|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2009/83
Karar Sayısı: 2011/29
Karar Günü: 3.2.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
:
1- İstanbul 2. Vergi Mahkemesi(Esas Sayısı: 2009/83)
2- Eskişehir 1. İdare Mahkemesi(Esas Sayısı: 2010/34)
İTİRAZLARIN KONUSU : 21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un58.
maddesinin beşinci fıkrasının,Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 125.
maddelerineaykırılığısavıyla iptali istemidir.
I- OLAY
6183 sayılı Yasa gereğince düzenlenip tebliğ edilen
ödeme emirlerine karşı dava açan amme borçlularının davalarının ret
edilmesi üzerine, reddolunan itiraza konu amme alacaklarının%10 miktardaki zamla birlikte tahsili
için gönderilen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davalarda itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
A- 2009/83 Esas Sayılı İtirazın Gerekçe
Bölümü Şöyledir:
“Davacı vekili tarafından 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58. maddesinin 5. fıkrası
gereğince 2003/1 dönemi için 2 nolu ceza ihbarnamesi ile hesaplanan
7.099,48 TL tutarındaki haksız çıkma zammının takibi amacıyla davacı adına
düzenlenen 18.03.2009 tarih ve 2008 … 133686 takip numaralı ödeme emrinin
iptali istemiyle Sultanbeyli Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne karşı bakılmakta
olan dava açılmıştır.
Mahkememiz Hakimliği’nce yapılan
incelemede, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun
“Ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesinin 5. fıkrasının Anayasa’nın 2.
13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu kanaati oluşmuştur.
Mahkememiz Hakimliği’nin 23.07.2009
tarihli ara kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun “Ödeme emrine itiraz” başlıklı 58. maddesinin 5. fıkrasının
Anayasa’nın 2. 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu görüşüyle Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı’na başvurulması kararı alındığı, Mahkememiz
Hakimliği’nce Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na başvurulması konusunda,
varsa, iddia ve görüşlerin Mahkememize bildirilmesi gerektiği hususu
taraflara tebliğ olunduğu, ara kararımıza taraflarca cevap verildiği,
davacı vekilince, özetle, söz konusu haksız çıkma zammının Anayasal bir hak
olan hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı olduğu, idari işlemlere karşı dava
açılmasının böyle bir cezai şartla sınırlandırılmaması gerektiği,
yargılamanın eşit şartlarda yapılması önünde bir engel olduğu belirtilerek
İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanunun 58. maddesinin 5. fıkrasının Anayasanın 2., 13. ve 36.
maddelerine aykırı olduğu görüşüne katıldıklarını, davalı idarenin ise,
özetle, amme alacağının tahsilinin gecikmesinin önlenmesi ve hazinenin
vergi kaybının engellenebilmesi amacıyla düzenlenen söz konusu maddenin
anılan fıkrasının Anayasaya aykırı olmadığı, bakılmakta olan davanın
açılmasında hak arama hürriyetine hiçbir müdahale olmadığı ileri sürülerek
6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 5. fıkrasının Anayasa Mahkemesi’nde
iptal istemine konu edilmesine gerek bulunmadığı görüşünde oldukları
anlaşılmıştır.
Mahkememiz Hakimliği’nce Anayasaya
aykırılık konusu ile ilgili olarak dava dosyasındaki bilgi ve belgeler
incelenerek işin gereği düşünüldü:
1. UYUŞMAZLIKTA UYGULANACAK KANUN
MADDESİ
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde
ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde
bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesi
1.fıkrasında, kendisine ödeme emri
tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya
zamanaşımına uğradığı iddiası ile tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde
alacaklı tahsil dairesine ait davalara bakan vergi mahkemesi nezdinde dava
açabileceği, 5. fıkrasında ise; itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan
borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağının %10
zamla tahsil edileceği hükmü yer almaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili
Usulü Hakkında Kanunun 58. maddesinin 5. fıkrasının Anayasa’nın 2. 13. ve
36. maddelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.
2. KANUNUN AYKIRI
OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN ANAYASA MADDELERİ:
2.1. ANAYASA’NIN 2’NCİ MADDESİ
Anayasa’nın “Cumhuriyetin Nitelikleri”
başlıklı 2’nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü öngörülmüştür.
2.2. ANAYASA’NIN 13’ÜNCÜ MADDESİ
Anayasa’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin
Sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmü
yer almaktadır.
2.3. ANAYASA’NIN 36’NCI MADDESİ
Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti”
başlıklı 36’ncı maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi
bulunmaktadır.
3. DOSYANIN
İNCELENMESİ
Davanın konusunu, davacı vekili
tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58.
