|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/66
Karar Sayısı: 2011/72
Karar Günü: 28.4.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 26.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “iki ay” ibaresi ile 26.9.2004
günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “hapis” sözcüğünün, Anayasa’nın 2., 5. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Tekzip metninin mahkemenin kararında belirtilen
biçimde usulüne uygun olarak yayımlanmaması nedeniyle Şişli Cumhuriyet
Başsavcılığınca ilgili gazetenin sorumluları hakkında açılan kamu
davasında, itiraz konusu ibare ve sözcüğün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptalleri için re’sen Anayasa
Mahkemesine başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
A- Başvuran Mahkemenin 5187 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “iki ay” ibaresinin iptaline ilişkin başvuru kararının
gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Sanıklara
müsnet suçun 5187 sayılı Basın Yasası kapsamında
kaldığı, BasınYasasının 26/1. maddesinde gazetenin araç kılınması suretiyle
işlenen suçlarla ilgili ceza davasının 2 aylık yasal süresinde açılmaması
halinde davanın görülemeyeceği öngörülmüştür.
Burada öngörülen
iki aylık süre suçun işlendiği tarihte başlamaktadır. 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Yasasının 175/1. maddesinde kamu davasının iddianamenin
kabulüyle açılmış sayılacağı belirtilmiştir. Mahkemece iddianamenin kabulüne
ilişkin yasal olarak verilmesi gerekli kararın tarihi de bu iki aylık yasal
sürenin hesabında son gün olarak dikkate alınmaktadır.
Hukukumuzda savunma
alınmadan ceza davasının açılamayacağı, gazete yazarları ve sorumlu
müdürleri hakkında C. Savcılıklarınca çıkartılan davetiyeler uygulamadaki
teknik nedenler dolayısıyla bir aydan önce ilgili şahıslara ulaştırılması
mümkün değildir, sanıkların savunmaları alınmadan da ceza davasının
açılması 5271 sayılı CMK nın 170. maddesinde
belirtilen koşulları taşımaması nedeniyle iddianamenin iadesine neden
olmaktadır. Sözlü veya mektupla işlenen hakaret suçlarında 5237 sayılı TCK nun 73/1 maddesinde 6 aylık şikayet
süresi olduğu halde, herkese basın yoluyla duyurulan hakaret fiillerinde bu
sürenin iki ayda sınırlandırılması hak arama özgürlüğüne haksız bir
müdahale oluşturmaktadır.
CMK nın 174. maddesinde 15 gün içerisinde iddianameyi
inceleyen hakimin Cumhuriyet Savcılığına iade etme
hakkı vardır. Bu durumda Basın Yasasının 26/1. maddesinde yer alan 2 ay içerisinde
davanın açılması zorunluluğu kuralı olay mağdurlarının hak arama özgürlüğü
ilkesini zedelemekte suç işleyenlere yasa ile haksız yere ceza
soruşturmasından kurtulma olanağı tanımaktadır. Sonuç itibariyle mağdurun
hak arama olanağı bertaraf edilmiştir.
5187 sayılı Basın
Yasasının 26/1. maddesi Anayasanın 2. maddesinde ve 5. maddesinde
belirtilen hukuk devleti olması ilkesine, Anayasanın 36. maddesinde
belirtilen hak arama özgürlüğü ilkesine aykırı bulunmuştur,
Bu itibarla; 5187
sayılı Yasanın 26/1. maddesinde yer alan 2 aylık süre koşulu Anayasanın hak
arama özgürlüğünün kullanılmasını öngören 36. maddesine Anayasanın 2. ve 5.
maddesinde belirtilen Devletin hak arama olanaklarını tıkamamasını
gerektiren Hukuk Devleti ilkesine aykırılığı konusunda yüksek karar mercii
olan Anayasa Mahkemesince konuyla ilgili değerlendirme yapılması
gereklidir.”
