|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2007/95
Karar
Sayısı : 2011/61
Karar
Günü : 30.3.2011
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Kulu Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
: 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun
11.12.1935 günlü, 2862 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 49.
maddesinin (A) fıkrasının “… fiilleri
hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin
… bitmesinden itibaren işlemeye başlar” bölümünün Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında bakaya suçunu
işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan mahkeme iptali için re’sen
başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Anayasa Mahkemesinin 15/10/2003 tarihli ve E.2003/84, K.2003/89 sayılı
kararında özetle;
Anayasanın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da
uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan
devlettir. Bu bağlamda hukuk devletinde yasa koyucu yalnız yasaların
Anayasaya değil, Anayasanın da hukukun evrensel temel ilkelerine uygun
olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Hukukun temel ilkeleri arasında
yer alan eşitlik ilkesine Anayasanın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna
göre, yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır.
353 sayılı Yasanın 13. maddesi,
5530 sayılı Yasanın 4. maddesi ile değiştirilerek As C.K. nun 63/1-A-B maddesi kapsamında bulunan Bakaya suçunun
sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenmesi halinde adli yargı mahkemeleri
tarafından As.C.K. hükümleri uygulanmak suretiyle
yapılacağını belirtmiştir.
Askeri Ceza Kanununa göre firar
suçu sadece asker kişiler tarafından işlenebilen bir suçtur (As.C.K. m.66).
Askeri Yargıtay’ın yukarıda
belirtilen firar suçu nedeniyle dava zamanaşımının başlangıcına ilişkin
yerleşmiş ve istikrar kazanmış içtihadına göre 41 yaşına girildiği Ocak
ayının 1. günü zamanaşımı süresi başlamaktadır. Yani somut olayımızda
15.09.1965 doğumlu olan sanığın hakkındaki bakaya suçları için öngörülen
dava zamanaşımı süresinin başlama tarihi sanığın 41 yaşına girdiği Ocak
ayının 1. günü olan 01.01.2007 tarihinde işlemeye başlamıştır. Suç tarihi
itibariyle yürürlükte bulunan ve sanığın lehine olan asli dava zamanaşımı
(765 sayılı T.C.K.m. 102/4) süresi 5 yıldır. En fazla ise 7 yıl 6 ay
olmaktadır.
Askeri Yargıtay’ın asker
kişilerin işlemiş oldukları firar suçlarında dava zamanaşımı süresinin
başlangıç tarihinin esas alınacağı tarih konusunda yerleşmiş ve istikrar
kazanmış içtihatları karşısında As.C.K. m.49/A
fıkrasında firar suçu yanında bakaya suçuna da yer verilmekle bu yorum
şeklinin bakaya suçu için de geçerli olacağı izahtan varestedir. Ancak
bakaya suçunun adli yargı mahkemelerinin görevi kapsamına alınmakla temyiz
mahkemesinin Yüksek Yargıtay olacağı açıktır. Yüksek Yargıtay’ın dava
zamanaşımının başlangıcına ilişkin farklı bir yorum şeklini tercih etmesi
karşısında aynı suçun dava zamanaşımı süresinin iki farklı tarihte
başlamasının Anayasada ifadesini bulan hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine
aykırılık oluşturulacaktır. Devletin yetkili kılınan iki Yüksek
Mahkemesinin aynı suç için farklı yorum ve uygulama yapması, kişilerin
devlete olan inancını sarsacağı gibi adalet duygularını da inciteceği
izahtan varestedir. Ayrıca Askeri Yargıtay’ın asker kişiler tarafından
işlenebilen firar suçu ile sivil kişilerin işleyebilecekleri bakaya suçunun
dava zamanaşımının başlangıcına ilişkin içtihadı, aynı hukuki konumda
bulunanlara aynı kuralların uygulanması, farklı hukuki konumda bulunanlara
ise farklı kuralların uygulanmasını gerektiren Anayasanın eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturacaktır.
