|
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından :
Esas No: 2009/8882
Karar No: 2011/269
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay
Başsavcılığı - ANKARA
Davacı: Max Anthony Steinbuchel
Vekili: Av.
H.İsmet Köymen - Av. Hüseyin Erden
Atatürk
Cd., No:380, K:5506 Alsancak/İZMİR
Karşı Taraf:Anadolu
Kurumlar Vergi Dairesi
Müdürlüğü/İSTANBUL
İstemin
Özeti: Aviva Hayat ve Emeklilik Anonim Şirketi ile davacı
arasında yapılan hayat sigortası poliçesi kapsamında 3 yıl süreyle ödenen
ve poliçenin sonlandırılması üzerine davacıya iade edilen tutar üzerinden
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 15/a bendi ve 94 üncü
maddesinin 15/a bendi uyarınca yapılan gelir vergisi tevkifatının,
ödenen prim tutarına isabet eden kısmının yasal faiziyle iadesi istemiyle
dava açılmıştır. İstanbul 3.Vergi Mahkemesinin 30.1.2009 günlü ve
E:2007/782, K:2009/398 sayılı kararıyla, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
75 nci maddesinin 15/a bendinde tüzel kişiliği
haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta
şirketleri tarafından on yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden
ayrılanlara yapılan ödemelerin menkul sermaye iradı olduğu hükme bağlanmış
ise de; maddede ödemelerden kasdedilenin davacıya
ödenen tutarın (anapara dahil) tamamı değil, elde edilen gelir olduğu,
dolayısıyla elde edilen gelirin menkul sermaye iradı kabul edilmesi ve tevkifatın bu miktar üzerinden yapılması gerektiği
anlaşıldığından davacıya yapılan ödeme tutarı üzerinden 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 15/a bendi uyarınca yapılan kesintide
hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle yapılantevkifatın
davacının ödediği pirim tutarına isabet eden kısmının iadesine, vergi
kanunlarında fazladan ödenen vergilerin faizi ile birlikte iade edilmesi
gerektiği yönünde bir yasal düzenleme bulunmadığından yasal faiz isteminin
reddine karar vermiştir. Vergi Mahkemesi kararı Bölge İdare Mahkemesine
itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığınca 18.9.2009
tarihinde Danıştay Başsavcılığına yapılan başvuru üzerine Danıştay
Başsavcılığı tarafından bu kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
Danıştay
Başsavcısı Yılmaz Çimen'in Düşüncesi: Davacının
sigorta şirketiyle yaptığı sözleşme ve düzenlediği hayat sigortası
poliçesini daha sonra bireysel emeklilik sistemine aktarması ve yaklaşık üç
yıl kaldıktan sonra sistemden çıkması nedeniyle Şirket tarafından anapara
ve nema şeklinde toplam olarak ödenen tutar üzerinden 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 94'üncü maddesi uyarınca yapılan vergi tevkifatının, anaparaya isabet eden kısmının kaldırılması
ve ödenen verginin yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davayı
kısmen kabul ederek dava konusu verginin kaldırılması ve ödenen tutarın
iadesine, davanın faiz istemine ilişkin kısmının reddine karar veren ve
itiraz edilmeksizin kesinleşen İstanbul Üçüncü Vergi Mahkemesinin 30.1.2009
günlü ve E:2007/782, K:2009/398 sayılı kararının, davalı idarenin bağlı
olduğu Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hukuka aykırılığı öne sürülerek
kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, konu incelendi;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun
yararına bozma" başlıklı 51. maddesinde, bölge idare mahkemesi
kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece
mahkemesi olarak verilip, temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği,
temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın kanun yararına bozulacağı,
bu bozma kararının daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay
kararının hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
29.7.1998
tarih ve mükerrer 23417 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren
4369 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 29'uncu maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 25'inci maddesinin 3 numaralı bendi değiştirilerek; Kanunla
kurulan veya tüzel kişiliği haiz olan emekli sandıklarınca kendilerine zat
aylığı bağlananlara aylıkları dışında, kanunları ve statüleri gereğince
verilen emekli, dul, yetim ve evlenme ikramiyeleri veya iade olunan
mevduatı ve sürelerini doldurmamış bulunanlarla dul ve yetimlerine toptan
ödenen tazminatlar ile on yıl süre ile prim ve aidat ödenmiş olmak kaydıyla
Türkiye'de kain ve merkezi Türkiye'de bulunan
sigorta şirketleri ve yardım sandıkları tarafından iade olunan mevduat veya
toptan yapılan ödeme tutarının (Kamu idare ve müesseseleri ile kanunla
kurulan sosyal güvenlik kurumları dışında kalan tüzel kişiliği haiz emekli
sandıkları ile sigorta şirketleri ve yardım sandıkları tarafından ödenen
tazminat, yardım ve toptan yapılan ödemeler en yüksek Devlet memuruna
ödenen en yüksek ödeme tutarından fazla ise aradaki fark ücret olarak
vergiye tabi tutulur. Bu mukayesede gerek muhtelif emekli sandıkları ile
sigorta şirketleri ve yardım sandıklarından gerek aynı emekli sandığı ile
sigorta şirketleri ve yardım sandıklarından muhtelif zamanlarda alınan
ikramiye, tazminat ve toptan yapılan ödemeler topluca dikkate alınır.) vergiden müstesna olduğu hükmüne yer verilmiştir.