B-Başvuran Mahkemenin 5237 sayılı Kanun’un 51.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “hapis”
sözcüğünün iptaline ilişkin başvuru kararının gerekçesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“5187 sayılı Basın
Yasasında düzeltme ile ilgili kararların usulüne uygun olarak yayınlanmamış
halinde gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlerinin her birine 50.000,00 TL
Adli para cezasının verileceği öngörülmüştür.
5187 sayılı Basın
Yasanın 14. ve 18/ilk maddesinde yer alan suç tipi şekli suçlardandır.
Türk Ceza
Mevzuatımız para cezası öngören suçlarda tecil olanağı tanımamıştır, 2 yıla
kadar hapis cezası öngören darp, tehdit, cinsel taciz, görevi kötüye kullanma,
resmi belgede sahtecilik gibi daha ağır suçlarda TCK 51. madde uyarınca
cezanın tecili olanağı tanınmıştır.
Para cezasını
gerektiren suçlar nitelik olarak hapis cezasını gerektirmeyen boyutta
bulunduğu, hukuk düzenini hapis cezasını gerektiren fiiller kadar bozmadığı
Ceza Hukukunun temel ilkelerindendir.
5237 sayılı TCK’nun 51. maddesinde yer alan hapis cezası ibaresinin
uygulamada eşitsizlikler yarattığı daha ağır suçlarda sanıklara cezanın
etkilerinden kurtulma olanağı tanındığı halde daha hafif nitelikteki
suçlarda tanınmamış olması, Devletin objektif Adalet ilkelerine uymasını
öngören Anayasanın 2. ve 5. maddesindeki Hukuk Devleti ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır, bu nedenle TCK’nun 51.
maddesinde yer alan hapis ibaresinin iptali gerekmektedir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 9.6.2004 günlü,
5187 sayılı Basın Kanunu’nun iptali istenen ibareyi de içeren 26. maddesi
şöyledir:
“Basılmış eserler
yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza
davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması
zorunludur.
Bu süreler basılmış
eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarihten başlar.
Basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde
yukarıdaki sürelerin başlama tarihi, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından öğrenildiği tarihtir. Ancak bu süreler, Türk Ceza
Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde öngörülen süreleri aşamaz.
Sorumlu müdürün ve sorumlu
müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlatıldığı iddia
edilen eserden dolayı yayımlatan aleyhine açılacak dava yönünden süre,
sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili hakkında verilecek
beraat kararının kesinleşmesinden itibaren başlar.
Sorumlu müdürün
yayımlanan eserin sahibini bildirmesi durumunda, eser sahibi aleyhine
açılacak davada süre, bildirim tarihinden itibaren başlar.
Kovuşturulması
şikâyete bağlı suçlarda dava açma süreleri, suç için kanunun öngördüğü dava
zamanaşımı süresini aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği
tarihten başlar.
Kamu davasının
açılması izin veya karar alınmasına bağlı olan suçlarda, izin veya karar
için gerekli başvurunun yapılmasıyla dava açma süresi durur. Durma süresi
iki ayı geçemez.”
2- 26.9.2004 günlü,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun iptali istenen sözcüğü de içeren 51.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) İşlediği
suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu
sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz
yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş
olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi
için kişinin;
a) Daha önce
kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş
olması,
b) Suçu işledikten
sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç
işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
Gerekir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2.,
5. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılmalarıyla 9.9.2009 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısındaöncelikle on yıllık başvuru yasağı sorunu görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. maddesi ile 2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’nin işin esasına girerek
verdiği ret kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra on yıl
geçmedikçe aynı yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla tekrar
başvuruda bulunulamaz.
5237 sayılı Yasa’nın 51. maddesinin
başlığının ve iptali istenen ibareyi de içeren (1) numaralı fıkrasının ilk
cümlesinde yer alan “…iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum
edilen kişinin cezası ertelenebilir..” ibaresine
yönelik itiraz başvurusu, Anayasa Mahkemesinin 19.2.2009 günlü, E. 2007/69,
K. 2009/26 sayılı kararıyla Anayasa’ya aykırı olmadığı gerekçesi ile
esastan reddedilmiş ve bu karar 2.6.2009 günlü, 27246 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanmıştır
Anayasa Mahkemesince işin esasına
girilerek reddedilen kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için,
önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 2.6.2009 gününden başlayarak
geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.
