|
BAKANLAR
KURULU HAKKINDA YAPILAN
GÜVENOYLAMASINA İLİŞKİN KARAR
Karar
No. 998Karar
Tarihi: 13/7/2011
İstanbul
Milletvekili Recep Tayyip ERDOĞAN Başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunun 13/7/2011 tarihli 9 uncu Birleşiminde
yapılan güven oylamasında, (173) ret oyuna karşı (322) kabul oyuyla
güvenoyu almıştır.
—————
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN TARAFINDAN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE SUNULAN
61 İNCİ HÜKÜMET PROGRAMI
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Cumhuriyetimizin 61’inci, Adalet ve Kalkınma Partisinin 4’üncü
hükümeti adına aziz milletimizi ve siz değerli vekillerini saygı ile selamlıyor,
Meclisimizin 24. Döneminin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını Cenabı
Allah’tan temenni ediyorum.
Bu vesile
ile başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere,
“muasır medeniyet” yolunda bu büyük millete hizmeti geçen, eser bırakan,
taş üstüne taş koyan, bütün devlet ve siyaset adamlarına teşekkürü borç
biliyorum.
12 Haziran 2011 Seçimleri ile TBMM’de temsil yetkisi alan bütün
siyasi partileri ve siz değerli milletvekillerini yürekten tebrik ediyor,
hep birlikte milletimize yapacağımız hizmetlerde başarılar diliyorum.Atacağımız adımların bölgemizde ve
dünyada barışa, adalete, huzur ve istikrara katkı sağlayacağına inanıyorum.
Yeni dönemde de ülkemizin hızlı ve istikrarlı bir şekilde
kalkınması ve kalkınmanın nimetlerinin tüm kesimlere adil bir şekilde
yansıması için, göreve başladığımız ilk günkü aşkla, heyecanla çalışma
azmindeyiz.
Amacımız bu dönem sona erdiğinde çok daha güçlü, müreffeh ve
özgür bir Türkiye’ye ulaşmak; ekonomisi,
bilim ve teknolojisi, siyaseti, sosyal ve kültürel politikaları ile her
alanda dünyadaki saygınlığını ve etkinliğini daha da artırmış bir ülke
olmaktır.Bunlar, halkımızın
bizlerden beklentisi ve omuzlarımıza yüklediği mukaddes bir emanettir.
Milletimiz, odağında birlik ve kardeşlik olan büyük bir medeniyetin
mirasçısı ve taşıyıcısıdır. Müstesna bir coğrafyada genç ve dinamik nüfusu
ile bu milletin sahip olduğu muazzam enerjisini iç çekişmelere değil,
Cumhuriyetimizin 100. Yılında 2023 Vizyonu ile çerçevesi çizilen yeni
hedeflere yönlendirmek durumundayız.
Alışılageldik kalıplardan çıkarak, değişim ve reform irademizi
anlık duygulara feda etmeden, 21. yüzyıl dünyası şartlarında, yeni
Türkiye’yi inşa etmek ortak sorumluluğumuzdur. Köklü tarih ve
medeniyetimizi, insanlığın evrensel birikimi ile harmanlayarak, bölgemizde
ve dünyada “barış ve istikrara aktif katkı sağlayan” bir ülke olarak
yolumuza devam edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Genel itibarıyla huzur ve güven ortamı içerisinde gerçekleşen,
hızlı bir şekilde sonuçlandırılan, adil ve özgür bir seçim süreci yaşadık.
Demokratik geleneğimizi ve kültürümüzü bu seçimle daha da kuvvetlendirmiş
olduk. Bunun için hükümet olarak büyük çaba sarf ettik. Bu vesile ile seçim
sürecine katkıda bulunan tüm kişi ve kurumlara bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ülkemizin bütün sorunlarının özgürce görüşülüp, farklı çözüm
önerilerinin ortaya konduğu ve milli iradenin tecellisiyle nihai kararların
alındığı yegâne çatı Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
12 Haziran
seçimleriyle oluşan bugünkü Meclisimizin çok önemli bazı özelliklerine
dikkat çekmek isterim. Bu Meclis, yurtiçinde yüzde 87 gibi çok yüksek
düzeyde bir katılım oranı ile gerçekleşen bir seçimle oluşmuştur.
Meclisimize girmeye hak kazanan milletvekillerinin temsil ettiği seçmen
oranı ise yüzde 95 gibi yine uzun zamandır rastlanmamış bir düzeye
çıkmıştır. Bu sonuçlar, demokrasimizin “katılımcılık” ve “temsil”
niteliklerinin daha da güçlendiğinin göstergesidir.
Bu seçim
sonuçları, aynı zamanda, milletimizin siyaset kurumuna duyduğu güvenin en yüksek
düzeye çıktığının da bir ifadesidir. Milletimizin Meclisi tüm sorunlarının
çözüm adresi olarak gördüğünün ve bu Meclisten çok şeyler beklediğinin açık
bir işaretidir.
Milletimiz, yüksek katılım ve temsilin yanı sıra, yönetimde
istikrarı da güçlü bir şekilde sürdürme yönünde tartışmasız bir destek
vermiştir. Demokrasi tarihimizde görülmemiş, dünyada da eşine az rastlanır
bir şekilde, birbiri peşi sıra üç dönem partimizin oylarını artırarak
iktidarımıza olan güvenini tazelemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak 12 Haziran 2011 seçimlerinden
başarı ile çıktık. Aziz milletimize, bize olan güveninin artarak devam
etmesinden dolayı, ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Siyaset tarihimize
silinmez harflerle yazılacak olan bu başarı, aynı zamanda sorumluluğumuzu
ve hassasiyetimizi de artırmıştır.
12 Haziran 2011 seçimlerinin asıl galibi hiç ama hiç şüphesiz
Türkiye'dir, bu aziz millettir. Sahip olduğumuz tecrübe ile hiç eksilmeyen
heyecanımızı birleştirerek bu millete efendi değil hizmetkâr olmaya devam
edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, köklü tarihimizden ve
medeniyetimizden aldığımız özgüvenle, ilk günden itibaren “kaynak
Türkiye’dir” dedik. Ülkemizin sahip olduğu muazzam potansiyeli harekete
geçirmek üzere şeffaf, ülke gerçekleri ile tutarlı ve güven verici
politikalarla milletimizin huzuruna çıkmayı en önemli ilke olarak benimsedik.
Milletimizi siyasetimizin öznesi olarak gördük, attığımız her
adımda insanımızın değerlerini, talep ve beklentilerini esas aldık, siyaset
kurumuna güvenin ancak böyle sağlanacağına inandık.
Türkiye’yi
zenginleştiren, demokrasisini derinleştiren, ülkemizin itibarına itibar
kazandıran siyasetimiz, yeni dönemde daha güçlü bir Türkiye için milletten
aldığı gücü yine milletimizin hizmetine sunacaktır.
Başarılarla ve reformlarla dolu iktidarımızın tecrübesiyle yeni
hükümetimiz, önümüzdeki dönemi de Türkiye’ye kazandırma kararlılığındadır.
Ülkeler arasında kıyasıya bir rekabetin yaşandığı dünyamızda, kaybedecek
bir tek günümüz yoktur.
Başlatmış olduğumuz ve halkımızın büyük desteğine mazhar olan
dönüşümlere devam etmeyi esas alan yeni Hükümet Programımız, ülkemizi
ulaştıracağımız pek çok yeni hedefi içermektedir.
Değerli
Milletvekilleri,
Önceki Hükümet Programlarımız ülkemizin yıllardır bekleyen sorunlarına
gerçekçi çözümler içermekteydi. Dünyanın ve bölgemizin yaşadığı çalkantılı
dönemlere rağmen, bu çözümlerin büyük bir bölümünü hayata geçirmiş
durumdayız.
Bölgesel çatışmalardan küresel krize, siyaset kurumuna demokrasi
dışı müdahale çabalarına kadar birçok iç ve dış badireyi dirayetle
atlattık. Diklenmeden dik durduk, omuzlarımıza yüklenen emanete sahip
çıktık, milletimizin ekmeğinden de özgürlüğünden de taviz vermedik.
Demokratik siyaset kurumunu bir bütün olarak zayıflatmaya yönelik her türlü
tahrik ve tertibi aştık. Bundan sonra da milletimiz ile birlikte aşmaya
kararlıyız.
Değişimden
yana bir hükümet olarak demokrasi ve hukukta, ekonomide, sosyal alanda ve
dış politikada ezberleri bozduk.
Bugün artık
siyasetin alanı daha geniş, ekonomi daha büyük, sosyal bünye daha güçlü,
ülkemizin bölgesinde ve dünyada itibarı çok daha yüksek…
Sorunlardan
kaçmadık, yapay gündemlere takılıp kalmadık. Sorunlardan değil, sorunların
çözümünden beslenen ve büyüyen bir iktidar olduk.
Tüm bu
reform ve dönüşüm sürecinde milletimiz ve milli iradenin tecelligahı olan
Meclisimiz en büyük desteğimiz oldu.
Avrupa Birliği sürecinde ve temel Kanunların yasalaşmasında
Meclisimizin gösterdiği uzlaşı ruhu ve ülkenin geleceğine dönük sorumluluk
bilinci her türlü takdirin üzerindedir.
Önümüzdeki dönemde Meclisimiz içinde diyaloğa, uzlaşma arayışına ve
işbirliğine önem vermeye devam edeceğiz. Meclisimizin daha verimli
çalışması için hükümet ve AK Parti Grubu olarak elimizden gelen tüm katkıyı
vereceğiz. Bugüne kadar sağladığımız gelişmelerde arkamızda hissettiğimiz
en güçlü destek Meclisimiz olduğu gibi, bundan sonraki adımlarımızda da
Meclisimizin çizdiği rotada ilerleyeceğiz.
Artık geleceğe daha umutlu ve güvenle bakıyoruz. İki dönemdir
kapsamlı icraatımız ile oluşturduğumuz sağlam zemine sımsıkı basarak,
ufkumuzda 2023 hedeflerini görüyoruz. Artık Türkiye, yol haritası belli,
“öngörülebilirliği” yüksek bir ülkedir.
12 Haziran seçimlerinde hesap verdiğimiz halkımız, yapılanları
takdir ettiğini gösterdiği gibi, gelecekte yürümemiz gereken yol haritasını
da hür iradesiyle tayin etmiştir.
Halkımız istikrar içinde yenilenmeye destek vermiştir. On yılların
birikimi olan sorunlara, köklü ve hızlı çözüm bulma iradesini beyan
etmiştir. Hepimize düşen görev, işte bu çatı altında bu kutlu çağrıya cevap
vermektir.
12 Haziran seçimleri öncesinde, iktidar olma sorumluluğu içinde,
gerçekçi hedefler içeren, geniş kapsamlı bir “Seçim Beyannamesi” hazırladık ve kamuoyuna açıkladık.
Şu anda sizlere sunmakta olduğum Hükümet Programımız, 2023 Vizyonuyla
şekillendirdiğimiz son Seçim Beyannamemizde yer alan hedeflerimizi ve
Beyannamemiz dışında kamuoyu ile paylaştığımız çeşitli taahhütlerimizi esas
almaktadır.
2023 Vizyonumuz 12 yıllık bir dönemi kapsamakta olup, Hükümet
Programımız bu perspektifin ilk dört yılını detaylandırmaktadır. Bu dönemde
atacağımız her adım bizi Cumhuriyetimizin 100. yılı hedeflerine daha fazla
yaklaştıracaktır.
58, 59 ve
60. Hükümetlerin devamı olan 61. Hükümet dönemini kapsayan bu Program,
süreklilik içerisinde geleceğe bakışımızı ve yeni hedeflerimizi
içermektedir.
Sizlerin onayı ile bu Program, Yeni Türkiye’nin inşa edilme
kapısını sonuna kadar açacaktır. 21. Yüzyılın yükselen ülkesi olarak,
bölgemizde ve dünyada hak ettiğimiz konumu pekiştirecektir.
Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri,
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan
Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük. Yaklaşık yarım
asırlık bir süre sonrasında, sonuç alıcı adımlarla Avrupa Birliği ile tam
üyelik müzakerelerini başlatan hükümet olduk.
Bazı AB üyesi ülkelerin objektif kriterlerden uzak siyasi
yaklaşımları süreci olumsuz yönde etkilese de, halkımızın yararına
gördüğümüz AB standartlarına uyum konusundaki çalışmalarımıza samimi olarak
devam ediyoruz. Müktesabata uyumda Fasıl açıp kapatma prosedüründen
bağımsız bir şekilde, kendi oluşturduğumuz planlama ile çalışmalarımız
devam edecektir. Ekonomik kriterlere uyum alanında, küresel krize karşı
gösterdiği örnek performans ile bugün ülkemiz çok daha farklı bir
konumdadır.
Önümüzdeki
dönemde de sürdüreceğimiz reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış
politika, AB ile Türkiye ilişkilerini olması gereken noktaya taşıyacaktır.
Zaman ülkemizin lehine işleyecektir.
Avrupa Birliğine tam üyelik sürecine verdiğimiz önemin bir gereği
olarak Avrupa Birliği Bakanlığını kurmuş bulunuyoruz. Bu yeni kurumsal yapı
içerisinde, Meclisimizin de hayati katkıları ile reformlarımızı
sürdüreceğiz. Yeni yapılanma ile birlikte AB üyesi ülke halkları nezdinde
ülkemizin hak ettiği şekilde algılanması konusunda da çalışmalarımızı
yoğunlaştıracağız.
Avrupa Birliği üyeliğini her şeyden öte ülkemizde temel hakların
kurumsallaşması ve demokrasinin derinleşmesi olarak görüyoruz.
Demokratikleşme yolunda attığımız adımlara yenileri ile devam edeceğiz. Bu
çerçevede, mevzuatımızda yer alan tüm antidemokratik hükümleri tarayarak
ortaya çıkaracağız. Tespit edilen hükümleri statüsüne göre Meclisimizin
iradesi veya idarenin ikincil düzenlemeleri ile ortadan kaldıracağız.
Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin de önemli katkıları ile
demokratikleşme yönünde aldığımız mesafe, sivil yeni anayasa ile taçlanmış
olacak ve Türkiye ileri demokrasiye kavuşacaktır. Yeni anayasa
çalışmalarımız, ülkemizde ileri demokrasiye geçişi sağlayacağı gibi AB’ye
tam üyelik yolunda ülkemizin çabalarını daha üst bir noktaya taşıyacaktır.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti Hükümetleri olarak politikalarımızı bir bütünlük içinde
şekillendirdik. Ekonomik istikrarı demokratik gelişmelerden ayrı
düşünmedik. Gerçekçi sosyal politikaları ekonomik ve demokratik
gelişmelerle bağlantılı gördük. Bu alanlarda aldığımız mesafelerin
ülkemizin dış politikası ve dünyadaki konumu ile etkileşimini gözettik.
“Demokrasi
açığının” geçmişte insanımıza ve ülkemize ödettiği ağır
bedellerin farkında olarak, siyaset kurumunun itibar kazanmasını ve
demokrasimizin ayıplarından arındırılmasını her zaman temel öncelik olarak
ele aldık.
Sonuncusu Anayasa Halkoylamalasında olmak üzere, pek çok reformu
cesaretle hayata geçirdik. Ülkemizi yasaklardan, olağanüstü hallerden
uzaklaştırdık; vesayetçi anlayışların sultasına karşı milli iradeyi
güçlendirdik.
Çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasi anlayışıyla bireylerin ve
toplumdaki farklı kesimlerin bütün yönleriyle kendilerini özgürce ifade
ettiği zeminlerin inşa edilmesini amaçladık. Hiç kimseye yaşam tarzı
dayatmadık, tüm inançlara ve yaşam tarzlarına saygıyı ilke kabul ettik.
Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesi, eksik
demokrasiden ileri demokrasiye geçişin tam olarak sağlanması üçüncü dönemde
de temel hedefimizdir.
Bu dönemde,
milletimizin TBMM’den en önemli beklentisi yeni bir anayasa yapılmasıdır.
Hükümet ve AK Parti grubu olarak bu konuda tam bir kararlılık
içerisindeyiz.
AK Parti olarak, yeni anayasanın mümkün olan en geniş katılımla
hazırlanmasını, tüm toplumsal kesimlerin taleplerini yansıtan tam bir "toplum
sözleşmesi" olmasını arzuluyoruz. Milletimiz ve
Meclisimiz bunu yapacak olgunluğa ve birikime sahiptir.
22. ve 23. TBMM dönemlerinde gerçekleşen 2004, 2007 ve 2010 anayasa
değişiklikleri bireysel hakların ve demokratik siyasetin alanını
genişletmiş, yeni anayasanın zeminini hazırlamıştır.
Esasen, Türkiye'nin her alanda katettiği mesafe ve artan toplumsal
beklentiler, yeni anayasayı ertelenemez hale getirmiştir. Toplumun yaklaşık
30 yıl önce, bir müdahale ürünü olarak kendisine dayatılan bu Anayasayı hak
etmediği açıktır.
Seçim kampanyası sürecinde hemen tüm partiler yeni anayasa taahhüdü
ile milletimizin karşısına çıkmışlardır. Bu taahhüdün gereğini yapma
noktasında toplumun Meclis çalışmalarını ve tüm siyasi aktörlerin
gayretlerini yakından izlemesi kaçınılmazdır.
Bu nedenle, önümüzdeki dönem yeni anayasa dönemi olacaktır. Cumhuriyetimizi
kuran, en zor şartlarda milli mücadelemize önderlik yapan Türkiye Büyük
Millet Meclisi, yeni Anayasayı yapacak tam yetkiye, güce ve iradeye
sahiptir.24. Dönem meclis yapımız yeni Anayasanın en geniş temsil ve uzlaşma
ile yapılması için büyük bir fırsat sunmaktadır. AK Parti grubu olarak,
Meclisimizin yapacağı bu hayati çalışmalara en üst düzeyde destek olacağımızdan
ve siyasi irademizi Meclisimizin sonuç alması yönünde güçlü bir şekilde
ortaya koyacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Elbette yeni Anayasanın nasıl olacağına Milletimiz karar
verecektir. Biz bu anayasanın; dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici
değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil
özgürleştirici bir anayasa olması gerektiğine inanıyoruz. Yeni Anayasanın
bireyi ve onun haklarını esas alan; milli birliğimizi ve ortak
değerlerimizi koruyan; toplumsal çeşitliliği bir zenginlik olarak kabul
eden; tek sesliliği değil çoğulculuğu öne çıkaran ve demokratik hukuk
devletinin tüm unsurlarını içeren bir metin olmasını savunuyoruz.
Yeni Anayasanın, sadece Anayasa uzmanları tarafından değil,
toplumun tüm fertleri tarafından anlaşılabilir kısa, öz, açık ve tutarlı
olması gerektiğine inanıyoruz.
Kısacası, yeni Anayasa demokratik ülkelerin kabul ettiği temel
siyasi değer ve ilkeleri benimseyen, demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir
metin olmalıdır. Ayrıca, temel haklar kısmı düzenlenirken Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi
ülkemizin taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerinin de esas
alınması gerektiği düşüncesindeyiz.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Bu dönemdeki demokratikleşme hedefimizi “İleri
Demokrasi” olarak belirledik.
Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümüne doğru ilerlerken
hedefimiz, demokratikleşme alanında örnek ülkelerden birisi haline gelmiş
ve müzmin toplumsal sorunlarını asgariye indirmiş bir Türkiye’dir.
AK Parti olarak, kurulduğumuz günden itibaren, toplumsal sorunların
daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük ile çözüleceğine inandık.
Toplumsal sorunlarımıza samimiyetle, daha iyi anlayarak, çok boyutlu bir
bakış açısıyla yaklaşmak temel ilkemiz oldu.
İnsanı odağa alarak,“yaratılmışları
yaratandan ötürü severiz” anlayışını şiar edindik.
Vatandaşlarımız arasında asla ayrım yapmadık, bundan sonra da yapmayacağız.
Kronikleşmiş toplumsal sorunları örtünün altına iten, görmezden gelen
politikaları asla benimsemedik ve benimsemeyeceğiz.
Türkiye’nin, çözümü sürekli ertelenen ve ertelendikçe daha da
karmaşık hale gelen köklü sorunları ile cesaretle yüzleştik. Daha önceleri
hayal dahi edilemeyen adımlar attık.
Yıllardan beri demokrasi eksikliği ile büyüyen; dil, din, mezhep,
etnik köken gibi konularda çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarımız
önümüzdeki dönemde de sürecektir.
Türkiye,
küresel sistemin geleceğinde etkili olacak karar mekanizmalarında yer
alırken ve 2023 yılında ilk 10 ekonomiden biri olmayı hedeflerken, iç
bünyesini çok daha sağlamlaştırmak zorundadır.
Bu bağlamda, Türkiye bir dönüm noktasındadır, büyük bir imtihanla
karşı karşıyadır. Ya daha büyük, daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke
olarak küresel düzende yerimizi alacağız, ya da köklü sorunlarını çözemeyen
ve sürekli patinaj yapan bir ülke olacağız. AK Parti olarak bizim kararımız
nettir. Her açıdan hepimize kaybettiren ve Büyük Türkiye’nin önündeki en
ciddi engel olarak duran sorunlar konusunda attığımız büyük adımları ilave
adımlarla sonuca götürmeye kararlıyız. Çok şeyler yaptık, denizi geçtik,
derede boğulmayacağız.
Çoğulcu ve
özgürlükçü demokrasiyi daha köklü bir şekilde yerleştirmek ve
kardeşliğimizi yüceltmek için Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizin
takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bizler ortak bir tarihi ve medeniyeti paylaşan, ortak geleceğimizi
birlikte inşa eden tek bir milletiz. Geçmişte tüm insanlığa örnek olacak
bir birlikte yaşama tecrübesi göstermiş bir ecdadın mirasçılarıyız. Ortak
değerlerimizi hiçbir şekilde gözardı etmeden, farklılıklarımızı zenginlik
olarak görmek ve çatışma konusu olmaktan çıkarmak hepimizin müşterek
sorumluluğudur.
Medeniyet değerlerimize yakışmayan bir şekilde, belirli dönemlerde
yapılmış yanlışları birer birer ortadan kaldırıyor ve ülkemizi
normalleştiriyoruz. Her kimliğin kendisini rahatça ifade edebildiği ve
geliştirdiği bir ortamda, ayrıştırıcı kimlik siyaseti yapmadan, kimliklere
saygı duyan birlikteliği esas alıyoruz. İktidarlarımız döneminde ret ve
inkâr politikalarını sona erdirdik; tüm asimilasyon politikalarını tamamen
bitirmeye kararlıyız. Hiçbir insanımızın kendisini dışlanmış veya ikinci
sınıf hissetmediği, kapsayıcı ve evrensel değerlere dayalı bir vatandaşlık
anlayışı içerisinde birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştiriyoruz.
Tüm toplumsal kesimlerin katılımı ile yürüyen tartışmalar, resmi ve
gayriresmi çalışmalar, akademik incelemeler ile siyasi partilerimizin ve
sivil toplum kuruluşlarının önerileri, yaşanan sorunlara çok daha
derinlemesine yaklaşma imkânı sağlamıştır. Yeni Anayasa başta olmak üzere,
Meclisimizin milli iradeyi esas alan çalışmaları ile bu birikim, somut
gelişmeler ile meyvelerini verecektir.
Bütün etnik gruplara, müslim veya gayrimüslim, sünni veya alevi,
başörtülü veya başı açık, yoksul veya zengin, kadın veya erkek, engelli
veya engelsiz, şu veya bu siyasi görüşten tüm vatandaşlarımıza aynı nazarla
bakıyor, her bir bireyin temel hak ve özgürlüğünü en ileri düzeyde hayata
geçireceği bir ortamı hedefliyoruz.
Uzun yıllardır yüreklerimizi yakan sorunların tam anlamıyla çözüme
kavuşacağı yegâne çatı bu yüce Meclisin çatısıdır. Hükümet ve AK Parti
Grubu olarak tüm bu meselelere yönelik Meclisimizde oluşacak diyalog ve
uzlaşma sürecine en güçlü şekilde destek olacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu
olmamalıdır.
Siyasi polemik konusu yapmadan, ülkemizin geleceğini her türlü kısa
vadeli menfaatin önünde tutarak, tüm bu alanlarda yapılması gerekenleri hep
birlikte hayata geçirmek durumundayız. Milli birliğimizi ve gücümüzü
pekiştirecek olan bu çabalar, insanımızın huzur ve refahına katkıda
bulunacağı gibi, ülkemizin uluslararası arenada çok daha etkili bir güç
haline dönüşmesini de hızlandıracaktır.
AK Parti, ustalık dönemi olarak gördüğü üçüncü iktidar döneminde bu
temel sorunları milli birlik ve kardeşlik ruhunu egemen kılarak çözmeye
kararlıdır.
AK Parti olarak, baştan beri söylediğimiz şudur: “Milli Birlik ve
Kardeşlik Projemiz”in hedefi, Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın,
herkesin ama herkesin kendisini bu ülkenin eşit ve hür vatandaşı olarak
hissetmesini sağlamaktır.
Kürt meselesinin çözümü için önceki dönemlerimizde ileri adımlar
attık. Olağanüstü halin kaldırılmasından, Kürtçe’nin serbestçe kullanımına
ve öğrenimine; ekonomik kalkınmadan sosyal ve kültürel alandaki reformlara
kadar çok geniş bir alanda tarihi reformlar gerçekleştirdik. Kardeşliğimizi
daha da pekiştirecek bu reformlara kararlı bir şekilde devam edeceğiz.
Biz aynı tarihi, acıyı, sevinci paylaşan bir milletin çocuklarıyız.
Bu nedenle, bu topraklarda ayrılıkçılığın tarihsel, sosyolojik ve kültürel
hiçbir temeli, zemini yoktur. Bizim çözüm politikamızın odağında İNSAN
vardır.
Bu nedenle cesaretle attığımız demokratikleşme adımları ülkenin bir
bölgesine ya da toplumun bir kesimine değil, tamamına yöneliktir. Şiarımız,
herkes için daha fazla demokrasi, daha fazla hak ve daha fazla özgürlüktür.
Bu yüzden diyoruz ki “Biz hep birlikte Türkiye’yiz”.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
"Adalet
mülkün temelidir" anlayışına sahip olan Hükümetimiz,
hukuk devletinin temelinin "adalet ilkesi" olduğunu
benimsemiştir.
Ekonomik kalkınmadan sosyal barışın tesisine kadar hemen her alanı
ilgilendiren ve insanımızın gündelik hayatını doğrudan etkileyen bu alanda,
herkesin güven duyduğu bir adalet sistemi oluşturmak temel hedefimizdir.
