|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2008/79
Karar Sayısı: 2011/74
Karar Günü: 12.5.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY ve Kemal
KILIÇDAROĞLU
İPTAL DAVASININ
KONUSU:3.7.2008 günlü, 5782 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1) 1. maddesiyle değiştirilen 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35.
maddesinin yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,
2) 2. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 36.
maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin,
3) 3. maddesiyle 2644 sayılı Tapu Kanunu’na eklenen Geçici 3.
maddesinin ikinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2., 7. ve 10.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL ve
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
“…
III.
GEREKÇE
1) 03.07.2008 Tarih ve
5782 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci
Maddesiyle Değiştirilen 2644 Sayılı Tapu Kanununun 35 inci Maddesinin
Yedinci Fıkrasının
İkinci ve Üçüncü Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
03.07.2003 tarih ve 4916
sayılı Yasa ile 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesi değiştirilerek;
karşılıklı olmak ve yasal sınırlamalara uyulmak koşuluyla yabancı uyruklu
gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin otuz hektardan fazla taşınmaz
mal alımları Bakanlar Kurulu’nun iznine bağlı tutulmuş; kamu yararı ve ülke
güvenliği bakımından, yabancıların taşınmaz alamayacağı yerleri belirlemeye
Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 4916 sayılı Yasa ile 2644 sayılı
Tapu Kanununun 35 inci maddesinde yapılan değişikliği iptal etmesi üzerine
29.12.2005 tarihinde 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesini
değiştiren 5444 sayılı Kanun kabul edilmiştir.
5444 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede; yabancı
uyruklu gerçek kişilerin, karşılıklı olmak ve kanunî sınırlamalara uyulmak
kaydıyla, Türkiye’de işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama
imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen
taşınmazları edinebilecekleri, yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde
edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı aynî
hakların toplam yüzölçümünün iki buçuk hektarı geçemeyeceği ve bu fıkrada
belirtilen koşullarla, yüzölçümü miktarını otuz hektara kadar artırmaya
Bakanlar Kurulunun yetkili olacağı, yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin, ancak
özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı aynî hak edinebilecekleri, karşılıklılığın tespitinde
hukukî ve fiilî durum esas alınacağı, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketlerinin; sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve
kültürel özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma
alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle
korunması gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde kamu yararı ve
ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı aynî hak edinemeyecekleri
alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas koordinatlı
harita ve planları içeren teklifi üzerine belirlemeye ve yabancı uyruklu
gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite Bakanlar
Kurulunun yetkili olması kabul edilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi, 5444 sayılı Kanun ile Tapu Kanununun değiştirilen 35 inci
maddesinin; “... Yabancı gerçek kişilerin edinebilecekleri taşınmaz
yüzölçümü miktarını ikibuçuk hektardan otuz
hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir” ve “..yabancı
uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere
ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını belirlemeye
Bakanlar Kurulu yetkilidir...” hükümlerinin iptaline karar vermiş, iptal
kararı 16.01.2008 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Anayasa
Mahkemesi’nin 5444 sayılı Kanun hakkındaki iptal kararı üzerine 03.07.2008
tarihinde TBMM Genel kurulunda kabul edilen 5782 sayılı Yasa ile 2644
sayılı Tapu Kanunun 35 inci maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Bu yeni
düzenlemede: Tapu Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği “... Yabancı gerçek kişilerin
edinebilecekleri taşınmaz yüzölçümü miktarını ikibuçuk
hektardan otuz hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir” cümlesi,
fıkradan çıkarılmıştır.
İkinci,
üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında hiçbir değişiklik
yapılmamıştır.
Anayasa
Mahkemesi 2644 sayılı Tapu Kanununun yedinci fıkrasındaki “..yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında
edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir...” ibaresini
iptal ettiği için; 5782 sayılı Yasa, 2644 sayılı Tapu Kanununun yedinci
fıkrasını yeniden düzenlenmiştir.
2644
sayılı Tapu Kanununun yedinci fıkrasında Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği
ibare 5782 sayılı Kanunda şöyle düzenlenmiştir:
“Yabancı uyruklu gerçek
kişiler merkez ilçe ve ilçeler bazında, uygulama imar planı ve mevzi imar
plan sınırları içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünün yüzde onuna
kadar kısmında taşınmaz ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı aynî hak
edinebilirler.Bakanlar
Kurulu, merkez ilçe ve ilçelerin altyapı, ekonomi, enerji, çevre, kültür,
tarım ve güvenlik açısından önemlerini dikkate alarak, bu orandan fazla
olmamak kaydıyla farklı oran belirlemeye yetkilidir.”
Getirilen bu düzenleme
Anayasa Mahkemesi Kararında belirtilen sakıncaları gidermekten uzaktır. Çünkü imar planı ve mevzi imar plan sınırları içerisinde kalan
toplam alanların içinde sadece konut ve ticari alanlar değil, öncelikli
korunması gereken tarım arazileri, su havzaları, orman ve 2B alanları, kıyı
alanları, doğal sit vb. alanlar ile İmar Planı Uygulamasında Düzenleme
Ortaklık Payı çerçevesinde % 40 oranına kadar tutulan ve kamusal alan
olarak tahsis edilen yol, park, otopark, yeşil alan, eğitim ve sağlık
yerleri, ibadet yerleri vb. alanlar da vardır.
İmar planı ve mevzi imar
planı sınırı içerisinde kalan alanlar üzerinden % 10 uygulaması yapılması
halinde bulunacak miktarın konut ve ticaret alanlarının büyük bir bölümünü
kapsama olasılığı çok yüksektir. Harita Mühendisleri Odası’nca basına
yapılan açıklamaya göre, Trabzon ili merkez ilçenin imar planı alanı 3063
hektardır. Ancak, imar planının sadece 1300 hektarı konut ve ticaret
alanıdır. Diğer alanlar kamuya ait yeşil alan, yol, otopark, eğitim alanı,
tarım alanı vb... alanları içermektedir. İmar planının yüz ölçümü üzerinden
% 10 oranına göre hesaplama yapıldığında bulunan rakam, 306 hektardır. Bu
durum, Trabzon için yabancıların mülk edinebilecekleri alanın (konut ya da
işyerinin) yüzölçümünün, konut ve ticaret alanlarının % 30’u düzeyinde
olduğunu göstermektedir. Verilen bir başka örnek Muğla ili ile ilgilidir.
