|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2010/3
Karar Sayısı : 2011/53
Karar Günü : 17.3.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
:
1- İzmir 26. Asliye Ceza Mahkemesi
(Esas Sayısı: 2010/3)
2- Kırıkkale 3. Asliye Ceza
Mahkemesi (Esas Sayısı: 2010/54)
İTİRAZLARIN KONUSU : 14.12.2009 günlü, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun
geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…1/11/2009 tarihi itibarıyla,…” ibaresi ile aynı maddenin (1) numaralı fıkrasının
(b) bendinin birinci cümlesinin “ Bu
Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi
gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve
taahhütnamenin kendisi veya yasal temsilcisi tarafından…mahkemeye verilmesi
hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar… kovuşturmanın durmasına… karar verilir” bölümünün
Anayasa’nın 2., 10., 11., 36., 38. ve 141.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı açılan
kamu davalarında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
A- İzmir 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin
Başvuru Kararının Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“5941 sayılı Çek
Kanunu 20/12/2009 tarihli 27438 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Yasanın geçici 2.
maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; şikayetçi ile sanığın anlaşması
halinde herhangi bir süre öngörülmeksizin, bu anlaşmanın sonuna kadar
davalarındurdurulmasına karar verilmesi, (b) bendinde ise; sanığın tek
taraflı olarak 2 yıl süre iletaahhütte bulunarak taahhüdün sonuna kadar
davanın durdurulmasına karar verilmesi hükmü getirilmiştir.
Yasalar ile ilgili
kurumların normal şekilde çalışıp görevlerini yapmalarının sağlanması
yerine, bu kurumların görevlerini yapmamaları yargıya iş yükü olarak fatura
edilmektedir.
Ülkemizdeki
Karşılıksız Çek davalarının yargıyı kilitleyecek sayıya ulaşması.Bankaların
tamamen özensiz ve suç işlemeyi teşvik niteliğindeki ihmallerinin
sonucudur.
Bankalara hiçbir
şekilde bu konuda denetim getirilmemektedir. Bu yasada dagöstermelik
önlemler alındığı gibi; özellikle tamamen suçsuz kişilerin suçlu duruma düşürüldüğü
sahte çek hesabı açılmasının önlenmesiyle ilgili hiçbir önlem yine
alınmamıştır. Buna ilişkin 11/12/2009 tarihli başvuru iptal başvurusunun
eki olarak eklenmiştir.
Tasarıda her bir çek
yaprağı için Bankaların sorumlu olduğu miktar 1.000 TL iken 600 TL’ye
indirilerek yasalaşmıştır. Bu şekilde Bankaların mevcut uygulamalarına
devam etmesine yasal olanak hazırlanmıştır.
Belediyelerin 3194
sayılı İmar Yasasının 42. ve devam maddelerine göre kaçakyapıları
yıkmalarının yasanın amir hükmü olduğu halde bunun sağlanması yerine,
Belediyelerin açık ihmallerine göz yumularak bu konuda hiçbir yasal
düzenleme yapılmadan 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesi getirilmiş, yine
Mahkemelere binlerce dava açılması yoluna gidilmiştir.
Bildirilen örnekler
ile ilgili kurumların normal işlevlerini yerine getirilmesi sağlanmak
yerine, yargı bağımsızlığına müdahale boyutunda yasal düzenlemeler ile
yargı işlemez hale getirilmiştir.
Bahse konu yasanın
geçici 2/1-a maddesinde tarafların anlaşması halinde hiçbir süre dahi
yoktur. Yani taraflar 10 yıllık bir anlaşma yapmaları halinde bu süre dahi
beklenecektir. Özellikle bu hususun Mahkemelerin işleyişinin hiçbir şekilde
dikkate alınmadığının açık bir göstergesidir.
Yasanın
düzenlenmesindeki temel gerekçe Dünyada da etkisini gösteren
küreselekonomik kriz nedeniyle cezaevine düşen sanıklardır.
Dünyadaki küresel
kriz 2008 yılında ortaya çıkmasına rağmen şu andacezaevinde bulunan
sanıkların suç tarihi en yakın olarak 2006 yılıdır. Zira; bir çek
dosyasının temyiz süresi dahi 2-3 yılı bulmaktadır.
Sanıkların taahhüdünü yerine getirmemesi halinde yasada hiçbir
yaptırım öngörülmemiştir.
İcra Dairelerinde
dahi taahhütte bulunmasından sonra taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda
Taahhüdü İhlal suçu öngörülmüştür.
