|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2009/47
Karar Sayısı : 2011/51
Karar Günü : 17.3.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Midyat Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3.
maddesinde yer alan “…yabancı ırk ve
millet isimleriyle…” ibaresinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Soyadının değiştirilmesi istemiyle açılan davada,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi bulan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı
tarafın Anayasa’ya aykırılık itirazı ile ilgili beyanları :
Davacı taraf 1982
Anayasası’nın 10. maddesinde eşitlik ilkesinin düzenlendiğini, eşitlik
ilkesinin bu ilkeden yaralananlar açısından bir temel hak, yani eşit işlem
görmeyi ya da ayırım gözetilmemesini isteme hakkı doğurduğunu, aynı zamanda
bu ilkenin devlet organları ve idari makamlar açısından da anayasal bir
buyruk ve devlet yönetiminin de temel bir ilkesi olduğunu, bu çerçeveden
bakıldığından 10. maddede ifade edilen özellikler (dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep) bakımından ayırım
yapan bir kanunun Anayasa’ya aykırı olacağını, ancak 2525 sayılı ve
21/06/1934 tarihli Soyadı Kanunu’nun 3. maddesinde düzenlenen; “Rütbe ve
memuriyet, aşiret ve YABANCI IRK VE MİLLET İSİMLERİYLE umumi edeplere uygun
olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.” hükümdeki YABANCI IRK VE MİLLET
İSİMLERİYLE ibaresinin Türkçe kökenli olmayan soyadlarının
kullanımına engel olduğu, dolayısıyla söz konusu düzenlemenin ırksal ve
milletsel ayırım yaptığını, Anayasa’nın 10. maddesinde açıkça ırklara
dayalı ayırım yapılamayacağının düzenleme altına alınmasına rağmen. Soyadı
Kanunu’ndaki ve iptali istenen düzenleme ile Türkçeye ve Türkçe kökenli
soyadları lehine ayırım yapıldığını bu durumun da açık bir şekilde
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğunu, bu vesile ile Soyadı Kanunu’nun
3. maddesindeki“YABANCI IRK VE MİLLET İSİMLERİYLE” ibaresinin iptal
edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davalı
Nüfus idaresinin Anayasaya aykırılık itirazı hakkındaki beyanları: 10/06/2009 tarihinde yapılan duruşmada davalı
nüfus idaresi, davacı tarafın Anayasa’ya aykırılık itirazına dair takdiri
Mahkememize bırakmıştır.
Cumhuriyet
Savcısı’nın Anayasaya aykırılık itirazı hakkındaki beyanları: 10/06/2009 tarihinde yapılan duruşmada Cumhuriyet
Savcısı, davacı vekilinin Soyadı Kanunu’nun 3. maddesinde “yabancı ırk ve
millet isimleri” ibaresinin Anayasanın eşitlik ilkesini düzenleyen 10.
maddesine aykırı olduğu yönündeki iddiasını hukuki anlamda tartışmaya değer
ve ciddi bulduğundan, taleple ilgili olarak iptal incelemesi yapılmak üzere
dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini kamu adına talep ve mütalaa
etmiştir.
Dava dosyasının
10/06/2009 tarihinde yapılan duruşmasından; Mahkememiz, davacı tarafın defi
yolu ile iptal istemini, Soyadı Kanunu’nun 3. maddesindeki “yabancı ırk ve
millet isimleri” ibaresinin Anayasanın eşitlik ilkesini düzenleyen 10.
maddesine aykırı olduğu yönündeki iddiası hukuki anlamda tartışmaya değer
ve ciddi bulunduğundan iptal incelemesi yapılmak üzere dosyanın Anayasa
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Anayasa’mızın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 5170 -
7.5.2004 / m. 1) Kadınlar ve erkekler eşit
haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde (Ek ibare: 5735-9.2.2008 / m.l) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadırlar.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu düzenlemede de
açıkça herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit
olduğu ve ayrıca hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Eşitlik ilkesi en
temel insan hakkı olup, hukukumuzun da vazgeçilmez prensibidir. Anayasa Mahkemesi’nin
2005/28 esas, 2008/122 karar sayılı ve 12.6.2008 tarihli kararı ile eşitlik
ilkesinden neyin anlaşılması gerektiği şu şekilde ifade edilmektedir : “...Anayasa’nın
10. maddesinde yer verilen “yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve
uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez....”
