|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2008/109
Karar
Sayısı : 2011/25
Karar
Günü: 26.1.2011
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Kadıköy 1. İş
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:
31.5.2006
günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun
86. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “...hizmetleriningeçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl
içerisinde…”ibaresinin
Anayasa’nın 11., 13., 49. ve60. maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sosyal sigorta kapsamındaki işyerindeki
çalışmasının sona erdiği yılın sonundan itibaren 5 yıl geçtikten sonra, bu
çalışmasına ilişkin sigorta işlemlerinin yaptırılmadığını ve sigorta
primlerinin ödenmediği ileri sürülerek davacı tarafından açılan hizmet
tespiti davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu savını
ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Davacı tarafından mahkememize açılan davada,
davacı davalıya ait (…) isimli firmasında 01.03.1995 tarihinde işe
başladığını, 30.12.1998 tarihinde işten ayrıldığını, Kuruma yaptığı
başvuruda bu işyerindeki çalışmalarının Kurum kayıtlarına geçmediğini ve
bildirilmediğini belirterek çalıştığı günlerin 506 sayılı Yasa’nın 79/10
maddesine göre tespitini istemiştir. Davalı SSK vekili davanın yersiz
olduğunu, işyerinin 13.08.1998 tarihi itibariyle 506 sayılı Yasa kapsamına
alındığını, davacı adına bildirim yapılmadığını davanın hak düşürücü süre
yönünden reddi gerektiğini beyan etmiştir.
Diğer davalı (…) vekili davacının müvekkilinin
işçisi olmadığını, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı duruşmaya
gelmemiş, savunmada bulunmamıştır.
Davacının talebi 506 sayılı Yasa’nın 10/10.
maddesine dayanan hizmet tespiti davasıdır.
Davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinde
davacının, tespit konusu edilen 01.03.1995-30.12.1998 tarihleri arası SSK.lı olarak çalışmasının
bulunmadığı ve çalıştığını iddia ettiği davalılardan (…)’a ait olduğu
anlaşılan ve 13.08.1998 tarihinde kapsama alınan 071058482.34 sicil sayılı
işyerinde çalışmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle davacı
hakkında 506 sayılı Yasa’nın 10/10. maddesinin uygulanarak SSK vekilinin
savunmasında belirtilen hak düşürücü 5 yıllık sürenin geçmiş bulunması
nedeni ile davanın öncelikle bu nedenle reddi gerekmektedir. Zira
çalışmanın sona erdiği tarih 31.12.1998 olup 5 yıllık hak düşürücü süre
eklendiğinde en son dava açma tarihi 31.12.2003 tarihidir. Bu nedenle davada iptali talep edilen hükmün uygulanması söz
konusu olduğundan, Mahkememizce Yasa’nın 79/10. maddesinde belirtilen 5
yıllık hak düşürücü sürenin Anayasası’nın 11, 13, 49, 60. maddelerine
aykırı bulunması ve 506 sayılı Yasanın 6. maddesi ile açık olarak çelişmesi
nedeni ile iptali için resen Anayasa’nın 152. maddesi gereğince Anayasa
Mahkemesine başvurmaya karar verilmiştir.
Uygulanması gereken Anayasa
hükümleri:
Anayasa Madde 11: “Anayasa hükümleri, yasama,
yürütme yargı, organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri
bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Anayasa Madde 13: Temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Anayasa Madde 49: Çalışma, herkesin hakkı ve
ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,
çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı
desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik ortam yaratmak için
gerekli tedbirleri alır.
Devlet işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının
sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirleri alır.
Anayasa Madde 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına
sahiptir.
Devlet bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri
alır ve teşkilatı kurar.”
İncelenen dava dosyasında, davacının işe giriş
tarihinin talebinde 01.03.1995 olarak gösterdiği, iş yerinin SSK kapsamına
alınma tarihinin 13.08.1998 olmasına rağmen, dosyaya ibraz edilen S.S Sevgican Karakolu ifade tutanağında davacının adresinin
davalı işyerinin işyeri bildirim belgesindeki adres olması ve ifadenin
13.03.1998 tarihinde verilmiş olması, işyerinin SSK.ya
bildiriminden önce davacının bu işyerinde çalıştığını göstermektedir. Ancak
davacının bu işyerindeki çalışmalarının 5510 sayılı Yasa’nın 86/9 maddesi
gereğince kabul edilebilmesi, bu çalışmaların diğer delillerle kanıtlanması
durumunda söz konusudur. Davamızda ise öncelikle çözülmesi gereken husus
hak düşürücü süredir. Hak düşürücü sürenin geçmiş bulunması durumlarında
Yasa’nın amir hükmü gereği çalışma kanıtlansa dahi kabulü mümkün değildir.
