|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2009/63
Karar
Sayısı : 2011/66
Karar
Günü : 14.4.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN:Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu
adına Grup Başkanvekilleri Kemal ANADOL, Hakkı Suha
OKAY ve Kemal KILIÇDAROĞLU (Esas Sayısı: 2009/63)
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 14. İdare Mahkemesi (Esas Sayısı: 2010/95)
DAVA ve İTİRAZIN KONUSU: 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer
Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun’un:
1) 1. maddesiyle, 9.6.1930 günlü, 1700 sayılı Dâhiliye Memurları
Kanunu’nun 2. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A maddesinin;
a- Birinci fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “
… dört katı aday …” ibaresinin,
b- Dördüncü fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile
ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki ikinci
cümlesinin,
2) 18. maddesiyle, 26.5.1981 günlü, 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’na eklenen Geçici 6. Maddenin,
3) 26. maddesiyle, 13.12.1983 günlü, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen;
a- Geçici 8. Maddenin birinci fıkrasının “ … kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam
edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince
tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun 4
üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu
aile fertlerinin …” bölümünün,
b- Geçici 9. Maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesinin “Kamu idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler
dahil) sigorta primleri aynı Kanunun 4 üncü maddesine göre ödenmekte
olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin, …”
bölümünün,
4) Geçici 1. Maddesinin,
Anayasa’nın 2.,
10., 73., 90., 125., 127., 128. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla
iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I- İPTAL DAVASI VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İLE
İTİRAZ BAŞVURUSUNUN GEREKÇELERİ
A- İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini
içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
1) 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesi ile 09.06.1930
tarihli ve 1700 sayılı Dahiliye Memurları
Kanununun 2 nci maddesinden sonra gelmek üzere
eklenen 2/A Maddesinin birinci fıkrasında yer alan: “dört katı aday”
ibaresi ile dördüncü fıkrasındaki: “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
Yasakoyucu, kaymakam adaylığına
girişle ilgili hususların yönetmelik yerine kanunla düzenlenmesinin uygun
olacağından bahisle, 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin
İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci
maddesiyle, kaymakam adaylığına giriş sınavı süreci hakkında düzenleme
yapmıştır.
Bu yasal düzenlemeden önce kaymakam
adaylığına giriş sınavı, “Kaymakam Adayları Yönetmeliği’nin” hükümlerine
göre yapılmakta idi. Nitekim 2008 yılında ÖSYM, İçişleri Bakanlığı Mülki
İdare Amirliği Hizmetleri Sınıfında boş bulunan 65 adet kaymakam adayı
kadrosuna giriş sınavının 26 Ekim 2008 tarihinde yapılacağını ilan etmiştir.
Bu ilanda; 100 puan üzerinden yapılacak değerlendirme sonucunda; 70 puanın
altında olmamak kaydıyla en yüksek puandan başlamak üzere boş kadronun dört
katı adayın (260 kişinin) yazılı sınavı kazanmış sayılacağı duyurulmuştur.
Açılan bir dava üzerine Danıştay Onikinci Dairesi 03.07.2008 günlü E.2008/1780 sayılı
kararında; Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan
“Değerlendirme sonucunda; 70 puan altına düşürülmemek kaydıyla en yüksek
nottan başlamak üzere, sınav ilanında belirtilen kadronun dört katı kadar
aday yazılı sınavı kazanmış sayılır.” cümlesindeki “dört katı aday”
ifadesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Ayrıca, Danıştay Onikinci Dairesi; sözlü sınav komisyon üyelerinin her
biri tarafından değerlendirme yapılarak tutanağa bağlanmış soruların ve
yanıtlarının neler olduğunun, bu yanıtlara komisyon üyelerince takdir
edilen notun gerekçeleriyle ortaya konulmamış olması ve ayrıca sözlü
sınavda verilen yanıtların teknolojik imkânlardan yararlanarak sesli ve
görüntülü kayıt altına alınmaması nedenleriyle davacının sözlü sınavda
başarısız sayılmasına ilişkin işlemi hukuka uygun bulmamıştır.
Daha sonra Danıştay Onikinci
Dairesinin 03.07.2008 günlü E.2008/1780 sayılı kararına yapılan itirazı
inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da “YD. İtiraz
No: 2008/774 no’lu Kararında” dava konusu
Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “dört katı
kadar aday” ifadesinin yürütülmesinin durdurulmasına ve davacının sözlü
sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemde, sınav öncesinde soruların ve
yanıtlarının hazırlanmamış olması, sözlü sınavın sesli ve görüntülü kayıt
yapılmak suretiyle gerçekleştirilmemesi, ayrıca komisyon üyelerince takdir
edilen notun gerekçeleriyle ortaya konulmaması nedenleriyle hukuka uyarlık
bulunmadığına karar vermiştir.
Söz konusu yargı kararlarının
gerekçelerinde; kariyer mesleklerin, yarışma sınavı ile mesleğe yardımcı
olarak girilen ve belli bir yetişme dönemi sonunda yapılan mesleki
yeterlilik sınavında elde edilen başarı ile mesleğe atanılan görevler
olduğuna vurgu yapılarak, mesleğe girişte yapılacak yarışma sınavına
katılan adaylara salt yazılı sınav yapılabileceği gibi, adayların mesleki
bilgisi ile beraber mesleki ehliyete yönelik diğer özel niteliklere de
sahip olup olmadığının belirlenmesi açısından yazılı sınavı tamamlayıcı
nitelikte sözlü sınav yapılmasının da mümkün olduğu belirtilmiştir.
Kararlarda ayrıca, sözlü sınavın,
yazılı sınavı tamamlayıcı nitelikte, bilgi ve liyakatı
ölçmek, adayın kaymakamlık mesleğine uygun yeteneğe, kültüre, çağdaş yaşam
anlayışına sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılacağının, sözlü
sınavın temel amacının, yazılı sınav yapılmak suretiyle nesnel bir biçimde
belirlenen en başarılı aday adayından başlayarak mesleğe en uygun kaymakam
adaylarının belirlenmesi olduğu aşikârdır denildikten sonra; aday
adaylarının yarıştırıldığı bir sınavda sözlü sınava çağrılacak aday sayısı
saptanırken yazılı sınavın nesnel sonuçlarının ortadan kaldırılmaması,
mesleğe olabildiğince yazılı sınavda en başarılı olanların alınmasının
sağlanması gerekmektedir. Böylece, idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında öznel
nedenlerin etkili olması önlenebilir, kamu yararı ve hizmet gereklerine
uygun bir belirleme gerçekleştirilebilir denilmiş ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 9/A maddesinde, “Yazılı
sınavda yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan almak kaydıyla en yüksek
puan alandan başlamak üzere, sınav ilanında belirlenen kadro sayısının bir
katı fazlası mülakata çağrılır.” hükmünün yer aldığı hatırlatılarak; bu
kuralda, mülakata çağrılacak aday sayısı yazılı sınavda en yüksek puan
alanların lehine olacak biçimde daraltılmış, böylece yazılı sınavın nihai
başarıdaki payı artırılmıştır. Belirtilen nitelikteki bir
düzenlemenin yazılı sınavın nesnel sonucunun ortadan kaldırılmasını
önleyici nitelikte olacağı açıktır denildikten sonra dava konusu
Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan sınav ilanında
belirtilen kadronun dört katı kadar adayın sözlü sınava çağrılması
yolundaki düzenlemenin, yazılı sınavın nesnel sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına, idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında öznel nedenlerin
etkili olmasına yol açacak nitelikte olduğuna, bunun ise kamu yararı ve
hizmet gerekleriyle bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
Kararı’nda; işlemin hukuka uygun bulunmamasının gerekçelerinden birisinin,
“sözlü sınavda adayın sorulara verdiği yanıtların teknolojik imkânlardan
yararlanarak sesli ve görüntülü kayıt altına alınmamasının” oluşturduğu
görülmektedir. Dolayısıyla, sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle
gerçekleştirilecek bir sözlü sınavda, adaylara yöneltilen soruların ve
yanıtlarının da kaydedileceği açık olup, bunların ayrıca sözlü sınav
komisyon üyeleri tarafından tutanağa bağlanması gerekli bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, sözlü sınavda komisyon üyelerince takdir edilen notun
gerekçeleriyle ortaya konulması hukuk devleti ilkesinin sağladığı
güvencenin temini açısından zorunlu ve gereklidir denilmiştir.
Hükümet, Danıştay’ın hukuka aykırı
bulduğu bir düzenlemeyi, daha üst hukuk normu olan Kanunla düzenleyerek,
yargı engelinden kurtulmak istemektedir. Kanun Gerekçesinde getirilen
düzenlemenin başkaca hiçbir objektif gerekçesi bulunmamaktadır.
Kamu görevlilerinin hak, ödev ve
sorumluluklarını belirleyen kurallardan oluşan memurluk statüsü, yasalarla
düzenlenmiş ve bu düzenleniş; statü hukuku olarak adlandırılan bir hukuk
alanının oluşmasına yol açmıştır. Bu alan, kendine özgü hukuksal argümanları yaratmıştır. Bu argümanlara;
kariyer ve liyakat ilkeleri ve atama tasarrufunda takdir yetkisinin kamu
yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlı biçimde kullanımının gerekliliği
gibi kavramlar örnek olarak verilebilir. 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu'nun 3 üncü maddesinde, “Kariyer” ve “Liyakat”
ilkeleri bu Kanun'un temel ilkeleri olarak belirlenmiş; “Kariyer İlkesi”,
Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme
şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar
ilerleme imkânı sağlamak; “Liyakat İlkesi” ise, Devlet kamu hizmetleri
görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona
erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla
uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmak olarak
tanımlanmıştır.
Bu iki ilkenin temelinde, objektif
kurallar çerçevesinde işin ehline verilmesi ve hak etme kavramı yatmakta
olup, kamu hizmetlerinin etkin ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesinin
tek güvencesinin de, hizmetin yetişmiş, ehil kamu görevlilerince yerine
getirilmesinden geçmekte olmasıdır.
Anayasanın 70 inci maddesinde, her
Türk’ün kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu, hizmete alınmada
görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırımın gözetilemeyeceği
belirtilmiştir.
Yasaların kamu yararına dayanması
gereği hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Bir
hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin
nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını,
yasama organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna getirir.
Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, yasaların üstünde Anayasanın ve Yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Yasaların kamu yararına dayanması
gereği, hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Hukuk
devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı
olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Kamu
yararının gerektirdiği düzenlemeleri yapmak, çareleri düşünüp önlem almak, yasakoyucunun en doğal hakkı ve ödevidir. Yeter ki
düzenlemeler yapılırken doğrudan doğruya amaçlanan hizmetin gerekleri gözönünde tutulmuş, istenen nitelik ve kısıtlamalarla
hizmet arasında gerçeklere uygun nesnel ve zorunlu bir neden – sonuç bağı
kurulmuş olabilsin. Yasakoyucunun kişisel, siyasi ya da saklı bir amaç güttüğü durumlarda, yani
kamu yararı dışındaki özel ve başka bir amaca ulaşmak için bir konuyu
yasayla düzenlediği durumlarda bir “yetki saptırması” ve giderek de amaç
öğesi bakımından yasanın sakatlığı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine
aykırılığı söz konusu olur.
Yasakoyucu takdir yetkisini kullanarak, sosyal
hukuk devleti olma bilinciyle, kamu yararını gözeterek, kişilerin
mağduriyetlerine yol açmayacak şekilde makul ve adil çözümler getirmelidir.
Yasakoyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiçbir
şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek biçimde
kullanılamaz. Hukuk devletinde yasaların kamu yararı gözetilerek
çıkarılması zorunludur. Yasakoyucunun bir ihtiyaç
olarak gördüğü bu düzenlemenin kamu yararı amacıyla çıkarılması gerekir.
Getirilen yasal düzenleme, aday
adaylarının yarıştırıldığı bir sınavda sözlü sınava çağrılacak aday
sayısını; “yüz tam puan üzerinden yetmiş puanın altına düşülmemek kaydıyla
en yüksek puandan başlamak üzere, sınav ilanında belirtilen kadronun dört
katı aday” olarak belirlemek suretiyle; yazılı sınavın objektif sonuçlarını
ortadan kaldırıcı bir nitelik kazanmıştır.
Sözlü sınava dört kat aday çağırmanın amacı,
mesleğe olabildiğince yazılı sınavda en başarılı olanların alınmasının
sağlamak, böylece, idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında subjektif nedenlerin etkili olmasını önlemek değildir.
Tam tersi, yazılı sınavın etkisini azaltmak; bilgiye, ehil olmaya ve liyakata dayalı bir sınav yapma yerine, kamu yararı ve
hizmet gereklerine uygun olmayan başkaca subjektif
değerlendirmelere dayalı olarak bir seçim yapma amacı güdülmektedir.
Nitekim, pek çok kariyer meslek sınavında
yaşanan kötü deneyimler sonucu sözlü sınava, yazılı sınavın etkisini
ortadan kaldırmayacak ölçüde aday çağırma ilkesi benimsenerek yasal ya da
idari düzenlemeler yapılmış ve subjektif
değerlendirmelerin önü alınmıştır. Başka kurumların da yaşadığı kötü
uygulamalar ortada iken, bürokrasinin en önemli kariyer mesleklerinden biri
olan kaymakam adaylığı sınavında kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun
olmayan bir düzenleme yapmak Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadırlar.
