|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2008/51
Karar Sayısı:
2011/46
Karar Günü:
10.3.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet
Halk)Partisi TBMM Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal KILIÇDAROĞLU ve K. Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU : 12.3.1982 günlü, 2634
sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin, 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı
Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle
değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h)
alt bentleri ile (C) ve (D) fıkralarının, Anayasa’nın 2., 7., 11., 43.,
153. ve 169. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren
28.5.2008 tarihli dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
1) 07.05.2008 Tarihli ve 5761 Sayılı Turizmi Teşvik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesi ile
Değiştirilen 12.03.1982 Tarihli ve 2634 Sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin
(A) Fıkrasının (1) Numaralı Bendinin (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) Alt
Bentlerinin Anayasaya Aykırılığı
07.05.2008 tarihli ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile
değiştirilen 12.03.1982 tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin
(A) fıkrasının iptali istenen alt bentleri de içeren (1) numaralı bendinde,
Turizm alanlarında ve turizm merkezlerinde imar planları
yapılmış ve turizme ayrılmış yerlerde Hazineye ait yeterli alanın
bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan
yerlerin Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine, Çevre ve Orman
Bakanlığınca bu Bakanlığa tahsis edileceği belirtilmekte, aynı maddenin (D)
fıkrasında ise, Bakanlığın tasarrufuna geçen bu taşınmazları (C) fıkrası
uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve
tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkili kılınmış ve taşınmazlar
üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere
irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde,
alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı
tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen
koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılması öngörülmüştür.
Bu durumda 8 inci maddesinin (A) fıkrasının (1)
numaralı bendinin alt bendinde sayılan ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre
orman sayılan yerler; alt yapı hizmetlerine tahsis edilebilecek ve bu
yerlerde turizm tesisleri yapılabilecektir.
Anayasa Mahkemesinin 13.09.2000 gün ve E.2000/14,
K.2000/21 sayılı kararında,
“Anayasanın 169 uncu maddesinde, ormanların ülke
yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri
konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı
düzenlemenin ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden
kaynaklandığı kuşkusuzdur. Anayasanın 169 uncu maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği gibi maddenin birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en
önemlilerinden birisi olan ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için Devlete gereken tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün
ormanların gözetimi ödevini getirmektedir.
İkinci fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe
yönetilmesi ve işletilmesinin yasayla düzenleneceği, mülkiyeti ve
yönetiminin özel kişilere devronulamayacağı belirtilmekte, maksatlı olarak
yapılan orman tahripleri, ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde ormanların
zaman aşımı suretiyle mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak
hakkına konu olamayacağı kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve
eyleme müsaade edilemeyeceği hususu da üçüncü fıkrada anayasal bir hüküm
olarak yer almaktadır.”
denilmiş ve yine Anayasa Mahkemesinin 07.05.2007 günlü
ve E.2007169, K.2007/55 sayılı kararında da;
“Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002
günlü, E.2000/75, K.2002/200 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Devlet
ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı yoluyla tahsisi,
karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma
tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerine ilişkin bina veya
tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun bulunduğu
hallerle sınırlıdır. Önemli olan husus, bu hizmetlere ilişkin bina ve
tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu
yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hale
getirmesidir. Bu çerçevede, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde turizm
yatırımları için de Devlet ormanları üzerinde irtifak hakkı tesis
edilebileceği kuşkusuzdur.
2634 sayılı Yasa’nın 8 inci maddesinin
itiraz konusu bölümlerinde, hangi taşınmazların ve orman arazilerinin
turizm yatırımlarına tahsis edileceği ile ilgili genel bir çerçeve
çizilmekle beraber, ormanların turizm yatırımlarına tahsisinin hangi
hallerde kaçınılmaz veya zorunlu sayılabileceğine dair herhangi bir ölçüte
Yasada yer verilmemiştir.
Bu bağlamda, turizmin teşvik
edilmesinde kamu yararı bulunduğu ve zorunlu olduğu ölçüde devlet orman
alanlarının turizme tahsisinin gerektiği yadsınamazsa da, Anayasanın 169
uncu maddesinde ormanların Devletçe korunmasına verilen özel önem ve uzun
dönemdeki yaşamsal kamu yararı karşısında, bu tahsislerin hangi hallerde
zorunlu sayılacağının da belirginleştirilmesi Anayasanın yasa koyucuya
yüklediği bir görev olarak kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar çerçevesinde,
ormanların korunmasına ilişkin Anayasanın 169 uncu maddesindeki ilkeler doğrultusunda,
turizm sektörünün özellik ve ihtiyaçlarını da dikkate alan ve ormanların
turizm yatırımlarına tahsisini zorunluluk veya kaçınılmazlık hallerine
özgüleyen belli ölçüt ve sınırlamalara yer verilmemesi nedeniyle itiraz
konusu yasa kuralları Anayasanın 169 uncu maddesine aykırıdır; iptali
gerekir.”
denilmek suretiyle bir orman alanın başka bir
etkinliğe (sağlık, eğitim,
spor gibi tesislere) tahsisinde aranması gerekli koşullar şu şekilde
belirlenmiştir:
Gerçekleştirilmesi istenen etkinliğin,
a) orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesinin
mümkün olamaması,
b) Devlet ormanları üzerinde bulunmasındaki veya
yapılmasındaki kamu yararının, orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini
zorunlu hale getirmesi
İptali istenen kurallarda öngörüldüğü biçimde orman
alanlarında turizm yatırımları için irtifak hakkı tesisi, Anayasa
Mahkemesinin kararında açıklanan koşulları karşılamamaktadır. Şöyle ki;
I- 2634 sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin (A)
Fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendi yönünden
İptali istenen (d) bendi ile “Eko - turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri
turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal
anlamda imkân sağlayan” orman
alanları turizm etkinliğine açılmaktadır.
Bu düzenlemede; bir orman alanın eko - turizm
kapsamında bir etkinliğe sadece imkân sağlaması bu alanın söz konusu
etkinliğe tahsisi için yeterli görülmüş, etkinliğin Devlet ormanları
üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu yararının, orman arazisinin bu
hizmetlere tahsisini zorunlu hale getirmesi diğer bir anlatımla ormanların
korunmasına ilişkin Anayasanın 169 uncu maddesindeki ilkeler doğrultusunda,
turizm sektörünün özellik ve ihtiyaçlarını da dikkate alan ve ormanların
turizm yatırımlarına tahsisini zorunluluk veya kaçınılmazlık hallerine
özgüleyen belli ölçüt ve sınırlamalara yer verilmemiştir.
Bu nedenle iptali istenen kural, Anayasanın 169
uncu maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan, Anayasanın 153 üncü maddesinin son
fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı
organları ile gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı gibi yasama organı yapacağı yeni
düzenlemelerde daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararlarını
göz önünde bulundurmak, bu kararları etkisiz bırakacak biçimde yeni yasa
çıkarmamak ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen kuralları tekrar
yasalaştırmamak yükümlülüğündedir. Yasama organı, yasa çıkarırken iptal
edilen yasaya ilişkin kararların sonuçları ile birlikte gerekçelerini de
gözönünde bulundurmak ve sözcükleri ayrı olsa bile, iptal edilen yasalarla,
içerik ya da nitelik yönünden aynı veya benzer olan yasaları çıkarmamak
zorundadır. Yapılan bu düzenlemede, yukarıda açıklanan Anayasa Mahkemesinin
iptal gerekçeleri de dikkate alınmadığından dava konusu kural, Anayasanın
153 üncü maddesine de aykırıdır.
Öte yandan bu kural, ekoturizm kavramının taşıdığı
anlama ve bu turizmin amacına da ters düşmektedir.
Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin tanımına göre
eko turizm, doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen,
düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyo - ekonomik fayda sağlayan,
bozulmamış doğal alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyarettir
(Kurdoğlu, 2001, s: 4). Uluslararası Eko turizm Topluluğu TIES (The
International Ecotourism Society); “ekoturizm, çevreyi koruyan ve yerel
halkın refahını gözeten, doğal alanlara karşı duyarlı seyahattir” olarak
tanımlamıştır.
Her iki tanıma da bakıldığında ekoturizm, doğal ve
kültürel değerlerin korunarak turizme açılmasıdır.
Ekoturizm kavramında, yeşil turizm, alternatif
turizm, doğa turizm, yabanıl turizm, macera turizmi, kültürel turizm gibi
terimler kullanılmaktadır.
Ekoturizm, genellikle küçük gruplar halinde,
ailelerin işlettiği küçük tesislerde, geleneksel mimarinin ve yerel
kaynakların kullanımını hedef almaktadır (Yard. Doç. Dr. Esin ÖZKAN YÜRİK,
Turizmin Geleceği: Ekoturizm).
Doğal ve kültürel değerlerin korunarak turizme
açılması olarak tanımlanan ekoturizm için, bu turizmin amacına aykırı bir
şekilde en büyük doğal kaynaklar olan orman alanlarının Eko turizme yönelik
tesislerinin yapımına tahsis olunmasını öngören bir düzenlemenin, bu yönden
de Hukuk Devleti ve yasaların kamu yararına dayanması ilkeleriyle
bağdaşmadığı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine ters düştüğü
açıktır.
