004 günlü, E.2004/1127, K.2004/1561
sayılı kararıyla iptal edilmiştir. (Ek.4)
İdari Yargının bu kararlarından sonra söz konusu
alan, Endüstri Bölgesi Koordinasyon Kurulu kararı ve Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı işlemine dayanılarak 4737 sayılı Özel Endüstri Bölgeleri Kanununa
22.6.2004 tarih ve 5195 sayılı Kanunun 8 nci maddesiyle eklenen geçici 2
nci maddesi uyarınca 5.7.2005 tarihli ve 25866 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 5.5.2005 tarihli ve 2005/8944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile
“Özel Endüstri Bölgesi” olarak ilan edilmiştir (Ek.5). Buna dayalı olarak
Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin başvurusu üzerine bölgeye ilişkin
olarak hazırlanan ve Gemlik Belediye Meclisinin 8.8.2005 günlü ve
2005/M-178 sayılı kararıyla kabul edilen 1/1000 ölçekli mevzi imar planı,
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisinin 10,10.2005 günlü, 540 sayılı kararıyla
plan notlarının 14. maddesinin değiştirilmesi suretiyle tasdik edilmiş ve
11.10.2005 - 10.11.2005 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Kesinleşen bu plana göre de, Tarımsal Niteliği Korunacak Alan iken yukarıda
açıklanan Bakanlar Kurulu Kararıyla Özel Endüstri Bölgesi ilan edilen alan
içindeki taşınmazlar üzerine Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş adına özel
endüstri bölgesi kullanım amaçlı 15.2. 2006 günlü ve 2006-02 sayılı yapı
ruhsatı düzenlenmiştir.
Danıştay 10. Dairesinin 8.2.2006 günlü ve
E.2005/6613 sayılı kararı ile; Bursa İli, Orhangazi İlçesi, Gemiç Köyü,
Karapınar Mevkiinde H22.b.06.c.2.A ve H22.b.06.b.3. D pafta 1634 parsel,
H22.b.06.c.B pafta 36 parsel ile H22.b.06.b pafta 1311, 1312, 1313, 1317
parsellerde yer alan Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait mısır
işleme tesislerinin bulunduğu toplam 212.240 m2
büyüklüğündeki alanın <<Özel Endüstri Bölgesi>> olarak ilan
edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının yürütülmesinin durdurulmasına
karar verilmiş (Ek.6) ve bu karara karşı yapılan itiraz da, Danıştay İdari
Dava Daireleri Kurulunun 23.6.2006 günlü ve E.2006/447 sayılı kararı ile
reddedilmiştir. (Ek.7)
Öte yandan, Danıştay 6. Dairesinin 14.06.2006 gün
ve E.2006/2467 sayılı kararıyla (Ek.8) Bursa, Gemlik, Gemiç Köyü, H22-B06c
pafta, 1660 sayılı parselin bulunduğu alanda yapılan ve 12.06.2005 günü
onaylanan 1/25.000 ölçekli İznik Gölü Çevre Düzeni plan değişikliği için
yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da
Danıştay 6. Dairesinin 12.10.2006 gün ve YD. İtiraz No:2006/1108 sayılı
kararıyla reddedilmiştir (9).
Yine, Bursa 3. İdare Mahkemesinin 31.05.2006 günlü
ve E.2006/1138 sayılı kararıyla da Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş
adına düzenlenen 15.02. 2006 günlü ve 2006 - 02 sayılı yapı ruhsatı ile bu
ruhsatın dayanağı 1/1000 ölçekli uygulama imar planının yürütülmelerinin
durdurulmasına karar verilmiş (Ek.10) Bursa 3. İdare Mahkemesinin
12.09.2006 günlü ve E.2006/1138, K.2006/1464 sayılı kararıyla da dava
konusu işlemler iptal edilmiştir. (Ek.11)
İptali istenen düzenlemenin ise belli bir kişiyi,
Cargill Sanayi ve Ticaret A.Ş. yi ve bu şirketin faaliyetlerine yasal
dayanak sağlamayı hedeflediğini, yukarıda sözü edilen gelişmeler açıkça
ortaya koymaktadır.
Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait alanın
tarım dışı amaçla kullanılmasının önünü açabilmek; bu amaca ulaşılabilmesi
için yapılan bütün düzenleme ve işlemlerin, bu bağlamda söz konusu alanda
nişasta tesislerinin kurulmasına imkan veren tüm plan değişiklikleri ile
nişasta fabrikası yapımı için verilen yapı ruhsatlarının, kullanım
izinlerinin ve söz konusu alanın “Özel Endüstri Bölgesi” olarak ilan
edilmesine dair Bakanlar Kurulu Kararının iptaline ilişkin bağımsız Türk
yargısının kararlarını etkisiz kılmak üzere önce 31.1.2007 günlü, 5578
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun çıkarılmış ancak Anayasa Mahkemesi’nin 19.2.2007 tarih ve
E.2007/18, K. 2007/9 (Yürürlüğü Durdurma) sayılı Kararı ile; bu “Kanun’un 6 ncı maddesiyle 3.7.2005
günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen
geçici 3. maddenin, Anayasa’ya aykırılığı konusunda güçlü belirtiler
bulunduğu ve uygulanması halinde sonradan giderilmesi güç veya olanaksız
durum ve zararların doğabileceği gözetilerek ESAS HAKKINDA KARAR
VERİLİNCEYE KADAR YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA “ karar verilmiştir.
Bursa 3.İdare Mahkemesi 14.3.2008 günlü ve
E.2007/1338, K.2008/173 sayılı kararı (Ek.12) ile;
“…1/100.000 ölçekli 2020 yılı Bursa Çevre Düzeni
Planında “Tarımsal Niteliği Korunacak “Özel Mahsul Alanı”nda kalan
uyuşmazlık konusu Bursa İli, Orhangazi İlçesi, Gemiç Köyü, Karapınar mevkii
H22b06C pafta, 1660 parsel numarasında kayıtlı 212.511,48 m2
yüzölçümlü taşınmazın, Anayasa Mahkemesince 19.2.2007 tarihinde yürürlüğü
durdurulan 5578 sayılı Yasanın 6. maddesi ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Hakkında Kanuna eklenen Geçici 3.maddesine istinaden tarım
dışı amaçla kullanılmasının uygun görülmesine ilişkin dava konusu 20.2,2007
günlü ve 4885 sayılı Bursa Valiliği İl Tarım Müdürlüğü işleminde hukuka
uyarlık bulunmamaktadır”
denilerek söz konusu işlemin iptaline karar
verilmiştir.
Bunun üzerine, iptali istenen düzenlemeyi getiren
26.03.2008 tarih ve 5751 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile
Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun çıkarılmıştır.
Görüldüğü üzere, yapılan ve iptali istenilen
düzenlemenin tek amacı, Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş. için çoktan
tükenmiş olan iç hukuk yollarına ısrarla bir yenisini eklemektir.
Hukuk Devleti olabilmenin göstergelerinden biri de
yasalarda “genellik” ilkesine uyulmasıdır. <<Yasaların genelliği>>
ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi
hedef almayan, aynı statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini
zorunlu kılar (Anayasa Mahkemesi’nin 20.11.1996 günlü, E.1996/58, K.1996/43
sayılı kararı).
Bu nedenle burada yasakoyucunun, belli bir kişiye
ve belli geçici bir duruma özgü bir düzenlemeyi gerçekleştirerek yasaların genelliği
ilkesinden ayrılmış olduğunu ve yapılan düzenlemenin bu nedenle Anayasanın
2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı
kuşkusuzdur.
