|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2010/68
Karar Sayısı:
2011/114
Karar Günü:
30.6.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Zile Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Birlikte tehdit suçunu işledikleri iddiası ile
sanıklar hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“TCK’nun
‘Tehdit’ başlıklı 106. Maddesinin 1. Fıkrasında
‘Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına,
vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden
bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya
sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adli para
cezasına hükmolunur’
2. Fıkrasında
‘Tehdidin (a) Silahla, (b)
Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla
veya özel işaretlerle (c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, (d) Var
olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları yararlanılarak işlenmesi halinde, fail hakkında iki
yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur’
denilmektedir.
Madde metninden anlaşılacağı gibi, Tehdit suçunu
düzenleyen TCK’nun 106/1. fıkrasında bir kişiyi
kendisi veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik
bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehditte ilişkin altı aydan iki
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı açıklandıktan sonra bu
fıkranın ikinci cümlesinde mal varlığı itibariyle büyük bir zarara
uğratacağından veya başka bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit eylemi
için altı aya kadar hapis veya adli para cezasına hükmedileceği açıklanmış;
tehdit suçunun ağırlaştırıcı hallerini düzenleyen ikinci fıkrasında
herhangi bir ayrım yapılmaksızın birinci fıkradaki tüm hallerde suçun
birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde cezanın iki yıldan
beş yıla kadar hapis olacağının açıklandığı, bu durumda TCK’nun
106/1. fıkrasının ikinci cümlesine uyan halde basit Tehdit fiilini birlikte
işleyen kişiler hakkında hükmedilecek cezanın adalet ve vicdan duygusunu
zedeleyecek derecede ve Anayasanın devletin insan haklarına saygılı bir
hukuk devleti olduğunu öngören ikinci maddesine TCK’nun
106/2-c md aykırı olduğu kanaatine varıldığından, Anayasa’nın 152. maddesi
gereğince bu hükümlerin iptali konusunca mahkememizce mahkemenize
başvurmaya karar verilmiştir.
Dosyamızda iddianame ile sanıkların TCK’nun 106. Maddesinin 2. Cümlesine göre cezalandırılmaları
talebi ile kamu davası açılmış olup, burada şikayet
üzerine adli para cezası veya altı aya kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Suçtan soruşturma ve kovuşturması şikayet şartına
tabi olduğundan dava sırasında şikayetten vazgeçme halinde düşme kararı
verilmesi gerekecektir.
Zile Sulh Ceza Mahkemesince tehdit suçunun her iki
sanıkça birlikte işlendiği ve sanıkların TCK’nun
106/2c maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği gerekçesi ile
görevsizlik kararı verilmiş ve dosya mahkememizde iken sanıkların tehdit
suçu sebebi ile aynı hüküm gereğince cezalandırılması iddia makamınca talep
edilmiştir.
Kanunun TCK’nm 106.
Maddesinin 1. fıkrasındaki tehdidin kişinin hayatına vücut veya cinsel
dokunulmazlığına yönelmesi ile malvarlığına veya başka bir kötülüğe
yönlemesi ayrımı TCK’nun 106. Maddesinin 2.
Fıkrasında terkedilmiş ve ilk maddedeki ayrımın
maddede sayılan diğer hallerde ve birden fazla kişi ile birlikte işlenmesi
halinde bu temel ayrım terk edilmiştir.
Bu durumda TCK’nun 106.
Maddesinin 1. Fıkrasının 2. Cümlesine uyan tehdit eylemi iki kişi ile
birlikte işlendiğinde şikayetten vazgeçme olsa
dahi sanığa ceza verilecek ve üstelik daha vahim nitelikte olan cana hayat
ve vücut dokunulmazlığına yönelen tehdit ile aynı şekilde cezalandırılması
gerekecek olup bu halde TCK’nun 106/2c maddesi
devletin insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğunu açıklayan 2.
maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz. Zira kişilerin işledikleri
suçlarla orantılı ceza verilmesi, bir fiilin değişik halleri için genel olarak
benimsenen bir ayrımın tutarlı olarak sürdürülmesi hukuk devletinin ve
insan haklarına saygının bir gereği sayılmalıdır.
3- Sonuç Olarak:
Özet olarak açıkladığımız TCK’nun
106. Maddesinin 2. Cümlesinin c bendinin Anayasamızın devletin niteliklerini
açıklayan 2. Maddesine aykırılığı hususunda Anayasamızın 152. maddesi
gereğince inceleme yapılarak iptaline karar verilmesini talep ederiz.