maddesinin 5. fıkrası gereğince 2003/1 dönemi için 2 nolu ceza ihbarnamesi
ile hesaplanan 7.099,48 TL tutarındaki haksız çıkma zammının takibi
amacıyla davacı adına düzenlenen 18.03.2009 tarih ve 2008 ...133686 takip numaralı
ödeme emri oluşturmaktadır
Dosyanın incelenmesinden; davacı
tarafından, adına yapılan vergi tahakkuk ve tarhiyatlarına karşı aynı
dilekçe ile İstanbul 8. Vergi Mahkemesi’nin E: 2007/2286 sayılı dosyasında
dava açıldığı, Mahkemece, ihbarnamelere karşı ayrı tahakkuklara karşı ayrı
dava açılması gerektiğinden bahisle iki ayrı dava açılmak üzere 20.09.2007
tarih ve K: 2007/2172 sayılı kararla dilekçe ret kararı verildiği ve
davacıya 05.10.2007 tarihinde tebliğ edildiği halde yasal süresinden sonra
dilekçenin yenilendiği gerekçesiyle İstanbul 8. Vergi Mahkemesi’nin
07.05.2008 tarih ve E: 2007/3054, K: 2008/1401 sayılı ve E: 2007/3055, K:
2008/1402 sayılı kararları ile davaların süre yönünden reddine karar
verildiği ve temyiz edilmeksizin kesinleştiği, söz konusu amme alacağının
takibi amacıyla düzenlenen 27.09.2007 ve 06.07.2005 tarihli 14 adet ödeme
emrine karşı İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin E: 2008/481 sayılı dosyasında
açılan davada ise; 06.07.2005 tarihli ödeme emirlerine konu amme alacağının
dava tarihinden önce ödendiğinden idarece takipten kaldırıldığı, 27.09.2007
tarihli ödeme emri içeriği amme alacağının ise Mahkemelerinin E: 2007/3054
ve E: 2007/3055 sayılı dosyalarında açılan davaların süre aşımı yönünden
reddedilmesi neticesinde kesinleştiği gerekçesiyle davanın takipten
kaldırılan ödeme emirleri için karar verilmesine yer olmadığına kalan diğer
ödeme emirleri için ise 17.09.2008 tarih ve K: 2008/2521 sayılı karar ile
davanın reddine karar verildiği, iş bu kararında temyiz edilmeksizin kesinleştiği,
bilahare 2007/3055 esas sayılı dosyada uyuşmazlığa konu amme alacağı için
5736 sayılı Yasa’dan faydalanmak amacıyla uzlaşma talep edildiği ve
21.05.2008 tarihinde düzenlenen uzlaşma tutanağı ile uzlaşmaya varıldığı,
bu bağlamda uzlaşmaya konu amme alacağının takibine devam edilmediği, diğer
taraftan 2007/3054 esas sayılı dosyada dava konusu edilen amme alacağı
hakkında uzlaşma talebi olmaması, vergi borcuna karşı açılan davanın süre
ret kararı ile sonuçlanması ve temyiz edilmeksizin kesinleşmesi, bu sebeple
amme alacağının takibi için düzenlenen ödeme emirlerinin İstanbul 8. Vergi
Mahkemesinin 17.09.2008 tarih ve E: 2008/481, K: 2008/2521 sayılı karar ile
onanması üzerine, 6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 5. fıkrası gereğince
ödeme emrine karşı dava açan davacının itirazında haksız çıktığından
bahisle itiraza konu miktarın %10’u oranında zam kesilmiş ve bildirim
niteliğinde 2 nolu ceza ihbarnamesi düzenlenmiş, ancak zamanında ödenmeyen
%10 zam nedeniyle Mahkememizde bakılmakta olan davaya konu ödeme emri
düzenlenmiş ve davacıya tebliğ edilmiştir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde
ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde
bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesi 1.
fıkrasında, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu
olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddiası ile tebliğ
tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait davalara bakan
vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, 5. fıkrasında ise; itirazında
tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın
reddolunduğu miktardaki amme alacağının %10 zamla tahsil edileceği kurala
bağlanmıştır.
4. ANAYASAYA
AYKIRILIK VE İTİRAZ GEREKÇELERİ
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir “hukuk
devleti” olduğu Anayasamızın 2’nci maddesinde açıkça belirtilmiştir. 2’nci
maddeye göre, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve
sosyal bir hukuk devletidir.” şeklinde hüküm yer almaktadır.
Anayasanın bu hükmünden de
anlaşılacağı üzere 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti’nin “hukuk devleti”
olduğu saptamasında bulunmuş, ancak “hukuk devleti” kavramını açıklamamış
hatta gereklerinin neler olduğuna değinmemiştir.
Hukuk devleti kavramından ne
anlaşılması gerektiğine Anayasa Mahkemesi kararları ile açıklık
getirilmiştir.
Nitekim, Yüksek Mahkeme
bir kararında hukuk devletini; “...bütün işlem ve eylemlerinin hukuk
kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilincinde olan
devlettir...” olarak
tanımlamıştır (22.7.2008 gün ve E: 2008/64, K: 2008/129 sayılı karar).
Yüksek Mahkeme bu kararında “hukuk
devleti”ni tanımlamaktan çok hukuk devletinin niteliklerine yer vermiş,
hukuk devletinin niteliklerinin neler olduğu hususunu, diğer kararlarında
da olduğu gibi, hukuk devletine atıf yaparken kullanmış bazen de bu
niteliklere yenilerini eklemiştir.
Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü
olduğu hukuk güvenliği, kişilerin, hukuk düzeninin korunması altındaki
haklarını elde edebilmeleri için her türlü önlemin alınmasını zorunlu
kılar.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde
ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde
bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesi
1.fıkrasında, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu
olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddiası ile tebliğ
tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait davalara
bakan vergi mahkemesi nezdinde dava açabileceği, 5. fıkrasında ise;
itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın
reddolunduğu miktardaki amme alacağının % 10 zamla tahsil edileceği kurala
bağlanmıştır.
Kendisine ödeme emri tebliğ olunan
amme borçlusu, tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde, “böyle bir
borcun olmadığı”, “kısmen ödendiği” veya “zamanaşımına uğradığı” şeklinde
Kanunda sınırlandırılan nedenlerle Vergi ya da İdare Mahkemesi’nde dava
açabilecektir. Ödeme emrine karşı açılan dava takip işlemlerini
durdurmayacak, dava konusu yapılan borç için teminat gösterildiği takdirde
Mahkemece uyuşmazlık hakkında bir karar verilinceye kadar tahsil dairesince
takip işlemleri durdurulabilecektir. Takip işlemlerinin durdurulması için
bir başka yol ise amme borçlusunun ödeme emrine karşı açmış olduğu davada
Mahkemeden yürütmenin durdurulmasını talep etmesidir. Mahkemece, idari
işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması
ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte
gerçekleşmesi durumunda gerekçegöstererek teminat karşılığında veya teminat aranmaksızın yürütmenin
durdurulmasına karar verebilecektir.