Bu nedenle, 26.9.2004 günlü, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk
cümlesinde yer alan “… hapis …” sözcüğünün
iptaline ilişkin itiraz başvurusunun, Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddelerinin son fıkraları gereğince REDDİNE, dosyada eksiklik
bulunmadığından, 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 26.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “… iki ay
…” ibaresinin ise esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Türk Ceza Kanunu’nun 73.
maddesinde altı aylık şikayet süresi öngörülmesine karşın itiraza konu
kuralla basın suçlarında dava açma süresinin iki aylık süreyle
sınırlandırılmasının Devletin hak arama olanaklarını tıkamamasını
gerektiren hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu, ayrıca bu durumun
suçtan mağdur olanların hak arama özgürlüğüne müdahale anlamına geldiği
belirtilerek, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 2.,
5. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralı da içeren 5187 sayılı Yasa’nın
26. maddesinde, dava açma sürelerine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Buna göre, basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanun’da öngörülen
diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki
ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılmasının zorunlu
olduğu belirtilmiştir. Başvuran Mahkeme, günlük süreli yayınlar için söz
konusu olan iki aylık dava açma süresinin iptalini istemektedir. Maddenin
ikinci fıkrasında kovuşturulması şikâyete bağlı olmayan suçlarda söz konusu
sürelerin basılmış eserlerin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği
tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, basılmış eserlerin Cumhuriyet
Başsavcılığına teslim edilmemesi halinde ise yukarıdaki sürelerin başlama
tarihinin, suçu oluşturan fiilin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
öğrenildiği tarih olarak kabul edileceği ifade edilmiştir. Aynı fıkrada, bu
sürelerin, Türk Ceza Kanununun dava zamanaşımına ilişkin maddesinde
öngörülen süreleri aşamayacağı da belirtilmiştir. Buna karşılık, Yasa’nın 26.
maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, kovuşturulması şikâyete bağlı
suçlarda dava açma süresi, kanunun öngördüğü dava zamanaşımı süresini
aşmamak şartıyla, suçun işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır.
Yasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında
öngörülen süreler, hak düşürücü süreler niteliğinde olup, her hangi bir
şekilde uzamaları ya da kısalmaları söz konusu değildir. Ancak, aynı
Yasa’nın 26. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca, kamu davasının
açılmasının izin veya karar alınmasına bağlı olduğu suçlarda, izin veya
karar için gerekli başvurunun yapılmasıyla bu süreler duracaktır. Bu
takdirde durma süresi, iki ayı geçemeyecektir.
İtiraz konusu ibarenin yer aldığı 26. maddenin
birinci fıkrasında, “davanın açılması”ndan söz
edilmektedir. 5187 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte
bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Hakkında Kanun’da iddianamenin
düzenlenip mahkemeye verilmesiyle birlikte kamu davası açılmış sayılmakta
idi. Oysa, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 175. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında ise kamu davasının iddianamenin kabulü kararıyla açılmış
sayılacağı hükmü yer almaktadır. Bu durumda, Yargıtayın
istikrar bulmuş kararlarında da ifade edildiği üzere, 5271 sayılı Yasa’nın
174. maddesinde iddianamenin kabul edilmesi için öngörülen onbeş günlük süre, 5187 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde
belirtilen iki aylık dava açma süresine dahil
olmaktadır. Böylece, 5271 sayılı Yasa’daki düzenlemeler, 5187 sayılı Yasa’da
öngörülen iki aylık dava açma süresinin kısalması sonucunu doğurmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün
etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız
yargı denetimine bağlı olan devlettir. Yasaların kamu yararının sağlanması
amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve
hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu
nedenle yasakoyucunun hukuki düzenlemelerde
kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet,
hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması
gerekir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.
maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları
önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu
belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama
özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel
hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların
korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
İtiraz konusu kuralda, basılmış eserler yoluyla
işlenen veya bu Kanun’da öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının
günlük süreli yayınlar yönünden iki ay içinde açılması gerektiği
belirtilmektedir. İtiraz konusu kuralda düzenlenen dava açma süresi, ceza
muhakemesi şartlarından olup, yargılama usulüne ilişkindir. Bu nedenle,
basın suçlarında dava açma süresini belirleme yetkisi yasakoyucunun
takdirindedir.
Günümüzde hemen hemen
bütün ülkelerin basın kanunlarında, basın davalarında gecikmelerin
önlenerek basın özgürlüğünün zedelenmesine engel olmak amacıyla, basın
suçlarına ilişkin davaların açılması için özel sürelere yer verildiği
görülmektedir. Nitekim, itiraz konusu kurala ilişkin gerekçede de basılmış
eserler yoluyla işlenen veya bu Kanun’da öngörülen diğer suçlardan dolayı
bu alanda faaliyet gösterenleri uzun süre ceza tehdidi ile karşı karşıya
bırakmamak ve böylece basın özgürlüğünü güvence altına almak amacıyla söz
konusu suçlar nedeniyle açılacak davalar için belirli süreler öngörüldüğü
ifade edilmiştir..
Yasakoyucu basın suçlarında dava açılmasını belirli bir süreyle sınırlama
konusundaki takdir yetkisini, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak
ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla
kullanabilecektir. Bir başka ifadeyle, bir yandan basın
mensuplarının uzun süre ceza tehdidi altında bulunmalarına engel olunması,
diğer yandan da suçtan mağdur olanların hak arama özgürlüklerinin zarar
görmemesi amacıyla basın suçlarında dava açma süresinin makul bir süre
olarak belirlenmesi suretiyle, basın hürriyeti ile hak arama hürriyeti
arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Yine, basın
suçlarında Cumhuriyet savcılığınca re’sen dava
açılmasıyla korunmak istenen hukuki yarar ile basın hürriyetinin
korunmasındaki hukuki yarar arasında da makul bir dengenin bulunması
gerekir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesinde
iddianamenin kabulü için öngörülen onbeş günlük
sürenin dava açma süresine dahil olması,
iddianamenin iadesinden sonra yeniden iddianamenin düzenlenmesi, şüphelinin
ifadesinin alınması, adli para cezasını gerektiren suçlarda ön ödeme
önerisinde bulunulması gibi durumlarda itiraz konusu ibarede öngörülen iki
aylık dava açma süresinin fiili olarak kısalması ve buna bağlı olarak
sürenin kaçırılması sonucunun da doğabileceği, ayrıca dava açmanın
Cumhuriyet savcısının insiyatifinde bulunduğu da
gözetildiğinde, itiraz konusu
ibarede yer alan iki aylık dava açma süresinin yeterli ve makul bir süre
olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine
dayanılarak iptal edildiğinden, ayrıca Anayasa’nın 5. maddesi yönünden
incelemeye gerek duyulmamıştır.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun,
kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî
Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte,
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin üçüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
5187 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “… iki ay …” ibaresinin iptal
edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII- SONUÇ
1- 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı Basın
Kanunu’nun 26. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “… iki
ay …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 5187 sayılı Kanun’un 26. maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “… iki ay …”
ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
28.4.2011 gününde karar verildi.
|
Başkanvekili
Serruh KALELİ
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
EK GEREKÇE
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Dava süreleri” başlıklı
26. maddesinin itiraz konusu ibareyi de içeren birinci fıkrasında “Basılmış eserler yoluyla işlenen veya
bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli
yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde
açılması zorunludur” denilmektedir.
