|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı :
2007/60
Karar
Sayısı : 2010/119
Karar
Günü: 30.12.2010
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri Ali TOPUZ, Haluk KOÇ ile birlikte 125 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 28.3.2007 günlü, 5614
sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun”un;
1- 1. maddesiyle, 7.5.1987 günlü, 3359 sayılı
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 5. maddesine eklenen fıkranın,
2- 2. maddesiyle değiştirilen, 31.12.1980 günlü,
2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair
Kanun’un 2. maddesinin son tümcesinin,
3- 4. maddesiyle değiştirilen, 11.4.1928 günlü,
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un
9. maddesinin birinci fıkrasındaki “…Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu
niteliğinde…” ibaresinin, ikinci fıkrasının ve son fıkrasının ilk
tümcesinin,
Anayasa’nın, 2., 5., 6., 7., 8., 11., 17., 48., 56., 90., 128., 130.,
131. ve 177. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
25.5.2007 günlü dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“1) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1 inci Maddesinin 7/5/1987 tarihli ve
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 5 inci Maddesine eklediği
Son Fıkra
28.3.2007 tarih ve 5614
sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1 inci maddesinin 7/5/1987 tarihli ve
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 5 inci maddesine eklediği
son fıkra aynen şöyledir:
“Devlet hizmeti
yükümlülüğünü yapmakta olan personel, bulundukları ilde sözleşmeli aile
hekimi olarak çalışabilirler veya ihtiyaç halinde aile hekimliği
uygulamaları için görevlendirilebilirler. Bu personelin aile hekimliğinde
geçen süreleri Devlet hizmeti yükümlülüğünden sayılır. Aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde bu uygulamadan kaynaklanan nedenlerle birinci
basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan Devlet hizmeti yükümlüsü
personelin il içinde görev yeri değiştirilebilir.”
2) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesinin değiştirdiği 31.12.1980 tarih ve
2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanunun
2 nci Maddesinin Son Cümlesi
28.3.2007 tarih ve 5614
sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 2 nci maddesinin değiştirdiği 31.12.1980 tarih ve 2368 sayılı
Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanunun iptali
istenen cümleyi de içeren 2 nci maddesi aynen şöyledir:
“Kamu sağlık
hizmetlerinde çalışan personelin haftalık kanunî çalışma süresi 45 saat, 4
üncü maddede tanınmış olan haktan yararlananlar için ise 40 saattir.
Personelin günlük çalışma saatleri, 657 ve 926 sayılı kanunlardaki
hükümlere göre tespit edilir. Ancak, bu personelden iyonlaştırıcı radyasyon
ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya
işlemlerde çalışan personel, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte
belirlenen radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılabilir.”
İptali istenen, “Ancak,
bu personelden iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis,tedavi veya araştırmanın yapıldığı
yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personel, Sağlık Bakanlığınca
çıkarılacak yönetmelikte belirlenen radyasyon dozu limitleri içinde
çalıştırılabilir.” cümlesidir.
3) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin değiştirdiği 11/4/1928
tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanunun 9 uncu Maddesinin Birinci Fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli
kurulu niteliğinde” İbaresi; İkinci Fıkrası ile Son Fıkrasının İlk Cümlesi
28.3.2007 tarih ve 5614
sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 4 üncü maddesinin değiştirdiği 11/4/1928
tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanunun 9 uncu maddesinin;
a) İptali istenen ibareyi
de içeren birinci fıkrası aynen şöyledir:
“Eğitim
kurumlarına eğitim yetkisi verilmesi ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına
ilişkin teklifleri karara bağlamak, uzmanlık ana dallarının rotasyonlarını
belirlemek, uzmanlık sınavı jürilerini tespit etmek, yabancı ülkelerde
asistanlık yapanların bilimsel değerlendirilmesini yapacak fakülteleri ve
eğitim hastanelerini belirlemek, tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan gücü
ile ilgili görüşler vermek, uzmanların tıbbî gelişmeleri izlemesini
sağlayıcı inceleme ve araştırmalar yapmakla görevli olmak üzere, Sağlık
Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde Tıpta Uzmanlık Kurulu teşkil
olunmuştur.”
İptali istenen, “Sağlık
Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde” ibaresidir.
b) İkinci fıkrası aynen
şöyledir:
“Tıpta Uzmanlık Kurulu;
a) Bakanlık Müsteşarı,
ilgili genel müdür ve 1. Hukuk Müşaviri,
b) Biri diş tabibi olmak
üzere eğitim hastanelerinden Bakanlığın seçeceği beş,
c) Dört tıp fakültesinden
ve bir diş hekimliği fakültesinden YÖK’ün seçeceği birer,
ç) Gülhane Askeri Tıp
Akademisi ve Fakültesinin seçeceği bir,
d) Türk Tabipleri
Birliğinin seçeceği bir,
e) Türk Diş Hekimleri
Birliğinin seçeceği bir,
üyeden oluşur.”
c) İptali istenen cümleyi
de içeren son fıkrası aynen şöyledir:
“Kurulun çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer hususlarla ihtisas
belgelerinin alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili diğer usûl ve esaslar
Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak
yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik yürürlüğe konuluncaya kadar, mevcut
düzenlemelerin uygulanmasına devam edilir.”
İptali istenen, “Kurulun
çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer
hususlarla ihtisas belgelerinin alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili
diğer usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca
yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir” cümlesidir.
III. GEREKÇE
1) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci Maddesinin 7/5/1987
tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 5 inci
Maddesine eklediği Son Fıkranın Anayasa’ya Aykırılığı
İptali istenen bu
fıkranın ilk cümlesinde, Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan
personelin, bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak
çalışabilecekleri veya ihtiyaç halinde aile hekimliği uygulamaları için
görevlendirilebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Devlet hizmeti
yükümlülüğü, 21.6.2005 günü kabul edilen 5371 sayılı Kanunun 1 inci maddesi
ile 7.5.1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa
eklenen ek 3, 4, 5 ve 6 ncı maddelerde düzenlenmiştir. 3359
Sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesinde devlet hizmeti yükümlülüğünün tabip,
uzman tabip ve yan dal uzman tabip unvanını kazanılması üzerine her eğitim
için ayrı ayrı olduğu; ek 5 maddesinde ise, uzmanlık ya da yan dal uzmanlık
asistanlığı nedeniyle yarım kalan tabiplik unvanı için devlet hizmeti
yükümlülüğünün uzman olarak yapılacağı belirtilmiştir.
Bu hükümlerden de
anlaşılacağı üzere tabiplik için ayrı, uzmanlık ve yan dal uzmanlığı için
ayrı ayrı devlet hizmeti yükümlülüğü öngörülmüştür. Bu durumda Devlet
hizmeti yükümlülüğü, hem pratisyen hekimler hem de uzman hekimler için ayrı
ayrı söz konusudur.
5258 sayılı Aile
Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde aile hekimi “…kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile
birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş,
cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı
olarak belli bir mekanda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici
sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile
hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan
uzman tabip veya tabiptir.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi, aile
hekimlerinin tümü uzman hekim olmayıp Sağlık Bakanlığının öngördüğü
eğitimleri alan pratisyen hekimler de, aile hekimliği uygulaması içinde yer
olmaktadır. Ancak 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı
Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 5 inci maddesinin iptali istenen son
fıkrasının ilk cümlesi ile yapılan düzenlemede: uzman hekim pratisyen hekim
ayrımı yapılmamıştır. Yine bu kural ile tıpta aile hekimliği dalı dışındaki
bir dalda uzman olan hekimlere hukuken ve yasal olarak kazandıkları tıpta
uzmanlık unvanları yok sayılarak aile hekimliği görevi verilmektedir. Böyle
bir düzenlemenin ise Anayasaya aykırı olduğu açıktır. Şöyle ki;
1982 Anayasası’nda
‘sosyal bir hukuk devleti’ olma, Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri
arasında sayılmıştır. Başlangıç bölümünde Türk vatandaşının, onurlu
bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve
yetkisine doğuştan sahip olduğu vurgulanmış, herkesin maddi ve manevi
varlığını geliştirme ve koruma hakkına sahip olduğu Anayasanın 17 nci
maddesinde yinelenmiştir. Bireyler açısından getirilen bu hak, 5 inci
madde ile devlete görev olarak verilmiştir. Bu maddeye göre;
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel
hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amacı ve görevidir.