Bu amaçla, geçtiğimiz yıllarda, adalet hizmetleri alanında önemli
atılımlar gerçekleştirdik.
Öncelikle hukuk sistemimizde, güncelliğini kaybeden, evrensel
ilkelerden kopuk ve toplumun taleplerini karşılamaktan uzak kalmış, başta
Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu olmak
üzere, temel kanunları Meclisimizin iradesiyle yeniledik.
Uzun yargılama sürelerinin kısaltılması amacıyla yüksek
mahkemelerin kapasitelerini artırdık.
Bilişim teknolojisini yargının hizmetine sunduk; Ulusal Yargı Ağı
Projesiyle (UYAP) adliye, nüfus, tapu, polis ve seçim kurulları gibi birçok
kurumu elektronik ağlarla birbirine bağladık.
Yargı süreçlerinin hızlandırılmasına ilişkin düzenlemeler yaparak
mahkemelerin iş yükünü yaklaşık yüzde 20 oranında azalttık.
Modern adalet sarayları inşa ederek adliyeleri bodrum katlarından
kurtardık. İktidarlarımız döneminde Cumhuriyet tarihinde yapılanın 5 katı
kadar adalet hizmet binası yaptık.
Yargı Reformu Stratejisini hazırlayarak, ilk defa planlı reform
uygulamasına geçtik.
Önümüzdeki
dönemde, güven veren bir adalet sistemine ulaşmak temel hedefimiz
olacaktır. Bu süreçte, hazırlamış olduğumuz Yargı Reformu Stratejisini
bütün boyutlarıyla hayata geçireceğiz.
"Gecikmiş
adalet, adalet değildir" anlayışıyla yargı
süreçlerini daha da hızlandıracağız.
Bilindiği gibi hükümetlerimiz döneminde istinaf mahkemeleri
kurulmuş ancak faaliyete geçirilememişti. Bu Mahkemelerin sayısı 9’dan 15’e
çıkartılmış ve başsavcıları atanmış olup, en kısa sürede faaliyete
geçirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Adli Tıp Kurumu'nun kapasitesini daha da artırarak, kurumun
hizmetlerini hızlandıracak ve ülke geneline yaygınlaştıracağız.
Bir çok yeni ve modern ceza infaz kurumu hizmete açılmıştır. Ayrıca
modern ceza infaz uygulamaları hayata geçirilecektir.
Gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek hukuk
uyuşmazlıklarının arabulucular vasıtasıyla çözülmesini sağlayacak
alternatif çözüm yollarını devreye sokacağız. İdarenin işleyişinin
denetlenmesi amacıyla Kamu Denetçiliği Kurumunu (Ombudsman) hayata
geçireceğiz.
Hakim-savcı ve personel sayısında önemli artış gerçekleştirdik.
Halen Ülkemizde her yüz bin kişiye düşen hakim sayısı 10’dur. Bu rakamı
önümüzdeki dönemlerde AB ortalaması olan 20 seviyelerine yaklaştırmayı
hedefliyoruz.
Yargılama usulleri basitleştirilecek, hukuki süreçler konusunda
vatandaşlarımız bilgilendirilecektir.
Maddi durumu zayıf olan vatandaşlarımızın hukuk davalarında adli
yardım almalarını kolaylaştıracak, koruyucu hukuk uygulamalarını
geliştirecek, avukatlık hizmetlerini etkinleştireceğiz. Mağdur hakları
güçlendirilecek, icra ve iflas sistemi modernize edilecektir.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti
iktidarı olarak ortaya koyduğumuz güvenlik politikalarıyla yerleşik
güvenlik anlayışında köklü bir paradigma değişikliği gerçekleştirdik,“özgürlük için güvenlik” yaklaşımını
temel politika olarak benimseyerek uygulamaya koyduk. Güvenlik
uygulamalarında ve güvenlik personelinin eğitiminde hukuk devletini ve
insan haklarını esas alan önemli gelişmeler kaydettik.
Dönemimizde, güvenlik personelimizin eğitiminde ‘hukuk devletine
bağlılık, temel hak ve özgürlükleri korumak, insan onuruna saygı duymak’
öne çıkardığımız ana prensipler oldu. Kaygılar ve korkularla şekillenen
güvenlik konseptini vatandaşa güven temelinde yeniden ele alarak,
devlet-toplum-birey ilişkisini güçlendirecek bir yaklaşımı öne
çıkardık.Asayiş olaylarından
terörle mücadeleye kadar her alanda daha etkin ve sonuç alır güvenlik
politikalarını hayata geçirerek, hem ülkemizin güvenliğini en üst düzeyde
tesis etmenin, hem de toplumsal barışı ve huzuru geliştirmenin gayreti
içinde olduk.
Güvenlik birimlerimizin imkân ve kabiliyetlerini
geliştirmemiz,ihtiyaçlarını azami
seviyede karşılamamız, son dönemde yakalanan başarıda önemli rol oynadı.
Artık, imkânsızlıklar içinde hizmet vermeye çalışan, yakıt bulamadığı için
devriye görevini yerine getiremeyen bir güvenlik teşkilatı yerine, çağın
gerektirdiği imkânlara sahip olan ve ileri teknolojiyi başarıyla
kullanabilen bir güvenlik teşkilatı bulunuyor. 81 ilimiz ve başta turizm
bölgelerimiz olmak üzere büyük ilçelerimiz, suçu önleme ve aydınlatmada
büyük katkı sağlayan MOBESE sistemine kavuşturulmuştur. Suç ve olay
aydınlatmada çok başarılı bir ülkeyiz, bu konuda en ileri teknoloji ve
kriminoloji sistemlerini kullanır duruma geldik.
Önleyici kolluk hizmetlerine büyük önem ve öncelik verilmiştir.
Suçların işlenmeden önlenmesi politikamızda büyük başarı sağlanmıştır.
Uygulanan yeni politikalar, şehirlerimizdeki önleyici kolluk tedbirleri ve
ileri teknoloji kullanımı, suç işlenme oranlarında önemli azalmalara sebep
olmuştur.
Toplum Destekli Polislik uygulamasıyla,polisimizin vatandaşlarımızla daha yakın
ilişki içinde olması polise duyulan güveni artırmış, polis-halk
yardımlaşması, suç oranlarının düşmesinde büyük katkı sağlamıştır.
2007 yılında başlatılan, “güvenli okul – güvenli eğitim” projesi başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. İlk ve orta öğretim
kurumlarımızda gençlerimizin suç ve suç ortamlarından korunması ve okul
çevrelerinin temizlenmesi yönünde en güvenli dönemi yaşıyoruz.
Geliştirilen ileri teknoloji ve uzmanlık sayesinde, işlenen suçları
ve olayları aydınlatmada en başarılı ülkelerden biri haline geldik.Geçmişte “faili meçhul” konusunda
suçlanan ülkelerden biri olan Türkiye,iktidarımız döneminde eleştirilen değil, övülen bir sicile
kavuşmuştur.
AK Parti
iktidarı, güvenlik alanında organize suç örgütleriyle, çetelerle, illegal
yapılarla etkin bir mücadele yürütmüştür. Ülkemizde,
geçmişte görülen mafya ve çete örgütlenmeleri önemli ölçüde çökertilmiştir.
Çağımızın suç üretme mekanizmaları olan, suç işlemeyi organize eden bu
yapılar üzerine kararlılıkla gidilmiştir.Suç oranlarının düşmesinde organize suç örgütlerinin çökertilmesinin
büyük payı vardır.
Hükümetimizin esas aldığı, işkenceye sıfır tolerans ilkesi
kararlılıkla uygulanmaktadır. Artık Türkiye işkence ile anılan bir ülke
olmaktan çıkmış,işkence ve işkence
iddiaları sıfırlanmıştır.
Bütün polis merkezleri ve jandarma karakolları gerçek anlamda
modernize edilmiş, şeffaf hale getirilmiştir. Bu merkezlerin, güvenlik
birimlerimizin topluma açılan pencereleri olduğu gerçeği ile, bütün
personel yeniden eğitilmiş, gelen vatandaşa nasıl davranılacağı yeniden
tanımlanmış, bütün nezarethanelere kamera sistemi kurulmuştur.
Uyguladığımız politikalarla, Avrupa Birliği İstatistik Ofisi
EUROSTAT tarafından yayınlanan verilere göre Türkiye, Avrupa”nın suç oranı
en düşük ülkesi haline gelmiştir. Yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde
ülkemiz Avrupa’nın en güvenli ülkesi durumundadır.
Uyguladığımız başarılı güvenlik politikaları sonucu gelinen nokta,
vatandaşlarımız tarafından da takdirle karşılanmaktadır. 2009 ve
2010 yıllarında TÜİK tarafından yapılan “yaşam memnuniyeti araştırması”
sonuçlarına göre, Hükümetimizin vatandaşlarımıza sunduğu hizmetler
sıralamasında vatandaşlarımızın en fazla memnun olduğu asayiş hizmetleri
olmuştur ve yüzde 78 ile birinci sırada yer almıştır.Ayrıca,
kurumsal güven araştırmalarında polis teşkilatımıza vatandaşlarımızın
güveni yüksek oranlara ulaşmıştır.
Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da bireylerin, kurumların ve
mülkiyetin güvenliğini, özgürlük ve güvenlik arasındaki hassas dengeyi
dikkate alarak, insan haklarını ve evrensel değerleri esas alan bir asayiş
ve güvenlik ortamının sağlanması temel amacımızdır.
Özellikle mafya, çeteler ve organize suç örgütleri ile başarılı
mücadelemiz sürecektir. Vatandaşlarımız için baskı ve tehdit
oluşturabilecek bütün yapıların üzerine kararlı bir şekilde gidilecektir.
Bu bağlamda, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, özellikle
kadın, çocuk, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın güvenlik hizmetlerine
erişimini kolaylaştıran politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
AK Parti, katılımcılık başta olmak üzere demokratik yönetişim
ilkelerini esas alan, halkın taleplerine duyarlı, sorun çözme odaklı bir
yönetimden yana olmuştur.
Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmayı, temel hak ve
özgürlüklerin kullanımının önündeki engelleri kaldırmayı kamu yönetiminin
ana misyonu olarak görüyoruz.
Her alanda olduğu gibi yönetim konusunda da güven kavramına büyük
önem veriyoruz. Yönetimde keyfiliğe, her türlü ayrımcılığa ve adaletsizliğe
karşıyız. Yönetimde şeffaflıktan, hesap verebilirlikten,
öngörülebilirlikten ve her kademede katılımcılıktan yanayız.
Dünyadaki yarışta topyekûn rekabet gücümüzü artırmak ve ilk 10
ekonomi arasına girmek için yönetimde sürekli yenilenmeyi bir gereklilik
olarak görüyoruz.
Bugüne kadar merkeziyetçi, içe kapanık, kırtasiyeciliğe dayalı ve
katı hiyerarşik yapıların aşılması için çeşitli reformlar yaptık.
İlk defa kamu yöneticileri için etik kurallar getirdik ve denetim
mekanizmaları kurduk. Kırtasiyeciliği azaltan mevzuat sadeleştirmeleri
yaptık, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın bir şekilde kullanıma
önem verdik.
Yenilediğimiz
Kamu Mali Yönetimi Kanunu ile şeffaflığı artırdık. Bilgi edinme hakkı
getirerek yönetimin tasarrufları üzerinde vatandaşımızın denetimini
artırdık. 2003 yılından bugüne kadar Türkiye İstatistik Kurumuna düzenli
bir şekilde “yaşam memnuniyeti” araştırması yaptırdık.
Vatandaşımızı evine hapseden ve şişirilmiş sayılar ile nüfusumuzu
çarpıtan ilkel nüfus sayım yöntemini değiştirdik.Cesur bir kararla adrese dayalı nüfus
kayıt sistemine geçtik. Merkezi Nüfus Sistemi’nin (MERNİS) kurumlarımızca
paylaşılmasını sağlayarak birçok formaliteyi kaldırdık.
Yerel yönetim mevzuatını baştan sona yeniledik, yerel idarelerin
yetkilerini ve kaynaklarını artırdık. Belediyelere ve il özel idarelerine
sağladığımız imkanlarla şehirlerimizde ve kırsalda büyük bir dönüşüm
başlattık.
Vatandaş ve
sonuç odaklı yönetim anlayışımız önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam
edecektir.
Bakanlıkların yeniden düzenlenmesi başta olmak üzere önümüzdeki
dönemde merkezi idare reformlarına ağırlık verilecektir. “İdarenin bütünlüğü
ilkesinden” hareketle, bir yandan yerel yönetimleri hizmet odaklı bir
anlayışla daha da güçlendirirken, diğer yandan merkezi idarenin strateji
geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını
geliştireceğiz.
61. Hükümet
döneminde yeni ve daha icracı bir yapı ile etkin bir şekilde hizmet
sunacağız. Başbakanlığa bağlı kuruluşların sayısı azaltılmış, başbakanlığın
asli görevi olan koordinasyon işlevi güçlendirilmiştir. Devlet bakanlıkları
kaldırılmış, bazı bakanlıklar yeniden yapılandırılmıştır.
Oluşturulan
bu yeni yapıyla devlet, vatandaşa daha iyi hizmet sunmaya uygun kurumlara
kavuşturulmuştur. Bu çerçevede; Kalkınma Bakanlığı, Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Avrupa Birliği Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı,Orman ve Su
İşleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığını kurduk.
Merkezi idare reformlarımızda temel aldığımız ilke, merkezin görev
ve yetkilerini tarif etmek, kalan bütün konularda yerel yönetimleri
yetkilendirmektir. Yerel düzeyde ise değişik hizmet birimleri arasında
tamamlayıcılık esas olacaktır.
Yerel yönetimlerin başta öz gelirleri olmak üzere finansman ve
hizmet imkânlarını kuvvetlendireceğiz. Yerel yönetimlerin bazı altyapı
projelerini merkezi idare bütçesinden aktarılacak kaynaklar yoluyla da
destekleyeceğiz.
Büyükşehir
belediyeleri konusunda köklü değişiklikler yapılacaktır. Nüfusu 750 binden
fazla olan illerde büyükşehir belediyesi kurulacaktır. İl bazında üst
ölçekli plan bütünlüğü sağlanacaktır.
Hazırlıklarını
büyük oranda tamamlamış olduğumuz Köy Kanunu bu dönemde yenilenecektir.
Kamu yönetiminde yapı ve mevzuat kadar, zihniyet değişimini de son
derece önemli görüyoruz. Kamu çalışanlarının ve yöneticilerinin modern
yönetim kültürüne sahip olmaları yönünde kapasite geliştirme programları
sürdürülecektir. Kamuda yönetim kadrolarının tamamı için bu anlamda bir
seferberlik başlatacağız. Kurumların politika hazırlama, uygulama, eşgüdüm,
izleme ve değerlendirme konularında kapasitelerini geliştirmeye yönelik
kaynakları artıracağız.
Kamu kurum ve kuruluşlarında tüm çalışanların performansını
objektif ve saydam biçimde ölçecek standartlar geliştirilecek, başarılı
çalışanlar desteklenecek, ücretlendirmede performans da esas alınacaktır.
Kamu hizmetlerinin vatandaş ihtiyaçları ön planda tutularak
şekillendirilmesi ve hesap verebilirliğinin artırılması için katılımcı
mekanizmalar yaygınlaştırılacaktır. Vatandaşlarımızın değişlik kamu hizmetlerinden
memnuniyet derecesi kamuoyu araştırmalarıyla daha derinlemesine tespit
edilecektir.
Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği
ağları oluşturularak birlikte iş yapma modelleri ve sosyal sorumluluk
projeleri desteklenecektir.
Tüm bakanlıklarımız ve kamu kurumlarımızda stratejik planlama ve
performans esaslı bütçe uygulamasına geçilmiştir. Önümüzdeki dönemde bu
uygulamaların etkinliğini daha da artıracağız.
Kamu hizmet sunumunda, hizmetin ilk kademede ve vatandaşa en yakın
yerde verilmesi, kamu kurumlarının hizmet standartlarını belirlemesi ve
internet üzerinden yayınlaması ilkeleri çerçevesinde uygulama devam
edecektir.
“Beyana
güven esastır” ilkesini her alanda
yaygınlaştıracağız. Kamu hizmetlerinin sunumu sırasında vatandaşlarımızdan
diğer kamu kurumlarında bulunan bilgi ve belgeler istenmeyecektir.
Gerçekleştirdiğimiz Kamu Mali Yönetimi Reformunun en önemli
unsurlarından olan iç denetim sisteminin kurumsallaşması yönündeki
çalışmaları tamamlayacağız.
Geçtiğimiz dönemde yolsuzlukla kararlılıkla mücadele ettik.
2003-2006 döneminde yolsuzlukla etkin mücadele amacıyla bu alanda önemli 7
adet uluslararası sözleşmeye taraf olunmuştur. Ayrıca 2004 yılında Avrupa
Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) üye olunmuştur.
Türkiye,
Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından yayınlanan Yolsuzluk Algılama
Endeksinde 2003 yılında 3.1 puanla 133 ülke arasında 77 nci sırada yer
alırken, 2010 yılında 4.4 puanla 178 ülke arasında 56 ncı sıraya
yükselmiştir. Bu yöndeki çabalarımız 61. Hükümet döneminde de kapsamlı bir
strateji çerçevesinde, kararlılıkla ve kesintisiz devam edecektir.
Kamu hizmetlerinin elektronik dönüşümünde önemli mesafe kaydettik.
Bu Hükümet döneminde kamunun e-dönüşümünü (e-Devlet) büyük oranda
tamamlayacağız. e-Dönüşüm Türkiye Projesi ile kamu bilgi ve iletişim teknolojisi
yatırımlarına öncelik verilmiş ve bu alandaki yatırımlar hızlı bir şekilde
artmıştır.
Hayata geçirdiğimiz bilgi sistemleri ile vatandaşların iş ve
işlemlerinde kimlik bilgileri, ikametgâh ilmühaberi ve nüfus kayıt örneği
gibi belgelerin istenmesine son verdik. Bunun yerine elektronik ortamda
Kimlik Paylaşım Sistemini kurduk.
Bugün
vatandaşımız, devlet ile olan işlerinin büyük bir kısmını internet üzerinden
kolaylıkla yapabilmektedir. İlköğretim çağına gelen çocuklarımızın en yakın
okula otomatik kaydından, vergi ve sosyal sigorta prim beyan ve
ödemelerine, tüm yargı süreçlerinden, ticaret sicili, araç satış, devir ve
tescil işlemlerine, e-fatura işlemlerinden, hastane randevusu alımına, tapu
ve kadastro işlemlerinden, ihracat, ithalat işlemlerine, polis, emniyet ve
trafikle ilgili işlemlerden eğitimle ilgili işlemlere kadar birçok hizmetin
otomasyonunu sağladık. Bu hizmetleri elektronik ortamda sunulur hale
getirdik. Kamudaki işlemlerin resmi olarak elektronik ortamda
gerçekleşmesine imkan sağlayan e-imza uygulamasını hayata geçirdik.
Vatandaşımıza tek noktadan hizmet sunumuna yönelik e-Devlet Kapısı
2008 yılı sonunda faaliyete geçmiştir. 2010 yılı sonu itibarıyla 26 kamu
kurumunun 237 hizmeti e-Devlet Ana Kapısına entegre edilmiştir.
Kamu hizmetlerinin kullanıcı odaklı bir yaklaşımla, çeşitli
kanallardan elektronik ortamda sunulmasına yönelik uygulamaları artırarak
devam ettireceğiz.
Tüm vatandaşlarımıza Elektronik Vatandaşlık Kartı dağıtımını
gerçekleştireceğiz. Elektronik Vatandaşlık Kartı, kamu hizmetlerinin
sunumunda kimlik doğrulama işlemleri için kullanılacak; vatandaşlarımız
kamu hizmetlerine 7 gün 24 saat evlerinden ve işyerlerinden ulaşabilecektir.
Bu uygulama ile aynı zamanda kamu hizmetlerinde ve harcamalarında kimlik
sahteciliğinden kaynaklanan usulsüzlüklerin de önüne geçeceğiz.
Kamuda “kâğıtsız ofis” dönemini başlatacak ve yazışmaların
elektronik ortamda gerçekleştirilmesini yaygınlaştıracağız.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Artık uluslararası bir başarı örneği haline gelmiş bulunan ekonomi
politikalarımızı etkili bir şekilde uygulamaya devam edeceğiz.
Güçlü bir ekonominin temelinde güven ve istikrar kavramları vardır.
Oluşturduğumuz güven ortamı ve inşa ettiğimiz istikrar sonucunda dokuz
yıllık iktidar dönemimiz, enflasyon ve kamu açıkları gibi temel sorunları
çözdüğümüz, yüksek büyüme oranlarını yakaladığımız ve dünyada yükselen bir
ekonomi olarak ön plana çıktığımız bir dönem olmuştur. Gerçekleştirdiğimiz
yapısal reformlar ve güçlü düzenlemeler ile bir yandan ekonominin
kırılganlığı azaltılmış, diğer yandan da piyasaların rekabetçi bir ortamda
serbestçe işleyişi sağlanmıştır.
Tüm dünyayı etkisi altına alan ve birçok ülkenin hala etkilerinden
sıyrılamadığı küresel ekonomik krizden hızlı ve güçlü bir şekilde çıkan ve
örnek olarak gösterilen bir ülke konumuna gelmiş durumdayız. Bu sonuca
ulaşmamızda, ekonomi politikalarımızda esas aldığımız şeffaflık,
süreklilik, tutarlılık ve öngörülebilirlik ilkelerimiz önemli rol
oynamıştır. 61. Hükümet döneminde de bu ilkeleri esas almaya devam
edeceğiz. Uzun vadeli bakış açısıyla, sorunlarımıza çözüm üreterek büyüme
potansiyelimizi artıracak bir çizgi izleyeceğiz.
Sağladığımız istikrar ortamında belirsizlikler azalmış,
işletmelerimizin finansmana erişimi kolaylaşmış, yatırımları önemli ölçüde
artmıştır. Bu durum, bir taraftan üretim ve istihdamı,diğer taraftan büyümemizin asıl dinamiğini
oluşturan özel sektörümüzün rekabet gücünü artırmıştır.
Sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın güçlü bir demokrasi ve
evrensel normlara dayalı olarak işleyen adil bir hukuk düzeniyle mümkün
olacağının farkındayız. Yargı reformu başta olmak üzere bu konularda
sağlanacak ilerleme, bugün itibarıyla önemli bir aşamaya gelmiş olan
ekonomik dönüşüm sürecini sağlamlaştırmak açısından da kritik bir rol
oynayacaktır.
Ekonomi politikalarımızın temel hedefi insanımızın mutluluğunu ve
refahını artırmaktır. Günümüzün rekabetçi dünyasında insana, insanın
niteliklerine, sağlıklı bir sosyal ortama yapılan yatırımların, aynı
zamanda ekonomik potansiyelimize yapılan bir yatırım olduğunu bilerek,
ekonomik politikalarımızı güçlü sosyal politikalar ile bütünleştirdik ve
bir sosyal restorasyon dönemi başlattık.
2002’de en zengin yüzde 10’luk kesimin ortalama geliri en yoksul
yüzde 10’luk kesimin gelirinin 18,3 katı iken, yoksul kesimin geliri daha
fazla artarak 2009 yılında 13 katına gerilemiştir. Böylece, giderek daha
adil bir gelir paylaşımı sağlanmıştır. Yeni hükümet dönemimizde de aynı
yönde politikalarımızı sürdürüleceğiz.
Eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamalarının tamamını içeren
sosyal harcamaların GSYH’ya oranı 2002 yılındaki yüzde 13,5 seviyesinden
2010 yılında yüzde 16,5 seviyesine çıkarılmıştır. Sosyal harcamaların genel
devlet harcamaları içerisindeki payı da aynı dönemde yüzde 32’den yüzde
43’e yükseltilmiştir.
Önümüzdeki dört yılı kapsayan bu hükümet programıyla 2023
hedeflerimizin temellerini atmış oluyoruz. Bu hedeflere ulaşmak yolunda
uzun vadeli bir bakış açısıyla planlı ve programlı bir şekilde çalışmaya
devam edeceğiz.
Yeni Bakanlar Kurulu yapılanmamız içerisinde, bu çalışmalarımızı
kalkınma planları ve yıllık programlar yoluyla etkin bir şekilde koordine
edecek olan Kalkınma Bakanlığımızı kurmuş bulunmaktayız. Hükümet Programımızda
ifade ettiğimiz politikaların eyleme dönüştürülmüş hali Yıllık
Programlarımızda yer alacak ve bu sistem içerisinde düzenli olarak
izlenecektir.
Bu kapsamda Hükümetimiz döneminde hazırlayacağımız 10. Kalkınma
Planı, 2023 Vizyonumuzda yer alan hedeflerin gerçekleştirilmesine ayrı bir
ivme kazandıracaktır.
Değerli
Milletvekilleri,
Dünya istikrar arayışı içinde çalkantılı bir dönemden geçmektedir.
Küresel ekonomide toparlanma süreci devam etmekle birlikte, dünya
ekonomisinde var olan kırılganlıklar ve belirsizlik ortamı sürmektedir.
AK Parti iktidarının ekonomide gerçekleştirdiği yapısal dönüşüm ve
bu kapsamda uygulamaya koyduğu reformlar ekonomimizin dayanıklılığını
artırmıştır. Nitekim küresel kriz bu açıdan bir test süreci olmuş ve
ekonomimiz bu sınavdan başarıyla çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkemiz
bölgesinde ve küresel ölçekte güvenli bir liman haline gelmiştir.
G-20 çerçevesinde alınan tüm kararlarda da Türkiye etkin bir rol
oynamaktadır. Kararlılıkla uyguladığı tutarlı politikalarla, Dünya ekonomi
ve finans çevrelerinde takdir edilmekte ve örnek gösterilmektedir.
Yerinde ve makul düzeyde aldığımız tedbirlerin etkisiyle, Küresel
krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri kısa sürede ortadan
kaldırılmış ve 2010 yılında ekonomimiz hızla toparlanarak milli gelirimiz
yüzde 8,9 oranında artmıştır. Böylece OECD ülkeleri içerisinde en yüksek
büyüme hızına ulaşılmış, kişi başına gelir 10 bin doları aşmış, satın alma
gücü paritesine göre ise milli gelir sıralamasında yaklaşık 1 trilyon dolarlık
GSYH’sı ile ülkemiz 16. sırada yer almıştır.
2011 yılında da ekonomimiz yüksek büyüme hızını devam
ettirmektedir. İlk çeyrek itibarıyla sağladığımız yüzde 11’lik büyüme ile
bu dönemde dünyada en hızlı büyüyen ülke konumuna gelmiş bulunmaktayız.