5578 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeden farklı
olarak iptali istenen kuralda yer verilen “tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise” ibaresi ile neyin
kastedildiği ise belirsizdir.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği
sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda <<belirlilik>> ve öngörülebilirlik
gerektirir. Hukuk devletinde yargı denetiminin sağlanabilmesi için
yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir
zorunluluktur.
Dava konusu geçici 4 üncü madde hükümleri arasına
serpiştirilen “...tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise...”, ya da
“...hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması...” (üzeri betonla, ya da
binayla kaplı olan 1. sınıf tarım alanı için toprak koruma projesi
yapılmasının mümkün olamayacağı açıktır) gibi ekler, yasa hazırlanırken
gerçek amacın üzerini örtecek kılıfların da hazırlanmaya çalışıldığının
açık bir göstergesidir.
Bu durumda, iptali istenen kural belirlilik, genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımaması nedeniyle hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmadığından Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir.
Bağımsız Türk Yargısının kararlarının uluslararası
baskılar ile ortadan kaldırılmasının bir sermaye şirketinin lehine,
Osmanlı’daki kapitülasyonları anımsatırcasına özel yasa yapmanın her şeyden
önce hukuk devleti ve yasama organının saygınlığına gölge düşüreceği açık
olduğu gibi böyle bir düzenleme Anayasa’nın 138 nci maddesi ile de
bağdaşmaz.
Anayasanın 138/4 üncü maddesi gereği, yasama organı
dahil bütün devlet organları “mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu
organlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez”. Aksi taktirde, yargı bağımsızlığı söz
konusu olamaz ve hukuk devletinden de söz edilemez. Yasama organı,
beğenmediği yargı kararlarını, üstelik de geriye yönelik uygulanmak üzere
kanun çıkartıp etkisiz hale getirecekse, elbette ki yargı bağımsızlığı
zedelenecektir (Sabuncu, Yavuz, Anayasaya Giriş, 8. Basım, İmaj Yayıncılık,
Ankara 2002,s.186).
Devlet erklerinin, yürütmenin eyleminin yasa
sınırları içinde kalması yerine, yasanın yürütmenin eylemine uydurulması
şeklinde kullanılmasının, Anayasa’nın Başlangıç Kısmının dördüncü
paragrafında belirtilen kuvvetler ayrılığı ve Anayasanın 2 nci maddesinde
ifade edilmiş bulunan hukuk devleti ve 8 inci maddesinde ifade edilmiş yürütmenin
kanuniliği ilkesi ile bağdaştırılması mümkün olamaz.
Üzerinde durulması gereken bir başka husus da,
iptali istenen kuralın kamu yararı amaçlanarak ortaya konulup
konulmadığıdır.
İptali istenen kuralla yapılan düzenleme,
toprakların durumunun yalnızca mülkiyet gözetilerek ele alındığı; tarımın
en önemli girdilerinden olan toprağın üretim gücünün korunması,
geliştirilmesi ve tarım işletmelerinde optimum parsel büyüklüğü
oluşturulması, arazilerin ekonomik ve ekolojik kazanımlar gözetilerek
planlı kullanım ilkelerinin belirlenmesi gibi durumların dikkate
alınmadığı; yargı kararını etkisiz kılmak suretiyle “yasaların genelliği”
ilkesine aykırı olarak belli bir firmanın (Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret
A.Ş’nin)) hedef alındığı; kamu yararı yerine bu firmanın çıkarlarının
gözetildiği bir düzenlemedir. İptali istenen düzenleme ile, tarım
arazilerinin tarımsal bütünlük aranmadan istenilen amaçlarla kullanılmasına
izin verilmesinin, tarım topraklarının bir daha eski duruma getirilemeyecek
ölçüde elden çıkarılmasına ya da nitelik değiştirmesine yol açacak olması
da, kamu yararıyla bağdaştırılamaz. Bu da düzenlemenin kamu yararını
hedeflemediğinin bir başka göstergesidir.
Yine, gerek yargı kararlarındaki gerekçeler, gerek
bu kararlara dayanak oluşturan bilirkişi raporlarındaki tespitler dikkate
alındığında, Cargill A. Ş. ‘nin İznik Gölü’nü besleyen su kaynaklarını
tükettiği (yıllık asgari 1 milyon m³); tesisin üzerinde kurulu bulunduğu
alanın 1. sınıf tarım arazisi olduğu ve atıklarını Karsak Deresi Yolu ile
Gemlik Körfezi’ne boşalttığı görülecektir. Nitekim, Orhangazi Ovasında
sanayi tesisi yapmak için daha önce başvurmuş olan altı firmanın istemleri;
böyle bir tesise izin verilmesi durumunda tarımsal dokunun tahrip
edileceği, tesisin 90 bin nüfuslu bir kentin su gereksinimi olan 3.500 ton
yer altı suyunu bir günde kullanarak kapalı havzanın su dengesini bozacağı
ve yöredeki 100 bin zeytin ağacının suyunu keseceği, zeytin ağırlıklı bir
coğrafyada mısır işleyen bir tesisin kurulmasının yanlışlığı ve ayrıca söz
konusu alanın İznik Orhangazi sulama projesinin tam ortasında kalması,
İznik Gölü’nü kirleteceği, Sit alanı içinde yer alan Medet ve Karsak
dereleriyle ilgili olarak Koruma Kurulundan izin alınmadığı gerekçeleriyle
reddedilmiştir.
Bu tespitler ile açıklanan gerekçelerde, iptali
istenen yasal düzenlemenin kamu yararına dayanmadığını göstermektedir.
Diğer taraftan, Türkiye İstatistik Kurumu
verilerine göre, Türkiye’de işlenen tarım alanları toplamı 1980 yılında
24,560 milyon hektardan 1990 yılında 24,192 milyon hektara, 2000 yılında
23,033 milyon hektara, 2006 yılında da 22,233 milyon hektara gerilemiştir.
Yani tarım alanları son yirmi beş yılda değişik nedenlerle giderek azalmış
ve yüzde 10 oranında daralmıştır. Buna karşın ülkemiz nüfusu 1980 yılında
44 milyon 737 bin kişi iken, yaklaşık yüzde 60 oranında artmış ve 2006
yılında hepimizin bildiği gibi 71 milyon kişiye çıkmıştır. Aynı dönemde 1 kilometre kare
vatan toprağı başına düşen nüfusu gösteren nüfus yoğunluğu değeri ise 1980
yılında 58 kişi iken, yine yüzde 60 oranında yükselerek 2006 yılında 91
kişiye yükselmiştir. Ancak birim tarım alanı başına düşen nüfus yoğunluğu
yüzde 75 oranında artmıştır.
Bu durum, her geçen gün tarım topraklarının
değerlendiğini, tarım topraklarının beslemek zorunda kaldığı insan sayısı
ise, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de arttığı gerçeğini ortaya
çıkarmaktadır.
Tarihsel süreç içerisinde topraklar üretkenliği
nedeniyle kutsal olarak kabul edilirken, bunu korumanın bir ulusun onuru
olduğu ve kaybedilenin toprak olmayıp temelde ulusal servet olduğu
belirlenmiştir. Çevre ile olan ilişkilerimizde çevreyi bozmak ve
kirletmekten çok onu koruyarak üretimde bulunmaktır. Çünkü doğal kaynak
olan toprakların üretimi hiçbir zaman sonsuz değildir. Temelde topraklar
doğal düzeni bozulmadıkça dünyamıza bereket dağıtan çömert bir kaynaktır.
Toprak tıpkı özgürlük gibidir, elden gitmedikçe bunun kıymeti bilinmez.