Anayasa Mahkemesi’nin
12.11.1991 tarih ve E.1991/7, K.1991/143 sayılı Kararında da “Anayasa’nın
2. maddesinde aynı zamanda “sosyal devlet” ilkesinden de söz edilmektedir.
Bu ilke, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürme, maddi ve
manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisini kullanmasını sağlar.
Sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak sosyal adaleti, sosyal refahı
ve sosyal güvenliği sağlamaktır.” denilmiştir.
Aile hekimliği dışındaki
bir tıpta uzmanlık dalında, gerekli eğitimleri alan zorunlu sınavları
başarı ile vererek uzman olan bir hekimin, uzmanlık alanı dışında bir dalda
görevlendirilmesinin kişinin temel hak ve hürriyetlerinden olan çalışma
hakkının sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette
sınırlandırılması anlamını taşıdığı açıktır. Böyle bir düzenlemenin aynı
zamanda kendi uzmanlık dalı dışında çalışmakla yüklü tutulan uzman hekimin
manevi varlığını zedeleyeceği de kuşkusuzdur.
Öte yandan Anayasanın 48
inci maddesinin birinci fıkrası, herkesin, dilediği alanda çalışma ve
sözleşme özgürlüklerine sahip olduklarını açıklamaktadır. İptali istenen bu
düzenleme ile,aile hekimliği dışındaki bir alanda uzman hekimin dilediği alanın
uzmanlık konusu olan alan olduğu yadsınamaz. İptali istenen bu
düzenlemenin, uzman hekimleri dilediği alan dışında çalışma yükümlülüğü
altına soktuğundan Anayasanın 48 inci ve 56 ncı maddesine de aykırı düştüğü
açıktır.
Getirilen düzenleme
sosyal devlet ilkesinin yanı sıra kişilerin Anayasanın 56 ncı maddesinde
ifade edilen sağlık hakkına ve 17 nci maddesinde düzenlenen yaşam hakkına
da aykırı düşmektedir.
Anayasanın 56 ncı
maddesinde Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak ve bu konuda hizmet vermek ödevi getirilmiştir. Yine
Devlet, Anayasanın 17 nci maddesinde kişilere tanınmış olan yaşam hakkını
güvence altına almakla yükümlüdür. Devletin, bu görevleri aile hekimliği
konusunda uzmanlaşmamış hekimleri, aile hekimi olarak görevlendirmek
suretiyle yerine getiremeyeceği açıktır. Bu tür bir görevlendirme kişileri;
uzmanlık alanı aile hekimliği olmayan hekimlerden, aile hekimliği konusunda
hizmet almak zorunda bırakacak, sağlık ve yaşam haklarını Anayasanın
öngördüğü türden yeterli bir hizmete kavuşamama durumu ile yüz yüze getirecektir.
Bunun ise hem Türkiye Cumhuriyetinin sosyal devlet olma niteliği ile, hem de kişilerin Anayasada belirtilen yaşam ve
sağlık hakları ile çelişeceği, dolayısıyla Anayasanın 2,17 ve 56 ncı
maddelerine aykırı düşeceği açıktır.
Bu nedenle, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununun ek 5 inci maddesinin son fıkrasının ilk cümlesi, Anayasanın 2
nci, 5 inci, 17 nci ve 56 ncı maddeleri ile bağdaşmamaktadır.
İptali istenen bu
paragrafın ikinci ve üçüncü cümleleri de birinci cümle ile tam bir uygulama
birliği içinde olduğundan, aynı gerekçelerle bu cümleler de Anayasaya
aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa
kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk
devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol
açacak ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle,
28.3.2007 tarih ve 5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci Maddesinin 7/5/1987
tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 5 inci
maddesine eklediği son fıkra, Anayasanın 2 inci, 5 inci, 11 inci, 17 nci,
48 ve 56 ncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesinin değiştirdiği 31.12.1980 tarih ve
2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanunun
2 nci Maddesinin Son Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı
İptali istenen bu
cümlede, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırmanın
yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde kamu sağlık hizmetleri
personelinin Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirlenen
radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılabileceği hükme bağlanmıştır.
Bu cümledeki
“yönetmelikte belirlenen radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılabilir.”
tümcesinin, kamu sağlık kuruluşlarında iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis
ve tedavi hizmeti verilen ve araştırma yapılan yerlerde çalışan sağlık
personelinin günlük mesai süresi, izin süresi ve diğer çalışma koşullarının
belirlenmesinin Yönetmeliğe bırakıldığı anlamını taşıdığı kuşkusuzdur.
İyonlaştırıcı radyasyon
ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya
işlemlerde çalışan personelin çalışma koşulları ve çalışma saatleri 3153
Sayılı Radyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi
Müesseseleri Hakkında Kanun ve bu Kanuna dayalı olarak çıkarılmış
Radyoloji, Radyom Ve Elektrikle Tedavi müesseseleri Hakkında Tüzük’te
düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde çalışma süresinin günde beş saat olduğu,
yıllık bir aylık ayrıcı şua izinlerinin bulunduğu belirlenmiş ve
“Hastanelerde, röntgen ve radyom ile tam müddetle (günde 5 saat) çalışan
kimseler, hastanenin başka işlerinde kullanılamaz. Bunlara gece uykularını
ihlâl edecek iş verilmemelidir” hükümlerine yer verilmiştir.
Yasanın Genel
Gerekçesinde; Avrupa Birliği Konseyinin, 96/29/Euratom Direktifi, doğrudan
çalışma saati düzenlemesine yer verilmediği, bunun yerine radyasyona maruz
kalma kriterini esas alındığı, bu Direktifin, 9
uncu maddesinde, radyasyona maruz kalanlar için etkili dozun her bir yılda
maksimum 50 mSv (milisivert); birbirini izleyen beş yıllık sürede ise 100
mSv olduğunun kararlaştırıldığı, Avrupa Birliğinde esas alınan bu
düzenlemeye uygun olarak, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya
araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin,
tıbben kabul gören radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılmasının; bu
limitlerin ise, Avrupa Birliği kriterleri esas alınarak Sağlık Bakanlığınca
düzenlenmesinin uygun olacağı açıklanmıştır
Gerekçede belirtilen
uluslararası kuruluşlar ve AB tarafından belirlenen doz limitleri,
radyasyonun zararlı etkilerine görevleri nedeniyle maruz kalan çalışanlarda
hiçbir biçimde aşılmaması gereken en üst limitlerdir. 24 Mart 2000 tarih ve
23999 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Radyasyon
Güvenliği Yönetmeliği’nde de bu limitler yer almaktadır. Dolayısıyla iptali
istenilen Kanun hükmüne gerek olmadan iyonize radyasyonla çalışanların 5
saatlik günlük çalışma süreleri içinde de bu doz limitlerinin zaten
uygulanması ve aşılmaması gerekmektedir.
İptali istenilen cümle
ile sağlık personelinin çalışma saatleri düzenlenmiştir. Gerekçede
amacın Yönetmeliğin iyonize radyasyon ile çalışan sağlık personelinin
radyasyon dozu limitleri içerisinde çalıştırılması olduğu belirtilmekte ise
de, gerekçe ile iptali istenilen hükmün metni birlikte
değerlendirildiğinde, değişikliğin esas amacının, bu personelin mevcut yasa
ve tüzük hükümlerine göre 5 saat olan günlük çalışma süresinin arttırılması,
diğer çalışma koşullarına ilişkin haklarının ortadan kaldırılması olduğu
görülmektedir.
Anayasanın 128 inci
maddesi memur ve kamu görevlilerinin niteliklerinin, atanmalarının, görev,
yetki ve yükümlülükleri ile özlük işlerinin kanunla düzenleneceğini
bildirmektedir.