Muğla ili merkez ilçenin imar planı alanı 3.965 hektardır. Ancak, imar
planının sadece 639 hektarı konut ve ticaret alanıdır. Diğer alanlar kamuya
ait yeşil alan, yol, park, otopark, eğitim ve sağlık alanı, maden rezerv
alanı, orman, fuar+rekreasyon, askeri tesisi vb...
alanları içermektedir. 396
hektar, konut ve ticaret alanlarının % 63’ü
düzeyindedir. Bu rakamlar Muğla merkez ilçede konut ve yerleşim alanının %
63 nün yabancılara satılabileceği anlamına gelmektedir.
Görüldüğü gibi ilden ile
ilçeden ilçeye farklılık göstermekle beraber getirilen kuralın ilçelerdeki
konut ve yerleşim alanlarının çok büyük bir bölümünün yabancılara
satılmasına olanak verdiği anlaşılmaktadır. Yasa Bakanlar Kuruluna
ilçelerin altyapı, ekonomi, enerji, çevre, kültür, tarım ve güvenlik
açısından önemlerini dikkate alarak, bu orandan fazla olmamak kaydıyla % 10 oranından farklı oran belirlemeye yetkili kılmıştır.
“Uygulama
İmar planı” kavramının kapsamı içerisinde kalan alanlar içinde; konut ve
yerleşim alanları, öncelikli korunması gereken tarım arazileri, su
havzaları, orman ve 2B alanları, kıyı alanları, doğal sit vb. alanlar ile
İmar Planı Uygulamasında Düzenleme Ortaklık Payı çerçevesinde % 40 oranına
kadar tutulan ve kamusal alan olarak tahsis edilen yol, park, otopark,
yeşil alan, eğitim ve sağlık yerleri, ibadet yerleri vb. alanlar da vardır.
Mevzi imar planı,
yürürlükteki her tür ve ölçekteki plan sınırları dışındaki, imar uygulama
planıyla bütünleşmeyen konumdaki, sosyal ve teknik altyapı ihtiyaçlarını
kendi bünyesinde sağlayan plandır. Bu bağlamda herhangi bir gerçek kişi,
uygulama imar planı dışındaki arazisinde mevzi imar planı yapmak için özel
firmalara başvurabilir ve hazırlanan plan, ilgili belediyenin onaylaması halinde
mevzi imar planı olarak uygulanabilir.
Yabancı uyruklu gerçek
kişiler için getirilen % 10 oranındaki sınırlamanın pratikte etkili bir
şekilde uygulanabilirliği yoktur. Çünkü uygulama imar planları ve mevzi
imar planları, o il veya ilçedeki planlanabilir alanların tümünü içeren bir
doküman niteliğine haiz değildir. İlgili belediye veya valilikler mevcut
imar planı veya mevzi imar planları kapsamı dışındaki alanları istedikleri
zaman planlayabilir ve imar planı kapsamı içindeki alanın yüzölçümünü artırabilir.
Bunu yaparken imar planı veya mevzi imar planı içine alınması gerekli
olmayan yerleri bile kapsam içine alarak yabancılara satılabilecek alanları
genişletebilirler. Arazi büyüklüğü uygun olduğu sürece 5 hektarlık bir
alanda mevzi imar planı ya da uygulama imar planı yapmak gerekirken, 500
hektarlık bir alanda imar planı yaparak, 50 hektarlık bir alanın daha
yabancılara satılması mümkün hale getirilebilir. Hatta uygulama imar planı
veya mevzi imar planı kapsamında olmayan ormanlık alanlar uygulama imar
planı kapsamında ormanlık alan olarak gösterilerek, yabancıların satın
alabilecekleri alanların sınırı artırılabilir. Benzer şekilde imar planı
kapsamında olmayan tarım arazileri, su havzaları ve 2B alanları hiçbir
gereği yok iken imar planı kapsamına alınarak yabancıların fiilen hiçbir
sınırlamaya tabi olmadan taşınmaz edinmelerine olanak sağlanabilir.
Söz konusu düzenleme bu
haliyle yabancı gerçek kişiler için getirilen sınırlamayı uygulanmaz hale
getirebilecek bir düzenlemedir. İmar planı ve mevzi imar planı
kapsamı içindeki “konut ve işyerinin yüzölçümü” gibi somut ve esnekliği
olmayan göstergeler üzerinden bir oran belirlemek yerine, keyfiliğe açık ve
öngörülen kuralı etkisiz hale getirecek nitelikteki bir gösterge üzerinden
oran belirlenmesi ve bu oranın uygulanması konusunda Bakanlar Kurulunun
yetkili kılınması, ülke bütünlüğü ve egemenliği ile doğrudan ilgili olan
yabancıların taşınmaz edinimi konusundaki yasal düzenlemenin sınırları
belirli kurallar içermediğini göstermektedir.
Bir başka ifadeyle, dava
konusu kural ile yabancı gerçek kişiler için getirilen % 10 oranındaki
sınır ve bu oran konusunda Bakanlar Kurulu’na tanınan yetkinin sınırı,
esasları ve çerçevesi fıkrada belirlenmiş olmakla beraber, getirilen
düzenleme, öngörülen yasal sınırı ortadan kaldırmayı olanaklı kılan,
sınırlamanın işlevselliğini etkisiz bırakacak derecede ölçüsüzdür.
Bakanlar Kurulu’na
tanınan % 10 oranını geçmemek üzere farklı oranlar belirleme yetkisinin
ölçüsüz olması yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğuracağından
kabul edilemez. Bu nedenle kural, Anayasanın 2 nci
ve 7 nci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Öte
yandan, 5782 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değiştirilen 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki düzenlemenin ilk cümlesinde;
yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin; hangi
alanlarda ve stratejik yerlerde taşınmaz ve sınırlı aynî hak
edinemeyeceklerini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılındıktan sonra
ikinci cümlede; sadece yabancı uyruklu gerçek kişilerin merkez ilçe ve
ilçeler bazında, uygulama imar planı ve mevzi imar plan sınırları
içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünün yüzde onuna kadar kısmında
taşınmaz ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı aynî hak
edinebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Yani gerçek kişilerin
edinebilecekleri taşınmazların yüzölçümü için sınırlama getirilirken
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketleri için sınırlama getirilmemiştir.
Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları birlikte değerlendirildiğinde,
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketlerinin, özel kanun hükümleri çerçevesinde olmak ve
Bakanlar Kurulu’nca sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel
özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile
flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması
gereken hassas alanlar ve stratejik yerler olarak kararlaştırılmış
alanlardan olmamak kaydıyla yabancı gerçek kişilerin tabi olduğu miktar
sınırlamasına (Hem 2.5 hektarlık hem % 10’luk sınırlamaya) tabi olmadan
taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilecekleri
anlaşılmaktadır.