Satın alma gücü paritesine göre; 2002 yılında Türkiye’de kişi
başına düşen gelir AB ortalamasının yüzde 36’sı iken, 2010 yılında AB
ortalamasının yüzde 48’ine yükselmiştir. Bir başka ifadeyle, bu sekiz
yıllık dönemde Türkiye ile AB arasındaki refah farkı azalmıştır.
İktidarımız döneminde mali disiplinin, güçlü büyüme performansının
ve enflasyondaki düşüşün eş zamanlı olarak gerçekleştirilebileceği ortaya
konulmuştur. Böylece geçmişte ülkemizde hakim olan büyüme için enflasyonun
gerekli olduğu kanaati kırılmıştır. Artık işletmelerimiz belirsizliklerin
azaldığı bir ortamda geleceği çok daha sağlıklı bir şekilde öngörebiliyor
ve planlayabiliyorlar. Diğer yandan, yıllarca enflasyon ortamında gelir
kaybına uğrayan sabit ve dar gelirli vatandaşlarımız daha gerçekçi gelir
artışlarına kavuşmuşlardır.
Türkiye, Orta Vadeli Program ile maliye politikası açısından çıkış
stratejisini erken aşamada ilan eden az sayıda ülke arasında yer almıştır.
Bu durum, Türkiye’nin birçok ülkeden olumlu bir şekilde ayrışmasını
sağlamıştır.
Küresel krizi, IMF gibi uluslararası kuruluşlardan kaynak
kullanmadan kendi politikalarımız ve imkânlarımızla başarıyla yönettik. Tek
bir bankamız batmadı, borç-faiz sarmalına girmedik, finansal piyasalarda
çalkantılar yaşamadık.
Sağlanan bu olumlu gelişmeler, geleceğe yönelik güven ve risk
primine ilişkin birçok göstergedeki ciddi iyileşmeyle de teyit edilmiştir.
Benzer şekilde, ülkemizin risk primi göstergeleri bazı gelişmiş
ekonomilerin de altına inmiştir.
Önümüzdeki dönemde de temel amacımız; istikrarlı ve sürdürülebilir
büyümeyi sağlamak, istihdamı artırmak, fiyat istikrarını sürdürmek, mali
dengeleri sağlamlaştırmak ve finansal istikrarı korumaktır.
Dokuz yıllık kazanımlarımızdan hareketle, 2023 yılında Dünyanın en
büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefliyoruz.
AK Parti Hükümeti olarak, özel sektörümüzü teşvik edecek ve
müteşebbislerimizin önünü açacak politikaları uygulamaya devam edeceğiz.
Bunun için; makroekonomik istikrarın sürdürülmesinin yanında; ekonominin
dış etkenlere karşı dayanıklılığını artıracak, mal ve hizmet sektörlerinde
rekabet ve verimlilik artışlarını sağlayacak, ucuz finansman kaynaklarına
ulaşımı kolaylaştıracak makro ve mikro politikalara öncelik verilecektir.
Bu çerçevede; işgücü piyasası, eğitim ve yargı sistemi, kayıt
dışılık, devlet yardımları, iyi yönetişim, yerel yönetimler ve bölgesel
gelişme alanlarında başlattığımız yapısal dönüşüm önem arz etmektedir.
Hedefimiz, bilgi toplumuna dönüşmüş, her alanda AB standartlarını yakalamış
ve küresel ölçekte rekabet gücü yüksek, güçlü bir Türkiye’dir.
2023 hedeflerine ulaşma doğrultusunda önümüzdeki dört yıllık
hükümet dönemimizde mali disiplin, enflasyonla mücadele ve istihdam esaslı
yüksek ve sürdürülebilir büyüme konusundaki kararlılığımızı sürdüreceğiz.
Sermaye hareketlerinin ve ticaretin serbest olmasını savunmaya devam
edeceğiz. Dalgalı kur rejimini sürdüreceğiz. Yoksulluk ve fakirlikle
mücadelede uyguladığımız güçlü sosyal politikalarla başlattığımız sosyal
restorasyon sürecine devam edeceğiz. Hükümet olarak, makro-parasal
dengeleri göz önünde bulundururken, vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını da
dikkate alan uygulamaları sürdüreceğiz.
2003 yılından bu yana tavizsiz bir şekilde uyguladığımız mali
disiplinin bir sonucu olarak kamu açıkları önemli oranda azaltılmıştır. Bu
kapsamda, 2002 yılında GSYH’ya oran olarak yüzde 10 seviyesinde olan kamu
açığı 2006 yılında fazlaya dönmüştür. 2009 yılında küresel ekonomide
yaşanan finansal krizin etkisiyle yüzde 5,1 seviyesine yükselen açık, krize
karşı alınan tedbirlerin kararlılıkla uygulanması ve ekonomideki hızlı
toparlanma sonucunda 2010 yılında yüzde 2,3 seviyesine gerilemiştir.
GSYH’ya oran olarak 2002 yılı sonu itibarıyla yüzde 73,7 düzeyinde
olan AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku 2010 yılı sonu itibarıyla
yüzde 41,6 seviyesine düşmüştür. Bu çerçevede, küresel finansal krizin
etkisiyle birçok AB ülkesi kamu maliyesi alanında ciddi darboğazlara
girerken, Türkiye için kamu borcu bir risk alanı olmaktan çıkmıştır.
2002 yılında GSYH’nın yüzde 15,5’i düzeyinde olan kamu kesimi faiz
ödemeleri 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 4,6 seviyelerine gerilemiştir.
Aynı şekilde risk algısının azalması sonucunda 2002 yılında yüzde 62,7
düzeyinde olan iç borçlanma bileşik faiz oranları 2010 yılı sonu itibarıyla
yüzde 8,1 seviyesine düşmüştür. Buna ilave olarak, 2002 yılı sonunda yüzde
26,6 olan Hazine borçlanmasındaki reel faiz oranı 2010 yılı sonunda yüzde
0,7 seviyesinde gerçekleşmiştir.
2011 yılı içerisinde gerçekleştirilen genel seçimlere rağmen kamu
maliyesine yük getirecek herhangi bir popülist politika devreye sokulmamış,
“seçim ekonomisi” tabiri lugatimizde yer almamıştır.
Değerli
Milletvekilleri,
Kamu gelirlerinin adil bir şekilde sürdürülebilir kaynaklardan
temin edilmesi için başta gelir idaresinin reorganizasyonu olmak üzere
vatandaşın vergisini kolayca ödeyebilmesine yönelik önemli adımlar atılmış,
bu çerçevede pek çok teknolojik imkân vatandaşlarımızın hizmetine
sunulmuştur.
Geçmişte atılan adımların sağlamlaştırılması ve daha da
geliştirilmesine yönelik çalışmalara kararlılıkla devam edilecektir. Bu
dönemde, gelir politikaları açısından temel öncelikler vergilemede adalet
ve etkinliğin artırılması, istihdamın ve yatırımların teşviki, bölgesel
gelişmişlik farklarının azaltılması, rekabetin geliştirilmesi ve daha etkin
bir vergi sisteminin oluşturulması olacaktır.
Kayıt dışılıkla mücadeleye kararlılıkla devam edilecektir.
Vergi mevzuatının sadeleştirilmesi ve anlaşılır kılınmasına yönelik
çalışmalar hız kesmeden devam edecektir. Bu kapsamda Gelir Vergisi Kanunu ve
Vergi Usul Kanunu başta olmak üzere temel vergi kanunlarının gözden geçirilmesi
çalışmaları önümüzdeki dönemde tamamlanacaktır.
Kamu harcamalarının finansmanında doğrudan vergilerin ağırlığının
artırılması sağlanacaktır.
Gelir politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında şeffaflık
ve öngörülebilirlik esas alınacaktır.
Vergi idaresinin altyapısının ve uygulama kapasitesinin
iyileştirilmesi çalışmalarına devam edilecektir.
Kamu gelirlerinin güvenceye alınması ve vergi tabanının sağlıklı
olarak tespit edilebilmesi amacıyla uluslararası alanda işbirliğinin ve
koordinasyonun artırılmasına yönelik temaslar yoğunlaştırılacaktır.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Makroekonomide sağladığımız önemli başarıların da katkısıyla
özellikle bu dönemde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve sosyal yardım
harcamalarının toplamından oluşan sosyal harcamalarda ciddi artışlar
sağladık.
2002 yılı sonrasında kamu yatırımlarına önemli kaynaklar ayrılmış
daha önceki dönemlerde başlanılıp, bitirilmeyen yatırımlar süratle tamamlanmıştır.
Bu çerçevede, 2002 yılında ortalama 9 yılda bitirilen kamu yatırımlarını
2011 yılında 4,2 yılda bitirir hale geldik. Böylece yatırımların ekonominin
ve vatandaşımızın hizmetine daha hızlı ve daha az maliyetle sunulmasını
sağladık.
Önümüzdeki dönemde kamu harcamalarında kalkınma potansiyelimizi
destekleyici mahiyette olan altyapı yatırımlarına ve sosyal amaçlı alanlara
öncelik vereceğiz. Başta Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi,
Konya Ovası Projesi olmak üzere bölgeler arası gelişmişlik farklarını
azaltmayı hedefleyen ekonomik ve sosyal altyapı projelerine önem vereceğiz.
Kamu kesimi yatırımlarını özel kesim yatırımlarını tamamlayacak
şekilde ele alacak,başta Kamu-Özel
İşbirliği yöntemleri olmak üzere kamu altyapı yatırımlarında özel sektörün
katılımını da sağlayan uygulamalara daha fazla ağırlık vereceğiz.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek para politikamızın temel
amacıdır. Bununla birlikte para politikamız, küresel krizin ardından önemi
daha da ortaya çıkan finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını
sağlama amacıyla çelişmemek kaydıyla büyüme ve istihdam politikalarını
destekleyecektir.
Tek haneli
rakamlara inmiş olan enflasyon ve faiz oranları kalıcı hale getirilecek ve
enflasyon oynaklığı yakından takip edilecektir.
Enflasyon hedeflemesi temel para politikası rejimi olmaya devam
edecektir.
Hükümetimiz ve Merkez Bankası tarafından enflasyon hedefleri üç
yıllık vadede belirlenecek ve kamuoyuna duyurulacaktır.
Dalgalı döviz
kuru rejimi uygulaması sürdürülecektir.
Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlamak için, uygulayacağı para
politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız bir şekilde
belirlemeye devam edecektir.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
2002 yılından itibaren finans sektörünün gözetim ve denetim
altyapısını güçlendiren, sektörde çeşitliliği ve derinliği artıran bir dizi
düzenleme hayata geçirilmiştir.
AB mevzuatı ile uyumlu olarak hazırlanan Bankacılık Kanunu 2005
yılında yürürlüğe girmiştir.
Banka kartı ve kredi kartı piyasaları iktidarımız döneminde yasal
bir zemine kavuşturulmuştur.
Konut edinmeyi kolaylaştıran ipotekli konut finansmanı sisteminin
yasal altyapısı geliştirilerek yürürlüğe konulmuştur.
2003 yılında bireysel emeklilik sistemi uygulamaya konulmuştur.
Kamu
bankalarının basiretli bir şekilde yönetiminin sürdürülmesiyle esnaf ve
çiftçiye sağlanan kredi imkânları artırılmıştır. Aynı zamanda bu bankalar
kârlılık düzeylerini yükseltirken, Hazinemize önemli miktarda kaynak aktarmaya
başlamışlardır.
Yeni yasayla sigortacılık sektörü AB standardında bir mevzuat
çerçevesine kavuşturulmuştur.
Krizle birlikte pek çok Avrupa ülkesinde devlet, bankalara yönelik
sermaye desteği sağlamak zorunda kalırken, Türk bankacılık sektörü herhangi
bir sermaye desteğine ihtiyaç duymamıştır. Nitekim Türk bankacılık
sektörünün sermaye yeterlilik oranı 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 19,2
seviyesindedir. Bu oranla Türkiye, hem gelişmiş hem gelişmekte olan ülkeler
arasında en yüksek seviyede olan ülkelerden biridir.
Kamunun
borçlanma ihtiyacının azalmasıyla, bankacılık sistemimiz mali aracılık
fonksiyonunu daha fazla yerine getirmeye başlamıştır. Bunun bir göstergesi
olarak, 2002 yılında toplam varlıklarının yüzde 23’ünü kredi olarak kullandıran
bankalar, 2011 yılı Nisan ayı itibarıyla varlıklarının yüzde 53,7’sini
kredi olarak kullandırmıştır.
Finans sektörünün düzenleme ve denetiminde uluslararası
standartlara ve AB müktesebatına uyum gözetilmeye devam edilecektir. G-20
platformu öncülüğünde yürütülen çalışmalara katkı verilecek ve yeni
düzenlemelere uyum sağlanacaktır.
2011 yılı Haziran ayında yapılan yasal düzenlemeyle Finansal
İstikrar Komitesi kurulmuştur. Oluşturulan bu komiteyle finans sektörüyle
ilgili düzenleyici kamu kurumlarının eşgüdüm içerisinde çalışması, muhtemel
küresel senaryolara karşı ülkemizi ve özel sektör kurumlarımızı hazırlıklı
ve dayanıklı halde tutacak tedbirleri alması sağlanacaktır.
Finans sektöründeki tüketici ve yatırımcı haklarının gözetilmesine
yönelik uygulamalar geliştirilecektir.
Ekonomimizin sağlıklı büyümesinde ihtiyaç duyduğu uzun vadeli
fonların oluşumu önemlidir. Bu açıdan sosyal güvenlik sisteminin
tamamlayıcısı da olan bireysel emeklilik sistemi yaygınlaştırılacaktır.
Sistemde biriken fonların hızla büyümesi amacıyla vergisel hususlar da
dahil olmak üzere her türlü tedbir alınacaktır.
İstanbul
Uluslararası Finans Merkezi Projesini hayata geçiriyoruz. Burada
vizyonumuzu, İstanbul’un öncelikle bölgesel nihai olarak da küresel bir
finans merkezi olması şeklinde belirledik. Bu amaca yönelik olarak ilan
ettiğimiz strateji ve eylem planını titizlikle uygulamaktayız. Bu
faaliyetlerimizle, İstanbul’un 2023 yılında dünyadaki en önemli 10 finans
merkezi içinde yer almasını hedeflemekteyiz.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Ekonomik ve
siyasi alanda oluşturulan güven ve istikrar ortamı sonucunda, ekonominin
dış kaynak ihtiyacından fazla sermaye girişi yaşanmıştır. Bu sayede Merkez
Bankası brüt döviz rezervi, 2002 yılı Kasım ayında 27 milyar dolar olan seviyesinden
30 Haziran 2011 itibarıyla altın dahil 99,5 milyar dolara yükselmiştir.
2002 yılı sonunda 36 milyar dolar olan ihracat hacmi, küresel
krizin ve son bölgesel gelişmelerin olumsuz etkilerine rağmen 2011 yılında
130 milyar doları aşacaktır. İhracattaki bu olumlu performansın yanında
cari açık konusunu da dikkatle takip ediyoruz.
Türkiye’nin hızlı büyüme dönemlerinde yaşadığı yüksek cari açığın
altında bazı yapısal nedenler bulunmaktadır. Enerjide dışa bağımlılığın
yüzde 74’ler seviyesinde olduğu ülkemizde, petrol ve doğal gazın neredeyse
tümü, kömürün ise beşte biri ithal edilmektedir. Bu nedenle uluslar arası
enerji fiyat hareketleri Türkiye’nin cari açığını doğrudan etkilemektedir. Cari açığın
GSYH’ya oranı 2008 yılında yüzde 5,7 iken 2010 yılında yüzde 6,5 olarak
gerçekleşmiştir. Enerji fiyat etkisinden arındırıldığında ise bu oranlar
sırasıyla yüzde 1,8’e ve yüzde 4’e gerilemektedir.
Özellikle son dönemlerde hızlı büyüyen ve yüksek teknolojiye dayalı
sektörlerin girdi kullanımındaki dışa bağımlılığı, cari açıktaki artışın
bir diğer nedenidir.
Cari açığı daha düşük seviyelere indirmek ve enerjide dışa
bağımlılığı azaltmak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji
arzı içindeki payının artırılmasına ve nükleer santrallerin kullanılmasına yönelik
başlatılan çalışmalara kararlılıkla devam edilecektir.
Önümüzdeki dönemde başta makine ve otomotiv olmak üzere,
demir-çelik, tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon, elektrik ve elektronik
ile kimyevi maddeler ihracat stratejimizin lokomotif sektörleri olmaya
devam edecektir. Bununla birlikte, yeni rafineri inşaası, elektrikli
otomobil imalatı, ileri teknoloji içeren hava taşıtı motorları ve parçalarının
üretimi konularında teşvik sistemi güçlendirilerek yurtiçi üretim
kapasitesi artırılacaktır.
Sektörlerin
uluslararası rekabet gücünün ve ülkemizin dünya ölçeğinde pazar payının
artırılması, dış ticaret dengesi ve cari dengenin makul seviyelerde
tutulması amacıyla etkin şekilde dış ticaret politikaları uygulanacaktır.
Bu bağlamda, öngörülen hedefleri gerçekleştirmek amacıyla Ekonomi Bakanlığı
kurulmuştur.
İhracatta firmaların küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla
yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye dayalı katma değeri yüksek markalı ürün ve
hizmetlerin üretim ve pazarlama süreçleri desteklenecektir.
2023 ihracat hedefine ulaşmak için bu dönemde üretim stratejimizi
ihracat odaklı bir eksene oturtacağız. Bu kapsamda; orta-yüksek teknolojili
sektörlerde üretim artışını gerçekleştirecek, özellikle yüksek teknolojili
sektörlerde yeni yatırımların artırılmasının yolunu açacağız.
Oluşturduğumuz “Girdi Tedarik Stratejisi” ile girdi tedarikinin güvenliğini ve sürekliliğini sağlayacağız,
hizmet ihracatını artıracağız ve ihracat odaklı yabancı yatırımları
destekleyeceğiz. Bu kapsamda ihracat odaklı üretimde daha rekabetçi bir
yapı oluşumu için ulaştırma ve lojistik başta olmak üzere gerekli
altyapılar geliştirilecektir. Üretim ve ihracatın ithalata olan
bağımlılığını azaltmak amacıyla ara malı ve yatırım mallarında yurtiçi
üretim kapasitesini artırıcı politikalar ve destekler sürdürülecektir.
2023 yılında 500 milyar dolar ihracat hedefimiz doğrultusunda 2015
yılı itibarıyla 200 milyar dolar mertebelerine çıkacağını tahmin ettiğimiz
ihracat düzeyimiz, ekonomik performansımızı artırmamıza önemli bir katkı
sağlayacaktır. Önümüzdeki dönemde dünya ticaret hacmindeki payımızın yüzde
1’e yükselmesini bekliyoruz.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
2012-2014 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Programımızı önümüzdeki
aylarda açıklayacağız. Orta Vadeli Programı, mevcut küresel ekonomik
gelişmeler ışığında, krizin etkilerinin özellikle gelişmiş ekonomilerde bir
süre daha devam edeceğini dikkate alan ihtiyatlı bir yaklaşımla
hazırlayacağız.
Güven ortamının korunması ve büyümenin istikrarlı bir şekilde devam
etmesi için en küçük bir taviz vermeyecek, şimdiye kadar olduğu gibi bundan
sonra da gereken tedbirleri kararlılıkla hayata geçireceğiz.
Ayrıca, bütçe dengelerinin kalıcı bir şekilde tesisi ve diğer
tedbirler sonucunda cari işlemler açığı sürdürülebilir seviyelere
çekilecek, bankalarımızın ve özel sektörümüzün güçlü bir sermaye yapısıyla
çalışması sağlanacaktır. Özel sektörümüzün ve hanehalkımızın
borçlanmalarında ise daha makul miktarları, daha uzun vadeyi ve para birimi
olarak Türk Lirası’nı tercih etmeleri teşvik edilecektir.
Değerli
Milletvekilleri,
Sadece mal ticareti ile değil, giderek büyüyen hizmet ticareti ile
de dış ticaret dengemizi iyileştireceğiz.
2002 yılından bugüne 10 kat artırarak 25 milyar Dolara
çıkarttığımız yurtdışı müteahhitlik hizmetleri tutarını, 2015 yılında 50
milyar Dolara çıkaracak, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke pazarlarında
lider ülke konumuna geleceğiz.
Diğer bir hizmet sektörü olan turizm de son yıllarda hızla büyümüş,
2002 yılında Türkiye'ye gelen turist sayısı 13,3 milyon kişi, turizm gelirleri
ise 11,9 milyar ABD doları iken, 2010 yılında turist sayısı 28,6 milyon
kişi ve turizm gelirleri ise 20,8 milyar ABD dolarına yükselmiştir.
2002 yılında, 396 bin olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan belgeli
yatak sayısı, 2010 yılında 610 bine; 115 olan Kültür ve Turizm Koruma ve
Gelişim Bölgesi sayısı ise 222'ye ulaşmıştır.
Sürdürülebilir bir yapıda sektörü çeşitlendirmeyi ve turizm
gelirini istikrarlı bir şekilde artırmayı öngören Türkiye Turizm
Stratejisini hazırlayarak uygulamaya koyduk. 2023 perspektifinde 50 milyar
doları aşan bir turizm geliri hedefliyoruz.
Türkiye’nin Avrupa’da ve Ortadoğu’da termal turizm ve sağlık
turizmi konusunda önemli bir merkez olması yolunda çalışacağız. Termal
turizm, hidroterapi merkezleri, kış sporları ve yayla turizmi merkezlerinin
altyapılarını ve öncelikli turistik yollarını hızla tamamlayacağız.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Ülkemizin ticaret, turizm ve uluslararası ilişkilerinin artması,
ayrıca bölgesiyle bütünleşmesi açısından kaliteli ve güçlü gümrük
hizmetlerine büyük önem veriyoruz.
Gümrük hizmetlerinin daha süratli, etkin, kaliteli ve standartlara
uygun biçimde yürütülmesi için yeni Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızı kurduk.
Bu Bakanlığa iç piyasaların takibi ile ilgili ilave görevler de verdik.
Önümüzdeki dönemde, gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve
hızlandırılması ile kaçakçılığın önlenmesi konusunda altyapı başta olmak
üzere gerekli çalışmalara devam edeceğiz.
Bu çerçevede, bütün gümrük idarelerimizde gümrük işlemleri kağıtsız
ve insansız bir ortamda uygulanır hale getirecek, gümrük işlemlerinde
"tek pencere" uygulamasına geçeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Hükümet olarak çalışabilir durumdaki bütün vatandaşlarımıza iş
sağlamak en önemli önceliklerimizden biri olmuştur. İstihdamı artırmada en
önemli faktörlerden birinin yüksek bir büyüme hızı sağlamak olduğu bilinci
ile hem büyüme hızımızı arttırdık hem de büyümenin odağına istihdamı
koyduk. Büyümenin daha fazla istihdam sağlaması için işgücü piyasasında
gerekli reformları yapmaya devam ediyoruz.
İstihdamda
sağlanan artış bakımında da krizden en çabuk çıkan ülkelerden birisi
durumundayız.
2008
yılında ortaya çıkan küresel ekonomik kriz başta gelişmiş ülkeler olmak
üzere tüm dünyada işgücü talebinde büyük bir düşüşe ve işsizliğe yol
açmıştır. 2007-2010 döneminde işsizlik oranı İspanya’da yüzde 8,3’ten yüzde
19,9’a, ABD’de yüzde 4,6’dan yüzde 9,7’ye, Fransa’da yüzde 8,3’ten yüzde
9,8’e, İngiltere’de yüzde 5,4’ten yüzde 7,9’a, İrlanda’da yüzde 4,6’dan
yüzde 13,5’e, Japonya’da yüzde 3,8’den yüzde 5,1’e, komşumuz Yunanistan’da
ise yüzde 8,3’ten yüzde 11,8’e çıkmıştır.
Ülkemizde
ise zamanında alınan önlemlerle işsizlikteki artış sınırlı kalmıştır.
Türkiye’de daha 2009 yılı bitmeden güçlü büyüme dönemi yeniden başlamıştır.
İşsizlik
2008 yılında yüzde 11, 2009 yılında yüzde 14 olarak gerçekleşmesine rağmen,
2009 yılının ikinci yarısından itibaren düşme eğilimine girmiştir.
İşsizlikteki azalma 2010 yılında artarak devam etmiş yıl sonu itibariyle
yüzde 11,9 oranına kadar inmiştir. Bu düşüş trendi hızlanarak devam
etmektedir. 2011 yılı Mart ayı itibariyla ise işsizlik bir önceki yıla göre
tam 2,9 puan azalarak yüzde 10,8’e inmiştir. Mevsimsel etkilerden
arındırılmış işsizlik oranımız ise yüzde 9,9 olarak gerçekleşmiştir.
Böylece, işsizlik kriz öncesi seviyesine gerilemiştir. Diğer yandan kriz döneminde işsizlik oranında artış olmasına rağmen
toplam istihdam hiçbir zaman azalmamıştır. Krizin en yoğun yaşandığı 2009
yılında bile toplam istihdamımızı 83 bin kişi arttırdık. 2011 yılı Mart
ayında bir önceki yıla göre 1 milyon 545 bin vatandaşımıza istihdam
sağladık.
Amacımız işsizliği kalıcı bir şekilde azaltarak 2023 yılında yüzde
5 seviyesine indirmektir.
İstihdamın artırılması ve kayıt dışılığın azaltılması amacıyla
güvenceli esneklik anlayışı ve “işi değil insanı koruma” ilkesi çerçevesinde işgücü piyasamızın katılıklarının gidererek
başta genç, kadın ve vasıfsız işgücümüz olmak üzere işsizlerimize nitelik
kazandırarak işe girişi kolaylaştıracağız.
İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerimizin
üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun
alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu kazanılmış hakları
koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon
teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz.
Hükümet olarak işsizliği azaltmak için iki stratejik yaklaşım
belirledik. Bir yandan aktif işgücü piyasası programları ve teşvik
paketlerini birbiri ardına devreye alarak konjonktürel işsizliği
azaltırken,diğer yandan bir kangren
haline dönüşmüş yapısal işsizliğe çözüm bulmak amacıyla uzun vadeli
stratejiler geliştirdik.
İstihdamı korumak ve artırmak amacıyla kamuoyunda“istihdam paketleri”olarak da bilinen beş yasal düzenlemeyi
hayata geçirdik.
Bu düzenlemelerle;
Prim indirimi teşvikleri uyguladık ve uygulamayı sürdürüyoruz.
İşverenin ödediği sigorta prim payında 5 puanlık indirim yaptık.