Başvuru kararında, günlük süreli yayınlar için
belirlenen iki aylık dava açma süresinin iptali istenilmektedir.
Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen kuralların
Anayasal denetimi yapılırken, denetime konu kuralın kapsamının
belirlenmesinde konuya ilişkin diğer yasa kurallarının da gözetilmesi
tabiidir. Bu bağlamda, iki aylık sürenin Anayasal denetiminde, sürenin
ölçüsüz biçimde kısa oluşu ile birlikte bu kısa süre içinde dava açma
yetkisinin Cumhuriyet savcısına ait olduğu da dikkate alınarak
değerlendirme yapılmıştır.
Kuralda yer alan ve günlük süreli yayınlar yönünden
iki ay içinde dava açılması zorunluluğunu getiren sürenin, hak düşürücü
nitelikte dava açma şartlarından olduğu ve söz konusu sürenin aşılması suretiyle
açılan kamu davalarının şartın gerçekleşmemesi nedeniyle görülemeyeceği
anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.
maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları
önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkının bulunduğu
belirtilmektedir. Maddede öngörülen dava yoluyla hak arama özgürlüğü,
kendisi temel bir hak olmanın ötesinde, diğer temel hakların korunması için
de etkili bir güvence olup, bu özgürlük için getirilmiş bir sınırlama da bulunmamaktadır.
Anayasada güvence altına alınan dava açma hürriyeti
herkes için tanınan bir haktır.
Kural ile günlük süreli yayınlar yönünden getirilen
iki aylık hak düşürücü nitelikteki dava şartına ilişkin sürenin Cumhuriyet
savcısına tanınarak, basın suçu mağdurunun hak arama hürriyeti Cumhuriyet
savcısının kullanımına terk edilmiştir. Cumhuriyet savcısının bu süre
içinde dava açmaması ya da açamaması halinde davanın görülmeyeceği ve basın
suçu mağdurunun hak arama başvurusunun sonuçsuz kalacağı, failinin ise ceza
görmeyeceği açıktır. Bu durum, eylemden zarar gören basın suçu mağduru
yönünden Anayasal güvence altındaki yargı mercileri önünde davacı olarak
iddiada bulunma ile adil yargılanma hakkını sınırlandırmakta bu da
Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.
Kuralda yer alan iki aylık sürenin bu gerekçe ile
de iptali gerekir.
KARŞIOY GEREKÇESİ
9.6.2004 gün ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 26.
maddesinin birinci fıkrasında; “Basılmış eserler yoluyla işlenen
veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük
süreli yayınlaryönünden iki ay,
diğer basılmış eserler yönünden dört ay içindeaçılması zorunludur.” tümcesinde yer alan “iki ay” ibaresinin
Anayasa’nın 2.,5. ve 36. maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptali istenilmektedir.
5187 sayılı Yasa, basın suçlarında dava açılmasını
belli sürelerle sınırlandırmıştır. Basın suçlarında, yargılamayı
hızlandırmak ve basın mensuplarını uzun süre ceza tehdidi altında
bırakmamak ve basın özgürlüğünü güçlendirmek amacıyla dava açma sürelerinin
öngörülmesi hak arama özgürlüğünün sınırlarını çizen açıklayıcı bir
düzenlemedir. Nitekim, Yasa’nın maddeye ilişkin
gerekçesinde; “Madde ile basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda
öngörülen diğer suçlardan dolayı bu alanda faaliyet gösterenleri uzun süre
ceza tehdidi ile karşı karşıya bırakmamak ve böylece basın özgürlüğünü
güvence altına almak amacıyla söz konusu suçlar nedeniyle açılacak
davaların sürelere bağlandığı bu sürelerin hak düşürücü süre olarak
düzenlendiği, böylece Türk Ceza Kanunu’nun dava zaman aşımı ile ilgili
hükümlerinin bu süreler yönünden uygulanmasının önlendiği” belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde nitelikleri, 5.
maddesinde de temel amaç ve görevleri belirtilen “Hukuk Devlet” adaletli
bir hukuk düzeninin kurulması ve sürdürülmesi, devlet yönetiminde
keyfiliğin değil,hukuk kurallarının
egemen olmasıdır.