2644
sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki: “Yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti
ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilirler” hükmü uyarınca,
yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe
sahip ticaret şirketleri için sınırlama getirilmediğini ileri sürmek mümkün
değildir.
Çünkü her şeyden önce, söz
konusu özel yasalarda 2644 sayılı Tapu Kanununda yer alan hükümlere
benzeyen sınırlayıcı hükümler yoktur.
Yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti elde
etmesi, bu şirketlerin taşınmaz elde etmelerine özel kanunlardaki
düzenlemelerle sınırlama getirildiği anlamına gelmemektedir.
Örneğin;
4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununun 4/C maddesinde: “Münferit bir
sanayi yatırımı gerçekleştirmek amacıyla, yatırımı gerçekleştirecek yerli
ve/veya yabancı gerçek ya da tüzel kişilerin başvurusu üzerine Bakanlığın
uygun gördüğü alanların, Kurulun değerlendirmesinin ardından Bakanlar
Kurulunca bu Kanun kapsamında münferit yatırım yeri olarak tahsis edilmesine
karar verilebileceği”, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 8 inci maddesinde:
“Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları Türk ve yabancı uyruklu gerçek
ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlığın yetkili olduğu” ve “kültür ve
turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerindeki taşınmaz
malların iktisabının, 442 sayılı Köy Kanunu ile 2644 sayılı Tapu Kanununda
yer alan yabancı uyruklularla ilgili tahditlerden
Bakanlar Kurulu kararı ile istisna edilebileceği”, 6326 sayılı Petrol
Kanununun 6 ncı maddesinde: “Devletin
hudutlarından 5
kilometre mesafe dahilinde veya askeri yasak
bölgeler içinde, tarihi veya dini bir yer veya tesise, petrol ameliyatiyle ilgisi bulunmayan bir yapıya bir su
tesisine, bir yol veya umumi geçide 60 metre mesafe
dahilinde, bir şehir veya kasaba belediye imar sahası dahilinde Bakanın
mahsus müsaadesi olmadan petrol ameliyatı yapılamayacağı”, 53 üncü
maddesinde: “Bir arama sahasının 50 000 hektardan fazla olamayacağı”, 61
inci maddesinde: “Bir işletme sahasının en çok 25 bin hektar olacağı”, 74
üncü maddesinde: “İşletme sahalarının yüz ölçümlerinin toplamının 150 bin
hektardan fazla olamayacağı” hükümleri yer almaktadır.
Görüldüğü
gibi bu özel yasalarda, arama ve işletme ruhsatı verilecek alanlarla ilgili
düzenlemeler yer almaktadır. Taşınmaz mülkiyeti ile ilgili sınırlama
yoktur. Sadece 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda taşınmaz mülkiyeti ile
ilgili düzenleme vardır. Söz konusu düzenlemede, Tapu Kanununda yabancı
uyruklularla ilgili bir sınırlama varsa Bakanlar Kurulu yabancıları bu
sınırlamadan istisna tutmaya yetkili kılınmıştır.
Kısacası,
sözü edilen yasalarda yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin edinebilecekleri
taşınmazların toplam yüzölçümü bakımından bir üst sınır öngörülmemiştir. Bu
durumda; özel kanunlar çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı ayni hak edinen yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, Bakanlar
Kurulunun belirlediği alanlarda hiçbir sınırlamaya tabi olmadan taşınmaz
elde edebileceklerdir.
Öte
yandan, Tapu Kanunun 35 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki düzenleme,
ikinci fıkradaki “özel kanunlar çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti” edinme
kuralını işlemez hale getirmiştir.
Bu şirketler sadece özel
kanunlar çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı
ayni hak edinmeyecekler, ayrıca yedinci fıkranın birinci cümlesindeki
düzenleme nedeniyle Bakanlar Kurulunun belirlediği alanlarda ve ikinci cümledeki
düzenleme nedeniyle de hiçbir sınırlamaya tabi olmadan taşınmaz elde
edebileceklerdir.
Yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketlerini yabancı uyruklu gerçek kişilere göre imtiyazlı duruma
getiren bu düzenleme, Anayasanın eşitlik ilkesinin düzenlendiği 10 uncu
maddesinin “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz”
diyen üçüncü fıkrası hükmü ile bağdaşmadığı açıktır.
Hukuk
devletinin tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi
olmaksızın, başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin
yararına olarak bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan
yasaların, amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5782 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 1 inci maddesiyle değiştirilen 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin yedinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 10 uncu
maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
2) 03.07.2008 Tarih ve
5782 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesiyle Yeniden Düzenlenen 2644 Sayılı Tapu
Kanununun 36 ncı Maddesinin Birinci Fıkrasının
Birinci ve İkinci Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
5782
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 inci maddesiyle
yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı
maddesi Tasarıda yer almadığı için yeni madde ihdasına ilişkin bir önerge
verilmiştir. TBMM Genel Kurulunda önerge üzerindeki görüşmeler sırasında
çıkan tartışmalar sonucu Adalet Komisyonu Başkan Vekili Hakkı Köylü, ihdas
edilmek istenen yeni 2 nci maddeyi İçtüzüğün 88
inci maddesine dayanarak Komisyona geri istemiştir.
Komisyonda
ve Genel Kurulda yapılan görüşmeler sonunda 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı maddesinde yapılan düzenleme ile yabancı
yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe
sahip şirketlerin, ana sözleşmede belirtilen faaliyet konularını yürütmek
üzere taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinmesi ve kullanması kabul
edilmiştir.
Görüldüğü
gibi, yabancı yatırımcılara mülk edinmede getirilen tek şart, edinilen
taşınmazın şirketin ana sözleşmesindeki faaliyet alanı ile ilgili olması
şartıdır.
Getirilen
düzenlemede bu esasların Türkiye’de kurulu bir
başka yabancı sermayeli şirkete devir halinde ve taşınmaz maliki yerli
sermayeli bir şirketin hisse devri yoluyla yabancı sermayeli hale gelmesi
halinde de geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.
Kanunun TBMM Genel Kurulundaki tartışmaları sırasında hükümet
sözcüleri, 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı
maddesi ile getirilen yeni düzenlemenin, yabancı yatırımcıların Türk
hukukuna göre kurdukları veya iştirak ettikleri şirketlerle ilgili
olduğunu, bu yüzden Türkiye’deki mevzuata tabi olarak kurulan veya iştirak
edilen şirketlerin taşınmaz mal edinimlerinin şirketin faaliyet alanı ile
ilgili olması dışında hiçbir sınırlama getirilmediğini açıklamışlardır.