Böyle durumlarda delil toplanmasına gerek görülmeden davanın hak düşürücü
süre nedeni ile reddi gerekmektedir. Bu nedenle davada uygulanması gereken
hüküm yeni yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddesidir.
Davamızda iptali talep edilen 506 sayılı Yasa’nın 79/10.
maddesi Yasa’nın yürürlüğe girdiği dönemlerde 5 yıl iken, 20.06.1987 tarih
ve 3395 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile on yıla çıkarılmış, 01.06.1994 tarih
3995 sayılı Yasa’nın üçüncü maddesi ile tekrar 5 yıla indirilmiştir.
Ülkemizde bilindiği gibi kayıt dışılık söz konusu
olup çalışanların SSK’ya bildirimleri zamanında ve tam olarak yapılmamakta
olup yasakoyucu bunun önlenmesi için Yasa’ya söz
konusu hükmü getirmiş bulunmaktadır. Yasa’nın bu hükmüne rağmen kayıt
dışılık önlenememiştir.
Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve
hürriyetlere sınırlama getirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Yasa’daki
bu 5 yıllık hak düşürücü süre hükmünün de sınırlama kapsamı içinde
düşünülmesi mümkündür. Ancak 13. maddede belirtilen sınırlamalar yasakoyucu tarafından sayılmıştır. Söz konusu hak bir
sosyal güvenlik hakkı olup bu hak Anayasa’nın 60. maddesi ile güvence
kapsamına alınmıştır. Sınırlamaların Anayasa’nın özüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamayacağını belirttiğinden, bu nedenle söz konusu hükmün sınırlama
kapsamı dışında olması gerekmektedir.
Ayrıca söz konusu sınırlama Anayasa’nın 49. maddesi
ile de bu kapsam dışında bulunmaktadır. Zira bu maddede Devletin
çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için
çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli
ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmektedir.
Görüldüğü gibi sosyal güvenliğin bir bölümü olan çalışma hayatının ve bunun
sonunda emeklilik hakkının kazanılması için böyle bir sınırlandırılmanın
getirilmesi mümkün bulunmadığından Yasa’da ki bu hüküm Anayasa’nın 13.
maddesindeki sınırlamalar dışında kalması gerekmektedir. Bu nedenle temel
hak ve hürriyetlerden sınırlama yapmaya yönelik Anayasa hükmünün bu madde
yönünden uygulanmasının mümkün bulunmadığını düşünmek gerekmiştir.
Anayasa’nın 60. maddesi ise herkesin sosyal
güvenlik hakkına sahip olduğunu Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı belirtilmiştir.
Böylece Anayasa, sosyal güvenlik hakkının
kaçınılamaz ve vazgeçilemez bir hak olarak kabul etmiştir. Bunun gerekçesi
ise, sosyal güvenlik hakkının bulunmaması durumunda işçi olarak
çalışanların bu çalışmalarının sonunda yasalarla kendilerine tanınan
emeklilik haklarından faydalanması ve çalışmalarının sonucunda emekli
döneminde rahat bir yaşam sürmelerinin teminidir. Aksi halde çalışanlar
sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakıldıklarında emeklilik döneminde
rahat bir yaşam tarzı bulmaları mümkün olmayacağından mağdur duruma
düşeceklerdir. Bu da açık olarak Anayasa’nın 60. maddesine aykırıdır. Zaten
yasakoyucu Anayasa’nın 60. maddesi ile bu tür
işlemleri yapmak için Devlete teşkilat kurması ve gerekli tedbirleri alması
için görev vermiştir. Sosyal güvenlik yasaları bu nedenle çıkarılmıştır.
Böyle bir görevi Devlete veren Anayasa bu hakkın sınırlandırılmasını da
elbette öngörmemiştir.