Saygılarımızla. 06/07/2010”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu bendi de içeren 106. maddesi şöyledir:
“Tehdit
Madde
106-
(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel
dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit
eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük
edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti
üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale
koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c)
Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç
örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan
beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten
yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu
suçlardan dolayı ceza verilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü
uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN,
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi
DURSUN ve Celal Mümtaz AKINCI’nın katılımlarıyla
yapılan ilk inceleme toplantısında;
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda;
Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal
Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE,
7.12.2010 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Başvuru kararında, 5237 sayılı Yasa’nın 106.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında düzenlenen tehdit suçunun kişinin
hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelmesi ile malvarlığına
veya başka bir kötülüğe yönelmesi ayrımının aynı maddenin (2) numaralı
fıkrasında terk edildiği, bu ayrımın terk edilmesi nedeniyle malvarlığına
veya başka bir kötülüğe yönelmiş tehdit suçunda şikayetten
vazgeçme olsa bile birden fazla kişi ile birlikte suçun işlenmesi durumunda
sanıklara ceza verileceği, vahim nitelikte olan hayata, vücut veya cinsel
dokunulmazlığa yönelen tehdit ile malvarlığına veya başka bir kötülüğe
yönelmiş tehdidin aynı şekilde cezalandırılacağı ve verilecek cezanın
adalet ve vicdan duygusunu zedeleyeceği belirtilerek itiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına,
vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı
gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişinin altı aydan iki yıla kadar
hapis, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir
kötülük edeceğinden bahisle tehdit eden kişinin ise mağdurun şikayeti üzerine altı aya kadar hapis veya adlî para
cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. İtiraz konusu
kuralın da bulunduğu anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise tehdit
suçunun nitelikli halleri sayılarak tehdidin silahla, kişinin kendisini
tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
birden fazla kişi tarafından birlikte, var olan veya var sayılan suç
örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi
halinde kişinin iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı
belirtilmiştir. Böylece anılan maddenin (1)
numaralı fıkrasında suçun temel şekli bakımından ikili bir ayrım yapılarak yaşam,
vücut ve cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditlerle, malvarlığı ve diğer
değerlere yönelik tehditler, yaptırım ve muhakeme şartları bakımından
farklı olarak ele alınmış olmasına karşın suçun nitelikli hallerinin
sayıldığı (2) numaralı fıkrasında böyle bir ayrım yapılmamıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri
ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal,
kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz
önüne alınarak saptanacak ceza
siyasetine göre belirlenir. Yasakoyucu,
cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı,
nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği
konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini
kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da dikkate almak zorundadır. Ancak sadece suçun
temel şeklini esas alarak ve suçun temel şekli için öngörülen ceza
miktarlarını suçun nitelikli halleri ile kıyaslayarak suç ve ceza arasında
adil denge bulunup bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü
ya da eksik olarak ele almak anlamına gelir. Bu nedenle suç ve ceza
arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında ceza
miktarlarının kıyaslanması değil, o suçun toplumda yarattığı infial ve
etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona
verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış
gibi faktörlerin de dikkate alınması gerekir.
Yasa’nın 106. maddesinin gerekçesinde, tehdit
suçunda kişilerin huzur ve sükûnu ile karar verme ve hareket etme hürriyeti
korunarak kişilerde güvensizlik duygusunun meydana gelmesinin engellendiği,
suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinde tehdidin kapsadığı
korkutma gücünün ağırlığı ve yoğunluğu nedeniyle mağdurda ciddi kaygılar
meydana geldiği ve suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi
hâlinde meydana gelen korkunun çok daha yoğun olacağı belirtilmiştir. Buna göre Yasakoyucunun,
takdir yetkisine dayanarak ve meydana gelen neticeyi de dikkate alarak
düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön
bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, 30.6.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi
DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la Anayasa’nın, Anayasa
Mahkemesi’ni düzenleyen 146, 147, 148 ve 149. maddelerinde değişiklik
yapılarak, Mahkeme’nin kuruluşu, görev ve yetkileri ile çalışma ve
yargılama usulüne ilişkin yeni kurallar getirilmiş, ancak, değişikliğin,
gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanmasının sağlanabilmesi için
geçici kurallara yer verilmediği gibi Anayasa’ya koşut olarak, Anayasa
Mahkemesi’nin yargılama usulüne ilişkin yeni bir yasal düzenleme de
yapılmamıştır.
Anayasa’nın 6. maddesinde “Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, 142.
maddesinde de “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla
düzenlenir” denilmiş; değiştirilen 149. maddesinin beşinci fıkrasında ise
Anayasa Mahkemesinin, kuruluşunun, Genel Kurul ve bölümlerinin, yargılama
usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın
genel kural niteliğindeki 142. ve özel olarak Anayasa Mahkemesi’nin çalışma
ve yargılama usulünü düzenleyen 149. maddesi uyarınca, Mahkeme’nin yargılama
usulünün yasayla düzenlenmesi gereği Anayasal bir zorunluluktur. Yargılama
usulü yasayla belirlenmeyen, bu bağlamda kaynağını Anayasa’dan almayan bir
yetkiyle Mahkeme’nin çalışmasını sürdürmesi, belirtilen hukuksal durum
karşısında olanaklı değildir.
Öte yandan, Anayasa’nın 149. maddesinin ilk
fıkrasında, yer alan Genel Kurul’un Mahkeme Başkanının veya Başkanın
belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki
üye ile toplanacağına ilişkin kural, toplantı alt sınırını gösteren bir
yargılama usulü kuralı ise de bu sayının üstünde, özellikle çift sayı ile
yapılan toplantılarda nasıl bir yol izleneceğini düzenlememektedir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, toplantının
ertelenmesi, bir üyenin toplantıdan çıkması ya da benimsenecek farklı
seçeneklerden birinin uygulanması konusunda yasal bir dayanak
bulunmamaktadır. Bu seçeneklerden hangisi, uygulanırsa uygulansın
dayanağını yasadan dolayısıyla Anayasa’dan almayan bir yetki kullanımı söz
konusu olacaktır. Yargılama Usulü’nün Anayasa Mahkemesi tarafından
belirlenmesi ise Anayasa’nın ihlâli sonucunu doğuracaktır.
Belirtilen nedenlerle Anayasa değişikliği uyarınca
Mahkeme’nin, yargılama usulü yasa ile belirlenmeden yargısal faaliyetlerini
sürdüremeyeceği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|