05.06.2003 tarihinde kabul edilen
Doğrudan Yabancı Yatırımcılar Kanununun 3 üncü maddesinin (d) bendi Anayasa
Mahkemesi tarafından 11.03.2008 tarihinde iptal edilmiştir. 4875 sayılı Yasa’nın 3 üncü maddesinin (d) bendinde, yabancı
yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe
sahip şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde
karşılıklılık koşulu olmaksızın kamu yararı ve ülke güvenliği açısından
belli alanlar dışlanmadan ve miktar bakımından sınırlama yapılmaksızın
taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinmelerine imkân sağlanası
öngörülmekte idi.
Anayasa
Mahkemesinin 4875 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin (d) bendi ile ilgili
iptal kararında taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinilmesi
konusunda, yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılarla aynı statüde değerlendirildikleri,
aralarında hiçbir fark gözetilmediği, yabancı yatırımcıların kurdukları
veya iştirak ettikleri şirketlerin taşınmaz mülkiyeti edinmeleri konusunda
miktar yönünden herhangi bir sınırlamaya yer verilmediği, herhangi bir
miktar kısıtlaması olmaksızın ve yatırım faaliyeti bakımından gerekli olup
olmadığına bakılmaksızın yabancı yatırımcıların Türk vatandaşlarının
edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak
edinebileceklerini, yabancı yatırımcıların edineceği taşınmaz mülkiyeti ve
sınırlı ayni hakların iktisap amacı, kullanım şekli ve devrine ilişkin esas
ve usullerin Yasada belirlenmesi gerekirken bu yönde hiçbir düzenleme
yapılmamış olmasının belirsizliklere yol açtığı ve yabancı yatırımcılara
sınırsız bir şekilde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinme olanağı
tanındığı belirtilerek söz konusu düzenleme iptal edilmiştir.
Kanunun TBMM Genel
Kurulundaki tartışmaları sırasında muhalefet sözcüleri, 2644 sayılı Tapu
Kanununun 36 ncı maddesi ile getirilen yeni düzenlemenin,
4875 sayılı Doğrudan Yabancı
Yatırımcılar Kanununda değişiklik yapması gerektiğini
belirtmişlerse de, bu görüşleri dikkate alınmamıştır.
Gerçekten de Anayasa
Mahkemesinin iptal ettiği 4875 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin (d) bendi
yerine yeni bir düzenleme getirilmemiş, fakat Tapu Kanununun yürürlükten
kaldırılmış, 36 ncı maddesinde bir düzenleme
yapılarak, 4875 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin (d) bendindeki
düzenlemenin yerine geçecek aynı mahiyetteki bir kural yürürlüğe
sokulmuştur.
Anayasa Mahkemesinin
iptal kararı ile getirilen düzenleme karşılaştırıldığında iptal edilen
kural ile getirilen kuralın aynı olduğu, Anayasa Mahkemesi Kararında
belirtilenlerden sadece “faaliyet alanı” ile ilgili sınırlama getirildiği,
Kararda belirtilen sakıncaların ve eksikliklerin giderilmediği açıkça
görülmektedir.
4875 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde, “yabancı yatırımcı” ve “doğrudan
yabancı yatırım” kavramları tanımlanmıştır.
Buna göre, “yabancı yatırımcı”
kavramı, Türkiye’de doğrudan yatırım yapan, yabancı gerçek kişiler ile yurt
dışında ikamet eden Türk vatandaşlarını ve yabancı ülkelerin kanunlarına
göre kurulmuş tüzel kişileri ve uluslararası kuruluşları ifade etmektedir.
“Doğrudan yabancı yatırım” kavramı
ise Kanunun 2 nci maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:
Doğrudan yabancı yatırım, Yabancı yatırımcı tarafından, yurt dışından
getirilen; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca alım satımı yapılan konvertibl para şeklinde nakit sermaye, şirket menkul
kıymetleri (Devlet tahvilleri hariç), makine ve teçhizat, sınaî ve fikrî
mülkiyet hakları; yurt içinden sağlanan; yeniden yatırımda kullanılan kâr,
hâsılat, para alacağı veya malî değeri olan yatırımla ilgili diğer haklar,
doğal kaynakların aranması ve çıkarılmasına ilişkin haklar gibi iktisadî
kıymetler aracılığıyla; yeni şirket kurmayı veya şube açmayı veya menkul
kıymet borsaları dışında hisse edinimi veya menkul kıymet borsalarından en
az % 10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler yoluyla
mevcut bir şirkete ortak olmayı ifade etmektedir.
4875 sayılı Yasada tanımı yapılan “yabancı yatırımcı” ve “doğrudan yabancı yatırım”
kavramları, 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı maddesi ile getirilen yeni düzenlemenin, Anayasa
Mahkemesinin iptal ettiği 4875 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin (d)
bendindeki düzenleme ile aynı olduğunu açıkça göstermektedir.
Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında
sayılan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup, güçlendiren, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı, işlem ve eylemleri yargı denetimine
açık, yasaların üstünde Anayasanın ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel
hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Dava konusu yasa kuralıyla yabancı yatırımcıların
Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe sahip
şirketlerin ana sözleşmelerindeki faaliyetleri yürütmek üzere taşınmaz
mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinebilir ve kullanabilir denilmiştir.
Ayrıca, bu esasların Türkiye’de kurulu bir başka
yabancı sermayeli şirkete devir halinde ve taşınmaz maliki yerli sermayeli
bir şirketin hisse devri yoluyla yabancı sermayeli hale gelmesi halinde de
geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.
Hukuk devletinin yukarda belirtilen işlevlerinin
yaşama geçirilebilmesi bağlamında milli ekonominin ulusal çıkarlar
doğrultusunda düzenlenebilmesi için, yabancı yatırımcıların edineceği
taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hakların belirsizliklere yol açmaması ve
yabancı yatırımcılara sınırsız bir şekilde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı
ayni hak edinme olanağı tanınmaması gerekir.
Taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinilmesi
konusunda, yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılarla aynı statüde
değerlendirildikleri, aralarında hiçbir fark gözetilmediği, yabancı
yatırımcıların kurdukları veya iştirak ettikleri şirketlerin taşınmaz
mülkiyeti edinmeleri konusunda miktar yönünden herhangi bir sınırlamaya yer
verilmediği görülmektedir. Böylece, herhangi bir miktar kısıtlaması
olmaksızın yabancı yatırımcılar Türk vatandaşlarının edinimine açık olan
bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinebileceklerdir.