Benzer şekilde 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanununun 2 nci
maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A Maddesinin dördüncü
fıkrasındaki: “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi
kullanılmaz” cümlesi de kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olmayan bir
düzenlemedir.
Teknolojideki son gelişmelerden
yararlanarak sözlü sınavın sesli ve görüntülü kayıt altına alınmaması
idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında subjektif
nedenlerin etkili olmasını kesin olarak önleyeceğinden, yasal düzenlemede
“komisyon başkan ve üyeleri tarafından ….. verilen puanlar ayrı ayrı
tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt
sistemi kullanılmaz” hükmü getirilmiştir. Yani sözlü sınavları sesli ve
görüntülü kayıt altına almaları yasayla önlenmiş sadece komisyon üyelerinin
tutanak tutması öngörülmüştür.
Yapılan bu düzenlemelerle Kaymakamlık
sınavları ile ilgili olarak Danıştay tarafından idare aleyhine verilen
kararlar etkisiz kılınmaya çalışılmaktadır. “Mülakatta tutanak dışında
herhangi bir belge ve kayıt tutulmayacağı” şeklindeki hüküm, Danıştay
kararını aşmaya yöneliktir.
Sınavların açıklık ve şeffaflıktan uzak
ve subjektif değerlendirmelere açık olmasını
amaçlayan bu düzenleme; aynı zamanda yargı kararlarını etkisiz kılmayı ve
mahkeme kararlarına uymamayı da amaçladığından Anayasanın 138 inci
maddesinin dördüncü fıkrasına aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 5917
sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1 inci maddesi ile 09.06.1930
tarihli ve 1700 sayılı Dahiliye Memurları
Kanununun 2 nci maddesinden sonra gelmek üzere
eklenen 2/A Maddesinin birinci fıkrasında yer alan: “dört katı aday”
ibaresi ile dördüncü fıkrasındaki: “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” cümlesi Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve 138 inci
maddesine aykırı olup iptali gerekir.
2) 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 18 inci maddesi ile 26.05.1981
tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununa eklenen Geçici 6 ncı maddesinin Anayasaya Aykırılığı
2464 sayılı Kanunun 34 ila 39 uncu
maddelerinde düzenlenen elektrik ve havagazı tüketim vergisinin tarh, tahakkuk
ve tahsili ilgili belediyelerce yapılmaktadır.
İlgili belediyelerin geliri olarak
tahsil edilen elektrik ve havagazı tüketim vergisi, yürürlüğe sokulan iki
ayrı yasayla; (5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ve 5917
sayılı Kanunla) 2009 bütçe yılında ilgili belediyelerin geliri olmaktan
çıkarılıp merkezi yönetimin bütçe geliri haline getirilmiş ve bu vergilerin
ilgili belediyeler yerine vergi dairelerince tahsil edilmesi öngörülmüştür.
5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanununun 29 uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasıyla yapılan
değişiklikle; 01.01.2009 tarihinden sonra verilmesi gereken elektrik ve
havagazı tüketim vergisi beyannamelerine uygulanmak üzere bu verginin tarh,
tahakkuk ve tahsiline Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri yetkili
kılınmıştır. 5917 sayılı Kanunla ise; 31.12.2009 tarihine kadar tahakkuk
eden elektrik ve havagazı tüketim vergileri için Maliye Bakanlığına bağlı
vergi daireleri yetkili kılınmıştır.
Görüldüğü gibi, hem 2009 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunundaki, hem 5917sayılı Kanundaki hüküm; elektrik ve
havagazı tüketim vergisini sadece 2009 bütçe yılı için belediyelerin geliri
olmaktan çıkarmaktadır.
CHP, 5828 sayılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanunu’nun 29 uncu maddesinin (9) numaralı fıkrasıyla yapılan değişiklikle
ilgili Anayasa Mahkemesi’nin Gelen Evrak Defteri’nin 80 Sırasına kaydı
yapılan 29.01.2009 tarihli İtiraz Dilekçesi başvurusunda; elektrik ve
havagazı tüketim vergisinin tahsili için Maliye Bakanlığına bağlı vergi
dairelerini yetkili kılan düzenlemenin iptalini istemişti.
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
ile elektrik ve havagazı tüketim vergisi belediyelerin geliri olmaktan
çıkarıldığına göre neden aynı hüküm 2009 yılının Haziran ayında kabul
edilen 5917 sayılı Kanuna tekrar konulmuştur? Bu sorunun tek makul yanıtı;
Anayasa Mahkemesi’nin Bütçe yasasındaki hükümle ilgili itirazlar hakkındaki
iptal kararı olasılığının ortaya çıkaracağı sonuçları bertaraf etme
ihtiyacıdır.
Bu yöntemle Anayasa Mahkemesi’nin
verebileceği bir iptal kararı etkisiz hale getirilmiş olacaktır. Yasa zaten
bir yıllık bir dönem için geçerli olacağından yeni bir iptal kararı için
zamanın da yeterli olmayacağı düşünülmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin vereceği muhtemel
iptal kararlarını etkisiz hale getirme niyeti ile yürürlüğe sokulan yasalar
Anayasanın hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Anayasanın
2 nci maddesindeki hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Öte yandan Anayasanın 127 nci maddesinin son fıkrasının son tümcesinde mahalli
idarelere“…görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır” denilmiştir.
Belediye Gelirleri Kanunun 34 üncü
maddesinde “belediye sınırları ve mücavir alanlar dışında tüketilen elektrik
ve hava gazı ile belediye hizmetlerinin götürülmediği mücavir alanlarda
tüketilen elektrik ve hava gazının vergiye tabi değildir” denilmektedir.
Yasadaki bu ifade, elektrik ve hava
gazı vergilerinin belediye hizmetleri nedeniyle tahsil edildiğini açıkça göstermektedir.
Elektrik ve havagazı tüketim vergisinin mükellefi elektrik ve havagazını
tüketenlerdir. Yani, belediye hizmetlerinin verildiği yöredeki
tüketicilerdir.
Son yıllarda yapılan yasal
değişikliklerle belediyelerin görev ve sorumlulukları artırılmıştır.
Belediyelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması Anayasal
bir görevdir.
Belediyeler kendilerine verilen
görevlerle ilgili giderleri planlarken göz önünde tuttukları en önemli
unsur; elde edecekleri gelirin hangi tutarda olacağıdır. Belediye
hizmetlerinin götürüldüğü yerlerdeki yöre halkının mahalli müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere belediyelerin kullanımına bırakılan bir
verginin bir yıllık bir süre için bile olsa belediyelerin elinden alınması,
belediyelerin yöre halkına vermek zorunda oldukları hizmetlerin azalmasına
yol açacaktır. Yöre halkı mağdur olacak, ödedikleri vergilerin mahalli
müşterek ihtiyaçların giderilmesinde kullanılması mümkün olmayacaktır.
Yasakoyucu takdir yetkisini kullanarak, sosyal
hukuk devleti olma bilinciyle, kamu yararını gözeterek, kişilerin
mağduriyetlerine yol açmayacak şekilde makul ve adil çözümler getirmelidir.
Yasakoyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiçbir
şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek biçimde
kullanılamaz. Hukuk devletinde yasaların kamu yararı gözetilerek
çıkarılması zorunludur. Yasakoyucunun bir ihtiyaç
olarak gördüğü bu düzenlemenin kamu yararı amacıyla çıkarılması gerekir.
Anayasanın 90 ıncı
maddesine göre: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında
Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” Elektrik
ve havagazı vergisini belediye geliri olmaktan çıkaran söz konusu
düzenleme, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 9 uncu maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “Ulusal ekonomik politika çerçevesinde, yerel
makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe
kullanabilecekleri yeterli mali kaynaklar sağlanacaktır” hükmüne de
aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin
İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 18
inci maddesi ile 26.05.1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununa
eklenen Geçici 6 ncı maddesi Anayasanın 2 nci, 90 ıncı ve 127 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
3) 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 8 inci
Maddesinde yer alan; “kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak
istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı
gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil)
sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte
olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin” ibaresinin
Anayasaya Aykırılığı
25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye “GEÇİCİ MADDE 8” eklenmiştir.
Bu maddede yapılan düzenleme ile hem
memur statüsünde çalışanların hem yeşil kartlıların hem de ilgili mevzuatında
3816 sayılı Kanun hükümlerine göre tedavilerinin sağlanması hükme bağlanmış
olanların; sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine (diş
tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar
üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin
kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin usul ve esasları Sağlık
Bakanlığının görüşünü almak suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı
yetkili kılınmıştır.
5917 sayılı Yasa’dan önce başka yasal
düzenleme ile; ortez, protez
ve diğer iyileştirme araç bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu
konuya ilişkin usul ve esasları Sağlık Bakanlığının görüşünü almak
suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmış ancak, Anayasa
Mahkemesi, 5234 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun
209 uncu maddesinin sonuna eklenen fıkra ile 178 sayılı KHK’de Bütçe ve
Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün görevlerini düzenleyen 10 uncu maddeye
yapılmış olan (p) ve (r) fıkralarını iptal etmişti. (Anayasa Mahkemesi
29.01.2009 tarihli ve E.2005/152, K.2009/14 sayılı Kararı)
Anayasa Mahkemesinin 5234 sayılı
Yasadaki düzenleme ile ilgili iptal gerekçesinde özetle şöyle denilmektedir:
“Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir. Anayasada yasayla düzenlenmesi öngörülen
konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme
yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. … İtiraz konusu yasa kuralları
uyarınca, devlet memurları ve diğer kamu görevlileri ile bunların emekli,
dul ve yetimlerinin diş tedavileri dahil olmak üzere, tedavi kurum ve
kuruluşlarında yapılan tedavilerine ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca
verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez,
protez ve diğer iyileştirme araçlarının
bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin esas ve
usulleri belirleme konusu tamamen idareye bırakılmıştır. Bu kurallar
uyarınca, Maliye Bakanlığı, ortez, protez ve diğer iyileştirme araçlarının bedellerinin çok
az bir kısmının memurların kurumu tarafından ödenmesi konusunda düzenleme
yapabileceği gibi tamamının veya tamamına yakın bir kısmının da kurumlar
tarafından ödenmesi yolunda düzenleme yapabilecektir. Bu durumda, memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin özlük haklarından olan tedavi yardımının nasıl
yapılacağı yasayla belirlenmeyip, idarenin takdirine bırakılmıştır.”
Yasakoyucu, ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; 63 üncü maddesinde yaptığı düzenleme
ile içinde memurların da bulunduğu sigortalıların ortez,
protez ve diğer iyileştirme araçlarının türlerini,
miktarlarını ve kullanım sürelerini Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak
kurumca (Sosyal Güvenlik Kurumu) belirlenmesi ile ilgili kuralları
düzenlenmişti.
Anayasa Mahkemesi 5510 sayılı Yasa ile
ilgili olarak verdiği E.2006/111, K.2006/ 112 sayılı 15.12.2006 tarihli
Kararında, aynı hukuksal konumda bulunmayan memur ve diğer kamu görevlileri
ile bunların dışında kalan sigortalıların birbirinden farklı olan
özellikleri gözetilmeksizin aynı sisteme bağlı tutulmasını Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı bularak
Yasanın pek çok düzenlemesini memurlar açısından iptal etmişti. Anayasa Mahkemesi Kararına göre,
memurların sadece sosyal güvenlik hakları değil sağlıkla ilgili hakları da
diğer sigortalılardan farklı olarak ayrıca düzenlenmelidir. Anayasa Mahkemesi ayrıca; memur ve diğer kamu görevlilerini
diğer sigortalılarla beraber “sigortalı sayılanlar” arasına alan “5510
sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendini”, memur ve
diğer kamu görevlilerini diğer sigortalılarla aynı hükümlere tabi tutarak
“genel sağlık sigortalısı sayılanlar” arasına alan 5510 sayılı Kanunu 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1)
numaralı alt bendini “… ve (c)…” bölümü ile 5434 sayılı Emekli
Sandığı Kanununu uygulamadan kaldıran 105 inci ve 106 ncı
maddelerini, uygulama olanağı kalmadı gerekçesiyle iptal etmişti.
Yasakoyucu, 5917 sayılı Yasa’da, 5234 sayılı
Yasa’dan farklı olarak Anayasa Mahkemesi’nin, “yasayla düzenlenmesi
öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir
düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir” gerekçesini dikkate almış
gibi hareket etmişse de, getirilen düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nin
Anayasaya aykırılık gerekçesini ortadan kaldıracak nitelikte değildir.
Çünkü, 5917 sayılı Yasayla 178 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 8 inci maddenin (a), (b), (c),
(d) ve (e) bentlerinde ödemeye ilişkin usul ve esaslara dair ilkelerin
belirlendiği belirtilmesine karşın getirilen hükümler, kullanılması gerekli
görülen ortez, protez ve
diğer iyileştirme araçlarının bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve
bu konuya ilişkin esas ve usulleri belirleme konusunda idareyi tamamen
yetkili kılmayı önleyen düzenlemeler değildir. Yani, bu Yasa’yla da
kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araçlarının bedellerinin
kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin esas ve usulleri
belirleme konusunda tamamen idare yetkili kılınmıştır.