18-29 yaş arası erkekler ile 18 yaş ve üzeri kadınların
istihdamları durumunda 5 yıl süreyle kademeli olarak işveren sigorta prim
payı devletçe karşılandı.
İlave istihdam sağlayan işverenlerimizin işveren sigorta prim
payını karşılayarak ilave istihdamı teşvik ettik.
İşsizlik ödeneği miktarında artış sağladık.
Bu çerçevede, 2008-2010 yılları arasında sadece yürürlüğe
koyduğumuz prim indirimi ve teşvikler için ayırdığımız kaynak toplamı
yaklaşık 11 milyar TL’ye ulaştı. Teşviklerden 2010 yılı Aralık ayı
itibariyle 7 milyon 278 bin çalışanımız yararlandı.
Hükümet olarak, teşviklerin yanı sıra işgücümüzün istihdam
edilebilirliğini arttırmak amacıyla mesleki eğitim, toplum yararına çalışma
ve staj programları gibi aktif işgücü piyasası programlarını uyguladık. Bu
programlardan 2009 yılından 2011 yılı Haziran ayına kadar 503 bin işsiz
istifade etti.
Bu programlar için yıllık ayrılan kaynağı üç katına çıkarttık.
Aktif işgücü programları için artık her yıl ortalama 1,5 milyar TL kaynak
ayırmaya başladık. 2013 yılından itibaren her yıl 400 bin işsizimizi bu
programlardan yararlandıracağız.
Hükümet
olarak ülkemizde işsizlik sorununun aynı zamanda bir mesleksizlik sorunu
olduğundan hareketle işsizlerimize beceri kazandırmak amacıyla Uzmanlaşmış
Meslek Edindirme Merkezleri Projesini başlattık.Kamu-özel sektör ve üniversite işbirliği
ile beş yıl devam edecek olan bu proje ile her yıl 200 bin kişi olmak üzere
toplam 1 milyon işsizimizi eğitimden geçirecek ve işe yerleştireceğiz.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümetimiz tarafından ilgili tüm
tarafların katılımı ile ulusal istihdam stratejisini hazırladık.
İşsizliği
kalıcı bir şekilde çözmeyi amaçlayan, 22 adet somut hedef ile 102 politika
ve tedbirden oluşan Ulusal İstihdam Stratejisini kararlılıkla
uygulayacağız.
Ulusal istihdam stratejisi, 2023 yılına kadar işgücü piyasasındaki
yapısal sorunların çözülmesi ve işsizlik sorununa kalıcı çözüm bulunmasına
yönelik uygulanacak strateji, politika ve tedbirleri içermektedir.
Stratejiyi
dört politika ekseni üzerine inşa ettik. Bu eksenleri, eğitim-istihdam
ilişkisinin güçlendirilmesi; işgücü piyasasının esnekleştirilmesi;
kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılması ve
istihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi olarak belirledik.
Ayrıca, istihdam mesleki eğitim ilişkisinin güçlendirilmesi eylem
planını hazırladık ve uygulamaya başladık.
İlk defa Hükümetimiz döneminde mesleklerin standartlarını
belirlemeye ve belgelendirmeye yönelik düzenlemeler yaptık ve bu amaçla
mesleki yeterlilikler kurumunu kurduk. Bu sayede, Avrupa Birliği ile de
uyumlu bir şekilde istihdamın niteliğini ve hareketliliğini artırma
çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyoruz.
İşgücü piyasamızın ihtiyaç duyduğu ulusal meslek standartlarının
tamamını 2012 yılı sonuna kadar hazırlayacağız.
Önümüzdeki dönemde, İŞKUR’a kayıtlı her işsizin bir “iş ve
meslek danışmanı” olacak ve işsizlerimize birebir
hizmet verilecektir. Mesleksiz tüm iş arayanlara mesleğe yönlendirme ve iş
bulma hizmeti sunulacaktır. Ayrıca, danışmanlar kişilerin mesleki ve
kişisel özelliklerini dikkate alarak iş ortamına daha iyi uyum sağlamaları
için yardımcı olacaklardır.
Böylece meslek edinme, iş arama, bulma ve işte kalma konusunda
birebir, kişiye özgü ve yakından takip edilen bir süreci hayata
geçireceğiz.
Bu amaçla,
İŞKUR 2011 yılında 2.000, 2012 yılında da 2.000 olmak üzere toplam 4.000
sözleşmeli “İş ve Meslek Danışmanı” istihdam edecektir.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Hükümet olarak amacımız sosyal adaletin sağlanarak çalışma
hayatında barış ve huzurun temin edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda
çalışanlarımızın haklarının ve işletmelerimizin rekabet gücünün korunduğu,
AB standartları ve ILO normlarına uygun bir çalışma hayatının
geliştirilmesi için çalışmaktayız.
2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle çalışanlarımızın
sendikal hak ve özgürlüklerinde önemli iyileştirmeler yaptık. Memur
sendikalarına getirilen toplu sözleşme hakkı bunların en önemlilerinden
biridir. Ayrıca Ekonomik ve Sosyal Konseye Anayasal güvence sağlayarak
sosyal diyalog yolunda güçlü bir adım attık.
Hükümet olarak, önümüzdeki dönemde evrensel standartlara uygun
kaliteli ve güvenceli bir çalışma hayatı tesis etmek için gerekli
düzenlemeleri yapacağız.
Çalışanlarımızın örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını düzenleyen
2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve
Lokavt Kanunlarını ILO ve AB normlarını dikkate alarak yeniden
düzenleyeceğiz.
Kamu görevlilerine verilen toplu sözleşme hakkını kullanılabilmesi
için 4688 sayılı Kanunda gerekli yasal düzenlemeleri yapacağız.
Bu düzenlemeler sonucunda sendikal örgütlenme oranları ile toplu
sözleşmeden yararlanma oranlarını 2023 yılında AB ortalaması düzeyine
çıkarmayı hedefliyoruz.
Hükümetimiz, işletmelerimizin rekabet gücünü de koruyan bir
anlayışla çalışanlarımızın yaşam şartlarının iyileştirilmesine bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir.
Aralık 2002 döneminde brüt 251 TL olan asgari ücret, bugün
itibarıyla 797 TL’ye yükselmiş, bu dönem içerisindeki nominal artış oranı
yüzde 218, reel artış oranı ise yüzde 54 olmuştur. Aynı dönemde net asgari
ücretin nominal artış oranı yüzde 242 iken, işveren maliyetlerindeki
nominal artış oranı yüzde 166’da kalmıştır.
İşletmelerimizin rekabet gücünü arttırmak amacıyla kayıt dışı
istihdamla mücadele kapsamında elde ettiğimiz gelişmeler ve sosyal güvenlik
sistemimizin aktüeryal dengeleri gözetilerek istihdam üzerindeki yükleri
azaltmaya devam edeceğiz.
Kadınların sosyo-ekonomik durumlarının güçlendirilmesini, çalışma
hayatına katılımının ve rolünün artırılmasını, işyerinde ayrımcılığın
önlenmesini ve fırsat eşitliğinin sağlanmasını önemsiyoruz. Bu amaçla
gerekli düzenlemeleri yaparak kamu kurum ve kuruluşları, sosyal taraflar ve
sivil toplum kuruluşlarının üst düzey temsilcilerinin katıldığı bir kurul
oluşturduk.Ayrıca önümüzdeki
dönemde kadınların çalışma hayatına katılımını artırmak amacıyla, çocuk
bakımevleri ve kreş hizmetleri için teşvik uygulamalarını hayata
geçireceğiz.
Gençlerimizin, kadınlarımızın ve mesleki eğitim alan işsizlerimizin
istihdamı halinde 54 aya kadar işveren sigorta prim payının devletçe
karşılanması uygulamasını sürdüreceğiz.
Mevsimlik gezici tarım işçilerinin daha güvenli seyahat etmelerini,
çocuklarının eğitime devamını, daha iyi barınma, sağlık ve sosyal güvenlik
şartlarına kavuşmalarına yönelik attığımız adımları sonuçlandıracağız.
Özürlü vatandaşlarımızın çalışma hayatında daha fazla yer alması
için yaptığımız çalışmalar sonucunda 2002-2010 döneminde kamu kurumlarında
istihdam edilen engelli memur sayısını 6.103’ten, 19 bine, kamu ve özel
sektörde istihdam edilen engelli işçi sayısını ise 10.883’ten 32.257’ye
yükselterek 3 kat arttırdık.
Hükümetimiz döneminde kamu ve özel sektördeki özürlü
kontenjanlarının doldurulmasına yönelik tedbirleri almaya devam edeceğiz.
İstihdam imkânı bulamadığı için sosyal yardım alarak hayatını idame
ettirmek zorunda olan vatandaşlarımızdan çalışabilir durumda olanların
işgücü yetiştirme kurslarından ve işe yerleştirme hizmetlerinden öncelikle
yararlanmalarını sağlayan uygulamamızı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Yeşil kart sahibi olan vatandaşlarımız hizmet akdiyle ya da vergi
kaydı olmadan esnaf olarak çalışmaları veya tarımsal faaliyette bulunmaları
durumunda (eş, çocuk ve diğer yakınlarıyla birlikte) yeşil kartları iptal
edilmekteydi. Yapılan düzenleme ile yeşil kart sahibi vatandaşlarımızın
çalışması halinde yeşil kartı iptal edilmeyerek askıya alınacak, çalışması
sona erdiğinde tekrar başvurusuna ve diğer bürokratik iş ve işlemlere gerek
kalmaksızın yeşil kartı aktif hale getirilecektir.
İş kazaları ve meslek hastalıklarının azaltılması için iş sağlığı
ve güvenliği kültürünün yaygınlaştırılması ile çalışan ve işverenlerin
bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.
İş sağlığı ve güvenliği alanında hazırlayacağımız strateji
çerçevesinde AB ve ILO düzenlemelerine uygun memur ve işçi ayrımı
olmaksızın bütün çalışanları, kamu-özel ayrımı olmaksızın bütün işverenleri
ve işçi sayısını dikkate almaksızın bütün işyerlerini kapsayan ayrı bir İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkaracağız.
Belirli bir dönem boyunca çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatına
uyduğu tespit edilen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alan ve kayıt
dışı işçi çalıştırmayan işverenlerimiz için bu durumlarını gösteren ve
ödüllendiren düzenlemeler yapacağız.
Çalışanların istismarının önlenmesi, işletmeler arası haksız
rekabetin sona erdirilmesi ve sosyal güvenlik sistemimizin aktüeryal
yapısının düzeltilmesi için kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında
önemli adımlar attık. Bu çabalar sonucunda kayıt dışı istihdam oranını 2002
yılındaki yüzde 52 seviyesinden 2011 yılı mart ayında yüzde 41 seviyesine
indirdik.
Kayıt dışılıkla mücadele için yeni bir eylem planını yürürlüğe
koyacağız. İlgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla elektronik ortamda bilgi
ve veri paylaşımı yapılarak elde edilen veriler bilişim teknolojileri
vasıtasıyla çapraz kontrollere tabi tutulacaktır. Böylece, denetimlerin
etkinliği ve sayısı arttırılarak kayıt dışı istihdamla daha kararlı bir
şekilde mücadele edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Sadece makroekonomik istikrara değil, mikroekonomik reformlara da
büyük önem veriyoruz. Bu kapsamda, ekonomimizin belkemiği olarak gördüğümüz
girişimciliği geliştirmeye çalışıyoruz. Attığımız her adımın reel ekonomi
üzerindeki etkilerini hesaba katıyoruz.
Sanayicimiz, tüccarımız, esnaf ve sanatkârımız hem toplumumuzun hem
de ekonomimizin omurgasıdır.
Ülkemizde girişimcilik gücü yüksek, finansal piyasalara kolay
erişebilen, yenilikçi, rekabetçi, istihdam yaratabilen,ortak çalışma kültürünü benimsemiş
işletmelerden oluşmuş bir sanayi yapısı hedefliyoruz.
Sanayide iktidarımız döneminde yatırım, üretim ve ihracatta yüksek
artış hızları kaydedilmiştir.Bu
güne kadar sanayicilerimize ayni ve nakdi destekler sağlanmış, mevzuat
sadeleştirilmiş ve bürokrasi azaltılmıştır. OSB ve KSS'ler inşa edilmiş,
altyapı iyileştirilmiş, vergi ve sigorta primi yükleri azaltılmış, faiz
yükü hafifletilmiş, işletmelerimizin borçları yapılandırılmış ve ödeme
kolaylıkları sağlanmıştır.
Önümüzdeki
dönemde, yeni oluşturulan Kalkınma Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Bilim,
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile reel sektöre
yönelik politika ve uygulamaların daha etkin şekilde yürütülmesini
sağlayacağız.
Bu yıl,
2011-2014 yıllarını kapsayan Sanayi Stratejisini uygulamaya başladık.
Sanayide uzun dönemli vizyonumuz “Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde
Avrasya’nın üretim üssü olmak”tır.
Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin katma değerini, üretim ve
ihracat içindeki payını artıracağız. Düşük teknolojili sektörlerde katma
değeri yüksek ürünlere geçişi sağlayacağız.
Bu hedeflere ulaşabilmek için yatırım ve iş ortamını iyileştirmeye
devam edecek, rekabet gücümüzü artıracak şekilde alt yapıyı güçlendirmeyi
sürdüreceğiz.
2009
yılında uygulamaya başladığımız yeni yatırım teşvik sistemini geliştirerek
uygulamaya devam edeceğiz.
Yenilikçi fikirlere dayalı, katma değeri yüksek, markalı ürün ve
hizmetlerin üretim ve pazarlama süreçlerini destekleyeceğiz.
Otomotiv ve Makine Sektör Stratejilerini uygulamaya koyduk.
Demir-Çelik, Kimya,Elektrik-Elektronik, Seramik, Tekstil-Hazır Giyim-Deri Sektör
Stratejileri'ni hazırlayarak hayata geçireceğiz.
Önümüzdeki
dönemde dünya piyasalarında yer bulabilen "Türk Malı" otomobilin
üretilebilmesi için gereken destek ve teşvik mekanizmasını harekete
geçirecek, ülkemizin çeşitli alanlardaki ihtiyacını karşılamak üzere çok
amaçlı Hava Araçlarının üretilmesini de destekleyeceğiz.
Sanayimizin
insan kaynağı ve kapasitesini güçlendirmek amacıyla özel sektörün organize
sanayi bölgelerinde mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları açmasını
destekleyeceğiz.
Ekonomideki dinamizmin kaynağı olan esnaf, sanatkâr ve
KOBİ’lerimize önem vermeye devam edecek, kredi ve finansman şartlarının
iyileştirilmesi; vergi, istihdam ve diğer yükümlülüklerin azaltılması,
eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi, yenilikçilik ve
girişimciliğinin geliştirilmesi, altyapı, kümelenme ve ortaklık
faaliyetlerini destekleyeceğiz.
KOBİ'lere yönelik olarak KOBİ borsalarına açılma faaliyetlerini
destekleyecek, Kredi Garanti Fonu'nun kefalet sağladığı KOBİ sayısını
artıracağız. Girişim sermayesi fonlarını yaygınlaştıracağız.
Savunma sanayiinde bu güne kadar önemli bir aşama kaydettik.
Sektörün ihracatını 1 milyar dolara, cirosunu 2,3 milyar dolara ulaştırdık.
TSK'nın silah ve teçhizat ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranını
yüzde 50'ye çıkardık.
Savunma
sanayiinde yürüttüğümüz projelerle 2023'te kendi milli tüfeğini, topunu,
tankını, helikopterini, uçağını, insansız hava araçlarını, uydularını
tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir Türkiye hedeflemekteyiz.
Değerli Milletvekilleri,
İktidarımız döneminde ülke çapında dünyanın ilgi ve dikkatini çeken
bilim, teknoloji ve yenilik atılımını başlattık.
Ülke ekonomisini, sanayisini, insan kalitemizi ve ülkemizin siyasi
gücünü yakından etkileyen bilim ve teknoloji alanına verdiğimiz destekleri
her yıl kararlılıkla artırdık ve artırmaya devam ediyoruz.
Önümüzdeki dönemde, Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin güçlü olduğu
başta otomotiv, makine ve imalat teknolojileri ile bilgi ve iletişim
teknolojileri gibi alanlardaki araştırma altyapılarını oluşturmaya ve
araştırmacı insan gücünü yetiştirmeye daha da önem vereceğiz.
Rekabet gücümüzü artırma konusunda katkı vadeden ve değer üretme
potansiyeli taşıyan Ar-Ge ve yenilik projelerini teşvik edecek, araştırma
sonuçlarının ticari ürün ve hizmete dönüşümüne öncelik vereceğiz.
Ar-Ge ve yenilik alanında ulusal düzeyde eşgüdüm ve entegrasyonun
sağlanarak Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların etkin ve verimli kullanılması ve
daha çok faydaya dönüşmesini sağlamak üzere Bilim, Sanayi ve Teknoloji
Bakanlığını kurduk. Kurulan Bakanlığımız Ar-Ge ve yenilik alanında özel
sektörle yakın çalışmayı sağlayarak bilgi ve teknolojinin ürüne
dönüşmesinde önemli rol oynayacaktır.
Değerli
Milletvekilleri,
Ülkemizde 5,8 milyon kişinin geçimini sağlayan ve insanımızın gıdasını
karşılayan tarımda yapısal dönüşüme ağırlık vererek, çiftçilerimiz için
ekonomik ve sosyal boyutları birlikte ele alan bir anlayışı hayata
geçirdik.
2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal üretimimiz, 2010
yılında 61,8 milyar dolara, tarım ürünleri ihracatımız da aynı dönemde 4
milyar dolardan 12,7 milyar dolara yükselmiştir.
2002-2010 döneminde tarımsal desteklemelerde yüzde 255 oranında
artış sağlanmış, kredi faizleri yüzde 59’dan yüzde 5’e indirilmiş ve
kredilerin tutarı 30 kat arttırılmıştır. Burada özel önem verdiğimiz
hayvancılık ve damlama-yağmurlama sulama yatırımlarında ise kredi faizleri
sıfırlanmıştır.
Hayvancılıkta, süt üretimimizi 7,5 milyon tondan 12,5 milyon tona
çıkardık ve özellikle GAP ve DAP bölgelerinde işletme ölçeklerinin
büyütülmesine yönelik destekleme programlarını hayata geçirdik.
Ülkemizde 8,5 milyon hektar sulanabilir arazi bulunmaktadır.
İktidarlarımız döneminde sulanan alanı 4,5 milyon hektardan 5,5 milyon
hektara çıkardık. Önümüzdeki dönemde yaklaşık 1 milyon hektar alanı daha
sulamaya açacağız.
Tarladan sofraya gıda güvenliğinin sağlanması hedefine ulaşmak
amacıyla Bakanlığımızı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak yeniden
yapılandırdık. Böylece, özellikle gıda, bitkisel üretim, hayvancılık, su
ürünleri ile eğitim-yayım ve destekleme dahil tarım reformu gibi hizmetleri
konu bazında teşkilatlandırarak daha etkin hizmet sunacak bir organizasyonu
oluşturmuş bulunuyoruz.
Tarım sektöründe, nüfusunu yeterli, kaliteli ve güvenilir gıda ile
besleyen, tarım ürünlerinde net ihracatçı durumunu daha da geliştirmiş,
rekabet gücünü artırmış, ürettiğiyle ve insan gücüyle dünyada ve bölgemizde
söz sahibi olacağımız bir ülke konumuna erişmek 2023 yılı için temel
hedefimizdir.
Önümüzdeki dönemde su kaynağı sorunu yaşanan alanlardaki
rehabilitasyona ihtiyaç duyulan sulama tesislerinin modernizasyonunu
gerçekleştireceğiz. Sulamada tasarruf sağlayacak ve toprağı koruyacak
modern teknolojilerin kullanımına verdiğimiz desteği artırarak devam
ettireceğiz.
Su kaynaklarının etkin kullanımı ve korunması için bütüncül su
kaynakları yönetimi modelini gerçekleştireceğiz. Bu çalışmaları yeni
oluşturduğumuz Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile daha etkin şekilde
yürüteceğiz.
Arazilerin miras yoluyla bölünmesinin önüne geçmek amacıyla başlatığımız
yasal ve yapısal değişiklikleri sonuçlandıracağız.
Hükümetlerimiz döneminde 450 bin hektardan 3 milyon hektarın
üzerine çıkarttığımız parçalı arazilerin toplulaştırılmasına bu dönemde de
devam edeceğiz.
Önümüzdeki dönemde, tarımsal desteklemeleri, tarım havzaları modeli
kapsamında belirlenen bölgeler ve ürünler itibarıyla uygulayacağız.
Et ve süt başta olmak üzere tarım ürünlerinde fiyat
dalgalanmalarının olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması ve ürün arzı ile
çiftçi gelirlerinde istikrar sağlanmasına yönelik olarak piyasa düzenleme
mekanizmaları oluşturacağız. Ek olarak, çiftçilerimizin kullandığı tarımsal
girdilerdeki destekleri artırarak devam ettireceğiz.
Yeni Hal Yasası uygulamaya konarak sebze ve meyve ticaretinde
tarladan sofraya izlenebilirliği sağlayacak, toptancı halleri ile pazar
yerlerini modern bir altyapıya kavuşturacağız.
Meraların ıslahı ve kullanımında yaşanan sorunları çözecek ve
hayvancılık yatırımlarına imkân tanıyacak düzenlemeler gerçekleştirerek
meralarımızın verimli ve sürdürülebilir kullanımını sağlayacağız.
Besi ve süt hayvancılığının dengeli bir şekilde gelişmesi için
başlatılan destekleme programlarına devam edilecektir.
Ülkemizin hayvan hastalıkları ve hayvan refahı standartları
uluslararası seviyeye çıkarılacak ve hayvan pazarları ve kesimhaneleri
rehabilite edilecektir.
Hükümetimiz döneminde ilk kez destekleme kapsamına alınan koyun ve
keçi yetiştiriciliğinde modern ve profesyonel işletmelerin kurulmasına
yönelik teşvik ve destekler artırılacaktır.
Çiftçilerimizin ihtiyacı olan eğitim ve yayım hizmetlerini yerinde,
zamanında ve yeterli düzeyde sağlayacak ve bilgilendirilmelerine yönelik
bilişim teknolojilerinin kullanımını yaygınlaştıracağız.
Su ürünleri sektöründe sürdürülebilir ve rekabetçi bir üretim
yapısı geliştirilecektir.
Kırsal alanda küçük çiftçimizin yaşam standardını geliştirmek
amacıyla organik, geleneksel ve yerel ürün üretimi yapan özel küçük
işletmelerimizi daha güçlü bir şekilde destekleyeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Son yıllarda yeterli seviyede elektrik enerjisi üretim
kapasitesinin oluşturulmasına, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine ve
üretim ve dağıtım tesislerinin özelleştirilmesine önem verdik.
Bu doğrultuda,2002 yılında
yaklaşık 31.000 MW olan elektrik kurulu gücünü 9 yıllık iktidarımızda
yaklaşık 50.000 MW’a yükselttik.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına önem vermeye
başladık; enerji verimliliği konusunda gerekli strateji hazırlıklarını
tamamladık.
Bu çerçevede önümüzdeki dönemde yerli ve yenilenebilir enerji
kaynaklarını en üst düzeyde değerlendireceğiz.
Özellikle hidroelektrik santraller kapsamında, 2015 yılı sonuna
kadar kamu ve özel sektör eliyle yürütülen toplam 5.500 MW’lık ilave gücü
devreye alacağız.
Termik kaynaklar ile başta rüzgâr enerjisi olmak üzere
yenilenebilir enerji kaynaklarından da yararlanarak, bu iki alanda toplam
4.800 MW kurulu güce sahip yeni santralleri devreye alacağız.
Nükleer santral kurulmasına ilişkin çalışmalarımızı
hızlandıracağız.
Bütün bu yeni kapasitelerin eklenmesiyle, şu an itibariyle yaklaşık
toplam 50.000 MW olan elektrik kurulu gücünü 2015 yılı sonunda 62.000 MW’a
çıkaracağız.
Diğer taraftan, 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 15’ler mertebesinde
olan elektrik kayıp-kaçak oranının 2015 yılı sonunda yüzde 6 seviyesine
inmesini hedefliyoruz.
Bu çerçevede elektrik dağıtım şirketlerinin tümünün
özelleştirilmesi bitirilecek ve bu hizmetin tamamen özel sektörümüz
tarafından yürütülmesi temin edilecektir.
Değerli
Milletvekilleri,
2003 yılı öncesinde yalnızca 9 ilimizin doğalgaza erişimi mevcut
iken, bunu Haziran 2011 itibarıyla 70 ile çıkardık. Kalan 11 ili de,
konumları itibarıyla teknik güçlükler ve yüksek yapım maliyetleri
içermesine karşın, dört yıllık iktidar dönemimizde doğal gaz ile buluşturacağız
ve artık ülkemizde doğal gazı olmayan il kalmayacaktır.
Doğal gazda arz güvenliğine büyük önem veriyoruz. Bu doğrultuda,
arz kaynaklarını çeşitlendirmeye verdiğimiz önemin yanı sıra, depolama
tesislerini de hayata geçiriyoruz. Bu çerçevede, Tuz Gölü yer altı depolama
tesisinin 500 milyon m3’lük ilk aşamasını 2015 yılı itibarıyla
tamamlayacağız.
Nabucco Projesinin, planlandığı üzere 2017 yılı itibarıyla devreye
alınması için uluslararası gayretlerimizi sürdüreceğiz.
Hükümetimiz sanayimize ve enerji sektörümüze entegre şekilde
Madenciliğimizin geliştirilmesine öncelik vermektedir. Ülkemizin 2010 yılı
maden üretimi 10 milyar dolara ulaşmıştır. Maden hammadde ihracatımız yılda
yaklaşık 3,7 milyar dolar olarak gerçekleşmektedir.
Önümüzdeki dönemde, maden aramalarını arttırmaya ve jeotermal
potansiyelimizi geliştirmeye devam edeceğiz. Ayrıca denizlerimizde kendi
gemilerimizle araştırma yapmaya başlayacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Ulaştırma için 2023 vizyonumuz; ülkemizin rekabet gücüne ve
toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkı veren; güvenli, ekonomik,
konforlu, hızlı ve çevreye duyarlı hizmetlerin sunulduğu, sürdürülebilir
bir ulaştırma sistemi kurmaktır.
9 yıllık iktidarımız boyunca, büyük ekonomilerin can damarları olan
ulaşım altyapılarının gelişimine ve bu sayede ülkemizin rekabetçiliğinin
artırılmasına büyük önem verdik. Ülkemizin ulaşım talebinin 2023 yılına
kadar 2 kat, 2050'ye kadar ise 4 kat büyüyeceği yapılan çalışmalar ile
öngörülmektedir. Bizim bu noktadaki hedefimiz, oluşacak bu talepleri
zamanında ve üstün kaliteli altyapı ve hizmetler ile karşılamaktır.
