|
Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2010/5128
Karar
No: 2011/612
Mahkemesi: İstanbul
6. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 2/10/2006
Numarası: 2006/1258-2006/1046
Davacı: İstanbul Valiliği
Davalı: Emire Büyüklanga Genç İş Adamları Sosyal Yard.
Dayanışma Derneği
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen
hükmün, Yargıtayca incelenmesi istenilmekle,
temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği
görüşüldü:
Dava; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 87.
maddesi hükmüne göre, derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti
istemine ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinde davanın İstanbul Valiliği
İl Dernekler Müdürlüğü'nün 22.09.2006 tarih ve 2006/26369 sayılı yazısı ile
açıldığı, esas defterine kaydedildiği, mahkemece tensip yapılıp duruşma
günü belirlenmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda davanın
kabulüne karar verildiği ve verilen hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 73. maddesi
hükmünde "Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakim
her iki tarafı istima veyahut iddia ve
müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe
hükmünü veremez.", 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 18. maddesinin
birinci fıkrası hükmünde "Bu kanunla ilgili olarak hukuk
mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanır."
36. maddesinin son cümlesi hükmünde ise "Bu kanunda hüküm bulunmayan
hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır."
denilmektedir. Gerek sözü edilen ve gerekse diğer kanunlarımızda
derneklerle ilgili hukuk davalarının duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde
yapılan inceleme ile sonuçlandırılacağına ilişkin başka bir hüküm de
bulunmamaktadır. Açıklanan hukuksal olgular birlikte değerlendirildiğinde
dernekler ile ilgili hukuk davalarında mahkemelerce duruşma yapılması,
yargılamanın basit yargılama usulüne göre yürütülerek sonuçlandırılması
gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, dava derneğin kendiliğinden
sona erdiğinin tespiti istemiyle açıldığına göre, az yukarıda açıklanan
hukuksal olgular göz önüne alınarak mahkemece öncelikle tensip yapılarak
duruşma günü belirlenmesi ve duruşma gününün taraflara tebliği, duruşmaya
geldiklerinde taraflardan davaya karşı diyeceklerinin ve varsa delillerinin
sorulması, gösterecekleri delillerin toplanması, daha sonra toplanan ve
toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm
verilmesi gerekirken, duruşma açılmaksızın davanın dosya üzerinde yapılan
inceleme ile sonuçlandırılması isabetsiz, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemi bu nedenle yerinde
görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK.nun
427/6 maddesi hükmüne göre ve sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA
BOZULMASINA,
Kararın onaylı bir örneğinin Resmî Gazete’de
yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı'na, yerel mahkemesine gönderilmek üzere
dava dosyasının ve kararın onaylı bir örneğinin Yüksek Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderilmesine, 03.02.2011 gününde oybirliği ile karar
verildi.
——•——
Yargıtay
16. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2010/9654
Karar
No: 2011/421
Y.C.
Başsavcılığı No: K.Y.B:2010/322140 (Hukuk)
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Bigadiç Kadastro Mahkemesi
Tarihi: 27/2/2009
Numarası:
2007/144-2009/10
Davacılar:
Mustafa Kürenli ve Arkadaşları
Davalılar: Beytullah Akça vs.
