|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2008/96
Karar Sayısı:
2011/3
Karar Günü:
6.1.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Aydın Bölge İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun’un 58. maddesinin
birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “... 7 gün içinde ...” ibaresinin
Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
27.4.2007
tarihinde tebliğ edilen ödeme emrinin iptali istemiyle 28.5.2007 tarihinde
açılan davada idare mahkemesince verilen süre ret kararının bozulması
istemiyle yapılan başvurunun incelenmesi sırasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan mahkeme iptali istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“A) MADDİ OLAY VE UYGULANACAK HÜKÜM KONUSU:
Anayasanın 152/1. maddesinde “Bir davaya bakmakta
olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin
bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmüne yer
verilmektedir.
Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa
Mahkemesine başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve görevine
giren bir dava bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada
uygulanacak kural olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır. (Anayasa Mahkemesi’nin 05.04.2007 gün ve E:2007/35 K:2007/36
sayılı kararı)
Dava konusu ihtilafta, davacıya İmar Kanunun 32 ve
42. maddesi uyarınca 2.500.-YTL idari para cezası ve yıkım kararı
verildiği, davacının bu işleme karşı Muğla 1. İdare Mahkemesinin E:2007/498
sayılı dosyasında iptal davası açtığı, bu dava derdest iken davalı idarece
bu sefer, para cezasına ilişkin 24.4.2007 gün ve seri no: 9, sıra no: 7,
işlem no: 7, takip no:2007/7 sayılı ödeme emri düzenlendiği, ödeme emrinin
27.4.2007 tarihinde tebliği üzerine 28.5.2007 tarihinde Aydın Vergi
Mahkemesinde dava açıldığı vergi mahkemesinin davayı görev yönünden reddi
üzerine Muğla 1. İdare Mahkemesinin 11.3.2008 gün ve E:2007/2257 K:2008/478
sayılı kararıyla, 6183 sayılı Yasanın 58. maddesi uyarınca “ 7 gün içinde
dava açılması gerektiği” gerekçesiyle davanın süre yönünden reddedildiği,
anılan karara karşı mahkememiz nezdinde itiraz edildiği anlaşılmaktadır.
İdare mahkemesinin itiraz konusu kararının yasal
gerekçesi 6183 sayılı Yasanın 8. maddesinin 1. fıkrasının “7 gün içinde”
itiraz edilebileceği hükmü olup, mahkememizce yapılan itiraz incelemesinde
bu ibare uygulanarak yasa hükmü halini almıştır.
B) İLGİLİ KANUN MADDESİ:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesinin
1. fıkrasında;kendisine ödeme emri
tebliğ olunan şahsın “7 gün içinde” dava açabileceği hükme bağlanmıştır.
C) ANAYASAYA AYKIRILIK
SEBEBLERİ:
1) ANAYASANIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde; insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.hükmüne yer
verilmektedir. Hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu
adaletli bir hukuk düzeni kuran bunu sürdürmekte kendini yükümlü sayan
bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk
Devleti ilkesi; Devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak
egemenliğinin bulunmasını, yasa koyucunun da her zaman Anayasa ve Hukukun
üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir. Bu bağlamda yasa
koyucunun yasal düzenlemeler yaparkenki takdiri, sınırsız ve keyfi olmayıp,
hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır.
Hukuk devletinin unsurları doktrinde belirlenmiş
olup, bunlardan konuyla ilgili olan iki tanesi “belirlilik” ve “hukuki
güvenlik” ilkesidir. (Doç. Dr. Bahtiyar Akyılmaz
İdare Hukuku 2003) Bunlardan belirlilik ilkesinin gereği ise, maddi hukuk
ve usul kararlarının önceden öngörülebilir, bir açıklılıkta ve kişilerin
haklı beklentilerini bariz bir şekilde bertaraf etmeyecek bir şekilde
düzenlenmesini gerektirir.