Demiryollarında önceki hükümet dönemlerimizde gerçekleştirdiğimiz
büyük atılımın sonucunda bu sahada gerçek anlamda bir devrim yaptık.
Ankara-İstanbul hızlı tren hattının Ankara-Eskişehir arasını daha
önce hizmete açtık. Önümüzdeki dönemde de Eskişehir-İstanbul arasını ve
İstanbul Boğaz demiryolu tüp geçişini tamamlayacağız. Ankara’ya modern bir
hızlı tren garı inşa edeceğiz.
Yapımını tamamladığımız Ankara-Konya hattına ilave olarak
Ankara-Sivas hızlı tren hattının yapımına devam ediyoruz.
Hızlı tren ağımızı 2015 yılı itibarıyla 3.500 km’ye ulaştırmayı
hedefliyoruz.
Komşu ülkelerle demiryolu bağlantılarımızın geliştirilmesine büyük
önem veriyoruz.
Karayollarında 9 yıllık iktidarımız süresince 79 yılda yapılmış
bölünmüş yolun iki katından fazlasını tamamladık. Otoyollar dahil 6.101 km
olarak devraldığımız çok şeritli karayolları ağını, bu yılın Ağustos ayı
sonu itibarıyla 15.000 km. hedefine ulaşarak, 21.101 km’ye çıkarmış
olacağız.
Hedefimiz, bölünmüş yol uzunluğunu 2015 yılında 26.000 km’ye
ulaştırmaktır. Ayrıca, önümüzdeki dört yıllık dönemde 18.000 km sıcak
asfalt yaparak devlet yollarımızın büyük bölümünde sıcak asfalt kaplama
çalışmalarını bitirmeyi hedefliyoruz.
Mali açıdan oldukça pahalı olan bu projeleri hayata geçirirken,
gerektiğinde kamu-özel işbirliği modellerini de kullanmaya devam edeceğiz.
Otoyollarda Yap-İşlet-Devret Modelini kullanarak muazzam bir otoyol
hamlesini başlattık. Başlattığımız projelerle halen 2.225 km olan otoyol
ağı uzunluğumuzu 750 km artırarak dört yılın sonunda 2.975 km’ye
ulaştıracağız.
Havayollarında 9 yıllık iktidarımızda gerçekleştirdiğimiz ilerleme
ve dönüşümü rakamlar çok net ifade ediyor.
Hükümetlerimiz dönemindeki en önemli hamlelerden biri hava ulaşımı
alanında gerçekleştirilmiştir. Ülkemizdeki aktif havaalanı sayısını 25'ten
46'ya, havaalanlarının yıllık toplam yolcu kapasitesini 49,5 milyondan 165
milyona yükselttik.
Ankara-Esenboğa, İstanbul-Atatürk ve Sabiha Gökçen, Antalya,
İzmir-Adnan Menderes ve Muğla-Dalaman Havaalanları Yap-İşlet-Devret
modeliyle kamu kaynağı kullanılmadan inşa edilmiş ve dünyanın en modern
havaalanları arasına girmiştir. 2002 yılında 150 olan toplam uçak sayımız
bugün itibarıyla 300’ü aşmış durumdadır.
Dönemimizde iç hatlardaki yolcu sayısı 6 kat artışla 51 milyona,
havayolunu kullanan toplam yolcu sayısı ise 3 kattan fazla artarak 33,7
milyon kişiden 103 milyona ulaştı. Bu atılımlarla havayolunu halkımızın
yolu haline getirdik. Hedefimiz, 2023 yılında 750 uçaklık dev bir filo ile
yılda 350 milyon yolcu taşımaktır.
Denizcilik sektöründe de geçtiğimiz dönemde birçok proje hayata
geçirilmiş, özellikle gemi inşa sanayinde büyük atılımlar yapılmıştır.
Verilen desteklerle tersane sayısı 37'den 70'e yükseltilmiş, böylece daha
önce gemi inşa sanayinde dünya sıralamasında 23. olan ülkemiz, bugün dünya
6.'lığına yükselmiştir.
2023 yılında 500 milyar Dolar ihracat yapmayı hedefleyen ülkemizin
bu hedefe ulaşabilmesi için ihtiyaç duyacağı büyük ölçekli liman
yatırımlarını hayata geçireceğiz. Bunlarla birlikte ülkemiz bölgede bir
lojistik merkez haline dönüşecektir.
Son 9 yıllık dönemde PTT ve posta işlemlerinde büyük bir dönüşüm
yaşanmış, Türkiye genelinde kapsamlı ve kaliteli bir hizmet ağı kurulmuş,
bankacılık ve pek çok kamu ve özel sektör hizmetine PTT işyerleri ile
ulaşılabilir hale gelinmiştir.2015'e kadar posta sektörü kontrollü ve kademeli bir şekilde
serbestleştirilerek sektörde tam rekabetçi ortam sağlanacaktır.
Hükümetimiz, bilgi ve iletişim teknolojilerinin etkin biçimde
kullanılmasını ekonomik ve sosyal kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak
görmektedir.
Son dönemde bilgi ve iletişim teknolojileri alanında büyük
ilerlemeler sağladık. 2010 yılı sonu itibarıyla, mobil telefon abone sayısı
62 milyona, genişbant abone sayısı 8,5 milyona ulaşmış, internet kullanım
oranı yüzde 38’e yükselmiştir.
Hükümetimiz, önümüzdeki dönemde de e-Dönüşüm Türkiye Projesini
uygulamaya devam edecektir. Önümüzdeki dönemde Bilgi Toplumu Stratejimiz,
iletişim ve bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişmelere gecikmeksizin
cevap verebilecek şekilde güncellenecektir.
Bilişim okuryazarlığının yaygınlaştırılması ve bireylerin
e-dönüşümü çeşitli programlarla teşvik edilecektir.
Genişbant erişimin artırılması amacıyla fiber altyapı yatırımları
yapılacak, 2015 yılında 15 milyon genişbant abonesine erişim sağlanacaktır.
Değerli
Milletvekilleri,
Ak Parti siyasetinin merkezinde insana hizmet anlayışı vardır.
Ekonomiden demokrasiye, sosyal politikalardan dış politikaya kadar bütün
politikalarımızın eksenini insani değerler ve insanın ihtiyaçları
oluşturur. Her alanda insanın onurunu ve doğuştan sahip olduğu haklarını
esas aldık.
Sokaktaki insanın sorunlarına kayıtsız kalmadık. Bu milletin
içinden çıkan siyasetçiler olarak gündelik hayatta insanımızın karşılaştığı
şartları ve sıkıntıları dert edindik. Güçsüz bırakılmışların gücü,
kimsesizlerin kimsesi, sessiz yığınların sesi olduk. Hiçbir ferdimiz
kendisini yalnız, dışlanmış, çaresiz hissetmesin diye gece gündük çalıştık.
İnsanımız yarın hasta olursam veya çoluk çocuğum ihtiyaç duyarsa ne
yaparım demesin diye sağlıkta dev bir dönüşüm hamlesini başarıyla
gerçekleştirdik. Bütün çocuklarımız ve gençlerimiz eşit fırsatlarda
yarışsın diye eğitimde önemli adımlar attık. Dersliklerden bilgi
teknolojilerinin yaygınlaştırılmasına, burs ve yurt imkânlarına kadar
birçok gelişmeye imza attık. Özellikle dar gelirli, özel ilgiye muhtaç ve
ihtiyaç sahibi insanımıza sosyal devletin şefkat elini uzattık. Herkesin
geleceğe umutla bakması için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadık.
Geçmişte yaşanan krizlerle ve sosyal yapıyı tahrip eden
anlayışlarla oluşmuş yaraları sarmakla kalmadık, aile yapısı içinde
geçmişten gelen olumlu değerleri besleyen, fertleri donanımlı, özgüven
içinde geleceğe umutla bakan bir toplumsal ortam oluşturduk.
Bütün politikalarımızın nihai hedefi olan insana hizmet noktasında
elbette ki daha yapacaklarımız bulunmaktadır.
Tüm kalkınma çabalarımızın nihai hedefi insana hizmet olduğu gibi,
gelişmemizin temel dinamiği de nitelikli insanlar ve bunların oluşturduğu
birlikteliklerdir. Bilgi toplumu şartlarında dünya ile rekabette en önemli
sermayemiz geçmişinden aldığı kültürü modern donanımlarla birleştirmiş,
özgüveni yüksek, girişimci, yenilikçi, dinamik nüfusumuzdur.
Yeni Türkiye’nin inşasında güçlü toplumsal yapımız, kritik başarı
faktörü olarak devreye girecektir. Elde edeceğimiz başarılar ise bu
toplumsal bünyeyi daha da güçlendirecektir.
Toplumsal yapımıza atfettiğimiz önemin bir sonucu olarak yeni
döneme çok daha güçlü bir kurumsal yapı ile başlıyoruz. Eğitimde; fırsat
eşitliğini derinleştirecek ve çocuklarımızı geleceğe çok daha donanımlı
yetiştirecek bir ortam sunacağız. Sadece teknik olarak değil, hoşgörü
kültürü, iletişim becerisi ve ortak iş yapma anlayışı güçlü nesiller yetiştirmeyi
hedefliyoruz.
Sağlık ve sosyal güvenlik alanında bugüne kadar getirdiğimiz devasa
gelişmeleri yeni uygulamalarla güçlendireceğiz. Sosyal hizmet ve
yardımlarda yeni kurduğumuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı uhdesinde
daha etkili yeni programlarla insanımıza ulaşacağız. Aile bütünlüğü içinde
yaşlımıza, engellimize, öğrencilerimize, dul ve yetimlerimize, yoksulumuza
sahip çıkacağız.
Geleceğimiz olan gençlerimize çok daha kapsamlı hizmetleri
ulaştırmak ve sporu toplum hayatımıza daha yaygın bir şekilde dahil etmek
için yeni oluşturduğumuz Gençlik ve Spor Bakanlığını büyük bir enerji ile
çalıştıracağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Hükümetlerimiz döneminde öncelikle eğitim sistemimizin fiziki
mekân, personel ve erişim boyutunu ele alarak donanımlı insan yetiştirmenin
temel altyapısını oluşturduk.
Okul öncesi eğitimden başlayarak okullaşma oranlarında ciddi
artışlar sağladık. Kız çocuklarının eğitime katılması için özel projeler
uyguladık. Gelir yetersizliği nedeniyle çocuğunu okula gönderememe mazeretini
tamamen ortadan kaldırdık. Okul kitaplarından başlayarak, şartlı nakit
eğitim desteklerine, kredi, burs imkânlarınaen yüksek seviyede ulaşılmasını sağladık.
Okul binalarını ve teknik donanımları uluslar arası standartlara
ulaştırdık.
Bütçeden eğitime ayrılan payı rekor düzeyde artırdık.
Eğitimin tüm kademelerinde okullaşma oranlarında çok büyük artış
kaydettik.
2002-2011
yılları arasında 163.000 yeni derslik inşa ettik.
Eğitim hizmetlerini kapsamlı bir yaklaşımla ele alıp,
çocuklarımızın barınma, spor ve kültürel faaliyetlerine yönelik altyapı
hizmetlerini de güçlendirdik. Bu çerçevede, 747 adet yeni
pansiyon, 920 adet yeni spor salonu ve 6.146 adet yeni okul kütüphanesini
hizmete açtık.
Çocuklarımızı bilgi toplumuna hazırlama hedefimiz çerçevesinde
2002'de okullarımızda çok az sayıda ve çoğunluğu demode olan bilgisayar
varken, bugün tam 844 bin bilgisayarı okullarımıza tahsis ettik.
Okullarımızın yüzde 97'sine hızlı internet erişimi sağladık.
Cumhuriyet
tarihimizde ilk defa iktidarımız döneminde, ilköğretim ve ortaöğretimde her
çocuğumuza ücretsiz ders kitabı verilmesi uygulamasını başlattık.
Engellilerin eğitimine ve rehabilitasyonuna harcanan kaynağı 2002
yılı seviyesine göre 16 kat artırarak 2011 bütçesinde 3,2 milyar TL'ye
çıkardık. Eğitim gören engelli sayısını ise tam 10 kat artırdık.
Öğretmenlerimizin
eğitimdeki kritik rolleri dikkate alınarak maaşlarında 2002-2011 yılları
arasında yüzde 300'den fazla iyileşme sağladık. Önümüzdeki dönemde öğretmenlerimizin toplumsal statü ve saygınlığını
daha da pekiştirecek sosyo-ekonomik destekleri artıracağız.
2002'de
toplam 76 üniversitemiz varken, 89 yeni üniversite daha kurarak
yükseköğretimi bütün yurt sathına yaygınlaştırdık. Şimdi 165 üniversitemiz
var.
Üniversitelerin bütçelerini 2002 yılı seviyesine göre 5 kat
artırarak 2011'de 11,5 milyar TL'ye çıkardık.
2002'de yükseköğretimde, açık öğretim dâhil,yüzde 29,3’lük bir okullaşma oranı
varken, 2011'de bu oranı yüzde 67'ye çıkararak 2 kattan fazla artış
sağladık.
Yükseköğretim gençliğinin barınma, beslenme, burs ve kredi
ihtiyaçlarının karşılanmasında çok büyük aşamalar kaydettik.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Bütün bu
olumlu gelişmeler neticesinde, önümüzdeki dönemi eğitime erişimi
kolaylaştırmış bir hükümet olarak, kaliteye daha fazla önem vereceğimiz bir
süreç olarak görüyoruz.
Yeni iktidar dönemimizde, insan kaynağımızın niteliğini dünya ile
rekabet edebilecek standartlara yükseltmek amacıyla başlattığımız
yeniliklere devam edecek ve beşeri sermayemize yatırımları sürdüreceğiz. Bu
çerçevede, derslik, altyapı, donanım ve öğretmen gibi zaten büyük oranda
gelişme kaydettiğimiz alanlara ilaveten erişim sorunlarını sıfıra indirmek,
nitelikli bir eğitim sistemini yurt sathında yerleştirmek en öncelikli
hedefimizdir.
2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisinin içinde olmak için, okul
öncesi eğitimden başlayarak zenginliğimiz ve en önemli rekabet üstünlüğümüz
olan çocuklarımızın ve gençlerimizin uluslar arası arenada söz sahibi
olacak şekilde yetiştirilme zorunluluğu bulunmaktadır.
Okul öncesinden,
üniversiteye uzanan eğitim basamaklarında milli değerlerimiz ve uluslar
arası standartlar esas alınarak eğitim sistemimiz tamamen gözden
geçirilecek ve kaliteyi merkeze alan bir dönüşüm programı uygulanacaktır.
Eğitim sistemimiz; kaliteyi yükselten, okulu öne alıp sınava
hazırlık süreçlerini azaltan, şekle ve törenselliğe değil içerik ve
işlevselliğe önem veren, öğrenciyi ve aileleri rahatlatan bir anlayışla
yapılandırılacaktır.
Fikri, vicdanı ve irfanı hür gençlerimizin yetişmesi dönüşüm çalışmalarımızın
özünü oluşturacaktır.
Bu kapsamda, eğitim yönetimi, öğretmen yetiştirme süreçleri,
müfredat, eğitim ortam ve araçları dönüşüm sürecini destekleyecek şekilde
güçlendirilecektir.
2023 yılında tüm okullarda her türlü bilgi teknolojisinin yaygın ve
eksiksiz olarak kullanıldığı eğitim ortamlarını oluşturmuş olacağız. Tüm
okullar, öğretmenler ve öğrenciler arasında kesintisiz bir elektronik
iletişim ortamı sağlayacağız.
FATİH
Projesi ile eğitim ve öğretim teknolojilerinde çağın gerektirdiği teknolojik
gelişmelere uygun ve dünyaya örnek olacak yeni bir uygulamaya geçeceğiz.
Birçok gelişmiş ülkeye göre daha genç bir yaş ortalamasına sahip
öğretmenlerimize ve çocuklarımıza yönelik olarak okullarımızda akıllı
derslikler oluşturularak ve diğer tamamlayıcı altyapı ve araçlar
geliştirilerek eğitimin kalitesini daha da artıracağız.
Çocuklarımıza
e-kitap (elektronik kitap) ücretsiz dağıtacağız.
Yeni buluşlarla çığır açacak, geleceğe yön verecek üstün yetenekli
çocukların tespit edilmesine ve eğitimine daha fazla önem vereceğiz.
Okul öncesi eğitime önümüzdeki dönemde daha geniş kitlelerin
erişimini sağlayacağız.
İlköğretim ve ortaöğretimde, tüm iller itibarıyla, sınıflarda azami
30 öğrencinin eğitim görmesini sağlayacak şekilde derslik yapımına devam
edeceğiz. Bu hedefe paralel olarak, okul binalarını mimari olarak kolay
erişilebilir, yeterli oyun, spor ve kültürel alanlara sahip fonksiyonel
mekânlar olarak tasarlayıp inşa edeceğiz.
Yüksek
Öğretim Sistemimiz, bu dönemde tüm yönleriyle reforme edilecektir. Bu sayede üniversitelerimizin daha özerk olacağı ve kendi özgün
gelişme alanları içerisinde yarışacağı rekabetçi bir ortam
oluşturulacaktır. YÖK’ü sadece üniversiteler arasında koordinasyon,
akreditasyon sağlayan ve kalite standartları belirleyen bir kurum haline
dönüştüreceğiz.
Özel sektörün üniversite kurmasının önünü açacağız.
Yeni kurulan üniversitelerimizin öğretim üyesi açığını hızla
kapatmak için öğretim üyesi yetiştirme programlarını yaygınlaştıracak ve
kadro sayılarını artıracağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Kültür, toplumsal kimliğimizin en önemli unsurudur.
Bu bağlamda, temel hedefimiz medeniyet, kültür ve sanat
değerlerimizi muhafaza eden, yeniden üreten ve gelecek nesillere aktaran,
evrensel kültüre katkıda bulunan, kültürel farklılıkları zenginlik olarak
gören, herkesin kültür ve sanat faaliyetlerine katkıda bulunduğu ve
erişebildiği bir toplumsal yapıyı oluşturmaktır.
İktidarımız
süresince kültürü, devletin yanı sıra bütün milletimizin bir ortak faaliyet
alanı olarak gördük ve özel kültürel oluşum ve faaliyetlere büyük destekler
verdik.
9 yıl önce uluslar arası ölçekte bir kültür envanterine sahip
değildik. Şimdi bütün illerimizde somut ve somut olmayan kültürel
mirasımızın ayrıntılı bir envanterine sahibiz. Sadece ülke sınırlarımız
içindeki değil, dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki mimari mirasımızın da
restorasyonunu yapmaktayız. Ortak tarihi ve kültürel zenginlikleri paylaştığımız
coğrafya başta olmak üzere bütün dünyada sürdürdüğümüz onarım, yenileme ve
inşa faaliyetlerimiz artarak devam edecektir.
Medeniyetimizin eşsiz yönlerinden birisi çok güçlü bir vakıf
geleneğine sahip olmamızdır. İktidarımız döneminde tarihi vakıflarımızı ve
vakıf eserlerimizi yaşatmak yolunda dev hizmetler yaptık. Onarılan eser
sayısını 9 yıl içinde 70 kat artırdık.
Başta eğitim ve sağlık olmak üzere bütün sosyal alanlarda
vakıfların daha aktif ve etkin olması için gereken altyapıyı hazırladık.
Önümüzdeki dönemde arkeolojik, doğal, kentsel ve tarihi SİT
niteliği taşıyan alanlar ile kültür ve tabiat varlığı niteliği taşıyan yapı
ve anıtların tespit ve tescil çalışmalarına devam edilecek, envanterler
dijital ortama aktarılacak ve kamuoyu ile paylaşılacaktır.
Şehirlerimizin kültürel kimliklerinin geliştirilmesi ve
vatandaşlarımızın kültürel ihtiyaçlarının dünya standartlarının üzerine
çıkarılabilmesi için finansal destek sağlanacak, özellikle kadınlara,
çocuklara, gençlere, yaşlılara, engellilere yönelik kurumsal düzenlemeler
vealtyapı destekleriartırılacaktır.
Türk kültür, sanat ve edebiyatının ulusal ve uluslararası platformlarda
tanıtılması çalışmalarına devam edilecektir. E-kitap çalışmaları kapsamında
Türk edebiyatının klasik kaynakları elektronik ortamda yayınlanacaktır.
Tarihi eserlerimizin restorasyonuna devam edilecek, kültürel
mirasımızın korunması için gerekli teknik elemanların yetiştirilmesi
sağlanacaktır.
Büyük şehirlerimizde Milli Müze Kompleksleri kurulacak, depolarda
sergilenmemiş eser kalmayacaktır.
Özel sanat
kurumlarına, sanat ve kültür ile ilgilenen STK'lara verilen destekler
artarak devam edecektir.
Tarihimizin
önemli şahsiyetleri, olayları, masal kahramanları ve kültürel zenginlik
unsurlarımız belgesel, dizi ve çizgi filmlere dönüştürülecektir.
Hükümetimiz, vakıf mirasımızın korunması ve yaşatılması, vakıf
anlayışının geliştirilmesi ve yarınımızın teminatı olan gençlere bu
anlayışın kazandırılması için büyük bir gayret ve özveri içerisinde
çalışmaya devam edecektir.
Başta komşularımız, Türk Cumhuriyetleri, akraba topluluklar olmak
üzere, ortak tarih ve kültürü paylaştığımız bütün ülkelerle kültürel ilişkilerimizi
derinleştirecek ve bütün uluslararası kuruluşlarda ortak hareket etmemizi
sağlayacak mekanizmalar geliştirilecektir. Bu doğrultuda UNESCO Türkiye
Milli Komisyonu öncülüğünde bütün Türk Cumhuriyetlerinin, UNESCO Milli
Komisyonlarını biraraya getiren düzenli bir işbirliği mekanizmasını hayata
geçirdik. Önümüzdeki dönemde bu işbirliğini komşularımız ve bölge
ülkelerini de kapsayacak biçimde geliştireceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Sağlık hizmetlerini “temel bir insan hakkı” olarak kabul eden Hükümetimiz
hayata geçirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında pek çok
yapısal düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Daha kaliteli, daha adil ve daha
kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti sunma yolunda hayal edilemeyen başarılar
sağladık.
Sağlıktaki dönüşüm programımızın başarıya ulaşmasında büyük katkı
ve fedakârlıkları olan hekimlerimiz ve tüm sağlık çalışanlarımıza buradan
şükranlarımı iletiyorum. Göreve geldikten sonra sağlık çalışanlarımızın
çalışma ve iş yeri güvenliği şartlarını iyileştirdik, gelirlerini artırdık.
Önümüzdeki dönemde de iyileştirmelerimiz devam edecektir.
İlaçtaki KDV oranını düşürdük ve ilaç fiyatlarında önemli oranda
indirim sağladık.
Modern sağlık anlayışının temel unsurları arasında yer alan “Aile
Hekimliği” uygulamasına geçtik.
Halkımızın tümünün sağlık hizmetlerinden aynı standartta
faydalandığı, yoksulların primlerinin devletimizce karşılandığı, 18 yaşın
altındaki çocuklarımızın tamamının sağlık güvencesi altında olduğu “Genel
Sağlık Sigortası” sistemini hayata geçirdik.
Hastaneleri tek çatı altında topladık ve vatandaşlarımızın sağlık
sigortalarıyla bütün sağlık kuruluşlarından hizmet almasını sağladık.
Sağlık personeli sayısında önemli artışlar sağladık.
Cumhuriyet tarihimizde inşa edilen toplam 10,5 milyon m2 sağlık
alanının yarısı AK Parti iktidarları döneminde gerçekleştirilmiştir.
2002 yılında 161 bin olan hasta yatağı sayısını 2010 yılında 201
bine yükselttik. Mevcut yatakların da 20 bininde koğuş sisteminden, banyosu
tuvaleti içinde olan oda sistemine geçilmiş ve eski olan hastaneler bu
anlayışla yeniden düzenlenmektedir. Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığının
nitelikli yatak oranı yüzde 6’dan yüzde 30’a yükselmiştir. Hedefimiz 2015
yılı sonuna kadar tüm yataklarımızı nitelikli hale getirmektir.
Koruyucu sağlık hizmetlerinin bütçesinde yaklaşık 7 kat artış
sağlanmıştır.
2010 yılında başlattığımız evde sağlık bakımı hizmetleriyle Yatağa
bağımlı hastalarımızın evlerinde kaliteli, etkin, ulaşılabilir ve güvenli
sağlık hizmeti almasını sağlıyoruz. Bu uygulama ile bugüne kadar 60 bin kişiye
ulaştık. 2012 yılında evde bakıma ihtiyacı olanların tamamına bu hizmeti
ulaştırmayı hedefliyoruz.
2002 yılı sonunda 618 olan tam donanımlı 112 ambulansı sayısını
2547’ye ulaştırdık. Ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde 194 adet kar paletli
ambulansı halkımızın hizmetine sunduk. Bu gelişmelerle 112 Acil Hizmeti
sadece şehirlerde değil, köylerde de yaygın olarak verilen bir hizmet
niteliği kazanmıştır. Hava ambulans sistemini 2008 yılında faaliyete
geçirdik. Temmuz 2011 itibarıyla ülke geneline hizmet verecek şekilde 19
ambulans helikopterimiz ve 2 ambulans uçağımız mevcuttur. Hava ambulans
sistemiyle bugüne kadar 10 bine yakın hasta ve yaralı taşıdık. 2011 yılı
içinde 3 uçağı daha filomuza dâhil ediyoruz.
Ücretsiz gezici sağlık hizmetleri tüm yurda yayılmıştır.
Bu gelişmeler neticesinde sağlık hizmetlerinde vatandaşlarımızın
memnuniyet oranı yüzde 39'dan yüzde 73'e ulaşmıştır.
Değerli
Milletvekilleri,
Cumhuriyetimizin 100. yılında ülkemizi sadece kendi halkımız için
değil, bölge ülkeleri için de cazip bir sağlık üssü haline getireceğiz.
Vatandaşlarımızı hastalıktan ve yüksek tedavi maliyetlerinden
korumak için kapsamlı bir Koruyucu Sağlık Stratejisini hayata geçireceğiz.
Hizmet
kalitesini artırmak ve maliyet-etkin sağlık hizmeti sunabilmek amacıyla
inşasına başladığımız “Şehir Hastanelerini” ülkenin dört bir tarafına
yaygınlaştıracağız.