Sigortalı olmak hak yükümünden vazgeçilemeyeceği ve
kaçınılamayacağı Yasa’da belirtilmiş olduğundan Yargıtay 10. ve 21. H. D.lerinin ve YHGK.nun
kararlılık kazanmış kararlarında hizmet tespiti davalarından feragatin söz
konusu olamayacağı açık olarak belirtilmekte olup bu husus 506 sayılı
Yasa’nın 6. maddesi doğrultusunda yerinde bulunmaktadır. Feragat edilemeyen
ve vazgeçilemeyen ve kaçınılamayan bir hak olan sigortalı olmak hakkının
işten ayrıldıktan belli bir süre sonra aranamayacağını kabul etmekte
çelişki yaratmaktadır.
Anayasa’nın 49. maddesinde Devletin çalışanların
hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları
korumak ve çalışmayı desteklemekle yükümlü kılınmıştır. Çalışanların hayat
seviyelerinin yükseltilmesi ve çalışanların korunması için sosyal güvenlik
hakkının bulunması gerekmektedir. Sosyal güvenlik hakkından yoksun olan bir
bireyin hayat seviyesinin yükselmesi mümkün bulunmadığı gibi, çalışma
hayatı sonunda primlerinin yatırılmamış olması durumunda sosyal güvenlik
hakkı olan emekliliği hak kazanması mümkün olmayacaktır. Bu hak düşürücü
sürenin varlığı halinde çalışanların korunması mümkün bulunmamaktadır. Zira
çalıştığı işyerinden ayrılan bir çalışanın belgelerinin Kuruma verilmemiş
olması halinde 5 yıllık sürenin geçmesi halinde artık bu çalışmalarını
sosyal güvenlik kapsamı içine alması olanaksız bulunduğundan işçi korumasız
hâle gelmiş olacaktır. Bu durum açıkça Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdır.
İşçiyi sigortasız olarak çalıştıran işveren korumuş, Anayasa’ya göre
korunması gereken işçi ise korunmamış hâle gelecektir.
Açıklanmasına çalışılan nedenlerle, özellikle
ülkemizde herkesin kabul ettiği gibi kayıt dışı çalışma yüksek
boyutlardadır. 506 sayılı Yasa’nın yine 79/2-3. maddeleri ile getirilen
önlemlere rağmen kayıt dışılık önlenememiştir. Hâlen aylık 30 günden az
çalışmalar Kurum kayıtlarına belge verilmeden bildirilmekte ve ilgililer
hakkında gerekli işlemler yapılmadığı için çalışanlar mahkemelere bu yönde
davalar açmaya devam etmektedir. Bu nedenle kayıt dışı çalışmanın fazla
olduğu ülkemizde bir de çalışanların bu tür hizmetlerini tespit ettirmek
için dava açmalarına sınırlandırma ve hak düşürücü süre getirmek sosyal
devlet ilkesine aykırı bulunmaktadır.
5510 sayılı Yasa’nın 86/9 maddesinde 5 yıllık hak
düşürücü süre bu hâliyle Anayasa’nın 11., 49. ve
60. maddelerine aykırı olduğu, Anayasa’nın 13. maddesindeki sınırlandırma
kapsamı dışında bulunduğundan resen Anayasa Mahkemesine iptali için
başvurmak gerektiği kanaatine varılmıştır.
Yukarda açıklanan nedenle Mahkemenize yapılan
başvuru 28.08.2007 tarihinde kabul edilmiş ve 2007/90 Esasına kaydedilmiştir.
Yargılama devam ederken 5510 sayılı Yasa 01.10.2008
tarihinde yürürlüğe girmiş ve 506 sayılı Yasa’yı yürürlükten kaldırmış ve
bu arada iptali istenen Yasa maddesi de yürürlükten kaldırılmış
bulunmaktadır.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı
Yasa’nın 86/9 fıkrası da iptali talep edilen hükmü ihtiva etmektedir. 5510
sayılı Yasa’nın bu davada uygulama olanağı söz konusu olduğundan 5510
sayılı Yasa’nın 86/9 fıkrasındaki “hizmetlerin geçtiği yılın sonundan
başlayarak 5 yıl içinde” ibaresinin Anayasa’nın 11.,
13., 49., 60. maddelerine aykırı bulunması nedeni ile yukarda açıklanan
gerekçeler ile iptali yönünden ek talebimizin kabulü ile:
Bu talebimizin 2007/90 Esas sayılı dosya ile
birleştirilerek ek talebimiz doğrultusunda 5510 sayılı Yasa’nın yukarda
belirtilen hükmünün iptali için talepte ek talepte bulunmak gerektiği
sonucuna varılmıştır.
