Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2008/58
Karar Sayısı: 2011/37
Karar Günü: 10.2.2011
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Aydın Bölge İdare
Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU :
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 4369 sayılı
Kanun’un 2. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkranın Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
İhtirazı kayıtla beyan edilip ödenen geçici
vergi ile damga vergisinin kaldırılması ve ödenen tutarın ödeme tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte iadesi istemi ile açılan
davanın itiraz incelemesinde, kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“C) ANAYASAYA AYKIRILIK SEBEBLERİ:
1- ANAYASANIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 2. maddesinde “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde;
insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir” hükmüne yer verilmektedir.
Hukuk devleti insan haklarına saygılı ve bu
hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran bunu sürdürmekte kendini
yükümlü sayan bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan
devlettir.
Hukuk devleti ilkesinin en önemli
gereklerinden biri kuşkusuz kuralları uygulayacak devlet işlerini yürütecek
olan yönetimin hukuk düzenine bağlı olmasının sağlanmasıdır, yine hukuk
devletinin en önemli unsurlarından birisi de yasaların genel olması
ilkesidir. Bunun gereği ise yasa önünde eşitliktir. Buna göre aynı hukuki
koşullarda idare ile vatandaş arasında farklılık olmaması, başka bir ifade
ile idare için getirilen koşulların, aynı pozisyondaki vatandaş için de
getirilmesi (nimet veya külfetçe eşit olması) gerekir.
Bu bağlamda somut ihtilaf ele alınacak
olursa; 213 sayılı yasanın 112. maddesinde vergi mükellefleri için bazı
yükümlülükler dolayısıyla vergi idaresi lehine bazı düzenlemeler
getirilmiştir. Buna göre yasanın ilk iki fıkrasında özel ödeme zamanlan
düzenlenip, 3. fıkrada yasal vadelerinde tahsilatı
yapılmayan vergilerde 6183 sayılı yasada tespit edilen oranda gecikme faizi
alınacağı 4. fıkrada, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen ve vergi
kanunları gereği iadesi gereken vergilere, mükellefin belge bilgi
temininden sonraki üç ay içinde iade yapılmaması halinde üç aylık sürenin sonundan
itibaren 6183 sayılı yasa uyarınca belirlenen tecil faizi oranında faiz
ödeneceği, 5. fıkrada ise; ihtirazı kayıtla beyan edilip ödendikten sonra
yargı kararıyla iade edilip yine yargı kararı uyarınca tahsili gereken
vergilere iade tarihinden itibaren 6183 sayılı yasaya göre belirlenen tecil
faizi oranında gecikme faizi ödeneceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bu hükümlerin
birlikte değerlendirilmesinden, idarelerin vergi alacaklarının geciken
kısmı için vade tarihinden itibaren gecikme faizi (veya zammı) oranında
faiz uygulanırken, vatandaştan haksız tahsil edilen vergilerin vergi
kanunları uyarınca iadesinde ise “mükellefin belge bilgi temininden sonraki
3 ay içinde iade edilmemesi halinde 3 aydan sonraki süre için tecil faizi
oranında faiz öngörmektedir. Bir nevi burada devlet alacağında hemen vade
tarihiyle faiz başlatılırken devletin borcu sözkonusu
olunca mükellefin belge bilgi temininden sonraki 3. ay sonrasına faiz
işletilmektedir. Ayrıca devlet alacağında gecikme zammı oranında faiz
alınmakta iken devlet borcuna tecil faizi oranında faiz verilmektedir.