Ödeme emrine karşı dava açıldıktan
sonra davanın kaybedilmesi durumunda 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesi
uyarınca ödeme emrine konu kamu alacağı için gecikme zammı işlemeye devam
etmektedir. Buna ilave olarak dava konusu yapılan toplam tutar üzerinden
ayrıca %10 haksız çıkma zammı hesaplanmaktadır. Amme borçlusunun kısmen
haklı kısmen haksız çıkması durumunda ise haksız çıktığı toplam tutar
zerinden %10 haksız çıkma zammı hesaplanmaktadır.
Yukarıdaki düzenlemelerin ve yapılan
açıklamaların birlikte değerlendirilmesinden; amme borçlusuna ödeme emri
tebliğ edilmesinin takip işlemlerini durdurmadığı, takip işlemlerinin ancak
teminat karşılığında idarece veya açılacak bir dava sırasında Mahkemece
verilen yürütmenin durdurulması kararı ile durdurulabileceği, dolayısıyla
Mahkemece yürütmenin durdurulmasına karar verilmediği durumlarda yapılan
yargılama sonucunda verilecek karara kadar takip işlemlerinin herhangi bir
şekilde etkilenmeyeceği açıktır. 6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 5.
fıkrası ile getirilen düzenlemenin amme alacağının tahsilinin gecikmesini
önlemeye yönelik olduğu düşünülecek olsa dahi yukarıda bahsedilen durum
karşısında, ödeme emrine karşı açılacak dava, amme alacağının takibine
herhangi bir engel teşkil etmemekte yani idari işleyişi ve amme alacağının
tahsil sürecini sekteye uğratmamaktadır.
Diğer taraftan, ödeme emrine karşı
açılan davalarda haksız çıkma zammı uygulamasıyla, mükelleflerin gereksiz
yere dava açmalarının önüne geçmek amaçlanmakta ise de bu konuda özel
hukukta benzeri bir düzenleme 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda ilamsız
takipler için söz konusudur. Bu Kanun uyarınca tebliğ edilen ödeme emrine
süresi içerisinde yapılan itiraz aynı Yasanın 66. maddesi gereğince takibi
kendiliğinden durdurmakta, borçlu, borcun yalnız bir kısmına itirazda
bulunmuşsa takip, kabul ettiği miktar için devam etmektedir. Takip talebine
itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene
içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını
ispat suretiyle İcra ve İflas Kanununun 67. maddesine göre itirazın
iptalini dava edebilir. Yine aynı Yasa’nın 67/2. maddesine göre ise, açılan
davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde
haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki
tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya
hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir
tazminata mahkum edilir.
Özel hukuktaki bu düzenlemelerin kamu
hukukundaki iptal istemine konu bu benzer düzenleme ile birlikte
değerlendirilmesi sonucunda; İcra ve İflas Kanunu uyarınca tebliğ edilen
ödeme emrine süresi içerisinde yapılan itirazın aynı Yasanın 66. maddesi
gereğince takibi kendiliğinden durdurmasına karşın 2577 sayılı Yasanın 27.
maddesine göre, Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılması halinde
dava edilen idari işlemin yürütmesi kendiliğinden durmamaktadır. Bu yönüyle
İcra Hukukunda öngörülmüş olan icra inkar tazminatı düzenleniş amacına
uygun düşmekte ve şahsi bir alacağın tahsilinin gecikmesi tazminat
sayesinde önlenmeye çalışılmaktadır. Benzer bir şekilde 6183 sayılı Yasa
gereğince takibi yapılan amme alacaklarının tahsilinin gecikmemesi ve bu
konuda gereksiz yere dava açılmaması için bir tedbir niteliğinde düzenlenen
58. maddesinin 5. fıkrasında öngörülmüş olan zam bu anlamda düzenleniş
amacına uygun düşmemekte, keza 2577 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca
zaten ödeme emri hakkında dava açılması takip işlemlerini durdurmamakta,
idare açılan davada hüküm verilmeden önce de mahkemece yürütmenin durdurulması
hakkında verilecek karara göre takibe devam edebilmektedir. Bu durumda amme
alacağının geç tahsilinden söz edilemeyecektir.
Öte yandan, İcra İflas Kanunu’nda
tazminata ancak borçlunun kötü niyetli olduğu hallerde ve davasının haksız
olduğu durumlarda, borçlunun durumuna göre kanunda belirtilen üst sınıra
kadar olmak kaydı ile hâkim tarafından, diğer tarafça talep edilmiş
olunması halinde hükmedilmektedir. Diğer taraftan hâkime, alacaklının
haksız çıkması halinde alacaklıyı da borçlu lehine aynı ödemeyi yapmaya
mahkûm etme yetkisi tanınmıştır. Özel hukuk düzeni içerisinde eşit taraflar
arasında haksız ve kötü niyetli başvuruları cezalandırma amacı güden İcra
İflas Kanununun bu düzenlemesi gerek borçlu gerekse alacaklı açısından
hukuki ve adil görünmektedir.