Toplum temelli sağlık hizmetlerini geliştirmeye devam edeceğiz.
Yurt sathında oluşturulacak 29 sağlık bölgesinde, istisnalar hariç,
hastaların diğer bölgelere gitmesini gerektirmeyecek seviyede gelişmiş bir
hizmet altyapısı kurmuş olacağız.
Bugün 120 bin olan doktor sayısını 2015'te 130 bine çıkaracağız.
Şuanda 163 bin olan ebe hemşire sayısını 2015'te 238 bine çıkaracağız.
2002 yılında hastanelerimizdeki en fazla iki yataklı, banyolu ve
tuvaletli nitelikli yatak oranı yüzde 9 iken, bugün yüzde 30'dur. 2015
yılında nitelikli yatak oranını yüzde 45’e yükselteceğiz.
Aile hekimi başına ortalama 2015'te 3.200 nüfusun düştüğü bir
yapıyı gerçekleştireceğiz.
Koruyucu sağlık, tedavi ve bakım hizmetlerinde sağlanan
ilerlemelerle, hamileliğe bağlı anne ölüm oranını ve bebek ölüm oranını
daha da düşük seviyelere çekeceğiz.
Tütün, alkol, uyuşturucu ve diğer madde kullanımlarını azaltmak için
risk faktörleri ile mücadeleye devam edeceğiz. Halen 15 yaş üstündeki her
100 insanımızdan 27'si sigara içiyor. Biz bunu 2015'te yüzde 23'ün altına
indireceğiz.
Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel faaliyeti teşvik ederek her
yüz yetişkin arasında 32 olan obez oranını 2015'te 30'un altına
indireceğiz.
Evde bakım ve tele-tıp gibi uygulamalarla sağlık hizmetlerinin kalitesini
artıracak, maliyetini düşüreceğiz.
Yeni dönemde, tüm bu dönüşümün merkezinde yer alan Sağlık
Bakanlığımızın düzenleyici, denetleyici ve yönlendirici fonksiyonları daha
da güçlendirilecektir.
Sağlıkta dönüşüm programıyla gerçekleştirdiğimiz daha adil ve daha
kolay ulaşılabilir sağlık hizmetlerinin sunumunda baş aktör olan sağlık
personelimizin çalışma standartlarını düzenleyen ve memnuniyetlerini
artıracak yenilikler yapılacaktır.
Vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmak amacıyla, demografik
yapıyı, gelişen tıbbi teknolojiyi ve klinik yöntemleri dikkate alarak,
sağlık sistemimizin finansal yapısının sürdürülebilirliği güçlendirilecektir.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Kasım 2002’de Hükümet olarak söz verdiğimiz tüm nüfusu ve tüm
riskleri güvence altına alan ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi
oluşturma hedefimizi gerçekleştirdik.
Üç ayrı sosyal güvenlik kurumunu tek çatı altında topladık,
Çalışanlar arasında norm ve standart birliğini sağladık,
Nimet-külfet dengesi ilkesi çerçevesinde mali olarak sürdürülebilir
bir sosyal güvenlik sistemini oluşturmaya başladık,
Sosyal güvenlik kapsamını genişlettik,
Nüfusun
tamamına eşit, kolay ulaşılabilir ve kaliteli sağlık hizmetini hedef alan
genel sağlık sigortası sistemini oluşturduk.
Bu reformla ve takip eden düzenlemelerle vatandaşlarımızın gerek
genel sağlık sigortası ve gerekse emeklilik alanında karşılaştıkları
sorunları çözmeye başladık.
Sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi için yaptığımız
düzenlemeler sonucunda nüfusumuzun yüzde 83’ü sosyal güvenlik kapsamına
alınmıştır. Yeşil kartlı vatandaşlarımızı dahil ettiğimizde sağlık
hizmetlerinden yararlanan nüfusumuzun oranı ise yüzde 96’ya ulaşmıştır.
Tüm
imkânlarımızı zorlayarak emeklilerimizin maaşlarında ciddi artışlar
sağladık.
2002-2011
yılı Ocak döneminde en düşük emekli maaşlarını;
Çiftçi emeklimiz
için yüzde 619 oranında artırarak 65 TL’den 473 TL’ye,
Esnaf
emeklimiz için yüzde 326 oranında artırarak 149 TL’den 634 TL’ye,
İşçi
emeklimiz için yüzde 204 oranında artırarak 257 TL’den 782 TL’ye,
Memur
emeklimiz için yüzde 149 oranında artırarak 377 TL’den 936 TL’ye çıkarttık.
Çalışanlarımızın
ve emeklilerimizin zenginleşen Türkiye’nin yeni imkânlarından, milli
gelirden daha fazla pay almalarını sağlamaya devam edeceğiz. Emeklilerimiz
için adil bir intibak sistemini kademeli olarak hayata geçireceğiz.
Yeni dönemde tüm vatandaşlarımızın sosyal güvenlik ve genel sağlık
sigortası kapsamına alınması temel hedefimizdir.
Sosyal güvenlik ve sağlık politikalarını ekonomi, istihdam ve
sosyal yardım politikalarıyla uyumlu şekilde yürütmeye devam edeceğiz.
Çalışanların emekli olduklarında oluşabilecek gelir kayıplarını en
aza indirmek amacıyla tamamlayıcı emeklilik sistemlerini çeşitlendirilerek
geliştireceğiz.
Primi devlet tarafından karşılanacak sosyal güvencesiz
vatandaşlarımızın gelir tespitini ilgili kurumlarla veri paylaşımı
yapılarak elektronik ortamda gerçekleştireceğiz. Böylece işlemler süratli
bir şekilde tamamlanırken usulsüzlük ve suiistimallerin önünü keseceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Hükümetimiz döneminde, ekonomi politikalarının sosyal politikalarla
birlikte ele alınması anlayışından hareketle, sosyal politika ve
yoksullukla mücadeleye özel önem verdik.
Gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksullukla mücadele
politikalarının başarılı olabilmesi için “insan”ı ekonomik kalkınmanın
merkezine koyduk.
Önümüzdeki
dönemde vatandaşlarımıza daha hızlı, etkin ve verimli hizmet sunmak
amacıyla sosyal yardım ve hizmet alanındaki bütün kurum ve kuruluşlarımızı
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı altında birleştirerek tek çatı altında
topladık. Böylece, ülkemizde tüm sosyal yardım ve hizmetlerin tek elden ve
etkin bir şekilde yürütülmesini sağlayacağız.
Bizim diğer
toplumlardan en büyük fark ve üstünlüklerimizden birisi, sağlam bir aile
yapısına sahip olmamızdır. Önümüzdeki dönemde ailenin korunması ve
güçlendirilmesi sosyal politikalarımızın merkezinde olacaktır.
Eğitim, kültür, sağlık, konut ve sosyal destek gibi temel
politikalarımızı ailenin bütünlüğünü ve güçlenmesini sağlayacak bir anlayış
içerisinde hayata geçiriyoruz.
“Yoksulluğun ortadan
kaldırılmasını ve sosyal desteklere duyulan ihtiyacın azaltılmasını” insani
bir yaklaşımla temel görevlerimiz arasında gördük.
Sosyal destekler tasarlanırken, kişiler ve aileler açısından
yoksulluğun geçici bir durum olduğunu hiçbir zaman gözden kaçırmadık.
Bir taraftan kişi başına yapılan sosyal destek harcamalarının ve
yardımlarının ulaştığı kişi sayısını artırdık, diğer taraftan da sosyal
destek programlarını yoksulluğun kalıcı hale gelmesini engellemek için
yeniden yapılandırdık.
Bu kapsamda 2010 yılında yaklaşık 10 milyon vatandaşımıza ulaştık.
İktidarımız döneminde toplam 60,5 milyar TL’lik sosyal yardım harcaması
yaptık. 2002 yılında toplam sosyal yardım harcaması 1 milyar 346 milyon TL
iken iktidarımız döneminde bu rakamı yaklaşık 10 kat artırarak 2010 yılında
12 milyar 931 milyon TL’ye yükselttik.
Yoksullarımızın sadece günlük ihtiyaçlarını karşılamadık. Yoksul
vatandaşlarımızın daha sağlıklı bireyler olması için sağlık hizmetlerine
erişimini daha da genişlettik.
Yoksul ailelerin çocuklarının daha sağlıklı yetişmesi için şartlı
sağlık yardımları yaptık. Bu yardımlar çerçevesinde çocuklarının sağlık
muayenelerinin yaptırılması şartıyla yoksul ailelere düzenli ödemeler
yapıyoruz.
Yoksulluğu gidermenin en önemli yolunun eğitim olduğu gerçeğinden
hareket ederek yoksul çocuklarımıza yapılan eğitim yardımlarını büyük
oranlarda artırdık ve eğitimi destekleyen yeni sosyal yardım programları
oluşturduk.
Eğitim materyali yardımı, burslar ve şartlı eğitim yardımı,
ücretsiz kitap dağıtımı gibi uygulamalarla daha fazla dar gelirli aile ve
çocuğumuzun fırsat eşitliğinden yararlanmasını sağlıyoruz.
Yoksul vatandaşlarımızı bir yandan sosyal yardımlarla desteklerken,
onların iş bulmalarına ve üretken bireyler olmalarına da büyük önem veriyoruz.
Bu amaç doğrultusunda, yoksul kişileri üretken kılabilecek proje
destekleri, mesleki eğitimler ile bu kişilerin iş arama kanallarına
ulaşımını kolaylaştıran hizmetler sağlıyoruz. Bu çerçevede GAP illerinde
başlayan ve sonra DAP bölgesine de yaygınlaştırılan SODES ile yoksulluk,
göç ve kentleşmeden kaynaklanan sosyal sorunları, değişen sosyal yapının
ortaya çıkardığı ihtiyaçları giderme yolunda büyük adımlar attık.
“Sosyal Yardım Sisteminin İstihdam ile Bağlantısının Kurulması ve
Etkinleştirilmesi Eylem Planı”nı 2010 yılında uygulamaya koyduk. Bu Eylem
Planı çerçevesinde sosyal yardım başvurusunda bulunan veya sosyal yardım
alan çalışabilir durumdaki vatandaşların İŞKUR’a kayıtlarını yapıyoruz.
İŞKUR, yoksul vatandaşlarımızla özel olarak ilgilenmeye, onlara
yönelik özel mesleki eğitim programları geliştirmeye, iş bulmalarını
kolaylaştırmak için rehberlik ve danışmanlık hizmetleri vermeye
başlamıştır.
Mesleki eğitim programlarına katılan kişilerin yeşil kartlarını
devam ettiriyoruz.
Yoksul vatandaşlarımızın kayıtlı olarak çalışmasını teşvik etmek
için yeni bir uygulamayı başlattık. Artık, yeşil kartlı iken sigortalı bir
işte çalışmaya başlayan vatandaşlarımızın çalıştıkları sürede yeşil
kartlarını iptal etmiyor, sadece askıya alıyoruz. İşten ayrılmaları halinde
ise yeşil kartlarını herhangi bir işleme gerek olmaksızın derhal kullanıma
açıyoruz.
İktidarlarımız döneminde uyguladığımız sosyal politikalar sonucunda
ülkemizdeki yoksulluğun azaltılması ve gelir dağılımının düzeltilmesi
konusunda çok önemli mesafeler katettik.
2002 yılında kişi başına aylık 30 doların altında bir gelire sahip
136 bin kişi varken 2009 yılında 30 doların altında bir gelire sahip nüfus
kalmamıştır.Aylık 65 doların
altında bir gelirle yaşayan nüfus 2002 yılında 2,1 milyon kişi iken, 2009
yılında 159 bin kişiye düşürülmüştür.
129 doların altında bir gelirle yaşamak zorunda kalan
vatandaşımızın toplam nüfus 2002’de 20,1 milyon iken, 2009 yılında bu
nüfusu 3,1 milyona indirdik.
2015 yılına kadar aylık 65 doların altında bir gelirle yaşamak
zorunda olan vatandaşımız kalmayacaktır. 2023 için temel hedefimiz; mutlak
yoksulluğu ortadan kaldırmaktır.
Yeni döneme daha iyi tasarlanmış bir modelle başlıyoruz.
Hükümet
olarak, yoksullukla mücadelede önemli bir başarı ve tecrübe birikimi oluşturduk.
Bu alanda tecrübelerimizi dikkate alarak yeni bir dönemi başlatıyoruz. Yeni
dönemde, oluşturduğumuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu önemli
misyonu üstlenecektir. Birçok kurumun birbirinden bağımsız bir şekilde sunduğu
hizmetler yeni Bakanlığımızın çatısı altında bütünleştirilmiştir. Yeni
dönemde sosyal devlet gündelik hayatımızda daha hissedilir hale gelecektir.
Çok daha entegre bir bilgi altyapısı ile vatandaşlarımıza etkili
bir şekilde ulaşılacaktır. Bir taraftan kaynaklar daha etkili kullanılırken
diğer taraftan sosyal destek sisteminde daha adil bir yapı
oluşturulacaktır. Sosyal destek sistemimizin temelini bireysel ihtiyaçlara
aile içerisinde karşılık verme anlayışı oluşturacaktır.
Yoksulluğun geçici bir durum olduğu anlayışı ile dar gelirli
kesimlerin bir yandan imkânsızlık durumunda yanında olmayı, diğer yandan da
bu kesimleri kendi ayakları üzerinde durabilen vatandaşlar haline getirmeyi
hedefleyen “sosyal destek” programımızı önümüzdeki dönemde de kararlılıkla
uygulayacağız.
Sosyal
destek ve hizmet alanında sağlık, istihdam ve eğitim hizmetleriyle birlikte
“Aile Sosyal Destek Programı” (ASDEP) modeli çerçevesinde hane odaklı bir
sisteme geçeceğiz.
Aile bütünlüğünün korunması, güçlü ve mutlu aileler için
"aileye aile içinde destek" verilerek özel ilgi bekleyen ailelere
ulaşabilecek "Aile Sosyal Destek Programı"nı (ASDEP) hayata
geçireceğiz.
Bu program kapsamında yeni oluşturacağımız ASDEP siteminin bir
parçası olan “aile sosyal destek uzmanları” “haneye ve kişiye özel” hizmet sunulmasını
sağlayacaktır.Bu sayede her ailenin
ihtiyaç durumuna göre farklı sosyal destek programları uygulanacaktır. Bu
tespitler doğrultusunda, ailelere başvuruları beklenmeksizin sosyal destekler
sağlanacaktır.
Önümüzdeki dönemde sosyal yardımlar, sosyal hizmetlerle eşzamanlı
bir biçimde uygulanacaktır. Örneğin, engellisi olan bir aileye sosyal
yardım verilirken, ailenin başvurusuna gerek kalmadan o ailedeki engelliye
de gerekli rehabilitasyon hizmetleri verilecektir.
Sosyal yardımlarda ailenin durumu esas olacaktır. Her aileye aynı
tür ve aynı miktar yardımı yapmak yerine o ailedeki kişi sayısı, kişilerin
yaşları, sağlık ve özürlülük durumları dikkate alınacaktır. Ailede
çalışabilecek durumda ama çalışmayan kişiler varsa işgücü piyasasına
yönlendirilecektir.
Kayıtlı çalışan kişileri de yoksul durumuna düşerse sosyal
yardımlarla destekleyeceğiz.
Sosyal destek sistemimizin daha hızlı ve etkili çalışmasını
sağlayacak olan bütünleşik Sosyal Yardım Hizmetleri Projesi ile Puanlama
Formülü Projesi kısa bir sürede sonuçlandırılacaktır.
SYDGM-TOKİ işbirliğinde yürütülen Sosyal Konut Projesi sürdürülerek
yoksul hanelere teslim edilmek üzere ilk aşamada 50 bin, ikinci aşamada da
50 bin olmak üzere toplam 100 bin konut yapılacaktır. Bu konutlar ayda 100
TL taksitle verilecektir.
Yeni evlenecek yoksul çiftlerimizin 20 yıl geri ödemeli çeyizi
içinde, konut edinmelerini sağlayacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
AK Parti iktidarları olarak engellilerimize, yaşlılarımıza,
korunmaya muhtaç çocuklarımıza, şehit ailelerimize, gazi ve malullerimize,
muhtaçlarımıza sıcak bir gönül ve yaygın imkânlar sunduk.
Bu kesimlerimizi anayasal ve yasal güvenceye kavuşturarak her türlü
sağlık, rehabilitasyon, eğitim ve bakım hizmetlerini sağladık; insanca
yaşayabilmeleri için gelir ve öncelikli olarak iş ve meslek sahibi olmaları
ve kendilerini asla kimsesiz ve hamisiz hissetmemelerini temin ettik.
Bundan sonra da desteğimizi artırarak sürdüreceğiz.
Özel ilgi bekleyen kesimleri toplumun saygın, aktif ve üretken
unsurları yapmak Hükümetimizin başlıca hedefidir.
Önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sosyal hizmet alanında evrensel
yaklaşımlarla model ülke haline getireceğiz.
Bakım hizmetlerinin profesyonelleştirilmesi, sosyal hizmetlere tüm
vatandaşların kolay erişimini sağlayacak İnteraktif Sosyal Hizmet
Sunumu, evsizlere yönelik hizmetlerin geliştirilmesi gibi
alanlarda kamu hizmetlerini güçlendireceğiz.
Engellilerin önündeki engelleri kaldırmak için önemli başarılar
sağladık.
Ailesi yanında bakılan engellilerimiz için aylık asgari ücret
tutarında ödeme yapıyoruz. İhtiyacı olan tüm engelli çocukların özel eğitim
ve rehabilitasyon merkezlerinden ücretsiz yararlanmasını temin ettik. “Özürlü
Sosyal Destek Programı” (ÖDES) ile
engellilerimizin kendi projelerini hayata geçirmelerini sağladık.
Özürlülerimize kendi evlerinde, özel kuruluşlarda ve SHÇEK’e bağlı
kurumlarda bakım programları uyguladık. Özürlülerin eğitim kurumlarına
taşınması ve özel eğitim hizmeti programlarını uyguladık. Özürlülere
yönelik olarak 2002'den bu yana; muhtaç özürlülerimizden her yıl yaklaşık 1
milyon 300 bin kişiye toplam 12 milyar 800 bin TL kaynak ayırdık.
Önümüzdeki dönemde, engellilerimize başvurularına gerek kalmaksızın
rehabilitasyon ve sosyal destek alanlarında ASDEP Programı çerçevesinde
hizmet verilecektir.
Dört ilde pilot uygulama olarak başlayan Engelsiz Kent Projesini
genişleteceğiz. Uygun büyüklükteki yerel yönetimlerin özel durumdaki
engellilerin taşınması için donanımlı araç bulundurmalarını sağlayacağız.
Kamu hizmet binalarıyla kültürel ve sosyal tesislerin engelli kullanımına
uygun projelendirilmesini sağlayacağız.
Engellilerin sosyal ve ekonomik hayatlarını daha kolay
sürdürebilmeleri amacıyla eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, iletişim ve
çalışma şartlarına dair asgari standartların sağlandığı ve bu standartların
ülke geneline yaygınlaştırıldığı, engellilerin sosyal dışlanmışlık
duygusundan kurtulduğu bir Türkiye hedefliyoruz.
Değerli
Milletvekilleri,
Kadınlarımızın hakları, refahı, sosyal hayatta karşılaştığı
engellerin ortadan kaldırılması Güçlü Toplum hedefimiz için vazgeçilmezdir.
Hükümetimiz kadınların önündeki "sosyal engelleri"
kaldırmak üzere harekete geçmiştir. Kadınlarımız için pozitif ayrımcılık
anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. 2009 yılında Cumhuriyet tarihinde ilk
defa, TBMM bünyesinde Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuştur.
Kadına yönelik şiddetin engellenmesi için gerekli tedbirleri güçlendirdik.
İstihdam olanaklarında ve sosyal güvenlik haklarında, girişimcilik
desteklerinde, doğum izinlerinde önemli ilerlemeler sağladık. Sosyal destek
ve proje desteklerinin yüzde 70'ini kadınlarımıza verdik. "Ana-Kız
Okuldayız" kampanyası ile 567 bin kadınımıza okuma yazma öğrettik.
Önümüzdeki dönemde de kadınlarımıza yönelik bu tutumumuzu devam
ettireceğiz. Kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini
artıracağız. Kadın konukevlerinde kalan mağdur kadınlarımız için daha geniş
istihdam imkânları oluşturacağız.
Çocukları ile birlikte yalnız yaşayan annelere, barınma öncelikli
"Stüdyo Evler" ile birlikte her türlü sosyal desteği temin edeceğiz.
Tüm yaşlılarımıza, evlerinden ve sosyal çevrelerinden ayrılmadan
yaşamlarını sürdürebilecekleri sosyal ve ekonomik şartları oluşturmak temel
hedefimizdir.
İktidarımız yaşlılarımıza yönelik olarak hayat şartlarını iyileştirici
önlemler almış, bu kapsamda sağlık, sosyal ve kültür alanında önemli
hizmetlere imza atmıştır.
Giderek yaşlanan nüfusumuza yönelik yapılan bütün bu çalışmaları
tek çatı altında daha etkin bir şekilde yürüteceğiz.
Korunmaya muhtaç çocuklarımıza yönelik yaptığımız hizmetlerimizi
daha da artıracak ve kalitesini daha da yükselteceğiz.
Bu çocuklarımızın sahip olduğu zekâ ve yetenekleri geliştirecek
biçimde eğitim, bakım ve sağlık hizmetlerini yaygınlaştıracak ve fırsat
eşitliğini güçlendireceğiz.
Kurumsal bakım hizmeti alan çocuklarımızın, ev ve aile ortamının
güvenliğini ve sıcaklığını hissetmeleri, sosyal hayat, komşuluk ilişkileri,
örf ve adetlerimizi öğrenebilecekleri "Çocuk Evleri" ve“Sevgi Evleri”ni yaygınlaştıracağız.
Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek Uygulaması ile bugüne dek 30
bin çocuğu ailesinin yanında destekledik ve bu uygulamayı güçlendirerek
devam ettireceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
İnsanı odak alan Hükümetimiz, gençlerimizin hem aile içinde ve
yaşadıkları çevrede, hem de okullarda ve sosyal mekânlarda iyi yetişmeleri
için önemli adımlar atmıştır.
Seçilme
yaşını 25'e düşürerek gençlerin siyasete daha fazla katılımının önünü
açtık.
Üniversiteye
giriş sınavlarında uygulanan katsayı adaletsizliğine son verdik.
2003'ten bu yana müracaat eden her üniversite öğrencisine burs veya
öğrenim kredisi verdik.
Yurtların hem kapasitesini hem de fiziki durumlarını iyileştirerek,
tüm yurtlarda tek kişilik veya 3 kişilik odalara geçtik.
Yurtdışı eğitim ve değişim programlarından yararlanan öğrenci
sayısını artırdık.
Ülke
gençliğine özgü ve daha yoğun bir hizmet sunacak Gençlik ve Spor
Bakanlığını kurduk.
Gençliğin sivil toplum örgütlerine üyeliğini teşvik edeceğiz.
Gençlerin kendi projelerini hayata geçirebilecekleri gençlik merkezlerini
yaygınlaştıracağız.
Özel yurtları destekleyecek ve öğrencilerimize ucuz barınma imkânı
sağlamaya devam edeceğiz.
Üniversiteler ve meslek kuruluşları ile işbirliği içinde gençler
için "iş kurma ve geliştirme merkezleri" kuracağız.
Gençlerimizi toplumun değerlerine yabancılaşmadan, bilgi ve tecrübe
ile donatarak meslek sahibi ve rekabet gücü yüksek bireyler olarak
yetişmeleri için eğitimden istihdama kadar her alanda gerekli tedbirleri
alacağız.
Sporu sadece boş zamanları değerlendirme aracı olarak değil, aynı
zamanda sosyalleşmenin ve sağlıklı bir toplum olmanın da önemli bir aracı
olarak görmekteyiz.
Toplumumuzun bütün katmanlarının spor ile tanışması, spor
faaliyetlerine aktif olarak katılması yönünde büyük yatırımlar yaptık.
Çocuklarımızın, gençlerimizin, yaşlılarımızın, kadın-erkek demeden bütün
vatandaşlarımızın spor yapabilmesi için büyük, yaygın ve çeşitli spor
tesisleri açtık.
2002'den bu
yana tesis sayısını yüzde 500, sporun tesisleşmesi için ayrılan kaynağı
yüzde 600, lisanslı sporcu sayısını yüzde 1000 oranında artırdık. 4.366
amatör milli sporcumuza verilen aylık burs miktarını 3 kat artırarak
karşılıksız burs miktarını 2011'de 720 TL’ye çıkarttık.
Her alanda olduğu gibi, spor alanında da her geçen gün dünyadaki
etkinliğimizi artırıyoruz. Bu çerçevede, uluslararası şampiyonalara ve
üniversite oyunlarına başarılı bir şekilde ev sahipliği yaptık. Bundan
sonra da bu tür organizasyonlara ülkemizin ev sahipliği yapması için her
türlü girişimi yürüteceğiz.
Spor yapma kültürünü benimsemiş, seyirci olmanın ötesine geçerek
sporu gündelik hayatının bir parçası haline getirebilmiş nesillerin
yetişmesini hedefliyoruz.
Spor eğitimini okul öncesine yaygınlaştıracak ve çocuklarımızın
eğitim alırken farklı spor branşlarıyla uğraşmasını sağlayacağız. 4-8 yaş
arası çocukları yetenek taramasından geçirerek uygun spor dallarına
yönlendireceğiz.
Başarılı sporculara sağlanan burs imkânlarını daha da artıracağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Bir ülkedeki yönetimin kalitesini, toplumun gelişmişlik düzeyini ve
medeniyete yaptığı katkıyı belirleyen faktörlerden biri de o ülkedeki
şehirlerdir. Bugün üst standartlarda şehirleşme artık bir zenginlik ve
gelişmişlik göstergesi haline gelmiştir. Avrupa Birliğinde ortalama olarak
halkın yüzde 85'i kentlerde yaşıyor. Türkiye'de ise bu oran iktidarımız
döneminde 9 puan artarak yüzde 73'e yükselmiştir.
Uzun yıllardır göç, gecekondulaşma, çarpık yapılaşma, kaynak
yetersizliği, hukuki sorunlar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan
kentlerimizi "yaşanabilir” ve “marka” şehirler haline getirmek en
önemli önceliklerimizden biri olmaya devam etmektedir. Diğer taraftan;
tabiat, kültür ve tarih değerlerimizi korumayı ve geliştirmeyi de
sürdürülebilir kalkınma ve yaşam kalitesini yükseltme bakımından
vazgeçilmez görüyoruz.