Söz konusu (a), (b), (c), (d) ve (e)
bentlerindeki hükümler zaten 5510 sayılı Yasa’da ya da 5510 sayılı Yasa’da
değişiklik yapan 5754 sayılı Yasa’da yer alan düzenlemelerdir. Örneğin,
5917 sayılı Yasa’yla 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici
8 inci maddenin (a) bendi doğrudan 5510 sayılı Yasanın 63 üncü maddesine,
(b) bendi ise, 5510 sayılı Yasanın 64 üncü maddesine gönderme yapmaktadır.
Söz konusu düzenlemenin (c) bendi, 5510 sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasa
ile değişik dördüncü fıkra hükmünün tekrarından ibarettir. Maddenin (d)
bendindeki düzenleme, 5510 sayılı Yasa’nın 72 nci
maddesinin birinci fıkrasının aynısıdır. Maddenin (e) fıkrasındaki hüküm
ise, 5510 sayılı Yasanın 5754 sayılı Yasa ile değişik 73 üncü maddesinin
benzeri bir düzenlemedir.
Kısacası, 5917 sayılı Yasayla 178
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 8 inci maddenin (a), (b),
(c), (d) ve (e) bentleri ile getirilen hükümler zaten yürürlükte olan
hükümlerdir. Özetle ifade etmek gerekirse, asıl amaç olan; yürütme organına
genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi karışık
düzenlemelerle gizlenmek istenmekte, kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer
iyileştirme araçlarının bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu
konuya ilişkin esas ve usulleri belirleme konusunda yasayla kurallar
getiriliyor görüntüsü altında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları bir
suretle aşılmak istenmektedir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle:
Aynı hukuksal konumda bulunmayan memur
ve diğer kamu görevlileri ile bunların dışında kalan sigortalıların
birbirinden farklı olan özelliklerini gözetmeksizin aynı sisteme bağlı
tutan, memurların sağlıkla ilgili haklarını diğer sigortalılardan farklı
olarak ayrıca düzenlenmeyen;
Anayasada yasayla düzenlenmesi
öngörülen konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme
yetkisi veren;
Memurların tedavi kurum ve
kuruluşlarında yapılan tedavilerine ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca
verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez,
protez ve diğer iyileştirme araçlarının
bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin esas ve
usulleri belirleme konusunda tamamen idareyi yetkili kılan;
Böylece, kamu görevlilerinin özlük
haklarından olan tedavi yardımının nasıl yapılacağını yasayla belirlemeyip,
idarenin takdirine bırakan;
25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen “GEÇİCİ MADDE 8”; Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı olup iptali
gerekir.
4) 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 9 uncu
Maddesinde yer alan: “Kamu idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü
maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile
fertlerinin” ibaresinin Anayasaya Aykırılığı
25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye “GEÇİCİ MADDE 9” eklenmiştir.
Bu maddede yapılan düzenleme ile hem
memur statüsünde çalışanlardan hem yeşil kartlılardan hem de ilgili
mevzuatında 3816 sayılı Kanun hükümlerine göre tedavilerinin sağlanması
hükme bağlanmış olanlardan alınacak katılım paylarına ilişkin hükümler
getirilmiştir.
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen “GEÇİCİ MADDE 9”,
onbir fıkradan oluşmaktadır. Bu fıkraların yedi
adedi 5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun “Katılım
hizmetleri için katılım payı uygulaması” başlıklı 28 inci maddesindeki
fıkralarla aynıdır.
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen “GEÇİCİ MADDE 9”
un:
– Birinci fıkrası, 5828 sayılı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (1) nolu fıkrası ile,
– İkinci fıkrası, 5828 sayılı 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (2) nolu
fıkrası ile,
– Dördüncü fıkrası, 5828 sayılı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (3) nolu fıkrası ile,
– Beşinci fıkrası, 5828 sayılı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (4) nolu fıkrası ile,
– Altıncı fıkrası, 5828 sayılı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (5) nolu fıkrası ile,
– Dokuzuncu fıkrası, 5828 sayılı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesinin (6) nolu fıkrası ile,
– Onbirinci
fıkrası, 5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci
maddesinin (7) nolu fıkrası ile aynıdır.
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
eklenen “GEÇİCİ MADDE 9”
un; üçüncü, yedinci, sekizinci ve onuncu fıkraları yeni hükümlerdir.
Üçüncü fıkrada; yatarak tedavide de
hizmet bedelinin %1 ine kadar katılım payı alınması ve alınacak katılım
payının miktarının artırılıp, azaltılması için Maliye Bakanlığına yetki
verilmektedir. Yedinci fıkrada; katılım payı alınmayacak hallerle ilgili
Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir. Sekizinci fıkrada; sağlık kurulu
raporları veya sağlık raporları için katılım payı alınmayacağına dair
düzenleme vardır. Onuncu fıkrada; 5510 sayılı kanunun Geçici 12 nci maddesi kapsamına girenlerden aynı fıkrada hükme
bağlanan iki yıllık geçiş sürecince bu madde ve 5828 sayılı 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun 28 inci maddesi hükümlerine göre katılım payı
alınmayacağına dair hüküm vardır.
Yani, 178 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye eklenen “GEÇİCİ MADDE 9” ile; 5828
sayılı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunun “Tedavi hizmetleri için
katılım payı uygulaması” başlıklı 28 inci maddesi bazı ufak değişiklikler
ile yeniden düzenlenerek Bütçe Kanunundan 178 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye taşınmıştır.
Anayasa Mahkemesi 5510 sayılı Kanunun
“Katılım payı alınması” başlıklı 68 inci maddesinin ikinci fıkrasını,
Yasa’nın 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler
(memurlar) yönünden iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, 5510 sayılı Yasadaki
düzenlemelerin bir kısmını memurlar ve diğer kamu görevlileri açısından
iptal ederken; kazanılmış haklar bakımından iptal etmemiştir. İptal kararı,
memur statüsündekilerin diğer sigortalılarla aynı sisteme bağlı olmaması
gerekçesine dayanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararında,
sosyal güvenlik hakkından yararlanacak olanların hukuksal konumları
gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı
kurallara bağlı tutulmalarının Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen
kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararında:
Anayasanın 128 inci maddesinden kaynaklanan ve yasalarla belirlenen özlük
hakları, memurların emeklilik bakımından diğer sigortalılardan farklı
olmasını gerektirir denilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu
kararında: “Devletin en temel işlevlerinden olan kamu hizmetinin
görülmesindeki yeri tartışmasız olan kamu görevlileri için statülerine,
yaptıkları görevin gereklerine uygun, emeklileri için de önceki statüleri
ile uyumlu ayrı yasal düzenleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak
düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların bu özelliklerini ve
farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya başka bir yasa içinde
yapılması hususu kuşkusuz yasakoyucunun takdiri
içindedir” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi Kararına göre,
memurların sadece sosyal güvenlik hakları değil sağlıkla ilgili hakları da
kanunla ayrıca düzenlenmelidir. Anayasa Mahkemesi Kararında aynen şöyle
denilmektedir: “5510 sayılı Yasa ile sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde
görülebilmesini sağlamak amacıyla genel sağlık sigortası kurulması öngörülmüştür.
Yasa’nın genel gerekçesinde beş farklı emeklilik rejiminin aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerinin eşit olacağı
tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesinin planlandığı, buna koşut olarak
sağlık hizmetlerinin düzenlenmesinde de aynı anlayışın esas alındığı
anlaşılmaktadır. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin yürüttükleri kamu hizmetine bağlı olarak hukuksal konumları,
diğer çalışanlardan birçok bakımdan farklılıklar göstermektedir. Çalışmakta olanları ve emeklileri kapsayan genel sağlık
sigortasından yararlanma hakkı da Anayasanın 128 inci maddesinde memurlar
ve diğer kamu görevlileri için yasayla düzenlenmesi öngörülen haklar
arasında bulunduğundan, üstlendikleri kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi
ve hizmet alanlar yönünden de olumsuzluklar yaşanmaması için bu hususların
da memurların diğer hakları gibi onlara ilişkin düzenleme içinde ayrıca yer
alması Anayasal bir gerekliliktir.”
Anayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında
da belirtildiği gibi, Anayasanın 2 nci maddesinde
Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle:
Aynı hukuksal konumda bulunmayan memur
ve diğer kamu görevlileri ile bunların dışında kalan sigortalıların
birbirinden farklı olan özelliklerini gözetmeksizin aynı sisteme bağlı
tutan, memurların sağlıkla ilgili haklarını diğer sigortalılardan farklı
olarak ayrıca düzenlenmeyen, 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen “GEÇİCİ MADDE 9”; Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 128 inci maddelerine aykırı olup iptali
gerekir.
5) 25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun Geçici 1 inci maddesinin Anayasaya
Aykırılığı
Geçici 1 inci Maddede yapılan
düzenlemeyle 10 yıl süreyle Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ithal
edilen motorlu taşıtların, (uçak, helikopter, otomobil, arazi taşıtı, yat
vs. gibi) 27.10.1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesi kapsamında gümrük vergisinden muaf ve
müstesna olması sağlanmıştır.
Daha önce de 16.06.2009 tarihinde TBMM
tarafından kabul edilen 5904 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla Başbakanlık tarafından satın alınan
motorlu taşıtların KDV ve ÖTV’den istisna
edilmesi yönünde bir başka düzenleme yapılmıştı.
Anayasanın “Vergi ödevi” başlıklı 73
üncü maddesinde, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin temel
ilkeleri düzenlenmiştir. Maddede;
“Herkes, kamu giderlerini karşılamak
üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülük kanunla konulur, kaldırılır, değiştirilir veya kaldırılır” denilmiştir.
Vergilendirmede genel kural, yasayla
belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınmasıdır. Yasakoyucu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan
konuyu, kimi durumlarda da kişileri vergi dışında tutabileceği gibi,
verginin tümünden ya da bir bölümünden vazgeçebilir. Vergi, resim ve harç
yasalarında sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı birtakım muaflık,
istisna ve indirimler getirilmesi, yasakoyucunun
takdirine bağlı bir konudur.
Muaflık, istisna ve indirimler, yasakoyucu tarafından “mali güce göre vergilendirme”nin ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı”nın sağlanmasının araçlarıdır. Anayasa
Mahkemesi vergilemede aranan temel ilkelerin muafiyet, istisna ve indirim
için de aranması gerektiğini kabul etmiştir
Anayasa Mahkemesi, “yatırım indirimi”,
“Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne tanınan yargı harcı muafiyeti”,
“serbest bölgelerde faaliyet gösteren müteşebbisin vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerden muaf tutulması”, “devir işlemlerinde münfesih kurumun
devir öncesi son bilançosunda görülen zararların devralan kurumca beyan
edilen kurum kazancından indirilebilmesi” konularını incelerken, kimi özel
durumlarda muaflık, istisna ya da indirim getirilmesinin Yasakoyucunun takdirine bağlı olarak yasa ile
düzenlenmesi zorunluluğunu belirtirken; kamu yararı, sosyal ve ekonomik
amaç, kamu hizmetinin en iyi biçimde görülmesi gibi” haklı nedenlerin” de
gözetilmesi gerektiğini aramıştır.
Vergide eşitlik ilkesi, yükümlülerin
vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle vergilendirmenin yapılmasını
öngörür. Başka bir deyişle kişiler, genel vergi yüküne kendi ödeme
güçlerine göre katılmalıdırlar. Ancak bu durumda Anayasada öngörülen
vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkesi sağlanabilir.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir
ayırım yapılmaksızın malî gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve
vergi ödemesini ifade eder. Malî güce göre vergilendirme, verginin,
yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke,
aynı zamanda vergide eşitlik sağlanmasının uygulama aracı olup, malî gücü
fazla olanın malî gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir.
Vergide eşitlik ilkesi ise malî gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan
ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır.
Devlet tüzel kişiliği içinde sadece
Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ithal edilen motorlu taşıtlara
tanınan bu muafiyetin hiçbir ekonomik veya sosyal gerekçesi
gösterilmemiştir. Muafiyetin hangi amaçla, niçin yapıldığına ilişkin bir
açıklık bulunmamaktadır. Bu düzenleme aynı zamanda kamu hizmetinin daha iyi
bir şekilde yerine getirilmesine yönelik bir düzenleme de değildir.
Bu düzenlemenin Anayasanın 73 üncü
maddesinde belirtilen mali güce göre vergilendirmenin ve vergi yükünün
adaletli ve dengeli dağılımının sağlanmasının aracı olarak getirilmediği de
açıktır.