SONUÇ
VE TALEP:
Yukarda açıklanmasına çalışan nedenlerle:
5510 sayılı Yasa’nın 86/9 maddesinin “hizmetlerin
geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içersinde...” hükmünün Türkiye
Cumhuriyeti Anayasa’sının 11., 13., 49. ve 60.
maddelerine aykırı olduğu düşünüldüğünden iptaline karar verilmesi hususu,
Anayasa’nın 152. maddesine göre ek olarak talep
olunur. (…)”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi de içeren 86. maddesi şöyledir:
“ Prim
belgeleri ve işyeri kayıtları
MADDE 86- İşveren bir
ay içinde 4 üncü ve 5 inci maddeye tâbi çalıştırdığı sigortalıların ve
sosyal güvenlik destek primine tâbi sigortalıların;
a) Ad ve soyadlarını, T.C. kimlik numaralarını,
b) 80 inci maddeye göre hesaplanacak prime esas
kazançlarını,
c) Prim ödeme gün sayıları ile prim tutarlarını,
gösteren ve örneği Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirlenen asıl veya ek aylık prim ve hizmet belgesini,
(Değişik ibare: 5754 - 17.4.2008 / m.50) “4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamındakiler için en geç Kurumca belirlenecek günün
sonuna kadar, diğer sigortalılar için ise ait olduğu ayı takip eden ayda
Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar” Kuruma vermekle veya sigortalı
çalıştırmadığı takdirde, bu hususu sigortalı çalıştırmaya son verdiği
tarihten itibaren, onbeş gün içinde Kuruma
bildirmekle yükümlüdür.
İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve
belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yılbaşından başlamak üzere on yıl
süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi
memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol
ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş
gün içinde ibraz etmek zorundadır.
İşverenin, sigortalıyı, 4857 sayılı İş Kanununun 7 nci maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini
yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi halinde, sigortalıyı devir
alan, geçici iş ilişkisi süresine ilişkin birinci fıkrada belirtilen
belgelerin aynı süre içinde işverene ait işyerinden Kuruma verilmesinden,
işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur.
Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve
ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların, otuz günden az çalıştıklarını
ispatlayan belgelerin işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet
belgesine eklenmesi şarttır. Kamu idareleri ile toplu iş sözleşmesi
imzalanan işyerlerinde bu şart aranmaz.
Sigortalıların otuz günden az çalıştığını
gösteren bilgi ve belgelerin aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi
gereken süre içinde Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin
Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait
aylık prim ve hizmet belgesi Kurumca re’sen
düzenlenir ve muhteviyatı primler, bu Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Sigortalıyı çalıştıran işveren
ile alt işveren ve iş görme edimini yerini getirmek üzere sigortalıyı
geçici olarak devralan işveren; aylık prim ve hizmet belgesinin Kurumca
onaylanan bir nüshasını sigortalının çalıştığı işyerinde, birden ziyade
işyeri olması halinde ise sigortalının çalıştığı her işyerinde ayrı ayrı olmak üzere, Kuruma verilmesi gereken sürenin son
gününü takip eden günden başlanarak, müteakip belgenin verilmesi gereken
sürenin sonuna kadar, sigortalılar tarafından görülebilecek bir yere asmak
zorundadır.
Fiilen veya işyeri kayıtlarından
tespit edilecek her türlü bilgiden veya kamu kurum ve kuruluşları
tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan
sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken
belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan
verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen
düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene
tebliğ edilir. İşveren, bu
maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren
bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz, takibi
durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden
itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Yetkili
mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Mahkemenin
Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci ve 89 uncu maddelerin prim
borcuna ilişkin hükümleri uygulanır. (Değişik 7. fıkra:
5754 - 17.4.2008 / m.50) Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş
memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından
yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi
mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler
neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından
düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara
ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan
tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde,
bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve
muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ
edilir. İşveren, bu maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı
tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz
edebilir. İtiraz, takibi durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın
tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine
başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve
tahsilini durdurmaz. Mahkemenin Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci
ve 89 uncu maddelerin prim borcuna ilişkin hükümleri uygulanır.
