|
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2010/15100
Karar: 2011/4476
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi:
Ulubey/Uşak Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Tarihi: 10.7.2007
Numarası: Esas no:
2007/82 Karar no: 2007/118
Davacı: Zafer
Ilgın
Davalı: Atike
Ilgın
Dava
Türü: Tanıma
Temyiz
Eden: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Zafer Ilgın tarafından davalı Atike Ilgın'a karşı açılan tanıma davasında
tarafların boşanmalarına ilişkin olarak Hollanda Arrondissemntsrechtbank
Te's-Hrtogenbosch
Mahkemesinin 26.2.1999 tarih ve 32664/FA RK 98-4133 sayılı kararının
tanınmasının talep edildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği,
kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hüküm
tarihinde yürürlükte olan 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul
Hukuku Hakkında Kanunun 37/a maddesi uyarınca, yabancı mahkeme ilamının o
ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi ile ilamın
kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya
belge ile onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi zorunlu olduğu halde bu
hususa uyulmayarak fotokopi ile yetinilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6.
maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü
ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar
verildi.14.3.2011
——•——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2010/3711
Karar: 2011/5583
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi: Orhangazi
Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 30.12.2008
Numarası: Esas no:
2008/475 Karar no: 2008/413
Davacı: Emine
Demir
Davalı
(Kısıtlı): Ayten Demir
Dava
Türü: Satışa
İzin
Temyiz
Eden: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Emine Demir'in 15/10/2008 tarihinde açtığı davada,
vesayeti altında bulunan ergin kızı Ayten
Demir'in bakımı ve ihtiyaçları için kızına muris Hanife Demir'den intikal
eden tarla vasfındaki iki adet gayrimenkul ile bir adet traktörün pazarlık
yoluyla satışına izin verilmesini istediği, yargılama aşamasında traktör
ile ilgili davasını atiye bıraktığı, mahkemece davanın kabulüne karar
verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği, davaya aile mahkemesi
sıfatıyla bakılmadığı anlaşılmıştır.
4721 sayılı
Türk Medeni Kanununun 419'uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan;
"Kısıtlanan
ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altında
bırakılır." hükmü gereğince kısıtlanan ergin çocuklara anne ve
babasının vasi tayin edilmesi halinde vesayet değil velayet hükümlerinin
uygulanması gerekmektedir.
Dosyanın
incelenmesinden, Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 1/6/2007
tarih ve 2007/252 esas, 2007/337 karar sayılı hükmü ile Ayten
Demir'e annesi Emine Demir'in vasi olarak atanmasına karar verildiği
anlaşılmıştır.
Diğer
taraftan, Medeni Kanunun 356'ncı maddesinin ikinci fıkrasında;
"Çocuğun
bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için zorunluluk varsa hakim,
ana ve babaya belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma
yetkisini tanıyabilir." hükmü yer almakta olup, sözü edilen hüküm
gereğince hakim, ana ve babaya belirlediği miktarlarda çocuğun diğer
mallarına da başvurma yetkisini tanıyabilir.
Davacının,
kısıtlı ergin çocuğunun bakımı ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için
onun hissedar olduğu taşınmazları satma talebinin sözü edilen hüküm kapsamında
değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak anılan hüküm Türk Medeni Kanununun
ikinci kitabının ikinci kısmında düzenlenmiş bulunduğundan; bu hususta
inceleme yapma görevi 4787 ve 5133 sayılı Kanunlar gereğince Aile
Mahkemesine aittir. Görev kuralları kamu düzeniyle ilgili olup yargılamanın
her aşamasında mahkemelerce kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Mahkemece
davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu hususa dikkat
edilmemiş olması doğru bulunmamıştır.
Kabule göre
ise,
Medeni
Kanunun 444'üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, kısıtlıya ait
taşınmazların satışına vesayet makamı karar vermekte, son fıkra hükmüne
göre ise, denetim makamı, istisnai olarak özel durumları, taşınmazın
niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa karar
verebilmektedir.
Mahkemece,
vesayet makamınca verilmiş satışa izin kararı bulunmadan, doğrudan
pazarlıkla satışa karar verilmesi de yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6.
maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü
ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar
verildi. 30.3.2011
——•——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2010/3710
Karar: 2011/5584
YARGITAY İLAMI
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Acıpayam Asliye Hukuk
(Aile) Mahkemesi
Tarihi: 15.7.2008
Numarası: Esas no:
2008/297 Karar no: 2008/446
Davacılar: Salih Akşit ve Şerife Akşit (Küçük Kızları
Burcu'ya Velayeten)
Davalı: Hasımsız
Dava Türü: Evlenmeye İzin
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
Davacı
Burcu'ya velayeten annesi Şerife Akşit ve babası Salih Akşit
tarafından 14.7.2008 tarihinde hasımsız olarak açılan davada, velayet
altında bulunan Burcu'nun evlenmesine izin verilmesinin istendiği,
mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin
kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı
Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi ile "ancak, hakim
olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı
yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak
bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir" hükmü
getirilmiştir.