Dava Türü: Kadastro
Kanun
Yolu: Kanun Yararına Bozma
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava
sonucunda kesinleşen hükmün kanun yararına bozulması Yargıtay'ca
incelenmesi istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 250 ada 3; 236 ada 6 ve 7 parsel
sayılı taşınmazlar, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 250 ada 3
sayılı parsel Şahin ve Yüksel Akça, 236 ada 6 sayılı parsel Yüksel Akça,
236 ada 7 sayılı parsel Şahin Akça adına tespit edilmiş, Sulh Hukuk
Mahkemesinde açılan men'i müdahale davası nedeniyle yüzölçümleri boş,
Kadastro pafta sınırı davalı bırakılmıştır. Sulh Hukuk Mahkemesinde davacılar ile davalıların
karşılıklı olarak açtıkları müdahalenin men'i davası sonunda İbrahim ve
Mustafa Kürenli'nin davalarının reddine, davacı
Şahin ve Beytullah Akça'nın davasının kabulü ile
teknik bilirkişi rapor ve krokisinde yeşil renk ile gösterilen Kızılçukur Köyü Pazar yolunun 262.50
metrekarelik bölümüne, kırmızı renk ile gösterilen ve davacıların yaya yolu
olarak kullandıkları belirtilen yere, yine raporda (A) ve (B) harfi ile
gösterilen yol ve boşluk olarak kullanılan toplam 193.52 metrekarelik
bölüme İbrahim ve Mustafa Kürenli'nin yaptıkları
müdahalelerin önlenmesine karar verilmiş; hüküm, Yargıtay denetiminden
geçerek tespit tarihinden sonra kesinleşmiştir. Kadastro
Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 2007/144-2009/10 sayılı ve
27.02.2009 tarihli Karar ile davanın reddine ve tespit gibi çekişme konusu
250 ada 3 sayılı parselin Şahin ve Yüksel Akça, 236 ada 6 sayılı parselin
Yüksel Akça, 236 ada 7 sayılı parselin Şahin Akça adına tesciline karar
verilmiş, karar tebliğ ile kesinleştirilmiştir. Adalet Bakanlığınca
Mahkemenin yüzölçümü boş bırakılan dava konusu parseller için keşif
yapılarak belirlenen yüzölçümleri ile tapuya tescillerine karar verilmesi
gerekirken, taşınmazların yüzölçümleri tespit edilmeden tescil kararı
verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğundan kesinleşen hükmün kanun
yararına temyiz edilmesi istenmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 24.12.2010 tarih 2010/322140 sayılı tebliğnamesi
ile HUMK’nun 427/6. maddesi gereğince hükmün
kanun yararına bozulması istenilmiştir.
Çekişme konusu taşınmazlar, kadastro tespitinde
malik tespitleri yapılarak, taşınmazlar arasında kalan yola ilişkin Asliye
Hukuk Mahkemesinde dava bulunduğundan her üç parselin de yüzölçümleri
yazılmayarak paftasında sınırları kesik kesik
çizgilerle gösterilmek suretiyle yüzölçümleri kesin olarak Mahkemesince
belirlenmek üzere tutanaklar Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir. Kadastro hakimi doğru, açık ve infazı kabil sicil oluşturmakla
yükümlüdür. Mahkemece keşif yapılarak taşınmazların yüzölçümleri
belirlenmek ve belirlenen yüzölçümleri ile tescil kararı verilerek doğru ve
infazi kabil sicil oluşturulması gerekirken,
yüzölçümleri boş bırakılan ve sınırları kesinleştirilmeyen taşınmazların
yüzölçümleri tespit edilmeden tescil kararı verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6.maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin
kabulüne, hükmün sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA, gereği yapılmak
ve Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 31.01.2011 gününde oybirliğiyle
karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/12145
Karar No:
2011/1184
YARGITAY İLAMl
Davacı Mehmet Çelikgürz
ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan
12.02.2010 günlü ve 2009/1134-2010/111 sayılı kararın yürürlükteki hukuka
aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.10.2010 gün ve
2010/248454 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması
istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup
gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı Mehmet Çelikgürz'ün
Nüfus Müdürlüğüne karşı açtığı soyadı değişikliği davasında "Çelikgürz" olan soyadının Büyükçekmece 1. Asliye
Hukuk Mahkemesinin anılan hükmü ile "Erciyes" olarak
değiştirilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin
kesinleştiği, dosya içinde bulunan Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin
10.09.1979 tarih ve 1979/356 Esas, 1979/537 Karar sayılı hükmü ile davacının
babası Alaattin Çelikgöz'ün
soyadının "Çelikgürz" olarak
değiştirilmesine karar verildiği, karar tarihinde ergin olmayan davacının
da babasına bağlı olarak soyadının "Çelikgürz"
olarak değiştiği anlaşılmaktadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinde: "Aynı konuya ilişkin olarak nüfus
kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir" hükmüne yer
verilmiştir.