112. maddenin en önemli olan ve bu ihtilafın
konusu olan handikabı ise; mahkeme kararıyla
hukuka aykırılığı sabit hale gelen ancak vatandaşın iyi niyetle ödediği
verginin iadesi sözkonusu olunca bunun için faiz
öngörülmemesidir. Oysa mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı ortaya konulan
ve tahsil edilen vergi de; haksız tahsil edilen bir vergi olup, aylar veya
yıllar sonra iadesi sırasında enflasyonist ortamda faiz uygulanmaması
mükellef yönünden ekonomik eksilme idare yönünden ise sebepsiz zenginleşme
sonucunu doğurmaktadır. Yasa koyucunun devlet alacağının her tür geç
tahsilinde, (yargı kararı sebebiyle geç tahsil edilse bile), vade gününden
itibaren faiz işletirken, yargı kararı gereği iade etmek zorunda olduğu vergilere
faiz öngörülmemesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Her ne kadar, mahkeme
kararıyla hukuka aykırılığı ortaya konulan vergilerin, iadesinin zaten
zorunlu olduğu, iade sırasında ekonomik kaybı karşılamak için genel
hükümlere göre “hizmet kusurundan dolayı” faiz için ayrıca hüküm
kurulabileceği, düşünülse de; öncelikle faiz talepleri, somut olayımızda
olduğu gibi yargı yerlerince hemen 112. maddenin 4. fıkrasıyla irtibatlandırılmakta ve yasada bu yönde düzenleme
olmadığı için talep reddedilmektedir. İdarece, yasa gereği yapılan iadelerde
ise, 3 aydan sonrası için faiz uygulanarak devlet alacağı ile borcuna
farklı muamele yapılmaktadır.
Sonuç itibariyle;
112. maddede genel olarak devlet alacaklarına vade tarihinden geçerli faiz
işletilmekte iken, devlet borcu diyebileceğimiz yasa gereği iade edilen
vergilerde mükellefin müracaatından sonraki 3 ay sonrasından faiz
işletilmesi ve de en önemlisi, yargı kararı gereği iadesi gereken
vergilerde faiz ödemesinin hiç düzenlenmemesi sebebiyle 112. maddenin 4.
fıkrasında Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine
uyarlık bulunmamaktadır.
2- ANAYASANIN 10. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek: 7.5.2004-5170/1
md.)Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama
geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa
imtiyaz tanınamaz.
(Değişik: 9.2.2008-5735/1
md.) Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü
kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar.” hükmü yer almaktadır.
Anayasada düzenlenen eşitlik; kuşkusuz ki
mutlak bir eşitliği değil hukuki eşitliği ifade etmektedir. Hukuki eşitlik
ise; birbiriyle aynı durumda olanlara aynı kuralların uygulanması ve
ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasının engellemesidir. Buna göre
eşitlik ilkesi; aynı hukuki durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde,
yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşitliğin
sağlanması ve ayrım yapmamayı gerektirir ki bu ilkeden devlet organları da
muaf değildir.
Bu bağlamda somut
ihtilaf ele alınacak olursa; yukarıda da izah edildiği üzere 213 sayılı
yasanın 112. maddesinde genel olarak devletin değişik sebeplerle geç tahsil
edebildiği vergilere vade tarihinden geçerli olmak üzere faiz uygulaması
öngörülmüşken, 4. fıkrada; yasalar gereği iade edilecek vergilere 3. aydan
sonrası için faiz öngörülmüş olup, yargı kararı gereği yapılan vergi
iadelerine hiçbir şekilde faiz uygulaması öngörülmemiştir.
Burada iki yönden kanun önünde eşitlik
ilkesi mükellef aleyhine devlet lehine ihlal edilmiştir; Öncelikle geciken tahsilatlara faiz uygulanması, ekonomik bir gereklilik
olup; enflasyonist bir sistemde, geç tahsilat her iki taraf içinde aynı
sonucu doğurur. Çünkü faiz; enflasyonist sistemde ekonomik değer kaybının
tazmin aracıdır. Dolayısıyla geciken ödemelerde; alacaklı Devlet’te olsa
mükellefte olsa aynı ekonomik kurala tabi olup faiz her ikisi yönünden de
aynı önemde bir haktır. Dolayısıyla devlet alacağına faiz uygulayıp
mükellef alacağına (vergi iadesine) faiz uygulamamanın hukuki ve ekonomik
izahı yoktur. Bunun sonucu hukuken, ekonomi kurallarına göre aynı konumda
olan iki tarafa farklı muamele yapılması sonucu doğmaktadır.
Bu sebeple 112.
maddenin 4. fıkrasında gerek, yasa gereği yapılan vergi iadelerine,
mükelleflerin bilgi belge temininden sonraki 3. aydan sonrası için faiz
uygulaması gerekse yargı kararı uyarınca iade edilen vergiler için hiç faiz
öngörülmemesinde, aynı durumdaki devlet alacaklarına vade tarihinden
geçerli faiz uygulaması öngörüldüğünden Anayasanın 10. maddesinde
düzenlenen, kanun önünde eşitlik ilkesine uyarlık bulunmamaktadır.