Ayrıca, hukuk devletinin
tanımına giren birçok öğeden biri de, kamu yararı düşüncesi olmaksızın,
başka bir deyişle, özel çıkarlar için ya da belli kişilerin yararına olarak
bir yasanın kabul edilemeyeceğidir. Kamu yararı amacı taşımayan yasaların,
amaç öğesi yönünden Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5782 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 2 nci maddesiyle yeniden düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanununun 36 ncı maddesinin birinci
fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
3) 03.07.2008 Tarih ve
5782 Sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü
Maddesiyle 2644 Sayılı Tapu Kanununa Eklenen Geçici 3 üncü Maddesinin
İkinci Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
5782 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü
maddesiyle 2644 sayılı Tapu Kanununa eklenen Geçici 3 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan düzenlemeye göre, yabancı uyruklu gerçek kişilerin
merkez ilçe ve ilçeler bazında edinebilecekleri taşınmazlar ile bağımsız ve
sürekli nitelikte aynî hakların miktarı tespit edilinceye kadar geçecek
süre içinde, yabancı uyruklu gerçek kişilerin bu Kanunun 35 inci maddesi
hükümlerine göre taşınmaz ve sınırlı aynî hakları edinebilecekleri hükme
bağlanmıştır.
Geçici
maddedeki bu düzenleme, yabancı uyruklu gerçek kişilerin merkez ilçe ve
ilçeler bazında edinebilecekleri taşınmazların miktarı tespit edilinceye
kadar geçecek süre içinde taşınmaz elde edinebilmelerine olanak sağlamaktadır.
Getirilen bu düzenleme, yabancı gerçek kişilerin bu süre içinde ilçe
bazında tespit edilen miktar sınırlamasının üstünde taşınmaz elde
edinmesine yol açacak niteliktedir.
Yasanın
TBMM Genel Kurulundaki görüşmeleri sırasında Hükümet sözcüleri, bu süre
içinde yerel yetkililerin miktar sınırlamasına göre taşınmaz edinimine izin
vereceklerini belirtmelerine karşın miktar belli olmadan sınırın
geçilmemesine nasıl engel olunacağı cevapsız kalmıştır. Geçici 3 üncü
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen üç aylık süre içinde yasayla
getirilen sınırlama miktarının üstünde taşınmaz edinimini olanaklı hale
sokan bu düzenleme yasaların açık ve belirgin olma özelliğine sahip
değildir. Ayrıca yasa koyucunun iradesini değiştirici niteliktedir.
Yasa
koyucunun faaliyetlerinde Anayasa ve hukukun üstün kuralları i1e bağlı
bulunduğu hukuk devletinde yasaların çıkartılması için kamu yararına
bulunması şarttır. Hukuk devletinin bir diğer gereği de konulacak
kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde
tutulması, kuralların açık ve belirgin olmasıdır.
Vatandaşların
Devlete karşı güven duyabilmeleri, maddî ve manevî varlıklarını korkusuzca
geliştirebilmeleri hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistem içinde
olanaklıdır. Hukuk Devletinde, yasa kurallarının adalet ve hakkaniyet
ölçütlerine uygun, açık, anlaşılabilir ve belirgin olması gerekir.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5782 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 3 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanununun 36 ncı maddesinin ikinci fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasamızda mülkiyet ve kişi hakları Anayasanın teminatı altına
alınmış, Medeni Kanununun 8 inci maddesi ile de, her kişi medeni hakları
kullanmada eşit kılınmış ise de yabancıların durumunu düzenleyen Anayasanın
16 ncı maddesindeki; “temel hak hürriyetler
yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlandırılabilir” hükmüyle yabancılara karşı bir farklılığın söz konusu
olabileceği vurgulanmaktadır. Bu farklılığın
uluslararası hukukta, “karşılıklılık” ilkesine dayanılarak
somutlaştırıldığı görülmektedir. Kuşkusuz hukuk düzenimizde, yabancıların
hak ve özgürlüklerinin düzenlenmesinde Anayasamızın diğer hükümlerine de
öncelikle uyulması gerekmektedir.
Anayasa
hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararları dikkate
alınmadan 5782 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
iptali istenilen kuralların uygulanması halinde, geriye dönüşü imkânsız
biçimde yasaların öngörmediği şekilde yabancıların taşınmaz
edinebilecekleri, bundan giderilmesi olanaksız hukuki zarar ve durumların
doğacağı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, iptali istenen kuralların yürürlüklerinin durdurulmasını
istenilmiştir.
VI.
SONUÇ VE İSTEM
03.07.2008 tarih ve 5782
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1 inci maddesiyle
değiştirilen 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin yedinci
fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi Anayasanın 2 nci,
7 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğundan,
1. 2
nci maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı
Tapu Kanununun 36 ncı maddesinin birinci
fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olduğundan,
2. 3
üncü maddesiyle 2644 sayılı Tapu Kanununa eklenen Geçici 3 üncü Maddesinin
ikinci fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine aykırı
olduğundan,
iptallerine ve iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
3.7.2008 günlü, 5782 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilen 2644 sayılı Tapu
Kanunu’nun iptali istenen cümle ve fıkraların da yer aldığı kurallar
şöyledir:
“Madde
35- Yabancı uyruklu gerçek kişiler,
karşılıklı olmak ve kanunî sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye’de
işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar planı veya mevzii
imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları
edinebilirler. Sınırlı aynî hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır.
Yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar
ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı aynî hakların toplam yüzölçümü
iki buçuk hektarı geçemez.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, ancak özel kanun
hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı
aynî hak edinebilirler.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri lehine Türkiye’de taşınmaz rehni
tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan kayıt ve sınırlamalar
aranmaz.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri dışındakiler Türkiye’de taşınmaz edinemez ve lehlerine
sınırlı aynî hak tesis edilemez.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olan
devlet vatandaşlarının kanunî miras yoluyla intikal eden taşınmazları için
birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanmaz. Ölüme bağlı
tasarruflarda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kayıt ve sınırlamalar
uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olmayan devlet
vatandaşlarının kanunî miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı aynî
hakların intikal işlemleri yapılarak tasfiye edilir.
