|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2009/21
Karar Sayısı:
2011/16
Karar Günü: 13.1.2011
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul İkinci Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun,
22.7.1998 günlü, 4369 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen Mükerrer
355. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2.,
10., 13., 38. ve 125. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Gelir ve
katma değer vergilerine ilişkin beyannamelerin süresinden sonra elektronik
ortamda verilmesi nedeniyle kesilen usulsüzlük ve özel usulsüzlük
cezalarının iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ‘hukuk devleti’ olduğu
Anayasa’nın 2. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Maddeye göre, ‘Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir’
şeklinde hüküm yer almaktadır.
Anayasa’nın bu hükmünden de
anlaşılacağı üzere 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyetinin ‘hukuk devleti’ olduğu
saptamasında bulunmuş, ancak ‘hukuk devleti’ kavramını açıklamamış hatta
gereklerinin neler olduğuna değinmemiştir.
Hukuk devleti kavramından ne
anlaşılması gerektiğine Anayasa Mahkemesi kararları ile açıklık
getirilmiştir.
Nitekim, Yüksek
Mahkeme bir kararında hukuk devletini; ‘... bütün işlem ve
eylemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek
sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa
özen gösteren, yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun
da uymak zorunda olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu
bilincinde olan devlettir...’ olarak tanımlamıştır
(22.7.2008 günlü, E. 2008/64, K.2008/129 sayılı karar).
Yüksek Mahkeme bu kararında ‘hukuk
devleti’ni tanımlamaktan çok hukuk devletinin niteliklerine yer vermiş,
hukuk devletinin niteliklerinin neler olduğu hususunu, diğer kararlarında
da olduğu gibi, hukuk devletine atıf yaparken kullanmış bazen de bu
niteliklere yenilerini eklemiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
‘Bilgi Vermekten Çekinenler İle 256, 257 ve Mükerrer 257 nci Madde Hükmüne
Uymayanlar İçin Ceza’ başlıklı mükerrer 355. maddesinde, bu Kanunun 86,
148, 149, 150, 256 ve 257 nci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile
mükerrer 257 nci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu
idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler
dâhil); 1. Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında
100.000.000 lira, (378 Sıra No.lu V.U.K
Genel Tebliği ile 1.1.2008’den itibaren 1.490-TL) 2. İkinci
sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit
edilenler hakkında 50.000.000 lira, (378 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile
1.1.2008’den itibaren 680-TL) 3. Yukarıdaki bentlerde yazılı bulunanlar
dışında kalanlar hakkında 25.000.000 lira, (378 Sıra No.lu V.U.K Genel
Tebliği ile 1.1.2008’den itibaren 320-TL) özel usulsüzlük cezası kesileceği
düzenlenmiş elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması
halinde özel usulsüzlük cezası kesilmesini öngören 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin son fıkrası ile özel usulsüzlük
cezasının beyannamenin kanuni sürenin sonundan başlayarak elektronik
ortamda 15 gün içinde verilmesi halinde 1/4 oranında, bu sürenin dolmasını
takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise 1/2 oranında uygulanacağı
kurala bağlanarak üç ayrı idari ihlal hali için üç ayrı özel usulsüzlük
cezası kurala bağlanmıştır.
Buna göre, beyannamenin kanuni
süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 15 gün içinde verilmesi
halinde öngörülen idari cezanın1/4’ü
olan 372,50 TL özel usulsüzlük cezası, bu sürenin dolmasını takip eden 15
gün içinde verilmesi halinde ise 1/2’siolan 745,00 TL özel usulsüzlük cezası
uygulanacaktır.
Kanunun özel usulsüzlük cezası
öngördüğü ihlal fiilleri arasında kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik
ortamda 15 gün içinde (yasal beyanname verme süresinden sonraki 15. gün
içinde) beyanname verilmesi ile bu süreyi takip eden ikinci 15 gün içinde
(yasal beyanname verme süresinden sonraki 30. gün içinde) verilmesi hali dışında,
uyuşmazlık konusu olayda olduğu gibi, elektronik ortamda beyannamenin 213
sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin son fıkrasında
düzenlenen sürelerden (yasal beyanname verme süresini izleyen 30. günden)
sonra verilmesi hali anılan fıkra hükmünde düzenlenmiş olmadığından, anılan
Kanunun ‘Usulsüzlük Dereceleri ve Cezaları’ başlıklı 352. maddesinin ‘I
inci derece usulsüzlükler’ başlıklı 1. bendi gereğince, (vergi ve harç
beyannamelerinin süresinde erilmemiş olması halinin 1 inci derece usulsüzlük
oluşturacağını düzenleyen madde) sermaye şirketleri dışında kalan birinci
sınıf tüccar ve serbest meslek erbabı mükellefler için, 50,00 TL I inci
derece usulsüz cezası uygulanması gerekecektir.