3- ANAYASANIN 35. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet
ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum
yararına aykırı olamaz.” hükmü düzenlenmiştir.
Ekonomilerde bir değişim vasıtası olan para,
çeşitli ticari, sınaî, zirai vs. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine
kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi yararlar sağlayan ekonomik bir
değerdir. Paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılması,
sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu yaratması
yanında, enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım
gücünü enflasyon oranına bağlı olarak yitirmesine neden olur. Anayasa Mahkemesinin 26.11.1999 gün ve 23888 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanan 15.12.1998 gün ve E: 1997/34, K: 1998/79 sayılı
kararında da belirtildiği gibi; enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz
kuru, mevduat faizi, hazine bonosu ve devlet tahvilli faiz oranlarının
yüksekliği, borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması
sonucunu doğurmaktadır. Hukuk sistemlerinde paranın sahibinden
başkası tarafından kullanılmasının neden olduğu bu zarar, “faiz” adı
altında yapılan ek ödemelerle karşılanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin
21.9.1988 gün ve E: 1988/7, K: 1988/27 sayılı kararında, Vergi Usul
Kanununun 112 nci maddesinde öngörülen “gecikme
faizi” ile ilgili olarak yapmış olduğu niteleme de bu yoldadır.
Dahası; İnsan Hakları
Avrupa Mahkemesi Birinci Dairesi de 9 Mart 2006 gün ve 100162/02 sayılı
Eko-Elda Avee/Yunanistan
kararında, vergi olarak haksız tahsil edilen ve beş yıl beş ay sonra geri
verilen meblağdan yararlanma hakkından uzunca süre mahrum kalınmasının,
ilgilinin mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden olduğunu; bu
durumun da 1 Nolu Protokolün l’inci
maddesini ihlal ettiğini kabul etmiştir.
Avrupa Mahkemesi, anılan kararında, genel
yarar ile kişi yararı arasında olması gereken dengeyi bozduğunu söylediği
söz konusu zararın tazminine, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin
düzenlemelerine dayanarak karar vermiş; tazminatın hesabına da, ölçü olarak
gecikme faizi oranını esas almıştır. (Danıştay Vergi Dava Daireleri
Kurulunun 26.1.2007 gün ve E:2006/182, K:2007/3 sayılı kararı - muhalefet
şerhi)
Faiz, ekonomik açıdan paranın fiyatıdır.
Herhangi bir kimse kendine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında
olursa olsun, belli bir süre kullandığında asıl sahibine faiz ödemek
zorundadır. Paranın likidite (elde tutulma, cepte bulundurma, kullanıma
hazır halde) olması her an her türlü hizmet, emtia veya üretim faktörünü
satın alabilmesine olanak verir. Parayı elinde nakit veya hesabında
bulunduran piyasa ekonomisi kuralları gereği geleceğe dönük olanaklardan
yararlanabilir. Hak edildiği halde kişinin tasarrufuna geçmeyen paranın
enflasyonist ortamlarda sahibinin satın alma gücünde kayıplara neden
olacaktır.
Devlete ödenmesi gereken vergilerin
mükellefler tarafından zamanında ödenmemesi sonucu mükellefler bu paraları
başka amaçlarla kullanarak çeşitli yararlar sağlamakta olup devlet vergi
gelirlerinin bir kısmından yoksun kaldığı için harcamaları kısmak veya
borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle Devlete faiz ödemesi yerindedir.
Diğer taraftan
vatandaşta haksız yere ödediği vergiyi ya borçlanarak temin ettiği ya da
bazı gereksinimlerini kısarak, vazgeçerek ödediği ve belli bir zaman
devletin kasasında haksız olarak tutulduğunun yargı kararıyla saptanması
halinde aynen devlete ödenen gibi vatandaşa da yoksun kaldığı dönemler için
aynı oranda ve miktarda bir miktarın ödenmesi mülkiyet hakkının korunması
ilkesine uygun olacaktır.
Buradan da anlaşıldığı üzere, gerek kişi
gerek devlet yönünden, alacağının zamanında ödenmemesi halinde, ekonomik
varlıkta enflasyon sebebiyle azalma olmakta, bir nevi mülkiyet hakkı zarara
uğramakta ve bu zarar faizle telafi edilmektedir. Hal böyle olunca da;
mükellefe aylar-yıllar sonra iade edilen vergiye faiz işletilmemesi veya
vade tarihinden sonraki dönemlerde işletilmesi kişi aleyhine mülkiyet
hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.