İptali istenen kural ile, kanunla düzenlenmesi gereken kamu sağlık
kuruluşlarında iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis ve tedavi hizmeti verilen
ve araştırma yapılan yerlerde çalışan sağlık personelinin günlük mesai
süresi, izin süresi ve diğer çalışma koşullarının belirlenmesinin
Yönetmeliğe bırakılması Anayasanın 128 inci maddesine aykırı düştüğü gibi;
yürütmeye – idareye bırakılan bu yetkinin kullanımına ilişkin esaslar
yasada gösterilmediği için asli bir düzenleme yetkisi niteliğini
kazandığında kuşku yoktur.
Anayasanın 8 inci maddesi
ise; Anayasada belirtilen ayrık haller dışında yürütmenin – idarenin asli
düzenleme yetkisi olmadığını ortaya koymaktadır. Bu yetki yasamanındır ve
Anayasanın 7 nci maddesine göre devredilemez. Devredilirse bu kökenini
Anayasadan almayan dolayısı ile Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı bir yetki
olur.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin
11.6.2003 gün ve E.2001/346, K.2003/63 sayılı kararında,
“Anayasa’nın “Egemenlik”
başlığını taşıyan 6. maddesinde; “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir
kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını
anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, 7. maddesinde; Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez, denilmektedir. 128. maddesinin ikinci
fıkrasında da, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve
ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir denilerek, memuriyete
girişten emekliliğe kadar memuriyet statüsünün kanunla düzenlenmesi esası
öngörülmüştür.
Anayasa’nın çeşitli
maddelerinde yer alan kanunla düzenlemeden neyin anlaşılması gerektiği
Anayasa Mahkemesi’nin bir çok kararında
açıklanmıştır. Buna göre yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme
organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden
Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer. Ancak, yasada temel esasların ve
çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa’ya aykırılık
oluşturmaz. Esasen Anayasa’nın 8. maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve
görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir”
hükmünün anlamı da budur”
denilmiştir.
Bu bakımlardan, iptali
istenen cümle, Anayasanın 6, 7, 8 ve 128 inci maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan iptali
istenen cümle ile çalışma şartlarının belirlenmesinde sadece radyasyon
limitlerinin esas alınması öngörülmüştür. Ancak radyasyondan korunma
sisteminde doz sınırlarına uyulması radyasyonun zararlı etkilerinden
korunmanın tek ve yeterli gerekliliği değildir.
Fırat Üniversitesi Tıp
Fakültesi’nce yapılan ve iyonizan radyasyona uzun süre maruz kalan
radyoloji çalışanlarında, uzun süreli düşük doz iyonizan radyasyonun bu kişilerin
kan değerlerine etkilerinin incelendiği rapora göre; radyoloji çalışanları,
bağışıklık düzeyi bakımından bazı bozukluklara neden olan düşük doz
iyonizan radyasyonun bile uzun dönem etkilerine mesleki olarak maruz
kalmaktadır. Rapora göre; “biyolojik değişikliklerin başlaması için alınan
radyasyonun herhangi bir eşik değeri yoktur. Bu nedenle diyagnostik
radyolojide çalışanlar radyasyondan ne kadar korunurlarsa korunsunlar,
bunlar için küçük radyasyon dozları dahi önemli riskler taşımaktadır”.(Türk
Tanısal ve Girişimsel Radyoloji Dergisi, Haziran 2004,C.10, Sayı 2, s. 97-102- Bu araştırmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesinde görev yapan 51 Radyodiagnostik çalışanının kan değerleri
alınmış ve bu kişiler üzerinde radyasyonun olumsuz etkileri tespit
edilmiştir).Radyasyonun herhangi bir sağlık sorununa neden olmayan bir
düzeyi bulunmamaktadır. Bu nedenle de radyoloji çalışanlarının ve
ailelerinin sağlıklarının korunabilmesi bakımından doz sınırlamasının yanı
sıra çalışma sürelerinin azaltılması da büyük önem taşımaktadır.
Nitekim Radyasyon
Görevlileri İçin Uluslararası Radyolojik Korunma Komisyonu’nun 60 numaralı
raporunda ve Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı IAEA’nın Temel Güvenlik
Standartları ismi altında yayımladığı BSS-115 nolu
yayınında, radyasyon korunması ile ilgili önerilen üç temel ilke
bulunmaktadır. Bunlar “Uygulamaların Kabul Gerekçelendirmesi-Işınlamanın
zararlı sonuçları göz önünde bulundurularak, net bir fayda sağlamayan
hiçbir radyosyon ışınlamasına izin verilmez”, “Radyasyon Korunmasının
Optimizasyonu” ve son olarak “Doz Sınırlaması”dır. Bu ilkelerin radyasyonun
zararlı etkilerinden korunmak için en üst seviyede radyasyonun kullanıldığı
tüm tıbbi ve endüstriyel alanlar ile yapay radyasyon kaynaklarının
kullanıldığı diğer bütün alanlarda, radyasyon görevlilerine ve toplum üyesi
kişilere bütünüyle uygulanması gerekmektedir.
Bu açıklamalardan da
anlaşılabileceği üzere radyasyondan korunma sisteminde doz sınırlarına
uyulması radyasyonun zararlı etkilerinden korunmanın tek ve yeterli
gerekliliği değildir. Aksine radyasyondan korunma bakımından alınabilecek
diğer önlemlerle dozların alınabilecek en alt düzeyde tutulması çok daha
önemlidir. Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği’ne göre de “yıllık doz
sınırları” Yönetmeliğin 10. maddesine göre “sağlığa zarar vermeyecek
şekilde” uluslararası standartlara uygun olarak belirlenmek zorundadır.
Ayrıca iyonizan radyasyon alanında ölçü olarak kabul edilen doz faktörünün
yanında zaman faktörü de ölçümlerin bir diğer ayağını oluşturmaktadır. Bu durumda
çalışma süreleriyle ilgili değişikliklerin çalışanların sağlıklarının
korunması bakımından önemini arttırmaktadır.
Bu nedenle, çalışma
şartlarının(süresinin) belirlenmesinde sadece doz faktörünü esas alan
düzenleme de kamu yararı da bulunmamaktadır. Yasaların kamu
yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden
birini oluşturmaktadır. Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak
yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir.
Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir
sınır konumuna getirir.
Açıklanan nedenle iptali
istenen cümle, Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti
ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Diğer
yandan Anayasanın 17 nci maddesinde kişilerin yaşam hakkı, 56 ncı
maddesinde ise sağlık hakkı düzenlenmiş olup; iyonlaştırıcı radyasyon ile
teşhis, tedavi ve araştırma yapılan yerlerde çalışan kamu sağlık
personelinin radyasyon karşısında sağlığını yeterince koruma altına
alamayan hükümlerin, söz konusu personelin yaşam ve sağlık haklarına ve
dolayısıyla Anayasanın 17 ve 56 ncı maddelerine aykırı düşeceği gözden
kaçırılmamalıdır.
16/6/1989 tarihli ve 3581 sayılı Kanunla
onaylanması uygun bulunan 1961 tarihli ‘Avrupa Sosyal Şartı’nın yerini
almak üzere, Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen ve
Ülkemiz tarafından 6/10/2004 tarihinde imzalanan “(Gözden Geçirilmiş)
‘Avrupa Sosyal Şartı’nın beyan ile onaylanması 27.9.2006 tarih ve 5547
sayılı Kanun ile uygun bulunmuştur (R.G. T. 3.10.2006, sa.26308),
Bu
Şartın “Adil çalışma koşullarına sahip olma hakkı” başlıklı 2 nci
maddesinin(1) numaralı bendi ile
“Verimlilik artışı ve ilgili diğer etkenler izin verdiği ölçüde haftalık
çalışma süresinin aşamalı olarak azaltılmasını öngören makul günlük ve
haftalık çalışma saatleri sağlamayı”; (4) numaralı bendi ile de “ İçkin
olarak tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerdeki riski ortadan kaldırmayı ve
bu risklerin henüz yeterince azaltılamadığı ya da kaldırılamadığı
durumlarda bu işlerde çalışanlara ücretli ek izin verilmesini veya bunların
çalışma saatlerinin azaltılmasını sağlamayı” akit taraflar taahhüt
etmişlerdir.