Evlenmeye
izin verilmesi istenilen 12.4.1993 doğumlu Burcu'nun dava tarihinde onaltı yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece,
yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi
gerekirken Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi hükmüne aykırı olarak
evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine
dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün
sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.
30.03.2011
——•——
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinden:
YARGITAY İLAMI
Esas No :2011/7239
Karar No :2011/8281
Mahkemesi:Ankara 10.
İş Mahkemesi
Tarihi:30/06/2009
Numarası:2008/334-2009/387
Davacı:Kenan
Küçük Adına Avukat Işık Derya Arat
Davalı:1- Gazi Üniversitesi Rektörlüğü adına
Avukat Sakine Arık
2-
Teknik Güvenlik Temizlik Gıda İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti. adına Avukat H. Mehtap Yararark
3-
Ulu İnşaat Güvenlik Gıda Temizlik Tekstil Turizm Eğitim İç ve Dış Tic. Ltd.
Şti. adına Avukat H. Mehtap Yararark
Davacı,
Kenan Küçük ile davalılar Gazi Üniversitesi Rektörlüğü, Teknik Güvenlik
Temizlik Gıda İnş. Taah.
San. Tic. Ltd. Şti. ve Ulu İnşaat Güvenlik Gıda Temizlik Tekstil Turizm
Eğitim İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. arasındaki alacak davasına ilişkin Ankara
10. İş Mahkemesince verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşen 30.06.2009
tarih ve 2008/334 esas, 2009/387 karar sayılı kararının Avukatlık Kanununun
ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile HUMK'nun
388, 389 maddelerine aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2011 gün ve 2010/339996 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup dava dosyası için Tetkik Hakimi U.
Ocak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği
konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Mahkemece,
davacı tarafından açılan İşçilik alacaklarına ilişkin dava, hizmet alım
sözleşmesi ile alan taşeron şirketlerin sözleşme sürelerinin bitmesine
rağmen işçinin ihaleyi kazanan yeni şirketin çalışanı olarak ara
vermeksizin hizmetine devam etmesi halinde bu durumun bir nevi işyerinin
devri (iş sözleşmesinin devri gibi) kabul edilmesi nedeniyle, davacının
yeni şirkette çalışmaya devam ettiği anlaşıldığından davanın reddine karar
verilmiştir.
Adalet
Bakanlığı'nın 15.12.2010 tarihli yazısı ile kararın kanun yararına temyiz
edilmesi istenmiş olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından anılan
karar dava aynı sebeple reddedilmesine rağmen iki ayrı vekâlet ücretine
hükmedilmesi ve ayrıca vekalet ücretinin taraf
lehine değil vekil lehine hükmedildiği gerekçeleri ile yazılı emir sonucu
kanun yararına temyiz edilmiştir.
Yargılama
giderlerinden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 423, Avukatlık
Kanunu'nun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen,
ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil
eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız
çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira, haksız
davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından
sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu'nun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine
ilişkin 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu'nun 388. ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak
kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil
ile temsil ettirmiş ise vekâlet ücreti diğer yargılama giderleri gibi
haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir. Her iki tarafın
kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki tarafta vekalet ücretinden sorumlu tutulacak, vekalet ücreti
kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise
davalı yararına hüküm altına alınacaktır. (HUMK.
m.416, M.417).
Vekalet ücretinin,
her yıl Aralık ayında Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan ve
Adalet Bakanlığı tarafından onaylanan Avukatlık Ücret Tarifesindeki
hükümlere ve oranlara göre belirlenmesi gerekir.
4667 Sayılı
Yasa'nın 77. maddesiyle değişik 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 164/son
maddesinde dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa
yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı
belirtilmiş ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesinde de
"Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek
vekalet ücreti ..." biçiminde anılan yasa hükme koşut bir düzenlemeye
de yer verilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve
gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin
hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün
ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekalet ücretinin davanın tarafları hakkında
kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, "vekalet
ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye
değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan
sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve
mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de
doğrulanmaktadır.