II- 2634 sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin (A)
Fıkrasının (1) numaralı bendinin (e) alt bendi yönünden
İptali istenen (e) alt bendi ile “Golf turizmine yönelik olarak uygun
iklim yapısı ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası
standartlara uygun tesisler gerçekleştirilmesine imkân sağlayan” orman
alanları turizm etkinliğine açılmaktadır.
Türkiye Golf Federasyonunun yayınladığı Golf Sahası
Yatırımcı Kılavuzunun(Ek.
1) “Golf arazisi seçiminde temel koşullar” bölümünde,
“Golf arazisi seçiminde arazi büyüklüğü, ulaşım
kolaylığı, su kapasitesi, imar durumu, mikro klima, 50 yılık meteorolojik
değerler, zemin kesiti, zemin eğimleri, toprak kalitesi, toprağın asidite
oranı, çevredeki tarım alanlarında kullanılan tarım ilaçlarının muhtemel
etkileri gibi araştırılması gereken birçok konu vardır. Ancak bir arazinin
18 delikli bir golf sahası yapımına uygunluğu için üç temel ölçüt
şunlardır:
- Ortalama 750.000 m2
arazi,
- Yazın en sıcak zamanda ortalama 2.000 m3
su,
- Ulaşılabilirlik (konaklama merkezlerinden
uzaklığı 60 km’yi
geçmemeli)”
denilmiştir.
Bu ölçütlere göre, golf sahası orman eko sistemi
dışında yapılması mümkün olabilecek bir etkinliktir. Nitekim Türkiye Golf
Federasyonunun yayınladığı Türkiye’nin Öncelikli Golf Sahası Bölgelerinin
gösteren haritadan da, golf sahalarının orman alanlarında yapımının bir
zorunluluk olmadığı açıkça görülmektedir.
Diğer taraftan, geçmişte orman alanlarında yapılan
golf sahaları doğa katliamına yol açmıştır. Bu bağlamda, 31 Ekim 2007
tarihli Hürriyet Gazetesinde “Belek ormanları golf sahası kurbanı” başlık haberde
(Ek. 2) özetle; 30 yılda ağaçlandırılan Belek Ormanları’nda, bölgenin
turizm alanı ilan edilmesinin ardından bir doğa katliamı yaşandığı, golf
sahaları için 500 bin ağacın kesildiği açıklanmıştır.
2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında % 93’ü
Turizm Bakanlığı’na tahsis edilen Belek Orman alanlarında, Anayasa
Mahkemesinin iptal kararına rağmen 16 milyon 372 bin metrekarelik alanın 8
milyon 876 bin metrekaresinde golf ve konaklama tesislerinin yapılması için
10 adet, 7 milyon 846 bin metrekaresinde otel, konaklama ve günübirlik
tesis yapımı için 47 adet izin verildiği ve golf tesislerinin bir kısmının
tamamlandığı ve konaklama tesislerinin inşaatının devam ettiği
bilinmektedir (TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, hkmo.org.tr).
Bu durumda, orman alanlarının golf turizmine
açılmasında üstün kamu yararı bulunmadığının açık bir göstergesidir.
Açıklanan nedenlerle, 2634 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (e) alt bendi; Anayasanın
169 uncu maddesindeki ilkeler doğrultusunda, golf turizminin özellik ve
ihtiyaçlarını da dikkate alan ve ormanların turizm yatırımlarına tahsisini
zorunluluk veya kaçınılmazlık hallerine özgüleyen belli ölçüt ve sınırlamaları
karşılamadığından ve Anayasa Mahkemesi kararlarını da göz önünde
bulundurmadığından Anayasanın 153 üncü ve 169 uncu maddelerine aykırıdır.
III- 2634 sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin (A)
Fıkrasının (1) numaralı bendinin (f) alt bendi yönünden
İptali istenen (f) alt bendi ile “Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle
kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik
çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda
kolaylık sağlayan” orman alanları turizm etkinliğine açılmaktadır.
Bu kural ile hangi orman arazilerinin turizm
yatırımlarına tahsis edileceği ile ilgili çerçeve çizilirken ormanların
turizm yatırımlarına tahsisinin hangi hallerde kaçınılmaz veya zorunlu
sayılabileceğine dair bir ölçüt yerine yararlanma bakımından kolaylık
sağlayan nedenler sayılmakla yetinildiğinden bu kural da, Anayasanın 153
üncü ve 169 uncu maddelerine ters düşmektedir.
Öte yandan bu düzenlemede, kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan
yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi için kolaylık sağlama,
orman alanının turizm etkinliğine açılması nedeni gösterilmiştir.
Anayasanın 43 üncü maddesinde, “kıyılardan yararlanma” koşulları
düzenlenirken deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin
kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikli kamu yararının
gözetileceği ve kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre
derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla
düzenleneceği hükme bağlanmıştır. 43 üncü maddede bu yerlerden yararlanmada
öncelikle kamu yararının gözetileceği belirtildiğine göre buradaki
yararlanmanın ortak kullanımını sağlayıcı ve kolaylaştırıcı olması,
yararlanma tesis kurma biçiminde olduğuna göre, bu tesislerin kamuya açık
veya kamu yararı gerçekleştirmeye yönelik bulunması (iskele, liman yapıları,
rıhtım, çekek yeri, fener, teknik alt yapı ve tesisleri gibi) zorunludur.
İptali istenen kural, belirtilen şekilde bir
sınırlandırmaya yer vermediğinden Anayasanın 43 üncü maddesine de ters
düşmektedir.
IV- 2634 sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin (A)
Fıkrasının (1) numaralı bendinin (g) alt bendi yönünden
İptali istenen bu kural ile orman alanları “Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine
yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan” turizm
etkinliklerine açılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 05.01.2006 günlü ve E.2005/98,
K.2006/3 sayılı kararında,
“Anayasa Mahkemesinin önceki
kararlarında ifade edildiği gibi, tersane, gemi sökme yeri ve su ürünlerine
dayalı sanayi tesisleri, faaliyetlerinin özelliği gereği kıyıda
yapılması zorunlu tesislerdendir. Aynı şekilde faaliyetleri gereği kıyıda olması zorunluluğu bulunan fabrika ve santral gibi
yapıların kıyılarda ve sahil şeritlerinde yapılmasında
anayasal bir sorun bulunmamaktadır.
Bu çerçevede, kamu yararı amacıyla
kruvaziyer ve yat limanlarının faaliyetlerinin gereği olarak kıyıda
yapılması zorunluluğunun bulunduğu ve kullanılmasının da bu zorunlulukla
sınırlı olacağı açıktır. Başka bir anlatımla kruvaziyer ve yat limanlarının
kıyılarda yapılma zorunluluğu, bu limanların olağan
gereksinimleriyle ilgisi olmayan yapılaşmalara izin verir biçimde
anlaşılamaz.”
denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararından da anlaşılacağı
üzere, kıyılarda kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik kruvazier
ve yat limanları ve bu limanların olağan gereksinimleriyle sınırlı bir
yapılaşma mümkündür. İptali istenen düzenleme; kruvaziyer ve yat
limanlarına bağlı olarak orman alanlarının otel, lokanta, ofis binaları
gibi başka yerlerde yapılması mümkün olan konaklama ve alışveriş yerleri
gibi söz konusu amacı aşan yapılanmalara açılması, kamu yararı önceliğinin,
orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hale getirme ilkesinin
gözardı edilerek kişisel yararın öne çıkarılması sonucunu doğuracağından
Anayasanın 43 üncü ve 169 uncu maddelerine aykırılık oluşturacağı açıktır.
V- 2634 sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin (A)
Fıkrasının (1) numaralı bendinin (h) alt bendi yönünden
İptali istenen (h) alt bendi ile “Uluslararası
yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için
uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan” orman alanları turizm
etkinliklerine açılmaktadır.
Bu kuralda; orman ekosisteminde gerçekleştirilmek
istenilen etkinliğin, orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesinin mümkün
olamaması, bu etkinliğin (spor tesislerinin) daha büyük kamu yararı
yaratması (etkinliğin sağlayacağı kamu yararına en düşük toplumsal
maliyetle ulaşılabilmesi) gibi koşulları tanımlayan ve ortaya koyan
hükümleri içermediğinden, Anayasa Mahkemesinin kararında açıklanan
Anayasaya aykırılık gerekçesinin gereklerini karşılamadığından Anayasanın
153 üncü ve 169 uncu maddelerine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kurallarda
öngörüldüğü biçimde orman alanlarında turizm yatırımları için irtifak hakkı
tesisinin, Anayasa Mahkemesinin kararında açıklanan koşulları karşılamaktan
uzak olduğu ve dolayısıyla Anayasa hükümleriyle bağdaşmadığı çok açıktır.