Taahhüt
için hiçbir peşin ödeme ya da teminat koşulu da getirilmemiş, tamamensanıkların keyfi davranışlarına zemin
hazırlayacak düzenleme yapılmıştır.
Yasal düzenleme ile
çeke olan güven ortadan kaldırılarak ülke ekonomisine de ciddi bir darbe
indirilecektir. Zira; düzenleme ile ödenmeyen çeklere odaklanıldığı halde
ödenen çek miktarları ödenmeyenlere göre oldukça fazladır. Edinilen bilgiye
göre ödenmeyen çek oranı toplam tedavüldeki çeklerin % 5’idir.
Söz konusu yasal
düzenlemenin tamamen Mahkemelerin işini geciktirme ve aksatma sonucunu
doğuracağı açıktır.
Anayasamızın 14l/son
maddesi davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının
yargıya görev olarak vermiştir. Bu yasa ile çek davalarının sonuçlanması
engellenmiş. Anayasa hükmü açıkça ihlal edilmiştir. 2 yıllık bir süre ile
davaların sonuçlanması engelleneceği gibi ayrıca; yeni tebligatlar
yapılacak, bunlarla ilgili tüm mahkemeler emek ve mesai sarf edecek, ilave
masraflar da çıkacaktır.
Ayrıca; bu şekilde
davalar geciktirilerek Hukuk Devletine olan güven duygusuzedeleneceği gibi
Mahkemelerin bu dosyalarla uğraşarak asıl çözmesi gereken diğer dosyalara
da zaman ayıramayacağından, asıl fonksiyonlarını yerine getiremeyeceği ve
bu şekilde Hukuk Devleti ilkesinin de ihlal edildiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle;
belirtilen yasa maddesinin Anayasamıza aykırı olduğukanaatine varıldığından,
Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmasına karar vermekgerekmiştir.
SONUÇ VE TALEP:
5941 sayılı Çek
Kanununun geçici 2/1-b maddesindeki “bu kanunun 6. maddesi hükmüne göre
ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi, vetaahhütnamenin
kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ... Mahkemeye verilmesi
halinde,anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre sonuna kadar
... kovuşturmanındurmasına ... karar verilir” hükmünün,
Anayasamızın 14l/son
maddesindeki “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle
sonuçlandırılması yargının görevidir” hükmüne ve Hukuk Devletine ilişkin 2.
maddesine aykırı olduğundan Anayasamızın 152/1 maddesine göre Anayasa Mahkemesine
iptal davası açılmasına,
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığına sunulmak üzere gerekçeli iptal başvurusu ilebirlikte dosyanın
onaylı suretinin Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğine gönderilmesine
karar verildi.”
B- Kırıkkale 3. Asliye Ceza
Mahkemesi’nin Başvuru Kararının Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“5941 sayılı Çek Kanunun Geçici Madde 2’de
haklarında karşılıksız çek suçundan soruşturma açılan veya kovuşturmaya
başlanılan ya da kesinleşmiş bir hüküm ilemahkum olan kişilerin aynı
yasanın 6. maddesine göre ödenmesi gereken miktarı belirlivadelerde
ödeyeceğini taahhüt etmesi durumunda soruşturma veya kovuşturmanın
durmasıhükmün infazının da ertelenmesine veya durdurulmasına karar
verileceği düzenlenmiştir. Butaahhüt konusunda Geçici 2. maddenin 2.
fıkrasında düzenlenip mercilerine verilme için son gün olarak 01/04/2010
tarihi belirtilmiş olup, bu tarih taahhüt için hak düşürücü süre olarak
yasaya konulmuştur. Ancak aynı Geçici Maddenin 1. fıkrasında karşılıksız
çek suçuna yönelik 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca işlenen bu
suçlar için soruşturma veya kovuşturma başlatılması ya da kesinleşmiş bir
hüküm ile mahkum olma yönünden 01/11/2009 tarihi koyulmuştur. Madde
anlatımından 01/11/2009 tarihinden sonra soruşturma ve kovuşturma
başlatılması veya kesinleşmiş bir mahkumiyet olması halinde ilgilisi Geçici
2. madde de belirtilen taahhütte bulunma hakkından faydalanamayacaktır.
