|
Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığından:
KararNo : 1022
- K A R A
R -
12 Haziran 2011
tarihinde yapılan XXIV. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Diyarbakır
İli Seçim Çevresinden bağımsız milletvekili seçilerek buna dair mazbatası
verilen Mehmet Hatip Dicle ile ilgili olarak, milletvekili aday
listelerinin kesinleştirilerek 29 Nisan 2011 tarihinde Resmi Gazete’de
yayınlanmasını takiben ancak henüz seçim yapılmadan önceki bir aşamada;
1-09/06/2011
günü itibariyle yazılı ve görsel medyada, adı geçen hakkındaki bir
mahkûmiyet ilamının Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği, sözü edilen
mahkûmiyetin milletvekili seçilmesine engel oluşturacak nitelikte olduğu
yolunda çeşitli yayınlar yapılması,
2-Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı İlamat İnfaz Bürosunun Yüksek Seçim
Kurulu Başkanlığına hitaben re’sen düzenleyip
gönderdiği 09/06/2011 gün ve 2848 İlm. sayılı yazısında; Diyarbakır
bağımsız milletvekili adayı Mehmet Hatip DİCLE hakkında terör örgütünün
propagandasını yapmak suçundan dolayı verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının
22/03/2011 tarihinde onanarak kesinleştiği, kararın 02/06/2011 tarihinde kendilerine
gönderilmesi üzerine cezanın infazına başlandığı bildirilerek buna dair bir
kısım belgelerin yazı ekinde gönderilmesi,
3-Mehmet Hatip DİCLE
vekilleri Av. Fuat COŞACAK ile Av. Muharrem ŞAHİN tarafından Yüksek Seçim
Kurulu Başkanlığına gönderilen 09/06/2011 tarihli
dilekçede de; Mehmet Hatip DİCLE’nin milletvekili
seçilmesine engel bir durumunun olmadığına dair bir karar verilmesi
talebinde bulunulması,
Üzerine,
bu ihbar, bildirim ve başvurular nedeniyle öncelikle 09.06.2011 tarihli ara
kararı ile ilgiliye ait nüfus ve adli sicil kayıtları ile kesinleşmiş mahkûmiyet
kararı aynı gün getirtilip 10.06.2011 tarihli ara kararı ile savunması için
Diyarbakır İl Seçim Kurulu Başkanlığına yazı yazılmış, Mehmet Hatip Dicle
vekilinin 17.06.2011 tarihli dilekçesinde; hükmü veren mahkemeden mahsup
kararı alındığını bildirmesi nedeniyle aynı tarihte verilen üçüncü bir ara
kararı ile sözü edilen mahsup kararı getirtilmiş, ayrıca adı geçenin
savunması için yazılan yazı ve tekide cevaben Diyarbakır İl Seçim Kurulu
Başkanlığının; belirtilen hususlarla ilgili savunma yapması için ilgiliye yedi
günlük süre verildiği ve buna ilişkin yazının 14.06.2011 tarihinde tebliğ
edildiğini bildirmesi nedeniyle bu sürenin de beklenmesinden sonra adı
geçenin ve avukatlarının Diyarbakır İl Seçim Kurulu’nca saptanan beyanları
ile tüm belge ve bilgiler değerlendirilerek;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
İncelenen olayda;
Mehmet Hatip Dicle, 12
Haziran 2011 tarihinde yapılan XXIV. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde
Diyarbakır İli Seçim Çevresinden bağımsız milletvekili adayı olmak için 11
Nisan 2011 tarihinde avukatları aracılığıyla İl Seçim Kurulu’na başvurmuş,
belgeleri üzerinde Yüksek Seçim Kurulu’nda yapılan incelemede adı geçenin terör örgütüne üye olmak
suçundan dolayı milletvekili seçilmesine engel geçmiş mahkûmiyeti bulunduğunun
saptanması nedeniyle adaylığının iptaline karar verilip bu husus kendisine
tebliğ edilmiş, sonrasında adı geçenin bu işleme karşı 298 sayılı Kanunun
131. maddesinde düzenlenen şikâyet başvurusunda bulunarak ilgili mahkemeden
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca aldığı kararı da
ibraz etmesi üzerine ilgilinin milletvekili seçilme koşullarına yeniden
sahip olduğu saptamasıyla adaylığının kabulüne karar verilmiş ve 29 Nisan
2011 tarihli 27919 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan milletvekili kesin
aday listesi ile Diyarbakır İli Seçim Çevresi için düzenlenen birleşik oy
pusulasında ismi yer almıştır.