Bu kararla görüldüğü
üzere eşitlik ilkesinin ihlalinin söz konusu olabilmesi için aynı durumda
bulunan kişilerden bir kısmına faklı kurallar uygulanmasının söz konusu
olması gerekmektedir.
Mahkememizde
görülmekte olan davada da buna benzer bir durum söz konusudur. Kişi mevcut
olan soy ismini Türkçe kökenli bir sözcük ile değiştirmek amacı ile Mahkemeye
başvurduğunda yasal anlamda herhangi bir sorunla karşılaşmaz iken; kamu düzenine
aykırı anlam içermeyen, Türk dilinin gramatikal yapısına uygun, ancak
Türkçe kökenli olmayan bir sözcüğü soyadı olarak kullanmak amacı ile
Mahkemelere başvuran kişiler ise taleplerinin olumsuz sonuçlanması durumu
ile karşı karşıya kalmaktadır. Böylece hukuksal durumları aynı olan kişiler
maalesef farklı muamelelere tabi tutulması sonucu hasıl olabilmektedir.
Soyadı Kanunu’nun 3.
maddesindekine benzer düzenleme 1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 16. maddesinde
de mevcuttu. Nüfus Kanunu’nun 16/4. maddesindeki yasal düzenleme şu
şekildeydi: “Çocuğun adını ana ve babası kor. ANCAK MİLLİ KÜLTÜRÜMÜZE,
ahlak kurallarına ÖRF VE ADETLERİMİZE uygun düşmeyen veya kamu oyunu
inciten adlar konulmaz, doğan çocuk babasının, evlenme dışında doğmuş ise anasının
soyadını alır.” Ancak 15/07/2003 tarihli ve 4928 sayılı Yasanın 5. maddesi
ile Nüfus Kanunu’nun 16. maddesinde yapılan değişiklik sonucunda madde şu
şekli almıştır. “Çocuğun adını ana ve babası kor. Ancak ahlak kurallarına
uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konulmaz, doğan çocuk
babasının, evlilik dışında doğmuş ise anasının soyadını alır.” Görüldüğü
üzere yasa koyucu, Nüfus Kanunu’ndaki bu düzenlemelerin çağımızın
ihtiyaçlarının dışında, insan hakları ve demokratik toplum yapısı
gereklerinin gerisinde kaldığını fark etmesi üzerine bu şekilde yasal
düzenleme yoluna gitmiş, dolayısıyla salt Türkçe kökenli isimlerin kullanılması
şeklindeki kısıtlama kaldırılmış oldu. Buna benzer yeni bir düzenleme
Soyadı Kanunu’nda da gerekmektedir. Bu değişlikte ancak işbu defi yoluyla
itirazımız üzerine verilecek olan iptal kararı ile veyahut yeni bir yasal
düzenleme yoluyla gerçekleştirilebilir.
Osmanlı Devleti’nden
bu yana onlarca dilden ve ırktan insan Devletimizin sınırları dahilinde
yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Demokratik ve çağdaş toplumların en
vazgeçilmez unsurlarında biri, elbette ki temel hak ve özgürlüklerdir. Bu
hakların başında insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı ve bu
hak kapsamında yorumlanan diğer haklar da girmektedir. Toplumların kendi
örf ve adetlerini yaşamları ve kültürlerini geliştirmelerine imkan
sağlamak, Devlet’in asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda da
günümüzde insanların diledikleri soy isimleri, kamu düzenine, genel ahlaka ve
Türk gramatikal yapısına uygun olmak kaydıyla kullanabilmelerine imkan
tanınmalıdır.
Keza, Türkiye’nin
imzalamış olduğu temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslar arası
sözleşmeler uyarınca da bu hakkın tanınma gerekmektedir.
Dikkat edilmesi
gereken diğer bir husus da, 21/06/1934 tarihli Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe
girdiği dönemde 1924 Anayasası yürürlükte bulunmaktaydı. 1924 Anayasası”nın
eşitlik ilkesine ilişkin tek hükmü 69. madde kapsamına düzenlenmişti. Bu düzenlemeye
göre “Türkler kanun karşısında eşittirler ve ayrıksız kanuna uymak ödevindedirler.
