|
Danıştay
Üçüncü Daire Başkanlığından:
Esas No : 2008/663
Karar No: 2011/742
Kanun Yararına Temyiz Eden : DANIŞTAY BAŞSAVCISI
Davacı:
Yaşar ZEHİR-Selahattin Pınar Cad. No:10/5
Mecidiyeköy-İSTANBUL
Karşı Taraf:
Karadeniz Vergi Dairesi Müdürlüğü-TRABZON
İstemin Özeti:
Lokanta işletmeciliği faaliyetinden dolayı gelir vergisi mükellefiiken 3.2.1998 itibarıyla inşaat
müteahhitliği işine başlayıp, lokanta işletmeciliğini 31.12.1998, inşaat
müteahhitliğini 31.12.1999 tarihinde terkeden
davacı adına müteahhitlik faaliyetini 1.1.2000-27.3.2000 kıst döneminde de sürdürdüğü halde vergilendirme ile
ilgili ödevlerini yerine getirmediği yolunda düzenlenen 15.6.2000 günlü
vergi tekniği raporundaki tespitler ve hesaplanan matrah farkı done
alınarak takdir komisyonu kararı uyarınca re'sen
salınan vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ve fon
payını; davacının 3.2.1998-31.12.1999 döneminde müteahhitlik yaptığı, bu
dönemde satın alınan taşınmaz üzerine inşa edilen binada arsa payı
karşılığı kendisine bırakılan biri dükkan, dördü mesken niteliğinde beş
bağımsız bölüm üzerinde kat irtifakı kurularak adına tescil edildiği, dört
meskenin tesliminin 1999 yılında yapıldığı, vergi incelemesi ile dükkan
vasfındaki bağımsız bölümün satışının tapuda tescilinin 2000 yılında
yapıldığının saptanması nedeniyle ticari faaliyetin, satışın yapıldığı
27.3.2000 tarihine kadar sürdürüldüğü kabul edilerek kayıt dışı bırakılan
hasılattutarı belirlenmiş ise de;
meskenlerin 1999 yılında teslim edildiği, davalı idarece davacının tapuda
yapılan tesciller dışında 2000 yılında müteahhitlik yaptığı yolunda bir
tespitte bulunulmadığı, öte yandan Danıştay'ın yerleşik içtihatları ile de
kabul gördüğü gibi teslimlerin ticari kazanç sağlama gayesiyle yapılmayıp
servetin değerlendirilmesi amacına yönelik olduğu, 1999 yılında tapuda
devredilen meskenlerin 2000 yılında satıldığı kabul edilemeyeceği gibi,
2000 yılında teslim edilen işyerinin satışından elde edilen kazancın değer
artışı kazancı olarak vergilendirilebileceği, ancak, kazanç tutarı 193
sayılıGelir Vergisi Kanununun
geçici 56'ncı maddesinde öngörülen istisna sınırının altında kaldığından
davacının vergilendirilmesi gereken bir kazancının söz konusu olmadığı
gerekçesiyle kaldıran Trabzon Vergi Mahkemesinin 14.5.2003 gün ve
E:2002/479, K:2003/160 sayılı kararını; davacı tarafından 1998 yılının
Haziran ayında yapımına başlanan inşaatın %95 oranındaki kısmının 1999 yılı
sonunda tamamlandığı, mesken ve işyeri olarak inşa edilen bağımsız
bölümlerin satışının 27.3.2000 tarihine kadar sürdüğü tartışmasız
olduğundan, işi terk bildiriminden sonra faaliyetini sürdüren ve vergi ile
ilgili ödevlerini yerine getirmeyen davacı adına yapılan tarhiyatta hukuka
aykırılık görülmediği gerekçesiyle bozan Trabzon Bölge İdare Mahkemesinin
30.10.2003 gün ve E:2003/140, K:2003/147 sayılı kararının; dava dosyasına
göre, davacının arsasında Haziran/1998 tarihinde başladığı inşaatı
31.12.1999 tarihinde tamamlayıp tamamını aynı dönemde sattığı ve
beyannamesini verdiği, 31.12.1999 tarihi itibarıyla mükellefiyetini
kapattığı,dört daire bir dükkan
olarak yaptığı inşaatın, dairelere ilişkin satıştan dolayı tapu tescillerini
verdiği, ancak dükkanın tapu tescilinin 27.3.2000 tarihinde verilmesi
nedeniyle sınırlı incelemeye tabi tutulduğu, yapılan incelemede inşaatın
2000 yılında bittiği, defter tasdik ettirmediği ve gelir beyan etmediğinden
bahisle inceleme elemanınca yapılan hesaplamalar sonucu tespit edilen
matrahın takdir komisyonuna gönderilmek suretiyle takdir edilen matrah
üzerinden cezalı tarhiyat yapıldığı, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü
maddesinin (B) fıkrasında, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu
olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, gerçek mahiyetin
yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği ancak vergiyi doğuran
olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası
olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya
olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan
bir durumun iddia olunması halinde, ispat külfetinin bunu iddia edene ait
olduğununbelirtildiği, aynı Kanunun
134 üncü maddesinde, vergi incelemesinden amacın, ödenmesi gereken
vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğunun
açıklandığı, 30 uncu maddesinde ise, re'sen vergi
tarhının, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere
veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir
komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili
olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya
matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlandığı ve re'sen takdir nedenlerininbentler halinde sayıldığı,
davacının işine son verdiği 31.12.1999 tarihinden sonra işe devam ettiğine
dair hiç bir tespit bulunmamakta olup, sadece önceden sattığını iddia
ettiği bir dükkanın tapu devrinin 27.3.2000 tarihinde yapılmış olmasının
inşaat müteahhitliğine devam ettiğinin kabulünü gerektirmediği, zira davacı
inşaatı 1999 yılı içinde tamamlayıp sattığını, sadece tapu tescilinin 2000
yılında yapıldığını iddia etmekte olup, bu satışın 2000 yılında
yapıldığının tapu kaydından başka alıcı beyanıyla da doğrulanmadığı,
aslında davacının öğretmenlik görevine başlamadan önce
(2.3.1998-31.12.1999) kısa bir dönem inşaat faaliyetinde bulunduğu ve
31.12.1999 tarihi itibarıyla da öğretmenlik görevine başlaması nedeniyle
faaliyetine son verdiğininanlaşıldığı,dairelerin
tapuya tescili 1999 yılında yapılmış olup, sınırlı vergi inceleme raporunda
tespit edilen hususlar dikkate alındığında davacının bir dükkan ile dört
daire satışı nedeniyle ticari kazanç sağladığından hareket edilmiş ise de,
davacı tarafından da belirtildiği üzere ticari kazanç sağlama gayesi ile
değil servetin değerlendirilerek korunması amacına yönelik bir faaliyet
olduğu, başkaca da bir faaliyeti olmadığı gibi faaliyetin ölçütü dikkate
alındığında, söz konusu inşaatları bitirebilmek için Trabzon'daki dairesini
sattığının da inceleme raporuyla saptandığı, bu durumda davacı işine son
verdiği 31.12.1999 tarihinden itibaren faaliyeti olmadığını iddia etmesine
karşılık, faaliyet döneminde satışını yaptığı bir dükkanın devir işlemi
olan tapuya tescilinin 2000 yılında yapılmış olması davacının işinin devam
ettiğini kanıtlamaya yeterli olmadığı halde, bu işlemin faaliyetin devam
ettiğinigösterdiğinden bahisle, re'sen takdir yoluyla yapılan cezalı tarhiyatı kaldıran
Trabzon Vergi Mahkemesikararını
bozmak suretiyle davanın reddine karar veren Trabzon Bölge İdare Mahkemesi
Kararında yasal isabet görülmediği ileri sürülerek Danıştay Başsavcısı
tarafından kanun yararına bozulması istenmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü
Dairesince Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz edilen Trabzon
Bölge İdare Mahkemesinin 30.10.2003 gün ve E:2003/140, K:2003/147 sayılı
kararı incelendikten ve Tetkik Hakimi Sibel Korucu'nun açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği
görüşülüp düşünüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanununun
3'üncü maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin
muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu kurala bağlanmış,193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun 37'nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü
ticari ve sınai faaliyetten elde edilen kazanç ticari
kazanç olarak tanımlanmış, ikinci fıkrasının (4) işaretli bendinde;
gayrimenkullerin alım, satım ve inşaı işleriyle
devamlı olarak uğraşanların bu işlerden elde ettikleri kazancın ticari
kazanç sayılacağı düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden lokanta
işletmeciliğinden dolayı gerçek usulde gelir vergisi mükellefi iken,
3.2.1998 tarihinde inşaat müteahhitliği faaliyetine başlayacağınıdavalı idareye bildiren,
31.12.1998 tarihinde lokanta işletmeciliği, 31.12.1999 tarihiitibarıyla da müteahhitlik işine son
veren ve 1999-2000 yılına ilişkin işlemleri incelemeye alınan davacı adına,
satın alma yoluyla iktisap edilen taşınmaz üzerine inşa edilen ve 1999
yılında tamamlanan binada bulunan bağımsız bölümlerden arsa payı karşılığı
kendisine bırakılan dört mesken, işyeri niteliğinde bir bağımsız bölümden,
işyerinin satışının 27.3.2000 tarihinde tapuda tescil edilmesi nedeniyle,
inşaatın %95oranındaki kısmının
1999 yılında, %5 oranındaki kısmının 27.3.2000 tarihinde tamamlandığı,
dolayısıyla işi terk bildiriminden sonra da 27.3.2000 tarihine kadar ticari
faaliyette bulunulduğu kabul edilerek, 1999 ve 2000 yılında alıcılarına
teslim edilen meskenler ve işyerinin satışından elde edilen ticari kazancın
hesaplandığı vergitekniği raporu
esas alınarak, 1.1.2000-27.3.2000 kıst dönemine
isabet eden kazancın beyan edilmemesi nedeniyle takdir komisyonu kararına
dayanılarak tarhiyat yapılmıştır.