Karşılıklılığın tespitinde hukukî ve fiilî durum
esas alınır. Bu ilkenin kişilere toprak mülkiyeti hakkının tanınmadığı,
ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi
vatandaşlarına tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da
tanınması esastır.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin; sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel
özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile
flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması
gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke
güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı aynî hak edinemeyecekleri
alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas koordinatlı
harita ve planları içeren teklifi üzerine belirlemeye Bakanlar Kurulu
yetkilidir. Yabancı uyruklu gerçek
kişiler merkez ilçe ve ilçeler bazında, uygulama imar planı ve mevzi imar
plan sınırları içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünün yüzde onuna
kadar kısmında taşınmaz ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı aynî hak
edinebilirler. Bakanlar Kurulu, merkez ilçe ve ilçelerin altyapı, ekonomi,
enerji, çevre, kültür, tarım ve güvenlik açısından önemlerini dikkate
alarak, bu orandan fazla olmamak kaydıyla farklı oran belirlemeye
yetkilidir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık
bünyesinde, ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından, bu
madde uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler dâhilinde çalışmalar
yapılmak suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının bu kapsamdaki teklifleri
incelenip değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur. Valiliklerce, merkez
ilçe ve ilçelerin uygulama imar planı ve mevzi imar plan sınırları
içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünde meydana gelen değişiklikler
takip eden yılın Ocak ayı sonuna kadar komisyona bildirilir.
Askerî yasak bölgeler, askerî güvenlik bölgeleri
ile stratejik bölgelere ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat
değerleri Millî Savunma Bakanlığınca, özel güvenlik bölgeleri ve değişiklik
kararlarına ait harita ve koordinat değerleri ise İçişleri Bakanlığınca
geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlığa
verilir.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen bölgeler
içerisinde kalması nedeniyle kamulaştırılması gereken ya da tapu sicilinde
şerh verilmesine gerek duyulan parsellere ilişkin bildirimler ilgili
idarelerince tapu sicil müdürlüklerine yapılır.
Bu madde hükümlerine aykırı edinilen veya kanunî
zorunluluk dışında edinim amacına aykırı kullanıldığı tespit edilen
taşınmazlar ile sınırlı aynî haklar, Maliye Bakanlığınca verilecek süre
içerisinde maliki tarafından tasfiye edilmediği takdirde tasfiye edilerek
bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine ödenir.
Madde 36- Yabancı
yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe
sahip şirketler, ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını
yürütmek üzere taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinebilir ve
kullanabilirler. Bu şekilde edinilen taşınmazların Türkiye’de
kurulu bulunan bir başka yabancı sermayeli şirkete devrinde ve
taşınmaz maliki yerli sermayeli bir şirketin hisse devri yoluyla yabancı
sermayeli hale gelmesi durumunda da aynı esas geçerlidir. Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli şirketlerin tasfiyesi
halinde şirketin sahip olduğu taşınmazın şirket ortağı yabancı gerçek
kişiler veya yurt dışında kurulu yabancı ticaret şirketleri tarafından
edinilmek istenmesi halinde 35 inci madde hükümleri uygulanır.
18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve
Güvenlik Bölgeleri Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu şirketlerin,
askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ve aynı Kanunun 28 inci maddesi
çerçevesinde belirlenen stratejik bölgelerdeki taşınmaz edinimleri, Genel
Kurmay Başkanlığının ya da yetkilendireceği komutanlıkların, özel güvenlik
bölgelerindeki taşınmaz edinimleri ise taşınmazın bulunduğu yerdeki
valiliğin iznine tabidir. Valilik iznine tabi hususlar, ilgili idare
temsilcilerinin katılımıyla oluşan komisyonda, taşınmaz ediniminin, ülke
güvenliği ve faaliyet konusuna uygunluğu değerlendirilerek karara bağlanır.
Bu madde hükümlerine aykırı şekilde edinildiği veya
kullanıldığı tespit edilen taşınmazlar ve sınırlı aynî haklar, Maliye
Bakanlığınca verilecek süre içerisinde maliki tarafından tasfiye edilmediği
takdirde tasfiye edilerek bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine ödenir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usuller,
ilgili bakanlıkların görüşlerinin alınmasını müteakip Hazine Müsteşarlığı,
İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve Millî Savunma
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Geçici Madde 3 - İlgili
kurum ve kuruluşlar, bu Kanunun 35 inci maddesinin yedinci fıkrası
uyarınca, yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin taşınmaz ve sınırlı aynî hak edinemeyecekleri alanların
yüzölçümlerini ve valilikler bu fıkrada belirtilen ilçelerin uygulama imar
planı ve mevzi imar plan sınırları içerisinde kalan toplam alanların
yüzölçümlerini bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren en geç üç ay içinde
komisyona bildirir.
Yabancı
uyruklu gerçek kişilerin merkez ilçe ve ilçeler bazında edinebilecekleri
taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte aynî hakların miktarı tespit
edilinceye kadar geçecek süre içinde, yabancı uyruklu gerçek kişiler bu
Kanunun 35 inci maddesi hükümlerine göre taşınmaz ve sınırlı aynî hakları
edinebilirler.
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 7. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali GÜZEL, Fettah OTO,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına, 11.9.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 5782
sayılı Kanun’la
Değiştirilen 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. Maddesinin
Yedinci Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Cümlelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali
istenilen kuralla yabancı gerçek kişilerin ilçeler bazında edinebilecekleri
toplam taşınmazın miktarına getirilen sınırlamanın belirsiz, yetersiz ve
uygulamada kolaylıkla aşılabilecek sınırlamalar olduğu, getirilen yüzde on
oranının pratikte uygulanma olanağı bulunmadığı, normalde imar planına
dâhil olmayan orman alanları, orman dışına çıkarılan araziler ve tarım
alanlarının imar planına dâhil edilerek imar planı kapsamının genişletilebileceği,
bazı ilçelerde bu sınırı belirleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna tanındığı
ve sınırlamanın sadece yabancı gerçek kişilerin edinebilecekleri
taşınmazları kapsadığı, yabancı tüzel kişilerin bu sınırlamaya tâbi
tutulmadığı belirtilerek Anayasa’nın 2., 7. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptal başvurusunda dava
konusu kural ile İptali istenilen kural, yabancı gerçek kişilerin merkez
ilçe ve ilçeler bazında uygulama imar planı ve mevzi imar planı sınırları
içerisinde kalan toplam alanların yüzölçümünün en fazla yüzde onu oranında
mülk ya da sınırlı aynî hak edinebileceklerini öngörmektedir. Bu kural ile
ülke toprakları içinde yabancılar tarafından sahip olunan taşınmazların
oranının ilçeler bazında imarlı toplam arazinin onda birini aşmaması
amaçlanmıştır. Ayrıca kural ile Bakanlar Kuruluna merkez ilçe ve ilçelerin
altyapı, ekonomi, enerji, çevre, kültür, tarım ve güvenlik açısından
önemlerini dikkate alarak, yabancı gerçek kişiler tarafından edinilebilecek
toplam taşınmaz alanını ilçenin uygulama ve mevzi imar planına dâhil
arazilerinin yüzde onundan daha az bir oran olarak belirleme yetkisi
tanınmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde cumhuriyetin
nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesi de yer almaktadır. Hukuk
devletinde diğer tüm kamusal yetkilerde olduğu gibi yasama işlemlerinin de kişisel yararları değil kamu
yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur.