Buna göre sözkonusu yasa
maddesi incelenecek olursa: Bilindiği üzere yargı sistemimiz çok çeşitli ve
çok başlı bir yargı sistemi olup genel ve doğal ayrım olan Adli ve İdari
Yargı ayrımı ötesinde Askeri Yargı ve onun alt dalları, Anayasa Yargısı ve
Uyuşmazlık Mahkemesi ayrı ayrı yargı kollarını
oluşturmakta olup her bir yargı kolunun farklı müracaat yolları ve farklı
yargılama usulü mevcuttur. Bu
farklılık bazen yapılan görevin doğası gereği olmakla birlikte çoğu zaman
hukuk tekniğinin zorunlu sonucu olmayıp siyasi bir sistem tercihinden
kaynaklanmaktadır. (Askeri Ceza Yargısı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
gibi) Bu çok başlılık ve çeşitlilik çoğu zaman yetki ve görev karmaşasına
yol açmakta olup, hukuk devleti ilkesinin “belirlilik”, “istikrar”,
“öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti” kriterleriyle
çelişmektedir. Karmaşanın ve belirsizliğin tek sebebi yargı kollarındaki
çok başlılıktan ibaret olmayıp yargı kollarının kendi içinde hukuk tekniği
gereği oluşan farklı yargı yerlerinde farklı müracaat şekilleri ve farklı
yargılama usulleri uygulanması bu karmaşa ve belirsizliği arttırmaktadır.
Örneğin Adli yargıda genel ayrım olan ceza ve hukuk alanlarındaki dava
süreleri farklı olduğu gibi hukuk mahkemelerinin her birinde de
(Sulh-Asliye-Ticaret-Aile-Tüketici-İcra) ayrı ayrı
müracaat süreleri uygulanmaktadır. Yine idari yargı yerleri dört ayrı
alandan oluşmakta olup (vergi mahkemesi-idare mahkemesi-Bölge İdare
Mahkemesi ve Danıştay) her birisine müracaat süresi ve şekli farklılık arzetmektedir. Konuyu ilk derece davaya indirgeyecek
olursak genel dava süresi vergi mahkemelerinde 30 gün, idare mahkemelerinde
ve Danıştayda 60 gündür. Bölge İdare Mahkemesinde
ilk derece davaya bakılmamakla birlikte 4483 sayılı yasa uyarınca itirazen bakılan işlerde 10 gün, idare ve vergi
mahkemesinin esastan kararlarında 30 gün, yürütmeyi durdurma ile ilgili
kararlarında 7 gün ve karar düzeltmelerde 15 gündür. Bunun yanında idare
mahkemelerinin görevli olduğu başka dava türlerinde (özellikle idari para
cezalarında çok farklı müracaat süreleri öngörülmüş olup, 7 gün-15 gün 30 gün vb.) tam bir süre karmaşası mevcuttur.
Bu karmaşaya ve belirsizliğe katkıda bulunan bir
başka yasa hükmü de 6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 1. fıkrasında
düzenlenen “7 gün”lük süredir. Anılan hüküm ödeme emirlerine karşı dava
açılma usul ve süresini düzenlemektedir ve bu süre 7 gündür. Oysa ödeme
emri vergilendirmeye ilişkin bir işlemle ilgili ise görevli mahkeme vergi
mahkemesi, genel idari işlemle ilgili ise görevli mahkeme idare
mahkemesidir. Yukarıda da belirtildiği üzere istisnalar dışında dava süresi
genel olarak vergi mahkemesinde 30 gün idare mahkemesinde ise 60 gün olarak
bilinmektedir. Oysa ödeme emri söz konusu olunca idare-vergi ayrımı da
olmadan sürenin 7 gün olduğu görülmektedir.
Hal böyle olunca, yargıdaki genel çok başlılıktan
dolayı belirlilik ve istikrar unsuru ihlal edilmişken idari yargı içindeki
farklılıklar yanında ödeme emri söz konusu olunca daha farklı bir müracaat
süresi ile karşılaşılması “belirlilik” “hukuki güvenlik” ve “haklı
beklenti” unsurlarının dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin ihlali anlamına
gelmektedir.