(Ek fıkra: 5754 - 17.4.2008 / m.50)
Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan
tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı
gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve
belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya
prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik
bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya
prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye
yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır.
Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından
verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,
çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği
yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak,
alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen
aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.
Sigortalının çalıştığı bir veya
birden fazla işte, bu Kanunda yazılı şartları yerine getirmiş olmasına
rağmen, kendisi için verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin
işveren tarafından verilmediği veya verilen aylık prim ve hizmet belgesinde
kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiği Kurumca
tespit edilirse, hastalık ve analık sigortalarından gerekli ödemeler
yapılır.
Bu maddede belirtilen yükümlülüklerin yerine
getirilmemesi halinde, 102 nci maddeye göre işlem
yapılır.
Kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle prim
belgelerinin farklı sürelerde verilme zamanını belirlemeye, Kurum
yetkilidir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl
ve esaslar ile belgelerin içerik ve şekli, Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 11.,
13., 49. ve 60. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine 18.12.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Anayasa’da sosyal güvenlik
hakkının kaçınılmaz ve vazgeçilmez bir hak olarak kabul edilerek bu yolla
çalışanların emeklilik dönemlerinde mağdur duruma düşmelerinin önüne
geçilmesinin ve rahat bir yaşam sürmelerinin sağlanmasının amaçlandığı,
Devlete bunun için gerekli teşkilatı kurması ve önlemleri alması konusunda
görevler verildiği belirtilerek, Yasa’nın çalışanlarca hizmet tespiti
davası açılabilmesi için benimsediği 5 yıllık hak düşürücü sürenin
Anayasa’nın 11., 13., 49. ve 60. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında olan ya da bu
kapsama alınması mümkün bulunan işyerlerinde çalışanların sigortalılık
ilişkisi içinde geçen çalışmalarına ait aylık prim ve hizmet belgelerinin
işveren tarafından verilmemesi veya çalıştıklarının Sosyal Güvenlik
Kurumunca tespit edilememesi durumlarında tespit davası açabilmelerini çalışmanın
geçtiği ileri sürülen yılın sonundan başlayarak beş yıllık hak düşürücü
süre ile sınırlandırılmıştır. Bu süre içinde mahkemeye başvurmayan sigortalının
geçmiş yıllara ilişkin çalışmasının tespitini talep ve bu döneme ilişkin
aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının sigortalılık
bakımından dikkate alınması imkânı bulunmamaktadır.
Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve
hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 49. maddesinde, Devletin, çalışanların
hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları
ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli
ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli
tedbirleri alacağı ifade edilmiştir.
Anayasa’nın 60. maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği
sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmektedir.
Buna göre, sosyal güvenlik herkes için bir hak ve bunu gerçekleştirmek ise
Devlet için bir görevdir. Sosyal güvenlik hakkı, sosyal sigorta
kuruluşlarınca kendi kuralları çerçevesinde yerine getirilir. Sosyal
sigortanın kapsamı, sigorta alanı ve içerdiği riskler ile alınacak primler
yasalarla belirlenmiştir. Sosyal güvenliğin ve sigortanın varlık nedeni
sosyal risklerin karşılanmasıdır.
Devletin Anayasa’da güvence altına alınan sosyal
güvenlik haklarının yaşama geçirilmesi için gerekli teşkilatı kurması ve
diğer önlemleri alması, sosyal güvenlik politikalarını bilimsel verilere
göre belirlemesi ve bunun için gerekli yasal düzenlemeleri yapması
doğaldır. Sosyal sigorta programlarının sigortacılık ilkeleri ve çağdaş
standartlarla uyumu ve malî açıdan sürdürülebilirliği, sosyal sigorta
kuruluşlarının idarî ve malî etkinliklerinin artırılması için gerekli
rejimin oluşturulmasını zorunlu kılar. Nesnel ve sürekli kurallarla sağlam
ve sağlıklı temellere oturtulmayan bir sosyal güvenlik sisteminin
sürdürülebilir olması düşünülemez. Bu düzenin korunması Anayasa’nın 60.
maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkının güvenceye alınması için de
zorunludur.