Askeri Yargıtay’ın dava
zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespitine ilişkin içtihadının
uygulanması sonucu somut olayımızda sanığın 1966 doğumlu olması nedeniyle
01.01.2007 tarihinde başlayan asli dava zamanaşımı süresinin lehe yasa
dikkate alındığında 5 yıl sonra yani 01.01.2012 yılında dolacağı
anlaşılmaktadır. Söz konusu süre en fazla yarı oranında artarak 01.06.2014
tarihinde zamanaşımı süresi dolacaktır. Sanık hakkındaki kamu davasının
1991 yılında açıldığı dikkate alındığında 23 yıl boyunca sanığın hakkındaki
isnatlar için ceza davası tehdidi altında kalması Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 6.maddesinde ifadesini bulan makul sürede adil yargılanma
hakkının ihlal edilebileceği izahtan varestedir.
Yasa koyucu benzeri cezalar
içeren suçlar bakımından dava zamanaşımı süresi ve başlangıcı için genel
hükümler koymuşken bakaya suçu için farklı bir düzenleme getirilmesinin
hukuk devleti ile aynı hukuki durumda bulunan kişiler arasında farklı
uygulama ve işlem yapılmasının Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturacağı izahtan varestedir. Söz konusu bakaya suçu için genel
hükümlere yollama yapılmış olmakla dava zamanaşımı süresinin benzeri
cezalar içeren suçlar ile aynı olduğu ileri sürülebilecek ise de dava
zamanaşımı süresinin başlangıcının tüm askeri mükellefiyetlerin bitmesi
şartına tabi tutulması nedeniyle eylemli olarak zamanaşımı süresi
uzamaktadır. Genel hükümlere göre suçun işlenip tamamlanmasından sonra
işlemeye başlayan dava zamanaşımı süresi, bakaya suçu işlenip tamamlanmış
olsa bile işlemeye başlamamaktadır. Hatta dava zamanaşımı süresinin
başlangıcına esas alınan 1111 sayılı Askerlik Kanununun 2.maddesinde
öngörülen askerlik çağına ilişkin belirlenen sürenin, Genelkurmay Başkanlığının
göstereceği lüzum, Milli Savunma Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu
Kararıyla 5 yıla kadar uzatılabileceği veya kısaltabileceği öngörülmüştür.
Bu durumun ise bakaya suçunun dava zamanaşımının başlangıcı ile süresinin
yürütmenin tekeline bırakmak anlamına gelir ki bunun da Anayasanın
38.maddesinde ifadesini bulan suç ve cezaların kanunla konulacağını
düzenleyen amir hükmünün ihlali sonucunu doğuracaktır.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda yapılan
açıklamalar ışığında; 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 49/A maddesinde
geçen;”... fiilleri hakkında dava müruru zamanı, bütün
askeri mükellefiyetlerin bitmesinden itibaren işlemeğe başlar.”
İbaresinin Anayasanın hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile 38.maddesine
aykırılığı iddiasıyla iptali isteminden ibarettir.
İstemin iptali Yüce Anayasa
Mahkemesinin yüksek takdirlerine ait olmak üzere itiraz dilekçesi ve dava
dosyası saygıyla ve önemle arz olunur.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun itiraz konusu bölümü de içeren 49. maddesi şöyledir:
“MADDE 49 - ASKERİ CÜRÜMLERDE
DAVA VE CEZANIN NASIL DÜŞECEĞİ
(Değişik: 11.12.1935 - 2862/4 md.) Aşağıdaki fıkralarda yazılı hükümler
mahfuz olmak üzere askeri suçlarda dava ve cezanın düşmesi hususlarında
Türk Ceza Kanununun birinci kitabının 9 uncu babı hükümleri tatbik olunur.
A) Yoklama kaçağı, bakaya, saklı
ve firar fiilleri hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin
veya bizzat girmiş oldukları taahhüdün bitmesinden itibaren işlemeğe başlar.
B) Hıyanet cürümlerile
maznun ve mahkum olanlar hakkıda
müruru zaman yoktur.
C) (Ek : 14/6/1989
- 3574/1 md.) Sırf askeri suçlarda Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesi
hükümleri uygulanmaz”.
B-Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim
KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 30.10.2007 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28.
maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular
itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa
kuralı ile sınırlıdır.