Uyuşmazlıkta davalı idarece her ne
kadar davacı (...) adına 2007/12 dönemi katma değer vergisi, 2007/10-12
dönemi gelir stopaj vergisi, 2007/10-12 gelir geçici vergi, 2007 takvim
yılı gelir vergisi beyannameleri ile 2008/1, 2, 3 dönemlerine ilişkin katma
değer vergisi ile 2008/1-3 dönemi gelir (stopaj) vergisi beyannamelerini
süresinden sonra Internet ortamında vermiş olduğundan bahisle 213 sayılı
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
ceza uygulanmışsa da ‘Suç ve Cezalara İlişkinEsaslar’ başlıklı Anayasa’nın 38.
maddesinin birinci fıkrasında, ‘Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez’ denilmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin
11., İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin 7.
maddelerine göre, hiç kimse işlendikleri sırada millî veya milletlerarası
hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm
edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli
bir ceza verilemez.
Türk Ceza Kanunu’nun 1. maddesinin
birinci fıkrasında, ‘Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için
kimseye ceza verilmez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de
kimse cezalandırılamaz.’; 2. maddesinde ise ‘İşlendiği zamanın kanununa
göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez,
işlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir
fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hüküm
olunmuşsa icrası ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. Bir cürüm veya
kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşir olunan kanunun
hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz
olunur’ denilerek evrensel ilkelere koşut genel hükümler konulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin 7.6.1999 günlü,
E.1999/10, K.1999/22 sayılı kararında da bahsedildiği üzere, Anayasa’ya ve
Türk Ceza Kanunu’na göre suçların kanunla belirlenmesi ‘suçta kanunîlik’,
cezaların da kanunda gösterilmesi ‘cezada kanunilik’ ilkesini
oluşturmaktadır. ‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ kuralı çağdaş hukukun
vazgeçilmez temel ilkelerinden biridir. Bu ilkelerle kişilerin yasak
eylemleri önceden bilmeleri sağlanmakta, temel hak ve özgürlükler güvence altına
alınmaktadır.
Yasama organı kamu düzeninin korunması
için ceza hukuku alanında düzenleme yaparken, anayasal sınırlar içinde
hareket etmek ve ceza hukukunun genel ilkelerine bağlı kalmak zorundadır.
Suç işleyenin suçu işlediği tarihte ne kadar ceza ile karşılaşacağını
bilmesi gerekir. Daha sonra cezanın azaltılması durumu hariç, herkes suçu
işlediği günde yürürlükte olan kurala göre cezalandırılır. Bu, kişiler için
Anayasa ile teminat altına alınmış bir haktır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasının açık bir düzenleme içermemesi
nedeniyle yasal beyanname verme süresini izleyen 30. günden sonra
elektronik ortamda beyanname verenlere de özel usulsüzlük cezası kesilmesi
uygulamada idarenin (dava konusu olayda olduğu gibi) kıyas yoluyla ceza
takdir etmesi gibi hukukun temel ilkelerine aykırı sonuçların doğmasına yol
açtığı gibi, farklı uygulamalara ve farklı kararların verilmesine de sebep
olmaktadır.
İtiraz konusu kural, para cezasının
belirlenmesine ilişkin olduğundan bunun suç ve cezadaki yasallık ilkesi gereği
objektiflik ve genellik esaslarına göre kesin ve açık bir biçimde
düzenlenmesi gerekmektedir. Dava konusu olayda, davalı idarece davacı adına
‘Bilgi Vermekten Çekinenler ile 256, 257 ve Mükerrer 257 nci Madde Hükmüne
Uymayanlar İçin Ceza’ başlıklı mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrası
uyarınca ceza uygulanmışsa da anılan fıkra hükmünde elektronik ortamda
beyanname verilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası kesileceğine ilişkin
bir düzenleme bulunmamaktadır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan
belirlilik ilkesi, yani, suç tanımlarında esnek ve yoruma yer veren
ifadeler kullanılmasını yasaklayan ilke, kanunsuz suç ve ceza olmaz
ilkesinin vazgeçilmez tamamlayıcısıdır. İdarenin keyfi davranmasını önleyen
bu ilkenin idari yaptırımlarda da geçerli kılınması, hukuk devleti
iddiasındaki her ülke için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Aynı şekilde,
yasallık ilkesinin doğal bir sonucu olarak, kıyas yoluyla yeni bir suç
öngörülemeyeceği gibi, idari yaptırımı gerektiren davranışlar da kıyas
yoluyla uygulanamayacaktır.