Toprak kaynakları ülkemiz insanlarının mevcut
gereksinmelerini karşılayacak yeterli potansiyele sahip olmalarına karşın,
arazi kullanım izlencelerinin yetersizliği, tasarımsız ve izlencesiz
sanayileşme, sağlıksız ve hızlı kentleşme, nüfus artışı, kentsel ve
teknolojik kökenli kimyasal atıkların deşarjı yanında, aşırı tarımsal
ilaçlama ve yapay gübrelerden kaynaklanan toprak kirliliği, yangınlar,
düzensiz turizm yatırımları vb. tarımsal arazi kullanımını giderek
sınırlandırmakta ve sonuçta tarımsal üretim potansiyeli yanında toprağın
diğer doğal işlevlerini düşürmekte ve çevrede şekilsel ve yapısal
bozulmalara neden olmaktadır. Nasıl ki birey ile toplumsal doku arasında
sağlıklı bir dengenin kurulması yasal düzenlemelerle oluşturulmaya
çalışılıyorsa, çevresel ögeler arasında da doğal dengelerin sürekliliği ve
sürdürülebilirliği yaşamsal boyut için zorunludur.
Amaç dışı kullanımlara izin verilmeyen arazilerde
yasal olmayan kullanımlar saptandığında kullanım aşamasına bakılmaksızın,
amaç dışı kullanıcılara karşı kesinlikle ağır yaptırımlar uygulanmalıdır”
(Prof. Dr. Ünal ALTINBAŞ, Tarım Topraklarının Amaç Dışı Kullanımının Çevre
Üzerine Etkisi).
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 212.511,48 m2
yüzölçümlü “Tarımsal Niteliği Korunacak Özel Mahsul Alanı”nda kurulan bir
sanayi tesisinin faaliyetine izin verilmesini öngören bir düzenlemenin;
tarımsal ürün potansiyelini düşüreceğinden, çevrede şekilsel ve yapısal
bozulmalara neden olacağından ve tarım alanlarını azalması sonucunu
doğuracağından kamu yararına dayanmayacağı çok açıktır.
Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak
yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir.
Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir
sınır konumuna getirir. Hiçbir kamu erki, kamu yararının gerçekleşmesini
engelleyici biçimde kullanılamaz. Bir kamu hukuku tasarrufu olan kanunların
partizan ve özel maksatlarla değil, <<kamu yararı>> amacı ile
çıkarılması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş kararlarının da bir
gereğidir.
Kamu yararını gerçekleştirmek ereğiyle yasakoyucu
değişik yolların seçimini siyasi tercihlerine göre yapmakta serbesttir.
Ancak, yasakoyucunun kişisel, siyasi ya da saklı bir amaç güttüğü
durumlarda, yani kamu yararı dışındaki özel ve başka bir amaca ulaşmak için
bir konuyu yasayla düzenlediği durumlarda bir “yetki saptırması” ve giderek
de amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırılığı söz konusu olur.
İptali istenen düzenleme de yukarıda açıklandığı
gibi, bir yetki saptırmasını örneklemekte ve yasama erkinin kamu yararına
değil bir özel çıkarı korumaya, bunun için yargı kararlarının uygulanmasını
engellemeye yönelik olarak kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu durumun
söz konusu işlemi, amaç unsuru bakımından sakatladığı ve Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı bir görünüme
soktuğu ortadadır.
Yasalara, ulusal çıkarlara ve kamu yararına
aykırılığı yargı kararlarıyla hükme bağlanmış olan hukuka aykırı bir
etkinliğin, ilgili kamu yönetimlerince hiç geciktirilmeden durdurulması
kuşkusuz hukuk devleti ilkesinin, Anayasanın 11 ve 138 inci maddelerinin
gereğidir. Söz konusu etkinliklerin sürdürülmesine olanak tanınması ise
Anayasanın 2, 11 ve 138 inci maddelerine aykırı düşer.
Öte yandan iptali istenen düzenleme ile belli bir
yabancı şirket ya da belirli şirketlerin hukuka aykırı durum ve
etkinliklerinin güvence ve koruma altına alınmış olmasının, bu şirketlere
ayrıcalık tanımak anlamına geleceği açıktır.
İptali istenen düzenleme ile, amaç dışı kullanılan
tarım arazilerine, her metre karesi için 5 YTL karşılığında izin verilmesi
de, maddi olanakları uygun olanların bu izinden yararlanabilmesi, uygun
olmayanların ise, yararlanamaması sonucunu doğuracak; bu da maddi
olanakları elverişli olanlarla olmayanlar arasında eşitsizlik yaratacak;
bir başka değişle maddi olanakları elverişli olanlara ayrıcalık
tanıyacaktır.
Böyle bir durumun, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
ifade edilen “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olduğu kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare
makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir. Bu kural, birbiri ile aynı
durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve
toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için
farklı düzenlemeler getirmek eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik olmayıp hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş
olmaz.
Tarım arazilerini tarım dışında kullananlar, yasal
yükümlülükleri olan gerekli izni almayan kişi, kurum ve kuruluşlar
olduklarından aynı hukuki durumda bulundukları açıktır. Bunlar arasında
maddi durumlarına göre ayrıcalık yaratılmasının, hiçbir haklı nedeni
olamaz. Bu nedenle yapılan bu düzenleme Anayasa’nın 10 uncu maddesine de
aykırıdır.
Tarım topraklarının korunması ve doğal özelliklerine
uygun tasarımlı ve dengeli kullanımı, hem doğal bir zorunluluk olduğu gibi,
hem de Devlete verilen anayasal bir görevdir. Nitekim, Anayasa’nın 45 inci
maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet,
tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve
tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak
bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla
uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin
sağlanmasını kolaylaştırır.” hükmüne yer verilmiş, madde gerekçesi’nde
ise, “Madde, Devlet tarım
arazilerinin ve çayırlarla meraların amaç dışı kullanılmasını önleme
görevini yüklenmektedir. Bu ifade ile amaçlanan tarım arazilerinin endüstri
ve şehirleşme sebebiyle yok edilmesinin önlenmesidir” denilmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasa, Devlete tarım arazilerinin
endüstri sebebiyle yok edilmesinin önlenmesi görevini vermiş olmasına
karşın, iptali istenen düzenleme ile, Devlete verilen görevin tam aksine
olarak 1.sınıf bir tarım arazisi, endüstriye feda edilmektedir. Bu nedenle
söz konusu kuralın, Anayasa’nın 45 nci maddesine açıkça aykırı olduğu
konusunda hiçbir duraksamaya yer bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın
11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle, 26.03.2008 tarih ve 5751
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesi ile 5403 sayılı Kanuna
eklenen geçici madde 4, Anayasa’nın 2 nci, 8 inci, 10 uncu, 11 inci, 45
inci, 138 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptali istenen kural, anayasa hükümlerine açıkça
aykırı olduğu gibi, kişiye özel bir kanun niteliği taşımakta ve özünde kamu
yararı amacına dayanmadığından uygulanması halinde sonradan giderilmesi güç
ya da olanaksız durum ve zararların doğabileceği açıktır.
Öte yandan, anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif
yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum
ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz ve izah olunan nedenlerle, söz konusu hüküm
hakkında yürürlüğünün durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle,
26.03.2008 tarih ve 5751 sayılı Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 2 nci maddesi ile 5403 sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 4’ün,
Anayasa’nın Başlangıç Kısmına, 2 nci, 8 inci, 10 uncu,11 inci, 45 inci, 138
inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptaline ve uygulanması halinde sonradan
giderilmesi güç yada olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu’na 26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle
eklenen ve iptali istenilen Geçici 4. madde şöyledir:
“Geçici Madde 4- (Ek: 26/3/2008-5751/2 md.)