Yasaların kamu yararına dayanması
gereği, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Hukuk
devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı
olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir. Kamu
yararının gerektirdiği düzenlemeleri yapmak, çareleri düşünüp önlem almak, yasakoyucunun en doğal hakkı ve ödevidir. Yeter ki
vergide muafiyet ve istisnalar getirilirken, bunlarla hizmet arasında
gerçeklere uygun nesnel ve zorunlu bir neden – sonuç bağı kurulmuş
olabilsin.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 5917
sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun Geçici 1 inci
maddesinde yapılan düzenlemeyle; Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından
ithal edilen motorlu taşıtların, 10 yıl süreyle 4458 sayılı Gümrük
Kanununun 167 nci maddesi kapsamında gümrük vergisinden
muaf ve müstesna tutulması Anayasanın 2 nci ve 73
üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptali istenen düzenlemelerin uygulanması
halinde sonradan giderilmesi olanaksız durum ve zararların doğabileceği
açıktır.
Bu zarar ve durumların doğmasını
önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen hükümlerin
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle
25.06.2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin
İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi İle Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun;
1) 1 inci maddesi ile 09.06.1930
tarihli ve 1700 sayılı Dahiliye Memurları
Kanununun 2 nci maddesinden sonra gelmek üzere
eklenen 2/A Maddesinin birinci fıkrasında yer alan: “dört katı aday”
ibaresi ile dördüncü fıkrasındaki: “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” cümlesi, Anayasanın 2 nci ve 138 inci maddelerine aykırı olduğundan,
2) 18 inci maddesi ile 26.05.1981
tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununa eklenen Geçici 6 ncı maddesi, Anayasanın 2 nci,
90 ıncı, 127 nci
maddelerine aykırı olduğundan,
3) 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 8 inci
Maddesinde yer alan; “kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam
edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince
tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta
primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile
bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu, 128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
4) 26 ncı
maddesi ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 9 uncu
Maddesinde yer alan: “Kamu idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü
maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile
fertlerinin” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu,
128 inci maddelerine aykırı olduğundan,
5) Geçici 1 inci maddesi Anayasanın 2 nci ve 73 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi
güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
B- Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan
Kaymakam Adaylığı Mülakat Sınavına katılan davacı Tamer Ekinci tarafından,
mülakatta başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile mülakat sınavının iptali istemiyle
İçişleri Bakanlığı’na karşı açılan davada; 1700 sayılı Dahiliye
Memurları Kanununa 5971 sayılı Kanunun 1. maddesi ile eklenen 2/A
maddesinin Anayasaya aykırı olduğu yolundaki itirazı incelenerek işin
gereği görüşüldü:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 11.
maddesinin ikinci fıkrasında kanunların Anayasa’ya aykırı olamayacağı
belirtilmiş; 152. maddesinde de, “Bir davaya bakmakta olan mahkeme,
uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini
Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını
ciddî görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara
bağlanır. Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş
ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse
mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak,
Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar
gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır. Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına
girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 152. madde hükmüne göre,
bir davaya bakmakta olan mahkemenin itiraz yoluyla bir kanun hükmünün
iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için iptali istenen kuralın
davada uygulanacak nitelikte bir kural olması gerekir.
Buna göre; İçişleri Bakanlığı
tarafından 21/07/2009-31/07/2009 tarihleri
arasında yazılı puan sıralamasına göre yapılan Kaymakam Adaylığı Mülakat
Sınavına 28/07/2009 tarihinde katılan davacının, mülakatta başarısız sayılmasına
ilişkin işlem ile mülakat sınavının iptali istemiyle açılan iş bu davada;
1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanununa 25/06/2009 tarihli 5971 sayılı
Kanunun 1. maddesi ile eklenen 2/A maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Bunun
dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.”
tümcesinin bakılan davada uygulanacak bir kural niteliğinde olduğu açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden;
Kaymakam adaylığı sözlü sınavında başarısız sayılmasına dair işlem ile
Kaymakam Adayları Yönetmeliğinin bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan
bir davada, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 13/11/2008
gün ve YD itiraz No:2008/774 sayılı kararında; “işlemin hukuka uygun
bulunmamasının gerekçelerinden birisini, “sözlü sınavda adayın sorulara
verdiği yanıtların teknolojik imkanlardan yararlanarak sesli ve görüntülü
kayıt altına alınmamasının” oluşturduğu görülmektedir. Dolayısıyla, sesli
ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle gerçekleştirilecek bir sözlü sınavda,
adaylara yöneltilen soruların ve yanıtlarının da kaydedileceği açık olup,
bunların ayrıca sözlü sınav komisyon üyeleri tarafından tutanağa bağlanması
gerekli bulunmamaktadır. Bununla birlikte, sözlü sınavda komisyon
üyelerince takdir edilen notun gerekçeleriyle ortaya konulması hukuk
devleti ilkesinin sağladığı güvencenin temini açısından zorunlu ve
gereklidir.
Sonuç olarak, davacının sözlü sınavda
başarısız sayılmasına ilişkin işlemde, sınav öncesinde soruların ve yanıtlarının
hazırlanmamış olması, sözlü sınavın sesli ve görüntülü kayıt yapılmak
suretiyle gerçekleştirilmemesi, ayrıca komisyon üyelerince takdir edilen
notun gerekçeleriyle ortaya konulmaması nedenleriyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”
gerekçesi ile hukuka uyarlık bulunmadığına karar verilmiş.
Bunun üzerine 1700 sayılı Dahiliye
Memurları Kanununa 25/06/2009 tarihli 5971 sayılı
Kanunun 1. maddesi ile eklenen 2/A maddesinin 4. fıkrasında, “Adaylar,
komisyon başkan ve üyeleri tarafından ikinci fıkranın (a) ila (e)
bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden
değerlendirilir, verilen puanlar ayrı ayrı
tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt
sistemi kullanılmaz. Başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin
yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az
yetmiş olması şarttır. Mülakat sonucu; en yüksek puan alan adaydan başlamak
üzere sıralama yapılarak mülakat başarı listesi hazırlanır ve bu liste
mülakat komisyonu tarafından imzalanır.” hükmüne yer verildiği
anlaşılmıştır.
Anayasanın 2. maddesinde, “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir.” hükmü, 125. maddesinin birinci fıkrasında da, idarenin her
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmü yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik
kararlarına göre “Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
Anayasanın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olduğu
belirtilmiştir.
Buna göre, Anayasa’da Türkiye
Cumhuriyeti’nin demokratik hukuk devleti niteliği vurgulanırken, devletin
tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmış ve bu
şekilde Anayasanın 125. maddesinin birinci fıkrasındaki “idarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmü, hukuk devleti
ilkesinin zorunlu bir sonucu olmaktadır.
Çünkü, Hukuk devleti ilkesinin tam olarak
geçerli olabilmesinin olmazsa olmaz koşulu yargı denetimidir.
Şu halde, yukarıda açıklaması yer alan
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 13/11/2008
günlü yargı kararından sonra 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanununa
25/06/2009 tarihli 5971 sayılı Kanunun 1. maddesi ile eklenen 2/A
maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” tümcesinin Anayasanın 2. ve 125.
maddelerine aykırı olduğu, zira bahse konu yeni düzenlemenin mülakatta
başarısız sayılma işleminin yargısal denetim yapmasını güçleştiren,
zorlaştıran bir düzenleme olup bu haliyle Anayasaya uygunluğundan söz
edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; Anayasa’nın
152’nci maddesi uyarınca bakılmakta olan davada uygulanacak olan 1700
sayılı Dahiliye Memurları Kanununa 25/06/2009
tarihli 5971 sayılı Kanunun 1. maddesi ile eklenen 2/A maddesinin 4.
fıkrasında yer alan “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt
sistemi kullanılmaz. “tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatiyle,
anılan tümcenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına,
Anayasa Mahkemesi’nin konu hakkında vereceği karara kadar davanın geri
bırakılmasına, beş ay içinde bir karar verilmezse davanın yürürlükteki
kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasına, kararın birer örneğinin
taraflara tebliğine, işbu kararla birlikte dava dosyası ve içeriği evrakın
çıkarılacak birer onaylı örneğinin Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine, 29/07/2010 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.”
II- YASA METİNLERİ
A- Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1) 9.6.1930 günlü, 1700 sayılı Kanun’un;
25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ve iptali
istenen ibare ile cümleyi de içeren 2/A maddesi şöyledir:
“Yazılı sınav; Bakanlıkça bu sınavı
yapabilen kamu kurum ve kuruluşlarına, düzenlenecek protokole göre yaptırılan
yarışma sınavıdır. Atama yapılacak boş kadro sayısı, atanacaklarda aranacak
şartlar ile başvuruya ve sınava ilişkin hususların yer aldığı duyuru,
müracaat süresinin bitiminden en az onbeş gün
önce Türkiye genelinde günlük yayımlanan tirajı en
yüksek beş gazetenin birinde bir defa ilan olunur, ayrıca İçişleri
Bakanlığı internet sitesinde duyurulur. Yazılı sınav soruları, Atatürk
İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Türkçe, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku,
Türkiye’nin İdari Yapısı, Türkiye’de Mahalli İdareler, Ekonomi, Türkiye’nin
Sosyo-ekonomik Yapısı ile Türkiye’de Demokratikleşme
ve İnsan Hakları konularından hazırlanır. Yazılı sınavda, yüz tam puan
üzerinden yetmiş puanın altına düşülmemek kaydıyla en yüksek puandan
başlamak üzere, sınav ilanında belirtilen kadronun dört katı aday mülakata çağrılır. Mülakata çağrılan en son
adayla aynı puanı almış bulunan diğer adaylar da, kontenjan gözetilmeksizin
mülakata çağrılır.”
Mülakat, adayın;
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade
yeteneği ve muhakeme gücünün,
b) Temsil kabiliyeti, davranış ve
tepkilerinin mesleğe uygunluğu, liyakati ile genel ve fiziki görünümünün,
c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve
inandırıcılığının,
d) Genel yetenek ve genel kültürünün,
e) Çağdaş, bilimsel ve teknolojik
gelişmelere açıklığının,
puan vermek suretiyle değerlendirilmesi
yöntemidir.
Mülakat komisyonu; Personel Genel
Müdürünün başkanlığında İçişleri Bakanının, Bakanlık Müdürler Encümeninin
Mülki İdare Amiri sınıfından olan üyeleri arasından görevlendireceği iki
üyeden oluşur.
Adaylar, komisyon başkan ve üyeleri
tarafından ikinci fıkranın (a) ila (e) bentlerinde yazılı özelliklerin her
biri için yirmişer puan üzerinden değerlendirilir, verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi
kullanılmaz. Başarılı sayılmak için, komisyon başkan ve üyelerinin yüz
tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az
yetmiş olması şarttır. Mülakat sonucu; en yüksek puan alan adaydan başlamak
üzere sıralama yapılarak mülakat başarı listesi hazırlanır ve bu liste
mülakat komisyonu tarafından imzalanır.
Nihai başarı listesi, yazılı sınav
puanı ile mülakat puanının aritmetik ortalaması tespit edilerek en yüksek
puan alandan başlamak üzere hazırlanır. Bu sıralamaya tabi tutulanların
nihai puanlarının eşit olması halinde, yazılı sınavda alınan puana öncelik
tanınır. Yazılı sınav puanlarının da eşit olması halinde lisans diploması
not ortalaması yüksek olan esas alınarak sıra belirlenir.
Nihai başarı listesindeki sıralama
doğrultusunda sınav ilanında belirtilen kadro sayısı kadar adayın atama işlemleri
yapılır.
Gerçeğe aykırı beyanda bulunanların
sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmaz, yapılmış ise iptal edilir.
Bu kişiler hiçbir hak talebinde bulunamazlar.”
2) 26.5.1981 günlü, 2464 sayılı Kanun’un; 25.6.2009
günlü, 5917 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle eklenen ve iptali istenen
geçici 6. maddesi şöyledir:
“31/12/2009
tarihine kadar tahakkuk eden elektrik ve havagazı tüketim vergileri için;
bu Kanunun 35 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ilgili
belediyeye” ibaresi “kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi
dairesine” şeklinde, 39 uncu maddesinde yer alan “belediyeye bir beyanname
ile bildirmeye ve vergiyi aynı sürede ödemeye mecburdurlar.” ibaresi
“kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairesine, Maliye
Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara göre bir beyannameyle bildirmeye
ve vergiyi aynı sürede, genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir
kaydedilmek üzere ödemeye mecburdurlar; verginin tarh, tahakkuk ve
tahsiline ilgili vergi daireleri yetkilidir.” şeklinde uygulanır.”