Bu sebeple, 213 sayılı yasanın 112.
maddesinin 4. fıkrasında; yasalar gereği iade edilen vergilere, mükellefin
belge bilgi sunmasından sonraki 3. ay sonrasından itibaren faiz işletilmesi
ve de yargı kararı gereği iade edilen vergilere faiz işletilmesinin hiç
düzenlenmemesinde Anayasanın 35. maddesine uyarlık bulunmamaktadır.
D) YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ
İhtilaf her ne kadar
parasal konuyla ilgili olup, telafisi güç sonuçlar doğurmayacakmış gibi
görünse de; gerek yargı yerlerindeki farklı uygulamalar, gerekse devletin
alacaklarına farklı borçlarına farklı tutum sergilediği kanaatinin toplumda
yerleşmesine sebep olan en somut düzenleme olduğundan, toplumun devlet kavramını
algılama tarzının olumsuzluğunu bertaraf etmek için yürürlüğün
durdurulmasında kamu yararı olduğu düşünülmektedir.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun itiraz konusu fıkrayı da içeren 112. maddesi şöyledir:
“Madde 112 - (Değişik
madde: 04/12/1985 - 3239/8 md.)
1. İkmalen, re’sen veya idarece tarh olunan vergiler taksit
zamanlarından evvel tahakkuk etmişse taksit süreleri içinde; taksit
süreleri kısmen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmişse; geçmiş
taksitler, tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenir.
2. Memleketi terk ve ölüm gibi
mükellefiyetin kalkmasını mucip haller dolayısıyla beyan üzerine tarh
olunan vergiler, beyanname verme süreleri içinde ödenir.
Mükellefin, vadeleri mezkur
süreden sonra gelen vergileri de aynı süre içinde alınır.
Memleketi terk edenlerin, ölenlerin veya
benzeri haller dolayısıyla mükellefiyetleri kalkanların ikmalen,
re’sen veya idarece tarh olunan vergileri
tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenir.
Bu fıkrada yazılı tahsil süreleri Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun mucibince teminat gösterildiği takdirde, Vergi
Kanunu ile belli taksit zamanına kadar ve taksit zamanı geçmiş ise üç ay
uzatılır.
3. Vergi mahkemesinde dava açma dolayısıyla
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27 nci
maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince tahsili durdurulan vergilerden
taksit süreleri geçmiş olanlar, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan
vergiye ait ihbarnamenin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir.
Ayrıca ikmalen, re’sen
veya idarece yapılan tarhiyatlarda:
a) Dava konusu yapılmaksızın kesinleşen
vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu
döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın
tahakkuk tarihine kadar;
b) Dava konusu yapılan vergilerin ödeme
yapılmamış kısmına, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın
ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, yargı
organı kararının tebliğ tarihine kadar;
Geçen süreler için 6183 sayılı Kanuna göre
tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi uygulanır. Gecikme faizi
de aynı süre içinde ödenir. Gecikme faizinin hesaplanmasında ay kesirleri
nazara alınmaz.
Uzlaşılan vergilerde gecikme faizi;
uzlaşılan vergi miktarına, (a) fıkrasında belirtilen tarihten itibaren
uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için uygulanır.
Dava açılması nedeniyle tahsili duran vergi
ve cezalar mükellefler tarafından istenildiği takdirde davanın devamı
sırasında da kısmen veya tamamen ödenebilir.
4. (Ek bent: 22/07/1998 - 4369/2 md.) Fazla veya yersiz olarak tahsil
edilen veya vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili
mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin
tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi halinde, bu
tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişini mükellefe
tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı
Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120 inci madde
hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile
birlikte mükellefe ödenir.
5.