4369 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeden önce sigorta
şirketlerince iştirakçilere yapılan ödemelerin ne şekilde
vergilendirileceği ya da vergiden istisna edilip edilmeyeceği konusunda
Kanunda açıklık bulunmadığından, yapılan ödemeler içinde iştirakçi
tarafından yatırılan mevduatı aşan tutarda bir nema ödemesi bulunması
durumunda bu tutar Genel Tebliğle getirilen düzenlemeyle Gelir Vergisi
Kanununun menkul sermaye iradının vergilendirilmesine ilişkin hükümleri
çerçevesinde menkul sermaye iradı kabul edilerek gelir vergisine tabi
tutulmakta idi. İlk defa yukarıda ilgili metni verilen 4369 sayılı Kanunla
yapılan düzenlemeden sonra, iştirakçilere toptan yapılan ödemelerle iade
olunan mevduatın vergiden istisna edildiği konusunda yasal bir düzenleme
getirilmiştir. 4369 sayılı Kanun ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
25'inci maddesinde yapılan değişiklikle özel sigortalarca yapılan aylık ve
ikramiye ödemeleri belli koşullarla vergiden istisna edildiğinden, bu
koşullar dışındaki ödemelerin vergisel durumlarını belirtmek ve konuya
ilişkin açıklama getirmek üzere Maliye Bakanlığı tarafından yukarıda sözü
edilen 216 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliğ yayımlanmıştır. Anılan
tebliğin 3.3 bölümünde ihtilafa konu ödemeler ile
ilgili olarak düzenleme yapılarak; on yıl süre ile prim veya aidat ödemeden
ayrılan iştirakçilere özel sigorta şirketleri ve yardım sandıkları
tarafından aynen iade olunan mevduatların, önceden olduğu gibi gelir
vergisine tabi tutulmayacağı, ancak, mevduat tutarının üzerinde bir ödeme
yapılması halinde bu ilave tutarın Gelir Vergisi Kanununun 75'inci
maddesinin ikinci fıkrasının 6 numaralı bendi çerçevesinde menkul sermaye
iradı (alacak faizi) sayılacağı ve elde edenlerce Gelir Vergisi Kanununun
85 ve 86'ncı maddeleri hükümleri çerçevesinde yıllık beyanname ile beyan
edileceği ifade edilmiştir.
Ülkemizde,
kamu sosyal güvenlik sistemine ilave olarak bireylere emeklilik
dönemlerinde ek gelir sağlamak üzere bireysel emeklilik sistemi
oluşturulmuş ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi
Kanunu 7.4.2001 tarih ve 24366 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
girmiştir. Sisteme işlerlik kazandırmak ve geniş kitlelere yayılmasını
sağlamak için 4697 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1'inci maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun değişik
21'inci maddesinden sonra gelmek üzere mükerrer 21'inci madde eklenerek
sistem dahilinde yapılan bir kısım ödemeler
istisna kapsamına alınmış, 5'inci maddesiyle de aynı Kanunun değişik
75'inci maddesinin ikinci fıkrasına 15 numaralı bent eklenmiştir. Bu bendin (a) alt bendinde; tüzel kişiliği haiz emekli
sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri
tarafından on yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara
yapılan ödemeler menkul sermaye iradı olarak tanımlanmış, değişiklik yapan
Kanunun 8'inci maddesi ile de, 193 sayılı Gelir vergisi kanununun 94'üncü
maddesinin 1'inci fıkrasına 15 numaralı bent eklenmiş, bu bendin (a) alt
bendinde de, 75'inci maddenin ikinci fıkrasının 15 numaralı bendinin (a)
alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından yasada belirtilen
nispette gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm
altına alınmıştır.