11/10/2004 tarihinden önce, gerekli
izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin
tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun
yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması,
hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan
tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi
şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin
istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat,
izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde
tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu
süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri
ilgili idarelerce durdurulur.
Tarım arazisi vasfından çıkarılan
araziler, ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda
vasfını değiştirir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
8., 10., 11., 45. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 29.4.2008 günü
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Geçici
4. Maddenin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenilen kural ile
11.10.2004 tarihinden önce gerekli izinleri almadan tarım arazilerini tarım
dışı kullanıma açan özellikle belli bir yabancı şirketin tarım arazilerinde
kurulu kimi sanayi tesislerine, izin, onay ve ruhsatlarının yargı kararıyla
iptal edilip edilmediğine bakılmaksızın üretim etkinliklerini sürdürme
olanağı getirilerek yargı kararlarının etkisiz kılındığı, iptali istenilen
kuralın belirlilik, genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımadığı gibi kamu yararı amacıyla da çıkarılmadığı, kuralda amaç dışı
kullanılan tarım arazilerine, her metrekaresi beş Yeni Türk Lirası
karşılığında izin verilmesinin öngörülmüş olması nedeniyle maddi olanakları
olmayanların bu aftan yararlanamayacağı, ayrıca Anayasa’nın Devlet’e, tarım
arazilerinin endüstri sebebiyle yok edilmesini önlenme görevini vermiş
olmasına karşın, bu düzenleme ile verilen görevin tam aksine olarak birinci
sınıf tarım arazilerinin endüstriye feda edildiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 8., 10., 11., 45. ve 138. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın iptali istenen Geçici 4. maddesinin
birinci fıkrasında; 11.10.2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan
tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü
bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden
itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak
koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her
metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verileceği
öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Yasaların kamu yararının
sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi
ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi de hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu
nedenle, yasa koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir
yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı
ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de
“belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin
keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir. Belirlilik
ilkesi, bireylerin hukuksal güvenliğinin sağlanması bakımından da önem arz
etmektedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen yasa önünde
eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke
ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin
amacı, aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
ihlali yasaklanmıştır.
Anayasa’nın “Tarım, hayvancılık ve bu üretim
dallarında çalışanların korunması” başlıklı 45. maddesinde, “Devlet
tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve
tahribini önlemek …için gereken tedbirleri alır” hükmüne yer verilmiş,
ancak bu tedbirlerin türü ile uygulanma yöntemi yasa koyucunun takdirine
bırakılmıştır.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanunu’nun birinci maddesinde Yasa’nın amacının; toprağın doğal veya yapay
yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek korunmasını,
geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun
olarak, plânlı arazi kullanımını sağlayacak usûl ve esasları belirlemek
olduğu, 2. maddesinde ise Yasa’nın kapsamının; arazi ve toprak
kaynaklarının bilimsel esaslara uygun olarak belirlenmesi,
sınıflandırılması, arazi kullanım plânlarının hazırlanması, koruma ve
geliştirme sürecinde toplumsal, ekonomik ve çevresel boyutlarının katılımcı
yöntemlerle değerlendirilmesi, amaç dışı ve yanlış kullanımların önlenmesi,
korumayı sağlayacak yöntemlerin oluşturulmasına ilişkin sorumluluk, görev
ve yetkilerin tanımlanması ile ilgili usûl ve esaslar olduğu hüküm altına
alınmıştır.
Anayasa, yasa koyucuya, toplumsal ihtiyaçlar
doğrultusunda tarımsal alanlarda düzenleme yapma yetkisi vermektedir. Bu
bağlamda, yasa koyucu tarafından tarım alanlarının korunması ve amacına
uygun olarak kullanılmasını sağlamak için Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanunu çıkarılmış bulunmaktadır. Söz konusu Yasa’da yer alan iptali istenen
kuralın da tarım arazisi niteliğini kaybetmiş, toprak vasfını tekrar
kazanması mümkün olmayan arazilerin yasal statüye kavuşturulup ekonomiye
kazandırılması ve bu gibi arazilerde yatırım yapmış olan vatandaşların mağduriyetlerinin
giderilmesi için kamu yararı amacıyla öngörüldüğü, bu düzenlemenin de
anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun takdirinde olduğu açıktır.
Ayrıca, iptali istenilen kuralda tarım arazilerinin
tarım dışı amaçlı olarak kullanılabilmesi için gerekli olan koşullar açık,
net, anlaşılır ve nesnel bir şekilde belirtildiğinden, kuralda belirsizlik
ve hukuk devletine aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, tarım arazilerinin tarım dışı
amaçlı kullanılabilmesi için iptali istenilen kuralda belirtilen diğer
koşulların yanında tarım arazisinin tarım dışı kullanımının tarımsal
bütünlüğü bozmaması ve hazırlanacak olan toprak koruma projesine uyulması
gerekmekte ve bu şartlar gerçekleşmedikçe de tarım arazisinin tarım dışı
amaçla kullanılmasına izin verilmesi söz konusu olmamaktadır. Bu açıdan
bakıldığında, belirtilen koşullar tarım arazilerinin korunmasını ve planlı
arazi kullanımını sağlamaya yönelik olduğundan, iptali istenilen kural
Anayasa’nın 45. maddesine de aykırı değildir.
Öte yandan, yasaların ve yasalarla getirilen
kuralların genel olması, hukuk devleti ve yasa önünde eşitlik ilkelerinin
bir sonucudur. Yasanın genelliğinden anlaşılan, belli bir kişiyi hedef
almayan, özel, aktüel, geçici bir durumu gözetmeyen, önceden saptanıp,
soyut biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. Buna göre, yasa
kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için objektif
hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere ayırım
gözetilmeksizin uygulanabilir olması gerekir. Bu anlamda iptali istenilen
kural, yasada öngörülen koşulları yerine getiren herkese aynı olarak
uygulanacağından yasaların genelliği ve eşitlik ilkelerine aykırılık
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve
45. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın
Anayasa’nın Başlangıç’ı, 8., 11. ve 138. maddeleri ile bir ilgisi
görülmemiştir.
B- Geçici
4. Maddenin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenilen kural ile
11.10.2004 tarihinden önce gerekli izinleri almadan tarım arazilerini tarım
dışı kullanıma açan özellikle bir yabancı şirketin, tarım arazilerinde
kurulu kimi sanayi tesislerine, izin, onay ve ruhsatlarının yargı kararıyla
iptal edilip edilmediğine bakılmaksızın üretim etkinliklerini 5578 sayılı
Yasa’nın yayımı tarihinden itibaren toplam 3 yıl sürdürme olanağı
getirildiği, kuralın belirlilik, genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımaması nedeniyle hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı,
kamu yararı amacıyla da çıkarılmadığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 8., 10., 11., 45. ve 138. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
İptali istenilen kuralın ikinci fıkrasında; söz
konusu arazi ve tesislerin yani 11.10.2004 tarihinden önce, gerekli izinler
alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan araziler ve bunlar
üzerindeki tesislerin istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan
alınması gerekli ruhsat, izin gibi işlemlerin, Bakanlığa başvuru tarihinden
itibaren iki yıl içerisinde tamamlanıncaya kadar başvuru sahiplerinin
faaliyetlerine devam edeceği, bu süreler içerisinde gerekli izinleri
alamayanların üretim faaliyetlerinin ilgili idarelerce durdurulacağı
öngörülmektedir.