Diğer taraftan Yasa’nın 8 inci maddesinin (A)
fıkrasının (1) numaralı bendinin son paragrafında getirilen sınırlamalar;
ormanları koruyacak şekilde, sadece kaçınılmaz ve zorunlu olan hallerde
turizm yatırımlarına tahsis edilmesini sağlamasının mümkün kılacak yeterli
ve ölçüde olmaktan uzaktır. Şöyle ki;
1. Turizme tahsis edilecek alanın il genelindeki
orman sayılan yerlerin toplamının % 1’ini geçemeyeceğine ilişkin şarttaki
sınır sanıldığı gibi küçük değildir. Bu durumda, ülkemizdeki 211.887
hektarlık orman alanındaki 2118,87 hektarlık yani 2.118.870.000 m2’lik
orman alanındaki ağaçların kesilmesinin yolu açılmış olmaktadır. Ormanlık
alanlardaki turizm yatırımlarının toplam orman alanına oranı Antalya’da
binde iki, Muğla’da ise onbinde beştir. Ayrıca bu illerdeki yatırımların
neredeyse tamamının kıyı bandında olduğu dikkate alındığında Yasa’daki
sınırın az olmadığı ortaya çıkacaktır. Doğru kıyaslama yapılabilmesi için
kıyı bandındaki ormanlık alanların ne kadarlık bir bölümünün yatırımcılara
tahsis edildiğinin ortaya konulması gerekir. Ayrıca, verimsiz orman
alanlarının % 49 olduğu düşünülürse tahsis oranının daha da yüksek olduğu
görülecektir.
2. Yapılaşmaya esas inşaat hakkına ilişkin emsal
(E) 0.30’luk sınır oldukça yüksektir. Yüzde 30 oranında inşaat hakkı orman
dokusunu bozacak bir yoğunluktur. Ayrıca taban alanı kat sayısı (TAKS –
Taban alanının imar parseli alanına oranı) yanında, kat (inşaat) alanı kat
sayısı da (KAKS – Yapı inşaat alanının imar parseli alanına oranı) belirlenmemiştir.
3. Yasa’da turizm yatırımı için tahsis edilen orman
alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedelinin ve ağaçlandırılan bu
alanın üç yıllık bakım bedelinin, yatırımcı tarafından Orman Genel
Müdürlüğü hesabına doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde
kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedileceği öngörülmüştür. Ancak,
varolan ormanın yok edilip yeni orman kurulması, uygulanma olasılığı çok
güç ve tartışmaya açık bir konudur. Zira, Orman Kanunu’nda da yanan orman
alanlarının ağaçlandırılacağı zorunlu kılınsa da 1985 yılından günümüze dek
234.482 hektar
(2.344.820.000
m²) orman alanımız yanmış ancak bu alanların sadece
40.824 hektarı yani ortalama % 17’si ağaçlandırılarak geri kazanılmıştır.
İklim değişikliği ve diğer etkenler dikkate alındığında bir ağacın
yetiştirilmesi özellikle kurak bölgelerimizde hiç de kolay değildir (TMMOB
Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, hkmo.org.tr).
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve dolayısı
ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 07.05.2008 tarihli ve 5761
sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci
maddesi ile değiştirilen 12.03.1982 tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin;
- (d), (e), (h) alt bentleri Anayasanın 2 nci, 11
inci, 153 üncü ve 169 uncu maddelerine,
- (f) ve (g) alt bentleri Anayasanın 2 nci, 11
inci, 43 üncü, 153 üncü ve 169 uncu maddelerine,
aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
2) 07.05.2008 Tarihli ve 5761 Sayılı Turizmi Teşvik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesi ile
Değiştirilen 12.03.1982 Tarihli ve 2634 Sayılı Kanunun 8 inci Maddesinin
(C) ve (D) Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı
İptali istenen 2634 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin (C) fıkrasında; Kültür ve Turizm Bakanlığının tasarrufuna geçen
taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak
hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler, bedeller, hakların sona ermesi
ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının
etkin ve verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda Bakanlık, Maliye
Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken
tespit edileceği öngörülmüştür.
Bu kural ile Bakanlığın tasarrufuna geçen
taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak
hakkı tesisi için Bakanlığa yetki verilmiş, ancak Yasa’da bu yetkinin nasıl
ve hangi şartlarla kullanılacağına ilişkin doğrudan bir düzenlemeye yer
verilmemiş, bu konudaki esas ve bedel ve süreler dahil tüm şartların
saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli
kullanımı ilkeleri doğrultusunda Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve
Orman Bakanlığı tarafından 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 6831 sayılı
Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edileceği
öngörülmüştür.
Anayasanın, “C. İdarenin Kuruluşu” ve “1. Merkezi
İdare” başlığını taşıyan 126 ncı maddesinin üçüncü fıkrası “Kamu
hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili
içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın <<görev ve yetkileri
kanunla düzenlenir>>.” demektedir. Bu hükümden de
anlaşılacağı üzere, Anayasaya göre, merkezi idarenin görev ve yetkilerinin
yasa ile düzenlenmesi esastır.
İptali istenen kuralda öngörüldüğü üzere İdareye
saydamlık, güvenilirlik, eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli
kullanımı ilkeleri doğrultusunda tespit yetkisinin verilmesinin Yasa ile
düzenleme anlamına gelmediği kuşkusuzdur.
Anayasa Mahkemesinin müteaddit kararlarında
vurgulandığı üzere, Anayasada yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda
yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin
verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı,
tamamlayıcı ve bağlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasada öngörülen ayrık
durumlar dışında, yürütme organına yasalarla düzenlenmemiş bir alanda genel
nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Ayrıca, yürütme organına düzenleme
yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasanın 7 nci maddesine uygun
olabilmesi için temel ilkelerin konulması, çerçevenin çizilmesi, sınırsız,
belirsiz, geniş bir alanın bırakılmaması gerekir.
İptali istenen kural ile Bakanlığın yetkisini nasıl
ve hangi şartlarla kullanılacağını karşılayan herhangi bir düzenlemeye yer
verilmemesi, Yasanın 8 inci maddesinin (C) fıkrası kapsamına giren
konularda yapılacak düzenlemelerin idarenin takdirine bırakılması nedeniyle
söz konusu yasa kuralı Anayasanın 7 nci maddesine aykırıdır;
Yasa’nın 8 inci maddesinin (D) fıkrasında ise,
Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları (C) fıkrası uyarınca tespit
edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere
tahsis etmeye Bakanlığın yetkili olduğu, bu taşınmazlar üzerinde bağımsız
ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve
bunlardan alt yapı için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı
gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisinin,
Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla
ve bu Bakanlık tarafından yapılacağı öngörülmüştür.
İptali istenen bu kural da, (C) fıkrası için
belirtilen nedenlerle Anayasanın 7 nci maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve dolayısı
ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 07.05.2008 tarihli ve 5761
sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci
Maddesi ile Değiştirilen 12.03.1982 tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci
Maddesinin (C) ve (D) fıkraları Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
07.05.2008 tarihli ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile
değiştirilen 12.03.1982 tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin
(A) fıkrasının (1) numaralı bendinin iptali istenen (c), (d), (e), (f), (g)
ve (h) alt bentleri; Anayasanın 169 uncu maddesinde aranan nitelikteki kamu
yararı yerine, turizm açısından gelir getirici olan Devlet orman
alanlarının bu doğrultuda kullanıma açılmak istenmesi amacına yöneliktir.
Anayasamızın 169 uncu maddesinin orman alanlarının
daraltılmasına yol açabilecek yasal ve fiili çalışmaları sınırlayan
hükümlerine aykırı, ormanların korunmasında Devletin yüksek menfaatlerini
göz önüne almaktan uzak olan iptali istenen hükümlerin uygulanmaları
halinde; ormanların bütünlüğünün bozulmasına, ormanların daraltılmasına ve
kıyıların tahribine neden olan tahsislere yenilerinin eklenmesine yol
açacağı gibi ormanlara zarar verecek faaliyetlere de imkân vereceğinden
sonradan giderilmesi olanaksız durum ve zararlara neden olacağından, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması gerekmektedir.
Diğer taraftan, anayasal düzenin en kısa sürede
hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif
yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de
zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir
düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum
ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz ve izah olunan nedenlerle, söz konusu hükümler
hakkında yürürlüklerinin durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 07.05.2008 tarihli
ve 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun;
1) 2 nci maddesi ile değiştirilen 12.03.1982
tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (A) fıkrasının (1)
numaralı bendinin; (d), (e), (h) alt bentleri Anayasanın 2 nci, 11 inci,
153 üncü ve 169 uncu maddelerine; (f) ve (g) alt bentleri Anayasanın 2 nci,
11 inci, 43 üncü, 153 üncü ve 169 uncu maddelerine aykırı olduğundan,
2) 2 nci maddesi ile değiştirilen 12.03.1982
tarihli ve 2634 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (C) ve (D) fıkraları
Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve uygulanmaları halinde sonradan
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun
8. maddesinin, 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Yasayla değiştirilen (A)
fıkrasının iptali ve yürürlüğünün durdurulması istenilen kuralları da
içeren (1) nolu bendi ile (C) ve (D) fıkraları şöyledir:
“Taşınmaz malların turizm amaçlı
kullanımı:
Madde 8- A.
Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde
Bakanlığın talebi üzerine, imar planları yapılmış ve turizme ayrılmış
yerlerdeki taşınmaz mallardan;
(1) (Değişik:
7/5/2008-5761/2 md.) Hazineye ait olan yerler Maliye Bakanlığınca,
Bakanlığa tahsis edilir. Hazine adına tescili yapılmamış Devletin hüküm ve
tasarrufu altındaki yerlerle, kapanan yollar ve yol fazlalarının resen
tescili, talep tarihinden başlayarak en geç bir ay içinde tamamlanır.
Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, 6831 sayılı
Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerden;
a) Sağlık turizmine yönelik fizik tedavi tesisi
veya rehabilitasyon merkezi tesislerini kapsayan konaklamalı tesisler
yapılabilmesi için iklimsel ve çevresel zorunluluk bulunan,
b) Termal turizmine yönelik jeotermal kaynakları
bulunan,
c) Kış turizmi kapsamında uygun yapı ve tesislerin
yapılabileceği yeterli pist uzunluğunu ve gerekli rakımı sağlayan,
d)
Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri
turizm türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal
anlamda imkan sağlayan,
e)
Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve topografik özellikler
dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun tesisler
gerçekleştirilmesine imkan sağlayan,
f)
Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal
manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma
bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan,
g)
Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir
yerde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan,
h)
Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor tesisleri
yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler sağlayan,
yerler talep tarihinden başlayarak en geç bir ay
içerisinde Çevre ve Orman Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir.
Bu Kanuna göre tahsis edilecek orman sayılan
yerlerde;
a) Turizme tahsis edilecek alan, il genelindeki
toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemez.
b) Yapılaşmaya esas inşaat hakkı, emsal (E) 0.30’u
geçemez.
c) Turizm yatırımı için tahsis edilen orman
alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu
alanın üç yıllık bakım bedeli, yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü
hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak
şartıyla gelir olarak kaydedilir ve kaydedilen tutar karşılığı ödenek
öngörülür. Belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya
turizm yatırımı veya işletmesi belgesi verilmez.”
“C.
(Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın
tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve
bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler,
bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik,
eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda
Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 8/9/1983
tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 31/8/1956 tarihli ve 6831
sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.”
“D.
(Değişik: 7/5/2008-5761/2 md.) Bakanlığın
tasarrufuna geçen taşınmazları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan
şartlarla Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye
Bakanlık yetkilidir. Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli
üst hakları dahil olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı
için gerekli olanlar üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu
lehine bedelsiz irtifak hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine,
Maliye Bakanlığınca belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından
yapılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 7., 11., 43.,
153. ve 169. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına, 5.6.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
12.3.1982 tarihinde kabul edilmiş olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, adından da
anlaşılacağı üzere, turizmi teşvik etmeyi amaçlayan bir yasadır. Bu
çerçevede, turizm yatırımlarını teşvik etmek amacıyla çeşitli finansman
teşvikleri, arazi tahsisleri ve alt yapı tesislerinin yapımının
üstlenilmesi gibi teşvik araçları Yasa’da öngörülmüştür. Öğretide, Turizmi
Teşvik Kanunu’nun turizm sektörü açısından getirdiği en önemli yenilik ve
teşvikin, hazineye ait taşınmazların turizm yatırımları için tahsis
edilmesine imkân vermesi olduğu belirtilmektedir.
2634 sayılı Yasa’nın 8. maddesinde yer alan ve
orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsisine imkân veren bir kısım
düzenlemelerin iptali istemiyle 2007 yılında yapılan bir itiraz başvurusu
üzerine, 7.5.2007 günlü, E.2006/169, K.2007/55 sayılı kararda Anayasa
Mahkemesi’nce, Anayasa’nın 169. maddesi gereğince, ormanların turizm amaçlı
yatırımlara tahsisinin ancak kamu yararı bulunması ve zorunluluk hallerinde
mümkün olabileceği vurgulanmış ve sözü edilen itiraz konusu yasa
kurallarının zorunluluk ya da kaçınılmazlık ölçütlerine yer vermediği sonucuna
varılarak iptallerine karar verilmiştir. Bu iptal kararı üzerine
yasakoyucu, 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi
Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la 2634 sayılı
Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesini yeniden düzenlemiştir.
B- 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin,
7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı
bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentlerinin incelenmesi
1- Anlam ve Kapsam
2634
sayılı Yasa’nın 8. maddesinin (A) fıkrasında, kültür ve turizm koruma ve
gelişim bölgelerinde ve turizm merkezlerinde, imar planları yapılmış ve
turizme ayrılmış yerlerdeki hazineye ait yerlerle ormanların Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nın talebi üzerine bu Bakanlığa tahsis edileceği hususu
düzenlenmiştir. Bu taşınmazların adı geçen Bakanlığa tahsis edilmesi, kamu
taşınmazlarının Turizmi Teşvik Kanununda ve ilgili Yönetmelikte belirlenen
amaçlara uygun olarak kullanılmak üzere Bakanlığın tasarrufuna bırakılması
anlamına gelmektedir.
2634
sayılı Yasa’nın 8. maddesinin (A) fıkrasında 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı
Yasayla yapılan değişiklikler de dikkate alındığında aşağıdaki esaslar
çerçevesinde orman arazilerinin turizm yatırımlarına tahsis edilebileceği
anlaşılmaktadır.
1-
Öncelikle, herhangi bir bölgedeki değil, kültür ve turizm koruma ve gelişim
bölgesi veya turizm merkezi olarak ilan edilmiş olan yerlerdeki orman
arazilerinin tahsisi mümkün olabilecektir. Ayrıca tahsis edilecek yerin,
imar planlarının yapılmış ve turizme ayrılmış olması gerekmektedir.
2-
6831 sayılı Orman Kanunu’na göre orman sayılan yerlerden turizm yatırımları
için tahsis yapılabilmesi Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmaması
şartına bağlanmıştır.
3-
Turizm yatırımlarına tahsis edilecek orman arazisinin, il genelindeki
toplam orman sayılan yerlerin binde 5’ini geçemeyeceği kuralına yer
verilmiştir.
4-
Yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal (E) 0.30’u geçemeyeceği
düzenlenmiştir.
5-
Turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın
ağaçlandırma bedeli ve ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedelinin,
yatırımcı tarafından Orman Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen
ağaçlandırma ve bakım işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedileceği
ve belirtilen bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm
yatırımı veya işletmesi belgesi verilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
6-
Yasa’nın 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (a), (b), (c),
(d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentlerinde hangi hallerde orman sayılan
yerlerin turizm yatırımlarına tahsis edilebileceği gösterilmiştir. Dava
konusu alt bentlerde, “eko-turizm
kapsamında yer alan yayla turizmi, kırsal turizm ve benzeri turizm
türlerine yönelik tesislerin yer alabileceği çevresel ve sosyal anlamda
imkan sağlayan”, “golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı ve
topografik özellikler dikkate alınarak uluslararası standartlara uygun
tesisler gerçekleştirilmesine imkan sağlayan”, “kıyıların coğrafi ve
fiziksel yapısı nedeniyle kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel
zenginlikten, biyolojik çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst
yapı tesisi konusunda kolaylık sağlayan”, “kruvaziyer ve yat gibi deniz
turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde gerçekleştirilmesi mümkün
olmayan”, “uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm amaçlı spor
tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi özellikler
sağlayan” ve orman sayılan yerlerin, talep üzerine, Çevre ve
Orman Bakanlığı’nca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tahsis edileceği düzenlenmiştir. Böylece, yukarıdaki
bentler kapsamında gerçekleştirilmek istenen bir turizm yatırımı için talep
edilen alanın fiziki ve doğal durumu nedeniyle, söz konusu yatırımın başka
yerde kurulamaması, yeterli rakım, iklimsel ve çevresel gereklilikler gibi
zorunluluklar çerçevesinde orman arazisinin turizm yatırımlarına tahsis
edilmesi öngörülmüştür.
7.5.2008
günlü, 5761 sayılı Yasayla yapılan değişiklikler sonucunda, kültür ve
turizm koruma ve gelişim bölgelerinde orman arazisinin turizm yatırımlarına
tahsisi bağlamında 2634 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin önceki halinde öngörülmeyen
bir kısım sınırlamalara ve ölçütlere yer verilmiştir.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde özetle, dava konusu yasa
kurallarının, Anayasa Mahkemesi’nin 7.5.2007 günlü, E.2006-169, K.2007/55
sayılı kararında yer verilen koşulları karşılamadığı, turizm yatırımları
için ancak zorunluluk bulunması halinde orman arazilerinin tahsisi yoluna
gidilebileceği halde, 8. maddenin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentlerinde
sayılan turizm türleri için, orman arazisinin tahsisinde
zorunluluk şartının aranmadığı, orman arazisinin bu turizm türlerine imkan
sağlamasının tahsis için yeterli görüldüğü, oysa “uygun imkan sağlama”nın
değil “zorunlu olma”nın esas alınması gerektiği; turizme tahsis edilecek
alanın il genelindeki orman sayılan yerlerin toplamının binde beşini
geçemeyeceğine ilişkin kuralın yanısıra yapılaşmaya esas inşaat hakkına
ilişkin düzenlemenin ve turizm yatırımı için tahsis edilen orman alanının
üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ile ağaçlandırılan bu alanın üç
yıllık bakım bedelinin yatırımcı tarafından ödenecek olmasına ilişkin
düzenlemelerin ormanların korunması ve sadece kaçınılmaz ve zorunlu
hallerde turizm yatırımlarına tahsis edilebileceğinin vurgulanması
bakımından yeterli ve etkili olmadığı belirtilerek, dava konusu kurallardan
(d), (e) ve (h) alt bentlerinin Anayasa’nın
2., 11., 153. ve 169. maddelerine;
(f) ve (g) alt bentlerinin ise Anayasa’nın 2., 11., 43. 153. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 43. maddesinde, “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarruf altındadır. Deniz, göl ve
akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil
şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil
şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu
yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir.” denilmiş;
153. maddesinin son fıkrasında da “Anayasa
Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve
yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”
kuralına yer verilmiştir. Anayasanın 169. maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarında ise “Devlet, ormanların
korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve
tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu
yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların
gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet
ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar
zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu
olamaz.” vurgusu yapılmıştır.