Her türlü grup, sınıf, aile ve kişi ayrıcalıkları kaldırılmıştır ve
yasaktır.” Görüldüğü üzere bu düzenlemede ki eşitlik ilkesi, günümüze göre
son derece dar düzenlenmiş ve eşitliğin sadece Türkler arasında söz konusu
olabileceğini öngörmüştür. Soyadı Kanunu’nun 3. maddesindeki düzenlemede,
bu anayasal düzenleme ile paraleldir ve sadece Türkçe soyadlarının kullanımına
müsaade etmektedir. Ancak 1961 Anayasası’nın 12. maddesi ve akabinde de
1982 Anayasası’nın 10. maddesi ile hiçbir ayırım gözetmeksizin herkesin
eşit olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla Soyadı Kanunu’ndaki bu
düzenlemenin 1982 Anayasası’nın 10. maddesi ile kabul edilen eşitlik
prensibi ile uyumlu olduğundan söz edilemeyeceği ve bu nedenlerle de 3.
maddedeki “YABANCI IRK VE MİLLET İSİMLERİYLE”
ibaresinin iptal edilmesi gerektiğini kanaatindeyiz.
SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda açıklanan nedenlerle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10.
maddesinde kabul edilen eşitlik ilkesine aykırı olan 2525 sayılı 21/06/1934
tarihli Soyadı Kanunu’nun 3. maddesinde geçen YABANCI IRK VE MİLLET İSİMLERİYLE
ibaresinin işbu defi yoluyla iptal edilmesi talebidir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun
itiraz konusu ibareyi de içeren 3. maddesi şöyledir
“Madde 3-
Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı
ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan
veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla
16.7.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
Başvuru kararında, kişinin mevcut olan soyadını
Türkçe kökenli bir sözcük ile değiştirmek isteyip mahkemeye başvurduğunda
yasal anlamda herhangi bir sorunla karşılaşmazken, Türkçe kökenli olmayan
bir sözcüğü soyadı olarak kullanmak amacıyla mahkemeye başvurduğunda itiraz
konusu kural nedeniyle talebinin olumsuz sonuçlanması durumu ile karşı
karşıya kaldığı, böylece hukuksal durumları aynı olan kişilere farklı
muamele yapıldığı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın,
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2525 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde yer alan itiraz
konusu ibare ile yabancı ırk ve millet isimlerinin soyadı olarak
kullanılamayacağı; 24.12.1934 günlü, Soyadı Nizamnamesi’nin 5. maddesinde
yeni alınan soyadlarının Türk dilinden alınacağı kurala bağlanmıştır.
Böylece yeni alınacak soyadlarının yabancı ırk ve millet ismi olmaması ve
aynı zamanda Türk dilinden alınması zorunluluğu getirilmiştir.
İtiraz konusu kuralla ilgili Türkiye Büyük Millet
Meclisi ihtisas komisyonları ve Genel Kurul tutanakları incelendiğinde ise
kuralla, vatandaşlar arasında milli birlik ve bütünlüğün sağlanmasının
amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir… Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı,
aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,
aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak
yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.
Bir
kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur olan soyadı,
vazgeçilmez, devredilmez, feragat edilmez ve kişiye sıkı surette bağlı bir
kişilik hakkıdır. Soyadı üzerindeki hak, mutlak haklardan olması nedeniyle
herkese karşı ileri sürülebilmekte ve yasayla özel olarak korunmaktadır.
Ayrıca soyadı kullanmak, yasakoyucu tarafından
kişiye yüklenmiş bir yükümlülüktür. Nitekim 2525 sayılı Yasa’nın 1.
maddesindeki “Her Türk öz adından
başka soy adını da taşımağa mecburdur.” kuralı
ile bu yükümlülük açıkça belirtilmiştir.
Soyadının, bir kimsenin kimliğini belirleme işlevi
yanında ailesini ve soyunu belirleme, kişiyi başka ailelerin bireylerinden
ayırt etme ya da kişinin hangi kökene, topluluğa veya ulusa ait olduğunu
belirleme işlevi de bulunmaktadır. Bu işlevleri nedeniyle yasakoyucu, nüfus kayıtlarının düzenli tutulması, resmi
belgelerde karışıklığın önlenmesi, soyun belirlenmesi, ailenin korunması,
ulusal birliğin sağlanması, dil ve dil kimliğinin korunması gibi sebeplerle
soyadı kullanımını yasal düzenlemelerle kural altına almaktadır. Kamu
yararı ve kamu düzeni gerekleri uyarınca soyadı kullanımına yapılan bu
müdahalede, Anayasaya uygun olmak koşuluyla yasakoyucunun
takdir hakkının bulunduğu açıktır.