5490 sayılı Kanun'un anılan hükmü uyarınca bir
kişinin soyadına ilişkin kaydın ancak bir kez düzeltilebileceği gözönünde bulundurularak, daha önce soyadı mahkeme
kararı ile babasına bağlı olarak düzeltilmiş olan davacının soyadının
ikinci kez düzeltilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı
bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
03.02.2011 gününde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Yasasının 36/1-b madde
ve bendinin birinci cümlesinde aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının
düzeltilmesi davasının ancak bir kere açılabileceği, aynı bendin son
cümlesinde ise Nüfus Müdürlüğünün soyadı değişikliğinde eş ve ergin olmayan
çocukların soyadını da düzelteceği öngörülmüştür. Dosya içindeki Kadıköy 4.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.1979 gün 1979/356-537 sayılı kararı ve
nüfus kaydından, davacının babası Alaattin Çelikgöz'ün açtığı dava sonunda karar tarihinde ergin
olmayan davacının soyadının idari olarak Çelikgöz
iken Çelikgürz olarak değiştiği anlaşılmaktadır.
Davacının babası tarafından açılmış dava sonunda
soyadının Nüfus Müdürlüğü tarafından yukarıda sözü edilen madde hükmü
gereğince değiştirilmiş olması halinde davacı tarafından açılmış bir
davadan sözedilemez. İdari nitelikteki soyadı
değişikliğinin, aynı konuya ilişkin nüfus kaydının düzeltilmesi davasının
ancak bir kere açılabileceği hükmü kapsamında değerlendirilmesi, haklı
nedenlerin varlığı halinde davacının dava açma hakkını engellemesi sonucunu
doğuracağından, çoğunluğun davacının babası tarafından dava açmak suretiyle
yapılmış bir kayıt düzeltmesi bulunduğu takdirde davanın reddi gerektiği
yolundaki görüşüne katılmıyoruz. Bu halde mahkemenin soyadı değişikliği
davasını kabul etmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından kanun yararına
temyiz isteminin reddi gerektiği görüşündeyiz.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13922
Karar No:
2011/1961
YARGITAY İLAMl
Davacı Kamil Kul'a velayeten
babası Hasan Kul vd. ile davalı Nüfus Müdürlüğü
arasındaki davada Elbistan 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve
Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 29.04.2010 günlü ve 2010/479-555
sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/270442 sayılı yazısıyla
kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacılar Hasan Kul ve Besey
Kul'un, davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, 03.12.1993 doğumlu
olan oğulları Kamil Kul'un doğum tarihinin 1994 olarak düzeltilmesini
istedikleri, mahkemece davanın kabulü ile 03.12.1993 olan doğum tarihinin
gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 03.12.1994 olarak tashihine karar verildiği
ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
İncelenen dosyadan, küçük Kamil Kul'un nüfusa 14.12.1993
tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan önce nüfusa
tescili mümkün olmadığı halde, doğum tarihinin 03.12.1994 olarak
düzeltilmesi nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir.
Hakim,
nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar
arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek
durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması
usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13923
Karar No:
2011/1962
YARGITAY İLAMl
Davacılar Ömer Şahin'e velayeten
Halit Şahin, Dindar Şahin ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada
Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin
kesinleşmiş bulunan 19.10.2007 günlü ve 2007/62-115 sayılı kararın
yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/270443 sayılı yazısıyla kanun
yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacılar Halit Şahin ve Dindar Şahin'in, davalı
Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtıkları davada, oğulları Ömer Şahin'in 2000
yılında doğmuş olmasına rağmen 20.05.2004 doğumlu olan kızları Elanur ile ikizmiş gibi nüfusa tescil edilmiş olduğunu
belirterek Ömer Şahin'in doğum tarihinin 2000 olarak düzeltilmesini
istedikleri, mahkemece davanın kabulü ile 20.05.2004 olan doğum tarihinin
gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 20.05.2000 olarak tashihine karar verildiği
ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Karlıova Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.10.2007
tarihli hükmü ile doğum tarihinin düzeltilmesine karar verilen Ömer Şahin
ile aynı anneden doğduğu anlaşılan kardeşi 18.06.2000 doğumlu İlknur Şahin
arasında düzeltilen doğum tarihine göre 29 (yirmidokuz)
günlük bir zaman farkı mevcut olup, bu süre içerisinde bir kadının iki kez
doğum yapması tıbben mümkün görülmemektedir.