Yasa koyucunun iptali istenilen kural ile tarım
arazilerini tarım dışı amaçlı kullanıma açmış bulunan kişilere gerekli
ruhsat ve izinleri Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren iki yıllık süre
içerisinde almaları zorunluluğu getirerek bu sürecin uzamasını
önlemeyi, süresi içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim
faaliyetlerinin ilgili idarelerce durdurulmasını öngörerek de tarım
dışı kullanıma açılamayacak olan tarım arazilerinin niteliğinin bozulmasını
engellemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, tarım arazilerinin
korunması yönünde Devlet’e verilen görevin bir gereği olarak, belirli
ruhsat ve izinlerin alınması için bir süre belirlenerek bu süre zarfında
işlemler tamamlanıncaya kadar başvuru sahiplerinin faaliyetlerine devam
edeceğinin öngörülmesi ve belirtilen süre içerisinde gerekli izinler
alınamadığı takdirde üretim faaliyetlerinin ilgili idarelerce
durdurulacağının belirtilmesi yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi
kapsamındadır.
Öte yandan, iptali istenilen kuralda ruhsat ve izin
gibi işlemler için gerekli olan süre, bu sürenin ne zaman başlayacağı,
ruhsat ve izin gibi işlemler tamamlanıncaya kadar başvuru sahiplerinin
faaliyetlerini sürdürüp sürdürmeyeceği ve bu süre içerisinde gerekli
izinleri alamayanların üretim faaliyetlerine devam edip etmeyeceği açık,
net, anlaşılır ve nesnel bir şekilde belirtildiğinden, yasa kuralının
uygulanacak kişi ve kurumlar açısından belirli ve öngörülebilir
olmadığından da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 45.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın
Anayasa’nın Başlangıç’ı, 8., 10., 11. ve 138. maddeleri ile bir ilgisi
görülmemiştir.
C- Geçici
4. Maddenin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenen hükmün
Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 8., 10., 11., 45. ve 138. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenilen kuralda, tarım arazisi vasfından
çıkarılan arazilerin ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği
doğrultusunda vasfını değiştireceği belirtilmektedir.
İptali istenilen kuralın, tarım
arazisi niteliğinden çıkarılan arazilerin bazı ilgili kuruluşlarca tarım
arazisi olarak değerlendirilmeye devam etmesi nedeniyle karışıklığın
giderilmesi ve yeknesak bir uygulamanın sağlanması için kamu yararı
amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu düzenlemenin de anayasal sınırlar
içinde yasa koyucunun takdir yetkisi kapsamında olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın,
Anayasa’nın Başlangıç’ı, 8., 10., 11., 45. ve 138. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
26.3.2008 günlü, 5751
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2. maddesiyle, 3.7.2005 günlü, 5403
sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen Geçici 4. maddeye
yönelik iptal istemi, 14.4.2011 günlü, E. 2008/35, K. 2011/65 sayılı
kararla reddedildiğinden, bu maddeye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE, 14.4.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu
ile Mera Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2. maddesiyle,
3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na
eklenen Geçici 4. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
14.4.2011
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
AYRIŞIK OY GEREKÇESİ
26.3.2008 günlü, 5751 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Mera Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” un 2. maddesiyle 3.7.2005 günlü
5403 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanunu”na Geçici 4. madde eklenmiştir.
İptal başvurusuna konu geçici 4. maddede; “11/10/2004 tarihinden önce, gerekli
izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin
tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun
yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması,
hazırlanacak toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan
tarım arazilerinin her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi
şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin
istenilen amaçla kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gereken
ruhsat, izin gibi işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl
içerisinde tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam
ederler. Bu süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri
idarelerce durdurulur.
Tarım arazisi vasfından çıkarılan
araziler, ilgili kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda
vasfını değiştirir.” hükmü yer
almaktadır.
5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu
19.7.2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu
Yasa yürürlüğe girmeden önce, toprak ve arazi sınıflandırılması konusunda
herhangi bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Araziler tapu kayıtlarında
tarım arazisi olarak belinlendiği takdirde buraları tarım arazisi olarak
nitelendirilmekte, eğer herhangi bir şekilde arazinin vasfında belirlilik
yoksa, bu arazinin işletmeye açılışı sırasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
tarafından arazinin tarım arazisi olup olmadığı saptanmaktadır. Tarım
dışında kullanılmaya tahsis edilecek arazileri tespit ve bunların
kullanılmasına izin verilmesinin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görevleri
arasında olduğu ilgili mevzuatta belirtilmektedir (ilgili mevzuat; 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin (i) ve (t)
fıkraları ile Tarım Arazilerinin Korunma ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik
hükümleri),
İptali istenen Geçici 4. madde hükmü ile benzer ilk
düzenleme, 5403 sayılı Yasa’nın Geçici 1. Maddesiyle getirilmiştir.
Maddede, “11.10.2004 tarihinden önce
tarım arazileri; gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma
açılmış ve tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise, söz konusu arazinin istenilen
amaçla kullanımı için, altı ay içerisinde Bakanlığa müracaat edilmesi, hazırlanacak
toprak koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin
her metre karesi için beş Yeni Türk Lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.”
denilmektedir.
5403 sayılı Yasa’nın Geçici 1. maddesi ile iptal
istemine konu 5403 sayılı Yasa’ya 5751 sayılı Yasa’nın 2. Maddesiyle
eklenen Geçici 4. Maddenin birinci fıkrası benzer niteliktedir. Fark
olarak; Geçici 1. Maddede yer alan altı aylık başvuru süresi, Geçici 4.
Maddede bir yıl olarak belirlenmiştir. Geçici 4. Maddenin ikinci ve üçüncü
fıkraları da Geçici 1. Maddede bulunmamaktadır. 5403 sayılı Yasa’nın Geçici
1. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, Anayasa
Mahkemesi’nin 22.12.2006 günlü, E:2005/89, K:2006/120 sayılı Kararı ile
iptal isteminin REDDİNE karar verilmiştir. Karar gerekçesinin konumuz
yönünden önemli bölümü şöyledir:
“Söz konusu yerlerin korunması ve
amacına uygun kullanılmasını sağlamak için iptali istenen maddenin de yer
aldığı 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu çıkartılmış
bulunmaktadır. Kanunda bu konu ile ilgili düzenlemeler yer almış ve iptali
istenen hüküm ile de tarım arazisi olan ancak, tarım dışı amaçla kullanılan
arazilerin belirli şartların gerçekleştirilmesi halinde kullanılmasına izin
verilmiştir. Geçici 1. Maddede belirtilen iznin verilebilmesi için diğer
koşulların yanında tarım arazisinin
tarım dışı kullanımının tarımsal bütünlüğü bozmaması, hazırlanacak olan
toprak koruma projesine uyulması şartları öngörülmüştür. Konulan bu
şartlar tarım arazilerinin korunmasını sağlamaya yönelik olup, bunlar
gerçekleşmedikçe tarım arazisinin tarım dışı amaçla kullanılmasına izin
verilmesi söz konusu olmayacaktır.”
Kararda, tarım arazilerinin tarım dışı amaçla
kullanılabilmesi için belirli koşulların yanında, tarımsal bütünlüğün
bozulmamasının ve hazırlanacak toprak koruma projesine uyulmasının
gerektiğinin belirtilmesinin iptali istenen hükmün kamu yararı amacı ile
çıkarıldığını gösterdiği de vurgulanmaktadır.
Geçici 1. Maddede belirtilen altı aylık süre
geçtikten sonra 31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Yasa ile 5403 sayılı Yasa’ya
eklenen Geçici 3. Maddede, Geçici 1. Madde ile aynı konuyu düzenlemiştir.