Yasakoyucu kural ile birleştirici, bütünleştirici, çoğunluğun içinde azınlığın
hak ve hürriyetlerinde ayrımcılık yapılmasını engelleyen, ulusal aidiyet
ilkesi içinde anayasal birliktelik altında aynı topraklarda ve ortak
atmosferde yaşayan vatandaşlar yönünden ulus kimliği ve dili altında
toplanan bir dil kimliği anlayışı getirmiştir.
Ulus bütünlüğünün algılanabilmesi ve aynı iklimde
yaşayan insanların tasa ve kıvanç ortaklığı, koruma, kollama, yardımlaşma
duygularının devamlılığı ve birbirlerine karşı yabancılaşmalarının önlenmesi
nedeniyle yasakoyucunun bu alana müdahale
yetkisi, kamu yararı ve kamu düzeni niteliğini içermekte ve takdir yetkisi
içinde kalmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de soyadı kullanımı
ile ilgili başvuruları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde yer alan “özel hayatın ve aile hayatının korunması” ilkesi kapsamında
incelemiş ve kararlarında, nüfusun eksiksiz olarak kaydedilmesi,
kişisel kimlik saptaması veya belli bir ismi taşıyanların belli bir aile
ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerekleri uyarınca
soyadı değiştirme imkanına yasal sınırlamalar
getirilebileceği; ulusal yasakoyucunun bu
sınırlamaları da kendi devletiyle ilgili tarihi ve siyasal yapısına bağlı
kalarak seçmesinde takdir hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
Öte
yandan kural, yeni alınacak soyadını yabancı ırk ve millet ismi olarak
almak isteyen herkese ayrım gözetmeksizin uygulanmaktadır. Bu nedenle
kuralın, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Engin
YILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve
Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 21.6.1934
günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “… yabancı ırk ve millet isimleriyle …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Haşim
KILIÇ,Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Engin YILDIRIM, Hicabi
DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Erdal TERCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
17.3.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
Favlus Ay isimli Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı, ad ve soyadını Paulus Bartuma olarak değiştirmek için dava açmıştır. Davacı
Süryanice bir kelimeyi -Bartuma- soyadı olarak
kullanmak istemektedir. 1934’de kabul edilen Soyadı Kanunu’nun 3.maddesi,
“Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi
edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz”
hükmünü içermektedir. Yerel mahkeme, bu maddedeki “...yabancı ırk ve millet
isimleriyle…” ibaresinin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu
iddiasında bulunmuştur.
Yasa koyucunun, yabancı
ırk ve millet isimlerinin soyadı olarak kullanılmasının milli birliğe zarar
vereceği endişesiyle hareket ettiği, söz konusu ibareyle de tüm yurttaşlar
arasında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı şemsiyesi altında milli birlik
ve beraberliği sağlamak amacı taşıdığını söyleyebiliriz. 1934 yılında
anlaşılabilir olan bu kural, günümüzde bütünleştirici ve birleştirici olmak
bir yana, vatandaşların bir kısmında, özellikle çoğunluğu oluşturanlardan
farklı etnik ve/veya dini kimliğe sahip olanlar arasında haklı olarak
ayrımcılığa uğradıkları kanısını doğurmakta, bu da milli birlik ve
beraberliğe aslında zarar vermektedir. Bir
insan topluluğunu oluşturan bireylerin ortak kaderi paylaşan bir birlik
olma konusundaki iradeleri millet olgusunun olmazsa olmaz koşuludur. Dil,
din, etnik ve ırk farklılıkları millet olmaya engel değildir. “Yabancı ırk ve millet isimleriyle”
ibaresindeki “yabancı” kelimesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında
çoğunluğu oluşturanlardan farklı etnik ve/veya dini topluluklara mensup
olanları ima edecek şekilde anlaşılmamalıdır.