Anayasa’nın 169.
maddesinin birinci fıkrasında, ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için gerekli yasaların çıkarılması görevi yasama organına
verilmiştir. Keza, maddenin üçüncü fıkrasında, ormanlara zarar verebilecek
hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez hükmü yer almaktadır. Buna
karşılık, 169. maddenin ikinci fıkrasında, kamu yararının bulunması halinde
Devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabileceği belirtilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili daha önceki kararlarında ise, Devlet
ormanları üzerinde irtifak hakkı tesisine izin veren yasal düzenlemelerin
anayasaya uygunluğunun incelenmesinde, yasanın konusunu oluşturan kamu
hizmetinin kamu yararına olmasının tek başına yeterli olmadığı, ayrıca
ormanlar üzerinde bu hizmetler için irtifak hakkı tesis edilmesinin söz
konusu kamu hizmetlerinin ifası bağlamında zorunlu olup olmadığına da
bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Anayasa, Devlet ormanları
üzerinde özel mülkiyete izin vermemekte, sadece, kamu yararının bulunması
halinde irtifak hakkı tesis edilmesine imkân tanımaktadır. Anayasada bu
konuyla ilgili olarak başkaca bir sınırlama veya düzenleme yapılmamıştır.
Örneğin, belli kamu hizmetleri sayılarak bu hizmetlerin ifası için gerekli
olması halinde ormanlar üzerinde irtifak hakkı tesis edilebileceği, aksi
halde bunun mümkün olamayacağı yönünde bir belirleme yapılmamıştır. Bu
nedenle gerekli şartların varlığı halinde, diğer bir kısım kamu
hizmetlerinin ifası için ormanlar üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesinde
olduğu gibi turizm yatırımları için de orman arazisi tahsis edilebileceği
şüphesizdir. Diğer bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi’nin konuyla ilgili
önceki kararında da açıklıkla vurgulandığı üzere, kamu yararı ve zaruret
bulunması halinde turizm yatırımları için Devlet ormanları üzerinde irtifak
hakkı tesisine, bu ormanların kiralanmasına veya kullanılmalarına yasayla
izin verilmesinde Anayasayla bağdaşmayan bir yön bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 169.
maddesinde sadece, kamu yararının bulunması halinde ormanlar üzerinde
irtifak hakkı tesis edilebileceği belirtilmiştir. Bunun ötesinde, belli
kamu hizmetleri için ormanlar üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesinin
“zorunlu” ya da “kaçınılmaz” olup olmadığının irdelenmesi yönünde Anayasada
herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Keza, Anayasa’nın 43. maddesinde de,
kıyılardan ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının
gözetileceği açıklanmış ve bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının
kanunla düzenleneceğinin belirtilmesiyle yetinilmiştir.
Turizm yatırımları için orman
arazilerinin tahsis edilmesinde kamu yararı olabileceği, bunun aksini iddia
etmenin her durumda doğru olmayacağı şüphesiz olduğuna göre, ikinci bir
aşama olarak, dava konusu yasa kurallarında bir kısım turizm yatırımları
için orman arazisinin tahsisine izin verilirken koruma ve kullanma
dengesinin gözetilip gözetilmediğinin araştırılması uygun olacaktır. Konuya
bu açıdan bakıldığında, hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmaması
halinde ormanlardan tahsis yapılabileceğinin belirtilmiş olması, bir ildeki
toplam orman alanının en fazla binde 5’inin turizm yatırımlarına tahsis
edilebileceğinin öngörülmüş olması, yapılaşmaya esas inşaat hakkının, emsal
(E) 0.30’u geçemeyeceği hükmüne yer verilmiş olması ve turizm yatırımı için
tahsis edilen orman alanının üç katı kadar alanın ağaçlandırma bedeli ve
ağaçlandırılan bu alanın üç yıllık bakım bedelinin, yatırımcı tarafından Orman
Genel Müdürlüğü hesabına, doğrudan belirtilen ağaçlandırma ve bakım
işlerinde kullanılmak şartıyla gelir olarak kaydedileceği ve belirtilen
bedelin yatırılmadığının tespiti halinde, yatırımcıya turizm yatırımı veya
işletmesi belgesi verilmeyeceği yönündeki kurallarla ormanların korunmasına
yönelik tedbirlere yer verilerek koruma ve kullanma dengesinin gözetildiği
anlaşılmaktadır.
Anayasa’ya uygunluk
denetiminde, yasakoyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı
değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da
grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının
incelenebileceği açıktır. İncelenen yasama belgeleri, yasakoyucunun, 2634
sayılı Yasanın 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) nolu bendinin (d), (e),
(f), (g) ve (h) alt bentlerinde sayılan turizm etkinliklerinin ormandan
yararlanmaksızın amacına uygun bir şekilde gerçekleştirilemeyeceği sonucuna
vardığını göstermektedir. Gerçekten de, turizmin, deniz, doğa, tarih ve
otantik kültür unsurlarını gerektirdiği bilinen bir husustur. Bu nedenle,
turizmin istihdam yaratabilmesi, gelir artışına yol açabilmesi ve
kendisinden beklenen diğer sosyal ve siyasal yararları ortaya çıkarabilmesi
bakımından orman arazilerinin turizm yatırımları için tahsis edilmesine
ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Aksi halde, turizmden beklenen kamu
yararının gerçekleşmeyeceğinin değerlendirilmiş olduğu ve bu çerçevede
tahsisin zorunlu görüldüğü anlaşılmaktadır.
Dava konusu kurallarla,
turizmi koruma ve gelişim bölgelerinde hazineye ait yeterli alanın
bulunmaması, belli miktar sınırlamalarının gözetilmesi, sadece yasada
öngörülen turizm türleri için orman arazilerinin tahsis edilebilmesi gibi
kriterler getirildiğinden, kamu yararı anlayışıyla hareket edilerek
zorunluluk ve kaçınılmazlık ölçütlerinin karşılandığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle dava
konusu yasa kuralları Anayasa’nın 2., 43., 153. ve 169. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa’nın
11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz
AKINCI, (d), (e), (f) ve (h) alt bentleri yönünden bu görüşe
katılmamışlardır.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO
ile Zehra Ayla PERKTAŞ, (g) alt bendi yönünden de bu görüşe
katılmamışlardır.
C- 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin,
7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen (C) fıkrasının incelenmesi
Dava dilekçesinde, Kültür
ve Turizm Bakanlığı’nın tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara
tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisi için Bakanlığa
yetki verilmiş olduğu, ancak bu yetkinin nasıl ve hangi şartlarla
kullanılacağına ilişkin Yasa’da doğrudan bir düzenlemeye yer verilmemiş
olduğu, Yasa’nın 8. maddesinin kapsamına giren konularda yapılacak
düzenlemelerin idarenin takdirine bırakılması nedeniyle dava konusu kuralın
yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine yer veren Anayasa’nın 7.
maddesine ve buna bağlı olarak da 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 7. maddesinde ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” hükmü yer almaktadır. Anayasa
Mahkemesi’nin birçok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden
ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, yasayla düzenleme
ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi
değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise,
düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş
olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.
Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.
Yasa’nın 8. maddesinin
dava konusu (C) fıkrasına göre, “Bakanlığın
tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve
bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler,
bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik,
eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı ilkeleri
doğrultusunda Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı
tarafından 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile
31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın
müştereken tespit edilir.”
Dava konusu kuralın
Anayasa’ya aykırılığının incelenmesinde, 24.7.2003 günlü, 4957 sayılı
Yasayla 2634 sayılı Yasa’nın 8. maddesine eklenmiş olan (L) fıkrasına da
işaret edilmesi gerekmektedir. Sözü edilen (L) fıkrası şöyledir: “Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul
ve esaslar (C) fıkrasında belirtilen çerçevede ve doğrudan yabancı sermaye
yatırımının teşvik edilmesi, uluslararası marka, zincir, teknoloji ve
standartların ülkeye kazandırılması, etkin alan yönetimi, kalite denetimi
ve sosyal, kültürel, fiziki çevreyle uyumlu sürdürülebilir turizm ilkeleri
gözetilerek Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” Bu
fıkrada, (C) fıkrasında çıkarılacağı öngörülen yönetmeliğe atıf yapılarak,
yönetmeliğin hazırlanışında hangi hususların gözetileceği belirtilmiştir.