Kamu yararı, toplumun genel ve ortak çıkarlarının
ne olduğu ve nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin bir kavram olup içeriği
farklı siyasî ve felsefi görüşlere ve kişisel tercihlere göre değişeceğinden
sübjektif bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle amaç yönünden yasaların
Anayasa’ya uygunluğunun denetiminde Anayasa Mahkemesinin sınırlı bir
yetkisi olup, sadece yasanın açık bir şekilde kamu yararı dışında başka bir
amaç gözettiğinin ortaya çıktığı durumlarda söz konusu olabilir.
Diğer
taraftan iptal başvurusunda, Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin ikinci
fıkrasında yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin özel kanun hükümleri
çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak
edinmelerine olanak tanınmasına rağmen yedinci fıkrada getirilen
sınırlamanın yalnızca yabancı gerçek kişilerin edindiği taşınmaz mülkiyeti
ve sınırlı ayni haklara ilişkin olduğu ve yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerini yabancı uyruklu gerçek kişilere göre imtiyazlı duruma
getirdiği belirtilerek Anayasanın 10. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 10.
maddesinde öngörülen eşitlik ilkesinin amacı, hukuksal durumları aynı
olanların kanunlarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere
kanun karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu
ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Bu ilke
ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Kanun önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum
ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi çiğnenmiş olmaz.
2644 sayılı Tapu
Kanunu’nun 35. maddesinin ikinci fıkrasında yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti
ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Hukukumuzda yabancı gerçek kişiler ile yabancı ticaret şirketleri farklı
amaçlarla ve farklı nitelikte taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilirler.
Yabancı gerçek kişiler sadece konut ve işyeri olarak kullanma amacıyla ve
uygulama imar planı ve mevzi imar planında bu amaçla ayrılıp tescil edilen
taşınmazları edinebilirlerken, yabancı ticari şirketler özel yasalarda
öngörülen koşullarda taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebileceklerdir. Bu
çerçevede, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu ve 6326 sayılı Petrol Kanunu’nunda yabancı
ticari şirketlerin taşınmaz edinmesine ve bunun sınırlarına ilişkin
hükümler yer almaktadır. Yabancı ticari şirketlerin taşınmaz ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı ayni hak edinmesi ülkemizde yabancı gerçek kişilere göre
tamamen farklı bir hukuki rejime tabi tutulmuştur. Bu nedenle yabancı
gerçek kişilerle, yabancı ticaret şirketleri aynı hukuki durumda
değildirler.
Öte yandan iptal
başvurusunda Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin yedinci fıkrasının üçüncü
cümlesiyle Bakanlar Kuruluna tanınan yüzde on oranından daha düşük bir oran
belirleme yetkisinin, yasama yetkisinin devri anlamına geldiği, bu nedenle
Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür
Anayasa’nın 7. maddesine göre, yasama yetkisi, Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Yasama yetkisinin devredilmezliği, yasa niteliğinde ya da yasa gücünde
işlemler yapma yetkisinin devredilmezliği anlamına gelmektedir. Bir
düzenleyici işlem, yürürlükteki yasa kurallarını değiştirebiliyor veya yürürlükten
kaldırabiliyorsa, bu işlem yasa niteliğinde ya da gücündedir. Anayasa’nın
7. maddesinin açıklığı karşısında yasama organı, başka bir Devlet organına,
bu arada Bakanlar Kuruluna yasa kurallarını değiştirme ya da kaldırma
yetkisi veremez.
Anayasa’da yasa ile düzenlenmesi öngörülen
konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi
belirsiz bir düzenleme yetkisi verilemez. Yürütmeye devredilen yetkinin
Anayasa’ya uygun olabilmesi için, yasada temel hükümlerin ya da temel
esasların belirlenmesi, ancak uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin
konuların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılması gerekir. Kuşkusuz
yürütme organının yasayla yetkili kılınmış olması, yasayla düzenleme
anlamına gelmez. Anayasa’nın 8. maddesinin yürütme yetkisi ve görevinin
Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir
hükmünün anlamı da budur.
Dava konusu kural ile Bakanlar Kuruluna tanınan
yetki, sınırsız bir yetki olmayıp bu yetkinin kullanımına ilişkin koşullar
kanunda belirtilmiştir. Bakanlar Kurulu altyapı, ekonomi, enerji,
çevre, kültür, tarım ve güvenlik nedenlerine dayanarak bir ilçede
yabancılar tarafından edinilebilecek toplam taşınmazların miktarını
uygulama ve mevzi imar planlarına dâhil toplam alanın yüzde onundan daha az
bir oranda sınırlama yapmaya yetkili kılınmıştır. Yürütme organına tanınan
bu yetkinin sınırsız ve belirsiz olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kurallar Anayasa’nın
2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
B- Tapu Kanunu’nun 36. Maddesinin Birinci Fıkrasının
Birinci ve İkinci Cümlelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, hukuk devletinin yaşama geçirilebilmesi bağlamında millî ekonominin
ulusal çıkarlar doğrultusunda düzenlenebilmesi için, yabancı yatırımcıların
edineceği taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hakların belirsizliklere yol
açmaması ve yabancı yatırımcılara sınırsız bir şekilde taşınmaz mülkiyeti
ve sınırlı ayni hak edinme olanağı tanınmaması gerektiği belirtilerek dava
konusu kuralın yabancı yatırımcıların kurdukları veya iştirak ettikleri
şirketlerin taşınmaz mülkiyeti edinmeleri konusunda miktar yönünden
herhangi bir sınırlamaya yer verilmemesi nedeniyle amaç öğesi yönünden kamu
yararı taşımadığı ve Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür
Dava konusu kural,
4875 sayılı Doğrudan
Yabancı Yatırımcılar Kanunu’na göre doğrudan yabancı yatırımcı
olarak tanımlanan kişiler tarafından kurulan ya da iştirak edilen
şirketlerin ancak ana sözleşmelerinde belirtilen faaliyet konularını
yürütmek amacıyla taşınmaz ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak
edinebilmeleri ve kullanabilmelerini hükme bağlamakta ve aynı esasların
edinilen taşınmazların Türkiye’de kurulu bulunan bir başka yabancı sermayeli
şirkete devri veya taşınmaz maliki yerli sermayeli bir şirketin hisse devri
yoluyla yabancı sermayeli hale gelmesi durumunda da geçerli olmasını
öngörmektedir.
