|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/87
Karar Sayısı: 2011/30
Karar Günü: 3.2.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Uyuşturucu ve uyarıcı madde satma suçundan açılan
kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“5237 sayılı TCK’nun
38/2. maddesinde, “Üstsoy, altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak
suretiyle suça azmettirme halinde azmettirenin cezası üçte birden yarısına
kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde bu fıkra hükmüne
göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı
aranmaz” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu maddedeki düzenleme ile bir
failin üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfus kullanılmak suretiyle bir
kişiyi suça azmettirmesi veya 18 yaşından küçük bir kişiyi yani çocuğu, suç
işlemeye azmettirmesi halinde cezanın 1/3 den 1/2 ye kadar artırılacağı
hüküm altına alınmıştır. Buna göre üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan
nüfuzu kullanmak ya da 18 yaşından küçükleri suça azmettirme ayrı bir
ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş ve bu düzenleme ile söz konusu
durumun hasıl olması durumunda her suç
işlendiğinde maddeye uygun azmettiren her failin cezasında 1/3 den yarıya
kadar artırım yapılması gerektiği açıktır. Ancak bu maddedeki artırımın süresiz cezada da yani ağırlaştırılmış
müebbet hapis ya da müebbet hapis cezalarında cezada artırımın nasıl
yapılacağı hüküm altına alınmamıştır. Bu nedenle, teknik olarak artırımın
ancak süreli cezalarda uygulanabileceği, süresiz cezalarda yani ömür boyu
hapis cezalarında artırımın teknik olarak yapılması mümkün değildir.
Örneğin fail A, 15 yaşındaki fail B’yi, maktul C’yi öldürmesi için azmettirdiğinde yaşı küçük fail B’nin, maktul C’yi öldürmesi
halinde fail A’ya, suça azmettirdiği için müebbet
hapis cezası verilecek, müebbet hapis cezası verildiği için teknik olarak
cezada TCK’nun 38/2. maddesi ile artırım yapmak
mümkün olmayacaktır. Ancak yukarıdaki olayda fail B,
maktul C’yi öldürmeye teşebbüs ettiğinde yani
eylem nedeni ile C’nin ölmemesi, eylemin teşebbüs
aşamasında kalması durumunda fail A’nın cezasında
TCK’nun 35/2. maddesine göre indirim yapılacak ve
ceza süreli hale gelecek ve bu durumda fail A, yaşı küçük fail B’yi suça azmettirmesi nedeni ile “süreli hale gelen
cezadan, TCK’nun 38/2. maddesi ile 1/3 den 1/2 ye
kadar artırım yapılacaktır. Böyle bir durumda cezanın daha ağır halinde
yani müebbet hapis cezası uygulandığı halde cezada artırım yapılması
kanunda öngörülmediği halde cezanın daha az olduğu durumda belirlenen temel
ceza üzerinden yarı oranına kadar indirim yapılmasının söz konusu
olacağından daha hafif fiile daha ağır ceza, daha ağır eyleme ise artırım
söz konusu olamayacağından bir nevi daha az ceza uygulanması söz konusu
olacaktır.
Anayasa’nın 10. maddesi herkesin kanun önünde eşit
olduğunu açıkça ve ayrıntılı bir şekilde vurgulamıştır. Buna göre yukarıda
TCK’nun 38/2. maddesinin örnekle değerlendirilmesinden de anlaşılacağı
üzere, süreli cezalarda bu madde ile cezada artırım yapılmasının söz konusu
olacağı, süresiz cezalarda yani müebbet hapis cezalarında ise kanunda
herhangi bir artırımın düzenlenmemiş olması, müebbet hapis cezalarında da
teknik olarak maddede belirtilen oransal artırım yapılmasının mümkün
olmaması karşısında TCK’nun 38/2. maddesi açıkça Anayasa’nın 10. maddesinde
belirtilen eşitlik ilkesine aykırıdır.
KARAR:
Yukarıda açıklandığı üzere T.C. Anayasası’nın 152.
maddesindeki yetkiye dayanılarak 5237 sayılı Kanunun 38/2. maddesi T.C.