Hal
böyle iken ve radyasyondan korunma sisteminde doz sınırlarına uyulması
radyasyonun zararlı etkilerinden korunmanın tek ve yeterli gereklilik
değilken söz konusu çalışanların çalışma şartlarının belirlenmesinde sadece
radyasyon limitlerinin esas alınmasını öngören iptali istenen düzenlemenin
Avrupa Sosyal Şartı’na da uygun olmadığı ve dolayısıyla Anayasanın 90 ıncı
maddesine de aykırı olduğu açıktır.
Öte yandan, Anayasanın
herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme Anayasanın 2 nci ve 11 inci
maddelerinde ifade edilen hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle de bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle 28.3.2007 tarih ve 5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci Maddesinin
değiştirdiği 31.12.1980 tarih ve 2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat
ve Çalışma Esaslarına Dair Kanunun 2 nci maddesinin son cümlesi Anayasanın
2, 6, 7, 8, 11, 17, 56, 90 ve 128 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 28.3.2007 tarih ve
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin değiştirdiği 11/4/1928
tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanunun 9 uncu Maddesinin Birinci Fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli
kurulu niteliğinde” İbaresinin ve İkinci Fıkrası ile Son Fıkrasının İlk
Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı
İptali
istenen düzenlemeler hem tıpta uzmanlık kurulunun işleyiş ve oluşumunda
Sağlık Bakanlığını belirleyici kılmakta, hem tıpta uzmanlık eğitimi ile ilgili
çok önemli konularda kurulu işlevsiz bırakmakta (eğitim müfredatı, uzmanlık
eğitimini verecek eğiticilerin niteliklerinin ve görevlendirmelerine
ilişkin usul ve esasların belirlenmesi) hem de tıpta uzmanlık eğitimi ile
ilgili bütün süreçlerin belirleneceği Yönetmeliğin çıkarılmasında sadece
Sağlık Bakanlığı ve Bakanlar Kurulunu yetkili kılmakta, YÖK ve Türk
Tabipleri Birliği ile Türk Diş Hekimleri Birliği’ni sürecin dışında
bırakmaktadır.
Bu düzenlemeler, tıpta
uzmanlık eğitiminin gerektirdiği bilimsel ve idari özerkliği ortadan
kaldırmakta olduğu gibi Anayasa’nın 130 ve 131 inci maddelerine de
aykırılık taşımaktadır.
Tıpta uzmanlık eğitimi,
altı yıllık tıp fakültesi eğitiminden sonra girilebilen ve tıp doktorlarına
belirli alanlarda özel yetenek ve yetki sağlamayı amaçlayan bir
yükseköğretim konusudur. Tıpta uzmanlık eğitimi ister Tıp Fakültelerine
bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde isterse Sağlık Bakanlığına bağlı
eğitim ve araştırma hastanelerinde verilsin yükseköğretim konusu olma özü değişmemektedir.
Nereden uzmanlık eğitimini alırsa alsın uzmanlık öğrencilerinin aynı kural
ve koşullarda aynı yeterlilikte yetişmeleri zorunludur.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Yükseköğretim Kurumları ve Üst Kurumları’
başlıklı 130 uncu maddesinde orta eğitime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim
ve öğretimin (yükseköğretimin) üniversiteler tarafından verileceği, 131
inci maddesinde ise; yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak,
düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim-eğitim ve bilimsel araştırma
faaliyetlerini yönlendirmek ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için
planlama yapma’nın Yüksek Öğretim Kurulu’nun görevleri arasında olduğu
belirtilmiştir.
Esas İtibariyle Sağlık
Bakanlığı’nın sağlık hizmetlerindeki rolü; Anayasa’nın 56 ncı maddesinde
tanımlanan, “Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,
işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu
ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları
denetleyerek yerine getirir.” ödevini hayata geçirmektir. Sağlık
Bakanlığı’nın asli işlevi tıp eğitimi olmayıp, Anayasa’da tanımlanan sağlık
kuruluşlarının tek elden planlanıp hizmet vermesini sağlamak ve onları bu
kapsamda denetlemektedir.
Bilindiği üzere gerek
Anayasa’nın anılan hükümleri, gerek 2547 sayılı Kanun ve gerekse 1219
sayılı Yasa uyarınca yükseköğretim olan tıp eğitimi, tıp fakülteleri tarafından
verilmektedir. Tıpta uzmanlık eğitimi de özü itibariyle yükseköğretim
kavramının kapsamına girmekte ve GATA ve Adli Tıp Kurumu dışında tıp
fakültelerinde ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim hastanelerinde
verilmektedir. YÖK ve üniversiteler eğitim boyutu ile tıpta uzmanlık
eğitiminde asli yetkili kamusal kurumlardır. Sağlık Bakanlığı ise hizmet
sunumu ve bazı birimlerinde eğitimin verilmesi bakımından bu alanla ilgili
idari kolluktur.
İptali istenen
düzenlemeler ile tıpta uzmanlık eğitiminin, yüksek öğretim olma niteliği
göz ardı edilmiş, Sağlık Bakanlığı yükseköğretim ile ilgili bir alanda asıl
yetkili kurum olarak belirlenmiştir.
Tıpta uzmanlık eğitimi;
“…uzmanlık eğitimi gören asistanları, uzmanlık eğitimi vermeye yetkili
kılınan kurumları ve uzmanlık eğitimini verecek eğitim sorumluluları ile
bütünlük arzeden bir eğitim süreci…”dir (Ek.1-Danıştay İdari Dava Daireleri
Genel Kurulu, YD.İtiraz No:2004/643,30.12.2004).
“Tıpta Uzmanlık Tüzüğü
Tasarısı”nın incelenmesine ilişkin Danıştay 1. Dairesi’nin 29.5.2006 tarih
ve E.2005/534, K.2006/545 sayılı Kararında (Ek.2) Sağlık Bakanlığının tıpta
uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimini düzenleme konusundaki yetkisizliği
ve aksi yöndeki düzenleme ve işlemlerin Anayasa’ya aykırılığı ayrıntıları
ile tartışılmıştır. Danıştay’ın bu Kararında;
“Türkiye
Cumhuriyeti Anayasanın 11 nci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve
kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu, kanunların Anayasaya aykırı
olmayacağı, 131 inci maddesinin birinci fıkrasında, yükseköğretim
kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,
yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma
faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve
ilkeler doğrultusunda kurulmasını geliştirmesini ve üniversitelere tahsis
edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim
elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim
Kurulu kurulacağı, aynı maddenin üçüncü fıkrasında, Kurulun teşkilatı,
görev, yetki ve sorumluluğu ve çalışma esaslarının kanunla düzenleneceği,
177 nci maddesinin (e) bendinde, Anayasanın halkoylaması sonucu kabulünün
ilanıyla birlikte yürürlüğe girecek hükümleri ve mevcut ve kurulacak kurum,
kuruluş ve kurullar için yeniden kanun yapılması veya mevcut kanunlarda
değişiklik yapılmasını gerekiyorsa bunlara ilişkin işlemlerin mevcut
kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümlerinin veya doğrudan Anayasa
hükümlerinin, Anayasanın 11 inci maddesi gereğince uygulanacağı hükme
bağlanmıştır.