(Ek fıkra: 28/12/2001 - 4731 S.K./4. md.) İhtirazi kayıtla beyan edilip ödendikten sonra yargı
kararına göre iade edilip yine yargı kararı uyarınca tahsili gereken
vergilere, iade tarihinden yargı kararının vergi dairesine tebliği tarihine
kadar geçen süre için bu maddede yer alan esaslar dahilinde 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre belirlenen tecil faizi
oranında gecikme faizi hesaplanır.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
ve yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE, 26.6.2008 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, itiraz konusu kural ile fazla veya yersiz alınan vergilerin
iadesinde istenen bilgi ve belgelerin tesliminden üç ay sonra başlamak üzere
tecil faizi verildiği, oysa eksik beyan edilen ve ödenen vergiler için
ödenmesi gereken günden itibaren gecikme faizi alındığı belirtilerek
kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve 35. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin
dördüncü fıkrası ile mükelleflerden fazla veya yersiz tahsil edilen
vergilerin iadesinde, tahsilâtın üzerinden çok zaman geçmiş olsa da istenen
bilgi ve belgelerin teslimiyle yapılan iade talebinden sonraki üç ay içinde
yapılmayan iadeler için bu üç ayın sonundan başlamak üzere düzeltme fişinin
tebliğ edildiği güne kadar işleyen tecil faizinin vergi aslı ile beraber
ödenmesi öngörülmektedir. Buna karşın aynı maddenin üçüncü fıkrası ile
eksik tahsil edilen veya tahsil edilemeyen vergiler için mükelleflerden
verginin ödenmesi gereken tarihten itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar
işleyen gecikme faizi alınmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti;
insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık devlettir.
Anayasa’nın
35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu
hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet
hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların
koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği
biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme, kullanma, biçimini
değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir.
İtiraz
konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu
gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan
alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına
sebebiyet vermektedir. Bunun yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini
geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların devlete olan güvenini
sarsmaktadır.
Vergi,
devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği
bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz
olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir “alacak”
haline gelmektedir.
Alacak
hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler
yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile
belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma,
tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum
kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde
oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin
tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da
bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek
haksızlığa uğratılmaktadır.
İtiraz
konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsilâtlar ile
hazinesinde tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman
geçmiş olsa bile talep tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek
faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde edilen kamu yararı kamu için
öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için
zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü üzerinde
sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir.
Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde,
tahsilâtın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak
üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem
için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi
yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk devletinde
korunması gereken mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır.
Nitekim
Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin
Sözleşme’ye Ek Protokol’ün 1. maddesinde de:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir
kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun
bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu
yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka
katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel
getirmez.” denilmektedir.
Bu kural uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Eko-Elda Avee/Yunanistan
davasında (9.3.2006 günlü, Başvuru No: 10162/02); haksız olarak tahsil
edilen verginin beş yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesini, belli
bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen şahsın, mali durumunda
önemli ve kesin zararlara neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken
genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı
yük yüklediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş
ve mülkiyet hakkı çiğnenen şahsa faiz ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine
aykırıdır. İptali gerekir.
İtiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
VI- iptal kararının yürürlüğe gireceği gün sorunu
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte; Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü
fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında ise,
Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu
düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici mahiyette görürse yukarıdaki
fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmektedir.
213
sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin dördüncü fıkrası fazla veya
yersiz alınan vergilerin iadesinde başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak
üzere sınırlı da olsa faiz ödenmesine imkân tanımaktadır. Fıkranın iptali
halinde sınırlı olarak yapılan ödemelerin dayanağını oluşturacak bir
düzenleme kalmayacaktır. Doğacak bu hukuksal boşluk,
iptal gerekçelerinde izah edilen kişilerin mülkiyet haklarında mevcut
durumdan daha da geriye gidilmesine ve Anayasa gereği olması gereken
durumdan daha da uzaklaşılmasına sebep olarak kamu düzeni ve kamu yararını
bozucu nitelikte olduğundan Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, bu fıkraya
ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE, 10.2.2011 gününde karar
verilmiştir.
VII-
yürürlüğün durdurulması istemi
4.1.1961
günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 22.7.1998 günlü,
4369 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkranın iptaline
ilişkin hükmün süre verilerek yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu
fıkranın YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE, 10.2.2011
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
VIII- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu’nun 112. maddesine 22.7.1998 günlü, 4369 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle eklenen (4) numaralı fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 213 sayılı Kanun’un
112. maddesine, 4369 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (4) numaralı
fıkranın iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını
ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları
gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
10.2.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|