|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2008/76
Karar Sayısı :
2010/122
Karar Günü :
30.12.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 5. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 17.7.1964 günlü, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 26. maddesinin, 20.6.1987 günlü, 3395 sayılı
Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 13., 49. ve 60. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davalı şirkete ait işyerinde meydana gelen iş
kazası nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunca sigortalıya bağlanan gelir,
ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ve yapılan hastane masrafları sonucunda
ortaya çıkan Kurum zararı için davalı şirket aleyhine açılan rücuan tazminat davasında, itiraz konusu kuralın
Anayasaya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptal istemiyle
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Mahkememizde görülmekte bulunan davada; Davacı
SSK’nın rücuan tazminat talebine karşı, davalı
taraf vekilince Anayasaya aykırılık iddiasında bulunuldu; 506 SK.’nun 26. maddesinin Anayasanın değişik maddelerine
aykırı olduğunu ileri sürdü. Mahkememizce bu aykırılık iddiası ciddi
bulundu.
Anayasal düzende, çalışma hayatımız da birçok
kanunla düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanun da bunlardan birisidir.
506 sayılı Kanunda; çalışanların ne şekilde SSK’ya
tabi olacakları ve primlerin nasıl ödeneceği de düzenlenmiştir. Primlerin
bir kısmı işçi tarafından, bir kısmı da işverenler tarafından ödeniyor.
İşverenlerden prim kesilmesinin amacı; işçinin
başına gelebilecek bir iş kazası durumunda, işçinin iyileşmesine ve işe
başlamasına kadar, işçinin bakımının SSK tarafından yaptırılması, işçinin
geçimi için gerekli maddi giderlerin SSK tarafından karşılanması çalışamayacak
durumda olanların ise sürekli maluliyet nedeniyle, aylık bağlanarak geçimlerinin
sağlanmasıdır. Görüldüğü gibi işveren burada işçi için bir prim
ödemektedir.
Ancak hukuk sistemimizde; anlaşılmaz bir şekilde,
iş kazası geçiren işçiye SSK tarafından gerekli yardımlar yapıldıktan
sonra; SSK işçi için yaptığı masrafları işverenden işverenin iş kazasındaki
kusuru oranında rücuan istemektedir. Senelerce işverenler,
SSK karşısında PSD’lerin artışları nedeniyle
mağdur edildiler. Nihayet Anayasa Mahkememizin bir konudaki, yerinde kararı
ile, bu işkenceye son verildi. Ancak halen rücuan tazminat davaları ile yine işverenler mağdur
ediliyor. Yüzlerce işçinin ekmek yediği devasa fabrikalar rücuan tazminatlar nedeniyle, büyük tazminatlar ödemek
zorunda bırakılıyor. Tabir-i diğerle fabrikalara incir ağacı dikiliyor. Bir
iş kazası nedeniyle fabrikalar kapanıyor. Çalışan işçiler de işlerinden
oluyorlar. Kaldı ki; rücu davaları ile işverenden
alınan tazminatlar, bir mükerrer ödemeden başka bir şey de değildir.
İşverenlerin mağduriyetlerinin önlenmesi, dolayısı
ile diğer işçileri de korumak anlamına gelebileceği gibi, mükerrer ödemeyi
de engelleyecektir kanaatinde olduğumuz için; 506 SK.’nun
26. maddesine dayalı rücuan tazminat davalarının
Anayasaya aykırı olduğuna karar verilmesi gerekir. Görüşümüz budur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun iptali istenilen
fıkrayı da içeren 26. maddesi şöyledir:
“(Değişik birinci fıkra: 20/06/1987 – 3395/2 md.) İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya
işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile
ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir
hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine
yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin
tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci
maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (…)
Kurumca işverene ödettirilir. (Ek cümle: 29/07/2003 – 4958/28 md.) İşçi ve işveren
sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
İş kazası veya meslek hastalığı, 3 üncü birkişinin
kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları
yapılmakla beraber zarara sebep olan 3 üncü kişilere ve şayet kusuru varsa
bunları çalıştıranlara borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu
edilir.
(Ek: 24/10/1983 – 2934/3 md.) Ancak; iş
kazası veya meslek hastalıkları sonucu ölümlerde bu Kanun uyarınca hak
sahiplerine yapılacak her türlü yardım ve ödemeler için, iş kazası veya
meslek hastalığının meydana gelmesinde kasdı veya
kusuru bulunup da aynı iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen
sigortalının hak sahiplerine Kurumca rücu
edilemez.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Başvuru kararında Anayasanın 2.,
5., 10., 11., 13., 49. ve 60. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, Ali GÜZEL, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Serruh KALELİ’nin
katılımlarıyla 5.8.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
1-
Kuralın Anlam ve Kapsamı
506 sayılı Yasanın 26. maddesinin
itiraz konusu 1. fıkrasında, “İş
kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma
ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine
aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa,
Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride
yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir
bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede
belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (…)Kurumca
işverene ödettirilir. İşçi ve işveren
sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.” kuralına yer verilmiştir.