İtiraz konusu kural,
mevcut şekliyle bütünleştirici ve birleştirici olmamakta, tam tersine
Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine aykırı bir
ayrımcılığa neden olmaktadır. Bu durum günümüzdeki insan hakları
anlayışının ulaştığı seviye ve demokratik toplum düzeninin
gereklilikleriyle de uyuşmamaktadır. Bir ülkede yaşayanların çoğunluğundan
farklı etnik ve/veya dini kimlikler taşıyan toplulukların bu
farklılıklarını tekçi, homojenleştirici bir anlayışla yok saymak, insan
haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Farklı olmak en temel
insan haklarından biri olarak kabul görmektedir. İnsan haklarına dayalı demokratik
ve özgür bir toplumda milli dayanışma ruhu ve milli birlik, farklılıkları
bastırarak değil, onları tanıyarak, onların zenginliklerden faydalanılarak
gerçekleştirilebilir. Egemen unsurlardan farklı çeşitli etnik ve/veya dini
gruplara mensup vatandaşların ayrımcılığa uğramamaları anayasal birliktelik
açısından hayati öneme haizdir. Çoğunluğun
sıradan ve doğal bir şekilde öne sürdüğü ve kullandığı haklardan,
çoğunluktan farklı olanların da yararlanması Anayasal hakların bir anlam
taşıması için gereklidir.
Soyadı Kanununun
3.maddesine yakın bir düzenleme 1587 sayılı Nüfus Kanununun 16/4.
maddesinde de vardı. Buna göre, “…Ancak milli kültürümüze ,ahlak
kurallarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen..”,
hükümlerini içeren maddeden, “..Milli kültürümüze…örf ve adetlerimize uygun
düşmeyen” ibareleri 15/07/2003 tarihli, 4298 sayılı yasanın 5. maddesi ile
Nüfus Kanununun 16.maddesinden çıkarılmıştır. Burada yasa koyucu Nüfus
Kanunundaki bu ibarenin insan haklarına dayalı demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun düşmediğinden hareketle yeni bir düzenleme yapma ihtiyacı
hissetmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesine
göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.” Eşitlik ilkesi bu ilkeden yararlananlar için temel bir haktır.
Yani eşit işlem görmeyi ya da ayrım gözetilmemesini isteme hakkı
doğurmaktadır. 10. maddede belirtilen özellikler bakımından dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep bakımından ayırım
yapan bir kanun Anayasa’ya aykırı olacaktır.
Anayasa Mahkemesi
içtihatlarında aynı durumda bulunan kişilerden bir kısmına farklı kurallar
uygulanmasının eşitliğe aykırı olduğu kabul edilmiştir. Kişi mevcut
soyadını Türkçe kökenli bir sözcük ile değiştirmek için Mahkemeye
başvurduğunda yasal bir sorunla karşılaşmazken, kamu düzenine aykırı anlam
içermeyen, Türk dilinin gramatik yapısına,
fonetiğine uygun ancak Türkçe kökenli olmayan bir sözcüğü soyadı olarak
kullanmak isteyenler hukuki engellerle karşılaşmaktadır. Böylece hukuksal
durumu aynı olan kişiler farklı işlemlerle karşılaşmakta, bu da Anayasa’nın
10. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
Soyadı kişiyi diğer
kişilerden ayırmaya yarayan hukuki bir araç olarak onun kimliğinin ayrılmaz
bir parçasıdır. Kendine özgü kişiliği ve özvarlığı
olan her birey başkalarından ad ve soyadı ile ayırt edilir ve toplum
hayatına bu şekilde katılır. Bu nedenle soyadı kişinin onurla taşıması için
kendisine tanınmış vazgeçilmez, devredilemez, kişiye sıkı surette bağlı
temel bir kişilik hakkıdır. Bireyin diğer kişilerden ayırt edilmesini
sağlayan, toplumdaki konumunu açıklamaya yarayan ve soyunun işareti olan
soyadını temel bir kişilik hakkı olarak hiçbir sınırlamaya bağlı olmadan
kullanması ve onu istemediği sürece değiştirmeye zorlanmaması, kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının doğal bir
sonucudur. Demokraside özgürlük asıl, sınırlandırma ise istisnadır. Soyadı
mutlak bir hak olup, yasayla özel olarak korunmaktadır. Kural olarak
kişinin istediği herhangi bir adı veya soyadını alması serbesttir. Devlet
müdahalesi bu alanda istisna teşkil eder. Kamu düzeni, genel ahlak ve
Türkçe gramatik yapısına uygun olmak kaydıyla
kişi dilediği soyadını alabilmelidir.