Ancak,
seçimden üç gün önce 09.06.2011 tarihinde yazılı ve görsel medyada, adı
geçenin yargılandığı bir başka davada verilen mahkûmiyet kararının
Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği ve bu mahkûmiyetinin milletvekili
seçilmesine engel oluşturduğu yolunda haberler yayınlanması, yine aynı
tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosunun da bu hususu
açıklayan bir yazıyı ve ekinde buna dair belgeleri göndermesi, bu
gelişmeler sonrasında Mehmet Hatip Dicle vekillerinin de adı geçenin
milletvekili seçilmesine engel bir durumu olmadığı yolunda karar verilmesi
isteminde bulunmaları üzerine konu araştırılıp ilgili mahkeme ilamları,
infaz belgeleri, yazışma örnekleri ve adli sicil kaydı gibi belgeler
getirilerek incelendiğinde;
Mehmet Hatip Dicle’nin
evvelce adli sicil kayıtlarına geçen ve milletvekili aday listelerinin
kesinleştirilmesinden önceki aşamada Yüksek Seçim Kurulu’nca
değerlendirilen geçmiş mahkûmiyetlerinin dışında, 23.10.2007 tarihinde
işlediği terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan dolayı yargılandığı
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2009 gün ve 2008/136 Esas, 2009/46
Karar sayılı ilamıyla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/1 ve 5237
sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasına
mahkûm edildiği, temyiz edilen kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin
22.03.2011 gün ve 2009/11118 Esas, 2011/1798 Karar sayılı ilamı ile
onandığı ve dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına teslim edildiği, henüz kesinleştirme işlemlerinin
yapılmadığı ve mahkûmiyet bilgilerinin adli sicil kayıtlarına işlenmediği bu
aşamada Mehmet Hatip Dicle’nin avukatları aracılığıyla 11 Nisan 2011
tarihinde bağımsız milletvekili adaylığı için Diyarbakır İl Seçim Kurulu’na
başvuruda bulunduğu, ayrıca 15 Nisan 2011 tarihinde de Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına dilekçe vererek onama kararına karşı itirazda bulunulmasını
istediği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının incelemeyi takiben 11 Mayıs
2011 tarihinde bu istemi reddederek ilgililere tebliğe gönderdiği, ayrıca dava
dosyasını Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla mahkemesine
ulaştırdığı, ilgili mahkemenin de kararın “22.03.2011 tarihinde
kesinleştiği” yolunda şerh düşüp bir örneğini infaz için 02.06.2011 tarihinde Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği ve ceza bildirme fişi düzenleyerek
mahkûmiyet bilgilerinin bu tarihten sonra adli
sicil kayıtlarına işlenmesini sağladığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
İnfaz Bürosu’nun ise, hükümlünün Diyarbakır İli Seçim Çevresi’nden bağımsız
milletvekili adayı olduğundan bahisle, durumu 09.06.2011 tarihli bir yazı
ile Yüksek Seçim Kurulu’na bildirdiği saptanmıştır.
Tartışılıp sonuca
bağlanan hukuki sorunları sırasıyla değerlendirecek olursak;
1- Seçim yargısı
yönünden incelenmesi ve çözüme kavuşturulması gereken hukuki sorunlardan
ilki, seçimden önce kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunan Mehmet Hatip Dicle’nin milletvekili
seçilme koşullarını taşıyıp taşımadığına ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 76. maddesinin 1.
fıkrasına göre, yirmibeş yaşını dolduran her Türk
milletvekili seçilebilir.
Milletvekili seçilmeyi engelleyecek şartlar ise aynı
maddenin ikinci fıkrasında şu şekilde belirtilmiştir. “En az ilkokul mezunu olmayanlar,
kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu
hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha
fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs,
irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye
kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî
ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma,
terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından
biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili
seçilemezler.” Anayasa’daki bu düzenleme doğrultusunda, 2839
sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11. maddesinde de benzer hükme yer
verilmiştir.