6183 sayılı Kanunun 58. maddesinin 5.
fıkrasında ise sadece davacı haksız çıkma zammı ödemekle yükümlü
kılınmıştır. Oysa ki idarenin yargılama aşaması sona erdikten sonra yargı
kararına göre haksız çıkması her zaman ihtimal dahilinde olmasına rağmen, yapılan
bu tek taraflı düzenleme ile eşitlik ilkesine aykırı adalet ve hakkaniyet
gereklerine de uygun olmayan sonuçlar doğmaktadır. Mahkemede taraf olarak
karşı karşıya gelen 6183 sayılı Yasada tanımlı olan amme alacaklarının
takibine yetkili olan kamu idareleri ile amme borçlusu olan gerçek ve tüzel
kişiler kamu hukuku alanında eşit değillerdir. Kamu idareleri tek taraflı
ve kamu kudretine haiz biçimde işlem tesis etmekte ve bu işlemler bazen
idari davalara konu olabilmektedir. İdari Yargının varoluşundaki sebepte
zaten başlangıçta eşit olmayan bu taraflar arasında adil bir denge kurmaya
yönelik girişimlerin sonucudur. Öyleyse, sonuçta Mahkeme kararı üzerine
haksızlığına hükmedilen bir taraf var ise bu taraflar arasında da dava
sonuçları bakımından bir yasal eşitlik sağlanmalıdır.
6183 sayılı Yasanın 58. maddesi 5.
fıkrası ile getirilen yasal düzenlemeye göre, haksız çıkma zammı, ödeme
emri aleyhine açılan dava sonucunda haksız çıkan borçludan talep
olunabilmektedir. Ancak bazen ödeme emrine karşı açılan dava uyuşmazlık
konusu olayda da olduğu gibi mahkemece işin esasına girilmeksizin ödeme
emrine ilişkin itiraz sebepleri incelenmeden usul hükümleri gereğince
reddedilmiş olabilmektedir. Bu tip durumlarda dahi mevcut yasal düzenleme
usul ve esas hakkında verilmiş mahkeme kararları açısından bir belirleme ve
sınırlama yapmadığından usul hükümleri gereğince reddedilmiş dava
neticesinde idarece haksız çıkma zammı talep edilebilmektedir. Oysaki, bu
tip durumlarda uyuşmazlığın esasını çözecek bir mahkeme kararı ortada
bulunmadığından ve usul hükümleri gereğince verilen Mahkeme kararı ile de
haklı veya haksız olan tarafın ortaya çıkması mümkün olamayacağından söz
konusu yasal düzenleme bu haliyle uygulamada tereddüte yol açmaktadır.
Bu anlamda, ödeme emrine karşı açılmış
davaların neticesinde, idarenin davacıdan haksız çıkma zammı talep
edebilmesi için mahkemece davanın esasına girilmek suretiyle davacının
haksızlığına kanaat getirilmiş ve davanın reddolunmuş olması gerekmektedir.
Örneğin, vergi mahkemesince ödeme emrine ilişkin itiraz sebepleri
incelenmeyerek ödeme emrine karşı açılan davanın süre aşımından reddedilmiş
olması halinde, davacının davasında haksız çıktığından söz edilemeyecektir.
Böyle bir durumda ödeme emri aleyhine dava açmış olan davacının davasında haksız
çıktığı sebebiyle kendisinden haksız çıkma zammı talep edilememesi
gerekmektedir. Ancak, haksız çıkma zammı hesaplanmasına ilişkin olarak
mevcut düzenlemede usul ve esastan verilecek mahkeme kararları açısından
herhangi bir ayrıma gidilmemiştir.
Diğer taraftan, idarenin aynı kökten
doğan bir borç için asıl borçludan dolayı asıl borçlunun birden çok kanuni
temsilcisine aynı anda takip yaptığı ve bu kişiler tarafından da ayrı ayrı
dava açılmak zorunluluğu hallerinde aynı konu için birden çok haksız çıkma
zammı talebi gündeme gelebilmektedir. Çünkü, bu tür olaylarda borç tek
kaynaktan çıkmakta ve bu borç için birden çok kişiye ödeme emirleri tebliğ
olunabilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Yasa maddesinde mükerrer
uygulamaya yol açacak bu durumu engeller bir düzenleme yer almadığından bu
gibi hallerde haksız çıkma zammı ciddi bir cezaya dönüşebilmektedir.
Sonuçta; idarece tek taraflı olarak
tesis edilen ödeme emrine karşı açılan ve takibin hiçbir safhasını
durdurmayan ya da teminat karşılığı veya mahkemece verilecek yürütmenin
durdurulması kararı ile takibin engellenebildiği idari davalarda, çoğu
zaman ilanen tebliğ edilerek kesinleştirilen ihbarnameler nedeniyle
kendisine ödeme emri gelene kadar borçtan haberdar olmayan amme borçlusunun
içeriğinde herhangi bir açıklama ve gerekçe bulunmayan ödeme emrine karşı
henüz dava açmadan önce haksız olduğunu bilebilmesi çoğu zaman mümkün
olamamakta, pek çok defa ödeme emri içeriği borç ile ilgili olarak
borçluların ulaşamayacakları bilgilere dava açma yoluyla ulaşabilmeleri
mümkün olduğundan ve davacı açısından dava açılmaya gerek olup olmadığına
ilişkin kararın çoğu zaman ancak dava açıldıktan sonra ulaşılabilen
bilgiler sayesinde verilebilmesinden, ilk etapta haklı ve haksız olanın
belirlenebilmesi için dava açılması gerekli olabilmektedir. Bu yüzden dava
açılmasından önce amme borçlusunun başlangıçta haksız olduğunu bildiği veya
bilmesi gerektiği, dolayısıyla kötü niyetli olabileceği genellemesinin
yapılması ve özel hukukta var olan birtakım caydırıcı tazminatlara benzer
ek mali yükümler getirmek suretiyle dava açılmasının engellemesi yoluna
gidilmesi kamu hukukuna özgü kurallar ve durumlar karşısında uygun
düşmemektedir.