Davacının öteden beri gerçek
usulde gelir vergisi mükellefi iken kendi isteği ile 3.2.1998 tarihi
itibarıyla inşaat müteahhitliği işine başladığı tartışmasızolduğundan, faaliyetini terk
ettiği 31.12.1999 tarihine kadar satılan ve 1999 yılının muhtelif
tarihlerinde alıcıları adına tapuda tesciledilen dörtbağımsız bölümün
satışından edindiği bu döneme ilişkin kazancın ticari kazanç hükümlerine
göre vergilendirileceği açıktır. Her ne kadar vergi incelemesi sırasında
ifadesine başvurulan davacı tarafından satış işlemleri 1999 yılının
muhtelif aylarında yapılmasına karşın teslimlerin 2000 yılının Mart ayında
yapıldığı yolundaki anlatımı esas alınarak vergi idaresince, 1999 yılında
tapuda alıcıları adına tescil edilen bağımsız bölümlerin de 2000 yılında
teslim edildiği varsayılarak vergilendirme yapılmış ise de; Türk Medeni
Kanununun 7'nci maddesinde resmi sicil ve senetlerin, belgeledikleri
olguların doğruluğuna kanıt oluşturacağı, bunların doğru olmadığının
kanunlarında başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı
olmaksızın kanıtlanabileceği düzenlendiğinden, kesin kanıt değeri taşıyan
tapu kayıtlarının dayandığı olguların doğru olmadığını kanıtlama
koşullarının vergilendirme alanında bağlı olduğu 213 sayılı Vergi Usul
Kanununun 3'üncü maddesinin (B) bendinde düzenlendiği ve bu hükme göre
kanıt yükünün, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine
göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia
olunması halinde iddia eden tarafa ait olduğu gözönünde
bulundurulduğunda, davalı idarece doğruluğu Türk MedeniKanunu uyarınca kanıt kabul edilen
tapu sicilinde tescil edilen,satıcı
ile alıcının tapu memuru önünde beyan ve imzalarıyla doğruladıkları mesken
satışlarının 1999 yılında değil, 2000 yılında yapıldığının kabulüne olanak
bulunmamaktadır.
Bu durumda takdir komisyonunca,
1.1.2000-27.3.2000 kıst dönemi için takdir edilen
ticari kazancın tespitinde esas alınan vergi tekniği raporunda 1999 yılında
yapılan mesken teslimlerinin 2000 yılında yapıldığı kabul edilerek belirlenenmatrah
farkının yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacının
31.12.1999 tarihi itibarıyla inşaat müteahhitliği faaliyetine son verdiğini
vergi idaresine bildirdiği tartışmasız olup, hakkında yapılmış başka
herhangi bir tespite dayanmaksızın, salt yapımı 1999 yılında tamamlanan inşaatlardankendisine
bırakılan işyerinin 27.3.2000 tarihinde alıcısı adına tapu tescilinin yapılması
nedeniyle ticari faaliyetin 2000 yılında da sürdürüldüğünün kabulü mümkün
değildir. Ancak, taşınmazın alıcısına 2.000.000 TL bedelle 27.3.2000 tarihindeteslimi
karşılığı elde edilen kazancın 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun değer
artışı kazancının vergilendirilmesine ilişkin hükümlerine göre
vergilendirileceği tabiidir. Bununla birlikte vergi tekniği raporunda yer
alan iktisap ve satış bedelleri gözönünde
bulundurulduğunda işyerinin satışından elde edilen kazancın 1999-2002
yılları gelirlerinin vergilendirilmesinde uygulanacak 193 sayılı Kanunun
geçici 56'ncı maddesindeöngörülen istisna sınırının altında kalması nedeniyle
davacının 2000 yılı için değer artışı kazancı yönünden vergilendirilmesine
de olanak bulunmadığından, dava konusu tarhiyatı ticari kazanç
hükümlerinegöre değerlendirerek
verilen temyize konu kararın kanun yararına bozulması gerekmiştir.
Açıklanan
nedenlerle Danıştay Başsavcısının temyiz isteminin kabulü ile Trabzon Bölge
İdare Mahkemesinin 30.10.2003 gün ve E:2003/140, K:2003/147 sayılı
kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi
uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere
bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay
Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmî Gazete’de yayımlanmasına 2.3.2011
gününde oybirliğiyle karar verildi.
|