Önümüzdeki dönemde yapacağımız çalışmalara daha şümullü bir bakış
açısı ve uygulama birliği kazandıracak olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığını
kurduk. Bakanlığımız fiziksel planlama ve yapılaşma konusundaki
düzenlemeleri ve standartları geliştirecek, Kalkınma Bakanlığıyla birlikte
kalkınma politikalarına uygun ulusal ve bölgesel nitelikli mekânsal gelişme
stratejileri hazırlayacaktır. Çevreye ilişkin düzenlemeler, işlemler ve
denetimler de bu Bakanlığımız tarafından planlara uyumlu şekilde
yürütülecek ve bu sayede, koruma-kullanma dengesi de en iyi şekilde
gözetilecektir.
Hükümetimiz şehirlerimizi sosyal, kültürel, teknik ve ekonomik
boyutlarıyla bir bütün olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşımla
şehirlerimizde iş ve yaşam ortamını planlama, konut, altyapı, ulaşım gibi önemli
alanlar bakımından daha üst standartlara çıkarmak için birçok projeye imza
attık.
Şehirlerimizi güzelleştirmek ve gecekondu bölgelerini ıslah etmek
için kentsel dönüşüm projelerini hayata geçirdik. Kentsel dönüşümle eskimiş
ve afete duyarlı yapı stokumuzu planlı, kapsamlı ve ekonomik şekilde
dönüştürecek çok önemli adımlar attık. Ata yadigârı çok sayıda eseri ihya
ettik.
TOKİ ve yerel yönetimlerle müştereken, toplam 60 ilde 188.000
konutluk 248 gecekondu dönüşüm ve kentsel yenileme uygulaması başlattık.
Buna
ilaveten, TOKİ eliyle 505 bin konutun yapımına başladık, 360 binini
tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Sosyal adalet anlayışımızı burada
da göstererek, hiç geliri olmayan yoksul ailelere peşinatsız 100-350 TL
taksitle, 10-20 yıl vadelerle sosyal konutlar inşa ettik.
Sadece konut değil, okulu, spor salonu, yurdu, pansiyonu, sağlık
ocağı, hastanesi, camisi, kütüphanesi, engelsiz yaşam merkezi gibi sosyal
donatılarıyla mahalleler inşa ettik.
Kent içi ulaşımda yerel yönetimlerimizin kısıtlı kaynaklarıyla
üstesinden gelemediği raylı sistem inşaatlarının merkezi yönetim tarafından
üstlenilmesini sağladık.
Hedefimiz çerçevesinde, İstanbul'da boğaz geçişini kolaylaştıran
Marmaray, Karayolu Tüp Geçişi (Avrasya Tüneli), 3. Köprü gibi küresel çapta
dev projeler başlattık. İZBAN Projesini tamamlayarak İzmir'imizi modern
raylı sisteme kavuşturduk.
Kent içi
trafiği şehirlerarası trafikten ayırmak için 58 il merkezinde, 474 adet
ilçe ve 209 adet belde yerleşiminde 3.786 km. uzunluğunda kent geçişi
yaptık.
Vatandaşlarımızın
sağlıklı içme suyuna erişmelerine imkân veren ve çevre açısından önem arz
eden atıksu (kanalizasyon) ve yağmur suyu sistemlerini kökten çözmek
amacıyla Su ve Kanalizasyon Altyapı Projesini (SUKAP) başlattık. Önümüzdeki
dönem bu projeye sağlayacağımız kaynaklarla nüfusu 25 binin altında olan
belediyelerimize proje maliyetinin yüzde 50’sine kadar hibe desteği
vererek, maliyetin geri kalanı için ise borçlanmalarının önündeki engelleri
kaldırarak içmesuyu ve kanalizasyon projelerini gerçekleştirmiş olacağız.
Nüfusu 25 binin üzerinde olan belediyelerimizin ise projelerini
gerçekleştirmeleri için uzun vadeli ve uygun koşullarla borçlanmalarının
önünü açacak düzenlemeleri hayata geçirdik.
Değerli
Milletvekilleri,
Önümüzdeki dönemde kentleşmeyi kontrollü teşvik etme, kentlileşmeyi
destekleme, şehirlerimizi adeta yeniden tasarlayıp kendi finansman
dinamikleriyle yeniden inşa etme, kentsel estetiği, kaliteyi, kültürel
değerleri ve çevresel hassasiyeti ihya etme anlayışımızı sürdüreceğiz.
Bu anlayış doğrultusunda, 2023 vizyonumuzda, temel yaşam
alanlarımız olan şehirlerimizi, ülkemizin gelişimi, insanımızın refah
düzeyinin artırılması, küresel rekabete hazır olması için farklı alanlarda
“marka” şehirler haline getirmeyi hedefliyoruz. Bu vizyonla şehirlerimizi
rahat ulaşımı, tertemiz havası ve doğası, üst düzey estetiği, etkin ve
şeffaf yönetimleri, güçlü ekonomisi, huzurlu ve mutlu insanları ile daha
“yaşanabilir” mekânlara dönüştürmeyi planlıyoruz.
Bu hedefe uygun olarak, imar mevzuatını “yaşanabilir mekânlar”
ve “marka şehirler” hedefine hizmet edecek şekilde yenileyecek, kentsel tasarıma ve estetiğe imkân tanıyacağız.
Şehirlerde kamu arazilerinin imarlı yapılaşma, ekonomik kalkınma,
ortak sosyo-kültürel fayda temelinde daha aktif kullanımını sağlayacağız.
Engelli, yaşlı, hareket kısıtlılığı olanlar gibi özel ilgi bekleyen
kesimlerin kentsel hizmetlere erişimini kolaylaştıracağız.
Orman vasfını, kaybetmiş, ihmalle yıllardır fiili kullanıma açılmış
ve kazanılması mümkün olmayan alanları kamu yararı ve kişisel fayda dengesi
içinde tekrar düzenleyeceğiz.
Kentsel dönüşüm projelerini süratle hayata geçirebilmek için ilave
düzenlemeler yapacağız. Dönüşümde alt ve orta gelir grubunun konut
ihtiyacının karşılanmasına öncelik vereceğiz. Dönüşüm ve yenileme projeleriyle
tarihi veya geleneksel kent merkezlerini, özgün kimliğini koruyarak yeniden
canlandıracağız.
Depreme karşı hazırlıklı olabilmek için başta İstanbul olmak üzere
riskli şehirlerde dönüşüm çalışmalarına devam edecek, çarpık kentleşmenin
olduğu bütün illerimizde yerel idarelerle işbirliği içinde kapsamlı kentsel
dönüşüm çalışmalarını hızlandıracağız.
Toplu konut uygulamalarımızın kapsamını genişleteceğiz. TOKİ’nin
öncelikle nüfus artışının hızlı ve konut fiyatlarının yüksek olduğu
şehirlerde ve alt ve orta gelir grubunun temel konut ihtiyacına
yoğunlaşmasını temin edeceğiz. Kalkınmada öncelikli bölgelerde sosyal konut
üretimine ağırlık vereceğiz.
Yapı kooperatiflerine gerekli mali ve teknik destekleri sağlayarak
bol miktarda, kaliteli ve ekonomik konut arzını temin edeceğiz. Yeterli
arsa geliştirilmesine önem verecek, idari işlemleri basitleştirecek ve
kendi konutunu yapanlara kapsamlı teknik destek sunacağız.
Planlama, projelendirme ve yapılaşma konularında kaliteli hizmet ve
denetim için il, ilçe ve belediyelerde yeterli sayıda nitelikli teknik
personel çalıştıracağız.
Özellikle SUKAP projesiyle, şebekeli içme ve kullanma suyundan
yararlanan belediye nüfusu oranını yüzde 100'e çıkaracağız. Susuz belde
bırakmayacak ve ihtiyaç duyulan yerlerde içme suyu arıtma tesisleri
yapacağız.
Atık yönetiminde bir taraftan hizmetin kalitesini artırırken, diğer
yandan da daha geniş kitlelere bu hizmetleri ulaştırdık. 2002 yılında
düzenli katı atık depolama tesisi ile 23 milyon kişiye hizmet verirken,
bugün 41 milyon kişiye hizmet verir duruma geldik.
Ulaşım ve trafik konusunda merkezi yönetim ile yerel yönetimler
arasındaki işbirliğini geliştirecek; ulusal ve yerel ulaşım planları
arasında uyum ve koordinasyonu sağlayacağız.
Şehirlerde toplu taşıma altyapısını geliştirmeye devam edeceğiz.
Yoğun hatlarda raylı sistemleri hızla tamamlayacak ve
şehiriçi-şehirlerarası bütünleşmeyi sağlayacağız. Organize sanayi ve
üniversite kampüsü gibi ihtiyacı yüksek bölgelere toplu ulaşım imkânlarını
artıracağız.
Gayrimenkul
bilgilerini kayıt altına alma işlemine hız verecek, ülke genelinde
kadastrosuz ve tescilsiz alan bırakmayacağız. Tapu Kadastro Bilgi Sistemini
(TAKBİS’i) tamamlayıp vatandaşlarımızı ülkenin her yerinden tapu işlemi
yapabilme imkânına kavuşturacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
12 Haziran seçimleri öncesinde, bazı şehirlerimize yönelik olarak
büyük projelerimizi kamuoyuna açıklamıştık.
İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır başta olmak üzere,
şehirlerimize ilişkin hazırladığımız bu projeler, bu şehirlerimizin marka
değerini güçlendireceği kadar, merkezinde bulundukları bölgelere de çok
önemli kazanımlar sunacaktır.
Bu projeler, gerek inşa aşamasında, gerek inşa sonrasında, istihdam
başta olmak üzere, ulaşım, ticaret, çevre, şehirleşme gibi alanlarda farklı
bir süreci de başlatmış olacaktır.
Bütün bu projelerin inşa aşamasında yüz binlerce kişinin istihdam
edilmesini hedefliyoruz.
Oluşacak yeni yaşam alanlarında, depreme dayanıklı, sağlıklı yaşam
alanları inşa ediyoruz.
Bu projelerle çevreyi tehdit etmiyor, tam tersine çevrenin
korunmasına katkı sağlıyoruz.
Seçim öncesinde milletimize taahhüt ettiğimiz hiçbir vaadi unutmuş
değiliz, üzerini örtmüş değiliz.
Şehirlerimize yönelik açıkladığımız o projeleri, Hükümet
Programımıza da alarak, taahhüdümüze böylece resmiyet de kazandırmış
oluyoruz.
KANALİSTANBUL Projesiyle, İstanbul’un batısında, Karadeniz ile
Marmara Denizi arasında bir kanal inşa edeceğiz. Bu kanalın inşasıyla,
İstanbul Boğazı’ndaki gemi trafiğini kanala kaydıracak, İstanbul’un ve
Boğaz’ın güvenliğini tesis etmiş olacağız.
İstanbul içinde yapacağımız kentsel dönüşüm projeleri kapsamında,
KANALİSTANBUL etrafında yeni yaşam alanları oluşturacağız.
İstanbul’a, biri Avrupa, diğeri Anadolu yakasında olmak üzere iki
yeni şehir inşa edeceğiz. Bu yeni şehirler de, İstanbul içindeki kentsel
dönüşümü destekler nitelikte olacak.
İstanbul’a 3’üncü bir havaalanı, 3’üncü bir köprü kazandıracağız.
MARMARAY’ı tamamlayarak, Boğaz’ın altından, tüpgeçitler yoluyla
raylı sistemi devreye alacağız.
Taksim’deki Topçu Kışlası’nı, aslına uygun olarak yeniden inşa
edecek, Taksim trafiğini yer altına alacağız.
Yassıada ve Sivriada’yı farklı bir konseptle yeniden ele alacak,
Yassıada’yı bir Demokrasi Müzesi’ne dönüştüreceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
İzmir’de, körfez geçişi projesi, diğer adıyla, izkaray’ı inşa
edecek,İzmir Körfezi’nin iki ucunu
birbirine bağlayacağız.
İzmir’in uzun yıllardır kent içi trafiğinin can damarlarından olan,
çok yoğun bir trafik taşıyan Mürselpaşa Bulvarı üstünden sahil yoluna kadar
trafiği yer altına alacağız.
Ankara-Afyonkarahisar-Uşak-Manisa-İzmir güzergâhında 583 kilometre
uzunluğunda çift hatlı yüksek hızlı tren hattını iki etap halinde inşa
edeceğiz.
İzmir-Bandırma Hızlı Tren hattını, Karacabey’de Osmaneli-Bursa
Hızlı Tren Hattına bağlıyoruz.
İzmir’i böylece, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Hattı ile doğrudan
İstanbul’a bağlamış oluyoruz.
İzmir-Manisa arası ulaşımın uzun yıllardır riskli bir bölgesi olan
Sabuncubeli geçişinde bir tünel inşa edeceğiz.
İzmir-Ankara ve İzmir-İstanbul otoyolları ile Türkiye’nin üç büyük
ilini, birbirine kesintisiz, konforlu, güvenli şekilde bağlıyoruz.
İzmir şehir merkezini, şehir içindeki diğer semtlere ve çevre
ilçelere, inşa edeceğimiz 4 metro hattı ile bağlayacağız.
30 kilometre uzunluğundaki yeni demiryolu hattıyla, Bergama’nın
Aliağa istasyonu üzerinden Menemen’e bağlantısını sağlıyor; bu hattı oradan
da İzmir ve Manisa’ya, demiryolu vasıtasıyla entegre ediyoruz.
İzmir’de, şehir yenileme projesi ile ekonomik ömrünü doldurmuş,
depreme dayanıksız, altyapı ve fiziki koşulları uygun olmayan yapılardan
şehri arındırarak, yeni, modern, sağlıklı bir kentleşmeyi başlatıyoruz.
Kuzey Ege Limanını, dünyanın en büyük 10 limanı arasına girecek
şekilde, bölgedeki diğer limanların tümünden büyük olarak inşa ediyoruz.
İzmir’e bir kruvaziyer limanı inşa edeceğiz.
Türkiye’nin en eski limanlarından olan İzmir Limanı’nı modernize
ediyoruz.
Tarihte dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Efes’in antik
limanı’nı yeniden inşa ediyoruz.
İzmir’de 9 adet yeni yat limanı kurmayı planlıyoruz.
Bütün bu projelerle, İzmir’i çok farklı bir kent konumuna
yükseltiyoruz.
Aynı şekilde Diyarbakır projelerimizi de bu hükümet döneminde
başlatacağız.
Diyarbakır’da, Suriçi’ndeki 500 civarında sivil mimari örneği
yapıyı aslına uygun şekilde yeniden inşa edeceğiz.
Suriçi’ni, burada yaşayan hiç kimseyi mağdur etmeden, kimsenin
hakkına halel getirmeden, çirkin yapılaşmadan ve çirkin görüntüden
kurtarıyoruz.
Diyarbakır’da Askeri ve Sivil havaalanını birbirinden ayırıyoruz.
Yeni ve modern bir terminal binası ile Diyarbakır’a yaraşan sivil bir
havaalanını Diyarbakır’a kazandırıyoruz.
Dicle nehrine rağmen, yeşil alan miktarının oldukça düşük olduğu
Diyarbakır’a, yeşil ile mimarinin uyum içinde yükseldiği yeni bir yaşam
alanı kazandırıyoruz.
Dicle kenarında kuracağımız bu yaşam merkezi, günlük yaşamın,
ticaretin, eğitimin, sporun tabii bir bütünlük içinde kucaklaştığı çok
farklı bir alan olacak.
Diyarbakır’ı yüksek standartlı bir otoyolla, hem Habur’a, hem de
Şanlıurfa, Gaziantep, Adana, Mersin, Niğde, Ankara, Bolu, Düzce, İstanbul
ve Edirne’ye kesintisiz bağlıyoruz.
Silvan Projesi ile 2 milyon 450 bin dekar tarım arazisinin
sulanabilmesini sağlayacağız. Bu projeyle hayata geçecek sulama sistemi
sayesinde çiftçilerimize, yılda 735 milyon lira ilave gelir elde etme
imkânı getiriyoruz.
Projenin enerji alanındaki faydası ise yılda 102 milyon lira
olacak.
Silvan Projesi ile 318 bin kişiye iş imkânı oluştururken, ülke
ekonomisine de toplamda yılda 837 milyon lira katkı sağlayacağız.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Ankara için projelerimizi de burada hatırlatmak isterim:
Ankara savunma sanayimizin başkenti. İnşallah, yeni projelerle
Ankara’nın bu vasfını daha da güçlendiriyor, dünyanın en büyük savunma
sanayii merkezlerinden biri haline getiriyoruz.
ASELSAN tarafından 100 milyon doların üzerinde bir yatırımla
Gölbaşı’nda radar ve elektronik harp tasarım ve üretim merkezi kurulacak.
Uzay ve uydu merkezi de TAI tesisleri içinde faaliyete geçecek.
Ankara böylece savunma sanayinde uydu ve uzay merkezi konumuna yükselecek.
Ankara’ya yeni bir adalet sarayı kazandıracağız.
45 bin seyirci kapasiteli, UEFA kriterlerine uygun bir stadyum inşa
edeceğiz.
2010 yılında Ankara’da kurduğumuz Yıldırım Beyazıd Üniversitesi’ni
farklı bir konseptle tasarlayarak, uluslar arası bir bilim merkezi olarak
büyüteceğiz.
Akyurt ilçemize, 1 milyon 800 bin metrekare alan üzerine kurulu
uluslar arası standartlarda bir fuar merkezi inşa ediyoruz.
Ankara’nın merkezinde, Hıdırlıktepe’de, bir inanç ve tarih müzesi
inşa edeceğiz.
Ulus tarihi kent projemiz devam edecek.
Kızılay’daki bütün binalara, kent estetiğine, mimari estetiğe uygun
şekilde farklı bir görünüm kazandıracağız.
Ankara’da termal su kaynaklarını, yeni bir konseptle
değerlendirecek, tesisler inşa edecek ve Ankara’yı termal sağlık turizminin
de başkentine dönüştüreceğiz.
Ankara – Yozgat – Sivas – Erzincan yüksek hızlı tren hattının
çalışmaları devam ediyor.
Ankara – Afyonkarahisar, Uşak ve İzmir hattının da çalışmalarına
başlayacak, Ankara’yı hızlı trenin merkezi, kesişme noktası, ortak
istasyonu konumuna yükselteceğiz.
Ankara merkez olmak üzere 3 otoyol projesini tamamlayacağız.
Ankara, havayolu ulaşımında transfer merkezi haline geliyor.
Kızılay – Çayyolu, Kızılay Keçiören ve Batıkent – Sincan metro
hatlarını hızlı şekilde tamamlıyoruz.
Bunlara ek olarak, Kızılay–Akyurt fuar alanı–havaalanı arasında
yeni bir raylı sistem inşa edeceğiz.
Keçiören ile İstanbul Bulvarı arasına inşa edeceğimiz tünel,
Keçiören’i İstanbul, Eskişehir ve Konya yoluna bağlayacak.
Kuzey Ankara protokol yolu kentsel dönüşüm projesi, Mamak kentsel
dönüşüm projesi., 50’inci yıl kentsel dönüşüm çalışmaları devam edecek.
Güneykent adını verdiğimiz bir projeyle, Ankara’ya, 500 bin kişilik
yeni bir şehir kazandıracağız.
SadeceAnkara, Diyarbakır,
İzmir ve İstanbul değil, 81 vilayetimiz için hazırladığımız projeleri, yeni
hükümet dönemimizde başlatacak ve en kısa zamanda tamamlayacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Hükümetimiz çevre konularında uluslararası gelişmeleri yakından
takip ederek, koruma ve kullanma dengesini gözeten ve sürdürülebilir kaynak
kullanımının önemini bilen bir anlayışa sahiptir. Diğer taraftan, gerek
çevre ve tabiatın dengesiz kullanımı ve gerekse diğer sebeplerden
kaynaklanan afetlere karşı tedbirli olmak da halkımızın can ve mal emniyeti
bakımından en çok öncelik verdiğimiz alanlardan birisi olmaya devam
etmektedir.
İktidarlarımız döneminde çevrenin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için çok sayıda proje üretip dev yatırımlara
imza attık. 2002 yılında sadece 15 olan düzenli çöp depolama tesisi
sayısını 59’a, atık suları arıtılan nüfus oranını yüzde 36’dan yüzde 73’e
ulaştırdık.
Denizlerdeki kirliliği 2002 yılında sadece 26 noktada izlerken,
bugün 366 noktada izleme altyapısı tesis ettik. 2002 yılında 63 olan
korunan alan sayısını 98’e çıkardık ve 89 yeni kent ormanı kurduk.
Hava kirliliği ve artan karbondioksit emisyonu ile mücadele için
önemli adımlar attık. Bunun yanında demiryollarının daha çok kullanımı için
başlatılan projeler, havayolu kullanımının yaygınlaştırılması, özellikle
İstanbul'da kentiçi ulaşımda deniz yolu kullanımının artırılması, hibrit
otomobillerle ilgili çalışmalar ve yaşlı araçların trafikten çekilmesi gibi
uygulamalarla ulaşımı daha çevreye duyarlı hale getirdik.
Değerli
Milletvekilleri,
İklim değişikliği başta olmak üzere, artan çevresel sorunlara karşı
hassasiyet ve tabii afetler konusunda hazırlıklı olmak, bu dönemde de
halkımıza ve yegâne yaşam ortamımız dünyaya karşı Hükümetimizin en önemli
yükümlülükleri arasında yer almaya devam edecektir.
Bu çerçevede, çevreci bir ulaşım anlayışıyla, başta kentler olmak
üzere yolcu ve yük trafiğinin yoğunlaştığı alanlarda gürültü kirliliği
dahil olmak üzere kirliliğin azaltılmasına özel önem vereceğiz.
Başta karayolu olmak üzere; tüm ulaşım türlerinde sera gazı
emisyonlarına yönelik çalışmalara öncelik verecek ve gerekli takip
sistemini kuracağız.
Büyükşehirlerde akıllı sistemlerle desteklenen bütünleşik toplu
taşıma sistemlerini hayata geçireceğiz. Elektrikli demiryolu hatlarını
yaygınlaştırarak sera gazı emisyonlarını azaltacağız.
Atık yönetimi hizmetlerinin desteklenmesine devam edeceğiz. Atık
azaltma, yeniden kullanım ve geri kazanım uygulamaları ile çevreye verilen
tahribatı en aza indireceğiz.
Atık yönetiminin, geri dönüşüm yoluyla hem enerji üretimini, hem de
istihdamı artırıcı bir yatırım alanı olmasını sağlayacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Ülkemizi, iktidarımız döneminde orman varlığını arttıran nadir ülkelerden birisi haline getirdik, orman
varlığımızı zenginleştirdik ve ağaçlandırmada dünyada ilk üçe girme
başarısını gösterdik.
Türkiye'yi, orman yangınlarıyla mücadelede çevre ülkelere de her an
yardım edebilecek güçte bir orman yangını söndürme sistemine kavuşturduk.
Önümüzdeki dönemde, yeni kurduğumuz Orman ve Su İşleri Bakanlığımız
uhdesinde orman varlığımızı daha da artırmak için her türlü tedbiri alacak,
ormanlarımızı, ekolojik dengeyi koruyacak ve topluma çok yönlü sürdürülebilir
fayda sağlayacak şekilde yönetmeye devam edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Afet ve
acil durum yönetimindeki yetki kargaşasına ve dağınıklığa son verdik, Tüm
görevleri tek çatı altında toplayarak Afet ve Acil Durum Yönetimi
Başkanlığını kurduk.
Son 9 yılda ülkemizin, ulusal ve uluslararası boyutta yaşanan
afetlere müdahale kabiliyetini yükselttik ve dünyada örnek gösterilen
başarılı ülkeler arasına girdik.
Afet yönetimi kapsamında ulaşım altyapısı ile kamu binalarının
(eğitim, sağlık, adalet, güvenlik vb.) güçlendirilmesine öncelik verdik.
Afet konutu anlayışını değiştirdik. Prefabrik olarak inşa edilen
geçici afet konutları yerine, sosyal donatılara sahip kalıcı, sağlam ve
konforlu konutlar üreterek kaliteli yaşam alanları oluşturduk. 30-40 yıldır
planlandığı halde yapılamayanlar da dâhil toplam 18 bin afet konutunu
tamamlayarak hak sahiplerine teslim ettik.
Pakistan, Endonezya ve Sri Lanka'da meydana gelen afetlere de
yardım eli uzattık ve yaklaşık 6 bin konutu ve sosyal donatılarını
tamamladık.
Değerli
Milletvekilleri,
Önümüzdeki dönemde mevcut kamu binalarının sağlamlaştırılmasını ve
yenilenmesini tamamlayacağız. Yerleşim yerlerinin afet riskinin
azaltılmasına öncelik verecek; afete duyarlı yapılaşma anlayışıyla hasar ve
risklerin en aza indirildiği güvenli şehirler kuracağız.
Mahalle ölçeğinde acil durum ve afet yönetim altyapısını kuracak;
bu merkezleri donanımlarıyla birlikte sürekli kullanıma hazır
bulunduracağız. Vatandaşlarımıza afet öncesi ve sonrasına yönelik eğitimler
vererek afetlere karşı farkındalığı artıracağız.
Tüm afet türlerinin kapsandığı, doğal verilerin ve fiziki
koşulların bütünsel olarak ele alındığı risk haritalarını hazırlayacağız.
Doğal afet sigorta sisteminin tüm afet türlerini kapsayacak şekilde
geliştirilmesini temin edeceğiz.
Deprem riski olan ve yoğun nüfus bölgelerinde hava ambulansı olarak
hizmet veren helikopterler için pist alanlarını artıracağız.
Kentsel altyapı sektöründe kullanılan malzemelerin afetlere
dayanıklı olarak üretilmesine yönelik Ar-Ge çalışmalarını destekleyeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Ekonomik büyümede sağladığımız başarının yanında, bunun sonucunda
ortaya çıkan gelir ve refahın dengeli dağılımına ve yaygınlaştırılmasına da
çok büyük önem verdik. Bu çerçevede, bölgesel gelişmeyi yeniden tanımladık.
Sadece geri kalmış yörelerimize odaklanan anlayışı terk edip, bütün
bölgelerin potansiyelini harekete geçiren uygulamaları başlattık. Temel
önceliğimiz geri kalmış bölgelerimiz olmakla birlikte, güçlü ülke
vizyonumuz için, yurdumuzun her yöresini kalkınma ve rekabet yarışının bir
oyuncusu haline getirdik.