Bu nedenlerle, itiraz konusu fıkra
Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan, Anayasa’nın 3.10.2001
günlü, 4709 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 13. maddesinde düzenlenmiş
olup, hukuk devletinin zorunlu bir sonucu olarak nitelendirilen ölçülülük
ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinde kullandığı imkân, araç ve ölçülerin,
idarenin bu davranışı ile elde etmek istediği sonuçlara uyarlanmasını ifade
etmektedir. Eşitlik ve ölçülülük arasında bir köprü oluşturan orantılılık
ilkesinin hukukun genel ilkeleri arasında olduğu ve hukuk devletinin bir
sonucu olarak uygulandığı hem uygulamada hem de öğreti de ifade
edilmektedir. Yasayla getirilen sınırlamalarda ölçülülük ilkesine uyulması
Anayasal bir zorunluluk oluşturmaktadır.
İdari yaptırımlar alanında da idari
düzeni ihlal fiili ile verilen ceza arasında adalet ve hakkaniyet
ilkelerine uygun bir nispet bulunması, doğan zararın genişliği ile orantılı
bir yaptırımın uygulanması gerekmekte, hukuka aykırı eylemle yaptırım
arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygunluk aranmaktadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
mükerrer 355. maddesinin son fıkrasında öngörülen sürelerde beyanname
verenler için düzenlenen cezalar (372,50 TL ile 745,00 TL özel usulsüzlük
cezası) ile mükerrer 355. maddenin son fıkrasında düzenlenmiş olan
sürelerden sonra beyannamesini elektronik ortamda verenlere öngörülen
cezalar (80,00 TL ile 50,00 TL usulsüzlük
cezası) arasında çok açık bir orantısızlık hali olduğu gibi, bu durum
Anayasal bir ilke olan eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmakta, vergi
kanunları ile getirilmiş olan yükümlülüklere uyma, ödevlerini yerine
getirme konusunda özenli davranan mükelleflerin daha ağır bir ceza ile
cezalandırılmaları sonucunu doğurmaktadır. Beyannamesini beyannamenin
kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 15 gün içinde veren
mükelleflere öngörülen idari para cezası 372,50 TL, bu sürenin dolmasını
takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise 745,00 TL özel usulsüzlük
cezası olduğu halde, elektronik ortamda beyannamesini 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinin son fıkrasında düzenlenen sürelerden
(yasal beyanname verme süresini izleyen 30. günden) sonra veren
mükelleflere öngörülen ceza 50,00 TL usulsüzlük cezası olmaktadır.
Bu durum Anayasal bir ilke olan
ölçülülük ilkesine açık aykırılık oluşturmaktadır.
Yüksek Mahkeme’nin vurguladığı üzere,
eşitlik ilkesi kanunların genelliğinin teminatıdır. Nitekim, Anayasanın 10.
maddesine göre;‘Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye,
aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz’.
Hukuk devleti hukukun üstünlüğü temeli
üzerine kurulmuştur. Bu nedenle her türlü ayrıcalığı reddeder. Anayasa
Mahkemesi pek çok kararında kanun önünde eşitlik kavramına değinmiş ve bu
konuyu açıklamıştır. Yüksek Mahkeme bir kararında konu hakkında şu kararı
vermiştir:
‘...yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur.Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
önlenmiştir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kurallarıveuygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez...’ (22.7.2008 günlü,E.2008/64, K. 2008/129 sayılı karar)
Yüksek Mahkeme’nin kararından da
anlaşılacağı üzere, aynı şartlar ve özdeş durumlar aynı kanuna tabi
tutulmalıdır. Eğer farklı bir durum varsa başka bir ifade ile kişinin kanun
kapsamına dâhil edilmemesi haklı bir nedene dayanıyorsa veya konumu itibariyle
kanun kapsamına girmiyorsa düzenlenen bir kanundan yararlanamaması
Anayasayı ihlal anlamına gelmemektedir. Çünkü eşitliğe aykırı olan husus,
aynı statüde bulunan kişilerden birinin haklı bir neden olmaksızın kanun
kapsamından yararlandırılmaması ve yararlandırılmasıdır.
Dolayısıyla ‘yatay eşitlik’ anlayışı
gereği olarak Yüksek Mahkeme’nin anladığı anlamda ‘eşitlik ilkesi’ mutlak
bir eşitlik anlayışı değildir.
Uyuşmazlık konusu olayda ‘yatay
eşitlik’ anlayışına aykırı olan husus, aynı statüde bulunan mükellefler
arasında aynı idari ihlal fiili için farklı cezaların öngörülmüş olmasıdır.
Bu durum da, Yüksek Mahkeme içtihatlarına aykırı bir durumun varlığına
işaret etmektedir.