Ancak bu düzenlemede ilk düzenlemenin aksine “tarımsal bütünlüğün
bozulmaması” şartı çıkarılmış, ayrıca önceki hükümden farklı olarak
iki ayrı fıkra eklenmiştir. Bu hüküm ile ilgili olarak ta Anayasa
Mahkemesine iptal ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle yapılan başvuruda
Anayasa Mahkemesi tarafından 19.2.2007 tarihinde Geçici 3. Maddenin
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.
Geçici 3. Maddenin yürürlüğünün durdurulmasına
karar verilmesinden sonra 26.3.2008 günlü, 5751 sayılı Yasa’nın 2. Maddesi
ile 5403 sayılı Yasa’nın Geçici 3. Maddesi yürürlükten kaldırılmış ve iptal
istemine konu Geçici 4. Madde hükmü eklenmiştir. Geçici 4. Madde, Geçici 3.
Madde hükmü ile aynı hususları kapsamaktadır. Farkı, birinci fıkraya “tarımsal
bütünlüğü bozmuyor ise” ibaresinin eklenmiş olmasıdır.
Dava dilekçesinde dayanılan temel gerekçelerden
biri dava konusu Maddenin çıkarılmasında “kamu yararı”nın bulunmadığına ilişkindir. Anayasa Mahkemesine
göre, kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan
toplumsal yarardır. Kanunun amaç ögesi bakımından anayasaya uygun
sayılabilmesi için kamu yararı dışında bir amaç gözetilmeden çıkarılmış
olması gerekir.
Anayasa Mahkemesinin 5.1.2006 günlü, E. 2005/55
Esas, K.2008/4 sayılı kararında, “Yasaların
kamu yararını sağlaması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil
kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın
gereğidir. Bu nedenle, yasa koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine
tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve
kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir. Buna göre, kamu yararı düşüncesi
olmaksızın, diğer bir anlatımla, yalnız özel çıkar veya belli kişiler için
bir yasa kuralı konulamaz.” 28.1.2008 günlü E.2007/76, K.2008/46
sayılı kararında da, “Hukuk devleti,
yasaların kamu yayarına dayanması ilkesini de içerir. Buna göre, özel çıkarlar için veya yalnızca belli
kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa konulamaz. Hukuk devletinde
yasaların genel, eşit, nesnel kurallar içermesi ön koşuldur.”
denilmektedir.
Öğretide de, Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun
görüşler dile getirilmiştir. Örneğin Prof. Dr. Erdoğan TEZİÇ’e göre “… Kanunların hangi amaçlarla yapılacağı
anayasada belirtilir. Bütün kamusal işlemler gibi, kanunun amacı da kamu yararını gerçekleştirmek olmalıdır.
Anayasada belirtilen amacı, ya da kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla,
kanun koyucu belli bir sonuca ulaşmak için değişik yolların seçimini siyasi
tercihlerine göre yapmakta serbesttir. Burada da takdir yetkisi kanun
koyuculara aittir ve bu husus Anayasa Mahkemesi’nin denetimine girmez. Fakat kanun koyucunun kişisel, siyasal
ya da saklı bir amaç güttüğü durumlarda, yani başka bir amaca ulaşmak için
bir konuyu kanunla düzenlediği durumlarda,
ortada teknik anlam ile bir
yetki saptırması, giderek de amaç unsuru bakımından Kanunun sakatlığı söz
konusu olur. Kuşkusuz kanun koyucu, kendi siyasi tercihlerine göre
neyin kamuya yararlı olup olmadığını takdir etmekte serbesttir. Bu bakımdan
kamu yararı kavramı, kanunun yöneldiği amacı saptamak açısından ağırlık
kazanır. Anayasa Mahkemesi
denetimini yaparken, kanunun kamuya yararlı olup olmadığını değil, fakat
kanunun gerçekten kamu yararı amacı ile yapılıp yapılmadığını
denetleyebilir.” [1]
Burada iptali istenilen hükmün kamu yararı amacıyla
mı, yoksa özel çıkarları korumak için mi düzenlendiği konusunun
değerlendirilmesi gerekmektedir.
751 sayılı Yasanın Meclis görüşmeleri sırasında
açıklanan; Başkanlıktan Tarım ve Köyişleri Bakanlığına gönderilen, 28 Nisan
2006 tarihli ve B.02.0.HUK.641.02S-2005-1666/3020 sayılı Resmi Yazıda, “Bursa İli Orhangazi İlçesi Gemiç ve
Gürle Köyleri Karapınar mevkiinde kurulu bulunan Cargill Tarım Sanayi ve
Ticaret A.Ş.’e ait mısır işleme tesislerinin kurulmasına ve faaliyetine
imkan veren işlemlerin iptali talebiyle Bursa İlindeki bazı meslek kuruluşları
ve şahıslar tarafından gerek İdare Mahkemeleri gerekse Danıştay nezdinde
açılan davarların idare aleyhine sonuçlanmakta olduğu malumlarınızdır.
Son olarak, fabrikanın kurulu
bulunduğu alanın Bakanlar Kurulu’nun 05.5.2005 tarih ve 2005/8944 sayılı Kararıyla
Özel Endüstri Bölgesi olarak ilan edilmesine ilişkin işlemin yürütmesinin
durdurulması ve iptali talebiyle Danıştay 10. Dairesinin 2005/6613 ve
2006/36 esasında iki ayrı dava açılmıştır. Bunlardan 2005/6613 esasında açılan
davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına hükmedilmiştir.
Bunun üzerine, davalara karşı hazırlanacak dilekçelerde izlenecek
stratejiyi belirlemek ve yargı süreci sonunda verilebilecek olası bir
aleyhe karara karşı izlenecek yol ve yöntemleri tespit etmek üzere
Başbakanlıkta, 10.4.2006 tarihinde Müsteşar Yardımcısı Mustafa Çetin’in
Başkanlığında Başbakanlık, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Cargill Firması yetkililerinin katılımıyla bir toplantı
gerçekleştirilmiştir.
Yapılan toplantıda, Danıştay 10.
Dairesince verilen yürütmenin durdurulması kararının tesisin faaliyetlerini
durduracak nitelikte olduğu belirtilerek tesisin faaliyetine devamının
sağlanabilmesi için hukuki yönden neler yapılabileceği tartışılmış, sonuçta
Bakanlığınızın faaliyet alanı ile ilgili olarak;
1- 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Kanununda yapılacak bir değişiklikle, ildeki kamu kurum ve
kuruluşları ile üniversite temsilcileri yanında sivil tolum örgütü
temsilcilerinin katılımıyla oluşan Toprak Kurulunun, bu Kanundan
kaynaklanan yetkisinin, tarım ürünü işleyen ve ileri teknoloji kullanan
mevcut tesislerin bulunduğu alanlar için Tarım ve Köyişleri Bakanlığına
devredilmesinin sağlanabileceği ve böylece sivil toplum örgütlerinin bu
konudaki olumsuz tutumlarının bertaraf edilebileceği,
2- 5403 sayılı Kanunun Geçici 1.
Maddesinde yer alan, gereli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma
açılmış ve tarımsal bütünlüğü bozmayan tarım arazilerinin istenilen amaçla
kullanımı için Bakanlığa müracaatta tanınan 6 aylık sürenin, yapılacak bir
Kanun değişikliği ile altı ay daha uzatılmasının Şirketin izinlerini yenileyebilmesine imkân vereceği ve böylece
faaliyetine devamını sağlayabileceği görüşleri ortaya konmuştur.