3) 13.12.1983 günlü, 178 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un 26.
maddesiyle eklenen ve iptali istenen bölümleri de içeren Geçici 8. ve 9.
maddeleri şöyledir:
“Geçici
Madde 8
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun geçici 12 nci maddesinin
ikinci fıkrası gereğince ilgili kayıt ve işlemlerin Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından devralınacağı tarihe kadar; kamu
idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler
dahil) sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte
olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin,
18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Kanun kapsamındaki yeşil kart sahiplerinin
ve ilgili mevzuatında 3816 sayılı Kanun hükümlerine göre tedavilerinin
sağlanması hükme bağlanmış olanların; sağlık kurum ve kuruluşlarında
yapılan tedavilerine (diş tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık
kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer
iyileştirme araç bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya
ilişkin usul ve esasları aşağıda belirtilen temel ilkeler çerçevesinde
Sağlık Bakanlığının görüşünü almak suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı
yetkilidir.
a) 5510 sayılı Kanunun 63 üncü
maddesinde belirtilen sağlık hizmetlerinin verilmesi nedeniyle oluşacak bedellerin,
ilgililerin kurumlarınca ödenmesi esastır.
b) 5510 sayılı Kanunun 64 üncü
maddesinde belirtilen sağlık hizmetlerinin bedeli ilgililerin kurumlarınca
ödenmez.
c) Tıp eğitimi, hizmet basamağı, alt
yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurları dikkate alınarak sağlık
hizmeti sunan kurum ve kuruluşlar, verdikleri sağlık hizmetlerinin
fiyatlandırılmasına esas olmak üzere sınıflandırılabilir ve bu
sınıflandırmalar dikkate alınarak sağlık hizmetleri için farklı fiyat
tespit edilebilir.
d) Sağlanacak sağlık hizmetleri
nedeniyle oluşacak bedelin ilgililerin kurumlarınca ve kendileri tarafından
karşılanacak kısmının belirlenmesinde sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla
hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları,
maliyet-etkililik ölçütleri ve Devletin mali kaynaklarının yeterliliği
dikkate alınır.
e) İlgililer, sağlık hizmetlerini
Maliye Bakanlığınca sözleşme yapılan sağlık kurum ve kuruluşlarından
alırlar. Alınan bu hizmetlerin bedelleri Maliye Bakanlığı ile bu sağlık
kurum ve kuruluşları arasında yapılan sözleşmeler çerçevesinde kurumlarınca
ödenir. İlgililer almış oldukları sağlık hizmetleri karşılığında ilgili
mevzuatında düzenlenen katılım payları hariç kurumlarına herhangi bir bedel
veya ücret ödemezler. Ancak ortez, protez ve diğer iyileştirme araçlarının sağlık kurum ve
kuruluşlarınca temin edilemediği hallerde, ilgililerce temin edilerek
ödenen bedellerden Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen kısmı katılım
payı kesintisi hariç kurumlarınca kendilerine ödenir.”
“Geçici Madde 9
“Kamu
idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup,
ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dâhil) sigorta
primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile
bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin, 18/6/1992
tarihli ve 3816 sayılı Kanun kapsamındaki yeşil kart sahiplerinin ve ilgili
mevzuatında 3816 sayılı Kanun hükümlerine göre tedavilerinin sağlanması
hükme bağlanmış olanların ayakta tedavilerinde hekim ve diş hekimi
muayenelerinden 2 Türk Lirası katılım payı alınır. Katılım
payı tutarını birinci basamak sağlık kuruluşlarında yapılan muayenelerde almamaya
ya da daha düşük tutarlarda belirlemeye veya tekrar aynı tutarlara getirmeye,
ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında yapılan muayenelerde ise
müracaat edilen sağlık kurumunun yer aldığı basamak, sağlık kurumunun resmi
ve özel sağlık kurumu niteliğinde olup olmaması, önceki basamaklardan
sevkli olarak başvurulup başvurulmadığı gibi hususları göz önünde
bulundurarak on katına kadar artırmaya ve sağlık kurumları için farklı
belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir. Bu fıkrada belirlenen
katılım payının tutarı, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl
için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri
uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak
uygulanır.
Birinci fıkra kapsamına girenlerin,
tedavileri nedeniyle kullanmalarına gerek görülen vücut dışı protez ve ortez bedelleri
üzerinden, sağlık hizmetlerinin niteliği açısından hayati önemi haiz olup
olmaması, kişilerin gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri ölçütler
dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 arasında Maliye Bakanlığınca belirlenen
oranlarda katılım payı alınır. Bu şekilde alınacak katılım payının tutarı,
sağlık hizmetinin alındığı tarihteki asgari ücretin % 75’ini geçemez.
Birinci fıkra kapsamına girenlerden,
Maliye Bakanlığınca belirlenen hastalık gruplarına göre yatarak tedavide
sağlanan sağlık hizmetleri için hizmet bedelinin %1’ine kadar katılım payı
alınabilir. Yatarak tedavide katılım payını almamaya, yarısına kadar
indirmeye veya bir katına kadar artırmaya, gerektiğinde bu tutarları kanuni
tutarlarına getirmeye veya indirmeye Maliye Bakanlığı yetkilidir. Yatarak
tedavide alınan katılım payının tutarı, bir takvim yılında asgari ücret
tutarını geçmemek kaydıyla her bir yatarak tedavi için asgari ücretin
dörtte birini geçemez.
3816 sayılı Kanun kapsamındaki yeşil
kart sahiplerinin ve ilgili mevzuatında 3816 sayılı Kanun hükümlerine göre
tedavilerinin sağlanması hükme bağlanmış olanların, ödemiş oldukları
katılım payları, talepleri halinde 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine göre kendilerine geri ödenir.
Bir hastalığın tedavisinin başka tıbbi
bir yöntemle tedavisinin mümkün olmaması nedeniyle yapılacak yardımcı üreme
yöntemi tedavisi dışındaki, yardımcı üreme yöntemi tedavisinde, birinci
fıkra kapsamına girenler için ilk denemede % 30, ikinci denemede % 25
oranında katılım payı alınır. Bu fıkra gereğince alınacak katılım payının
hesabında, ikinci fıkrada belirtilen üst limit dikkate alınmaz.
Katılım payının gerektiğinde
ilgililerin aylık ve ücretlerinden kesilmesine veya eczaneler ile diğer
kurum ve kuruluşlar aracılığıyla tahsiline ilişkin usul ve esasları
belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.
5510 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinde
belirtilen sağlık hizmetleri ile aynı maddede sayılan kişilerden bu
maddenin birinci fıkrası kapsamına girenlerden katılım payı ve ilaç katılım
payı alınmaz. Bu şekilde katılım payı alınmayacak sağlık hizmetlerini tek tek veya gruplandırarak tespit etmeye Maliye Bakanlığı
yetkilidir.
Birinci fıkra kapsamına girenlerden,
görevleri gereği kurumları tarafından talep edilen sağlık kurulu raporları
veya sağlık raporları için katılım payı alınmaz.
Sağlık kurum ve kuruluşları, kamu
idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü
maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile
fertlerinden, vermiş oldukları sağlık hizmetleri için anılan Kanunun 73
üncü maddesi gereğince genel sağlık sigortalısı hak sahiplerinden
alabilecekleri ilave ücretlerin dışında ilave ücret talep edemez. Maliye
Bakanlığı ilave ücret alınamayacak sağlık hizmetlerini yeniden tespit
etmeye yetkilidir.
5510 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamına girenlerden,
aynı fıkrada hükme bağlanan iki yıllık geçiş dönemi süresince; bu madde ve 27/12/2008 tarihli ve 5828 sayılı 2009 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanununun 28 inci maddesi hükümlerine göre herhangi bir
katılım payı alınmaz.
5510 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince ilgili kayıt ve
işlemlerin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından devralınması halinde devir
tarihinden sonra anılan Kanunun ilgili hükümleri uygulanır.”
4) 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un
iptali istenen Geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren 10 yıl süreyle Başbakanlık merkez teşkilatı
tarafından ithal edilen motorlu taşıtlar, 27/10/1999
tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci
maddesi kapsamında gümrük vergisinden muaf ve müstesnadır.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Dava dilekçesinde ve başvuru kararında
Anayasa’nın 2., 10., 73., 90., 125., 127., 128. ve
138. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince; E. 2009/63 sayılı dosyada 9.9.2009, E. 2010/95 sayılı dosyada
ise 7.12.2010 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında başvurularda
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine; E. 2009/63 sayılı
dosyada yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
9.6.1930 günlü, 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’na 25.6.2009 günlü, 5917
sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle eklenen 2/A maddesinin dördüncü fıkrasının
“Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılamaz.”
biçimindeki ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan
itiraz başvurusuna ilişkin 2010/95 esas sayılı dosyanın, aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle 2009/63 esas sayılı dosya ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/63 esas sayılı dosya
üzerinden yürütülmesine, 7.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi, başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, dava konusu Yasa kuralları, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 9.6.1930 günlü, 1700
sayılı Kanun’un; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle
eklenen 2/A Maddesinin Birinci Fıkrasının Dördüncü Cümlesinde Yer Alan
“…dört katı aday…” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; Danıştayın
daha önce hukuka aykırı bulduğu bir düzenlemenin daha üst hukuk normu olan
kanunla düzenlenerek yargı engelinden kurtulunmak
istendiği, getirilen düzenlemenin hiçbir objektif gerekçesinin bulunmadığı,
devlet memurluğuna alınmada kariyer ve liyakat ilkelerinin geçerli olması
gerektiği, bu iki ilkenin temelinde, objektif kurallar çerçevesinde işin
ehline verilmesi ve hak etme kavramının yattığı, yasaların kamu yararına
dayanması gereğinin hukuk devletinin temel değerlerinden birisini
oluşturduğu, yasakoyucunun takdir yetkisini kullanarak
sosyal hukuk devleti olma bilinciyle ve kamu yararını gözeterek kişilerin
mağduriyetlerine yol açmayacak şekilde makul ve adil çözümler getirmesi
gerektiği, alınacak adayların dört katı oranındaki adayın mülakata
çağrılmasıyla yazılı sınavın objektif sonuçlarının ortadan kaldırıldığı,
düzenlemenin amacının yazılı sınavın etkisini azaltmak, bilgiye, ehil
olmaya ve liyakata dayalı bir sınav yapmak yerine
kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olmayan başkaca subjektif
değerlendirmelere dayalı olarak bir seçim yapma amacına yönelik olduğu
belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralda, kaymakam
adaylığı yazılı sınavında başarılı olanlardan mülakat sınavına çağrılacak
olanların sayısı düzenlenmektedir. Buna göre, yazılı sınavda yüz tam puan
üzerinden yetmiş puanın altına düşülmemek kaydıyla en yüksek puan alan
adaydan başlamak üzere, sınav ilanında belirtilen kadronun dört katı aday
mülakata çağrılmaktadır. Mülakata çağrılan en son adayla aynı puanı almış
bulunan diğer adaylar da kontenjan gözetilmeksizin mülakata çağrılacaktır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir. Hukuk devletinde
yasaların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Yasakoyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine
aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup,
düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup
olmadığının belirlenerek takdir edilmesi yasakoyucuya
aittir. Anayasa’ya uygunluk denetiminde, yasakoyucunun
kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın
kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek
yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır.
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci
fıkrasında da memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük haklarının kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.
Kuralla, kaymakam adaylığı yazılı
sınavında yetmiş ve üzeri puan alanların tamamı yerine sınav ilanında belirtilen
kadronun dört katı oranında bir adayın çağrılması suretiyle mülakata
çağrılacak aday sayısında belirli bir sınırlama yapılmıştır.
Devlet memurluğuna alınmada mülakat
yapılmasının öngörüldüğü durumlarda, mülakata çağrılacak aday sayısını
belirleme konusunda yasakoyucunun Anayasa’nın
128. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca takdir hakkına sahip bulunduğu
açıktır. Esasen yazılı sınav ve mülakat biçiminde yapılan giriş
sınavlarında, yazılı sınavı kazanan tüm adaylar yerine, belli sayıda adayın
mülakata çağrılıp çağrılmaması yasakoyucunun
takdirindedir. Zira, yazılı sınavda başarılı
olanlar arasından söz konusu kişilerin sözel ifade yeteneklerinin, muhakeme
güçlerinin, temsil niteliklerinin, genel ve fiziki görünümlerinin, ikna
kabiliyetlerinin, genel yetenek ve genel kültürlerinin
değerlendirilebilmesi amacıyla yapılacak mülakatta, idarenin mümkün
olduğunca seçme şansına sahip bulunması için alınacak kadrodan daha fazla
adayın mülakata çağrılması gerekmektedir. Ancak, yasakoyucu
çağrılacak aday sayısını belirlerken mülakatı açıkça anlamsız kılabilecek
veya yazılı sınavın nesnel sonuçlarını ortadan kaldırabilecek bir uygulama
yapmamaya da özen göstermelidir. Kuralın gerekçesinden, söz konusu
düzenlemenin yazılı sınavı yarışma sınavı haline dönüştürme amacıyla
yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, iptali istenen
kuralla getirilen düzenlemenin, yazılı sınavda başarılı olanlar arasından
görevin gerektirdiği niteliklere sahip en iyi adayı seçebilmek amacıyla
yapıldığı, mülakata çağrılacak aday sayısının mülakatı veya yazılı sınavı
açıkça anlamsız kılacak bir oran niteliğinde bulunmadığı ve mülakata çağrılacak
adayların yazılı sınavda en az yetmiş puan almaları zorunluluğunun
bulunması nedeniyle bazı durumlarda mülakata çağrılacak aday sayısının
alınacak aday sayısının dört katından daha aşağıya düşmesi olasılığı da
dikkate alındığında, kuralın kamu yararına aykırı bir yönünün bulunmadığı
açıktır.