SONUÇ
Üstte yer verilen gerekçeler veri
alındığında uyuşmazlıkta uygulanacak Yasa maddesi olan itiraz konusu 213
sayılı Vergi Usul Kanunu’nun ‘Bilgi Vermekten Çekinenler ile 256, 257 ve
Mükerrer 257 nci Madde Hükmüne Uymayanlar İçin Ceza’ başlıklı mükerrer 355.
maddesinin, birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 13., 38. ve 125. maddelerine
aykırı olduğu kanaatine varılarak konunun incelenmesi için dosyadaki
belgelerin onaylı örneklerinin yer aldığı dosyanın Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı’na gönderilmesine, 29.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun,
22.7.1998 günlü, 4369 sayılı Yasa’nın 13. maddesiyle değiştirilen ve itiraz
konusu kuralı içeren mükerrer 355. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257 nci
maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257 nci
madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu idare ve
müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dâhil);
1. Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek
erbabı hakkında 1.000 (1.070 TL)Türk
Lirası,
2. İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler
ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 500 (530 TL) Türk Lirası,
3. Yukarıdaki bentlerde yazılı bulunanlar dışında
kalanlar hakkında 250 (260 TL)
Türk Lirası,
Özel
usulsüzlük cezası kesilir.
Bu hükmün
uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili
olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede
cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve
belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde
ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması
cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesi şarttır. (Ek cümle:
16.6.2009–5904/22 md.) Ancak, bu
ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye
Bakanlığınca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması halinde,
ilgililere ayrıca yazılı olarak bildirilme şartı aranmaz.
Özel usulsüzlük cezası
kesilmesine rağmen mecburiyetleri yerine getirmeyenlere yeniden süre
verilerek bu mecburiyetleri yerine getirmeleri tebliğ olunur. Verilen
sürede bu mecburiyetlerin yerine getirilmemesi halinde yukarıda yazılı özel
usulsüzlük cezaları bir kat artırılarak uygulanır.
(Ek fıkra: 16.7.2004–5228/10
md.) Tahsilât ve ödemelerini banka,
benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle
tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem
için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu
tutarın % 5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir. Bu şekilde ceza
kesilen mükellefler hakkında üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz. (Ek cümle: 23.7.2010–6009/12 md.) Ancak, bu fıkra uyarınca bir takvim yılı içinde
kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı 770.000 TL (800.000)’yi
geçemez.
(Ek
fıkra: 3.7.2005–5398/23 md.) Elektronik ortamda beyanname verilmesi mecburiyetine uyulmaması
halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası, beyannamenin kanuni
süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 30 gün içinde verilmesi
halinde 1/10 oranında, bu sürenin dolmasını takip eden 30 gün içinde
verilmesi halinde ise 1/5 oranında uygulanır.
(Ek fıkra: 16.6.2009–5904/22 md.) Elektronik
ortamda verilme zorunluluğu getirilen bildirim veya formlara ilişkin olarak
süresinden sonra düzeltme amacıyla verilen bildirim ve formların,
belirlenen sürelerin sonundan itibaren 10 gün içinde verilmesi halinde özel
usulsüzlük cezası kesilmez, takip eden 15 gün içinde verilmesi halinde ise
kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası 1/5 oranında uygulanır.
(Ek
fıkra: 16.6.2009–5904/22 md.) Elektronik
ortamda beyanname ile bildirim ve form verme mecburiyetine uymayanlara bu
maddeye göre ceza kesilmesi halinde, 352 nci
maddenin birinci derece usulsüzlüklerle ilgili (1) numaralı bendi ile
ikinci derece usulsüzlüklerle ilgili (7) numaralı bendi uyarınca ayrıca
ceza kesilmez.”
B- İlgili Görülen Yasa Kuralı
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
mükerrer 257. maddesi şöyledir:
“Maliye Bakanlığı;
1. Mükellef ve meslek grupları
itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, bu Kanuna göre
tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya
düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva
etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli
karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya
dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere
tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna
göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi
zorunluluğunu kaldırmaya,
2. Mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilât ve
ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince
düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye ve bu
zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını
belirlemeye,
3. Tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt
ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt
araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin
vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve
kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya Muhafaza etmekle
görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda
uygulama usul ve esaslarını belirlemeye,
4. (Değişik:
16.7.2004–5228/8 md.) Bu Kanunun 149 uncu maddesine göre
devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi
beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik
araçları konulmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü
elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve
bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak
gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye,
beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve
standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu
zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve
faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı
uygulatmaya, (Ek ibare: 3.7.2005 –
5398/23 md.) kanuni
süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen
beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameleri
mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname
gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ
etmeye ve buna ilişkin usul ve esasları belirlemeye,
5. Vergi kanunlarının uygulanmasıyla ilgili olarak
levha kullandırma ve asma zorunluluğu getirmeye ve kaldırmaya,
6. (Ek:
3.7.2005 – 5398/23 md.) Vergi güvenliğini sağlamak amacıyla
niteliklerini belirleyip onayladığı elektrikli, elektronik, manyetik ve
benzeri cihazlar ve sistemleri kullandırmaya, bu cihaz ve sistemler
vasıtasıyla bandrol, pul, barkod,
halogram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket
ve işaretlerin kullanılmasına ilişkin zorunluluk getirmeye, uygulamaya ait
usul ve esasları belirlemeye,
Yetkilidir.