Avukatlık (vekalet) ücreti Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
423/6. maddesinde açıkça belirtildiği yargılama giderlerindendir. Vekalet ücreti de, diğer yargılama giderleri gibi
müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak
ve alacağa sıkı bir surette bağlı feri haklardandır. Feri hakların
sonuçlandırılması ve karara bağlanması, asıl hakkın sonuçlandırılmasına ve
karar verilmesine bağlı olacaktır.
Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu'nun 389 maddesine göre, hüküm kısmında iki tarafa
yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi
zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu nedenle davaların birleştirilmesi
durumunda, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil
davalar olması nedeniyle hüküm kısmında her bir dava hakkında o davaya
ilişkin vekalet ücretleri ve mahkeme masraflarıyla
birlikte ayrı ayrı hüküm kurulması gereklidir.
Yasal,
hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeni ile davanın kısmen kabul edilmesi
halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalı yararına
vekâlet ücreti takdir edilip edilmeyeceği önem kazanmaktadır. Dairemiz
kararlarında fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden
yapılan indirimler sebebiyle davalı tarafın kendisini avukat ile temsil
ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık
ücretine hükmedilmesi gerektiği ifade edilmişse de (Yargıtay
9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K.)
işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusu arttırdığı aşamada
mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı bilenememektedir. Dairemizce 2011
yılı itibarıyla maktu ve nispi vekalet
ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca
değerlendirilmesine gidilmiş ve her türlü indirimden kaynaklanan red sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar
verilmesinin adaletsiz sonuçlara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle
seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar
için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin
alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya
çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda fazla çalışma, hafta tatili,
ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden indirim sebebiyle red vekalet ücretine
hükmedilmekte ancak Borçlar Kanununun 325/son, 161/son maddeleri ile 43 ve
44. maddelerine göre ve yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla
ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için
avukatlık ücretine karar verilmemekteydi. Bu durum uygulamada karışıklığa
yol açtığı gibi eşitsizlik de yaratmaktadır. Konuyla ilgili olarak
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde bir kurala yer verilmediğinden
Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma, hafta tatili ile
ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinden yapılan indirimler sebebiyle
reddine karar verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş
olan davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.
Kısmen
reddedilen miktar Borçlar Kanunu'nun 43, 44, 161/son ve 325/son
maddelerinin uygulanmasından kaynaklanan indirimler sebebiyle reddine karar
verilen miktar için kendisini vekille temsil ettirmiş olsa da davalı
yararına vekâlet ücreti takdir edilemez.
Hüküm
tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 3/2 maddesine
göre "Müteselsilen sorumlu olanlar aleyhine
açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek,
ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur."
27.06.1956
gün ve 2/14 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça
belirtildiği üzere; Bir tek davada aynı müddeabihin
müteselsilen tahsili müteaddit davalılardan talep
edilmesi ve davalılar için müşterek olan bir sebepten dolayı davanın
reddolunması muvacehesinde müddeabihte ve davanın
ret sebebinde vahdet bulunduğu aynı noktada toplanan müdafaanın mahkemece
kabul olunduğu, şu suretle davanın reddini temin hususunda davalılar vekillerinin
müşterek mesailerinin aynı neticeyi verdiği gözönünde
tutularak davacıya karşı müteselsilen mesul
bulunan müteaddit hakiki veya hükmi şahıslar aleyhine ikame olunan bir
davanın davalılar için müşterek sebepten dolayı reddi halinde müddeabihin kıymet veya miktarı üzerinden bir vekalet
ücreti tayin ve taktir edilir.
Somut
olayda, dava davacının ihaleyi alan yeni şirkette çalışmaya devam etmesi
nedeniyle reddedilmiştir.
Davacıya
karşı birlikte sorumlu bulunan birden çok tüzel kişi aleyhine açılan bir davanın,
davalılar için müşterek bir sebepten dolayı reddedilmesi nedeniyle tek vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken yazılı şekilde
davalı Gazi Üniversitesi Rektörlüğü ve diğer davalı şirketler için ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi usul ve yasaya
aykırı olup bozma nedenidir.
Diğer
yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. ve 389. maddeleri uyarınca
hükmün taraflara yönelik olarak kurulması gerekir. Hüküm fıkrasının 3 nolu bendinde vekalet
ücretinin davalı şirketler lehine hükmedilmesi gerekirken, "...davalı
şirketler vekiline..." verilmesi de hatalı olup bozmayı
gerektirmiştir.
Sonuç: Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429/2
maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeplerle kabulü
ile hükmün, "sonuca etkili olmamak üzere" BOZULMASINA, kararın
bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına
gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine 22.03.2011
gününde oybirliği ile karar verildi.
|