Gerek 3167 gerekse 5941 sayılı Yasalarda
karşılıksız çek düzenleme suçu şikayete tabi olup 6 aylık şikayet süresi
yönünden hak düşürücü süre vardır. 5941 sayılı Yasa20/12/2009 günü Resmi
Gazete’de yayınlanmıştır. Taahhütte bulunma yönünde 5941 sayılıYasanın
yürürlüğe girmesinden sonra hak düşürücü bir sürenin belirtilmesi dışında
Geçici 2.maddenin 1. fıkrasında belirtilen 01/11/2009 tarihi aynı suçu
işlemiş kişiler hakkında eşitsizlik, Anayasa’nın bağlayıcılığı ve hak arama
hürriyetine aykırı bir düzenlemedir. Bu düzenleme karşısında suç tarihi
01/11/2009 tarihinden önce olan çek suçlarına ilişkin suç mağdurunun 6
aylık şikayet hakkı içerisinde 01/11/2009 tarihinden sonra yaptığı
şikayetler ile bu tarihten önce yaptığı şikayetlere yönelik farklı
uygulamalara sebebiyet verileceği ve bu tarihin kanun önünde eşitlik
kuralına aykırı olacağı anlaşıldığından 5941 sayılı Yasanın Geçici 2.
maddesinin 1. fıkrasında ki “...01/11/2009 tarihi itibarıyla...” ibaresinin
iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat etmek gerekmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
HÜKÜM Yukarıda açıklandığı nedenlerle
:
5941 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin 1.
fıkrasındaki “...01/11/2009 tarihiitibarıyla...” ibaresinin Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın 10, 11, 36, 38. maddelerine aykırıolduğu sonucuna
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. Maddesi uyarınca ulaşılmakla :
1-) 5941 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin
1. fıkrasındaki “...01/11/2009tarihi itibarıyla...” ibaresinin iptali
istemi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesine BAŞVURULMASINA,
2-) Anayasa Mahkemesince bu husustaki
kararın beklenmesine,
3-) Karardan bir suretinin bilgi edinilmesi
açısından Kırıkkale 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Evrak üzerinde yapılan inceleme sonucu karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
14.12.2009 günlü, 5941 sayılı
Çek Kanunu’nun itiraz konusu ibare ve bölümü de içeren geçici 2. maddesi
şöyledir:
“GEÇİCİ MADDE 2- (1) 3167 sayılı Kanunun 16 ncı
maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 1/11/2009 tarihi
itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da
kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;
a) Şikâyetçi ile
belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya
varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi
tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde,
anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına,
hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya
varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu
doğurmaz.
b) Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre
ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve
taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet
başsavcılığına veya mahkemeye
verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre
kadar, soruşturma veya kovuşturmanın
durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme
süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez.
Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi,
borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya
gönderilir.
(2) Birinci fıkrada yazılı
anlaşma veya taahhütnamenin en geç 1/4/2010
tarihine kadar düzenlenmiş ve mercîlerine verilmiş olması şarttır. Birinci
fıkranın (b) bendinden yararlanan kişi, taahhütnamede belirttiği süre
içinde şikâyetçi ile anlaşmaya varması ve bu anlaşmanın bir nüshasının
şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından mercilerine verilmiş olması
hâlinde, aynı fıkranın (a) bendi hükmünden yararlanır.
(3) Soruşturma veya
kovuşturmanın durması hâlinde dava zamanaşımı; hükmün infazının ertelenmesi
veya durdurulması hâlinde ise ceza zamanaşımı işlemez.
(4) Anlaşmanın gereği gibi ifa
edilmiş veya bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne
göre ödenmesi gereken miktarın ödenmiş olması hâlinde; kovuşturmaya yer
olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan
kaldırılmasına karar verilir.
(5) Şikâyetçinin başvurusu
üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde, soruşturmaya,
kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilir.
(6) Soruşturma veya
kovuşturması durdurulan ya da hükmün infazı ertelenen veya durdurulan kişi
hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının
(a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilebilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2., 10., 11., 36., 38. ve
141. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, 2010/3 Esas sayılı dosyanın 4.2.2010, 2010/54 Esas sayılı
dosyanın ise 17.6.2010 tarihlerinde yapılan ilk inceleme toplantılarında,
dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
14.12.2009 günlü, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun geçici
2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…1/11/2009 tarihi
itibarıyla,…” ibaresinin iptaline
karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2010/3 esas sayılı dava ile
birleştirilmesine, 2010/54 esas sayılı dosyanın esasının kapatılmasına,
esas incelemenin 2010/3 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine,
17.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
Vl- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İtiraz konusu kurallarda; yürürlükten kalkan 3167
sayılı Yasa’nın 16. maddesinde tanımlanan karşılıksız çek keşide etmek
suçundan dolayı, 1.11.2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya
kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin,
5941 sayılı Yasa’nın 6. maddesi hükmü gereğince karşılıksız kalan çek
bedelini üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre, 3095 sayılı
Yasada öngörülen ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak
kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte belirli
vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal
temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi
hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar,
soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine
veya durdurulmasına karar verileceği ifade edilmektedir.