Yukarıda yapılan
açıklamalarda 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Yasayla yapılan değişiklikler
sonucunda Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında orman arazilerinin tahsisinde
hangi sınırlayıcı hükümlere yer verildiği gösterilmiştir. Bu açıklamalar
çerçevesinde, 2634 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin gerek (A) fıkrasında
gerekse de (C) ve (L) fıkralarında öngörülen kapsam, getirilen
sınırlamalar, belirlenen ilkeler ve çizilen çerçeve dolayısıyla Bakanlığın
tasarrufuna geçen orman arazilerinin tahsisi bağlamında idareye sınırsız
bir düzenleyici işlem yapma yetkisinin tanınmış olduğu söylenemeyeceğinden,
dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasanın 11.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
D- 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin,
7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen, (D) fıkrasının incelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenilen (D) fıkrasına
yönelik ayrı bir iptal gerekçesine yer verilmemiş, yukarıda özetlenen (C)
fıkrasına ilişkin iptal gerekçelerinin (D) fıkrası için de geçerli olduğu
belirtilmiştir.
2634 sayılı
Yasa’nın 8. maddesinin dava konusu (D) fıkrasında, “Bakanlığın tasarrufuna geçen
taşınmazları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve
yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir.
Bu taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil
olmak üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar
üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak
hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca
belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır.” denilmektedir
Yasa’nın 8. maddesinin (D) fıkrasında, (A)
fıkrasında sözü edilen taşınmazları yine bu maddede belirtilen şartlarla
Türk ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere tahsis etme yetkisi Kültür
ve Turizm Bakanlığı’na verilmiştir. Bakanlığa tanınan bu yetkinin nasıl
kullanılacağı ise yukarıda sözü edilen yönetmelikte ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir. (D) fıkrasının ikinci cümlesinde ise, bu taşınmaz mallar
üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak üzere
irtifak hakkı tesisi işleminin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın uygun görüşü
üzerine Maliye Bakanlığınca yapılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalarda
7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Yasayla yapılan değişiklikler sonucunda Turizmi
Teşvik Kanunu kapsamında orman arazilerinin tahsisinde hangi sınırlayıcı
hükümlere yer verildiği gösterilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde, 2634
sayılı Yasa’nın 8. maddesinin gerek (A) fıkrasında gerekse de (C) ve (L)
fıkralarında öngörülen kapsam, getirilen sınırlamalar, belirlenen ilkeler
ve çizilen çerçeve dolayısıyla Bakanlığın tasarrufuna geçen orman
arazilerinin tahsisi bağlamında idareye sınırsız bir düzenleyici işlem
yapma yetkisinin tanınmış olduğu söylenemeyeceğinden, dava konusu kural
Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın 11.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
12.3.1982 günlü, 2634
sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin, 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı
Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle
değiştirilen, (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve
(h) alt bentleri ile (C) ve (D) fıkralarına yönelik iptal istemleri, 10.3.2011 günlü, E.2008/51, K.2011/46 sayılı
kararla reddedildiğinden, bu fıkra ve alt bentlere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 10.3.2011 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- SONUÇ
A- 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda;
Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
B- 12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu’nun 8. maddesinin, 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi Teşvik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen;
1- (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin;
a- (d), (e), (f) ve (h) alt bentlerinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ
ile Celal Mümtaz AKINCI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- (g) alt bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mehmet ERTEN, Fettah OTO
ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- (C) fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- (D) fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Zehra Ayla
PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
10.3.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
KARŞIOY YAZISI
I- 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin, 5761 sayılı
Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle
değiştirilen (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g) ve (h)
alt bentlerinde 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre orman sayılan yerlerden
hangilerinin turizm amaçlı tahsis edilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda
eko-turizm, golf turizmi, alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda kolaylık
sağlamak, kruvaziyer ve yat turizmi ve turizm amaçlı spor tesisleri gibi
amaçlarla Çevre ve Orman Bakanlığı’nca, Turizm Bakanlığı’na tahsis
edilebilecek yerler sayılmıştır.
Anayasa’nın 169. maddesinin birinci fıkrasında
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli yasaların
çıkarılması görevi yasama organına verilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında,
kamu yararının bulunması halinde Devlet ormanlarının irtifak hakkına konu
edilebileceği belirtilmiş; üçüncü fıkrasında ise ormanlara zarar verebilecek
hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği de vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarında da
belirtildiği gibi kamu yararı ve zaruret bulunması halinde turizm
yatırımları için Devlet ormanları üzerinde irtifak hakkı tesisine, bu
ormanların kiralanmasına veya kullanılmasına yasayla izin verilmesi Anayasa’ya
aykırılık teşkil etmeyebilecektir. Ancak Anayasa’nın 169. maddesinin ikinci
fıkrasında belirtilen kamu yararı, maddenin ilk ve üçüncü fıkralarındaki
anlayış gözetilerek değerlendirildiğinde, Anayasa koyucunun getirdiği
istisnanın salt turizm gelirlerini artırmak şeklinde bir kamu yararı
olamayacağı açıktır.
İptal istemine konu (d), (e), (f), (g) ve (h) alt
bentlerinde sayılan turizm yatırımları her ne kadar turizm gelirlerini
artırmak yönünden kamu yararı koşuluna uyuyor görünmekte ise de bunların
orman arazisine müdahaleyi gerektirir bir zorunluluk içermedikleri, yasa
kuralları düzenlenirken bunun gözetilmeyerek ormanların tahsisindeki
istisna ana kural haline getirilecek şekilde geniş ve esnek tutulduğu
anlaşılmaktadır. Örneğin golf turizmi mutlaka orman arazisine müdahaleyi
gerektirmediği yani bu yönden bir zorunluluk bulunmadığı gibi, yat turizmi
ve kruvaziyer turizmi de çeşitli konaklama, ikmal ve alışveriş tesisleriyle
birlikte anlam ifade edeceğinden,bunun orman bölgesinde değil aksine orman arazisinde uzak yerlerde
yatırım gerektirdiği açıktır. Bu nedenle kurallar Anayasa’nın 169.
maddesine aykırı olup, iptalleri gerekir.
II- Kanun’un 8. maddesinin (C) fıkrasında orman
arazilerinin yatırımlara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak
hakkı tesisine ilişkin esaslar ile sürelerin, bedellerin, hakların sona
ermesi ile diğer şartların Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman
Bakanlığı tarafından 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 6831 sayılı Orman
Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın tespit edilmesi öngörülmüştür.
Kuralla, yasa ile düzenlenmesi gereken bir konuda
üç Bakanlığa, yürürlükteki yasalara uymak zorunda olmadan istedikleri gibi
düzenleme yapmak yetkisi verilmektedir. Böyle bir halin Anayasa’nın 2. ve
7. maddelerine ilişkin pek çok Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulanan
nedenlerle anayasaya aykırı olacağı açıktır. İdareye verilen böyle bir
yetkinin çerçevesi ve sınırları yasayla belirlenmesi gerekirken bunun
yerine yine İdarenin çıkartacağı bir Yönetmeliğin hükümleriyle dengelenerek
anayasaya uygun hale geldiğinin kabulüne de olanak yoktur. Bu nedenle
kuralın iptali gerekir.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
2634 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 7.5.2008 günlü,
5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un
2. maddesiyle değiştirilen A fıkrasının (1) numaralı bendinin iptali
istenen (d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentleri ile turizm tesisinin,
belirlenen alanın fiziki ve doğal konumu nedeniyle başka yerde
kurulamaması, jeotermal kaynak, yükseklik, iklimsel ve çevresel
gereklilikler gibi özellikleri taşıyan yeterli hazine arazisi bulunamaması
gibi durumlarda, bazı turizm türleri için turizm işletmelerinin
ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak orman arazisinin tahsis edilmesi
öngörülmüş, (C) ve (D) fıkralarında da Bakanlığın tasarrufuna geçen
taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak
hakkı tesisine ilişkin esaslar, süreler, bedeller, hakların sona ermesi ve
diğer şartların saptanması konusunda yetki verilen bakanlıklar ve bu
esaslara göre yapılacak tahsislerle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.
Anayasa’nın 169. maddesinde, ormanların ülke
yönünden taşıdığı yaşamsal önem nedeniyle, korunmaları ve sahalarının
genişletilmesi için alınacak önlemler ve diğer hususlar ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir. Bu özel düzenlemenin, doğal servet niteliğindeki ormanların
tahrip edilerek yok olmasının önlenmesi ve ekolojik dengenin de bozulmaması
amacına yönelik olduğu kuşkusuzdur. Maddenin birinci fıkrasında, Devletin,
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları
koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait
olduğu, ikinci fıkrasında, Devlet ormanlarının mülkiyetinin
devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetileceği
ve işletileceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu
yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, üçüncü fıkrasında,
ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği
son fıkrasında da sayılan yerler dışında orman sınırlarında daraltma
yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Bu düzenlemelere göre, ormanların mülkiyet hakkına
ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olmasına ve son fıkrada
sayılarak belirlenen yerler dışında sınırlarında daraltma yapılmasına
olanak yoktur. Ormanlar üzerinde kamu yararı amacıyla irtifak hakkı
kurulabilmesinin ölçüsü ise kamu yararının bunu zorunlu kılmasıdır. Aksi
takdirde, irtifak hakkı kurulmasındaki kamu yararının ormanın
korunmasındaki yarardan daha fazla olduğu ileri sürülerek takdire dayanan
varsayımlarla orman örtüsünün kısa sürede tahribine yol açılması kaçınılmaz
olur.