Hizmet akdi ile bir işverene
bağlı olarak çalışırken iş kazası geçiren veya meslek hastalığına maruz
kalan sigortalı, bundan dolayı meslekte kazanma gücünün en az % 10 veya
daha fazlasını yitirecek şekilde bedence veya ruhça bir arızaya uğradığı
takdirde, 506 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca kendisine veya hak
sahiplerine Kurumca gelir bağlanır. Buna karşılık, sorumluların haksız fiili sebebiyle, bir zarara
uğrayan Kurumun, 26. madde gereğince bu zararı işverenden geri almaya hakkı
vardır. Bu çerçevede, iş kazası veya meslek hastalığı,
işverenin kastı veya işçi sağlığı ve işgüvenliği
ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bir davranışı veyahut suç sayılabilir
bir eylemi sonucu olmuşsa, Kurum, sigortalıya veya hak sahibi yakınlarına
yaptığı ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı
ile gelir bağlanmışsa bu gelirlerin sermaye değerleri toplamını işverenden
geri alma hakkına sahiptir.
İşverenin 26. maddeye göre sorumluluğu, maddede
açıkça sayılan kusur halleriyle sınırlıdır. Bunlar işverenin kastı, işçi
sağlığı ve iş güvenliği hükümlerine aykırılığı veya suç sayılır nitelikteki
hareketidir. İş kazası veya meslek hastalığının,
kaçınılmazlık veya işverenin %100 kusursuz olması gibi, maddede sayılan bu
hallerin dışında kalan bir sebeple meydana gelmiş olması halinde, kurumun
yasal işlevini yerine getirerek, Yasada öngörülen yardımları sigortalıya
sağlayacağı kuşkusuz ise de, maddenin öngördüğü kusur şartı gerçekleşmediği
için, yapılan yardımlar dolayısıyla doğan zararı işverenden rücuan istemesine yasal olarak imkân bulunmamaktadır. Çünkü
26. maddede düzenlenen, bir kusur sorumluluğudur. Eğer işverenin hiçbir
kusuru yok ise Kurumun işverene rücuu söz konusu
olmaz. Kurum işverene kusuru oranında başvurabilir. Burada sigortalının müterafik kusuru işverenin kusur oranında ve tazminat
miktarında indirim nedeni sayılır.
Maddenin birinci fıkrası işverenin sorumluluğunu,
ikinci fıkrası ise üçüncü kişinin sorumluluğunu düzenlemektedir. İtiraz
başvurusu, maddenin sadece birinci fıkrası ile ilgilidir. Birinci fıkraya
göre Sosyal Sigortalar Kurumu, kurumca yapılan giderler ile bağlanan
gelirin sermaye değerini talep edebilir. Gider kavramı sigortalıya yapılan
tedavi ve geçici iş göremezlik ödeneği harcamalarını; gelir kavramı ise
Kanunun 19. maddesine göre sigortalı veya hak sahiplerine geçimlerini
sağlamak üzere her ay ödenecek belirli bir parayı ifade eder.