A-
Yasa’nın Geçici 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…1/11/2009 tarihi itibarıyla…” İbaresinin İncelenmesi
2010/54 Esas sayılı davanın başvuru kararında;
gerek 3167 sayılı Yasa’da gerekse 5941 sayılı Yasa’da karşılıksız çek
düzenleme suçunun şikâyete tâbi olduğu, şikâyet için 6 aylık hak düşürücü
sürenin öngörüldüğü, itiraz konusu kuralın birinci fıkrasında karşılıksız
çek suçuna yönelik 3167 sayılı Yasa’nın 16. maddesi uyarınca işlenen suçlar
için 1.11.2009 tarihinden önce şikâyette bulunulması nedeniyle soruşturma
ve kovuşturma başlatılması veya kesinleşmiş bir mahkûmiyet olması halinde
ilgilinin geçici 2. maddede belirtilen taahhütte bulunma hakkından faydalanacağı,
bu tarihten sonra şikâyette bulunulması hâlinde bu haktan
faydalanamayacağı, bu nedenle 1.11.2009 tarihinin aynı suçu işlemiş kişiler
arasında eşitsizliğe neden olduğu, kuralın Anayasa’nın bağlayıcılığı ve hak
arama hürriyeti ile bağdaşmadığı, “…1.11.2009 tarihi itibarıyla…”
ibaresinin Anayasa’nın 10., 11., 36. ve 38.
maddelerini ihlâl ettiği ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik
ilkesiyle, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanması,
ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması engellenmektedir. Aynı
durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur.
Anayasa'nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli eşitlik değil hukuksal
eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlâl
edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında,
yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
Anayasa’nın “Hak
arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek yargı
organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu
olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına
alınmıştır. Maddeyle
güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel
hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden birisidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
3167 sayılı Yasa’nın 16. maddesinde tanımlanan
karşılıksız çek keşide etmek suçu şikâyete tâbi bir suç olması nedeniyle bu
suçla ilgili olarak soruşturma yapılabilmesi için şikâyet şarttır. Bu
durumda itiraz konusu kuralın 1.11.2009 tarihinden önce işlenmiş
karşılıksız çek keşide etmek suçlarıyla ilgili olarak söz konusu tarihe
kadar şikâyet hakkının kullanılması ile kullanılmaması açısından ceza
muhakemesindeki yansımaları farklı olacaktır. 1.11.2009 tarihinden önce
karşılıksız çek keşide etme eyleminin gerçekleşmesi hâlinde her fiil için
bu suçun unsurlarının oluşması yanında; soruşturma açılabilmesi için
muhakeme şartı olan şikâyetin varlığı aranır. Bu tarihe kadar şikâyette
bulunularak haklarında soruşturma başlatılanlar taahhütten yararlanabilecek
iken bu tarihten sonra şikâyette bulunulursa bu haktan
yaralanamayacaklardır.
Yasa koyucunun kamu yararını
gerçekleştirmek amacıyla çözümlenmesi gereken bir sorun olarak gördüğü konuları
bir tarih belirleyerek çözüme kavuşturması takdir hakkı içindedir. 1.11.2009 tarihi itibarıyla karşılıksız çek
suçlarından adliyeye intikal edenler hakkında geçici nitelikteki düzenleme
ile belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olarak cezai tehdit olmaksızın çek borcunu ödeme
olanağı tanınmıştır. Kural ile davaların, yargının işlevselliğinin
ve çek kurumunun etkinliğinin sağlanması için hızla sonuçlandırılması
amaçlanmaktadır. Bu nedenle kuralla
kişilerin davacı veya davalı olarak, yargı mercileri önünde sahip oldukları
anayasal haklar engellenmemiş, mahkemeler, açılmış olan davaları
inceleyerek gerekli kararları vermekten alıkonulmamış, yargı yolu herhangi
bir şekilde kapatılmamıştır.