Anayasası’nın 10. maddesine aykırı olduğundan, iptaline karar verilmesi,
Mahkememizin 2008/535 sayılı dosyasının
yargılanması sırasında oy birliği ile verilmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu kuralı da içeren 38. maddesi şöyledir:
“(1) Başkasını suç işlemeye
azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
(2)
Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça
azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar
artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre
cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması
hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı
hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına
hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim
yapılabilir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 10. maddesine
dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 3.12.2009 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine
göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da
kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasaya aykırı görürler veya
taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya
yetkilidirler. Ancak, bu
kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için
elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması
gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, “Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle
suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar
artırılır”; ikinci cümlesinde ise “Çocukların
suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi
için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz” hükmü yer
almaktadır.
Bakılmakta olan davada, sanıklar arasında üstsoy ve
altsoy ilişkisi bulunmayıp, azmettirilen sanığın çocuk olması nedeniyle
azmettirenin cezasında ikinci cümlede yer alan düzenleme gereğince artırım
uygulanması söz konusudur. Bu bakımdan fıkranın birinci cümlesinin dava ile
ilgisi bulunmamaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38. maddesinin (2)
numaralı fıkrasının;
A- Birinci cümlesinin, itiraz başvurusunda bulunan
Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu
cümleye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
B- İkinci cümlenin dosyada eksiklik
bulunmadığından, esasının incelenmesine,
Oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, ceza artırımının süresiz
cezalarda uygulanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle kuralın Anayasa’nın
10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Yasa’nın 38. maddesinde, suça iştirak
hallerinden “azmettirme” düzenlenmiştir. Azmettirme, belli bir suçu işleme
hususunda henüz bir fikri olmayan kişinin başkası tarafından bu suçu
işlemeye karar verdirilmesidir. Maddenin (1) numaralı fıkrasında,
azmettirenin, fail gibi cezalandırılacağı esası kabul edilmiş;
azmettirenin, işlenen suçun cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. (2)
numaralı fıkrasında ise azmettirenin cezasını “artıran” nedenler
gösterilmiştir. Fıkranın birinci cümlesinde, üstsoy ve altsoy ilişkisinden
doğan nüfuz kullanılmak suretiyle bir kişinin suça azmettirilmesi halinde,
azmettirenin cezasının, üçte birden yarısına kadar artırılacağı
belirtilmiştir. Üstsoy ve altsoy kavramları, Türk Medeni Kanunu’nun 17.
maddesine göre “biri diğerinden gelen kişiler” arasındaki kan hısımlığı
anlamına gelmektedir. Fıkranın, itiraz konusu, ikinci cümlesinde, üstsoy ve
altsoy ilişkisi aranmaksızın, çocukların suça azmettirilmesi, cezayı
artıran neden olarak görülmüştür. Buna göre çocuklara suç işlettirilmesi
durumunda azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılacaktır.
Buradaki “çocuk”, Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendindeki tanıma göre, henüz“18 yaşını doldurmamış kişi”dir.
Azmettirenin cezasında artırım öngören kuralın gerekçesinde, “Bu durumlarda azmettirenin cezasında
artırım öngörülmesinin hukukî dayanağı, ayrıca, azmettirme olgusunun tek
başına bir haksızlık ifade etmesidir” denilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin
kuralları ile ceza hukukunun temel ilkeleri başta olmak üzere, ülkenin
sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri
göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir.
Yasa koyucu, cezalandırmada güdülen amacı, suçların
niteliği, işlenme biçimi, işlenme oranındaki artış, azalma ve kamu düzeni
için yarattığı tehlikeyi, suçluların özelliklerini de gözeterek toplumda
hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı
ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici sebep olarak
kabul edileceği konularında takdir yetkisine sahiptir. Yasa koyucu bu yetkisini kullanırken suç ve ceza
arasındaki adil dengenin korunması, öngörülen cezanın cezalandırmada
güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, insanlık haysiyetine
aykırı ve zalimane olmaması gibi hususları da dikkate almak
zorundadır. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup
bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş ceza
ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o
suçun toplum yaşamında yarattığı etkinin de dikkate alınması gerekir.
Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerinde, çocuklara yönelik
koruyucu hükümlere yer verilmiş, çocuklar için alınacak tedbirlerin eşitlik
ilkesine aykırı sayılmayacağı, her çocuğun korunma hakkına sahip olduğu,
Devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu
tedbirleri alacağı öngörülmüştür.
Yaşamının ilk anından itibaren korunmaya ve yardıma
muhtaç olan çocuk, erişkinden farklıdır. Erişkinlerden farklı fiziksel,
fizyolojik, davranış ve psikolojik özelliklerinin olması, henüz
kişiliklerinin, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş
bulunması, bireysel kavrama, karar verme, ahlaki ve toplumsal sorumluluk
duygusuna sahip olmayabilecekleri düşüncesi,çocuk ve çocuk haklarının, ulusal ve
uluslararası alanda özel olarak korunmasını gerektirmiştir. Çocuğun
korunmasını toplum artı bir değer olarak kabul etmektedir. Modern hukuk
sistemleri çocuğun korunmasını, “kamu yararına koruma” şeklinde
geliştirmiştir. Bu nedenle, çocuk kamu yararına korunacaktır ve bu ise
çıkarılacak yasalarla sağlanacaktır.
Nitekim Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Haklarına
Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 3. maddesinin birinci fıkrasında
da, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idarî
makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren
bütün faaliyetlerde çocuğun yararının temel düşünce olduğu vurgulanmış;
çocuk hukukunda uluslararası standartları tespit eden ve çocuk haklarını
koruyan hükümlere yer verilmiştir.
İtiraz konusu kuralda, çocukların suça
azmettirilmesi halinde, üstsoy ve altsoy ilişkisi bulunmasa da, azmettirenin
cezasının artırılması öngörülmüştür. Suçun, kamu düzenini ve aile düzenini
ileri düzeyde bozması göz önünde bulundurularak daha ağır bir yaptırım
öngörülmesi anayasal sınırlar içinde yasa koyucunun takdiri kapsamındadır.
Kuralla korunmak istenen hukuki yarar, suçun niteliği ile öngörülen cezanın
tür ve miktarı gözetildiğinde kuralda yer alan cezanın adaletsiz ve ölçüsüz
olduğundan söz edilemez. Cezanın artırımlı uygulanması, gerekçede
belirtildiği gibi, işlenen haksızlığın ağırlığıyla ilgilidir. Bir suçun
işlenmesine çocuğun daha kolay azmettirilebileceği gözetildiğinde, söz
konusu düzenlemenin bu suçun işlenmesinin önüne geçilmesi ve çocuğun daha
etkin bir koruma altına alınması, toplumsal barışın ve kamu düzeninin
sağlanması amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.
Herhangi bir çocuğu suça azmettiren kişinin, kamu
düzenine karşı gelme ve toplum huzurunu bozma iradesinin, çocuğun maddi ve
hukuksal durumu gözetildiğinde, suç ve ceza politikaları yönünden, erişkini
azmettirenden farklı olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Çocuklar,
temyiz kabiliyeti, işlenen suçun sebep ve sonuçlarını değerlendirebilecek
akli, ruhi ve fiziki olgunluğa sahip olma, geçerli hukuki işlem yapabilme,
kendini savunma ve kendini üçüncü kişilere karşı temsil etme bakımından
reşit kişilerden farklı konumdadırlar.
Öte yandan, başvuru kararında belirtildiği gibi,
artırımın süreli cezalarda uygulanıp, süresiz cezalarda uygulanamaması
şeklinde bir eşitlik karşılaştırılması yapılamaz. Yasa koyucunun, suç ve
ceza siyasetine ilişkin takdiri kapsamında değerlendirilen ve suçun
toplumda yarattığı etkiyi dikkate alarak düzenlediği kuralın Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir. İstemin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın
Anayasa'nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 38. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3.2.2011
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|