Bu düzenlemelerden
de anlaşılacağı üzere, bazı suçlardan mahkûm olma veya belirli süreyi aşan
hapis cezasına mahkûmiyet halleri milletvekili seçilme konusunda kesin
engel oluşturmaktadır. Sayılan mahkûmiyetlerin milletvekili seçilmeye engel
olabilmesi için kesinleşmesi yeterlidir; infaza başlanmamış olması veya
kişinin bu mahkûmiyetinden dolayı şartla salıverilmiş bulunması yahut cezanın
tümüyle infaz edilmesi (bihakkın salıverilme) sonuca etkili değildir. Yüksek Seçim Kurulu’nun istikrar kazanmış olan ve Yargıtay Ceza
Genel Kurulu’nun kararlarıyla da uyumlu bulunan uygulamasına göre, ceza
mahkûmiyeti nedeniyle milletvekili seçilebilme yeterliğini kaybetmiş olan
kişilerin bu hakka yeniden sahip olabilmeleri ancak, mahkûmiyete konu suçun
sonradan yürürlüğe giren bir yasa ile suç olmaktan çıkartılması yahut
cezanın çekildiği veya çekilmiş sayıldığı tarihten itibaren yasada
öngörülen üç yıllık süre geçtikten sonra hükümlünün ilgili mahkemeye
başvurarak “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kararı alması hallerinde
mümkündür.
İncelenen olayda, Mehmet Hatip Dicle’nin 12 Haziran 2011
tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçimi’nden önce 22.03.2011 tarihinde
kesinleşen ilâmla, terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan dolayı 1
yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm olması nedeniyle seçim tarihi itibariyle ve
halen milletvekili seçilme koşullarını taşımadığı kuşkusuzdur.
Öte yandan vekilleri, adı geçenin başka
bir suçtan dolayı tutuklu olarak yargılandığını, o davada tutuklu kaldığı
sürenin kesinleşen cezasından mahsubu gerektiğini, bu amaçla hükmü veren
mahkemeye başvurarak mahsup kararı aldıklarını, ilgilinin şartla
salıverildiğini, halen yargılaması süren diğer suçtan ise tutukluluğunun
devam ettiğini, bu nedenle milletvekili seçilmesine bir engel kalmadığını
ileri sürmüşlerse de, mahsup kararı yukarıda belirtilen ve seçilme
yeterliğini yeniden kazandıran nitelikteki kararlardan değildir. İnfaza ilişkin olan bu karar, Türk
Ceza Kanununun 63. maddesine göre hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve
şahsî hürriyeti sınırlama sonucu doğuran (gözaltı, tutukluluk gibi) bütün
haller nedeniyle geçirilmiş sürelerin hükmolunan cezadan düşülmesini
sağlar; mahkûmiyet süresini değiştirmediği gibi, mahkûmiyet kararını ve
sonuçlarını da ortadan kaldırmaz.