5510 sayılı Yasa’da sosyal
sigorta kapsamına dâhil edilmesi mümkün olan işyerlerindeki çalışmaların
kaydını sağlamaya yönelik tedbirler bağlamında işe giriş, çalışma süreleri,
sigorta primine esas kazanç toplamları ve işten ayrılışların hatasız
biçimde Kurum kayıtlarına geçirilebilmesi için başta Kurum, işveren ve
çalışan olmak üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile bankalara görevler
verildiği; bu görevlerini yapmayanlar hakkında Yasa’nın 102. maddesinde
yaptırımlar getirildiği görülmektedir. Yine bu kayıtların doğruluğunun denetlenebilmesi
amacıyla sigortalının Kurum işlemlerine dayanak oluşturan “aylık çalışma cetvelleri”nin, çalışanın görebileceği
şekilde bir sonraki ayın cetvelinin tanzim edilmesine kadar işyerinde asılı
tutulması zorunluluğu ile çalışma süreleri ve aylık prime esas kazançlara
dair en doğru bilgi sahibi konumundaki sigortalının, gerekli kontrolleri
yapabilmesi olanağı sağlanmıştır. Ayrıca bu konudaki kayıtların sigortalı
ya da ilgilisi tarafından Kurum’dan talep edilebilmesinin yanı sıra Kurumun
elektronik veri tabanından da temini olanaklı hâle getirilmiştir.
Yasa’nın 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, prim
belgeleri işveren tarafından Kuruma verilmeyen veya çalışmaları Kurumca
saptanamayan sigortalılara, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan itibaren 5
yıl içinde mahkemeye başvurarak, Kurum kayıtlarında yer almayan fiili
hizmet ve kazançlarını, mahkeme kararıyla kanıtlama imkânı tanınmıştır.
Hizmet tespiti davaları olarak adlandırılan bu davalar sonucunda
mahkemelerce hükme bağlanan aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün
sayıları, sigortalılık açısından dikkate alınmaktadır.
Hizmet tespiti davalarının, çalışanların Kurum
kayıtlarına geçirilmemiş aylık kazanç toplamları ve prim ödeme gün
sayılarının sigortalılığın hesabında esas alınmasına yönelik olmaları
nedeniyle, sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkileri açıktır. Dolayısıyla
bu davalar için öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin, sistemin süreklilik arz edecek şekilde veya makul olmayacak
ölçüde uzun bir süre dava tehdidi altında tutulmasını önlemek
suretiyle sosyal güvenlik sisteminin istikrarının sağlanması amacıyla
getirildiği anlaşıldığından bunun bir sınırlama olarak nitelendirilmesi
mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 11., 13., 49. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İtirazın
reddi gerekir.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında yer alan “… hizmetlerinin geçtiği yılın
sonundan başlayarak beş yıl içerisinde …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU ile Celal Mümtaz
AKINCI’nın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
26.1.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
İtiraz konusu kural, sosyal sigorta kapsamındaki
işyerinde sigorta işlemleri yaptırılmayan ve primleri ödenmeyen kişinin,
çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren 5 yıl geçtikten sonra hizmet
tesbiti davası açmasına engel oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
sosyal bir hukuk devleti olduğu, 49. maddesinde Devletin çalışanları
korumak için gerekli tedbirleri alacağı, 60. maddesinde de Devletin sosyal
güvenliği sağlayacak tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın çalışanı özel olarak korumasına rağmen
ekonomik şartlardan ve yüksek oranlı işsizlikten kaynaklanan sigortasız
çalışma gerçeğinin artarak sürdüğü, kişinin çoğu kez bu duruma bilerek razı
olduğu, sigorta işlemlerinin yaptırılmamasının ve primlerin ödenmemesinin
insan onuruna yakışır asgari sigorta olanaklarına kavuşmada kişi açısından
ciddi ve onarılamayacak kayıplara yol açabildiği, zamanında yaptırılmayan
sigorta işlemlerinin ve ödenmeyen primlerin telafisi yolunun alelade bir
hak düşürücü gibi mütalaa edilmesinin sosyal hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmadığı,
bu bağlamda 5 yıllık hak düşürücü sürenin genel hukuk düzeni içindeki hak
düşürücü sürelere kıyasla dahi yetersiz sayılabileceği, sosyal güvenlik
hakkının kullanımına getirilen böyle bir kısıtlamanın demokratik bir
düzende gerekli olmayan ölçüsüz bir kısıtlama olduğu, bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 49. ve 60. maddelerine aykırılık nedeniyle iptali gerektiği
düşüncesiyle, çoğunluk kararına katılmıyorum.