(Değişik:
21.1.1983 – 2791/5 md.) Bu Kanuna göre
düzenlenecek belgelerle bunlara ek olarak düzenlenecek belgelerin, üçüncü
şahıslara basım ve dağıtım işlerinin yaptırılması ile ilgili şekil, şart,
usul ve esaslar ve bunlara uyulmaması halinde uygulanacak cezai şartlar
Maliye Bakanlığınca hazırlanacak ve Resmi Gazete’de yayınlanacak
yönetmelikle belirlenir.
(Ek:
24.6.1994 – 4008/7 md.) Maliye
Bakanlığı, birinci fıkrada yazılı belge tasdik işlemini; noterlere, kanunla
kurulmuş mesleki kuruluşlara veya uygun göreceği diğer mercilere
yaptırmaya, ticari kazançları (basit usulde) tespit edilen gelir vergisi
mükelleflerine özel bir defter tutturmaya ve bu konulara ilişkin diğer usul
ve esasları belirlemeye yetkilidir.
(Ek fıkra:
16.7.2004–5228/8 md.) Birinci fıkranın
(4) numaralı bendi uyarınca Maliye Bakanlığının beyanname ve bildirimlerin
yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi
hususunda izin vermesi veya zorunluluk getirmesi halinde, (mükellef veya
vergi sorumlusu ile gönderme işini yapacak kişiler arasında özel sözleşme
düzenlenmek kaydıyla) elektronik ortamda gönderilen beyanname ve
bildirimler, mükellef veya vergi sorumlusu tarafından verilmiş addolunur.
(Ek fıkra: 3.7.2005 –
5398/23 md.) Kanuni süresi geçtikten
sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannamelerin
elektronik ortamda gönderilmesi üzerine elektronik ortamda düzenlenen
tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameler mükellef, vergi sorumlusu veya bunların
elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel
kişiye elektronik ortamda iletilir. Bu ileti tahakkuk fişi ve/veya
ihbarnamenin muhatabına tebliği yerine geçer.”
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10., 13.,
38. ve 125. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, 7.5.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
V- SINIRLAMA
SORUNU
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz
yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa
kuralları ile sınırlı tutulmuştur.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 213 sayılı Yasa’nın
mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığını ileri
sürerek iptalini istemiştir.
Mükerrer 355. maddenin birinci fıkrasında,213 sayılı Yasa’nın86., 148., 149.,
150., 256. ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257.
madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek özel
usulsüzlük cezaları belirlenmiştir. Fıkrada geçen söz
konusu maddelerden; 86. madde, zirai kazançlar il ve merkez komisyonlarının
bilgi isteme ve inceleme yetkilerini, 148. madde, Maliye Bakanlığı ve vergi
incelemeye yetkili olanlara bilgi verilmesini, 149. madde, devamlı bilgi
verilmesini, 150. madde, ölüm olayları ve intikallerin bildirilmesini, 256.
madde, defter ve belgelerle diğer kayıtların ibrazı mecburiyetini, 257.
madde, muhafaza ve ibrazla ilgili diğer ödevleri, mükerrer 257. madde ise
Maliye Bakanlığına verilen yetkileri ve bu yetkilere ilişkin usul ve
esasları kapsamaktadır.
Bakılmakta olan dava, gelir ve katma değer
vergilerine ilişkin beyannamelerin süresinden sonra elektronik ortamda
verildiğinden bahisle kesilen usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının
iptali istemiyle açılmıştır. Cezalar, 213 sayılı Yasa’nın, usulsüzlük
yönünden 352. maddesine, özel usulsüzlük yönünden ise mükerrer 257.
maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendindeki, beyannamelerin
elektronik ortamda verilme zorunluluğuna dayandırılmıştır. Dava bu
cezaların kaldırılması istemine ilişkin olduğundan davanın fıkrada yer alan
diğer maddelerle ilgisi bulunmamaktadır.