Nitekim Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin mahsup işlemine
ilişkin olarak infaz sırasında verdiği 15.06.2011 gün ve 2011/580 D.İş. sayılı kararı ile bu karar sonrasında hükümlü hakkında
yeniden düzenlenen 17.06.2011 tarihli müddetname
getirtilerek incelenmiş olup, kararda; hükümlünün başka bir suçtan dolayı
halen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması devam eden 2010/444
Esas sayılı dosyada 24.12.2009 tarihinde gözaltına alındığı, 26.12.2009
tarihinde tutuklandığı ve tutukluluk halinin sürdüğü, 1 yıl 8 ay hapis
cezasına dair kararın ise 22.03.2011 tarihinde kesinleştiği saptamasına yer
verilerek, hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen toplam “453” günlük gözaltı ve
tutukluluk süresinin mahkûm olduğu 1 yıl 8 ay hapis cezasından mahsubu
gerektiğine işaret edildiği, müddetnamede ise;
hükümlünün kesinleşen 1 yıl 8 ay hapis cezasından dolayı mahsup işlemi
nedeniyle 09.06.2011 tarihinde şartla salıverildiği, bihakkın tahliyesinin
08.11.2011 tarihinde gerçekleşeceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, adı geçenin henüz infazı tamamlanmamış
ve seçilme yeterliğini kaybetmesine neden olan mahkûmiyeti bulunmaktadır. Kaldı ki, cezanın tümü mahsup işlemine konu edilmiş ve cezasını
09.06.2011 tarihi itibariyle bütünüyle çekmiş sayılsa dahi Anayasanın 76 ve
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11. maddesinden kaynaklanan
milletvekili seçilme engelinin devam ettiği ve 5352 sayılı Adli Sicil
Kanunu’nun 13/A maddesinde öngörülen “cezanın çekildiği tarihten itibaren
üç yıllık sürenin geçmiş olması” koşulu gerçekleşmediğinden, “yasaklanmış
haklarının geri verilmesi”ne ilişkin bir karar
almasına, dolayısıyla bu aşamada milletvekili seçilme hakkına kavuşmasına yasal
olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla, ilgilinin seçimden önce seçilme yeterliğini kaybettiği ve halen bu yeterliliğinin
bulunmadığı açıktır.
2- Çözümü gereken diğer bir hukuki sorun ise, seçilme
yeterliğinin seçimden önce kaybedildiğinin saptanması halinde, tutanağın
iptaline karar verme yetki ve görevinin Yüksek Seçim Kurulu’na mı yoksa
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne mi ait olduğuna ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
76 ncı maddesi ile 2839 sayılı Milletvekili
Seçimi Kanunu’nun 11 inci maddelerinde yer alan niteliklere sahip
olmayanlar ile engelleri bulunanlar, milletvekili seçilemeyecekleri için
milletvekili adayı da olamazlar. Bu nedenlerdir ki, adaylar hem Siyasi
Partiler Kanunu uyarınca siyasi parti ön seçimlerinden önce aday adayı
sıfatıyla, hem de Milletvekili Seçimi Kanunu hükümleri gereğince
milletvekili adayları olarak önce geçici liste; daha sonra da kesin liste
halinde ilan edilirler. Bu ilanlar, adaylara karşı olabilecek itirazlara
zemin hazırlamak ve il seçim kurulları ile Yüksek Seçim Kurulu tarafından
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 23. maddesi uyarınca yapılacak
inceleme sırasında dikkate alınmak üzere uyarılarda bulunmalarına olanak
sağlamak için yapılır.
İl seçim kurulları ile
Yüksek Seçim Kurulunca, itiraz ve ihbar üzerine yahut re’sen
yapılan incelemeler sonunda milletvekili adaylık koşullarına sahip
olmadıkları veya engelleri olduğu anlaşılanlar listeden çıkarılırlar ve
yasa hükümlerine göre yeniden düzenlenen listeler, MilletvekiliSeçimiKanunu’nun 24 üncü maddesi uyarınca kesin
aday listeleri olarak ilan edilir. Adaylıkların kesinleşmesi, seçim hukuku
yönünden bu kişilerle ilgili belli bir statünün oluşmasını sağlar. Geçici
ilan üzerine adaylar hakkında, adaylığa engel herhangi bir yasal nedene
dayanılarak itiraz edilmesi veya bu yönde re’sen
inceleme yapılması mümkün ise de, kesinleşmesinden sonra bu listelerde,
ölüm veya istifa nedeniyle Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 25. maddesine
göre yapılacak kaydırmalar dışında hiçbir değişiklik yapılamaz.