Öte
yandan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun "Sermaye İratlarında
İstisnalar" başlıklı birinci kısım beşinci bölümde yer verilen ve
menkul sermaye iratlarında istisnayı düzenleyen 22'nci maddesinin 1'inci
fıkrasında; bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlar ile
bu sistemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle
ayrılanlara yapılan ödemelerin %25'i, Türkiye'de kain
ve merkezi Türkiye'de bulunan diğer sigorta şirketlerinden on yıl süreyle
prim ödeyenler ile vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle
ayrılanlara yapılan ödemelerin %10'u ve tek primli yıllık gelir sigortalarından
yapılan ödemelerin tamamının gelir vergisinden müstesna olduğu, istisna
edilen tutar üzerinden 94'üncü maddenin birinci fıkrasının (15) numaralı
bendine göre tevkifat yapılamayacağı hükme
bağlanmıştır.
Anılan
yasal düzenlemelerin ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Genel
Tebliğde yer alan uygulamaya yönelik açıklama ve düzenlemelerin birlikte
değerlendirilmesinden şu sonuçlar çıkmaktadır. 4632
sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile sosyal
güvenlik sistemine ilave edilen özel emeklilik sisteminin mevzuatımızda yer
almasından önce benzer alanda faaliyet göstererek birikimli hayat ve
emeklilik sigortaları kapsamında yapılan ödemelerin vergilendirilmesiyle
ilgili olarak yasal bir düzenleme yok iken, bu konuda vergi kanunlarımızda
yerini alan doğrudan düzenleme 4369 sayılı Kanunla getirilmiştir. Bu
Kanunun yürürlüğe girmesinden önce bu kapsamda yapılan ödemeler eğer iştirakçilerin
prim ya da aidat ödemelerine tekabül ediyor ise, diğer bir ifade ile
mevduat ödemeleri tutarı kadar bir tutarı kapsıyor ise o takdirde herhangi
bir şekilde gelir vergisi tarhiyatına tabi tutulmuyor, bu ödeme
tutarlarının mevduatı aşan kısmı ise Genel Tebliğ düzenlemeleriyle menkul
sermaye iradı olarak vergilendiriliyordu. 4369 sayılı Kanunla bu ödemelerin
bir kısmı Kanunda belirtilen şartlarla tazminat ve yardımlarda istisna
kapsamına alınmış, ancak Kanunda, parantez içi hükümle Kamu idare ve
müesseseleri ile kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumları dışında kalan
tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları ile sigorta şirketleri ve yardım
sandıkları tarafından ödenen tazminat, yardım ve toptan yapılan ödemelerin
en yüksek devlet memuruna ödenen en yüksek ödeme tutarından fazlasının
ücret olarak vergilendirileceği belirtilmiş, bunlar dışındaki ödemelerin
niteliği konusunda bir tanımlama ya da düzenleme getirilmemiştir. Kanundaki
bu eksik düzenleme ise, Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Genel
Tebliğle yukarıda açıklandığı şekilde aşılmaya çalışılmıştır.