Soyadı kullanma hakkı
anayasanın diğer maddelerinde belirtilen hiç bir temel hak ve özgürlüğün
kapsamında olmadığından bu eylem hususunda lex specialis yoktur. Anayasanın 17.
maddesinin ilk fıkrası lex generalis olduğundan soyadı maddi ve manevi varlığı
geliştirme hakkı içindedir. Bu fıkraya göre,
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına
sahiptir.” Kişiyi var eden,
kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan ve diğer kişilerden
farklılığını ortaya koyan değerlerin korunması ve özgürce geliştirilmesini
temin eden maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı insan
haysiyetinin özünü oluşturur. Herkesin maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahip olması bağlamında koruma, kişinin maddi
ve manevi varlığı ile ilgili hakların kullanım olanaklarının
zorlaştırılmaması anlamına gelir. Gelişme ise, maddi ve manevi varlığı ile
ilgili hakların mevcut konumunu daha da ileriye götürme, iyileştirme, bu
haklardan kaynaklanan imkânlara ulaşmada kolaylık sağlanması anlamına
gelir. Bireyin kişiliğini geliştirmesi kendini tanımlama dolayısıyla
adlandırma hakkını içermektedir. Özgürlüğün temelinde kişinin kendi var
oluşunu kendisinin tanımlama hakkı vardır. Kişinin tercih ve tanımlama
haklarına sahip olması özerk ve özgür bir birey olarak toplumsal yaşamı
zenginleştirmesine önemli bir katkı yapacaktır.
Özel olanla, kamusal olanın kesiştiği bir noktada
bulunan, kişinin kendisini ve kimliğini biçimlendiren soyadına müdahalenin
kendisi, ayrımcılığa neden olan bir hak ihlalinin türevi olarak değil, başlı
başına bir insan hakları ihlali olarak nitelendirilebilir. Bireyin
yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir öğesi olan soyadını
özgürce seçebilmesi kendisine tanınmış temel bir kişilik hakkı olup,
soyadları onu taşıyanların kişiliğinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Farklı bir etnisiteye mensubiyetten dolayı
bireyin bu temel kişilik hakkından mahrum bırakılması demokratik bir
siyasi, hukuki ve toplumsal düzende düşünülemez.
Belirtilen nedenlerle,
itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. ve 17. maddelerine aykırı olduğu
düşünüldüğünden çoğunluk görüşüne muhalefet edilmiştir.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Engin Yıldırım
|
KARŞIOY YAZISI
21.6.1934 tarihli, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3.
maddesinde “yabancı ırk ve millet isimleri …” nin
soyadı olarak kullanılamayacağı öngörülmüştür. Kural, aşağıdaki nedenlerle
Anayasa’ya aykırıdır:
Türkiye Cumhuriyeti, ırk esasına göre
kurulmamıştır. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk
Milleti denir” şeklindeki veciz sözünün anlamı, Türk Milleti kavramının
Türk ırkı ile eşanlamlı olmadığıdır.
1961 Anayasası gibi 2709 sayılı 1982 Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası da, ırk ayrımcılığını açık bir hükümle yasaklamıştır.
Anayasa’nın 10. maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir.
Türkiye, Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan
Kaldırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesini 13 Ekim 1972’de
imzalamış ve onay belgesini tevdi ederek 16 Eylül 2002’de taraf olmuştur.
Sözleşme’nin 1. maddesinde ırk ayrımcılığının tanımı yapılmıştır. Buna göre “ırk ayrımcılığı” terimi, siyasi, ekonomik, sosyal,
kültürel veya toplumsal yaşamın herhangi bir alanında, insan hakları ve
temel özgürlüklerin tanınmasını, uygulanmasını, bu hak ve özgürlüklerden
yararlanılmasını ortadan kaldırmak veya zayıflatmak amacına ya da etkisine
yönelik, ırk, renk, soy ya da ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü
ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih anlamına gelir.
Sözleşme’nin 2. maddesinde taraf devletlerin, ırk
ayrımcılığının her türünün ortadan kaldırılması politikası izlemeyi
üstlendikleri belirtilmiş ve maddenin birinci fıkrasında her taraf
devletin, bireylere, birey gruplarına ya da kurumlara karşı hiçbir ırk
ayrımcılığı eyleminde veya uygulamasında bulunmamayı ve ulusal ya da yerel
tüm kamu yetkilileri ile kamu kurumlarının bu yükümlülüğe uygun hareket
etmelerini sağlayacakları yükümlülüğü getirilmiştir.