2839 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanunu’nun, “Seçimin veya tutanağın iptali” başlığını
taşıyan 39. maddesinde, oyların döküm, sayım ve partilere dağılımına
ilişkin itirazlar sebebiyle yapılan yeni sayım ve döküm sonuçlarına göre
milletvekili tutanaklarının iptaline değinildikten sonra dördüncü
fıkrasında, “yukarıdaki fıkralar dışında milletvekillerinden bir veya
birkaçının tutanaklarının iptaline karar verildiği takdirde…..” hükmüne yer verilmiştir. Oyların döküm, sayım ve
partilere dağıtımına ilişkin itiraz sebepleri sayıldıktan sonra getirilen
bu hükmün, ileride değinileceği üzere milletvekili seçildikten, tutanak
verilip kesinleştikten sonra, mutlak iptal sebeplerinden birinin saptanması
halinde verilecek tutanak iptal kararlarını amaçladığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, aynı
Kanunun 42. maddesinde, bu Kanunda özel hüküm bulunmayan hallerde 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu
Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Sözü geçen 298 sayılı Kanunun 130 uncu
maddesinin dördüncü fıkrasında ise,
adaylığın kesinleşmesinden sonra da belli nedenlerle adaylığa itiraz
edilebileceği öngörülmüştür. Bunlar, adayın Türk olmadığına, yaşının
kanunda gösterilenden küçük olduğuna, okur-yazar olmadığına ve seçilme
yeterliliğini kaybettiren bir mahkûmiyeti bulunduğuna dair itirazlardır.
Ayrıca ayrıntıları Yüksek Seçim Kurulunun 16.03.1999 gün ve 371/194 sayılı
kararında vurgulandığı üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın milletvekili
seçilme yeterliğini düzenleyen 76. maddesinde öngörülen, “kişinin yükümlü
olduğu askerlik hizmetini yapmış olması” koşulunun yerine getirilmemesi de
tam kanunsuzluk hali niteliğinde bulunmaktadır. Dolayısıyla, aday
listelerinin kesinleşmesinden sonra dahi, yukarıda sayılan tam kanunsuzluk
hallerine ilişkin hususlarla sınırlı olarak adaylara itiraz edilebileceği
gibi, bu hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından re’sen
de incelenebilir.
Yüksek
Seçim Kurulu’nun, 29 Kasım 1987 tarihinde gerçekleştirilen XVIII. Dönem
Milletvekili Genel Seçimlerine katılıp seçilen bir milletvekilinin seçimden
önce kesinleşen mahkûmiyetleri bulunduğunun seçimden yaklaşık bir yıl sonra
ihbar edilmesi üzerine önüne gelen bir uyuşmazlık dolayısıyla verdiği
26.12.1988 gün ve 311 sayılı kararında belirtildiği üzere; adaylığın
kesinleşmesinden sonra da adaylığa itiraz edilebilir veya belirli
koşulların re’sen incelenebilir olması,
kesinleşmiş milletvekili aday listelerinde seçimlerden önce bir değişiklik
yapılmasını gerektirmez. Zira, Milletvekili Seçimi Kanununun 25 nci
maddesi, aday listelerinin kesinleşmesinden sonra, oy verme günü saat
17.00’ye kadar bir değişiklik yapılmasını yasaklamış, sadece ölüm veya
istifa halinde sıraya göre adayların kaydırılacağını öngörmüştür. Şu halde, az önce sözü edilen nedenlerden biriyle yapılan
itirazın kabul edilmesi halinde de, kesinleşmiş aday listesinde ve buna göre
hazırlanan birleşik oy pusulasında hiçbir değişiklik yapılmayacak; ancak
mevcut listelerle gidilen seçimi takiben anılan 130 uncu madde ile 2839
sayılı Kanunun 39 uncu maddesi uyarınca Yüksek Seçim Kurulunca tutanağın
iptaline karar verilebilecektir.
Nitekim, 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan
XX. Dönem Milletvekili Genel Seçimine katılıp seçilen bir milletvekilinin geçmiş
mahkûmiyeti nedeniyle seçilme yeterliğinin bulunmadığına dair seçim sonrası
yapılan itiraz üzerine verilen 11.02.1996 gün ve 71 sayılı kararda da
benzer ilke dile getirilerek; Yüksek Seçim Kurulu’nun süregelen
içtihatlarında, 298 sayılı Kanunun 130. maddesinde belirtilen tam
kanunsuzluk hallerine dayalı itirazları süre kaydı aramaksızın kabul ettiği
ve tam kanunsuzluk halinin varlığını saptadığı takdirde seçilenin
tutanağının iptaline karar verdiği belirtilmiş ve emsal kararlar
sayılmıştır.