2) ANAYASANIN 36. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 36. maddesinde “Herkes meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki bir
davaya bakmaktan kaçınamaz” hükmü düzenlenmiştir. Burada bahsi geçen “Adil
Yargılanma hakkı” Anayasal bir hüküm olduğu gibi, yerel mevzuatın
(kanunların) üstünde kabul edilen ve ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de düzenlenmiştir. Adil yargılanma
hakkının da birçok unsuru bulunmakla birlikte bizim ihtilafımızla ilgili
olan kısmı, başvuru (dava) surelerindeki belirsizlik-kısalık ve
çeşitlilikten kaynaklanan “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti”
unsurlarıdır. Hukukta süre, soyut bir kavram olan “zaman”ın somut bir
kesimini ifade eder. İdare hukukunda süre ile ilgili ilkeler hak arama
özgürlüğünü yakından ilgilendirdiğinden özellikle yargısal denetimi
etkisizleştirmemesi gerekir. İdari dava ve uyuşmazlıkların belli surelere
bağlı tutulması bir anlamda kişilerin hak arama özgürlüğünün
sınırlandırılması demek olsa da idare hukukunda “süre” sınırlamasının genel
anlamda idarenin faaliyetleri bakımından “istikrar etkisi”ne sahip olduğu
kabul edilmektedir. Pek çok ülkenin hukuk düzeninde davayı yargıya taşımak
için zamanaşımı süresi öngörülmüştür. İdari işlemler bu süreden sonra
hukuka aykırı bile olsa artık yargı organı tarafından denetlenememektedir.
Adalete erişim bakımından idare hukukunda yargı yoluna başvurmak için
öngörülen süre ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Öğretide idari
dava açma süresinin altmış gün veya daha kısa tutulması” otoriter, emreden,
ceberrut bir yönetim düzeninin göstergesi” olarak
algılanıp hak arama özgürlüğünü engellediği ileri sürülerek
eleştirilmektedir. Buna göre, özel hukuk uyuşmazlıklarında idari dava açma
süresi olan altmış günden daha uzun bir süre tanındığı halde aynı kişinin,
gerçek kişilerle ilişkilerindeki uzun dava açma süresine kıyasla idareyle
açılan uyuşmazlıklarda sürenin oldukça kısa tutulması eşitliğe aykırıdır.
Diğer taraftan idari yaptırımlarla ilgili itiraz
süresinin yasalarda yedi veya onbeş gün gibi kısa
sürelerle sınırlandırılması da idareye karşı hak arama özgürlüğünü
daraltarak yargısal korumayı etkisiz hale getirmektedir. Esasında süreler
“koruyucu” niteliktedir ve ilgililerin düşünerek karar vermelerini sağlamak
üzere konulmuşlardır. Bunların kabulünde idari uyuşmazlıkların gecikmeden
yargı önüne çıkarılarak çözüme ulaştırılması isteği de etkili olmuştur.
Sürenin bireyi koruyucu niteliği, sürenin kısa tutulması durumunda tersine
dönerek idarenin kusur ve sakatlıklarını korur duruma gelmektedir. (Dr. Müslüm Akıncı-İdari Yargıda Adil Yargılanma Hakkı.Ankara-2008 Sayfa: 177 ve 181)
Görüldüğü gibi doktrinde sürelerdeki karmaşa ve
belirsizlik bir tarafa 60 günlük genel başvuru süresi bile eleştirilip adil
yargılama hakkının ihlali olarak görülmekte iken vergi ve idare
mahkemelerindeki genel süreler dışında ödeme emrine özgü ve öngörülemez
şekilde, idari yargı ile ilgili en alt düzeyde (kısa) 7 günlük süre
öngörülmesi adil yargılanma hakkının daha radikal bir ihlalidir.
Öte yandan: bir davanın açılmasındaki veya temyize
ilişkin “süre sınırlamaları” adaletin iyi bir biçimde işlemesi açısından
kabul edilebilir sınırlamalardır. Bu hak düşürücü sürelerin varlığı, bazı
meşru nedenlere dayanır. Çok eski iddiaların gündeme getirilmesinin
zararları savunma tarafının geçmiş olaylara ilişkin iddiaları yanıtlama
açısından eskimiş delillere ulaşmada zorluklarla karşılaşmasının önlenmesi
gibi nedenler, bu tür sınırlamaları haklı kılar. Ayrıca bu nedenlerin yanı
sıra hukuki kesinlik ve hukuk güvenliğinin sağlanması da, bu “meşru
nedenler” arasında kabul edilebilir.