Anayasa’nın 142. maddesinde “Mahkemelerin kuruluşu,
görev ve yetkileri işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hukuk devletinde yasakoyucu
ceza hukuku alanında yasama yetkisini kullanırken, Anayasa’nın ve ceza
hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla yargılama usullerinin
belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Kuralda; iptali istenilen ibarede yer alan “iki ay”
şeklindeki dava açma süresi ceza muhakemesişartlarından olup yargılama
usulüne ilişkin bir düzenlemedir ve anayasa’nın 142. maddesi uyarınca yasakoyucunun takdirindedir.
Başvuru kararında, Türk Ceza Kanunu’nun73. maddesinde altı aylık şikayet
süresinin öngörülmesine karşın itiraza konu kurallabasın suçlarında dava açma süresinin iki
aylık süreyle sınırlandırılmasının suçtan mağdurolanlarının hak arama özgürlüğüne
müdahale anlamına geldiği belirtilerek, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın
36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa’nın 36. maddesinde herkes meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı
kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılama hakkına sahip olduğu
belirtilmiş, 13. maddesinde ise temel hak ve hürriyetlerinözlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabileceği ve bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna
demokratik toplum düzeninin ve laikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı
hükmüne yer verilmiştir.
Kurala ilişkin gerekçeden, itiraz konusu “iki ay”
şeklindeki ibarenin basının uzun süre ceza tehdidi altında tutularak basın
özgürlüğünün zarara uğramaması ve basın suçlarında yargılamada sürati
sağlamak amacıyla yasalaştırıldığı dikkate alındığında, yasakoyucunun
amacına uygun bir dava açma süresi olduğu anlaşılmaktadır. Esasen ülkemizde
basın mensuplarıaleyhineaçılan dava
sayısının fazla olması ve bu nedenle basın özgürlüğü bakımından eleştirilere
maruz kalındığı dikkate alındığında iki aylık dava açma süresinin haklı bir
nedeninin bulunduğu açıktır. Kaldı ki uygulamadan doğan bir takım
mağduriyetlerin uygulamayı yapan kişilerin tutum ve davranışları ile ilgili
olup, bu durumun idari tedbirlerle giderilebileceği de tabii bulunmaktadır.
Bu durumda; Yasa koyucunun basın suçlarından dolayı
açılacak ceza davalarının iki aylık hak düşürücü süre içinde açılması
gerektiğine ilişkin düzenleme teknik anlamda bir sınırlama olmayıp ceza
yargılama usulüne ilişkindüzenleme niteliği taşımaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi’nin 23.7.2009 günlü E: 2006-65;K:2009-114 sayılı kararında,“Anayasa’nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup, aralarında bir
üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine öncelik
tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak birlikte
uygulanan iki anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını
oluşturabilmektedir.
Hak arama özgürlüğü Anayasa’nın 36. maddesinde
düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyeti için herhangi bir
sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve
yetkileri işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören
Anayasa’nın 142. ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade
eden Anayasa’nın 141. maddelerinin, hak arama hürriyetinin kapsamının
belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.” denilmek suretiyle,
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arma özgürlüğünün kapsamının
belirlenmesinde Anayasa’nın 141. ve 142. maddelerinin dikkate alınması gerektiğiifade
edilmiştir.
Bu durumda dava konusu ibarenin yer aldığı kural
Anayasa’nın 142. maddesinin verdiği yetkiye istinaden, hukuk devleti ve
ceza hukukunun temel ilkelerine uygundur.
Açıklanan nedenle 5187 sayılı Basın Kanunu’nun26. maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “iki ay” ibaresinde Anayasa’nın 2., 5. ve 36.
maddesine aykırı bir yön bulunmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
|