1632
sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 49. maddesinin (A) fıkrasında “Yoklama kaçağı, bakaya, saklı ve firar fiilleri
hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin veya bizzat
girmiş oldukları taahhüdün bitmesinden itibaren işlemeğe başlar”
denilmektedir. Bu kuralla bakaya suçu dışında yoklama
kaçağı, saklı ve firar suçları da düzenlenmiş; bu suçlarda zamanaşımı
süresinin başlangıcının ise bütün askeri mükellefiyetlerin veya ilgililerin
bizzat girmiş oldukları taahhüdün bitmesinden itibaren işlemeye başlayacağı
belirtilmiştir.
İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme’de, sanığın bakaya suçunu
işlediği iddiası ile kamu davası açılmıştır. Dolayısıyla kuralda yer alan
yoklama kaçağı, saklı ve firar suçlarından açılmış bir kamu davası
bulunmamaktadır.
Belirtilen
nedenle, 1632 sayılı AsCK’nın 49. maddesinin (A)
fıkrasının “… fiilleri hakkında dava
müruru zamanı bütün askeri mükellefiyetlerin … bitmesinden itibaren işlemeğe başlar” bölümünün esas
incelemesinin “bakaya suçu yönünden”yapılmasına 30.3.2011 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- Kuralın Anayasa'ya Aykırılığı
Sorunu
Başvuru kararında, Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir hukuk Devleti olması sebebiyle hukukun üstün
kurallarıyla bağlı olduğu ve bunlardan birinin de eşitlik ilkesi olduğu, yasakoyucunun benzeri cezalar içeren suçlar bakımından
dava zamanaşımı süresi ve başlangıcı için genel hükümler koymuşken bakaya
suçu için farklı bir düzenleme öngördüğü, her ne kadar yasakoyucu
bu alanda takdir yetkisine sahip olsa da bunun hukuk devleti ile aynı
hukuki durumda bulunan kişiler arasında farklı uygulama ve işlem
yapılmasını yasaklayan eşitlik ilkesi ile bağdaşmadığı, dava zamanaşımı
süresinin başlangıcına esas alınan 1111 sayılı Kanun’un 2. maddesinde
belirtilen askerlik çağına ilişkin sürenin, Genelkurmay Başkanlığının
göstereceği lüzum, Milli Savunma Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu
kararıyla 5 yıla kadar uzatılabileceğini öngören kuralın bakaya suçunda
dava zamanaşımının başlangıcı ile süresini yürütmenin tekeline bıraktığı
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 38.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Yasakoyucunun,
suç ve cezaların belirlenmesinde takdir yetkisi olmakla birlikte bu
yetkisini kullanırken suç ile ceza arasındaki adil dengeyi sağlaması ve
öngörülen cezanın cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmede elverişli
olması gibi esasları dikkate alması zorunludur. Dava ve ceza zamanaşımı ile
ilgili kurallar dahi cezayı ağırlaştıran yahut suç koyan hükümler
niteliğindedir. Dava ve ceza zamanaşımı sürelerinin; suçların ağırlığı,
kamu düzeni için oluşturduğu etki ve ceza siyasetinin gereği olarak
belirlenmesinde yasakoyucunun takdiri Anayasa ve
ceza hukukunun temel ilkeleriyle sınırlıdır.
21.6.1927 günlü, 1111 sayılı Askerlik
Kanunu’nun 12. maddesine göre bakaya suçu, son yoklamada bulunarak numara
ile veya numarasız asker edildikleri halde, istenildikleri sırada gelmemek
veya gelip de askerlik yapacakları kıtalara gitmeksizin toplandıkları
yerlerden veya yollardan savuşmak biçiminde iki farklı şekilde
işlenebilmektedir. Bunlardan ilki celp bakayası, ikincisi ise geç iltihak
suretiyle bakaya suçları olarak adlandırılmakta ve bu suçların faillerine
verilebilecek cezalar da 1632 sayılı AsCK’nın 63.
maddesinin ilk fıkrasının (A) ve (B) bendlerinde
yer almaktadır.