Anayasa’nın Başlangıç bölümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin,
dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olduğu; 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin yaşama,
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
öngörülmüştür.
Kişinin ismi ve bunun ayrılmaz bir parçası olan
soyadı üzerindeki manevi hakkı ve yetkisi, Anayasa’nın 17. maddesinin
koruması altındaki bir temel hak olup, Anayasanın 17. maddesine bu konuda
herhangi bir sınırlama öngörülmediğinden, itiraz konusu kuralda
belirtildiği şekilde sınırlanamaz. Temel hak ve özgürlüklerin
doğasından kaynaklanan ve ilgili maddelerde açıkça sayılmayan genel
sınırlamalar kapsamında soyadı kullanımı üzerinde kamu düzeninden kaynaklanan
bazı sınırlamalar yapılabileceği düşünülebilirse de; kişinin diğer
vatandaşlardan ayrılmasını ve tanınmasını, kamusal alanda kimliğinin
belirlenmesini sağlama dışında kamu düzeninden kaynaklanan bir sınırlama
nedeni olamayacağı, hele ırk temelinde bir düzenleme yapılamayacağı
açıktır. Esasen, soyadının resmi dil olan Türkçe’de
ve Türk alfabesiyle yazılabilir, okunabilir ve anlaşılabilir olması
dışında, soyadının kamu düzenini ilgilendiren bir yönü bulunmamaktadır.
Dünyada ırkçılık, uzun mücadeleler ve fedakarlıklar sonucu ortadan kaldırılmış ve insan
haklarına dayalı çağdaş ülkelerin hepsinde yasaklanmıştır. Bu nedenle
çağdaş bir demokrasi ve hukuk devleti olma iddiasında olan Türkiye
Cumhuriyeti’nin yasalarında ırk’ı referans alan bir kuralın mevcudiyetini
sürdürmesi olanaklı değildir. Soyadı Kanunu’nun kabulü sırasında toplumsal
bütünlüğü sağlama kaygısıyla ve o gün dahi amacını aşan şekilde yasalaştığı
anlaşılan kuralın mevzuatımızdan temizlenmesi için iptali gerektiği
düşüncesiyle, çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3.
maddesinde “Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle
umumi edeplere uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları
kullanılamaz” denilmektedir. İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Madde’de yer
alan “yabancı ırk ve millet isimleriyle” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı
olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin Kanun önünde eşittir” denilerek “ırk”a dayanan
ayrımcılık reddedilmiş, 17. maddesinde de herkesin, yaşama, maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. 20.
maddede ise herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahip olduğu; özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine
dokunulamayacağı hükme bağlanmıştır.
Kişinin, aile ve toplum içinde tanınmasının aracı
olan ad ve soyadının, hem maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkı hem de özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı
kapsamında bulunduğu ve herkesin, bu haklara, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiçbir
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olarak sahip olduğu açıktır.
İtiraz konusu kuralla yabancı ırk ve millet
isimleriyle soyadları kullanılması yasaklanmıştır.
Genel olarak, ırk, kalıtımsal olarak ortak fiziksel
ve fizyolojik özelliklere sahip olan toplulukları; “millet” kavramı ise
aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü,
gelenek ve görenek birliği olan toplulukları ifade etmektedir.
Doğası gereği sosyal bir varlık olan insanın,
Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere sahip olması
onun içinde yaşadığı topluma karşı taşıdığı sorumlulukları ortadan
kaldırmamaktadır. Bu bağlamda devletin tüm vatandaşlarının hak ve
yükümlülüklerini gözeterek kamu yararı amacıyla temel hak ve özgürlükler
alanına Anayasal sınırlara bağlı kalarak yaptığı müdahalelerin meşru
olmadığı ileri sürülemez. Ancak, ayırımcılığın,
Anayasa’nın 10. maddesi ve bu maddeye koşut düzenleme içeren Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesi ile açıkça yasaklanmasına karşın, itiraz
konusu kuralda yer alması farklı etnik gruplara mensup olan Türk
vatandaşlarının kendilerini diledikleri soyadı ile ifade etmelerini
engellediğinden, bu konudaki kamu yararının ne olduğu açıkça belirlenmeden
getirilen sınırlamanın meşru bir amaca dayandığından söz edilemez. Oysa,
Anayasa’nın temel felsefesini yansıtan Başlangıç’ında, her Türk
vatandaşının Anayasa’daki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal
adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni
içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde
geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu belirtilmektedir. Buna
göre, hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türk Devletine vatandaşlık bağı
ile bağlı olan ve millet tanımının içinde yer alan herkesin, milli kültür
ve medeniyetin oluşmasına katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Burada
önemli olan aynı topraklar üzerinde aynı devletin vatandaşı olarak
yaşayanların, aralarındaki milli birlik, beraberlik ve dayanışma duygusudur.