|
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞI OY GEREKÇESİ
Başvuran mahkeme 31.5.2006 günlü 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinin dokuzuncu
fıkrasında yer alan, “…hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş
yıl içerisinde …”ibaresinin
iptalini istemiştir.
Ülkemizde çalışanlar hizmetlerinin
bildirilmediğini, sigorta primlerinin işverenlerince ödenmediğini çoğunlukla
ancak emeklilik başvurusu yaptıklarında,hizmetlerinin toplanmasını, birleştirilmesini talep ettiklerinde
öğrenmekte ancak bu süreçte de beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş
olması nedeniyle çalıştıklarını kanıtlama imkanına
sahip olamadıklarından büyük bir mağduriyet yaşamaktadırlar.
Anayasa’nın 49. maddesinde, “Devlet, çalışanların
hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları
ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli
ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri
alır.”denilmekte, 60. maddesinde
ise, “ Herkesin, sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin, bu
güvenliği sağlayacak tedbirleri almak ve teşkilatı kurmakla yükümlü olduğu”
ifade edilmektedir. Anayasa Mahkemesi de Hukuk Devletini; “insan haklarına
saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve
işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasaların bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın olduğu
bilincinde olan devlettir.” şeklinde tanımlamaktadır. Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi’nin tanımına göre
devlet, her şeyden önce adaletli bir hukuk düzeni kurmakla yükümlüdür.
Ayrıca, adil yargılanma hakkını düzenleyen
Anayasa’nın 36. maddesinde de, “herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak
iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme,
görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” denilmiştir. Burada güvence
altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, temel bir hak olması
niteliği dışında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını
ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturmaktadır.
Kişinin uğradığı bir haksızlığa karşı hakkını arayabilmesinin, zararını
giderebilmesinin kendisini savunabilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri
önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava
hakkının tanınması adil yargılanmanın ön koşuludur. Bu değerlendirmeden
sonra iptali istenen kural, İşveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu karşısında
zayıf ve korunmaya muhtaç olan işçinin, hizmet tespiti davası açmasını ve
hak aramasını engelleyen ve adil yargılanma hakkına da aykırıbir kuraldır. Hak düşürücü süre,
3395 sayılı Yasa ile 1987 – 1994 yılları arasında “… on
yıl…” olarak uygulandıktan sonra, sürenin tekrar beş yıla indirilmesi hak
aramayı sınırlamış, adil yargılanma kuralını ihlal ederek çalışanların
aleyhine olmuştur. Hak düşürücü sürenin “beş yıl” yerine “on yıl” olarak
uygulanması, çalışanın lehine daha adil, ölçülü, makul bir kural ve
tedbirdir.
Feragat edilemeyen, vazgeçilemeyen ve kaçınılamayan
bir hak olan sosyal sigorta kapsamında olmak hakkının işten ayrıldıktan
belli bir süre sonra aranamayacağının kabulü, hak ve nasfet kurallarına
aykırıdır.Uzun bir çalışma
hayatının sonunda hizmetlerin kuruma bildirilmemiş, primlerin yatırılmamış
olması durumu ile karşı karşıya kalan işçi, sosyal güvenlik hakkının en
önemli sonuçlarından biri olan emekliliğe hak kazanamamış ya da
kazanabilmek için yasal olarak çalışması gereken süreden daha uzun süre
çalışmak zorunda kalmış olacaktır. Bu durum Anayasa’nın 49. maddesine açık
bir aykırılık teşkil etmektedir. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespiti
için dava açılmasına getirilen sınırlandırma (hak düşürücü süre) “Sosyal
Devlet” ilkesine aykırı olduğu gibi “Hak Arama Özgürlüğü”ne de engeldir.
Açıklanan nedenlerle iptali talep olunan kuralın
Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|