Bu husus, Anayasa Mahkemesinin 22.11.2007 günlü,
E.2004/67, K.2007/83 sayılı, kararında da vurgulanarak, “Devlet
ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı yoluyla tahsisi,
karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma
tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerine ilişkin bina veya
tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun bulunduğu
hallerle sınırlıdır. Önemli olan husus, bu hizmetlere ilişkin bina ve
tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu yararının,
orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hale getirmesidir. Bu
çerçevede, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerin, talep edilen faaliyetin
orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanı bulunup bulunmadığı
hususu gözetilmek suretiyle belirlenmesi gerekir” denilmiştir.
Dava konusu (d), (e), (f) ve (h) alt bentleri
uyarınca, turizme tahsis edilecek yerlerin ortak özelliği, bu alanların,
yapılması düşünülen tesisler için kolaylık oluşturacak veya onları daha
çekici kılacak niteliklere sahip olmalarıdır. Bu çerçevede
değerlendirildiğinde yapılan düzenlemenin, orman arazileri üzerinde kamu
yararının zorunlu kıldığı bir yapılanma gereksiniminden kaynaklanmadığı,
turizme hizmet amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Oysa, Anayasa’nın 169.
maddesi, Yasa koyucuya bu tür amaçlara öncelik tanıyarak orman arazisinin
kullanılması konusunda yetki vermemektedir.
Öte yandan, 8. maddenin dava konusu (C) ve (D)
fıkralarında belirtilen hususlarla ilgili esasların yasa ile belirlenmeyerek
idareye bırakılması ve yapılacak düzenlemelerde de 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olunmayacağının
öngörülmesi suretiyle bu konularda da idarenin yetkili kılınması, Anayasa’nın
7. maddesinde belirtilen yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle incelenen kuralların Anayasa’ya
aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY GEREKÇESİ
Orman, ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar,
mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak, hava, su, ışık ve sıcaklık
gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte
oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen bir ekosistemdir.
İrtifak hakları, sahibine, konusu olan eşyayı doğrudan
doğruya kullanma veya ondan yararlanma yetkileri veren veya malike bir
çekinme borcu yükleyen sınırlı bir hâkimiyet hakkıdır. Bu haklar taşınmaz
lehine ya da belirli bir şahıs lehine tesis edilirler. Bir taşınmaz lehine
tesis edilen irtifak hakkına eşyaya bağlı (arzî) irtifaklar, belirli bir
şahıs lehine tesis edilen irtifak haklarına da şahsa bağlı (şahsi)
irtifaklar denir.
İptali istenilen kuralla orman arazilerinin turizm
yatırımlarına tahsisi amaçlanmıştır.
Anayasa’nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden
taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda
ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir.
Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin ülkemizde orman
örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Maddenin
gerekçesinden de anlaşıldığı gibi doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden
birisi olan ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için,
gereken tedbirleri alma, kanun koyma ve ormanların gözetimi yükümlülüğü
Devlete verilmiştir.
Öte yandan maddede, Devlet ormanlarının yalnız
Devletçe yönetilmesi ve işletilmesinin yasayla düzenleneceği, mülkiyetinin
ve yönetiminin özel kişilere devronulamayacağı belirtilmekte, maksatlı
olarak yapılan orman tahripleri, ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde
ormanların zaman aşımı suretiyle mülk edilemeyeceği, kamu yararı dışında
irtifak hakkında konu olamayacağı, ormanlara zarar verebilecek hiçbir
faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Anayasa’daki bu düzenleme ile ormanların korunması
ve bütünlüğünün bozulmaması amaçlanmış olup, ancak kamu yararının zorunlu
kıldığı kimi durumlarda irtifak hakkı tesisine izin verilmiştir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 2000/75 Esas sayılı
kararında, kimi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan
bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu
hallerle sınırlı olmasının gerekeceği, önemli olan hususun bu hizmetlere
ilişkin bina ve tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasındaki
kamu yararının orman arazisinin bu hizmetlere tahsisinin zorunlu hale getirilmesi
olduğu, bu çerçevede kamu yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde
Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı tesisine olanak
tanınabileceği; 2004/67 Esas sayılı kararında da, önemli olan hususun hizmetlere
ilişkin bina ve tesislerin Devlet ormanları üzerinde bulunması veya
yapılmasındaki kamu yararının, orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini
zorunlu hale getirmesi olduğu, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerin,
talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânı
bulunup bulunmadığı hususunun gözetilmek suretiyle belirlenmesi gerektiği
belirtilmiştir.
Belirtilen koşullar gözetilerek turizmin teşvik
edilmesinde kamu yararı bulunduğu ve hizmetlerin orman içinde yapılması
zorunlu olduğu ölçüde Devlet orman alanlarının turizme tahsisi
gerekebilecektir.
İptali istenen 8. maddenin (A) bendinin (d), (e),
(f), ve (h) alt bentlerinde belirtilen faaliyetlerin nitelikleri itibariyle,
orman ekosistemi içinde gerçekleştirilmeleri zorunluluğunun açıkça kuralda
gösterilmesi gerekir. Aksi halde kuralın ormanların korunması ve bütünlüğünün
bozulması ilkesiyle bağdaştığından söz edilemeyeceği gibi kısmi
kısıtlamaların getirilmesi bu koşulların oluştuğu anlamına gelmez.
Açıklanan nedenlerle iptali istenilen (d), (e), (f)
ve (h) alt bentlerinin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönde
oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 10.03.2011
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
KARŞIOY GEREKÇESİ
Anayasa’nın 169. maddesi, ormanların ülke yönünden
taşıdığı büyük önemi gözeterek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunu
ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Bu düzenlemelerin, ülkemizde orman
örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden ve sürdürülebilir ekolojik
dengenin korunabilmesi için de ormanların, orman olarak korunması
zorunluluğundan kaynaklandığı kuşkusuzdur.
Anılan maddede, Devletin, ormanların korunması ve
sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri
alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, Devlet
ormanlarının; mülkiyetinin devredilemeyeceği, kanuna göre Devletçe
yönetilip işletileceği, zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği, kamu yararı
dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, yine ormanlara zarar verebilecek
hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği, yanan ormanların yerine
yeni ormanların yetiştirileceği, bu yerlerde tarım ve havancılığın
yapılamayacağı ifade edilmiştir.
Devlet ormanlarında kamu yararı dışında irtifak
hakkı tesis edilemeyeceğine ilişkin hüküm ile irtifak hakkı tesis
edilebilmesi kamu yararı bulunması koşuluna bağlanmıştır. Buna göre,
Anayasa, Devlet ormanlarının özel mülkiyete konu edilmesine izin
vermemekte, kamu yararının bulunması halinde ise sadece irtifak hakkı tesis
edilmesine olanak tanımaktadır.
Anayasa’nın, Devlet ormanlarında, gerçek ve tüzel
kişilere irtifak hakkı tesis edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı ise
karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma
tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli
kamu hizmeti niteliğindeki hizmetlerin yerine getirilmek istenmesi ve
bunun için de Devlet ormanlarına ait
alanların kullanılmasının zorunlu bulunduğu hallerle sınırlı olmasını
gerektirmektedir. Ancak bu koşulların bulunması durumunda kamu yararının
varlığı gerekçesiyle Devlet ormanlarında irtifak hakkı tesis edilebilecektir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin, 17.12.2002 günlü, 2000/75-2002/200 sayılı
kararından da bu anlaşılmaktadır.
Turizmi Teşvik Kanunu’nun 5761 sayılı Kanun ile
değişik 8. maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendinin itiraz konusu
(d), (e), (f), (g) ve (h) alt bentleri ile kurulmak istenen irtifak hakkı,
Anayasa’nın 169. maddesinde aranan nitelikteki kamu yararına dayanmaktan
ziyade, turizm açısından gelir getirici özellikleri taşıyan orman
alanlarının bu amaçla kullanıma açılmak istenmesi temeline dayanmaktadır.
Bu tür düzenlemelerin ise ormanların koruması için
ayrıntılı hükümler içeren Anayasa’nın 169. maddesine aykırılık oluşturacağı
açıktır.
İptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
Üye Fulya KANTARCIOĞLU’nun 2634 sayılı Kanun’un 8.
maddesinin 7.5.2008 günlü, 5761 sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen A fıkrasının (1)
numaralı bendinin (d), (e), (f) ve (h) alt bentleri ile (C) ve (D)
fıkralarının Anayasa’nın 169.ve 7.
maddelerine aykırı olduğu ve bu nedenle iptali gerektiğine ilişkin yukarıda
açıklanan gerekçesine katılıyorum.
Aynı fıkranın (g) alt bendinde yer alan dava konusu
kurala gelince; bu düzenlemenin de kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmine
yönelik turizm yatırımları için getirildiği görülmektedir. Kıyıda yapılacak
bu yatırımlara orman alanlarının tahsisi, yatırımların orman alanlarına
taşması durumunda söz konusu olabilir. Kruvaziyer ve yat gibi deniz turizmi
amacıyla yapılacak tesisler kamu yararının mutlak zorunlu kıldığı yapılanmalar
değildir. Bunun için orman alanlarının tahsisine ihtiyaç bulunmamaktadır.