İktidarımız döneminde bölgesel kalkınma projelerimizi çok yönlü ve
kararlı şekilde hayata geçirdik. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP),
Doğu Anadolu Projesi (DAP) ve Konya Ovası Projesi (KOP) gibi bölgesel kalkınma projelerini hızla uygulamaya koyduk. GAP
Eylem Planını hazırlayıp yıllardır sürüncemede kalan yatırımları hızlandırdık,
yeni yatırımları harekete geçirdik. GAP, DAP ve KOP için son dört yılda yaklaşık toplam 20 milyar TL kaynak ayırdık.
Son olarak çıkardığımız KHK ile Konya’da KOP ve Erzurum’da
DAP bölge kalkınma idarelerinin kuruluşlarını da
gerçekleştirdik.
Bölgesel gelişmede yerinden hizmet veren uzmanlık kuruluşları
olarak 26
kalkınma ajansını kurup faaliyete geçirdik.
Kalkınma ajanslarımız çok kısa sürede, ülkemizin her yerinde halkımızın,
yatırımcımızın ve girişimcimizin kalkınma hamlesindeki itici gücü ve lider
kuruluşu haline geldi.
Ajanslar KOBİ’lerimizin, meslek ve sivil toplum kuruluşlarımızın,
çiftçilerimizin ve daha birçok vatandaşımızın ekonominin canlandırılmasına,
rekabet gücünün artırılmasına ve toplumsal dinamizmin geliştirilmesine
yönelik projelerine mali destek sağladı. Sanayi, turizm, tarım, altyapı,
insan kaynakları ve sosyal kalkınma gibi birçok alandaki yaklaşık 2.000
projeye 625 milyon TL hibe kaynak kullandırdı. Bu katkıyla toplamda 1 milyar TL’ye yaklaşan bir kaynağı harekete
geçirdi.
Diğer taraftan, ülkemizde ilk defa, cazibe merkezi niteliğindeki
şehirlerimizin, bulundukları bölgelere ekonomik güç, dinamizm ve kalkınma
ivmesi kazandırmasına yönelik programları uygulamaya koyduk.
Özel sektörün yatırım ve girişimleri için, kapsamlı bir
sektörel-bölgesel teşvik sistemini ülkemize kazandırdık. İzlenen aktif dış
siyaset ve “Komşularla Sıfır Sorun” politikasıyla komşu ülkelerle ticaret
ve turizmi artırıp, sınır bölgelerimizde önemli bir ekonomik dönüşüm
başlattık.
Değerli
Milletvekilleri,
Önümüzdeki dönemde bölgesel kalkınmada, sosyal adaleti ve insanı
merkeze koyan dengeli kalkınma ve rekabet edebilirlik yaklaşımımız
sürdürülecektir. Geçmiş uygulamaların temelinde, yurdun her yerinde
bölgesel gelişmenin hızlandırılmasına yönelik program ve projelerimizi
güçlendireceğiz ve yaygınlaştıracağız.
Yeni kurduğumuz bölgesel kalkınma idareleriyle, GAP, DAP ve KOP
projelerimizi süratle halkımıza iş, aş ve refah sunar duruma getireceğiz.
Kalkınma ajanslarının kaynaklarını ve imkânlarını artıracağız.
Ajansların, halkımızın sosyal ve ekonomik kalkınma girişimlerinin her
yönden karşılık bulduğu öncü ve destekleyici kuruluşlar olma işlevini
pekiştireceğiz.
Bölgesel ve sekörel teşvik sistemini güçlendireceğiz. Bütün
bölgelerimizde özel sektörün gelişmesi için, kredi garanti sistemi, girişim
sermayesi gibi yeni mali araçları yerel düzeyde yaygınlaştıracağız. KOBİ
ağırlıklı bölgesel kümelenmelerini destekleyerek, Ar-Ge ve yenilik
kültürünü tabana yayarak, yenilikçi girişimciler ve işletmeler için yerelde
çalışan destek modellerini tesis edeceğiz.
Bölgesel gelişmenin dinamiğini teşkil eden kentleşmenin ülke ve
bölge düzeyinde yönlendirilmesini sağlayacağız. Gelişme düzeyi zayıf kalan
bölgelerimizin cazibe merkezi şehirler etrafında kentleşmesini ve daha
hızlı kalkınmasını teşvik edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Kırsal kalkınma konusunda da uzun soluklu bir dönüşüm süreci
başlattık. Bunu yaparken kırsal alanda mahrumiyet duygusunu ortadan
kaldırma, dünyayla irtibatı güçlendirme, ilave gelir kaynaklarını artırarak
refah düzeyini yükseltme vizyonuyla hareket ettik.
Bu amaçla, bu dönemde ilk defa bir Ulusal Kırsal Kalkınma
Stratejisi ve Kırsal Kalkınma Planı hazırladık ve Kırsal Kalkınma Ajansını
kurduk. KÖYDES Programını hayata geçirerek Cumhuriyet tarihimizin en büyük
kırsal altyapı hamlesini başlattık.
KÖYDES ve
BELDES Programlarıyla köylerimizde ve beldelerimizde içme suyu, yol ve
benzeri temel ihtiyaçların karşılanması için hummalı bir çalışma yaptık.
KÖYDES ve BELDES kapsamında, 8 milyar TL kaynak kullanarak, 10 milyon
insanımızı barındıran 34.401 köy ve 46.926 köy bağlısı yerleşme ile 9,5
milyon nüfusun yaşadığı, 10 bin nüfusun altındaki belediyelerin içme suyu
ve yol sorunlarını çok büyük oranda çözdük.
Değerli
Milletvekilleri,
Önümüzdeki dönemde de kentler ve kırsal alanlar arasındaki gelir ve
refah farkını dengelemek için özel gayret sarf edeceğiz.
Kırsal Kalkınma Planı çerçevesinde, kırsal alanların ekonomik
gücünü ve cazibesini artıracak yenilikçi ekonomik faaliyetleri teşvik
etmeye devam edeceğiz.
KÖYDES Programını kaynaklarını artırarak, kapsamlı bir kırsal
kalkınma programına dönüştüreceğiz. Köylerde ve bağlı birimlerinde yol, su,
eğitim, sağlık, enerji, haberleşme gibi temel altyapıyı süratle ve daha üst
standartlarda tamamlayacağız.
Değerli
Milletvekilleri,
Göreve geldiğimiz günden bu yana, dış politikada temel hedefimiz
Türkiye’yi bölgesel bir güç ve küresel bir aktör yapmak ve uluslararası
sistemin belirleyici ülkelerinden birisi haline getirmek olmuştur.Bu nedenle, dış politikada sorun odaklı
yaklaşım yerine vizyoner bir yaklaşım benimsedik ve gerek bölgemizi, gerek
küresel düzeni ilgilendiren hemen her konuda bir Türkiye vizyonu ortaya
koyduk.
İlkeli, dengeli, küresel ve bölgesel bütün aktörlerle temas halinde
yürütülen, idealist değerlerle rasyonel gereklilikler arasında denge
gözeten, dinamik bir dış politika yöntemini benimsiyoruz. Dış politika
anlayışımız, bölgesel ve küresel gelişmelere yönelik vizyoner, proaktif ve
uzun vadeli politikalar geliştirmemize imkân tanımaktadır. Türkiye artık
olaylara seyirci kalan değil yön veren bir ülkedir. Türkiye’nin vizyoner
dış politikası, sorunların çatışmayla değil etkin müzakere ve işbirliği ile
çözülebileceği yaklaşımına dayanmaktadır. Nitekim, uluslararası
ihtilafların çözüme kavuşturulması bakımından Türkiye’nin benimsediği
diyalog ve müzakereyi esas alan, yapıcı ve kucaklayıcı tutum bugün sadece
içinde bulunduğumuz coğrafyada değil, dünyanın birçok bölgesinde makes
bulmuş ve takdir toplamıştır.
Göreve geldiğimizden bugüne kendi tarihi ve coğrafyası ile barışık
ve bunları stratejik bir değer olarak gören ve komşularla sıfır sorun
politikasını benimseyen bir dış politika izledik. Bu yaklaşımla, ülkemizin
bölgede bir güven unsuru ve istikrar üreten ülke olarak takdir görmesini
sağladık.
Türkiye, geniş bir kültürel ve tarihi coğrafyada bulunmanın, kaynak
zengini bölgelere yakınlığın, kıtalar arası ticaret ve enerji hatlarının
geçiş noktasında yer almanın ve köklü bir medeniyete sahip olmanın sunduğu
büyük potansiyeli azami düzeyde dış politikasına yansıtacaktır.
İktidarlarımız süresince, hızla büyüyen ekonomisi, bilim ve
teknoloji altyapısı, insan kaynakları ve diplomatik yetenekleri sayesinde “ince gücü” hızla artan ve derinlik kazanan Türkiye, bölgesinde barış ve
istikrarın merkezi haline geldiği gibi, uluslararası barış ve güvenliği
tehdit eden ihtilafların çözümü bakımından katkısı aranan, kısacası barış
ve istikrarın tesisinde anahtar rol oynayan bir ülke konumuna
yükseldi.
Değerli
Milletvekilleri,
İktidara geldiğimizden bugüne değin, ülkemizde demokrasinin
güçlenmesi ve ülkemizin bölgesel ve küresel sorunlarda daha etkin ve
belirleyici bir aktör haline gelmesi için Avrupa Birliği’ne tam
üyeliği stratejik bir hedef olarak gördük. Bu
süreçte, bazı ülkelerin haksız muhalefetine, yolumuza çıkartılan suni
engellere rağmen tam üyelik hedefimiz yolunda gerekli adımları kararlılıkla
atmaya devam edeceğiz.
Hükümetimiz AB’ye tam üyelik sürecini sadece bir entegrasyon
meselesi olarak değil, aynı zamanda ülkemizin ekonomik, sosyal ve hukuki
standartlarını yükseltmek için bir zemin olarak değerlendirmektedir. AB ile
ilişkilerimizi ve üyelik sürecini diğer bölgelerle ilişkilerimizde
kısıtlayıcı bir unsur olarak değil, bir avantaj olarak görüyoruz. Müzakere
sürecinde yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız reformları, öncelikle
kendi ülkemizin ve vatandaşlarımızın çıkarına olduğu için hayata geçirmeye
devam edeceğiz.
Dış politikamızda önümüzdeki dönemde karşılıklı çıkar, saygı ve
güvene dayanan Türk-Amerikan ilişkilerini, bölgesel ve küresel sorunların
çözümünde bir fırsat olarak görmekteyiz. Bu kapsamda, Türkiye ile
ABD arasındaki mevcut ilişkileri model ortaklık çerçevesinde, güçlendirmeye, bu ilişkilerin güvenlik boyutunun yanısıra,
özellikle siyasi ve ekonomik vechelerini geliştirmeye devam edeceğiz.
İktidarımız
döneminde, Kıbrıs’ta, KKTC halkının ve Türkiye’nin stratejik çıkarlarını
gözetecek, bu bağlamda BM parametreleri çerçevesinde iki toplumlu ve iki
kesimli, tarafların siyasi eşitliğine dayanan kapsamlı çözüme ulaşılması
yönündeki çabaları sürdüreceğiz ve BM’nin iyi
niyet misyonunu desteklemeye devam edeceğiz. Ayrıca, KKTC’nin uluslararası
alanda tanınması ve daha saygın bir konuma getirilmesi için gösterdiğimiz
yoğun çabayı aynı kararlılıkla sürdürecek ve aynı zamanda KKTC’nin ekonomik
altyapısının güçlendirilmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
destek vermeye devam edeceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Derin tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Ortadoğu
ile ilişkiler ülkemizin dış politikasına güç katan önemli bir stratejik
unsurdur. Hükümetimiz, Ortadoğu’yu çatışmaların, savaşların, geri
kalmışlığın, fakirliğin, kötü yönetimlerin değil, tarihte olduğu gibi
barış, istikrar, refah ve medeniyetin merkezi olarak görmek istiyor.
Geçmiş iktidarlarımız döneminde bölge ülke ve halklarıyla
geliştirdiğimiz ilişkiler yeni bir dostluk ve kardeşlik döneminin
altyapısını tesis etti. Türkiye ile Ortadoğu coğrafyası arasındaki mevcut
ekonomik ilişkileri derinleştirmeye yönelik çabalarımız bu dönemde daha da
güçlenerek devam edecektir. Türkiye, bu bölgedeki devletler arasındaki
ilişkilerin, egemenlik, sınırların dokunulmazlığı ve toprak bütünlüğü
ilkelerini gözetecek şekilde derinleştirilmesi ve karşılıklı bağımlılığın
güçlendirilmesi için öncü rol üstlenmeyi sürdürecektir.
Ortadoğu’da son dönemde cereyan eden değişim hareketlerinin,
bölgenin daha demokratik, şeffaf ve etkin yönetimlere kavuşması bakımından
önemli fırsatlar barındırdığını düşünüyoruz. Bu sürecin kardeş
halklarımızın meşru özlem ve taleplerini karşılayacak şekilde neticelenmesi
ve bölgenin bu süreçten daha demokratik, daha istikrarlı ve daha müreffeh
olarak çıkması için her türlü gayreti göstereceğiz. Nihai istikrarın ancak
yönetimlerin meşruiyetlerini halktan aldıkları sistemlerle sağlanabileceği
anlayışıyla, kardeş bölge halklarının meşru taleplerinin karşılanacağı
reformların gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz ve özellikle, Suriye,
Libya, Mısır, Tunus ve Yemen’de, bir an evvel iç barış, huzur ve istikrarın
tesis edilmesi için ikili ve çok taraflı boyutlarıyla aktif bir politika
izliyoruz, izleyeceğiz.
Bu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ortamının yol açtığı insani
sorunların halli için her türlü yardımı yapıyoruz, yapacağız. Hükümetimiz
Libya’daki kriz baş gösterdiğinde, tarihin en büyük tahliye
operasyonlarından birini yaparak 25 binin üzerinde sivilin ülke dışına
transferini sağladı. Halen Suriye’deki güvenlik sorunları sebebiyle sınırı
geçerek ülkemize sığınan 10 bini aşkın Suriyeli kardeşimize her türlü
insani yardım ve destek hizmetini de sunuyoruz.
Türkiye, Irak’ın güvenlik, barış ve demokrasiye kavuşması için en
fazla çaba sarf eden ülkelerin başında oldu. Irak ile köklü tarihi,
kültürel, coğrafi ve ekonomik bağlarımız bu çabaların gösterilmesini
stratejik bir zaruret haline getirmektedir.
Bölgede
istikrarın sağlanmasının en önemli koşullarından biri, Filistin sorununun
insani ve barışçıl bir yolla çözülmesidir. Barışın anahtarı,
BM kararları kapsamında birbiriyle barış içinde yaşayan, iki devletli
çözümden geçmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye, gerek Filistin uzlaşmasının
sağlanması, gerek barış sürecinin yeniden canlandırılması için aktif çaba
göstermeye devam edecektir.
Sivil toplum kuruluşları tarafından Gazze’ye insani yardım amacıyla
gönderilen sivil konvoya yapılan saldırının ilgili uluslararası
platformlarda takipçisi olacağız. İsrail, uluslararası hukuka ve her türlü
insani değerlere aykırı bu yasadışı eylemden dolayı resmen özür
dilemedikçe, Gazze’ye yönelik ambargoyu kaldırmadıkça ve bu menfur olayda
hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına tazminat ödemedikçe, iki
ülke arasında ilişkilerin normalleşmesi düşünülemez.
Değerli
Milletvekilleri,
Balkanlarda barış ve siyasi istikrarın tesis edilmesine, etnik,
dini ve siyasi gerginliklerin önlenmesine ve toplumsal huzura katkı yapmak
Hükümetimizin öncelikleri arasında yer almaktadır. Balkan
ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendirmeye, barış huzur ve istikrarın sürekli
hale gelmesine katkı sunmaya devam edeceğiz.
İktidarımız döneminde Rusya ile ilişkilerimizde yaşanan olumlu
gelişmeler, ülkemizin geniş coğrafyasını ilgilendiren uluslararası
meselelerde yeni bir işbirliği zemininin doğmasına yol açtı. Özellikle
Rusya ile vizeleri kaldırmış olmamız, ikili ilişkilerin ivme kazanmasına
önemli ölçüde katkıda bulunacaktır. Önümüzdeki dönemde, bölgemizde önemli
bir aktör olan Rusya ile ikili ilişkilerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.
Kafkaslarda barış ve istikrarın temin edilmesi ve korunması ülkemiz
açısından stratejik bir önceliktir. Bu kapsamda bölge ülkeleri ile
ilişkilerin geliştirilmesi bölgede gerginlik ve çatışmaların asgari düzeye
indirilmesi temel hedeflerimiz arasında olacaktır.
Türkiye, Güney Kafkasya’da barış, istikrar ve refahın tesis
edilmesi, Azerbaycan toprakları ile Yukarı Karabağ’daki işgalin sona
erdirilmesi ve böylelikle Kafkaslardaki bütün akraba topluluklar arasındaki
ilişkilerin düzeltilmesi için çaba göstermeye devam edecektir. Türkiye-Ermenistan
ilişkilerinin normalleşmesi dahil olmak üzere,Kafkaslarda en geniş barış, istikrar ve
refah ortamının doğması gerektiğine inanıyoruz.
Orta Asya’da Türkçe konuşan Cumhuriyetler ve geniş Türk
coğrafyasıyla olan ilişkilerimize iktidarımız döneminde geçmiş dönemlere
kıyasla çok büyük bir ivme kazandırdık. Bölgeye önemli ölçüde kalkınma
desteği sağladık,çok sayıda
kültürel ve tarihi eseri koruma altına aldık. Bu Cumhuriyetlerle
ilişkilerimizin rasyonel, karşılıklı saygı, çıkar ve ortak değerler temelinde,
istikrarlı şekilde geliştirilmesi hükümetimizin stratejik hedefleri
arasında yer almayı sürdürecektir. İktidarımız sırasında kurulan Türk
Dünyası Konseyi’nin kurumsallaşmasına yönelik gayretlerimiz devam
edecektir.
Başta Avrupa olmak üzere yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ve
akraba toplulukların ihtiyaçlarını karşılamaya ve sorunlarına çözüm bulmaya
yönelik kurduğumuz Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığını
önümüzdeki dönemde daha da aktif hale getireceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Dış politika vizyonumuzun genişlemesine bağlı olarak Afrika’yla
olan ilişkilerimizi güçlendirmek amacıyla önemli adımlar attık. Afrika
açılımımızın siyasi ayağını güçlendirmek amacıyla kıtadaki
Büyükelçiliklerimizin sayısını 12’den 26’ya çıkarttık, yakın vadede bu
sayıyı 32’ye yükselteceğiz.Afrika
açılımının ekonomik ayağını oluşturmak üzere Türk işadamlarının Afrika
pazarında etkin hale gelmesi için yoğun gayret sarf ettik. İkili ilişkiler
düzeyinde gerçekleştirdiğimiz ve Türk firmalarının ve sivil toplum
kuruluşlarının önünü açan bu politikayı yeni dönemde de aynı kararlılıkla
sürdürecek ve yeni fırsat ve işbirliği alanları geliştireceğiz.
Uzak ve Güneydoğu Asya, dış politikamızda vizyonumuzu
genişlettiğimiz bölgeler arasındadır. Bölge ülkeleri ile olan ilişkiler
iktidarımız döneminde büyük ivme kazandı ve bölgenin önemli ticaret
ortaklarından biri haline geldik. Önümüzdeki dönemde de bölge ülkeleriyle
yeni işbirlikleri kurmaya ve fırsat alanları açmaya devam edeceğiz. Asya’nın
3 büyük siyasi aktörü ve ekonomik gücü olan Çin, Hindistan ve Japonya ile
olan ilişkilerimizi önümüzdeki dönemde de güçlendirmeye devam edeceğiz.
Dost ve kardeş ülkelerimiz Afganistan ve Pakistan’ın istikrarını
yakından takip etmeye ve bu ülkeler arasında köprü olmaya devam edeceğiz.
Afganistan’ın imarı ve yeniden siyasi istikrara kavuşması bölge barışı
açısından çok büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin teknik yardımlarından en
fazla yararlanan ülke olan Afganistan’ın kurumsal ve insani kapasitesinin
geliştirilmesine dönük desteklerimize önümüzdeki dönemde de hız
vereceğiz.
Yeni dış politikamız çerçevesinde, iktidarımız döneminde, yalnız
yakın coğrafyalarla değil, bize uzak coğrafyalardaki dost ülkelerle de
saygıya ve karşılıklı işbirliğine dayalı bir ilişki geliştirdik. Brezilya,
Meksika ve Şili gibi ülkelerle her geçen gün daha da güçlenen bir ilişkimiz
bulunmaktadır. Hükümetimiz Latin Amerika ülkeleriyle ilişkileri daha da
geliştirmeye kararlıdır.
Değerli
Milletvekilleri,
Birleşmiş Milletler, G-20, İslam Konferansı Örgütü (İKT), Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ),İKT Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) ve Ekonomik
İşbirliği Teşkilatı (EİT) gibi uluslararası platformlarda Türkiye’nin
etkinliği her geçen gün artmaktadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine geçici üyeliğimiz için
gördüğümüz güçlü destek, ülkemizin uluslararası barış ve güvenliğin
tesisine yaptığı katkıları ve yükselen profilini göstermiştir. Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak bulunduğumuz sürede,
sadece ülkemizin değil, uluslararası vicdanın ve adaletin sözcüsü olduk. Bu
çerçevede, 2015-2016 dönemi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
geçici üyeliğine tekrar aday olduk ve kampanyamızı başlattık.
Yeni vizyoner dış politikamız İKT nezdinde de karşılığını bulmuş ve
İktidarımız döneminde bu Teşkilatın Genel Sekreterlik görevine iki kez üst
üste bir Türk Genel Sekreter seçilmiştir. Ayrıca, 2014 yılında İKT
Zirvesine ev sahipliği yapma niyetimiz tüm İslam ülkeleri nezdinde olumlu
bir karşılık bulmuştur. Önümüzdeki dönemde Hükümetimiz, İKT ile ilişkilerin
daha da geliştirilmesine yönelik yoğun çalışmalarda bulunacaktır.
Türkiye, özellikle yakın coğrafyasında bir istikrar, güvenlik ve
özgürlük kuşağının yanı sıra, geniş ve ölçek ekonomilerini kullanan
iktisadi refah havzaları oluşturacaktır. Türkiye’nin uzun dönemli refahı,
ulusal ölçeği aşan bir ekonomik perspektifle mümkündür. Yakın
komşularımızla yürüttüğümüz İkili Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği
Konseyi uygulamaları bu açıdan büyük öneme sahip olduğu gibi, uluslararası
diplomasiye özgün bir katkı getirmiştir. Ayrıca, bölgesel işbirliği
programları ile KEİ, İSEDAK ve EİT gibi çok taraflı örgütlerin sunduğu
imkânlar bu çerçevede değerlendirilecektir. İlgili bakanlık ve
kuruluşlarımız kendi görev alanlarında dışa dönük, bölgesel ve uluslararası
perspektifi iş planlaması ve süreçlerine hâkim kılacaklardır.
İSEDAK Türkiye’nin İslam dünyasına dönük en önemli iktisadi ve
ticari projesidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın daimi başkanı oldukları ve 27
yıldır ortak din ve kültüre sahip olan ülkeleri kesintisiz bir araya
getiren İSEDAK İslam coğrafyasında refahın artmasına yönelik önemli
çalışmalar yapmaktadır. Önümüzdeki dönemde ülkemizin ev sahipliğini yaptığı
İSEDAK’ı güçlendirerek, bu ülkeler arasında kalkınma alanında bilgi ve
tecrübelerin paylaşıldığı ve anlayış birliğinin oluşmasına hizmet eden bir
yapıya kavuşturmak üzere çalışmalarımıza hız vereceğiz.
Değerli
Milletvekilleri,
Dış politikamızın son yıllarda en hızlı gelişme gösteren
alanlarından birisi de dış yardımlardır. Başta Türk Cumhuriyetleri ve Türk
Topluluklarının bulunduğu ülkeler olmak üzere Orta Asya, Kafkasya,
Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika’da daha planlı ve etkili bir yardım
politikası izledik. Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın (TİKA) öncülüğünde
yürütülen etkin çalışmalar ve bu alandaki artan performansımız sayesinde
ülkemize donör ülke statüsünü kazandırdık.
Türkiye, 10 yılda bir düzenlenen ve çoğunluğu Afrika Ülkelerinden
oluşan En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na (EAGÜ) geçtiğimiz Mayıs ayında
ev sahipliği yapmıştır. Burada öncü bir rol üstlendik ve önümüzdeki 10 yıl
için EAGÜ’lerle yapılacak olan teknik işbirliği proje ve programlarına
yıllık 200 milyon dolar tahsis taahhüdünde bulunduk. Bu kapsamda önümüzdeki
dönemde Hükümetimiz bu ülkelere yönelik çalışmalarına ivme kazandıracaktır.
İktidarlarımız süresince yürüttüğümüz aktif ve ön alıcı dış
politika neticesinde, bugün Türkiye bölgesel ve küresel aktör konumuna
yükselmiştir. Uzun yıllar boyunca sadece kriz ve afetlerle anılan Türkiye
imajının yerini, uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için görüşlerine
ihtiyaç duyulan ve özgün vizyonuyla çözüm üreten Türkiye algısı almıştır.
Sayın
Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Dünyanın son derece stratejik bir coğrafyasında köklü bir tarih ve
medeniyete yaslanan büyük bir milletin vekilleri olarak ne kadar gurur
duysak azdır.
Cumhuriyetimizin 100. yılında 2023 hedeflerine doğru yelken açan
ülkemiz, bölgesinde ve küresel düzeyde imrenilerek bakılan başarılarına
koşar adımlarla devam edecektir.
Daha önceki Hükümet Programlarımızdaki hedeflerimizi
gerçekleştirdiğimiz gibi buradaki hedeflerimizi de inşallah
gerçekleştirerek, milletimizi ileri demokrasiye, daha çok refaha, daha çok
sosyal adalete, daha güçlü bir Türkiye’ye kavuşturacağız.
Toplumumuzu oluşturan tüm kesimleri kucaklayan bir anlayış içinde
çalışmalarını yürütecek olan Hükümetimiz,Aziz Milletimizden ve Yüce Meclis’ten bir kez daha güven ve destek
beklemektedir.
Çalışmalarımızı başta muhalefet partilerimiz olmak üzere, sivil toplum
kuruluşları ve ilgili tüm taraflarla diyalog ve işbirliği içinde şeffaf
biçimde yürüteceğiz.
Bütün bu çalışmalar sonucu elde edilecek olan başarılar, sadece
bize ait olmayacak, tüm tarafların katkısıyla milletimizin başarısı haline
gelecektir.
Bu yeni dönemin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Allah yar ve yardımcımız olsun; yolumuz bahtımız açık olsun diyor
sizleri saygı ile selamlıyorum.
|