6183 sayılı Yasanın 58. maddesinin 5.
fıkrası ile getirilen haksız çıkma zammı, hem amme borçlularını yargı
haklarını kullanmaktan caydırıcı bir niteliğe dönüşmüş ve dava açılması
önünde engel bir durum halini almış hem de mahkemelerce verilecek ret
kararları açısından bir sınırlandırma yapmadığı içinde usul ve esastan
verilecek ret kararlarını haksız çıkma hususunda idarenin yeterli saymasına
yol açmış ve her türlü ret kararı sonrasında haksız çıkma zammı alınmasına
imkan tanımış olmaktadır. Bu durumda, söz konusu yaptırım tehdidi ile
kişilerin yargı haklarını kullanmamalarının teşvik edilmesi veya bu hakkı
kullanmaktan caydırılması ise Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olan
hak arama hürriyetini yine Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan temel hak ve
hürriyetlerin sınırlandırılmasında dikkat edilmesi gereken ilkelerden olan
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olarak sınırlandırmakta ve
Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte yine Anayasa
Mahkemesi’nce çerçevesi çizilmiş olan hukuk devleti ilkesinin gerçekleşme
aracı olan idari işlemlerin yargı denetimine tabi olması ilkesini
zedelemektedir. Üstelik sadece davacının haksız çıkması halinde bu zammı
ödemek durumunda kalması, haklı çıkması halinde ise haksız işlem tesis eden
idarenin zam veya tazminat ödemesinin yasada öngörülmemiş olması da ayrı
bir eşitsizliktir.
Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçınamaz”, denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan
dava yoluyla mahkemelerde hak arama özgürlüğü, aynı zamanda temel hak
niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden
birisini oluşturmaktadır. Kişinin maruz kaldığı bir haksızlık veya idari
işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve
güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.
İptali istenilen düzenlemeyle, kendisine
6183 sayılı Yasa uyarınca düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrine karşı dava
açan amme borçlusu davanın reddine karar verildiği durumlarda reddolunan
miktardaki amme alacağının davacıdan %10 zamla birlikte tahsili gündeme
gelecektir. Zaten mahkemece ret kararı verilmesini müteakip yargılama
aşamasında da işlemeye devam eden 6183 sayılı Yasa’nın 51. maddesi uyarınca
talep edilecek olan ve amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen
kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında
hesaplanacak gecikme zammı bile başlı başına 58. maddenin 5. fıkrası ile
getirilen düzenleme ile gereksiz yere dava açılmasını önleme amacını
gerçekleştirmeye matuftur.
Hal böyle olunca, 6183 sayılı Yasa
gereğince takibi yapılan amme alacaklarının tahsilinin gecikmemesi ve bu
konuda gereksiz yere dava açılmaması için bir tedbir niteliğinde düzenlenen
58. maddesinin 5. fıkrasında öngörülmüş olan zam ile dava açıldığı takdirde
ret ile sonuçlanması durumunda amme alacağının %10 zamla tahsil edileceği
yolunda bir yaptırım tehdidi ile temel hak ve hürriyetlerden olan hak arama
hürriyeti sınırlandırılmıştır. Bu nedenle Anayasada yer alan hak arama
hürriyetinin eksiksiz kullanılmasını engelleyecek nitelikteki 6183 sayılı
Yasanın 58. maddesinin 5. fıkrasında yer alan düzenlemenin Anayasa’nın 2.,
13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu düşünülmektedir.
Keza Anayasa Mahkemesi’nin konuyla
ilgili bir kararında; (Anayasa Mahkemesi’nin 28.03.2002 tarih ve E.2001/5,
K.2002/42 sayılı kararı)
“Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçınamaz”, denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan
dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği
taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde
yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden
birisini oluşturmaktadır. Gerçekten, karşılaştığı bir suçlamaya karşı
kişinin, kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama
veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve
güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanılabilmesidir.
Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması, adil bir yargılamanın
ön koşulunu oluşturur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
adil yargılanma hakkının düzenlendiği 6. maddesine ilişkin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi kararlarında da, dava yoksa, adil, aleni ve gecikmesiz
bir yargılamadan söz edilemeyeceği (Golder/İngiltere, 21.2.1975, A 18, s
12, paragraf 37 (b)); mahkeme önünde hak arama yolunun fiilen yahut hukuken
geçici de olsa kapatılmasının veya kullanımını imkansız kılan koşullara
bağlayarak sınırlanmasının adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceği
(Airey/İrlanda, 9.10.1979, A 32, s. 12) belirtilmiştir.
İtiraz konusu kuralla, kendisine 2464
sayılı Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca harcamalara katılma payı tahakkuk
ettirilen bir mükellefin buna karşı dava açabilmesi, söz konusu payın
yarısının önceden ilgili belediyeye ödemesi şartına bağlanmıştır.
Harcamalara katılma paylarına karşı dava açılabilmesinin böyle bir şarta
bağlanarak sınırlandırılmasının, ilgili belediyelerin söz konusu gelirleri
öncelikle tahsil ederek projelerini kısa sürede tamamlamaları ve bu
konudaki dava sayısının azaltılarak mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi
gibi kamu yararına yönelik nedenlere dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak
Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması,
Anayasa’nın ilgili maddelerinde özel sınırlandırma nedeni bulunmasına bağlı
tutulmuştur. Anayasa’nın dava hakkının düzenlendiği 36. maddesinde bu
hakkın sınırlandırılması konusunda özel bir sınırlama nedenine yer
verilmemiştir. Bu nedenlerle, dava hakkının sınırlandırılması Anayasa’nın
36. maddesine aykırıdır.”
şeklindeki gerekçe ile söz konusu Yasa
maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.
5. SONUÇ
Üstte yer verilen gerekçeler veri
alındığında uyuşmazlıkta uygulanacak Yasa maddesi olan itiraz konusu 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58. maddesinin 5.
fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu kanaatine
varılarak konunun incelenmesi için dosyadaki belgelerin onaylı örneklerinin
yer aldığı dosyanın Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine,
09.10.2009 tarihinde karar verildi.”