Fakat öngörülen sürenin uygulamada davayı açmayı
veya temyiz ve itirazı imkansız kılacak kısa
tutulmuş ve katı bir biçimde uygulanmış olmaması da gerekmektedir. Bu durum
mahkemeye başvurma hakkının özünü zedeleyebilmektedir. Uygulanan usulün
karmaşıklığı ve açık olmaması nedenleriyle başvuru süresi aşılmışsa yine
mahkemeye başvurma hakkı ihlal edilmiş kabul edilmektedir. (Doç. Dr. Sibel İnceoğlu. Adil
Yargılanma Hakkı ve Yargı Etiği.Ankara-2007.
sayfa:25-26)
Anılan doktrin değerlendirilmesinde de görüldüğü gibi
yargıda başvuruların belli sürelerle sınırlandırılması elbette
kaçınılmazdır. Ancak bu sınırlama yapılırken, hem hakkın özünü ihlal eder
derecede kısa tutulmaması hem ilgili yargı yerinde uygulanan genel
sürelerden farklı hale “öngörülemez” ve “haklı beklenti” halinin ihlali
biçiminde olmaması gerekmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
De Geouffre de la pradelle
Fransa kararında; uygulanan usulün karmaşıklığı ve açık olmaması nedeniyle
başvuru süresinin aşılması mahkemeye başvurma hakkının (adil yargılanma)
ihlali sayılmıştır. Nitekim ödeme emrine özgü 7 günlük süre idari yargıda
öngörülen idare ve vergi mahkemelerine genel başvuru süresiyle
bağdaşmamakta olup, “haklı beklenti” “öngörülebilme” unsurları yönünden
adli yargılanma hakkını ihmal etmektedir.
SONUÇ VE TALEP:
Dava, davacıya verilen idari (imar) para cezasının
tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmış olup,
Muğla 1. İdare Mahkemesinin 6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 1. fıkrası
uyarınca davayı süre yönünden reddi üzerine anılan kararın bozulması için
mahkememize itiraz edilmiştir.
İtiraz üzerine yapılan inceleme sonunda; 6183
sayılı Yasanın 58. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “…7 gün içinde”
ibaresinin Anayasanın 2 ve 36. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 152/1. maddesi
uyarınca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58.
maddesinin 1. fıkrasında yer alan “7 gün içinde...” ibaresinin iptali
istemiyle re’sen Anayasa Mahkemesine gidilmesine
ve anılan yasa hükmünün iptalinin istenilmesine, dava dosyasının tüm
belgeleriyle onaylı suretinin dosya oluşturularak karar aslı ile birlikte
Anayasa Mahkemesine sunulmasına, iş bu karar aslı ile dosya suretinin
yüksek mahkemeye tebliğinden itibaren beş ay beklenilmesine, beş ay içinde
netice gelmezse mevcut mevzuata göre dosyanın görüşülmesine, 25.09.2008
gününde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un
itiraz konusu kuralı da içeren 58.
maddesi şöyledir:
“Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle
bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında
tebliğ tarihinden itibaren 7 gün
içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz
komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli, incelenmesi ve
itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümleri
tatbik olunur.
Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın
cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi halde itiraz edilmemiş
sayılır.
(Mülga üçüncü fıkra: 28/1/2010-5951/1
md.)
İtiraz komisyonu bu itirazları en geç 7 gün içinde
karara bağlamak mecburiyetindedir.
İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan
borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10
zamla tahsil edilir.
İtiraz komisyonlarının bu konudaki kararları
kesindir.
Borcun tamamına bu madde gereğince vaki itirazların
tamamen veya kısmen reddi halinde, borçlu ret kararının kendisine tebliği
tarihinden itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde bulunmak
mecburiyetindedir.