2001
yılında 4632 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi ile yeniden oluşturulan
bireysel emeklilik sisteminden sonra, bu alana ilişkin olarak yapılan
vergisel düzenlemeler kapsamında çıkarılan 4697 sayılı Kanunla ilk defa bu
sistem dahilinde yapılan ödemelerin niteliği
konusunda bir tanımlamaya yer verilmiş ve buna göre vergilendirilme
esasları açık olarak düzenlenmiştir. Anılan Kanunun
5'inci maddesiyle, bu kapsamda emeklilik ya da herhangi bir nedenle
iştirakçilere yapılan ödemelerin tamamının 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 75'inci maddesine eklenen 15 numaralı bent hükmünde menkul
sermaye iradı olduğu ifade edilmiş ve aynı kanunun 8'inci maddesiyle de bu
ödemeler üzerinden ne şekilde tevkifat yapılacağı
193 sayılı Kanununun 94'üncü maddesinin 1'inci fıkrasına 15 numaralı bent
eklenerek bu bentte ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Bu
düzenlemeler karşısında yapılan bu ödemelerin gelirin unsurlarından olan
menkul sermaye iradı olduğunda bir tereddüt bulunmadığı gibi, 94'üncü
maddenin 15 numaralı bendinin (a), (b), (c) bentlerinin hepsinde
"yapılan ödemeler" şeklinde açık bir ifade kullanıldığı,ve
anapara-nema ayırımı yapılmadığı gerçeği karşısında, bu ödemeler konusunda
kanun koyucunun, iştirakçiler tarafından yatırılan anapara ödemelerini aşan
kısmın, diğer bir ifade ile anaparanın nemasının menkul sermaye iradı olduğu
yolunda bir irade ile düzenleme yaptığını söylemeye de olanak yoktur. Zira, kanun koyucu 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
75'inci maddesinde menkul sermaye iradını tanımlarken, 7 numaralı bendinde
açıkça mevduat faizi ifadesini kullanmış, sermaye ya da toplanan paralar
dolayısıyla elde edilen faiz, kar payı, kira ve benzeri menkul sermaye
iradı şeklinde açık bir belirtme yapmıştır. Anılan maddenin 2'inci fıkrasının
7 numaralı bendinde mevduat faizinden ne anlaşılması gerektiği aynı bent
kapsamında ayrıntılı olarak açıklanarak olası tereddütler giderilmiştir. Bu
ayrıntıyı bilerek hareket eden kanun koyucu, 193 sayılı Kanunun 75'inci
maddesinin ikinci fıkrasına 15 numaralı bent olarak eklenen bentte ise,
yapılan ödemelerin tamamını menkul sermaye iradı olarak tanımlamıştır. Açık
olarak ortaya konulan bu iradenin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda
yorumu gerektiren bir ifadeye yer verilmemiştir. Dolayısıyla bu bent
kapsamında yapılan ödemelerin tamamının menkul sermaye iradı sayılması
yasal bir zorunluluktur.
Nitekim kanun koyucu, yukarıda metni verilen ve menkul
sermaye iratlarında istisnayı düzenleyen 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
22'nci maddesinde de; tüzel kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım
sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından zorunlu
nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin maddede belirtilen şartlarda bir
kısmını ya da tamamını istisna kapsamına almak suretiyle esasen yapılan bu
ödemelerin tamamının menkul sermaye iradı sayıldığını da hüküm altına almış
olmaktadır. Gerek bu maddede, gerek konu ile ilgili diğer yasal
düzenlemelerde, bireysel emeklilik sisteminden elde edilen getirinin, diğer
bir ifade ile sisteme yatırılan mevduatın sadece nemasının menkul sermaye
iradı sayılacağına ilişkin bir düzenlemeye yer vermemiştir.
İncelenen
olayda davacı üç yıl kaldıktan sonra kendi isteği ile bireysel emeklilik
sisteminden ayrılmış, bu nedenle de sistem kapsamında yapmış olduğu
ödemeler nemasıyla birlikte Sigorta Şirketi tarafından kendisine ödenmiştir.
Ödeme esnasında Sigorta Şirketi tarafından yapılan ödeme tutarının tamamı
üzerinden gelir vergisi tevkif edilmiş, davacı tarafından da yapılan bu tevkifatın ödeme tutarının tamamı üzerinden değil,
anapara ödemelerinin sadece neması üzerinden yapılması gerektiği ileri
sürülerek fazladan yapılan tevkifatın
kaldırılması istemiyle dava açılmış ve ödenen tutarın iadesi talep
edilmiştir. Yerel Mahkemece tek hakimle verilen
kararda; sigorta şirketleri tarafından bireysel emeklilik sistemi
kapsamında iştirakçilerine yapılan geri ödemelerin menkul sermaye iradı
sayılması gerektiği yolundaki yasal düzenlemenin menkul sermaye iradının
tarifi ile birlikte değerlendirilmesinden ödemelerden kastedileninin
iştirakçi tarafından yapılan anapara ödemesini değil, bu paranın getirisi
olduğu sonucuna varılarak, fazladan yapılan tevkifatın
iptali ile davacıya iadesine karar verilmiştir.