Dava konusu kural ile
Anayasa Mahkemesinin 11.03.2008
tarihli ve E:2003/71, K:2008/79 sayılı kararı ile iptal edilen 4875
sayılı Yasa’nın 3. maddesinin (d) bendi hükmünün, Mahkemenin iptal
gerekçeleri dikkate alınarak yeniden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz
konusu kararında Anayasa Mahkemesi “hukuk devletinin … işlevlerinin
yaşama geçirilebilmesi bağlamında milli ekonominin ulusal çıkarlar
doğrultusunda düzenlenebilmesi için yabancı yatırımcıların edineceği
taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hakların iktisap amacı, kullanım şekli
ve devrine ilişkin esas ve usullerin Yasada belirlenmesi gerekirken bu
yönde hiçbir düzenleme yapılmamış olması belirsizliklere yol açmakta ve
yabancı yatırımcılara sınırsız bir şekilde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı
ayni hak edinme olanağı tanınmaktadır.” görüşüne yer vererek kuralı Anayasa’nın
2. maddesine aykırı bulmuştur.
Dava konusu kural, yabancı
yatırımcılar tarafından Türkiye’de Türk hukukuna göre kurulan bu nedenle
Türk tabiiyetinde bulunan şirketlerin ancak ana sözleşmelerinde
belirtilen faaliyet konularını yürütmek amacıyla taşınmaz ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı ayni hak edinebilme ve kullanabilmelerini öngörmektedir.
Aynı esaslar edinilen taşınmazların Türkiye’de kurulu
bulunan bir başka yabancı sermayeli şirkete devri veya taşınmaz maliki
yerli sermayeli bir şirketin hisse devri yoluyla yabancı sermayeli hale
gelmesi durumunda da geçerli olacaktır. Bu nedenle kuralda herhangi bir
belirsizlik bulunmamaktadır.
Kuralın kamu yararının gereklerine uygun olup
olmadığının incelenmesi ise yukarıda açıklanan nedenlerle anayasallık
denetimi kapsamı dışındadır. Bu nedenle, iptali istenilen kural Anayasa’nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C- Tapu Kanunu’nun Geçici 3. Maddesinin İkinci
Fıkrasının İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, geçiş süreci için getirilen bu düzenlemenin
yabancı gerçek kişilerin öngörülen üç aylık geçiş süreci içinde ilçe
bazında tespit edilen miktar sınırlamasının üstünde taşınmaz elde
edinmesine yol açacak nitelikte olduğu ve yasaların açık ve belirgin olması
gereğine uymadığı belirtilerek Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kural ile
Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin yedinci fıkrasıyla yabancı gerçek ve tüzel
kişilerin ilçeler bazında edinebileceği toplam araziye ilişkin olarak
getirilen sınırlamanın geçiş sürecinde nasıl uygulanacağı düzenlenmiştir. Geçici 3. maddenin birinci fıkrasında, 35. maddenin yedinci
fıkrasında öngörülen yüzde onluk sınırın belirlenmesi için üç aylık bir
süre öngörülmüş, iptali istenilen ikinci fıkrasında ise yabancı uyruklu
gerçek kişilerin merkez ilçe ve ilçeler bazında edinebilecekleri
taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte aynî hakların miktarı tespit
edilinceye kadar bu kişilerin 35. madde hükümlerine göre taşınmaz ve
sınırlı aynî hakları edinebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Yabancı gerçek kişiler, kanunda öngörülen geçiş
sürecinde bu hükme dayanarak taşınmaz edinebileceklerdir. Bu şekildeki
iktisaplar yoluyla Kanun’un 35. maddesinde öngörülen sınırlamanın aşılması
mümkün hale getirilmiştir. Ancak geçiş süreci sonunda ilçeler bazında
yabancılar tarafından edinilebilecek toplam alanlar tespit edildiğinde,
kanunun izin verdiğinden daha fazla taşınmazın yabancı gerçek kişiler
tarafından iktisap edildiğinin tespit edilmesi halinde ne yapılacağı, eğer
sınırı aşan miktardaki taşınmaz tasfiye edilecekse bu tasfiyelerin usul ve
esaslarının ne olacağına ilişkin herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Bu
durumun kuralın uygulanması açısından belirsizliklere neden olduğunda kuşku
yoktur.
Anayasa’nın
2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup, güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı,
işlem ve eylemleri yargı denetimine açık olan devlettir.
Dava konusu kuralla
getirilen düzenleme bir taraftan kanunda öngörülen sınırlamayı işlevsiz
hâle getirmekte, diğer taraftan ise sınırı aşan iktisapların akıbeti
konusunda açıklık içermemesi nedeniyle belirsizliklere yol açmakta ve
yabancı gerçek kişilere kanunda öngörülen geçiş sürecinde sınırsız bir
şekilde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı aynî hak edinme olanağı tanımaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır; İptali gerekir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
3.7.2008 günlü, 5782 sayılı Tapu
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- a- 1. maddesiyle, 22.12.1934 günlü, 2644 sayılı Tapu
Kanunu’nun 35. maddesinin değiştirilen yedinci fıkrasının ikinci ve
üçüncü cümlelerine,
b- 2. maddesiyle
yeniden düzenlenen, 2644 sayılı Kanun’un 36. maddesinin birinci fıkrasının
birinci ve ikinci cümlelerine,
yönelik iptal istemleri, 12.5.2011 günlü, E.
2008/79, K. 2011/74 sayılı kararla reddedildiğinden, bu cümlelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
REDDİNE,
2- 3. maddesiyle, 2644 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici 3. maddenin ikinci fıkrasına ilişkin yürürlüğün durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
3.7.2008 günlü, 5782 sayılı Tapu
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle, 22.12.1934 günlü, 2644
sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesinin değiştirilen yedinci fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE,
2- 2. maddesiyle yeniden düzenlenen, 2644
sayılı Kanun’un 36. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci
cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
3- 3. maddesiyle, 2644 sayılı Kanun’a
eklenen Geçici 3. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
12.5.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|