Anayasa’nın 138. maddesinin son
fıkrasında, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına
uymak zorunda olduğu, bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir
suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini
geciktiremeyeceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın
138. maddesinde öngörülen mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesi, yasakoyucunun Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine
uygun olması koşuluyla genel düzenleme yetkisini ortadan kaldırmaz.
Dava dilekçesinde, kuralın yargı
kararlarını geçersiz kılmak amacıyla getirildiği ileri sürülmüştür. İptali
istenen ibarenin de içinde bulunduğu kurallarla, daha önce Yönetmelik’le düzenlenen kaymakam adaylığı yazılı
sınavı ve mülakatına ilişkin hükümler, yasa hükmü haline getirilmiştir.
Kurala ilişkin gerekçede, yapılan düzenlemeyle kaymakam adaylığına giriş
ile ilgili sınavların objektiflik, yerindelik, hesap verilebilirlik ve
liyakat ilkelerine uygun olarak yapılmasının amaçlandığı ifade edilmiştir.
Kuralın, kaymakam adaylığı sınavlarına girecek tüm kişiler için geçerli
genel ve objektif bir düzenleme olduğu görülmektedir. Bu durumda, yargı
kararlarına uyulmaması, değiştirilmesi veya yerine getirilmemesi söz konusu
olmadığından kuralın, Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen
ibare, Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
B- 9.6.1930
günlü, 1700 sayılı Kanun’un; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen 2/A Maddesinin Dördüncü Fıkrasının “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” Biçimindeki
İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesi ve başvuru kararında;
kuralla getirilen düzenlemenin kamu yararı ve hizmet gerekleriyle bağdaşmadığı,
yargı kararının bir yasa kuralı ile etkisiz hale getirildiği, mülakatın
sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alınmamasının sınavların
şeffaflıktan uzak ve sübjektif değerlendirmeye açık olarak
gerçekleştirilmesine neden olacağı, bu durumun ayrıca mülakatta başarısız
sayılma işleminin yargısal denetimin yapılmasını güçleştireceği
belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2., 125. ve 138.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralda, kaymakam
adaylığı mülakatında mülakat komisyonu üyelerince adayların 1700 sayılı
Yasa’nın 2/A maddesinin ikinci fıkrasının (a) ilâ (e) bentlerinde
belirtilen özellikleri taşıyıp taşımadıklarına ilişkin her bir aday için
takdir ettikleri puanların geçirildiği tutanak haricinde, mülakatta
herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağı ifade edilmektedir. Buna göre,
mülakat komisyonu üyelerince Yasa’da belirtilen özelliklerin her biri için
yirmişer puan üzerinden yapılan değerlendirmeler ayrı ayrı
tutanağa geçirilecek, verilen puanların aritmetik ortalaması en az yetmiş
olan adaylar mülakatta başarılı sayılacak ve adayların aldıkları puanlara
göre nihai başarı listesi düzenlenecektir.
Anayasa’nın 70. maddesinde, her Türkün
kamu hizmetlerine girme hakkının bulunduğu; 128. maddesinin ikinci
fıkrasında da memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük haklarının kanunla düzenleneceği ifade
edilmiştir.
Yasakoyucunun, devlet memurluğuna girişte yapılacak
sınavların türü, biçimi ve usulleri hakkında takdir yetkisi bulunmaktadır. Yasakoyucunun söz konusu takdir yetkisini kullanırken
kamu yararını gözeteceği açıktır. Ancak, Anayasa’ya uygunluk denetiminde, yasakoyucunun
kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın
kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek
yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır. İptali istenen
kuralla öngörülen düzenlemenin, herkes için geçerli, soyut ve genel
hükümler içerdiği, Yasa’da mülakat komisyonu üyelerinin adayı
değerlendirirken esas alacakları kriterlerin ayrı ayrı gösterildiği ve her bir aday için yapılacak
değerlendirmede mülakat komisyonu üyelerinin her birinin verdikleri
puanların aritmetik ortalamasının alınacağının belirtildiği dikkate
alındığında, kuralın kamu yararı amacıyla getirilmediği söylenemez.
Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, yargı yetkisinin,
idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup,
hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı, yürütme
görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine
getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir
yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği kurala
bağlanmıştır.
İptali istenen kural, mülakat sırasında
herhangi bir kayıt sistemi kullanılamayacağını hükme bağlamaktadır. Kimi
yargı kararlarında yer alan mülakat veya sözlü sınavların kamerayla kayıt
altına alınması ve böylece yargısal denetimin daha kolay bir şekilde yapılabilmesine
olanak tanınması yönündeki değerlendirmelerin, anayasal denetimde
bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Kuralda, idari yargı yolunu kapatan veya
zorlaştıran bir hükme yer verilmediğinden Anayasa’nın 125. maddesine aykırı
bir durumun varlığından söz edilemez.
Kuralla, bazı idari yargı davalarına da
konu olan Kaymakam Adayları Yönetmeliği’nde yer almayan bir husus yasa
hükmü haline getirilerek bu konudaki tartışmalara son verilmiştir. Kuralın,
kaymakam adaylığı mülakatına girecek tüm kişiler için geçerli genel ve
objektif bir düzenleme olduğu görülmektedir. Bu durumda, yargı kararlarına
uyulmaması, değiştirilmesi veya yerine getirilmemesi söz konusu
olmadığından kuralın, Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen
cümle, Anayasa’nın 2., 125. ve 138. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO ve Zehra Aya PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
C-26.5.1981 günlü, 2464 sayılı
Kanun’un; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un
18. maddesiyle eklenen Geçici 6. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; 2009 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu ile elektrik ve havagazı tüketim vergisinin belediyelerin
geliri olmaktan çıkarılmasına ilişkin 5928 sayılı Yasa’nın ilgili
hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesine açılan dava henüz
sonuçlanmadan aynı hükmün 5917 sayılı Kanun’la yeniden yasalaştırılması
suretiyle daha önce açılan iptal davasının geçersiz kılınmak istendiği,
Anayasa Mahkemesinin vereceği muhtemel iptal kararlarını etkisiz hale
getirme niyeti ile yürürlüğe sokulan yasaların hukuk devleti ilkesine
aykırı olduğu, Anayasa’nın 127. maddesinin son fıkrasının son cümlesine
göre, mahalli idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması
gerektiği, son yıllarda yapılan yasal değişikliklerle belediyelerin görev
ve sorumluluklarının artırılması nedeniyle buna uygun olarak belediyelerın görevleri ile orantılı gelir kaynaklarına
sahip olmaları gerektiği, kuralın Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın
9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ulusal ekonomik politika
çerçevesinde, yerel makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe
kullanabilecekleri yeterli mali kaynaklar sağlanacaktır” hükmü ile de
uyuşmadığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2.,
90. ve 127. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kuralda, belediye
sınırları içinde elektrik ve havagazı tüketiminden alınmakta olan ve ilgili
belediyelerce tahsil olunan elektrik ve havagazı tüketim vergisinin,
yalnızca 2009 yılı için belediye gelirleri arasından çıkarılarak genel
bütçeye aktarılması ve söz konusu verginin ilgili belediyeler yerine
kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairesine ödenmesi
öngörülmektedir.
Anayasa’nın 127. maddesinin altıncı
fıkrasının son cümlesinde, mahalli idarelere görevleri ile orantılı gelir
kaynakları sağlanacağı belirtilmiş, Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasında ise vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükme bağlanmak suretiyle
verginin kanuniliği ilkesi
benimsenmiştir.
Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî
uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmekte ve
vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya
kaldırılmasının yasa ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Buna göre vergide
yükümlü, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, uygulanacak yaptırımlar ve
zamanaşımı gibi konuların yasayla düzenlenmesi zorunludur. Bu durumda yasakoyucunun, mahalli idarelere görevleri ile orantılı
gelir sağlama konusunda, anayasal ilkelere bağlı kalmak koşuluyla takdir
hakkı bulunmaktadır. Yasakoyucu vergi, resim ve harç yasalarında sosyal, ekonomik,
mali ve kültürel amaçlı birtakım değişiklikler yapabilir.
İptali istenen kural, yalnızca 2009
yılına mahsus olmak üzere, elektrik ve havagazı tüketim vergilerinin genel
bütçeye aktarılmasını öngörmektedir. Yasakoyucunun
bu alandaki takdir yetkisine dayanarak, 2009 yılı Genel Bütçe gelirleri tahsilat oranları ya da vergi gelirlerindeki artış ve
azalışlar ile makro ekonomik dengeleri gözeterek, izlenen ekonomik ve mali
politikalar uyarınca mahalli idarelerin gelir kalemlerinden olan elektrik
ve havagazı tüketim vergilerinin sadece belirli bir dönem için genel
bütçeye aktarılması için yaptığı düzenlemenin Anayasa’ya aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
73. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 90.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
D- 13.12.1983 günlü, 178
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un
26. maddesiyle eklenen
Geçici 8. Maddesinin Birinci
Fıkrasının “…kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam
edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince
tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta
primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile
bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin…” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde; aynı hukuksal
durumda bulunmayan memur ve diğer kamu görevlileri ile bunların dışında
kalan sigortalıların birbirinden farklı olan özellikleri gözetilmeksizin
aynı sisteme bağlı tutulduğu, memurların sağlıkla ilgili haklarının diğer
sigortalılardan farklı olarak ayrıca düzenlenmesi gerektiği, memurlar için
kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve
diğer iyileştirme araçlarının bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmının
ve bu konuya ilişkin esas ve usullerin belirlenmesinde idarenin tamamen
yetkili kılındığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2.,
10. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
iptali istenen kuralı da içeren Geçici 8. maddesinde, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 12. maddesi uyarınca
sağlık hizmetleriyle ilgili kayıt ve işlemlerin Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından devralınacağı tarihe kadar memurlar ve diğer kamu görevlileri
ile yeşil kart sahibi olanların sağlık sigortasından nasıl
yararlanabileceklerine ilişkin ayrıntılı hükümlere yer verilmiştir. Buna göre, maddede sayılan
sigortalıların sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine (diş
tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar
üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin
kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin usul ve esasları, aynı
fıkranın (a) ilâ (e) bentleri arasında belirtilen temel ilkeler çerçevesinde,
Sağlık Bakanlığının görüşünü almak suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı
yetkilidir. Dava dilekçesinde Geçici 8. maddenin birinci fıkrasının,
memurlar ve diğer kamu görevlilerini kapsayan bölümünün iptali
istenmektedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu
belirtilmiştir. Bu maddede yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda
bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve
kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için
değişik kuralları gerekli kılabilir. Farklı hukuksal durumda bulunanlar
arasında eşitlikten söz edilemez. Aynı hukuksal durumlar aynı, farklı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü
eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
Yasakoyucunun Anayasa'nın 7. maddesi uyarınca sahip
olduğu genel düzenleme yetkisi kapsamında bulunan konuların, 128. maddede
özel olarak vurgulanarak yasa ile yapılmasının Anayasa buyruğu haline
getirilmesi, Devletin en temel işlevlerinden olan kamu hizmetinin
görülmesindeki yeri tartışmasız olan kamu görevlileri için statülerine,
yaptıkları görevin gereklerine uygun yasal düzenleme yapılmasını gerekli
kılmaktadır. Ancak, düzenlemenin aynı veya başka bir yasa içinde yapılması
hususu kuşkusuz yasakoyucunun takdiri içindedir.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden sağlık hizmetleri, bu konunun
özel olarak yer aldığı Anayasa’nın 56. maddesi baz
alınarak yasa ile düzenlenebileceği gibi, genel olarak memurların
statülerinin, hak ve yükümlülüklerinin yer aldığı 128. madde uyarınca
yürürlüğe konulan yasalarda da düzenlenebilir. Bir başka ifadeyle, memurlar
ve diğer kamu görevlilerinin özlük haklarının farklı düzenlenmesi farklı
yasalarla düzenlemeyi değil, farklılıkların aynı yasa içinde de düzenlenebileceği
anlamını taşıdığından, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin sağlık
hizmetlerinin sırf farklı yasalarda düzenlenmiş olmasından hareketle, bu
durumun eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu ileri sürülemez.
Anayasa'nın 128. maddesinde Devletin,
kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilerek,
memurlar ve diğer kamu görevlileri maddede sayılan özlük hakları bakımından
yasal güvenceye kavuşturulmuştur.
Tedavi kurum ve kuruluşlarında yapılan
tedavilere ilişkin ücretler ile kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer
iyileştirme araçlarının sağlanması memurlar ve diğer kamu görevlilerinin en
önemli özlük haklarındandır. Bu nedenle bunlara ilişkin ödemelerin nasıl
yapılacağının yasayla düzenlenmesi gerektiği açıktır. Yasayla düzenleme,
konunun tüm ayrıntılarının yasayla belirlenmesini değil, temel ilkelerin,
ölçü ve sınırların yasada gösterilip uzmanlık ve teknik konulara yönelik
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını ifade eder.