B- 2010/34 Esas Sayılı İtirazın Gerekçe
Bölümü Şöyledir:
“2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
“Anayasaya Aykırılığın Diğer Mahkemelerde İleri Sürülmesi” başlıklı 152’nci
maddesinin birinci fıkrasında: “Bir davaya bakmakta olan mahkeme,
uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini
Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” hükmü yer almaktadır.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un İtiraz Yoluyla Mahkemelerden
gönderilecek işler Başlıklı 28. maddesinde: “Bir davaya bakmakta olan
mahkeme: (1) O dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya karar hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse, bu yoldaki gerekçeli kararı; veya, (2) taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa tarafların bu konudaki
iddia ve savunmalarını ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan
kararı; dosya muhtevasını mahkemece bu konu ile ilgili görülen belgelerin
tasdikli örnekleri ile birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderir.”
kuralına yer verilmiştir.
Uygulanacak Yasa kuralı, bakılmakta olan davayı
yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın
dayanağını oluşturmaya yarayacak kuraldır.
I- OLAY
Uyuşmazlık, davacıdan 6183 sayılı Kanunun 58.
maddesinin 5. fıkrasına istinaden davacıdan 827,44-TL haksız çıkma zammı
istenilmesine ilişkin 19/01/2009 tarih ve
20090119395071 sayılı 2 No’lu ceza ihbarnamesinin
iptali isteminden kaynaklanmaktadır.
Dosyada, 2002 ve 2003 yılı “Doğrudan Gelir Desteği”
ödemelerinden haksız olarak yararlandığı gerekçesiyle davacı adına
düzenlenen toplam 8.274,41 TL’lik 10/01/2008 tarih
ve 1293 ve 1294 sayılı ödeme emirlerine karşı dava açıldığı, söz konusu
davada Eskişehir 1. İdare Mahkemesinin 17/12/2008 gün ve E.2008/113,
K.2008/1043 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, temyiz
edilen bu kararın Danıştay 10. Dairesinin 29/06/2008 günlü E:2009/2734,
K:2009/7092 sayılı kararı ile onandığı, söz konusu karara istinaden ödeme
emirlerine karşı açmış olduğu davanın reddedildiği gerekçesiyle davacıdan
itiraz konu hükme istinaden 827,44 TL tutarındaki haksız çıkma zammı
istenildiği, bunun üzeri bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Hakimliğimizce, iptal isteminin incelenebilmesi için dava konusu işleme dayanak
gösterilen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un
58. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “İtirazında tamamen veya kısmen
haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme
alacağı %10 zamla tahsil edilir.” hükmünün, yapılan değerlendirmede, Anayasa’ya
aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
II- İPTALİ İSTENEN YASA HÜKMÜ
İtiraz konusu AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ
HAKKINDA KANUN’un “Ödeme Emrine itiraz” başlıklı
58.maddesinde “Kendisine ödeme emri
tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya
zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde
alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu
nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın
şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul
Kanunu hükümleri tatbik olunur.
Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısmın
cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi halde itiraz edilmemiş
sayılır.
İtirazda bulunan borçlu bu kanuna göre teminat
gösterdiği takdirde takip muamelesi itirazlı borç miktarı için ve itiraz
komisyonunca bu hususta karar verilinceye kadar durdurulur.
İtiraz komisyonu bu itirazları en geç 7 gün içinde
karara bağlamak mecburiyetindedir.
İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan,
hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10 zamla tahsil
edilir.
İtiraz komisyonlarının bu konudaki kararları
kesindir.
Borcun tamamına bu madde gereğince vaki itirazların
tamamen veya kısmen reddi halinde, borçlu ret kararının kendisine tebliği
tarihinden itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde bulunmak
mecburiyetindedir.
Borcun bir kısmına karşı bu madde gereğince vaki
itirazlar mal bildiriminde bulunma müddetini uzatamaz,” hükmüne yer
verilmiştir.
III- ANAYASAYA AYKIRILIK NEDENLERİ VE İLGİLİ
ANAYASA MADDELERİ
Madde 2- “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,
milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
Madde 36- “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya
bakmaktan kaçınamaz.”
Madde 125 - “İdarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”
“1- İTİRAZ KONUSU HÜKÜM ANAYASA’NIN 2. MADDESİNE
AYKIRIDIR.
Anayasanın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” hükmü
yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 2.10.2003 gün ve E.2003/73,
K.2003/86 sayılı kararında, “Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık, Anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olduğu
belirtilmiştir.
Hukuk devleti ilkesinin tam olarak geçerli
olabilmesinin en önemli koşulu vatandaşlara hukuk güvenliği temelinde
kendilerini yargı organları önünde savunabilme gereklerinin tam olarak
yerine getirebildiği bir Devletin algılanması gerekir.
Uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi, idare
tarafından düzenlenen idari işlemin yargı mercileri önünde dava
edilebilmesi mümkün olmakla birlikte, söz konusu işleme karşı açılan
davanın reddedilmesi halinde, hukuk devleti ilkesi gereğince yargı
mercileri önünde hakkını araması sonucunda, itiraza konu kural ile ayrıca
bir külfet altına girilmesine yönelik düzenleme nedeniyle kişilerin hukuk
güvenliği temelinde kendilerini yargı organları önünde savunabilme
gereklerinin tam olarak yerine getirilemediğini göstermektedir.
2- İTİRAZ KONUSU HÜKÜM ANAYASA’NIN 36. MADDESİNE
AYKIRIDIR.
Hak arama özgürlüğünü düzenleyen Anayasa’nın 36.
maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki
davaya bakmaktan kaçınamaz” denilerek yargı mercilerine davacı ve davalı
olarak başvurabilme ve bunun tabii sonucu olarak da kişinin yargı mercileri
önünde iddia, savunma, adil yargılanma hakkına sahip olduğu güvence altına
alınmış ve özel sınırlama nedenleri öngörülmemiştir.
Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini
savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı
haklılığını ileri, sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili yolu, yargı
mercileri önünde dava hakkını kullanabilmek ve bu davada haklılığını ortaya
koyabilmektir.
Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği
üzere, hak arama özgürlüğü, yalnız toplumsal barışı güçlendiren
dayanaklardan biri değil, aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı
elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması,
yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz
sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.
İtiraza konu hüküm ile, kişilerin kendisine yönelik
tesis edilen idari bir işleme karşı yargı yoluna başvurmaları halinde ve
davanın reddedilmesi durumunda ayrıca bir külfet altına alınmasına neden
olduğu görüldüğünden, söz konusu düzenlemenin, Anayasal bir hak olan“Hak Arama Hürriyeti”ni zorlaştıran,
olumlu ya da olumsuz sonuç almayı güçleştiren ve belki de yok eden bir
düzenleme olduğu sonucuna varılmıştır. Bu hale göre itiraza konu hüküm
Anayasanın 36. maddesinde yer alan “Hak Arama Hürriyeti”ne aykırı olduğu
kanaatine varılmıştır.
3- İTİRAZ KONUSU HÜKÜM ANAYASA’NIN 125. MADDESİNE
AYKIRIDIR.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmekte,
aynı Anayasanın 125. maddesinin birinci fıkrasında da, “idarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denilmektedir.
Hukuk devleti, kişiye tüm hak ve özgürlükleri
tanıyıp, bunlara saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, adil bir hukuk
düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün
faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan bir devlet, demektir.
Hukuk devletinin dayandığı hukuki temellerden
birisi ve belki de en önemlisi idarenin hukuka bağlılığının sağlanmasıdır.
Bu da ancak İdarenin, İdare Hukuku sahasında tesis ettiği işlem ve
eylemlere karşı İdari Yargı yolunun, Özel Hukuk hükümlerine göre yaptığı
faaliyetlerine karşı ise Adli Yargı Yolunun açık tutulmasıyla mümkün
olabilir.
Görüldüğü gibi, Anayasanın 125. maddesinin birinci
fıkrasındaki “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu
açıktır.” hükmü, hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucu olmaktadır.
Hukuk devleti ilkesi uyarınca, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı
yargı yolunun açıklığının, yalnızca şekli olarak değil, aynı zamanda yargı
yoluna başvurulmayı engelleyici, zorlaştırıcı ve dava açmaktan caydırıcı
olmasına yol açan hükümlerin konulmamasını da gerektirmektedir.
İtiraza konu 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinin 5.
fıkrası uyarınca düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açıldığı
görülmekle birlikte, kendisine ödeme emri tebliğ edilen davacının, söz
konusu ödeme emrine dava açması ve bu davanın aleyhine sonuçlanması
neticesinde, -uyuşmazlık konusu olayda da olduğu gibi- amme alacağının
%10’u kadar zammın yeniden düzenlenecek bir ödeme emri ile istenilmesi
halinde bunun dava konusu edilmesi durumunda buna karşı açılacak dava, ilk
davanın reddedilmesi nedeniyle yargı yolunun şekli olarak açık olduğunu
göstermektedir.
Ayrıca, dava açmayı düşünen yani idarenin işlem ve
eylemine karşı yargı yoluna başvurmak isteyen şahıslar, itiraz konusu
kuralın varlığı nedeniyle, yargı yoluna başvurmaktan vazgeçebilirler. Çünkü
yargı yoluna başvurulması halinde açılan davanın reddi durumunda dava açmak
isteyen şahıslardan itiraz konusu hüküm nedeniyle ayrıca % 10 gibi “haksız
çıkma zammı” şeklinde fazla bir tutar daha ödemesi istenilmektedir. Bu
hükmün varlığı, kişilerin yargı yoluna başvurmasını zorlaştırıcı veya
caydırıcı bir etki yaratmaktadır. Bu nedenle, itiraz konusu kural,
Anayasanın 125. maddesinde yer alan, idarenin her türlü işlem ve eylemine
karşı yargı yolunun açık olduğu hükmüne aykırı olduğu kanaatine
varılmaktadır.
V- SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 152. ve bir
davaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak olan bir
kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan
kararı ile Anayasa Mahkemesine başvurması gerektiğini düzenleyen 2949
sayılı Kanunun 28. maddesinin 2. fıkrası gereğince, itiraza konu 6183
sayılı Kanunun 58. maddesinin 5. fıkrasının Anayasa’nın 2.,
36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu kanaati ile iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına, dava dosyasının tüm belgeleriyle birlikte
onaylı suretinin dosya oluşturularak karar aslı ile birlikte Anayasa
Mahkemesine sunulmasına, işbu karar aslı ile dosya suretinin yüksek
mahkemeye tebliğinden itibaren beş ay beklenilmesine, beş ay içinde netice
gelmezse mevcut mevzuata göre davanın görülmesine, 12/04/2010 talihinde
karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un itiraz konusu
kuralı da içeren 58. maddesi şöyledir:
“Ödeme emrine itiraz
MADDE 58- Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir
borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında
tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait
itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir.
İtirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında
Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.
Borcun bir kısmına itiraz
eden borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi
halde itiraz edilmemiş sayılır.
(Mülga üçüncü fıkra: 28/1/2010-5951/1 md.)
İtiraz komisyonu bu
itirazları en geç 7 gün içinde karara bağlamak mecburiyetindedir.
İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan
borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10
zamla tahsil edilir.
İtiraz komisyonlarının bu
konudaki kararları kesindir.