Belirtilen bu görüşlerin
Bakanlığınızca incelenerek, sorunların aşılması için gerektiği düşünülen
çalışmaların hususunu değerlendirmelerinize ve bilgilerinize rica ederim.” denilmektedir. Başbakan adına Müsteşar Yardımcısı
Mustafa Çetin tarafından imzalanan bu yazının Başbakanlığın, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığına verdiği “Bu
Firmayla ilgili kanun tasarısı hazırlayın” yolunda bir talimat olduğu
kuşkusuzdur.
Öte yandan, iptali istenen hükümle ilgili Çevre
Komisyonu Raporunda da, bu düzenleme ile yabancı bir şirketin tarım
arazileri üzerindeki sanayi yatırımlarının kurtarılmaya çalışıldığı, bu şirketin
yasal olmadığı halde iki yıldır faaliyetlerine devam ettiği ve bu tür
yatırımların çevre kirliliğine neden olduğu belirtilmektedir.
T.B.M.M. belgeleri incelendiğinde, Meclis
görüşmelerinde Geçici 1. Madde hükmünün kamu yararı amacı dışında
çıkarıldığına ilişkin herhangi bir tartışma ve tespitin yapılmadığı; Geçici
3. ve Geçici 4. Maddelerde ise, bu düzenlemelerin Cargill Firması (Cargill
Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş) için çıkarıldığı konusunda Meclis’te yoğun
tartışmaların yaşandığı görülmektedir.
Başbakanlıktan Tarım ve Köyişleri Bakanlığına
gönderilen 28 Nisan 2006 tarih ve 3020 sayılı Resmi Yazıda, yapıldığı
açıklanan Resmi Toplantıya Cargill Firmasının katılması, ayrıca bu Firma
için altı aylık başvuru süresinin altı ay daha uzatılmasının istenmesi ve
gerçekten Geçici 3. ve Geçici 4. Maddelerle getirilen düzenlemelerde de bu
istem doğrultusunda başvuru süresinin altı ay daha uzatılarak bir yıla
çıkarılması, yukarıda belirtilen Çevre Komisyonu Raporunda yer alan
görüşler, Meclis görüşmelerinde öne sürülen, bu yasal düzenlemelerin
Cargill Firmasının çıkarlarının korunması amacıyla getirildiğine ilişkin
iddiaların doğruluğunu ortaya koymaktadır. Açık kanıt niteliğindeki bu belgeler ve Meclis görüşmeleri
görmezden gelinerek bu düzenlemenin kamu yararı amacıyla çıkarıldığı
söylenemez. Bu nedenle iptali istenen Geçici 4. Madde hükmünün 1.
fıkrası, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
Anayasanın 138. maddesinin son fıkrasında, “Yasama
ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu
organlar ve idare, mahkeme karalarını hiçbir suretle değiştiremez ve
bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükmü bulunmaktadır.
19.12.1990 onay tarihli 1/25.000 ölçekli İznik Gölü
Çevre Düzeni İmar planında, Cargill Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş’ye ait
Tarımsal Sanayi Amaçlı Nişasta fabrikasının üzerinde bulunduğu 212.240 m2
olan alanın,1. sınıf tarım arazisi ve tarımsal niteliği korunacak sulama ve
uzun mesafeli koruma alanı olduğu belirtilmektedir. Bu planda, çevre etki
değerlendirme raporu dahi alınmadan yapılan, bu arazinin “Tarımsal Amaçlı
Mısır İşleme Tesisleri” alanına dönüştürülmesine ilişkin plan değişikliği,
Danıştay Altıncı Dairesinin 26.11.2002 günlü, E.2002/4839, K.2002/5652
sayılı kararıyla, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun bozma
kararı doğrultusunda iptal edilmiştir. Bakanlar Kurulu’nun 5.5.2005 tarih
ve 2005/8944 sayılı kararıyla söz konusu alanın “Özel Endüstri Bölgesi”
olarak ilan edilmesine ilişkin işlemin iptal isteğiyle açılan dava da, Danıştay
10. Dairesinin 8.2.2006 gün E.2005/6613 sayılı kararı ile sonuç olarak “söz konusu alanın endüstri bölgesi
olarak ilan edilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir” gerekçesiyle
yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Ayrıca, Bursa Üçüncü İdare Mahkemesinin,
Cargill A.Ş.’nin İznik Gölü’nü besleyen su kaynaklarını tükettiği, tesisin
kurulu bulunduğu alanın 1. sınıf tarım arazisi olduğu ve atıklarını Karsak
Deresi yolu ile Gemlik Körfez’ine boşalttığı hususlarını göz önüne alarak
tesisin işletme faaliyetlerinin iptal edilmesine ilişkin dört kararı
bulunmaktadır.
Gerek Başbakanlığın Tarım ve Köyişleri Bakanlığına
yazdığı yukarıda sözü edilen yazısı ve gerekse anılan Yargı Kararları
dikkate alındığında, iptale konu yasal düzenlemeyle Anayasa’nın 138. Maddesine
aykırı olarak Yargı Kararlarının etkisiz hale getirildiği, Cargill
Firmasına af niteliğinde hukuka uygun bir zemin hazırlandığı açık olarak
görülmektedir.
Anayasa’nın 45. Maddesi yönünden inceleme;
Anayasa’nın 45. maddesinde “Devlet
tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve
tahribini önlemek…. için gereken tedbirleri alır” hükmüne yer
verilmiştir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, tarım
arazilerinin korunması ve amacına uygun kullanılması için çıkarılmıştır.
5403 sayılı kanunun amacı 1. maddesinde, kapsamı da 2. maddesinde
gösterilmiştir. Kanunun amacı ile kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,
Yasa Koyucunun 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununu
çıkarma amacının, Anayasanın 45. maddesinde yer alan hükme uygun olarak
toprağı korumak ve geliştirmek, amaç dışı ve yanlış kullanımlarını önlemek,
çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, planlı arazi
kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek olduğu anlaşılmaktadır.
İptali istenen düzenlemede ise, tarım dışı amaçla
kullanımına çok zor koşullarda izin verilen tarım için en değerli
arazilerin, tarım dışı amaçlı kullanıma açıldığı görülmektedir. Tarım için
değerli kabul edilen bu arazilerin, tarım dışı amaçlı kullanıma açılmasıyla,
bu araziler tekrar tarım arazisi vasfına dönüştürülemeyecek şekilde
tarımsal özelliklerini kaybedecek hale gelecektir. Dolayısıyla bu
arazilerin daha çok tahrip edilmesinin yolu da açılmış olacaktır. Yukarıda
belirtilen Anayasa’nın 45. maddesi Devlete tarım arazilerinin koruma ve
gerekli tedbirleri alma görevi yüklemiştir. Görüldüğü gibi iptali istenen
düzenleme Anayasanın belirtilen hükmüne aykırı olduğu gibi, 5403 sayılı Kanunla
getirilen toprağı korumak ve geliştirmek, amaç dışı kullanımını önlemek
amaçlarına da ters düşmektedir.
Öte yandan, iptali istenilen Geçici 4. Madde hükmü
ile ilgili Meclis görüşmelerinden, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından
yürürlüğünün durdurulmasına karar verilen Geçici 3. Madde hükmünün,
getirilen Geçici 4. Madde düzenlemesiyle Anayasaya Mahkemesinin Geçici 1.
Maddenin iptali istemi hakkında açılan davada vermiş olduğu “RED” kararına
uygunluğun sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Bu uygunluğun geçici 1.