İptali istenen kuralla, memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine
ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlara dayalı olarak
kullanılması gerekli görülen iyileştirme araç bedellerinin kurumlarınca
ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin usul ve esasları, Sağlık Bakanlığının
görüşünü almak suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı yetkili
kılınmıştır. Maddenin gerekçesinden kuralın, memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin tedavi kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine ilişkin
ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması
gerekli görülen ortez, protez
ve diğer iyileştirme araçlarının bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını
ve bu konuya ilişkin esas ve usulleri belirleme yetkisini tamamen Maliye
Bakanlığına bırakan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 209.maddesinin
son fıkrası ile 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 10. maddesinin (p)
bendi hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesinin, 3.4.2009 günlü, E.
2005/152, K. 2009/14 sayılı kararının gereklerini yerine getirmek ve buna
ilişkin uygulama usul ve esaslarını belirlemede uyulacak temel ilkelerin
belirlenmesi amacıyla yasalaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Kuralla, Maliye Bakanlığına sınırsız
bir yetki verilmesi söz konusu değildir. Kural, Maliye Bakanlığına verilen
yetkinin Yasa’nın Geçici 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) ilâ (e)
bentleri arasında belirtilen temel ilkeler çerçevesinde kullanılmasını
öngörmektedir. Maliye Bakanlığının söz konusu yetkisini kullanırken uymak
zorunda olduğu temel ilkeler, Geçici 8. maddenin birinci fıkrasının (a) ilâ
(e) bentleri arasında ayrıntılı olarak sayılmıştır. Ayrıca, Yasa’nın Geçici
9. maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlilerinden sağlık yardımları için
alınacak katkı miktarları, bunların artırılması veya eksiltilmesi konuları
da ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, geçici maddelerle getirilen
düzenlemelerle, sağlık yardımı konusunda temel ilkelerin ortaya konulduğu,
idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarının ve çerçevesinin belirlendiği
dikkate alındığında, kuralın Anayasa’nın 128. maddesine aykırı bir
tarafının bulunmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir.
E- 13.12.1983 günlü, 178
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin; 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Kanun’un
26. maddesiyle eklenen
Geçici 9. Maddesinin Birinci
Fıkrasının Birinci Cümlesinin “…kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak
istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı
gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil)
sigorta primleri aynı Kanunun geçici 4 üncü maddesine göre ödenmekte
olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin…” Bölümünün
İncelenmesi
Dava dilekçesinde; kuralla hem memur
statüsünde çalışanlardan, hem yeşil kartlılardan, hem de ilgili mevzuatında
3816 sayılı Kanun hükümlerine göre tedavilerinin sağlanması hükme bağlanmış
olanlardan alınacak katılım paylarına ilişkin hükümler getirildiği, bu
kuralların 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki hükümlerle aynı
olduğu, Anayasa Mahkemesinin 5510 sayılı Kanunun “Katılım payı alınması”
başlıklı 68. maddesinin ikinci fıkrasını Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler (memurlar) yönünden iptal ettiği,
bu iptal kararının memur statüsündekilerin diğer sigortalılarla aynı
sisteme bağlı olmaması gerekçesine dayandığı belirtilerek, kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
178 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
iptali istenen kuralı da içeren Geçici 9. maddesinde, memurlar ve diğer
kamu görevlileri ile yeşil kart sahibi olanların sağlık hizmetlerinden
yararlanırken ödeyecekleri katılım payları, söz konusu katılım paylarının
hangi sağlık kuruluşlarında ne oranda alınacağı, katılım paylarının her yıl
hangi makam tarafından ve en fazla ne kadar artırılabileceği, kullanımına
gerek duyulan tedavi araç ve gereçlerinden alınacak asgari ve azami katılım
miktarlarının ne olduğu gibi hususlar ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.
Dava dilekçesinde
Geçici 9. maddenin birinci fıkrasının, memurlar ve diğer kamu görevlilerini
kapsayan bölümünün iptali istenmektedir.
Geçici 8. maddenin birinci fıkrasının
iptali istenen bölümünde belirtilen gerekçelerle, iptali istenen kural Anayasa’nın
10. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN görüşe katılmamıştır
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir.
F- 5917 sayılı Kanun’un
Geçici 1. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde; vergilendirmede
genel kuralın yasayla belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç
alınması olduğu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan konunun, kimi
durumlarda da kişilerin vergi dışında tutulabileceği gibi, verginin
tümünden ya da bir bölümünden vazgeçilebileceği, vergide eşitlik ilkesinin
vergilendirmenin yükümlülerin vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle
yapılmasını gerektirdiği, Devlet tüzel kişiliği içinde sadece Başbakanlık
merkez teşkilatı tarafından ithal edilen motorlu taşıtlara tanınan bu
muafiyetin hiçbir ekonomik veya sosyal gerekçesinin gösterilmediği,
muafiyetin hangi amaçla, niçin yapıldığına ilişkin bir açıklık bulunmadığı
belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kuralda, Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren on yıllık bir zaman dilimi içinde Başbakanlık merkez
teşkilatı tarafından ithal edilecek motorlu taşıtların gümrük vergisinden
muaf ve istisna olduğu belirtilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
sosyal hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde sağlayan ve
güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi
ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde
gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal
adaleti ve millî gelirin adil bir biçimde dağıtılmasını sağlayan devlettir.
Hukuk devletinde,
vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi, vergilendirmeye ilişkin
yasalarda bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk güvenliğinin
sağlanması gerekir.
Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasında ise vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükmü yer almaktadır.
Vergilendirmede genel kural, yasayla
belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınmasıdır. Yasakoyucu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan
konuyu, kimi durumlarda da kişileri vergi dışında tutabileceği gibi,
verginin tümünden ya da bir bölümünden vazgeçebilir. Buna göre, birtakım
nedenlerle, kimi kişi veya konuların vergi dışı bırakılması ya da bir kısım
vergiden vazgeçilmesi hususlarının da yasalarla belirlenmiş olması
gerekmektedir. Vergi, resim ve harç yasalarında sosyal, ekonomik, mali ve
kültürel amaçlı birtakım muaflık, istisna ve indirimler getirilmesi, yasakoyucunun takdirine bağlı bir konudur.
İptali istenen kuralla, Başbakanlık
merkez teşkilatınca ithal edilecek motorlu taşıtlardan gümrük vergisi alınmaması
belirli bir süreyle sınırlandırılmaktadır. Yasakoyucunun
vergilendirme alanındaki takdir yetkisine dayanarak ve Başbakanlık merkez
teşkilatının ihtiyacı doğrultusunda bu kurumca ithal edilecek motorlu
taşıtlardan belli bir süreyle gümrük vergisi alınmamasına yönelik olarak
yaptığı düzenlemenin Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
2. ve 73. maddelerine aykırı değildir. İptal istemin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO ve Zehra Aya PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelere Eklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un:
1- 1. maddesiyle, 9.6.1930 günlü, 1700
sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nun 2.
maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A maddesinin;
a- Birinci fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “ … dört katı aday …” ibaresine,
b- Dördüncü fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki ikinci cümlesine,
2- 18. maddesiyle, 26.5.1981 günlü,
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Geçici 6. maddeye,
3- 26. maddesiyle, 13.12.1983 günlü,
178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’ye eklenen;
a- Geçici 8. maddenin birinci fıkrasının “ … kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam
edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince
tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun 4
üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu
aile fertlerinin …” bölümüne,
b- Geçici 9. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesinin “Kamu idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup,
ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta
primleri aynı Kanunun 4 üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların
bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin …” bölümüne,
4- Geçici 1. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 14.4.2011 günlü, E.
2009/63, K. 2011/66 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, cümle, bölüm
ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
14.4.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VII- SONUÇ
25.6.2009 günlü, 5917
sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un:
1-
1. maddesiyle, 9.6.1930 günlü, 1700 sayılı Dahiliye
Memurları Kanunu’nun 2. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 2/A
maddesinin;
a- Birinci fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan “ … dört katı aday …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Dördüncü fıkrasının “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.”biçimindeki ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-
18. maddesiyle, 26.5.1981 günlü, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na
eklenen Geçici 6. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3-
26. maddesiyle, 13.12.1983 günlü, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen;
a- Geçici 8. maddenin birinci fıkrasının “ … kamu idarelerinde 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olarak istihdam
edilenlerden (bunlardan aylıksız izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince
tedavi yardımı hakkı devam edenler dahil) sigorta primleri aynı Kanunun 4
üncü maddesine göre ödenmekte olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu
aile fertlerinin …” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Geçici 9. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesinin “Kamu idarelerinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında sigortalı olarak istihdam edilenlerden (bunlardan aylıksız
izinli olup, ilgili mevzuatı gereğince tedavi yardımı hakkı devam edenler
dahil) sigorta primleri aynı Kanunun 4 üncü maddesine göre ödenmekte
olanlar ile bunların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin …” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
4- Geçici 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO ile Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
14.4.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
I- 1700 sayılı Dahiliye
Memurları Kanunu’nun 2/A maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesinde
yer alan “… dört katı aday …” ibaresinin
Anayasa’ya aykırılığı
Kuralla, yazılı sınavda 100 tam puan üzerinden 70
puanın altına düşülmemek kaydıyla en yüksek puan alan adaydan başlamak
üzere, sınav ilanında belirtilen kadronun dört katı adayın mülakata
çağırılması öngörülmüştür.
Yasa’nın, aynı maddesinin iptal davasına konu olmayan
ikinci fıkrasında nihai başarı listesinin, yazılı sınav puanı ile mülakat
puanının aritmetik ortalaması tespit edilerek, en yüksek puan alan adaydan
başlamak üzere hazırlanacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 70. maddesinde kamu hizmetine girişte
görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği
vurgulanarak, kamu hizmetine girişte liyakat ve bilgi esası benimsenmiştir.
Yazılı sınav adayın bilgi ve liyakatini, mülakat
ise yazılı sınavla saptanamayacak, ancak talip olunan kamu hizmetinin
gerekleri bakımından önem taşıyabilecek kimi kişilik özelliklerinin ortaya
çıkarılması bakımından önem taşımaktadır.
Adayların başarı sıralamasında asıl bilgiyi ortaya
koyan yazılı sınavın sonuçlarını, sübjektif yönü ağır basan mülakatın aşırı
derecede ağırlık taşımasına yol açacak şekilde, yazılı sınav başarı
sıralamasında en yüksek puan alandan başlamak üzere ilan edilen kadronun
dört katı adayın mülakata ve değerlendirmeye alınması, kamu hizmetine
girişte objektif ve liyakat ölçülerine dayalı esasların öngörülmesini amir
olan Anayasa’nın 70. maddesine aykırıdır.
II- 1700 sayılı Dahiliye
Memurları Kanunu’nun 2/A maddesinin dördüncü fıkrasının “Bunun dışında
mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz.” biçimindeki
ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
Kuralla, bazı idari yargı davalarına da konu olan
Kaymakam Adayları Yönetmeliği’nde yer almayan bir husus yasa hükmü haline
getirilerek bu konuda idari yargının, kaymakam adaylarının mülakatlarında
yapabileceği denetime sınırlama getirilmiştir.
Kuralla aynı zamanda, mülakatın icrası esnasında
mülakatı yapan kurulda oluşacak izlenimlerin, bir kayıt sisteminden
yararlanarak ikinci kez izlenmesi, değerlendirilmesi ve ilk anda
edinilebilecek hatalı bir izlenim veya dikkatsizlik sonucu verilebilecek
hatalı bir kararın bu yolla telafisi imkanı
ortadan kaldırılmıştır.
Kamu hizmetlerine girme hakkı Anayasa’nın 70.
maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, herkes kamu hizmetine girme hakkına
sahip olup görevin gerektirdiği nitelikler dışında kişiler arasında ayrım
gözetilemez. Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve
işleminin yargı denetimine açık olduğu belirtilmiştir.
Kişisel ve sübjektif bir değerlendirme olan mülakat
değerlendirmesinin kamu hizmetine alınmada adaylar arasında haksızlık
yaratılmaması için ek bir güvence sağlayan kayda alma yönteminin kullanılıp
kullanılmaması en azından idarenin takdirine bırakılması ve idari yargının
denetimine olanak verilmesi gerekirken bu yolun Yasa ile kapatılmasını
öngören kural kamu hizmetine alınmada haksızlık ve eşitsizliklere yol
açabileceği ve idari bir işlem olan mülakatın yargı denetimini ortadan
kaldırdığından Anayasa’nın 70. ve 125. maddelerine aykırıdır.
III- 5917 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin
Anayasa’ya aykırılığı
Kuralla, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren on yıllık bir zaman dilimi içinde Başbakanlık merkez teşkilatı
tarafından ithal edilen motorlu taşıtların gümrük vergisinden muaf ve
istisna olması öngörülmüştür.
Buna göre, idarenin diğer birimleri benzer
ithalatlarda kendilerine Bütçe Kanunu ile ayrılmış olan ödeneklerden gümrük
vergisi öderken, Başbakanlık merkez teşkilatı keza kendisine Bütçe Kanunu
ile verilen ödeneklerden, diğer idare birimlerine göre daha fazla
yararlanmış olacaklardır. Başka bir deyişle, aynı miktarda ödenekle daha
fazla sayıda veya değerde taşıt ithalatı yapmış olacaklardır.