Borcun tamamına bu madde
gereğince vâkı
itirazların tamamen veya kısmen reddi halinde, borçlu ret kararının
kendisine tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde
bulunmak mecburiyetindedir.
Borcun bir kısmına karşı bu
madde gereğince vâkı
itirazlar mal bildiriminde bulunma müddetini uzatamaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 125. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, 2009/83 Esas sayılı dosyanın 5.11.2009, 2010/34 Esas
sayılı dosyanın ise 13.5.2010 tarihlerinde yapılan ilk inceleme
toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un58. maddesinin beşinci fıkrasında
yer alan “İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki
itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10 zamla tahsil edilir.”
kuralının iptaline karar verilmesi istemiyle
yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat
nedeniyle 2009/83 esas sayılı dava ile birleştirilmesine, 2010/34 esas
sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2009/83 esas
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 13.5.2010 gününde oybirliğiyle karar
verilmiştir.
Vl-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, idare tarafından
düzenlenen bir idari işlem niteliğindeki ödeme emrinin yargı mercileri
önünde dava edilebilmesi mümkün olmakla birlikte, itiraz konusu kural ile
ödeme emrine karşı açılan davanın reddi hâlinde öngörülen haksız çıkma
tazminatının, bir sınırlandırma yapılmaksızın her türlü red
kararı sonrasında alınmasına imkân verilmesi nedeniyle kişilerin yargı yoluna başvurmasını zorlaştırıcı ve
caydırıcı bir etki yarattığı, söz
konusu yaptırım tehdidi
ile hak arama özgürlüğünün engellendiği, hukuk
devleti ilkesinin gerçekleşme aracı olan idarî işlemlerin yargı
denetimine tâbi olması ilkesinin zedelendiği belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 125. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu
kuralda, kamu alacağı ile ilgili kendisine ödeme emri tebliğ edilen
borçlunun itirazında tamamen veya
kısmen haksız çıkması hâlinde hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki
kamu alacağının %10 zamla tahsil edileceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”
başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes meşrû vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek yargı
organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu
olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi
bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Kişilere yargı mercileri önünde
dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
Anayasa’nın 125. maddesinde
de; "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu
açıktır.” denilmektedir.
6183 sayılı Yasa’nın 1. maddesine göre kamu
alacakları, Devlete ve diğer kamu tüzel kişilerine ait vergi, resim, harç,
mahkeme masrafı, vergi cezası, para cezası, gecikme zammı ve gecikme faizi
gibi alacaklardır. Kamu alacakları kamu
hizmetlerinin ifasında kullanıldığından tahsilinde öncelik ve ayrıcalık
tanınmıştır. 6183 sayılı Yasa’nın esası, vergiler başta olmak üzere kamu
alacağını güvence altına almak ve ödenmediği taktirde kamu alacağını zora dayanarak, Devlet
gücü ve memurları eliyle tahsil etmektir. İtiraz konusu kural ile yapılan düzenleme de kamu alacağının
mümkün olduğunca kısa sürede tahsiline yöneliktir.
Kamu alacağını ödemekle yükümlü olan borçlunun, bu
alacak ile ilgili ödeme emri çıkartılması aşamasına gelmeden alacağın
esasına ilişkin yargı mercilerine başvurma hakkı bulunmaktadır. Özel
yasasında hüküm bulunan hâllerde ödeme vadesinde, yoksa 6183 sayılı
Yasa’nın 37. maddesine göre tebliğden itibaren bir aylık süre içinde yargı
yerlerine başvurarak kamu alacağının esası dava konusu edilebilecektir.
Ödeme emri çıkartılmadan önce kamu alacağının esasına ilişkin hukuki
sakatlıkla ilgili iddiaların borçlunun talep etmesi hâlinde yargı
denetiminden geçtiği ya da borçlu dava yoluna gitmeye gerek görmediği için
itirazsız kesinleşmiş olduğu açıktır. 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesinin birinci fıkrasına göre bu
aşamada ödeme emrine itiraz hâlinde mahkeme davayı sırf tahsile ilişkin
olarak, böyle bir borcun olmadığı, borcun kısmen ödendiği ve borcun
zamanaşımına uğradığı nedenleriyle sınırlı olarak inceleyebilecektir.
İtiraz konusu kural, kamu alacakları için özel bir
takip ve tahsil esasını düzenleyen 6183 sayılı Yasa’nın öngördüğü süratli
ve etkin takip ve tahsilatın sağlanmasına
yöneliktir. Öte yandan bireylerin idarenin faaliyetlerine karşı korunması,
adaletin sağlanması ve hukuk devleti ilkesinin geçerli olabilmesi için
idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tâbi olması
gerekmektedir. İtiraz konusu kural ile ödeme emrine karşı itirazın reddi
durumunda haksız çıkma tazminatı koşulu bulunmakla birlikte idarenin yapmış
olduğu işlemler yargı denetimi kapsamındadır. Kamu borçlusu ödeme emrinin
tebliğinden önce kamu alacağının esası hakkında yargı yoluna
başvurabileceği gibi, itiraz konusu kural ile ödeme emrinin tebliğinden
sonra da tahsile ilişkin olarak dava açabilme olanağına sahiptir. Ayrıca,
kişilerin davacı veya davalı olarak, yargı mercileri önünde sahip oldukları
anayasal haklar engellenmemiş; idari bir işlem niteliğinde olan kamu
alacağı ile ilgili ödeme emrine karşı yargı yolu kapatılmamış; mahkemeler,
bu işlemlerle ilgili açılmış olan davaları inceleyerek gerekli kararları
vermekten alıkonulmamıştır. Bu nedenle kuralın hak arama özgürlüğünü
engelleyen bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
KuralınAnayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
VII-
SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 21.7.1953 günlü, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesinin beşinci
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3.2.2011
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|