Öte yandan, çek hamiline şikâyet hakkını
kullanabilmesi olanağı sağlanmasına rağmen 1.11.2009 tarihine kadar
şikâyette bulunmamış olması nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturmaya
geçilmemiş keşidecilerle, şikâyet nedeniyle soruşturma ve kovuşturma
aşamasına geçilmiş olanlar farklı hukuksal konumda olduklarından aralarında
eşitlik karşılaştırılması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu
kural Anayasanın 10. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU ve Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamışlardır.
İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın 11. ve 38.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B-
Yasa’nın Geçici 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin Birinci
Cümlesinin “Bu Kanunun 6 ncı maddesi
hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt
etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından… mahkemeye
verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre
kadar,…
kovuşturmanın durmasına,… karar verilir.” Bölümünün İncelenmesi
2010/3 Esas sayılı davanın
başvuru kararında, 5941 sayılı Yasa’nın geçici 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesine göre, 3167 sayılı Yasa’nın 16.
maddesinde tanımlanan karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı
haklarında kovuşturma yapılan sanıkların bu Yasa’nın 6. maddesi hükmüne
göre ödenmesi gereken miktarı ödemeyerek taahhütlerini yerine getirmemeleri
hâlinde Yasa’da hiçbir yaptırımın öngörülmediği, taahhüt için hiçbir peşin
ödeme ya da teminat koşulu da getirilmediği, sanıkların keyfi
davranışlarına zemin hazırlayacak bu düzenlemenin tamamen mahkemelerin
işini geciktirme ve aksatma sonucunu doğurduğu, bu nedenle hukuk devletine
olan güven duygusunun da zedelendiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2.
maddesini ve 141. maddesinin son fıkrasını ihlâl ettiği ileri sürülmüştür.
5941 sayılı Yasa’nın geçici
2. maddesinde belirtilen taahhüt, geleceğe ilişkin tek
taraflı bir işlem olup, karşı tarafın kabulüne bağlı tutulmamış irade
beyanıdır. Taahhütnamede, ödeme
süresi taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez ve
ödenmesi gereken miktarın belirli vadelerde ödeneceğinin taahhüt edilmesi,
birinci yıl taksidinin borcun üçte birinden az
olmaması gerekir. Böylece taahhütname; ödenmesi gereken miktar, ilk
yıl yatırılacak taksit miktarı ve azami ödeme süresi yönlerinden belli
kurallara bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 141. maddesinin son
fıkrasında da "davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" ilkesi
öngörülmektedir. Tüm hak arayanlar için geçerli olan bu hükmün amacı,
yargılama işlemlerinin sürüncemede kalmasına karşı kişileri korumak;
özellikle ceza davalarında, suçlanan veya herhangi bir nedenle mahkeme
kararı bekleyen kişinin, uzun süre davasının nasıl sonuçlanacağı endişesi
ile yaşamasını önlemektir. Böylece taraflar, uzun süren gecikmelere karşı
korunmuş olmaktadır.
Ceza hukuku ile ilgili
düzenlemelerde, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla
ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza
muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması Devletin ceza siyaseti
ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkin
düzenlemeler bakımından yasa koyucu Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza
hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamaya
ilişkin olarak hangi yöntemlerin uygulanacağı, toplumda belli eylemlerin
suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve
ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hal ve
hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği
gibi konularda takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu kuralda yasa
koyucu 1.11.2009 tarihine kadar işlenmiş karşılıksız çek suçlarıyla ilgili
olarak adliyeye intikal ederek kovuşturma konusu olan borçları için
sanıkların belirli bir süre içinde ceza tehdidine maruz kalmaksızın ödeme
taahhüdünü Yasa’da öngörülen koşullarda yapmaları ve bu taahhüt
çerçevesinde borçlarını ödemelerini hükme bağlamaktadır.
Öte yandan bizzat sanığa
tanınan bu hak ile Yasa’nın 6. maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken
miktarın ifası hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmekte ya da
taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde şikâyetçinin başvurusu üzerine
kovuşturmaya devam edilmektedir. Yasa’nın tayin ettiği koşullar
çerçevesinde taahhütnameye göre ödenmesi gereken miktarın ifa edilmiş
olması hâlinde uzun süren yargılamaların önüne geçilmekte, davalar ödeme
eyleminin gerçekleşip gerçekleşmemesine göre sonuçlandırılmaktadır.