Başka bir anlatımla, kişinin kendisini o milletin bir bireyi olarak
hissedip aynı ortak ideallerin gerçekleşmesine katkıda bulunmasıdır.
Yabancı ırk veya millet ismiyle soyadı alan bir kişinin, sadece bu nedenle
bir millete ait olmanın birleştirici özelliklerini taşıyamayacağı
varsayımıyla ayırımcılığa bağlı tutulmasının, Anayasa ile bağdaştığı kabul
edilemez.
Öte yandan, Anayasa’nın 3. maddesindeki Türkiye
Devleti’nin dilinin Türkçe olduğuna ilişkin hükmün, 4. maddesindeki
değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek hükümler arasında
yer alması ve yabancı ırk ve millet isimleriyle kullanılmak istenen
soyadlarının, 1.11.1928 günlü, 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve
Tatbiki Hakkında Kanun uyarınca, Türk harfleriyle yazılmasının zorunlu
bulunması, bu konuda sınırlama nedeni olarak ileri sürülebilecek farklı bir
kamu yararı gerekçesini de dayanaksız bırakmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibarenin,
Anayasa’nın 17. ve 20. maddeleriyle birlikte değerlendirildiğinde 10.
maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
21.6.1934 günlü 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 3.
maddesinde yer alan “...yabancı ırk ve millet isimleriyle ...” ibaresinin
Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali için itiraz
başvurusunda bulunulmuştur.
1982 Anayasası'nın kanun önünde eşitlik prensibini
düzenleyen 10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Eşitlik ilkesinin
temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasında aynı durumda olanlar için ayırım
gözetilmeksizin eşit uygulanacağı, devlet organlarının ve idari makamların
bütün işlemlerinde bu ilkeye uygun hareket etmek zorunda oldukları hüküm
altına alınmıştır.
Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına
İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Türkiye 2002 yılında taraf
olmuştur. Sözleşmenin 1. maddesinde, ırk ayrımcılığı
terimi; siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel veya toplumsal yaşamın herhangi
bir alanında, insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınmasını,
uygulanmasını, bu hak ve özgürlüklerden yararlanılmasını ortadan kaldırmak
veya zayıflatmak amacına ya da etkisine yönelik, ırk, renk, soy ya da
ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da
tercih anlamında tanımlanmıştır.
Irk, bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan
canlıların oluşturduğu alt bölüm olarak tanımlanmaktadır. Millet ise
çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü,
duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk
olarak tanımlanmaktadır. Anayasa’nın 10. maddesi ve Her Türlü Irk
Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasın İlişkin Birleşmiş Milletler
Sözleşmesinin 1. maddesi ile insanların temel hak ve özgürlüklerden eşit
yararlanacakları, aralarında ırka, soya, etnik kökene dayalı bir ayrımın
yapılmayacağını güvence altına almıştır.
Anayasa’nın 17. maddesinde herkesin maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Kişiyi
var eden kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan ve diğer kişilerden
farklılığını ortaya koyan değerlerin korunması ve özgürce geliştirilmesini
temin eden maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı,
insan haysiyetinin özünü oluşturur.
Soyadı kişiyi diğer kişilerden ayırmaya yarayan
hukuki bir araçtır. Soyadı bireyin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Aynı
zamanda onun toplumda ki konumunu açıklamaya yarar. Genel ahlak ve
alfabemizin gramatikal yapısına uygunluk dışında hiç bir sınırlamaya bağlı
tutulmaması gerekir. Ancak itiraz konusu düzenleme belirtilen anayasal
ilkelere ve uluslar arası sözleşmelerde yer alan esaslara aykırı olarak
yabancı ırk ve millet isimleriyle soyadı alınmayacağına ilişkin bir
düzenleme içermektedir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 10. ve 17. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
gerekçesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Hicabi DURSUN
|