Bu nedenle, 4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 22.7.1998 günlü, 4369 sayılı Yasa’nın 13. maddesiyle
değiştirilen mükerrer 355.maddesinin birinci fıkrasına ilişkin esas incelemenin, aynı Yasa’nın
mükerrer 257. maddesi yönünden yapılmasına, 7.5.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kuralın Anlam ve Kapsamı
213 sayılı Yasa’nın mükerrer 355. maddesinde, aynı
Yasa’nın 86., 148., 149., 150.,256., ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar
ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara
kesilecek özel usulsüzlük cezalarına yer verilmiştir.
Mükerrer 257. maddede, Maliye Bakanlığı’na çeşitli
konularda, izin verme veya zorunluluk getirme ve kaldırma, kapsam belirleme,
değişiklik yapma, ilave belge ve defter yükümlülüğü getirme, tebliğ etme,
kullandırma, usul ve esasları tespit etme yetkisi verilmiştir. Ayrıca bu
Kanuna göre düzenlenecek belgelerle bunlara ek olarak düzenlenecek
belgelerin, üçüncü şahıslara basım ve dağıtım işlerinin yaptırılması ile
ilgili şekil, şart, usul ve esaslar ile bunlara uyulmaması halinde
uygulanacak cezai şartların, Maliye Bakanlığı’nca hazırlanacak ve Resmi
Gazete’de yayımlanacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmüştür. Maliye
Bakanlığı, maddenin birinci fıkrasında yazılı belge tasdik işlemini;
noterlere, kanunla kurulmuş mesleki kuruluşlara veya uygun göreceği diğer
mercilere yaptırmaya, ticari kazançları basit usulde tespit edilen gelir
vergisi mükelleflerine özel bir defter tutturmaya ve bu konulara ilişkin
diğer usul ve esasları belirlemeye de yetkili kılınmıştır. Aynı maddeye
göre, yasal süresi geçtikten sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli
olarak verilen beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesi üzerine bu
ortamda düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameler mükellef, vergi
sorumlusu veya bunların elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi
verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda iletilecektir.
Maliye Bakanlığı, verilen yetkileri Vergi
Usul Kanunu Genel Tebliğleri,Uygulama İç Genelgeleri ve Sirkülerlerle kullanmaktadır.
213 sayılı Yasa’nın mükerrer 355. maddesinin itiraz
konusu birinci fıkrasında, mükerrer 257. madde uyarınca getirilen
zorunluluklara uymayan, kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini
yerine getirmeyen yöneticiler dâhil, birinci sınıf tüccarlar, serbest
meslek erbabı, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı
basit usulde tespit edilenler ve bunlar dışında kalanlar hakkında kesilecek
özel usulsüzlük cezaları belirlenmiştir.
Mükerrer 355. maddede yer alan ceza
tutarları, 213 sayılı Yasa’nın mükerrer 414. maddesinin üçüncü fıkrasına
göre her yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranında artırılması
suretiyle uygulanmaktadır.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, mükerrer 355.
maddenin birinci fıkrasında,
elektronik ortamda beyanname verilmemesi durumunda özel usulsüzlük cezası
kesileceğine ilişkin kuralın yer almadığı, sadece
cezaların belirlendiği, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine uygun olarak
suçun açıkça yasayla düzenlenmediği, maddede belirtilen sürelerde
beyanname verenler ile bu sürelerden sonra beyannamesini elektronik ortamda
verenlere öngörülen cezalar arasında orantısızlık bulunduğu, bu durumun
eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu, aynı statüde
bulunan mükelleflerin aynı fiilleri için farklı cezaların öngörüldüğü, bu
nedenlerle kuralın Anayasa’nın2., 10., 13., 38. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu
ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye
suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir
ceza verilemez”, üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”
denilerek suç ve cezanın yasallığı esası benimsenmiştir.
Yasa koyucu, suçların niteliği, işlenme biçimi,
içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi ve cezaların
caydırıcılığı gibi nedenleri gözeterek, Anayasa ve ceza hukukunun temel
ilkeleri çerçevesinde, hangi eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara
verilecek cezaların tür ve miktarını saptayabileceği gibi toplumsal sonuçları
bakımından doğurduğu tehlikenin ağırlığına göre, kimi eylemlere hürriyeti
bağlayıcı cezalar dışında, idari yaptırımlar uygulanmasını da öngörebilir.
Kamu giderlerinin karşılanması, Anayasa’nın 73.
maddesinde düzenlenen vergi ödevinin zamanında ve eksiksiz yerine
getirilmesi, yasaların etkinliğinin sağlanması için vergi suç ve cezalarına
yer verilmiştir. Vergi cezaları, mükelleflerin ya da sorumluların yasalarda
belirtilen suçları işlemeleri durumunda uygulanması gereken yaptırımlardır.