Maddede yer alan, ancak geçici 3. Maddeden çıkarılan “tarımsal bütünlüğü bozmuyor
ise” ibaresinin Geçici 4. Maddeye tekrar yerleştirilmesiyle
sağlanacağı düşünülmüştür. Ancak Maddeye yerleştirilen “tarımsal bütünlüğün
bozulmaması” ibaresi yürütme organı tarafından değerlendirilecek
istismara açık bir hüküm görünümündedir. Nitekim dosyadaki bilgilere göre,
bu konunun iki ziraat mühendisi tarafından hazırlanan rapor ile
çözümlenebileceğinin öngörüldüğü görülmektedir. Diğer bir anlatımla iki
ziraat mühendisinin düzenleyeceği raporla 1. sınıf tarım arazilerinin tarım
dışı amaçla kullanılmasının yolu açılmıştır. Ayrıca Maddede tarım dışı
kullanıma açılacak arazilerin niteliği ve miktarı konusunda somut bir
kurala yer verilmediği gibi, bu konularla ilgili idarenin takdir yetkisini
sınırlayacak tüzük veya yönetmelik gibi alt düzenlemelerin yapılması da
öngörülmemiştir. Bu durumda “tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise”
ibaresinin geçici 4. maddeye yerleştirilmesiyle hükmün Anayasaya uygun hale
getirildiğini kabul etmenin doğru bir yorum olmadığı ortadadır.
Geçici 4. maddenin 2. fıkrasına gelince; Yukarıda
Anayasa’nın 45. Maddesi ve 5403 sayılı Yasa hükümlerine göre, tarım
arazilerinin tarım dışı amaçla kullanılmasının hukuka aykırı olduğunu
belirtmiştik. Geçici 4. Maddenin 2. fıkrasındaki hükümle kurumlardan
alınması gerekli izin ve ruhsat gibi işlemlerin sonuçları belli oluncaya
kadar hukuka aykırı durumun devam etmesine izin verilmektedir. Bu süre
başvuru tarihine göre iki yıl, Maddenin 1. fıkrasındaki bir yıllık sürede
eklendiğinde üç yıllık süreyi kapsamaktadır. Başvuran kişi veya kurum sözü
edilen ruhsatı alamayacak durumda olsa bile, hukuka aykırı durum ve hukuki
belirsizlik üç yıl sürebilecektir. Bu durumun hukuk devleti ilkesine aykırı
olduğu açıktır.
Geçici 4. maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması,
Maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile bağlantılıdır. Yukarıda anlatılan
gerekçelerle bu fıkrada Anayasa’nın ilgili hükümlerine aykırıdır. Maddenin
birinci ve ikinci fıkralarının iptali halinde üçüncü fıkranın uygulanma
olanağı kalmayacağı için, bu fıkranın da 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunu’nun 43. maddesinin 4.
fıkrası uyarınca iptali gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen düzenlemenin
Anayasa’nın 2., 45., ve 138. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Fettah
OTO
KARŞIOY GEREKÇESİ
2.4.2008 günlü, 5751 sayılı Kanun ile 3.7.2005
günlü ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen geçici
4. maddede; “11.10.2004 tarihinden önce, gerekli izinler alınmadan tarım
dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü
bozmuyor ise istenilen amaçla kullanımı için, bu Kanunun yayımı tarihinden
itibaren bir yıl içerisinde Bakanlığa başvurulması, hazırlanacak toprak
koruma projesine uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her
metre karesi için beş yeni Türk lirası ödenmesi şartıyla izin verilir.
Söz konusu arazi ve tesislerin istenilen amaçla
kullanımı için çeşitli kurumlardan alınması gerekli ruhsat, izin gibi
işlemler, Bakanlığa başvuru tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde
tamamlanıncaya kadar başvuru sahipleri faaliyetlerine devam ederler. Bu
süreler içerisinde gerekli izinleri alamayanların üretim faaliyetleri ilgili
idarelerce durdurulur.
Tarım arazisi vasfından çıkarılan araziler, ilgili
kuruluşlarca başvuru sahibinin isteği doğrultusunda vasfını değiştirir.”
hükmü yer almıştır.
Görüldüğü gibi madde hükmü ile 11.10.2004
tarihinden önce gerekli izinler alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma
açılmış bulunan arazilerin tarımsal bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla
kullanımı için, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde Tarım
ve Köy İşleri Bakanlığı’na başvurulması ve hazırlanacak toprak koruma projesine
uyulması ve tarım dışı kullanılan tarım arazilerinin her metre karesi için
beş yeni Türk lirası ödenmesi şartıyla izin verileceği belirtilmektedir.
Anayasa’nın 45. maddesinde “Devlet tarım arazileri
ile çayır ve meralarının amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek,
tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal
üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme
araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.
Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin
değerlendirilmesi ve gerçek değerinin üreticinin eline geçmesi için gereken
tedbirleri alır” hükmü yer almıştır.
Anayasa’da yer alan bu düzenleme ile tarım
arazilerinin ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek korunmaları ve
genişletilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel
ve ayrıntılı düzenleme ile bir tarım ülkesi olan ülkemizde tarım
arazilerinin yok edilmesinin önlenmek istendiği açıktır.
Maddenin gerekçesinde ise “Madde, Devlete tarım
arazilerinin ve çayırlarla meraların amaç dışı kullanılmasını önleme
görevini yüklemektedir. Bu ifade ile amaçlanan tarım arazilerinin endüstri
ve şehirleşme sebebiyle yok edilmesinin önlenmesidir. Devlet bu amaçla
yasal düzenlemeler yapmalıdır.” denilmektedir.
Nitekim 03.07.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma
ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 1. maddesinde, Kanunun amacı toprağın doğal
veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek
korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma
ilkesine uygun olarak planlı arazi kullanımını sağlayacak usul ve esasları
belirlemek olarak tanımlanmıştır. Aynı Yasa’nın 13. maddesinde ise; mutlak
tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve sulu tarım
arazileri tarımsal üretim amacı dışında kullanılamayacağı; ancak alternatif
alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla maddede tek tek sayılan
faaliyet ve amaçlarda kullanılmak üzere tarım arazilerinin
kullanılabileceği belirtilmektedir. Buna göre tarım arazilerinin tarım dışı
amaçla kullanımı ancak bu faaliyetle ilgili alternatif alan bulunmaması
halinde mümkün bulunmaktadır .
İptali istenilen düzenleme ile gerekli izinler
alınmadan tarım dışı amaçlı kullanıma açılmış bulunan arazilerin tarımsal
bütünlüğü bozmuyor ise istenilen amaçla kullanılması imkanı verildiğinden,
5403 sayılı Yasada aranan koşullara göre daha farklı ve kolay koşullarla
tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanılmaları olanaklı hale
gelmektedir.
Anayasa’nın 45. maddesinde Devlete tarım
arazilerinin amaç dışı kullanımını ve tahribini önleme görevi verilmiş
olup, maddenin gerekçesinde ise “devlet bu amaçla yasal düzenlemeler
yapmalıdır.” denilmek suretiyle bu görevin nasıl yapılacağı da açıkça
belirtilmiştir.
Bu durumda tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla
kullanımını kolaylaştıran dava konusu düzenleme, bu haliyle tarım
arazilerinin nitelik değiştirmelerine ve sonuçta zaman içerisinde
azalmasına neden olacağı göz önünde bulundurulduğunda; düzenleme ile
Anayasa’nın 45. maddesine göre devlete tarım arazilerini koruma ve gerekli
tedbirleri alma konusunda verilen ödevin ihlal edildiği açıktır.
Belirtilen nedenlerle 2.4.2008 günlü 5751 sayılı
Kanun ile 3.7.2005 günlü ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı
Kanununa eklenen geçici 4. maddenin, iptali gerektiği oyu ile çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|