Yine,
18 Nisan 1999 tarihinde yapılan XXI. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde
milletvekili seçildikten sonra Türk vatandaşlığını kaybeden bir kişinin durumunun
tartışıldığı 17.05.1999 gün ve 1585 sayılı kararda da, seçimden önce var
olan seçilme yeterliğine engel bir tam kanunsuzluk halinin seçimden sonra
herhangi bir yolla öğrenilmesi üzerine konunun Yüksek Seçim Kurulu’nca
inceleneceği, seçimden sonra oluşacak bir yetersizlik nedeniyle alınacak
kararın ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu ifade edilmiştir. Aynı dönemde seçilen bir başka
milletvekilinin askerlik yükümlülüğünü yerine getirmediğinin seçimden üç
yıl kadar sonra ileri sürülmesi üzerine verilen 16.03.1999 gün ve 371
sayılı kararda da bu ilke doğrultusunda işlem yapılarak, ilgilinin
milletvekili tutanağının iptaline Yüksek Seçim Kurulu’nca karar verilmiştir.
Kaldı ki, Anayasa’nın
79. maddesi açıkça seçim süresince olduğu gibi seçimden sonra da “seçim
konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve
kesin karara bağlama ….” görevini Yüksek Seçim Kurulu’na
vermiştir. Madde metninde geçen “yolsuzluk” deyiminin seçimle ilgili tüm
kanuna aykırılıkları ifade için kullanılan, bu bağlamda, milletvekili
seçilme yeterliğini düzenleyen Anayasa’nın 76 ve 2839 sayılı Milletvekili
Seçimi Kanunu’nun 11. maddelerindeki şartların gerçekleşmemesinden
kaynaklanan kanuna aykırılıkları da kapsayan bir kavram olduğunda kuşkuya
yer yoktur.
Yukarıda belirtilen
yasal düzenlemeler ile açıklamalar ve istikrarlı biçimde sürdürülen
uygulamayı gösteren emsal kararlar karşısında, seçim tarihi itibariyle seçilme
yeterliliği bulunmadığı saptanan Mehmet Hatip Dicle’nin milletvekili
tutanağının iptali gerektiği, bu kararı verme yetkisinin de Yüksek Seçim
Kurulu’na ait bulunduğu açıktır.
3- Adı geçenin milletvekili tutanağının iptali üzerine bir
başka adaya milletvekili tutanağının verilip verilmeyeceği hususuna
gelince;
10.06.1983 Tarih ve 2839 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 39. maddesinin yukarıda değinilen dördüncü
fıkrası Tasarı’da 35. maddenin 4. fıkrası olarak; “Yukarıki fıkralar dışında milletvekillerinden bir veya birkaçının
tutanaklarının iptaline karar verildiği takdirde, tutanakları iptal olunan
milletvekilleri yerine, aynı partinin, 29 uncu madde gereğince belirlenen
listesinde sırada bulunana tutanak verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Danışma Meclisi’nde madde numarası
37 olarak değiştirilmek suretiyle benzer biçimde kabul edilen metin Milli
Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu’nda 39. maddenin 4. fıkrası olarak; “Yukarıdaki fıkralar dışında milletvekillerinden
bir veya birkaçının tutanaklarının iptaline karar verildiği takdirde,
tutanakları iptal olunan milletvekilleri yerine, 34 ve 35 inci madde
esaslarına göre sıradaki adaya tutanak verilir” biçiminde değiştirilmiş
ve bu haliyle kabul edilerek yasalaşmıştır.
Görüleceği üzere Tasarı, sayım, döküm ve oyların adaylara
taksimi ile ilgili itirazlar dışındaki bir nedenle milletvekili tutanağının
iptali durumunda sıradaki adaya tutanak verilmesini, sadece siyasi parti listelerinden
aday olan milletvekilleri yerine ve yine aynı siyasi partinin listesinde yer
alan bir sonraki aday bakımından mümkün kılmaktadır. Oysa,
yasalaşan metin bu sınırlamayı kaldırarak, bağımsız adayların
tutanaklarının iptali halinde de tutanağın en fazla oy alan bir başka
bağımsız adaya veya siyasi parti adayına verilmesini emredici biçimde hükme
bağlamıştır.