Bu dosyada incelenen
Tıpta Uzmanlık Tüzüğü Tasarısının genel gerekçesinde, gerek 1219 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca, gerekse de 2547 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin (t) bendi uyarınca tıpta uzmanlığı düzenleme konusunda yetkili
otoritenin Sağlık Bakanlığı olduğu ileri sürülmekteyse de, 2547 sayılı
Kanunun 1219 sayılı Kanundan sonra yürürlüğe girdiği, 1219 sayılı Kanunda
tıpta uzmanlık eğitimi ile ilgili düzenleme bulunmadığı, 2547 sayılı
kanunun tıpta uzmanlık eğitimini lisans üstü bir
yükseköğretim olarak nitelediği, 2547 sayılı Kanundan sonra yürürlüğe giren
1982 Anayasasının 131 inci maddesini ise yükseköğretimi düzenlemek ve
yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön vermek konusunda
Yükseköğretim Kurulunu yetkili saydığı dikkate alındığında, tıpta uzmanlık
eğitimi ile ilgili düzenleme yapma yetkisinin sadece Sağlık Bakanlığına ait
olduğunun kabulü mümkün değildir. Kaldı ki, üniversitelerin tıp
fakültelerince de verilen uzmanlık eğitiminde Sağlık Bakanlığını tek
düzenleyici kurum olarak kabul etmek, gerek 1982 Anayasasına, gerekse 2547
sayılı Kanuna aykırılık teşkil eder. 1982 Anayasasının yükseköğretimle
ilgili hükümleri ile 177 nci maddesi hükmü göz önüne alındığında, 2547
sayılı Kanunun 3 üncü maddesindeki tıpta uzmanlığın, Sağlık Bakanlığınca
düzenlenen esaslara göre yürütüleceğine ilişkin düzenlemede, Anayasanın
yükseköğretimle ilgili hükümlerine uygunluk sağlanması amacıyla yasal
değişiklik yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.”
gerekçesine yer verilmiştir.
Öte yandan, Avrupa
Komisyonu’nun mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınmasına ilişkin
2005/36/EC direktifinde meslek örgütlerinin mesleki yeterlilikler için
standartlar ve ölçütler belirlemek konusundaki süreçlere katılımı özellikle
vurgulanmıştır. İlgili direktifin dibacesinin 34. maddesi ve direktifin
15/II maddesi meslek örgütlerine Komisyon’un oluşturacağı standartların
oluşum sürecinde katılımını getirmekte ve oluşumdan sonra da gözden
geçirilmesini ve değiştirilmesini talep yetkisi vermektedir. Bu direktiften
önce kabul edilmiş olan 75/362/EEC ve 75/363/EEC direktifleriyle tıp
alanında mesleki yeterlilik temel ölçütlerinin belirlendiği süreçte meslek
örgütlerinin Avrupa Birliği kurumları tarafından, yetkin ve sürece
içerilmesi gereken yapılar olarak benimsendiği görülmektedir. Nitekim
Avrupa Topluluğu Tabipler Daimi Komitesi, Avrupa Tıp Uzmanları Birliği,
Avrupa Pratisyen Hekimler Birliği gibi Avrupa düzeyindeki yapılar ve temsil
ettikleri ulusal düzeydeki meslek örgütleri tıp alanında ölçütler belirleyerek,
bunları karar alma süreçlerinde ortaya koymak açısından aktif kurumlar
olmuşlardır. Bugün Avrupa Birliği düzeyinde ve tıp alanında mesleki
yeterlilikler konusunda gelinen nokta bu meslek kuruluşlarının çabaları ve
katılımları sayesinde mümkün olmuştur.
Tıpta
uzmanlık kurulunun işleyiş ve oluşumunda Sağlık Bakanlığını belirleyici
kılan, YÖK ve TTB’ne bu alana ilişkin işlerin düzenlenmesinde ve
yürütümünde gerektiği gibi yer vermeyen iptali istenen düzenlemeler; Avrupa
Birliği 2005/36/EC direktifine, Anayasanın 130 ıncı maddesindeki
“üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğu”
ve 131 inci maddesindeki “yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak,
düzenlemek, yönetmek ve denetlemenin Yükseköğretim Kurulu’nun görevi olduğu”
na ilişkin normlarına aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa
kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk
devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol
açacak ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle
28.3.2007 tarih ve 5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin değiştirdiği 11/4/1928 tarih ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı
San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 9 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde” tümcesi,
ikinci fıkrası ile son fıkrasının ilk cümlesi, Anayasanın 2 nci,11 inci,
130 uncu, 131 inci ve 177 nci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
5614 sayılı Kanunun 1
inci maddesinin 3359 sayılı Kanunun Ek 5 inci maddesine eklediği son fıkra ile, tıpta aile hekimliği dalı dışındaki bir dalda uzman
olan hekimlerin, uzmanlık unvanı kazandıkları alan dışında aile hekimi
olarak görevlendirilmelerine imkan tanınarak, hem bu uzmanların Anayasanın
2, 5, 11, 17 ve 48 inci maddelerine aykırı bir biçimde çalıştırılmalarına,
hem de hizmet verdikleri kişilerin yaşam ve sağlık haklarının Anayasanın 2,
5, 11, 17 ve 56 ncı maddelerine aykırı biçimde zedelenmesine yol
açılmaktadır. Böyle bir durum hem söz konusu uzmanlar hem de hizmet
verdikleri kişiler açısından, sonradan giderilemeyecek birtakım zararların
ortaya çıkmasına neden olabilecektir.
5614 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin değiştirdiği 2368 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin son cümlesinin
uygulanması halinde ise, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya
araştırma yapılan görevlerde çalışan sağlık personelinin yaşam ve sağlık
hakkı yeterince korunamayacağı için, yine sonradan giderilmesi olanaksız
zararlar ortaya çıkabilecektir.
5614
sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin değiştirdiği 1219 sayılı Kanunun 9 uncu
maddesinin birinci fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu
niteliğinde” ibaresinin, ikinci fıkrası ile son fıkrasının ilk cümlesinin
hükümlerinin ise, bilimsel ve yönetsel bakımdan üniversite özerkliğini
zedeleyeceği, siyasal çevrelerin özellikle iktidarların tıpta uzmanlık
öğretim ve eğitimini etki altında tutabilmelerinin yolunu açtığı yukarıda
ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu hükümlerin uygulanması halinde tıpta uzmanlık
eğitimi üniversite özerkliğinden amaçlanan yararların dışında, siyasi baskı
ve etkilere açık bir biçimde yürütülebileceğinden, bundan sonradan
giderilemeyecek sayısız zarar doğabilecektir.
Diğer taraftan, Anayasal
düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk
devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir
hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ve hukuk güvenliği ilkelerinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, söz konusu ilkelerin
zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların
doğmasını önlemek amacıyla, iptali istenen hükümlerin iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan
gerekçelerle 28.3.2007 tarih ve 5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;
1) 1 inci Maddesinin 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel
Kanununun ek 5 inci maddesine eklediği son fıkra, Anayasanın 2 inci, 5
inci, 11 inci, 17 nci, 48 inci ve 56 ncı maddelerine aykırı olduğundan,
2) 2 nci Maddesinin
değiştirdiği 31.12.1980 tarih ve 2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat
ve Çalışma Esaslarına Dair Kanunun 2 nci maddesinin son cümlesi Anayasanın
2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 17 nci, 56 ncı, 90 ve 128 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
3) 4 üncü maddesinin
değiştirdiği 11/4/1928 tarih ve 1219 sayılı
Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 9 uncu
maddesinin birinci fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu
niteliğinde” ibaresi, ikinci fıkrası ile son fıkrasının ilk cümlesi,
Anayasanın 2 nci,11 inci, 130 uncu,131 inci ve 177 nci maddelerine aykırı
olduğundan,
iptallerine ve iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
28.3.2007 günlü, 5614
sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun”un iptali istenilen kuralları içeren;
1- 1. maddesiyle, 7.5.1987 günlü, 3359 sayılı
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 5. maddesine eklenen fıkra şöyledir:
“Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan
personel, bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilirler
veya ihtiyaç halinde aile hekimliği uygulamaları için
görevlendirilebilirler. Bu personelin aile hekimliğinde geçen süreleri
Devlet hizmeti yükümlülüğünden sayılır. Aile hekimliği uygulamasına geçilen
yerlerde bu uygulamadan kaynaklanan nedenlerle birinci basamak sağlık
kuruluşlarında görev yapan Devlet hizmeti yükümlüsü personelin il içinde
görev yeri değiştirilebilir.”
2- 2. maddesiyle değiştirilen, 31.12.1980 günlü,
2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair
Kanun’un iptal istemine konu tümcenin de yer aldığı 2. maddesi şöyledir:
“Kamu sağlık
hizmetlerinde çalışan personelin haftalık kanunî çalışma süresi 45 saat, 4
üncü maddede tanınmış olan haktan yararlananlar için ise 40 saattir.