Düzenlemedeki amaç mahkemelerde önemli bir sayıya ulaşmış ve yığılmaya
neden olmuş karşılıksız çek suçlarından açılan davaların ceza verilmeksizin
belirli ödeme koşullarına bağlı olarak sonlandırılmasıdır.
Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkeleri ile
herhangi bir uyumsuzluk içermeyen itiraz konusu kural yasa koyucunun takdir
hakkı içinde kalmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine ve 141. maddesinin son fıkrasını aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
VII- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 14.12.2009 günlü, 5941 sayılı Çek
Kanunu’nun Geçici 2. maddesinin;
a- (1) numaralı
fıkrasında yer alan “… 1/11/2009 tarihi
itibarıyla, …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin
birinci cümlesinin “Bu Kanunun 6 ncı maddesi
hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt
etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından
… mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma
aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, … kovuşturmanın
durmasına, … karar verilir” bölümünün Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
17.3.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
5941 sayılı Çek Kanunu’nun geçici 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında yer alan “…1/11/2009 tarihi
itibarıyla …” ibaresi, karşılıksız çek keşide etmek suçundan dolayı bu
tarih itibarıyla hakkında soruşturma ya da kovuşturma başlatılmış veya
kesinleşmiş bir hüküm bulunan kişilerin belirli bir zaman dilimiyle sınırlı
olarak, cezai tehdit altında kalmaksızın karşılıksız çek borcunu ödemesine
olanak tanımaktadır.
Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilesi, 36.
maddesinde hak arama hürriyeti, 38. maddesinde suç ve cezalara ilişkin
esaslar düzenlenmiştir. Eşitlik ilkesi suç ve ceza yönünden kişiler
arasında ayrım yapılmasına engeldir. Hak arama hürriyeti herkes için adil
yargılanma hakkını güvence altına almıştır. Suç ve cezalara ilişkin esaslar
kapsamında, aynı zamanda evrensel bir hukuk ilkesi olan “kimseye suçun
işlendiği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemeyeceği” vurgulanmıştır. Evrensel bir ilke olan “lehte kanun” ilkesi
hukukumuzun temel ilkelerindendir.
Ceza hukukunda asıl olan kişinin eylemi ve bunun ne
zaman gerçekleştiğidir. İtiraz konusu kural, karşılıksız
çek keşide etme eyleminin tarihini değil, failin iradesi dışında
gerçekleşen yargıya intikal etme olgusunun tarihini esas alarak, lehte veya
aleyhte sonuçlara yol açabilecek düzenlemeler getirdiğinden, başka bir
ifadeyle aynı tarihte aynı eylemi gerçekleştiren iki kişiden birine, kendi
dışında meydana gelen olgulara bağlı olarak diğerinden farklı uygulama
yapılmasını öngördüğünden Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırıdır.
Kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
kararına katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
14.12.2009 günlü, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun geçici
2. maddesinin, (1) numaralı fıkrasında, 1.11.2009 tarihine kadar işlenmiş
karşılıksız çek suçlarıyla ilgili olarak adliyeye intikal ederek soruşturma
veya kovuşturma konusu olması ya da mahkûmiyet kararı verilmiş olması ön
şartının gerçekleşmesi halinde, sanık ya da hükümlülerin, belirli bir süre
içinde ceza tehdidine maruz kalmaksızın borcunu ödeme taahhüdünü, Yasa’da
öngörülen koşullarla yapmaları ve bu taahhüt çerçevesinde borçlarını
ödemeleri halinde, bazı olanaklardan yararlanmaları öngörülmektedir. Başvuran Mahkeme, bu fıkrada yer alan “1.11.2009
tarihi itibariyle” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik
ilkesi herkesin yasalar önünde eşit kılınmasını, aynı durumda bulunanlar
arasında ayırım yapılmamasını ve kimseye imtiyaz tanınmamasını; 36.
maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ise kişilerin davacı ve davalı
olarak aynı koşullarda farklı kurallara bağlı tutulmamasını gerektirir.