Borcun bir kısmına karşı bu madde gereğince vaki
itirazlar mal bildiriminde bulunma müddetini uzatamaz.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve
36. maddelerine dayanılmış, 125. ve 142. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER,Fettah OTO,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 13.11.2008 gününde yapılan
ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında; ülkemiz yargı sisteminde yer
alan mahkemelerin her birinde, farklı yargılama usul ve müracaat
şekillerinin uygulandığı, söz konusu farklı uygulamalardan birisinin de
6183 sayılı Kanun’un 58. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “7 gün” lük dava
süresi olduğu, zira İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare mahkemelerinde
açılacak davalar için 60, vergi mahkemelerinde açılacak davalar için 30
günlük dava açma süresi öngörülürken, konusuna göre idare veya vergi
mahkemesinde dava konusu edilebilecek olan ödeme emirleri için bu sürenin,
itiraz konusu kuralla mahkeme farkı gözetilmeksizin 7 gün olarak
öngörüldüğü, bu durumun, karmaşa ve belirsizliğe yol açmak suretiyle hukuk
devletinin gerektirdiği “belirlilik”, öngörülebilirlik”, “hukuki güvenlik”,
“istikrar” ve “haklı beklenti” ilkeleri ile çelişkili bir sonucun doğmasına
neden olduğu ve ödeme emrine karşı açılacak davalar açısından hak arama
özgürlüğünün kullanılmaz hale geldiği, değişik türlerde çok sayıda
mahkemenin ve her bir mahkeme için ayrı dava açma süresinin öngörüldüğü bir
sistemde, dava açma süresinin bir de işlem türüne göre
farklılaştırılmasının Anayasanın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre Anayasa
Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı hususunda ilgililer
tarafından ileri sürülen gerekçelerle bağlı değildir. Anayasa Mahkemesi
taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık
kararı verebilir. Bu nedenle, itiraz konusu kural ilgisi nedeniyle
Anayasa’nın 125. ve 142. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
Başvuran Mahkeme, 21.7.1953 günlü, 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasının “ ... 7 gün içinde ...” ibaresinin
iptalini istemiştir. İptali istenilen kural uyarınca, ödeme emrine
karşı konusuna göre idare veya vergi mahkemesine açılacak olan davaların 7
gün içinde açılması gerekmektedir. Bu sürenin geçirilmesinden sonra
açılacak olan davaların esasının incelenmesine imkan
bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklere dayanan, bu hakların korunup
güçlenmelerine olanak sağlayan, adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolu açık olan devlettir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”
başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak
yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı
bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak
arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer
temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların
korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır.
Ödeme emri ile borçludan,
tahakkuku itibariyle kesinleşmiş, ödeme vadesi dolmuş bir kamu alacağının ödenmesi
istenmektedir. Ödeme
emrinin bir idari işlem olması nedeniyle, bu işlemlerin iptali istemiyle
açılacak davalarda da, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri
uygulanmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinde “Dava açma süresi,
özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda
ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”
hükmü yer almış, burada yapılan gönderme nedeniyle ödeme emrine karşı
açılacak davalarda uygulanması zorunluluğu ortaya çıkan, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un
58. maddesinin birinci fıkrasında 7 günlük süre öngörülmüş; aynı maddede, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir
borcunun olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı
iddialarıyla dava açabileceği öngörülmek suretiyle ödeme emrine karşı açılacak davalarda ileri
sürülebilecek savlar sınırlandırılmış, kamu alacağının oluşum safhasına ilişkin iddialara burada yer
verilmemiştir.
Anayasa’da, idari işlemlere karşı
açılacak davaların hangi sürede açılacağına ilişkin olarak herhangi bir
düzenleme yer almamış, 125. maddede, idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilip, idari işlemlere
karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı
öngörülmüş; 142. maddede de “mahkemelerin kuruluşunun, görev ve
yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama usullerinin” yasa ile
düzenleneceği belirtilerek konu yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır. Bu nedenle, diğer davalarda olduğu
gibi, ödeme emrine karşı açılacak davalarda da dava açma süresini belirleme
yetkisi, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet
ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.
Öte yandan, yükümlünün ödeme emri tebliğ edilmeden önceki aşamalarda idari
işlemlere karşı dava açma hakkı da bulunmaktadır.
Yasakoyucu tarafından, ödeme emrinin özellik ve
niteliği ile diğer idari işlemlerin özellik ve niteliklerindeki
farklılıklar ve kamu hizmetlerinin aksatılmadan yürütülebilmesi için kamu
alacaklarının sürüncemede bırakılmamasındaki kamu yararı gözetilerek, ödeme
emrine karşı açılacak davalar için dava açma süresinin 7 gün olarak öngörülmesi,
Anayasa’nın 2., 36., 125. ve 142. maddelerine
aykırı görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 21.7.1953 günlü, 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58.
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “… 7 gün
içinde…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6.1.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|