Personelin günlük çalışma saatleri, 657 ve 926 sayılı kanunlardaki
hükümlere göre tespit edilir. Ancak, bu personelden iyonlaştırıcı
radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş
veya işlemlerde çalışan personel, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak
yönetmelikte belirlenen radyasyon dozu limitleri içinde çalıştırılabilir.”
3- 4. maddesiyle değiştirilen, 11.4.1928 günlü,
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un
iptal istemine konu fıkra, tümce ve ibareyi içeren 9. maddesi şöyledir:
“Eğitim kurumlarına
eğitim yetkisi verilmesi ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin
teklifleri karara bağlamak, uzmanlık ana dallarının rotasyonlarını
belirlemek, uzmanlık sınavı jürilerini tespit etmek, yabancı ülkelerde
asistanlık yapanların bilimsel değerlendirilmesini yapacak fakülteleri ve
eğitim hastanelerini belirlemek, tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan gücü
ile ilgili görüşler vermek, uzmanların tıbbî gelişmeleri izlemesini
sağlayıcı inceleme ve araştırmalar yapmakla görevli olmak üzere, Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu
niteliğinde Tıpta Uzmanlık Kurulu teşkil olunmuştur.
Tıpta Uzmanlık Kurulu;
a) Bakanlık Müsteşarı, ilgili genel müdür ve 1.
Hukuk Müşaviri,
b) Biri diş tabibi olmak üzere eğitim
hastanelerinden Bakanlığın seçeceği beş,
c) Dört tıp fakültesinden ve bir diş hekimliği
fakültesinden YÖK'ün seçeceği birer,
ç) Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Fakültesinin
seçeceği bir,
d) Türk Tabipleri Birliğinin seçeceği bir,
e) Türk Diş Hekimleri Birliğinin seçeceği bir,
üyeden oluşur.
Kurumlar,
seçecekleri asıl üye sayısı kadar yedek üye de belirler.
Kurula seçilecek
asıl ve yedek üyelerin uzman olmaları, ayrıca en az üç yıllık klinik veya
laboratuvar şefi ya da profesör unvanına sahip bulunmaları şarttır.
Üyelerin görev süreleri üç yıldır. Süresi bitenler tekrar seçilebilir.
Kurul, Bakanlığın
daveti üzerine yılda en az iki kez toplanır. Kurula Bakanlık Müsteşarı veya
yapılacak ilk toplantıda üyeler arasından seçilecek başkan vekili başkanlık
eder. Kurul, üyelerden en az beşinin teklifi ile olağanüstü toplanır.
Kurul, üyelerin üçte
ikisinin katılımı ile toplanır. Türk Tabipleri Birliği temsilcisi yalnızca
tabiplerle ilgili, Türk Diş Hekimleri Birliği temsilcisi de yalnızca diş
tabipleri ile ilgili konuların görüşüleceği toplantılara katılabilirler ve
kendi meslek alanları ile ilgili konularda oy kullanırlar. Kararlar
oyçokluğuyla alınır. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf
çoğunluğu sağlamış sayılır. Ancak, kurumların eğitim yetkisinin
kaldırılmasına ilişkin toplantılarda katılanların en az üçte iki çoğunluğu
ile karar alınması şarttır.
Kurul toplantılarına
üst üste iki kez mazeretsiz olarak katılmayanların üyeliği düşer.
Kurulun çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer
hususlarla ihtisas belgelerinin alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili
diğer usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca
yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik
yürürlüğe konuluncaya kadar, mevcut düzenlemelerin uygulanmasına devam
edilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 11., 17., 48., 56., 90., 128., 130., 131. ve 177. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 31.5.2007 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü
durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Yasa’nın 1. Maddesiyle,
3359 Sayılı Yasa’nın Ek 5. Maddesine Eklenen
Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Kural’la, Devlet hizmeti yükümlülüğü açısından uzman hekim-pratisyen hekim
ayrımı yapılmadığı, tıpta aile hekimliği dışındaki bir dalda uzman olan
hekimlere yasal olarak kazandıkları tıpta uzmanlık unvanlarının yok
sayılarak aile hekimliği görevi verildiği, bunun Anayasa’nın sosyal hukuk
devleti ilkesi ile herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirme ve koruma
hakkına aykırı olduğu, çalışma hakkının sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlandırıldığı, uzman hekimlerin
manevi varlığının zedelendiği ve dilediği alan dışında çalışma yükümlülüğü
altına sokulduğu, kişilerin, uzmanlık alanı aile hekimliği olmayan
hekimlerden, aile hekimliği konusunda hizmet almak zorunda bırakılarak,
sağlık ve yaşam haklarının olumsuz etkilendiği, belirtilerek Kural’ın,
Anayasa’nın 2., 5., 11., 17., 48. ve 56. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenilen
kuralla, Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan personelin,
bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilecekleri, ihtiyaç
halinde aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilebilecekleri, bu
personelin aile hekimliğinde geçen sürelerinin Devlet hizmeti
yükümlülüğünden sayılacağı, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde bu
uygulamadan kaynaklanan nedenlerle birinci basamak sağlık kuruluşlarında
görev yapan Devlet hizmeti yükümlüsü personelin il içinde görev yerinin
değiştirilebileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti
olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her
alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 5. maddesinde “insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama” Devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmış, 56. maddesinde
“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede
yaşama hakkına sahiptir… Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek
elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel
kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları
denetleyerek yerine getirir.” hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenilen
kural, 21.6.2005 günlü, 5371 sayılı Yasa’nın Ek 3. maddesinde
öngörülen devlet hizmeti yükümlülüğünün yapıldığı sürede geçerli
bulunmaktadır.
24.11.2004 günlü,
5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 2. maddesinde
aile hekimi, “kişiye yönelik koruyucu
sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici
sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye
kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği
ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile
hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman
tabip veya tabiptir.” şeklinde tanımlanmıştır.
5258 sayılı Yasa’ya
göre aile hekimleri tarafından sunulacak hizmetler, kişiye yönelik koruyucu
sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı koyucu, tedavi ve rehabilite
edici sağlık hizmetleridir. Aile hekimi olabilmek için de aile hekimliği
uzmanı veya Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya
tabip olmak gerekmektedir.
5258 sayılı Yasa’nın
3. maddesinin birinci fıkrasındaki “Sağlık
Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan
uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık
personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı
üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli
personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli
olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği
uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir.” hükmü gereğince
sözleşmeli olarak çalışmak için personelin talebi ile kurum veya Bakanlığın
muvafakatı gerekli olduğundan, uzmanlık alanı aile hekimliği olmayan
hekimlerden, aile hekimliği konusunda hizmet almak zorunda kalınması söz
konusu olmayacaktır.
Herkesin sağlıklı ve
dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olması karşısında, Ülkenin her
yöresinde aile hekimliği hizmetlerinden yararlanılabilmesini sağlamak
amacıyla tabiplerin devlet hizmeti yükümlülüğünü yaparken, sağlık
hizmetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkacak eksiklik ve gecikmelerin
telafisi olanaksız sonuçlara yol açacağı da dikkate alındığında kapsamdaki
personelin, bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilmesi,
aile hekimliği uygulamaları için görevlendirilebilmesi veya aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev
yapan devlet hizmeti yükümlüsü personelin il içerisinde görev yerinin
değiştirilebilmesi bu hizmete duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bu
personelin aile hekimliğinde geçen süreleri de devlet hizmeti
yükümlülüğünden sayılmaktadır.
Kural’ın,
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal devlet
niteliğine uygun olarak, Anayasa’nın 5. maddesindeki
insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlama ve Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan
düzenleme kapsamında, sağlık hizmetleri alanında aile hekimine duyulan
ihtiyacın karşılanması amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın 2., 5. ve
56. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ
bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın, Anayasa’nın
11., 17. ve 48. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
B- Yasa’nın 2. Maddesiyle
Değiştirilen, 2368 Sayılı Yasa’nın 2.