2-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
İtiraz başvurusunda; iş kazalarıyla meslek
hastalıkları sigortası priminin tamamının işverenler tarafından ödendiği;
alınan bu primlerin SSK tarafından işletildiği ve bu suretle sigortalıya
yapılacak yardımlar için bir fon oluşturulduğu, buna karşılık rücuan tazminat taleplerinde sanki bu primler hiç
ödenmemiş gibi işlem yapılmakta olduğu, bu nedenle işveren tarafından
ödenen primlerin anlamsız hale geldiği ve bu durumun SSK’nun
sebepsiz zenginleşmesine yol açtığı, oysa sigortanın temel prensibi
uyarınca, sigortalının sigortacıya ödeyeceği belli bir prim karşılığında
birtakım rizikoların neden olacağı zararın sigortacı tarafından
karşılanması gerektiği; itiraz konusu kural nedeniyle SSK tarafından açılan
rücu davaları sonucunda işverenlerin son derece
yüksek tazminatlar ödemek zorunda kaldıkları, bu nedenle kapanan
işyerlerinin bulunduğu, işyerlerinin kapanmasının işçilerin de işsiz
kalması anlamına geldiği; bu uygulamanın genel anlamda sigorta mantığı ile
açıklanamayacağı, çünkü priminin tamamı işverence karşılanan iş kazası ve
meslek hastalığı sigortasının, sigorta kavramına uygun olarak kasıt ve suç
unsurları dışındaki bütün riskleri karşılaması gerektiği; itiraz konusu
kural benzeri bir düzenlemenin olmaması halinde işverenlerin, “nasıl olsa sigorta primini ödüyorum,
kaza olursa da SSK işçinin tazminatını öder…”rahatlığı içinde gerekli işgüvenliği tedbirlerini almakta isteksiz
davranacakları yönündeki görüşün bir “peşin hüküm” içerdiği, oysa dünyada
ekonomik, teknolojik ve sosyal alanlarda çok önemli değişimlerin yaşandığı,
bu bağlamda işverenlerin de zihniyetlerinde olumlu yönde değişmeler olduğu,
işçinin kaza geçirmesinin işverenin de aleyhine olduğu, çünkü bu durumun
işverenin üretimini ve verimliliğini düşürdüğü, bu nedenle de işverenlerin,
gerekli önlemleri almakta isteksiz davranacaklarını söylemenin doğru
olmayacağı belirtilerek, kuralın Anayasanın 2.,
5., 10., 11., 13., 49. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “… demokratik,
laik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde ise
“… kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak” devletin temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır. Anayasanın 49. maddesinde “Çalışma,
herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini
yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri
korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir
ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”
denilmiş, 60. maddesinde ise “Herkes,
sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükmüne yer verilmiştir.
İşçinin sağlığının ve hayat hakkının korunması
öncelikli bir hedeftir. İtiraz konusu kural da, işçi sağlığı ve işgüvenliğine ilişkin gerekli tedbirlerin alınmasını
işverene bir görev olarak yüklemektedir. Bu çerçevede, işveren, gerekli
tedbirleri almadığı takdirde Kuruma karşı önemli miktarlarda tazminat
ödemek durumunda kalacağından, daha az maliyetli olan işgüvenliği
tedbirlerini almak mecburiyetini hissedecek ve sonuç itibariyle en önemli
değer olan insanın sağlığı ve yaşama hakkı bu yolla daha etkili bir şekilde
korunmuş olacaktır. Bu noktada, iş güvenliği tedbirlerini almayan işverene
idari yaptırımların uygulanacak olması veya iş kazası ya da meslek
hastalığının meydana gelmesinde kusurunun bulunması halinde işverenin cezai
yaptırımlara uğrayacak olması yeterli görülmemiş ve yasa koyucu tazminat
yaptırımını da sisteme dahil etmek ihtiyacını
duymuştur. İlgili yasalarda öngörülen idari ve cezaî yaptırımlara rağmen
ülkemizde süregelmekte olan iş kazalarının ağır bireysel ve toplumsal
sonuçlarının yasa koyucuyu bu yönde düzenlemeler yapmaya ve bunları
muhafaza etmeye sevkettiği anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında ifade
edildiği üzere; 506 sayılı Yasası’nın 26. maddesinin itiraz konusu birinci
fıkrasında Sosyal Sigortalar Kurumu’nun zarar sorumlusu işverene rücu edebilmesi için, zararın işverenin işçi sağlığı ve
işgüvenliği kurallarına aykırı davranışı sonucu
doğmuş olması koşulu aranmaktadır. Böylece, işveren, işçi sağlığı ve işgüvenliğini duyarlıkla koruma durumunda tutularak,
işçilerin hayatlarına ya da sağlıklarına zarar gelmesini engelleyen
önlemleri almaya zorlanmaktadır.
Kimi işverenlerin ceza
yaptırımları karşısında yeterince duyarlı davranmayıp işçi sağlığı ve işgüvenliğine ilişkin ilkel önlemleri bile savsakladıkları,
ilgili yönetimlerce yapılan denetimlerin bu konuda etkili olmadığı gerçeği gözönüne alındığında incelenen kuralın, işçilerin
sağlığının etkili ve sonuç alıcı biçimde korunması amacını gerçekleştirmeye
yönelik olması bakımından, Anayasa’nın yukarıda anılan maddeleriyle uyum
içinde olduğu açıktır.
İtiraz konusu kuralda, iş kazası ve meslek
hastalığı sigortası sebebiyle işverene yüklenen mali sorumluluklar ile
işçinin can güvenliği ve sağlığının korunması arasındaki olması gereken
dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasanın 2., 5., 49. ve 60. maddelerine aykırı değildir; iptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasanın 10., 11. ve 13. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin
ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 17.7.1964
günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 26. maddesinin, 20.6.1987
günlü, 3395 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
30.12.2010 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|