İtiraz konusu ibare ile suç tarihinin değil, daha
önce soruşturma veya kovuşturmanın başlatılması ya da kesinleşmiş bir
hükmün bulunması koşuluna bağlı olarak 1.11.2009 tarihinin esas alınması
nedeniyle, bu tarihten önce işlenen çek suçlarında, suç mağdurlarının, altı
aylık şikâyet süresi içinde, 1.11.2009 tarihinden sonra yaptıkları şikâyet
ile bu tarihten önce yaptıkları şikâyete göre yasanın sağladığı olanaktan
yararlanıp, yararlanamamaları söz konusu olacaktır. Bu durumda, aynı tarihte aynı suçu işleyenler,
farklı kurallara bağlı tutulabileceklerdir. Aynı konumda bulunan kişilere,
kendi iradeleri dışındaki nedenlerle farklı kuralların uygulanması,
Anayasa’nın ve evrensel hukukun temel ilkeleri arasında bulunan eşitlikle
bağdaşmadığı gibi adil yargılanma hakkını da zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine
aykırı olan itiraz konusu ibarenin, iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
14.12. 2009 günlü, 5941 sayılı Çek
Kanunu’nun geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…1/11/2009
tarihi itibariyle…” ibaresinin, iptali için itiraz başvurusunda
bulunulmuştur.
İptali istenen ibarenin de yer aldığı maddede, 3167
sayılı Kanun’un 16. maddesinde tanımlanan
suçtan dolayı 1/11/2009 tarihi itibarıyla
haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir
hükümle mahkûm olmuş kişilerin, çek bedellerini ödeme konusunda
şikayetçiyle anlaştıklarında ya da Yasa da belirtilen koşullara bağlı
olarak ödemeyi taahhüt ettiklerinde, anlaşma halinde, anlaşmada öngörülen
süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının
ertelenmesine veya durdurulmasına, taahhüt halinde ise anlaşma
aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar soruşturma veya
kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına
karar verilebileceği, anlaşmanın ya da taahhüttün yerine getirilmesi
halinde ise kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün
sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilebileceği öngörülmektedir.
Buna göre, 1.11.2009 tarihinden önce karşılıksız
çek keşide edenlerin tamamının değil, bu tarihe kadar şikayet
edildikleri için haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da
kesinleşmiş bir hükümle mahkum edilmiş kişiler kapsama alınarak, bu haktan
yararlananlar ve yararlanamayanlar şeklinde bir ayırım yapılmaktadır.
Kuralın gerekçesinde, alacaklı (şikayetçi) ile karşılıksız çek keşide eden kişi (sanık)
arasındaki anlaşmanın, bu olmadığı takdirde çek keşide edenin (sanığın) tek
yanlı taahhütnamesinin ceza tehdidini bir süre için kaldıracağı ve borcun
ödenmesi halinde de suçsuzluk rejimine geçilebileceği açıklanmıştır.
Yasa koyucu, yargı sorunlarına çözüm
getirmek için ceza mevzuatıyla ilgili de düzenlemeler yapmakta takdir
yetkisine sahiptir. Ancak, bu yöndeki takdir hakkını kullanırken ceza
hukukunun ve Anayasa’nın öngördüğü genel ilkelere uygun olarak adaletli bir
hukuk düzeni kurmak zorundadır.
İtiraz konusu ibare uyarınca, aynı
tarihte karşılıksız çek tanzim eden kişilerden bir kısmı şikayet
edildikleri için 1.11.2009 tarihi
itibariyle haklarında soruşturma veya kovuşturmanın başlatılmış ya da
kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edilmiş olmaları
nedeniyle söz konusu kural gereğini yerine getirerek bir süre için ceza
tehdidinden ya da suçlu olmaktan kurtulabilmeleri mümkün olacak iken,
şikayet edilmedikleri için haklarında soruşturma veya kovuşturma
başlatılmamış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm
edilmemiş olan diğer bir kısım kişilerin kuraldan yararlanamayacakları
açıktır. Bu durumun ise adaletsiz sonuçlar doğuracağı hususunda kuşku
bulunmamaktadır. Kural bu haliyle hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Öte yandan, aynı tür suçu aynı tarihte
işleyen ve hukuksal durumları aynı olan kişiler arasında, alacaklının (şikayetçinin) iradesine bağlı olarak karşılıksız çek
keşide edenler (sanıklar) arasında farklılıklar yaratılmıştır. Bu tür
farklılıkların oluşmaması için ceza hukukunun genel ilkeleri ve uygulamalar
dikkate alınarak, suç tarihinin belirleyici olmasının esas alınması
gerekirken, karşılıksız çek keşide eden kişilerin (sanıkların), alacaklılar
tarafından şikayet edilip edilmemelerine göre
farklı kurallara tabi tutulmaları, eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2. ve
10. maddelerine aykırı olan ibarenin iptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
|