Bir
ihtilafla ilgili olarak, bu ihtilafa uygulanacak Kanun hükmünün anlam ve
kapsamı konusunda bir tereddüt hasıl olmuş ise, bu
hükümden ne anlaşılması gerektiği konusunda gerekli araştırmalardan sonra
bir sonuca ulaşılabilir. Bu kapsamda kanunun gerekçesinden, kanunun T.B.M.M
de kabulü esnasındaki müzakere tutanaklarından yararlanılarak kanundan ne
anlaşılması gerektiği araştırılabilir ve yorumlanabilir. Hatta eğer ihtilafa
uygulanmak istenen Yasa hükmü olaya bire bir uymaz ve bu olaya ilişkin
olarak başka herhangi bir yasal düzenleme bulunmaz ise; yani hukuken yasada
bir boşluk varsa, o takdirde de Hakim, Medeni
Kanununun 1'inci maddesinde belirtildiği şekilde kanun koyucu gibi hareket
ederek ihtilafı buna göre çözebilir. Ancak ihtilafa uygulanması gereken
Kanun hükmünün çok açık ve yorum yapmayı gerektirmeyecek bir durumda olması
halinde, hakimin açık hükme rağmen bu hükmü yorum
kurallarına aykırı bir şekilde yorumlayarak karar vermesi, hakime
tanınmamış bir yetkinin kullanılması sonucunu doğurur.
Kaldı ki; bu uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak yasal
düzenleme nedeniyle doktrinde de konu tartışılmış, Kanunda belirtilen
"yapılan ödemeler" ibaresinin sigorta şirketleri tarafından
iştirakçilere yapılan anapara ve nemayı kapsayan toplam ödeme tutarı olduğu
konusunda müellifler birleşmişler, ancak söz konusu yasal düzenlemenin Anayasa'da
yer alan vergide eşitlik ve adil vergileme ilkelerine aykırı olduğu,
mükerrer vergileme sonucunu doğurduğu hususunda eleştiri getirmişlerdir.
Bir
yasa hükmünden ne anlaşılması gerektiğinin tespiti ayrı bir konudur, bu
yasa hükmünün Anayasaya ve vergileme ilkelerine aykırılığının ileri
sürülmesi ayrı bir konudur. Anayasaya aykırılığın ileri sürülmesi halinde
mahkemelerce yapılması gereken işlemler Usul Kanunlarında ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir. Anayasaya aykırılık iddiası yoksa ya da Mahkemelerce bu
iddia ciddi görülmemiş ise olaya uygulanacak yasa hükmü, olması gereken
şekliyle değil, mevcut düzenlemeden anlaşılan şekliyle ele alınmalıdır.
Buna
göre; bireysel emeklilik sistemi dahilinde
sistemde on yıldan az süre kalarak kendi isteği ile ayrılanlara sigorta
şirketi tarafından yapılan ödemelerin istisnalar düşüldükten sonra tamamı
üzerinden Kanunda yazılan nispette tevkifat
yapılması, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75'inci maddesinin 2'nci
fıkrasının 15 numaralı bendi ve aynı Kanunun 94'üncü maddesinin 1'inci
fıkrasının 15 numaralı bendi hükümlerinin gereği olduğundan, davacının üç
yıl süreyle sistemde kalarak ayrılması üzerine tarafına Sigorta Şirketince
yapılan ödeme tutarı üzerinden yasa hükümlerine uygun olarak yapılan gelir
vergisi tevkifatında hukuka aykırılık
görülmemiştir. Bu nedenle dava konusu işlemin iptali ile fazladan yapılan tevkifatın davacıya iadesi yolunda verilen Mahkeme
kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenle, İstanbul 3. Vergi Mahkemesi'nin, niteliği bakımından yürürlükteki
hukuka aykırı bir sonuç ifade eden
30.1.2009 günlü, E:2007/782, K:2009/398 sayılı kararının 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının
uygun olacağı düşünülmektedir.