Nitekim, bu değişikliğin gerekçesi Anayasa Komisyonu
Raporu’nda; “….Yapılan
bu düzenlemede milletvekillerinden bir veya bir kaçının tutanaklarının
iptaline karar verildiği takdirde bunların yerine milletvekillerinin dağılımını
düzenleyen 34 ve 35 inci madde hükümlerine göre diğer adaylara tutanak
verileceği vurgulanmıştır. Gerçekten bir partiye mensup adayın tutanağı
iptal edildiği takdirde tutanak verilecek aday o parti listesinde yer alan
bir aday olacaktır. Ancak bir bağımsız milletvekilinin tutanağı iptal
edildiği takdirde milletvekilliği kuşkusuz nispî temsil sisteminde
milletvekilliğini hak kazanacak partiye veya bağımsız adaya ait olacaktır.
Bu bakımdan öncelikle bu husus belirlenecek, milletvekilliği bir partiye
verilecekse, parti listesinde bu milletvekilliğinin hangi adaya ait olacağı
ise ayrıca tespit olunacaktır. Bu hususlar ise 34 ve 35 inci maddelerin
birlikte uygulanmasını gerektirmektedir.” denilerek açıklanmıştır.
Kuşkusuz, tutanağın tam kanunsuzluk nedenlerine dayalı
olarak iptali halinde 2839 sayılı Kanunun 34 ve 35. maddelerindeki esaslara
göre sıradaki adaya tutanak verilmesi, ancak 298 sayılı Kanunun 130.
maddesinde öngörülen olağan ve olağanüstü itiraz süreleri içinde yapılan
itirazlar veya aynı süre içinde re’sen
başlatılacak incelemeler üzerine verilecek kararlar bakımından mümkündür. Tutanak,
bu sürelerden sonra yapılan itiraz ve inceleme nedeniyle iptal edildiği
takdirde, sıradaki adaya tutanak verilemez.
Bu itibarla, Diyarbakır İli Seçim
Çevresinden bağımsız aday olarak milletvekili seçilen Mehmet Hatip Dicle’ye
verilen milletvekili tutanağının seçilme yeterliğine ilişkin tam
kanunsuzluk hali nedeniyle 298 sayılı Kanunun 130/4 ve 2839 sayılı Kanunun
39/4. maddeleri uyarınca iptaline, Diyarbakır İl Seçim Kurulu’nca 2839
sayılı Kanunun 34 ve 35 inci maddelerindeki esaslara göre sıradaki adayın
tespit edilerek milletvekili tutanağı düzenlenmesine karar verilmesi
gerekmiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Diyarbakır İli Seçim Çevresinden bağımsız aday olarak milletvekili
seçilen Mehmet Hatip Dicle’ye verilen milletvekili tutanağının seçilme
yeterliğine ilişkin tam kanunsuzluk hali nedeniyle 298 sayılı Kanunun 130/4
ve 2839 sayılı Kanunun 39/4. maddeleri uyarınca iptaline,
2- Diyarbakır İl Seçim Kurulu’nca 2839 sayılı Kanunun 34 ve 35 inci
maddelerindeki esaslara göre sıradaki adayın tespit edilerek milletvekili
tutanağı düzenlenmesine,
3- Karar gereğinin Diyarbakır İl Seçim Kurulu
Başkanlığınca derhal yerine getirilmesine ve Mehmet Hatip DİCLE ile
vekillerine tebliğ edilmesine,
4- Karar örneğinin Resmi Gazete’de yayımlanmasına,
5- Karar örneğinin;
a) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,
b) Diyarbakır İl Seçim Kurulu Başkanlığına,
gönderilmesine,
21/06/2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|
Başkan
|
Başkanvekili
|
Üye
|
Üye
|
|
Ali EM
|
Turan KARAKAYA
|
Bahadır DOĞUSOY
|
Hüseyin EKEN
|
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
|
M. Zeki ÇELEBİOĞLU
|
Muharrem COŞKUN
|
Mehmet KÜRTÜL
|
Nilgün İPEK
|
|
Üye
|
Üye
|
Üye
|
|
Halim AŞANER
|
Sadık DEMİRCİOĞLU
|
Yüksel ÖZTÜRK
|
|