Vergi suç ve cezalarına ilişkin kurallar esas olarak 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, vergi ödevinin gerekleri yanında
ceza hukukunun ilkeleri de göz önünde bulundurulmuştur.
213 sayılı Yasa’nın mükerrer 355. maddesinin itiraz
konusu birinci fıkrasında, bu Yasa’nın mükerrer 257. maddesi uyarınca
getirilen zorunluluklara uyulmaması durumunda kesilecek olan özel
usulsüzlük cezalarına yer verilmiştir. Kuralda, cezalar belirlenmiş, cezaya tabi tutulan eylemler ise
mükerrer 257. maddeye göre getirilen zorunluluklara uymama olarak
gösterilmiştir. Mükerrer 257. maddede, Maliye Bakanlığı’nın hangi konularda
düzenleme yapacağı belirlenmiştir.
Maliye Bakanlığı’na
yetki yasayla verilmiştir. Bu yetkiye dayanılarak, genel nitelikte olan
tebliğlerle yapılan düzenlemeler Resmi Gazetede yayımlanmakta, mükelleflere
hangi zorunlulukların getirildiği duyurulmakta ve güvence
sağlanmaktadır.
Suç sayılan eylem ve
cezası yasada gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve yönetim
tekniğine ilişkin konularda önlemler alınması amacıyla yürütme organına
yetki vermesi, suçun idari düzenlemelerle ortaya konulması anlamına
gelmez.
Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde
belirtilen yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Mükerrer 355. maddede,belirli sürelerde beyanname verilmesi halinde cezaların indirimli
uygulanması, bu süreler dışında beyanname verilmesi veya hiç beyanname
verilmemesi hallerinde yasada belirtilen cezaların uygulanması
öngörüldüğünden,eylemler ayrılarak
bu eylemlere bağlı ceza getirildiğinden, eşitlik ilkesinin ihlalinden söz
edilemeyecektir.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu
kural, Anayasa’nın 2.,
10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 13. ve 125. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
VII- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 4.1.1961
günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22.7.1998 günlü, 4369 sayılı
Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen Mükerrer 355. maddesinin birinci
fıkrasının, aynı Kanun’un Mükerrer 257. maddesi yönünden, Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO ile Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
13.1.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
4369 sayılı Yasa ile değiştirilen mükerrer 355. maddesinde, bu Kanun’un 86., 148., 149., 150., 256. ve 257. maddelerinde yer alan
zorunluluklar ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara
uymayanlar (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine
getirmeyen yöneticiler dahil); hakkında uygulanacak özel usulsüzlük cezası
miktarları belirlenmiş, bu fıkraya ilişkin incelemenin, Yasa’nın mükerrer
257. maddesi yönünden yapılmasına karar verilmiştir. Mükerrer 257. madde
ile Maliye Bakanlığı’na birçok konuda düzenleme yetkisi verilmiştir. Buna
göre, itiraz konusu kuralla cezaya bağlı tutulan eylem, mükerrer 257. madde
uyarınca Maliye Bakanlığı tarafından getirilen zorunluluklara uymamaktır.
Böylece, vergi suçunun ne olduğunu belirleme yetkisi idareye bırakılmıştır.
Anayasa’nın 38. maddesinde suç ve cezaların
yasallığı ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke, suç oluşturan eylemlerin ve
bunların cezalarının kuşku ve duraksamaya yol açmayacak biçimde, açık, net
ve anlaşılabilir biçimde yasa ile düzenlenmesini gerektirmektedir. Kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı, kişi güvenliğinin
sağlanmasındaki üstün hukuki yarar da böyle bir düzenlemeyi zorunlu
kılmaktadır. İtiraz konusu kuralla göndermede bulunulan 257. madde
uyarınca, mükelleflerin uyması gereken zorunlulukları belirleyecek olan
Maliye Bakanlığı’nın, bunlara ilişkin kuralları ne zaman getireceği,
değiştireceği veya kaldıracağı belli olmadığından, suç oluşturan eylemin,
yasaya bakılarak saptanması olanaklı değildir. İdare tarafından suçun,
tebliğ gibi düzenleyici tasarruflarla belirlenmesinin ise yasallık
ilkesinin içerdiği temel güvenceleri sağlayamayacağı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu düzenlemenin
Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Fettah
OTO
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355.
maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında, aynı Yasa’nın mükerrer 257.
maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası
kesileceği öngörülmektedir.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında
“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir
fiilden dolayı cezalandırılamaz, ….”üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” demek suretiyle Anayasa,
suç ve cezada kanunilik esasını kabul etmiştir.
Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan vergi ödevinin,
zamanında, eksiksiz ve usulüne uygun olarak yerine getirilmesinin
sağlanması için ilgili yasalarda hürriyeti bağlayıcı cezaların yanı sıra,
adli veya idari nitelikte para cezalarına yer verilmiştir
Vergi cezaları, mükelleflerin ya da sorumluların
yasalarda belirtilen suçları işlemeleri durumunda uygulanması gereken
yaptırımlardır
Mükerrer 355. maddenin itiraz konusu birinci
fıkrasında, uygulanacak cezalar belirlenmiş, bu cezaların uygulanmasını gerektiren ve suç sayılan fiiller (suçlar)
ise mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymama olarak
gösterilmiştir. Fıkranın yollama yaptığı mükerrer 257. maddede uyulması
gereken zorunluluklar ise gösterilmemiş, bu konuları düzenleme yetkisi
Maliye Bakanlığı’na verilmiştir. Böylece Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek
olan zorunlu hallere uyumama suç teşkil edecek ve Anayasa uyarınca kanunla
konulması gereken ve suç sayılan fiiller ile aynı sonuçları doğuracaktır.
Bu durum ise Anayasa’nın öngördüğü suçta kanunilik ilkesi ile bağdaşmaz.
Açıklanan nedenle
kanunla konulması gereken suçun, belirlenme yetkisini Maliye Bakanlığı’na
bırakan itiraz konusu kural, Anayasa’nın 38. maddesindeki “suçta
kanunilik”ilkesine aykırıdır.
İptali gerekir.
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 22.7.1998 günlü, 4369
sayılı Yasa’nın 13. maddesiyle değiştirilen mükerrer 355. maddesinde bilgi vermekten
çekinenler ile aynı Yasa’nın 256., 257. ve mükerrer 257. madde hükmüne uymayanlara
kesilecek özel usulsüzlük cezaları düzenlenmektedir. Yasa’nın mükerrer 257.
maddesinde ise Maliye Bakanlığı’na çeşitli konularda düzenleme yapma
yetkisi verilmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devletidir. Buna
göre Devletin tüm organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlı
olup, görev ve yetkilerinin bu çerçevede konulan yasalarla belirlenmesi ve
yürütme organına bırakılan yetkilerin sınırlarının açıkça gösterilmesi
gerekmektedir. Öte yandan “hukuk devleti” ilkesi yürütme organının
faaliyetlerinin “belirlilik” dolayısıyla “hukuki güvenlik” ilkesi sonucunda
“öngörülebilir olmasını” gerektirmektedir.
Anayasa’nın 38.
maddesinin birinci fıkrasında; “Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”
denilerek “suç ve cezanın yasallığı” esası benimsenmiştir.
Anayasa’nın 73.
maddesinde düzenlenen vergi ödevinin zamanında eksiksiz ve usulune uygun
yerine getirilmesi için ilgili yasalarda hürriyeti bağlayıcı cezaların yanı
sıra, adli veya idari nitelikte para cezalarına da yer verilmiştir. Bu
bağlamda vergi suç ve cezalarına ilişkin kurallar 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nda düzenlenmekte olup bu düzenlemelerde ceza hukukunun genel
ilkeleri de göz önünde bulundurulmak suretiyle “suç ve cezada yasallık”
ilkesi benimsenmiştir. Anayasa’nın 38. maddesindeki yasallık ilkesinin
belirlilik ilkesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda suç ve cezalara
ilişkin yasal düzenlemenin her hangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır uygulanabilir ve nesnel olması, kamu otoritesinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekmektedir.
İtiraza konu kuralda
ise cezalar belirlenmekte, cezaya tabi tutulan eylem ise “mükerrer 257.
maddeye göre getirilen zorunluluklara uymama” olarak gösterilmektedir. Mükerrer
257. maddede sözü geçen “zorunluluklar” ise Maliye Bakanlığı tarafından yapılan düzenlemelerle
belirleneceği anlaşılmaktadır.
Bu durumda itiraza
konu kuralda öngörülen cezaların hangi suç ya da eyleme bağlı olarak
uygulanacağı yasa ile belirgin olarak düzenlenmediği bunun Maliye Bakanlığı’nca
getirilen zorunluluklar kapsamında belirlenmesine bırakıldığı açık olup; bu
haliyle kural Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, 38.
maddesinde düzenlenen suç ve cezaların yasallığı ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenle,
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 4369 sayılı Yasa ile değişik mükerrer 355.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan... “mükerrer 257 inci madde uyarınca
getirilen...” ibaresi ile “zorunluluklar ile” sözcüklerinin iptali
gerektiği oyu ile verilen karara katılmıyorum.
|