Başbakanlık, kuşkusuz, kendi ihtiyaçları için
gerekli gördüğü miktarda ödeneği, alacağı araçların gümrük vergisini de
gözeterek, bütçeye koydurma olanağına sahiptir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk
devletinin esaslarından biri de devletin kendi koyduğu kurallara kendisinin
de uyması, yasaların kamu yararı dışında özel amaçlarla çıkarılmamasıdır.
Hukuk devleti gereklerine uymayan kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerektiği düşüncesindeyim.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
I- 25.6.2009 günlü, 5917 sayılı Yasa ile 1700
sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nun 2.
maddesinden sonra gelmek üzere eklenen ve “Kaymakam adaylığı yazılı sınavı,
mülâkatı ve atama”yı düzenleyen 2/A. maddenin
dördüncü fıkrasında, adaylara mülâkatta verilecek puanlar üzerinden
değerlendirmenin nasıl yapılacağı belirtildikten sonra “Bunun dışında
mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılamaz” denilmiştir.
Böylece kaymakam adaylığı yazılı sınavından sonra yapılacak mülâkatta,
şeffaflığı sağlayacak ve ileride olası bir uyuşmazlık halinde de kanıt
oluşturabilecek herhangi bir kayıt sisteminin kullanılması yasaklanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren tüm eylem ve işlemlerini objektif esaslara
bağlayarak yargı denetimine açan, adil yargılanma hakkını sağlayan
devlettir. Yasa koyucunun bu doğrultuda düzenlemeler yaparak hukuk
devletini yaşama geçirmekle yükümlü olduğu bir düzende idarenin, yargısal
denetimi kolaylaştırmak amacıyla mülâkatta kayıt sistemi ya da başka bir
yöntemi uygulamasının engellenmesi, öncelikle hukuk devleti anlayışının
özümsenemediğinin göstergesidir. Kamu hizmetinin özelliğine göre istihdam
edilecek kişilerde hangi vasıfların aranacağının ve göreve alınmada nasıl
bir yöntem uygulanacağının objektif esaslara göre belirlenmesi ve hiçbir
kuşkuya yer vermeyecek şekilde sonuca ulaşılmasının sağlanması idarenin
sorumluluğu altındadır. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirebilmesi
için alınması gereken önlemlere yasa ile müdahale edilmesi, hukuk devleti
olma iddiasından vazgeçildiği anlamına geleceğinden Anayasa ile bağdaşmaz.
Hukuk devletinde bir yasaklama getiriliyorsa bunun şeffaflığı ve
objektifliği engelleyerek yargısal denetim alanını daraltmak değil, aksine
genişletmek amacıyla yapılması gerekir.
Öte yandan, Anayasa’nın 70. maddesine göre, her
Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir; Hizmete alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez. Bu ilkenin
uygulamaya yansıtılmasının en etkili yolunun, hizmete alınacakların
niteliklerinin saptanmasında, objektif yöntemlerin uygulanması olduğu kuşkusuzdur.
İdarelerin kamu personelinin atanmasını bu çerçevede gerçekleştirmeleri,
hizmetin gerekli kıldığı özellikler dışında öznel değerlendirmelere yol
açacak ya da bu izlenimi verecek davranışlardan kaçınmaları Anayasa’nın 70.
maddesinin gereğidir. Kamu hizmetine alınmada objektif esasların
uygulanmasını engelleyen kuralların ise bu ilkeyle bağdaşmadığı açıktır.
II- 5917 sayılı Yasa’nın Geçici 1. maddesi ile bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıl süreyle Başbakanlık
merkez teşkilâtı tarafından ithal edilen motorlu taşıtlar, 29.10.1999
tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 167. maddesi kapsamında gümrük
vergisinden muaf ve müstesna tutulmuştur.
Bütün kurum ve kurallarıyla adaletli bir hukuk
düzeni kurup, eşitlik temelinde bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk
devletinin öncelikli görevi, adalet duygusunu rencide edecek, devlete
güveni sarsacak durumlara meydan vermemektir. Bu nedenle devletin bütün
kurumlarının ilke olarak aynı kurallara bağlı tutulması, genel kuraldan
ayrılmayı haklı kılacak bir neden varsa bunun da haklı, makul ve
anlaşılabilir olması gerekir. Hukuk devleti keyfiliğe, imtiyaz ve
ayrıcalığa yol açacak tasarruflardan kaçınma yükümlüğü altındadır.
Başbakanlık tarafından ithal edilen ve aralarında,
uçak, helikopter, yat, otobüs, minibüs, otomobil gibi taşıtların da
bulunduğu araçların, gümrük vergisine tabi tutulmaları halinde, bunun Genel
Yönetim Bütçesinde Başbakanlık bütçesine konulacak ödenekten karşılanması,
söz konusu taşıtların gümrük vergisinden istisna tutulması durumunda ise
gümrük vergisi ödenmeyeceğinden, bu verginin Başbakanlık bütçesinde
görünmemesi nedeniyle sonuçta devlet açısından bir kayıp ya da kazanıma yol
açılmaması, Kural’ın Anayasa’ya uygunluğunun gerekçesini oluşturamaz. Önemli olan bir kaybın veya kazanımın bulunup,
bulunmaması değil Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı kapsamında hukuk
devleti ilkesinin ihlâl edilmemesidir.
Anayasa’nın 73. maddesinde, herkesin mali gücüne
göre vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmesine karşın, Başbakanlık
merkez teşkilâtı tarafından ithal edilen motorlu taşıtları, 10 yıl süreyle
gümrük vergisinden muaf ve müstesna tutarak ayrıcalık yaratan kuralın
gerekçesi yasama belgelerinde yer almadığı gibi bu konuda Başbakanlığı
diğer kamu kurum ve kuruluşlarından farklı kılan özelliğin ne olduğu da
anlaşılamamaktadır. Yasama
gücünün, keyfi uygulamaların aracı haline getirilerek, meşruiyetini
kaybetmesinden en fazla hukuk devleti ilkesinin ve ona inananların zarar
göreceği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varılan dava konusu kuralların iptali gerektiği düşüncesiyle bu
konudaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
I-) Dâhiliye Memurları Kanununun 2. maddesinden sonra
gelmek üzere eklenen “Kaymakam
adaylığı yazılı sınavı, mülakatı ve atama” başlıklı 2/A maddesinde yer
alan “Bunun dışında mülakat ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi
kullanılmaz” cümlesinin, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmektedir.
İptali istenilen kuralın yer aldığı maddede,
kaymakam adayı olmak isteyenlerin yazılı sınav ve mülâkata tâbi
tutulacaklarını, mülâkatta adayın, bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade etme
yeteneğinin ve muhakeme gücünün, temsil kabiliyetinin, davranış ve
tepkilerinin, mesleğe uygunluğunun, liyakati ile genel ve fiziki
görünümünün, özgüveninin, ikna kabiliyetinin ve inandırıcılığının, genel
yetenek ve genel kültürünün, çağdaş, bilimsel ve teknolojik gelişmelere
açıklığının, sınav komisyon başkan ve üyeleri tarafından puan verilerek
saptanacağı, sayılan özelliklerin her biri için yirmişer puan üzerinden
değerlendirme yapılarak verilecek puanların ayrı ayrı
tutanağa geçirileceği, bunun dışında mülâkat ile ilgili herhangi bir kayıt
sisteminin kullanılamayacağı, başarılı sayılmak için yüz tam puan üzerinden
verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olmasının
gerekeceği öngörülmektedir.
Kaymakam adayı olmak isteyenlerde yazılı sınav ile
saptanması mümkün olmayan, ancak, yasa gereği bulunması gereken özeliklerin
belirlenebilmesinin karşılıklı görüşme ve konuşma yöntemi olan “mülâkat”
ile mümkün olacağında ve söz konusu mülâkatın da bir sınavın sonucunu
belirleyen niteliklere haiz idari bir işlem olduğunda, duraksama
bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 36. maddesinde ise
herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahip bulunduğu ifade edilmektedir.
Anayasa’da belirtilen yargı yolu ve adil yargılanma
hakkından, ancak, yargı mercileri önünde iddia ve savunmada, kullanılmak
istenen delilerden yararlanmak, bu iddia ve savunmaya esas olacak
delillerin saptanmasını kısıtlayan ya da ortadan kaldıran düzenlemelerden
kaçınılmak suretiyle yararlanmak mümkün olabilir.
Kaymakam adaylığı mülâkat sınavında delil olarak
değerlendirilecek olan belge, sınav komisyonu başkan ve üyelerinin
sübjektif değerlendirmelerini yansıtan, başkaca bilgi ve kayıt içermeyen,
sadece puan miktarını gösteren tutanaktan ibarettir. Böyle bir tutanak ile
adaylarda Kanun’un aradığı özelliklerin bulunup bulunmadığının yargı mercileri
önünde kanıtlanmasının imkânsız oluşu yanında, adil yargılanma hakkı ile
varılmak istenen amaca ulaşılamayacağı da açıktır. Bu nedenle kanun
koyucunun, mülâkat ile seçme usulünü benimsediği sınavlarda, idarenin
işlemlerinin kanuna uygun olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin
yargı organınca denetlenebilmesine imkân sağlayacak nitelikte, adaylarda
aranacak özelliklerde gözetilerek bilgi, belge ve kayıtların tutulması
yönünde kurallar koyması gerekir.
İptali istenen kural ile getirilen bu yasaklama,
iddia ve savunmadan beklenen hukuki yararı, idarenin işlemine karşı yargı
yolunun açık bulunması keyfiyetini ve adil yargılanma hakkını bertaraf
etmektedir.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın 36. ve 125.
maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
II-) 5917 sayılı Kanunun 26. maddesiyle 13.12.1983
günlü, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’ye, eklenen Geçici 8. ve 9. maddelerde, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 12. maddesi
uyarınca sağlık hizmetleriyle ilgili kayıt ve işlemlerin Sosyal Güvenlik
Kurumu tarafından devralınana kadar, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
yanında yeşil kartlıların sağlık sigortasından nasıl yararlanabilecekleri
ile sağlık yardımından yararlanırken sağlık harcamalarına ne şekilde
katkıda bulunacaklarına ilişkin konular ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Söz konusu Kararname’ye eklenen Geçici 8. ve 9. maddelerde yer alan
ve iptali istenilen bölümler, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile getirilen genel sağlık sigortasının, 4/c
kapsamındakiler yönünden iptaline ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 15.12.2006
günlü, E.2006/111, K.2006/112 sayılı kararında ayrıntıları belirtilen
gerekçelerle Anayasa’ya aykırıdır.
Bu nedenle
Geçici 8. ve 9. maddelerde yer alan bölümlerin iptali gerekir.
III-) 5917
sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren 10 yıl süreyle Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ithal
edilen motorlu taşıtların Gümrük Kanununun 167. maddesi kapsamında gümrük
vergisinden muaf ve müstesna tutulacağı öngörülmektedir.
Anayasa’nın
“vergi ödevi” başlıklı 73. maddesindeki genel kural, kanun ile belirlenen
konu ve kişilerden vergi alınmasıdır. Kanun koyucu vergiyi belirlerken
sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı ya da benzer nedenlerle konu ve
kişileri vergiden muaf veya müstesna kılabilir. Bu onun Anayasa’nın 73.
maddesinde belirtilen kurallara bağlı kalması koşulu ile takdir yetkisi
içindedir.
Vergilendirmede
adalet ve eşitlik, yükümlülerin vergi ödeme güçleri dikkate alınarak
vergilendirmenin yapılması ile vergide genellik ise ayırım yapılmaksızın
herkesin mali gücüne göre vergi yüküne katılması ile sağlanabilir.
Kanun koyucu,
vergi koyma, kaldırma, istisna tutma ve muafiyetten yararlandırma gibi
düzenlemeler sırasında takdir yetkisini kullanırken, kamu yararı, mali güç,
sosyal ve ekonomik amaç, kamu hizmetinin en iyi biçimde görülmesi gibi
haklı nedenlere dayanması gerektiğini ve ancak, bu suretle vergide adalet
ve eşitlik ile genellik ilkesinin korunabileceğini gözetmesi gerekir.
İptali
istenilen kuralla, Devlet tüzel kişiliği içinde yer alan kamu kurumlarından
sadece Başbakanlık merkez teşkilatı tarafından ithal edilen motorlu
taşıtlar için getirilen bu muafiyetin, getiriliş gerekçesi gösterilmediği
gibi hangi amaçla ve niçin yapıldığı da anlaşılamamıştır. Kural bu haliyle
Anayasa’nın 73. maddesine aykırıdır.
Öte
yandan, Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devletini; bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu
başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı
amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve
hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, devlet olarak tanımlamıştır.
Devlet tüzel kişiliği içindeki diğer kamu
kurumlarını dışlayan, sadece Başbakanlık merkez teşkilatını muafiyet
kapsamına alan ve hangi amaçla niçin yapıldığı da anlaşılamayan kural, hukuk devletine uygun adil bir düzenleme
olmadığı gibi yine hukuk devletinde, hukukun tüm devlet organlarına hâkim
kılınması gereğine de uymamaktadır.
Belirtilen nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 73.
maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
|