Bakaya suçu, kesintisiz
(mütemadi) bir suç niteliğindedir ve ilgilinin özrünün sona ermesini
müteakip suçun işlenme süreci başlar, dehalet (katılma) veya yakalanma ile
de sona erer. Yakalanması ve
dehaletinin ardından fail, kıtasına katılacağı ve askeri disiplin ve
hiyerarşi altına gireceğinden bundan sonraki aşamada askerlik hizmet ve yükümlülüklerine
aykırı faaliyetleri firar gibi farklı suçları oluşturabilir. Bakaya suçu,
henüz askeri disiplin ve hiyerarşi altında bulunmayan sivil kişiler
tarafından işlenebilen bir suçtur.
İtiraza konu olan 1632 sayılı AsCK’nın 49. maddesinin (A) fıkrasında, bakaya suçunda
dava zamanaşımı süresinin askerlik hizmetinin özellikleri nedeniyle bütün
askeri mükellefiyetlerin bitmesinden itibaren işlemeye başlayacağı hükmü
getirilmiştir. Bütün askeri mükellefiyetlerin ne zaman
biteceği ise 1111 sayılı Askerlik Kanununun 2. maddesinin ilk fıkrasında
“Askerlik çağı her erkeğin esas nüfus kütüğünde yazılı olan yaşına göredir
ve yirmi yaşına girdiği sene Ocak ayının birinci gününden başlayarak 41
yaşına girdiği sene Ocak ayının birinci gününde bitmek üzere en çok yirmibir sene sürer” şeklinde belirtilmiştir. Dolayısıyla, bakaya suçunda
dava zamanaşımı süresi, ilgilinin 41 yaşına girdiği Ocak ayının birinci
gününden itibaren işlemeye başlayacaktır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme
önündeki kamu davasının 1991 yılında açıldığı dikkate alındığında 23 yıl
boyunca sanığın hakkındaki isnatlar için ceza davası tehdidi altında
kaldığı görülmektedir.
Yasakoyucu,
zamanaşımı kurumunu düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği ve ceza
hukukunun temel prensiplerinden olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke
ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin
ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç
bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık”
ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü
ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesiyle devlet,
cezalandırmanın sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri
arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Askeri disiplinin
tesisinde zafiyeti önlemek amacıyla getirilen kural, bakaya suçunun failinin
asker kişi olmaması nedeniyle belirtilen amaca ulaşmada elverişli değildir.
Ayrıca kesintisiz bir suç olan bakaya suçunda zamanaşımı süresinin, failin
askeri hiyerarşi ve disiplin altına girdiği yakalanması veya dehaletinden
değil de onun bütün askeri mükellefiyetlerinin bitmesinden itibaren
başlatılması askeri disiplinin sağlanması açısından gerekli bir tedbir
olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda failin lehine olan 765 sayılı TCK’da en ağır cezayı gerektiren suçlarda bile
zamanaşımı süresinin 20 yıl olması karşısında itiraz konusu kuralın
orantılı olmadığını kabul etmek gerekir. İtiraz konusu kural, kişileri
işledikleri suçla orantısız ve makul olmayan bir süre içinde davalarının ne
şekilde sonuçlanacağı endişesiyle de yaşamak durumunda bırakmaktadır.
İtiraz konusu kural suçun ağırlığını, ona verilen cezanın
süresini, cezadan beklenen sosyal faydanın zaman içinde azalacağını dikkate
almaması ve failin sivil kişi olmasına ve askeri disiplini bozma durumunda
olmamasına rağmen böyle bir gerekçeye dayanması sebepleriyle kamu yararı
ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir denge oluşturamadığından
ölçülülük ilkesine aykırılık içermektedir.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Anayasa’nın
2. maddesine aykırı görülerek iptal edilen kuralın ayrıca Anayasa’nın 10.
ve 38. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI-
SONUÇ
1-
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler
yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin
incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına,
Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile
Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas
sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun, 11.12.1935 günlü, 2862 sayılı
Kanun’un 4. maddesiyle değiştirilen 49. maddesinin (A) fıkrasının “…
fiilleri hakkında dava müruru zamanı, bütün askeri mükellefiyetlerin
… bitmesinden itibaren işlemeğe başlar”
bölümünün, “bakaya suçu” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
30.3.2011
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|