Tetkik
HakimiFaruk Aslan'ın Düşüncesi: Kanun
yararına bozma dilekçesinde ileri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun
olarak verilen Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte
bulunmadığından kanun yarına bozma isteminin reddedilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
Hayat
sigortası poliçesi kapsamında 3 yıl süreyle ödenen ve poliçenin
sonlandırılması üzerine davacıya iade edilen tutar üzerinden 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 15/a bendi ve 94 üncü maddesinin
15/a bendi uyarınca yapılan gelir vergisi tevkifatının
ödenen prim tutarına isabet eden kısmının iadesine, yasal faiz isteminin
ise reddine karar veren veBölge İdare Mahkemesine itiraz
edilmeyerek kesinleşen İstanbul 3.Vergi Mahkemesinin 30.1.2009 günlü ve
E:2007/782, K:2009/398 sayılı kararı Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun
yararına temyiz edilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama usulü Kanunun 51 inci
maddesinde, Bölge İdare Mahkemesi kararları ile idare ve vergi
mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz
incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından
yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler ilgili bakanlıkların
göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun
yararına temyiz olunabileceği kurala bağlanmıştır.
Danıştay
Başsavcılığınca 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin 15/a bendindetüzel
kişiliği haiz emekli sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta
şirketleri tarafından on yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden
ayrılanlara yapılan ödemelerin menkul sermaye iradı olduğunun hükme
bağlandığı, bu hükme göre sigorta şirketince davacıya yapılan ödemenin
tamamının menkul sermaye iradı olduğu ve bu tutar üzerinden 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 15/a bendi uyarınca tevkifat yapılması gerektiği, kanun hükmü açık olmasına
karşın yapılan ödemelerin tamamının menkul sermaye iradı olarak
değerlendirilemeyeceğine hükmeden mahkeme kararının yürürlükteki hukuka
aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına temyiz isteminde bulunulduğundan
yukarda belirtilen Yasa hükmü uyarınca temyiz istemi 193 sayılı Kanunun 75
ve 94 üncü maddeleri kapsamında sınırlı olarak incelendi:
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Menkul Sermaye İradı
Başlıklı 75 inci maddesinin ilk fıkrasında sahibinin ticari, zirai veya
mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen
değerlerden müteşekkül sermaye dolayısıyla elde
ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratların menkul sermaye iradı
olduğu, aynı maddenin 15/a bendinde ise tüzel kişiliği haiz emekli
sandıkları, yardım sandıkları ile emeklilik ve sigorta şirketleri
tarafından on yıl süreyle prim, aidat veya katkı payı ödemeden ayrılanlara
yapılan ödemelerin menkul sermaye iradı sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden davacı ile sigorta şirketi arasında düzenlenen hayat
sigortası poliçesi uyarınca davacının 3 yıl süreyle prim ödediği, poliçenin
davacının isteği ile sonlandırılması üzerine sigorta şirketi tarafından
davacıya 3 yıl boyunca ödediği ana para ve
getirisinin iade edildiği, ancak ödeme yapılırken anapara ve getiriden
oluşan toplam tutar üzerinden 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü
maddesinin 15/a bendi uyarınca gelir vergisi tevkifatı
yapıldığı fazladan yapılan kesintinin iadesi istemiyle dava açıldığı Vergi Mahkemesincede sigorta şirketince davacıya ödenen
tutarın tamamının değil, elde edilen gelirin tevkifata
tabi olduğu gerekçesiyle fazladan yapılan kesintilerin iadesine karar
verildiği anlaşılmaktadır.
193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun yukarıda belirtilen 75 inci maddesinin ilk
fıkrasında menkul sermaye iradının tanımı yapılmış ve açıkca
nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkül
sermaye dolayısıyla elde edilen kar payı, faiz, kira ve benzeri iratların
menkul sermaye iradı olduğu belirtilmiştir. Buna göre davacının sigorta
şirketine üç yıl boyunca nakden yaptığı ödemeler dolayısıyla elde ettiği
gelir, menkul sermaye iradı sayılacağından, sigorta şirketince yapılan
ödemelerin tamamı değil bu ödemenin ana para
dışında kalan kısmı menkul sermaye iradı niteliğindedir. Bu nedenle
davacıya iade edilen toplam ödeme üzerinden 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 94 üncü maddesinin 15/a bendi uyarınca yapılan tevkifatta hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu
durumda yürürlükteki hukuka aykırı bir sonuç ifade etmeyen İstanbul 3.
Vergi Mahkemesi kararınınkanun yararına bozulması hukuken olanaklı değildir.
Açıklanan
nedenlerle, kanun yararına bozma isteminin reddine 24.1.2011 gününde
oybirliğiyle karar verildi.
|