Maddesinin Son Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
iptali istenilen kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7.,
8., 11., 17., 56., 90. ve 128. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5614 sayılı Yasa’nın
2. maddesiyle değiştirilen 2368 sayılı Yasa’nın 2.
maddesinin iptali istenilen son tümcesinin de yer aldığı 2368 sayılı Yasa,
30.1.2010 günlü, 27478 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 21.1.2010 günlü,
5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün
Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un
19. maddesinin (a) bendiyle yürürlükten
kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
C- Yasa’nın 4. Maddesiyle
Değiştirilen, 1219 Sayılı Yasa’nın 9. Maddesinin Birinci Fıkrasındaki
İbarenin, İkinci Fıkrasının ve Son Fıkrasının İlk Tümcesinin
İncelenmesi
1- Birinci Fıkradaki “Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde” ibaresinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Kural’la, sağlık hizmetlerinde aslî işlevinin tıp eğitimi olmayan Sağlık
Bakanlığı’nın yükseköğretim ile ilgili bir alanda asıl yetkili kurum olarak
belirlendiği, Sağlık Bakanlığı'nın görevinin Anayasa'da tanımlanan sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet verilmesini sağlamak ve onları bu
kapsamda denetlemek olduğu, tıp eğitiminde YÖK ve üniversitelerin, eğitim
boyutu ile tıpta uzmanlık eğitiminde aslî yetkili kamu kurumları oldukları,
Sağlık Bakanlığı’nın ise hizmet sunumu ve bazı birimlerde eğitimin
verilmesi bakımından bu alanla ilgili idarî kolluk niteliğine sahip olduğu,
tıpta uzmanlık eğitiminin yüksek öğretim olma niteliğinin göz ardı
edildiği, bilimsel ve idarî özerkliğinin ortadan kaldırıldığı, bu
nedenlerle birinci fıkradaki “Sağlık
Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde” ibaresininAnayasa’nın 2., 11., 56., 130., 131. ve 177. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 9.
maddesinin birinci fıkrasında, eğitim kurumlarına eğitim yetkisi verilmesi
ve eğitim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin teklifleri karara bağlamak,
uzmanlık ana dallarının rotasyonlarını belirlemek, uzmanlık sınavı
jürilerini tespit etmek, yabancı ülkelerde asistanlık yapanların bilimsel
değerlendirmesini yapacak fakülteleri ve eğitim hastanelerini belirlemek,
tıpta uzmanlık eğitimi ve uzman insan gücü ile ilgili görüşler vermek,
uzmanların tıbbî gelişmeleri izlemesini sağlayıcı inceleme ve araştırmalar
yapmakla görevli olmak üzere, “Sağlık
Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde” Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK)
teşkil olunduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 131.
maddesinin birinci fıkrasında “Yükseköğretim
kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,
yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma
faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve
ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere
tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve
öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile
Yükseköğretim Kurulu kurulur.” denilmiştir.
TUK, ilk olarak 18.4.1973 günlü, 14511 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Tababet
Uzmanlık Tüzüğü” ile oluşturulmuştur. 18.4.1973 günlü Tababet Uzmanlık
Tüzüğü ve Tababet Uzmanlık Kurulu, 19.06.2002 günlü, 24790 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Tıpta
Uzmanlık Tüzüğü” ile yürürlükten kaldırılmış, Tüzüğün 5. maddesiyle
yeniden TUK teşkil
edilmiştir. Anılan Tüzüklerle ilgili idarî yargı kararlarında, sürekli
kurul niteliği bulunan TUK’nun, 3046 sayılı Yasa’nın 39. maddesi gereğince
yasayla Sağlık Bakanlığı’nın sürekli kurulu şeklinde düzenlenmesi gerektiği
vurgulanmıştır.
13.12.1983 günlü, 181 sayılı
Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin 2. maddesinde de, herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyal
bakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplum
sağlığını koruma ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapma,
uygulama ve uygulatma, her türlü tedbiri alma, gerekli teşkilatı kurma ve
kurdurma, bu görevlerin yerine getirilmesi için gerekli tesisleri kurma ve
işletme, meslek personelini yetiştirme görevleri Sağlık Bakanlığına
verilmiştir.
27.9.1984 günlü,
3046 sayılı Yasa’nın “Sürekli
kurullar” başlıklı 39. maddesinde, “Bakanlıklarda ve bağlı kuruluşlarda
hizmetin kurul biçiminde yürütülmesi gerektiğinde, görevleri ve teşekkül
tarzı kuruluş kanunlarında veya diğer kanunlarda gösterilmek kaydıyla
sürekli kurullar kurulabilir.” denilmiştir. Bu hükümle, bakanlıklarda
ve bağlı kuruluşlarda sürekli kurulların, kuruluş yasalarında veya diğer
yasalarda gösterilmek koşuluyla kurulabileceği belirtilmiştir. Bu açıdan,
TUK’nun 1219 sayılı Yasa’da öngörülmüş olmasının, bakanlıkların
kurulmasına, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esas ve usulleri
düzenlemeyi amaçlayan 3046 sayılı Yasa’nın bir gereği olduğu açıktır.
4.11.1981 günlü,
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 3. maddesinin (t) bendinde “Lisans Üstü: Yüksek lisans, doktora,
tıpta uzmanlık ve sanatta yeterlik eğitimini kapsar ve aşağıdaki kademelere
ayrılır.” denildikten sonra (t) bendinin (3) numaralı alt bendinde
tıpta uzmanlık, “Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülen ve tıp
doktorlarına belirli alanlarda özel yetenek ve yetki sağlamayı amaçlayan
bir yükseköğretimdir.” şeklinde tanımlanmıştır. 2547 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinde, “Sağlık
Bakanlığı tarafından düzenlenen esaslara göre yürütülme” tıpta
uzmanlığın temel bir özelliği olarak vurgulanmıştır.
Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini
sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini
gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet
vermesini düzenler.” denilerek, Devletin sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği açıkça belirtilmiştir. Sağlık
hizmetlerinde aslî bir unsur olan
hekimlerin tıpta uzmanlıklarının sağlanması Anayasa’nın 56. maddesiyle Devlete sağlık hizmetlerine dair verilen
görevler kapsamındadır.
YÖK’ün görevlerini
belirleyen Anayasa’nın 131. maddesinde TUK’nun,
YÖK’e bağlı olarak kurulacağına dair bir zorunluluk bulunmadığı gibi bu
Kurul, 1219 sayılı Yasa’nın 9. maddesinin birinci
fıkrasında belirtilen görevleri çerçevesinde tıpta uzmanlığın
koordinasyonunu sağlamakta, tıpta uzmanlık sınavını yapmamakta, uzmanlık
eğitimi de vermemektedir.
Açıklanan nedenlerle
kural, Anayasa’nın 2., 56., ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 11., 130. ve 177. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2- İkinci Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde
kuralla, tıpta uzmanlık kurulunun oluşum şeklinin, tıpta uzmanlık
eğitiminin gerektirdiği bilimsel ve idari özerkliği ortadan kaldırdığı, tıp
fakültelerine ya da Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde
eğitim verilmesinin tıpta uzmanlık eğitiminin yükseköğretim konusu olma
özelliğini değiştirmediği, orta eğitime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim ve
öğretimin üniversiteler tarafından verileceği, yükseköğretim kurumlarının
öğretimini planlama, düzenleme, yönetme, denetleme, yükseköğretim eğitim ve
bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirme ve öğretim elemanlarının
yetiştirilmesi için planlama yapmanın YÖK’ün görevleri olduğu, Sağlık
Bakanlığı'nın sağlık hizmetlerindeki aslî işlevinin tıp eğitimi olmayıp, Anayasa'da
tanımlanan sağlık kuruluşlarının tek elden planlanıp hizmet verilmesini
sağlamak ve onları bu kapsamda denetlemek olduğu, tıp eğitiminde YÖK ve
üniversitelerin, eğitim boyutu ile tıpta uzmanlık eğitiminde aslî yetkili kamu kurumları oldukları, bu nedenlerle
kuralın Anayasa’nın 2., 11., 56., 130., 131. ve
177. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 9.
maddesinin ikinci fıkrasında “Tıpta
Uzmanlık Kurulu;
a) Bakanlık Müsteşarı, ilgili genel müdür ve 1.