Bu yatırımlara orman alanlarının tahsisi halinde ise, Anayasa hükümleriyle
koruma altına alınan ormanların tahrip olacağı açıktır. Bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 169. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Fettah
OTO
KARŞIOY GEREKÇESİ
7.5.2008
günlü, 5761 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değiştirilen 12.03.1982 günlü,
2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin;
A) fıkrasının 1 numaralı bendinin;
“d) Eko-turizm kapsamında yer alan yayla turizmi,
kırsal turizm ve benzeri turizm türlerine yönelik tesislerin yer
alabileceği çevresel ve sosyal anlamda imkan sağlayan,
e) Golf turizmine yönelik olarak uygun iklim yapısı
ve topografik özellikler dikkate alınarak uluslararasıstandartlara uygun tesisler
gerçekleşmesine imkan sağlayan,
f) Kıyıların coğrafi ve fiziksel yapısı nedeniyle
kumsallardan, doğal manzaradan, çevresel zenginlikten, biyolojik
çeşitlilikten yararlanma bakımından alt yapı ve üst yapı tesisi konusunda
kolaylık sağlayan,
g)Kruvaziyer
ve yat gibi deniz turizmine yönelik olarak kıyıdan başka bir yerde
gerçekleştirilmesi mümkün olmayan,
h) Uluslararası yarışmaların yapılabileceği turizm
amaçlı spor tesisleri yapılabilmesi için uygun iklim yapısı veya coğrafi
özellikler sağlayan yerler talep tarihinden başlayarak en geç bir ay
içerisinde Çevre ve Orman Bakanlığınca, Bakanlığa tahsis edilir”
şeklindeki alt bendleri;
“C) Bakanlığın
tasarrufuna geçen taşınmazların yatırımcılara tahsisi, kiralanması ve
bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisine ilişkin esaslar ile süreler,
bedeller, hakların sona ermesi ve diğer şartlar, saydamlık, güvenilirlik,
eşit muamele, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı ilkeleri doğrultusunda
Bakanlık, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 8/9/1983
tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 31/8/1956 tarihli ve 6831
sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın müştereken tespit edilir.”
“D) Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazları ( C )
fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı uyruklu
gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir. Bu
taşınmazlar üzerinde bağımsız ve sürekli nitelikli üst hakları dahil olmak
üzere irtifak hakkı tesisi ve bunlardan alt yapı için gerekli olanlar
üzerinde, alt yapıyı gerçekleştirecek kamu kurumu lehine bedelsiz irtifak
hakkı tesisi, Bakanlığın uygun görüşü üzerine, Maliye Bakanlığınca
belirlenen koşullarla ve bu Bakanlık tarafından yapılır.” fıkralarının
iptali istenilmektedir.
Anayasa’nın
“Ormanların korunması ve geliştirilmesi” başlıklı 169. maddesinde;
“Devlet,
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları
koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir,
bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların
gözetimi devlete aittir.
Devlet
ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe
yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu
yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların
tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman
suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok
etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına
alınamaz.” denilmektedir.
Anayasa’da
yer alan bu düzenleme ile ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem
gözetilerek korunmaları ve genişletilmeleri konusunda ayrıntılı
düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemelerin
ülkemizde orman örtüsünün yok edilmesigerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur.
Anayasa’nın
169. maddesinin birinci fıkrası gereğince, Devlet doğal kaynaklarımızın en
önemlilerinden birisi olan ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için gereken tedbirleri alıp bunun için gerekli kanunları koymak
ve tedbirleri almakve bütün
ormanların gözetimi ödevini yerine getirmek durumundadır.
Aynı
maddede Devlet ormanlarında irtifak hakkı tesis edilebilmesi kamu yararı
bulunması koşuluna bağlanmaktadır.
Anayasa’nın
devlet ormanlarında gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı tesis
edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı; devlet ormanlarına ait alanların
kullanılmasının zorunlu bulunduğu hallerle sınırlı olmasını
gerektirmektedir. Bu bağlamda ormanların olduğu gibi muhafaza edilmesindeki
kamu yararı ve zorunluluk sonucu, orman alanlarında yapılması istenen
faaliyetlerden beklenen kamu yararı ve bu faaliyetin orman alanında yapılmasının
zaruri olması (zorunluluk-kaçınılmazlık) koşullarının birarada bulunması
ile mümkündür. Buna göre kamu yararı taşıdığı kabul edilen hizmetin, orman
eko sistemi dışında gerçekleştirilmesinin imkansız olması gerekmektedir.
Nitekim,
Anayasa Mahkemesi’nin 17.12.2002 gün E.2000/75, K.2002/200 sayılı
kararında da “Ancak kamu yararı bulunması ve zorunluluk hallerinde Devlet
ormanları üzerinde irtifak hakkı tesisine olanak tanınabilir.” denilmiş
olup, kararda amaçlanan kanunda izin konularının sayılması olmayıp, orman
eko sisteminde gerçekleştirilmek istenen etkinliğin orman dışında bir başka
alanda gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması, bu etkinliğin daha büyük bir
kamu yararı yaratması koşullarının tanımlanması olduğu açıktır. Bu haliyle
de söz konusu hüküm Anayasa Mahkemesi kararında açıklanan Anayasa’ya
aykırılık gerekçesinin gereklerini karşılamamaktadır.
Netice
olarak, iptale konu düzenlemede irtifak hakkına konu olan hizmetlerin orman
eko sistemi dışında gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması ve bu hizmetlerin
daha büyük kamu yararı yaratması gibi koşulları içermediği, sadece her
hizmette esasen olması gereken kamu yararından bahisle devlet ormanları
üzerinde irtifak hakkı tesisine olanak tanındığı açıktır. Bu durumda kural,
uygulanması halinde ormanların bütünlüğünün bozulmasına ve orman
alanlarının daraltılmasına yol açabileceği gibi, ormanlara zarar verecek
faaliyetlere de imkan vereceğinden Anayasa’nın 169. maddesine aykırıdır.
Diğer
taraftan dava konusu düzenlemenin (C) fıkrası ve (D) fıkrasında Bakanlığın
tasarrufuna geçen taşınmazların 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 6831
sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olmaksızın Turizm Bakanlığı, Maliye
Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından müştereken tespit
edileceği belirtilmekte, Bakanlığın tasarrufuna geçen taşınmazların Türk ve
yabancı gerçek ve tüzel kişilere tahsis etmeye bunlar üzerinde irtifak
hakkı tesisine Bakanlığa yetki verilmektedir.
Bu
durumda; Anayasa’nın 169. maddesinde öngörülen şartlar dışında irtifak
hakkı tesis edilmesi ve bu yetkinin kullanımında 2886 sayılı Devlet ihale
Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine bağlı olunmayacağı
şeklindeki düzenleme, kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkinin
kullanılması sonucunu doğurmakta olup, bu haliyle kural Anayasa’nın 7. maddesine
aykırıdır.
Açıklanan
nedenle 7.5.2008 günlü 5761 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile değiştirilen,
12.3.1982 günlü 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu’nun 8. maddesinin (A)
fıkrasının (1) numaralı bendinin (d), (e), (f), (g), (h) alt bentleri
ile(C) ve (D) fıkralarının Anayasa’nın
7. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
MUHALEFET ŞERHİ
Anayasa’nın 169. maddesi, “Devlet, ormanların
korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve
tedbirleri alır… kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz… Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez…” hükmünü
amirdir. Dava konusu yasa kuralı Anayasa’nın bu hükmüne ve Anayasa Mahkemesi’nin
E.2006/169-K.2007/55 sayılı kararına aykırı bulunmaktadır. Mezkur kararda,
“orman alanlarında turizm yatırımı yapılabilmesi için ancak üstün kamu yararı ve zorunluluk hali bulunması gerektiği…”
vurgulanmaktadır. Yine mahkemenin E.2000/75, K.2002/200 sayılı kararında,
“Devlet ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere tahsisinin, karayolları,
telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri ve
sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan
bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun
bulunduğu hallerle sınırlı olması gerektiği, başka bir ifade ile kamu
yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde devlet ormanları üzerinde
irtifak hakkı tesisine olanak tanınabil”eceği belirtilmektedir. Bu
kararlara göre kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara
üstün olan yarardır. Bir yasa kuralının konulmasında kamu yararının
bulunduğunun kabulü için kanunun sadece bireylere ya da guruplara değil
toplumun geneline yönelik yararlar sağlayan bir niteliğe sahip olması
gereklidir. Dava konusu 8. maddenin (d), (e), (f) ve (h) bentleri ile
getirilen kuralların, kamu yararı ve
zorunluluk halleri yönünden Anayasa’ya uygun olmadığını, belli
bireylere ya da guruplara imkan tanıyıp, herkese bu yerlerden yararlanması
imkanı vermediği kanaatindeyim. Ayrıca tanınacak irtifak haklarının ormanları
korumayan ve ormanlara zarar verebilecek nitelikte olduğunu düşündüğümden
de çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Celal
Mümtaz AKINCI
|