Hukuk Müşaviri,
b) Biri diş tabibi olmak üzere eğitim
hastanelerinden Bakanlığın seçeceği beş,
c) Dört tıp fakültesinden ve bir diş hekimliği
fakültesinden YÖK'ün seçeceği birer,
ç) Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Fakültesinin
seçeceği bir,
d) Türk Tabipleri Birliğinin seçeceği bir,
e) Türk Diş Hekimleri Birliğinin seçeceği bir,
üyeden oluşur.” denilmiştir.
Yasa’nın 9. maddesinin dördüncü fıkrasıyla, Kurula seçilecek asıl ve
yedek üyelerin uzman olmaları, ayrıca en az üç yıllık klinik veya
laboratuvar şefi ya da profesör unvanına sahip bulunmaları şartı
getirilmiştir.
İptali istenilen
kuralla, TUK’nun toplam 16 asıl üyesinden üçünün Sağlık Bakanlığı’nın
merkez teşkilatından katıldığı, diğer 13 üyenin, biri diş tabibi olmak
üzere eğitim hastanelerinden beşinin Bakanlık, dördü tıp fakültelerinden ve biri diş hekimliği fakültesinden olmak
üzere beşinin YÖK, birinin Gülhane
Askeri Tıp Akademisi ve Fakültesi, birinin Türk Tabipleri Birliği ve birinin de Türk Diş Hekimleri Birliği tarafından seçilmesinin öngörüldüğü,
bu karma yapının ağırlıklı olarak belli nitelikleri taşıyan tabiplerden
oluşturulduğu, Bakanlık merkez teşkilatından üye katılmasının da Sağlık
Bakanlığı’nın sağlık politikaları ve sağlık planlamalarını Kurulda dile
getirme amacına yönelik olduğu, tıpta uzmanlık sınavı yapmadığı ve uzmanlık
eğitimi vermediği anlaşıldığındankural, Anayasa’nın 2., 56., 130. ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın Anayasa’nın
11. ve 177. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
3- Son Fıkranın İlk Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
tıpta uzmanlık eğitimi ile ilgili bütün süreçlerin belirleneceği,
yönetmeliğin çıkarılmasında sadece Sağlık Bakanlığı ve Bakanlar Kurulu’nun
yetkili kılındığı, YÖK ve Türk Tabipleri Birliği ile Türk Diş Hekimleri
Birliğinin sürecin dışında bırakıldığı bu nedenle kuralın Anayasa’nın 2.,
11., 56., 130., 131. ve 177. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 9. maddesinin son fıkrasının ilk cümlesinde “Kurulun
çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer hususlarla ihtisas belgelerinin
alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili diğer usûl ve esaslar Sağlık
Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle
düzenlenir.” denilmiştir.
İdarenin görev
alanıyla ilgili konularda kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla sahip
olduğu yönetmelik çıkarma yetkisinin, hangi kuruluşların katkısıyla
kullanılacağı yasakoyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğundan, Kural’ın
Anayasa’nın 2., 11., 56., 130., ve 131.maddelerine
aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kuralın Anayasa’nın
177. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
28.3.2007 günlü,
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- a- 1. maddesiyle, 7.5.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık
Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek Madde 5’ine eklenen fıkraya,
b- 4. maddesiyle değiştirilen, 11.4.1928 günlü, 1219 sayılı
Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 9.
maddesinin, birinci fıkrasındaki “Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu
niteliğinde…” ibaresinin, ikinci fıkrasının ve son fıkrasının ilk
tümcesine,
yönelik iptal
istemleri, 30.12.2010 günlü, E. 2007/60, K. 2010/119 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkra, tümce ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
2- 2. maddesiyle değiştirilen, 31.12.1980 günlü, 2368 sayılı
Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun’un 2.
maddesinin son tümcesinin iptali istemi hakkında, 30.12.2010 günlü, E.
2007/60, K. 2010/119 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar
verildiğinden, bu tümceye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA
KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
30.12.2010 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VI- SONUÇ
A- 7.5.2010 günlü, 5982
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla
PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın, gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada
belirtilen karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 28.3.2007 günlü,
5614 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un:
1- 1. maddesiyle,
7.5.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek Madde
5’ine eklenen fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE,Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 2. maddesiyle değiştirilen, 31.12.1980 günlü, 2368 sayılı
Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun’un 2. maddesinin
son tümcesinin, 2368 sayılı Kanun’un,21.1.2010 günlü, 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam
Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19.
maddesinin (a) bendi ile yürürlükten kaldırılması nedeniyle, bu tümceye
ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
OYBİRLİĞİYLE,
3-4. maddesiyle
değiştirilen, 11.4.1928 günlü, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının
Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 9. maddesinin, birinci fıkrasındaki “Sağlık
Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde…” ibaresinin, ikinci fıkrasının ve
son fıkrasının ilk tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
30.12.2010 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
28.03.2007 günlü 5614 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle
07.05.1987 günlü 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 5.
maddesine eklenen fıkrada “Devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmakta olan
personel, bulundukları ilde sözleşmeli aile hekimi olarak çalışabilirler
veya ihtiyaç halinde aile hekimliği uygulamaları için
görevlendirilebilirler. Bu
personelin aile hekimliğinde geçen süreleri Devlet hizmeti yükümlülüğünden
sayılır. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde bu uygulamadan
kaynaklanan nedenlerle birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan
Devlet hizmeti yükümlüsü personelin il içinde görev yeri değiştirilebilir.”
denilmektedir.
İptali istenen fıkrada; “devlet hizmeti
yükümlülüğü”yapmakta olan
personelin bulundukları ilde aile hekimi uygulamaları için
görevlendirilebilecekleri hükme bağlanmaktadır.
Sağlık hizmetleri devlet hizmeti yükümlülüğü Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununa 21. 6. 2005 günlü 5371 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 4’ün son fıkrasında ; “Devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki
personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra edemezler.”
şeklinde düzenlenmiş olup, aynı yasanın geçici 6. maddesinde ise “Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile
tıpta uzmanlık ve yandal uzmanlık eğitimi yapmakta olanlar bu Kanunun ek
3.maddesine göre devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler” denilmektedir. Bu düzenlemelerin iptali istemiyle açılan dava
sonucunda Mahkememizce verilen E:2007-24
K:2010-113 sayılı kararda karşıoy gerekçesinde teferruatlı bir şekilde
açıklandığı gibi “itiraz konusu kuralla getirilen devlet hizmeti yapma yükümlülüğü
olağanüstü koşullardan kaynaklanan ve bunlarla sınırlı geçici bir
yükümlülük olmadığından Anayasa’nın 18. maddesi ile yasaklanan zorla
çalıştırma niteliğindedir. Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca,herkese dilediği alanda çalışma ve
sözleşme özgürlüğü tanınırken 49. madde ile çalışma herkesin hakkı ve ödevi
olarak güvenceye kavuşturulduğu, buna göre insan haklarına dayanan
demokratik hukuk devletinde kişilerin kamu ve özel sektörde çalışmak
istedikleri alanları özgür iradeleriyle belirleyebilecekleri kuşkusuz
olduğu bu nedenle devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine getirmeden mesleğini
icra etmesine izin verilmemesi, devlet hizmeti yükümlülüğünü kesintisiz
devamı için getirilen, itiraza konu kuralların Anayasa’nın 2, 18 ve
48.maddelerineaykırı olduğu”gerekçesiyle iptali gerektiği
belirtilmişti.
Dava konusu kuralda ise devlet hizmeti yükümlülüğü
yapmakta olan personelin bu kapsamda aile hekimliği uygulamalarında
görevlendirilebilecekleri düzenlenmekte olup, devlet hizmeti yükümlülüğü
konusundaki Anayasa’nın 2,18,. ve
48. maddelerine aykırılık gerekçesinin bu kural yönünden de geçerli olduğu
açıktır.
Açıklanan nedenle 28.03.2007 günlü 5614 sayılı yasa
ile 07.05.1987 günlü 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 5.
maddesine eklenen fıkranın Anayasa’nın 2, 18 ve 48. maddelerine aykırı
olduğu ve iptali gerektiği oyu ile verilen karara bu fıkra yönünden
katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|