Hakimin
nüfus kayıtlarında düzeltme yaparken, kayıtlar arasında çelişki meydana
getirmemeye ve hayatın doğal akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya
özen göstermesi gerekirken, bu hususa dikkat edilmeksizin nüfus
kayıtlarında çelişki yaratacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya
aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13924
Karar No:
2011/1963
YARGITAY İLAMl
Davacı Döndü Cengiz ile davalı Nüfus Müdürlüğü
arasındaki davada Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve
Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 11.06.2009 günlü ve
2009/64-161 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/255757 sayılı yazısıyla
kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı Döndü Cengiz'in Nüfus Müdürlüğüne karşı 24.02.2009
tarihinde açtığı isim değişikliği davasında "Döndü" olan isminin
Kuşadası 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin anılan hükmü ile "Duygu
Naz" olarak değiştirilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz
edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dava nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkindir.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36/1-a
maddesi hükmüne göre, kayıt düzeltme davalarının Cumhuriyet Savcısı ve
nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülüp karara
bağlanması zorunludur.
İncelenen dosyadan, kararın davalı Nüfus Müdürlüğü
temsilcisinin yokluğunda verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemenin oluşumuna ilişkin açıklanan yasa hükmü
dikkate alınmadan, nüfus idaresi temsilcisi yokluğunda yargılama yapılarak
hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13925
Karar No:
2011/1964
YARGITAY İLAMl
Davacı Zehra Kurukafa ile davalı Nüfus Müdürlüğü
arasındaki davada Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve
Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 14.05.2008 günlü ve
2007/436-2008/107 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve 2010/283823 sayılı
yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla,
dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı Zehra Kurukafa vekilinin davalı Nüfus
Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, davacının Zehra olan isminin Zöhre olarak düzeltilmesini talep ettiği, mahkemece
davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneğinden, davacının
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca Bakanlar
Kurulu'nun 31.01.1991 gün ve 91/1446 sayılı kararı ile Türk
vatandaşlığından çıkmasına izin verilmesi üzerine Türk vatandaşlığını
kaybettiği ve bu sebeple nüfus kaydının kapatıldığı anlaşılmaktadır.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 14.
maddesinde;
"(1) Nüfus kaydının kapatılması; ölüm,
gaiplik, Türk vatandaşlığının kaybı, evlenme, boşanma, evlat edinilme, soy
bağının düzeltilmesi veya reddi gibi olaylar nedeniyle bir kaydın üzerinde
işlem yapılamaz hale getirilmesidir.
(2) Kaydın kapatılmasına ilişkin sebep ortadan
kalktığında veya kaydın yeniden açılmasını gerektirecek yeni bir sebep
ortaya çıktığında kayıt yeniden açılır. Kaydın açılmasından sonra kişisel
durumda meydana gelmiş olan olaylar kişinin kaydına işlenir." hükmü
yer almaktadır.
Mahkemece, davacının Türk vatandaşlığından çıkması
nedeniyle nüfus kaydının kapalı olduğu, bu nedenle nüfus kayıtları üzerinde
herhangi bir işlem yapılmayacağı gözetilmeksizin isim tashihine ilişkin
davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı
bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla
kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile
dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 17.02.2011
gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13926
Karar No:
2011/1965
YARGITAY İLAMl
Davacı Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı ile davalı
Nüfus Müdürlüğü ve Kemal Irmak, Fatma Irmak vd.
arasındaki davada Iğdır 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca
incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 19.03.2010 günlü ve 2009/168-2010/250
sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 31.11.2010 gün ve Hukuk-2010/283825 sayılı yazısıyla kanun
yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 09.04.2009
tarihli davaname ve 04.12.2009 tarihli ek davaname ile davalı Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı
davada, Semra Irmak ile kardeşleri, İbrahim, Mehmet ve Dilek'in doğum
tarihlerinin sağlık raporlarına uygun şekilde düzeltilmesinin istendiği,
mahkemece davanın kısmen kabulü ile Semra Irmak'ın doğum tarihinin gün ve
ayı baki kalmak kaydıyla 25.09.1989, İbrahim Irmak'ın doğum tarihinin gün
ve ayı baki kalmak kaydıyla 25.09.1994 ve Dilek Irmak'ın doğum tarihinin
gün ve ayı baki kalmak kaydıyla 10.10.1998 olarak tashihine karar verildiği
ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
İncelenen dosyadan, küçük Dilek Irmak'ın nüfusa
05.11.1996 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan
önce nüfusa tescili mümkün olmadığı halde, doğum tarihinin 10.10.1998
olarak düzeltilmesi nüfus kayıtlarında çelişki meydana getirmektedir.
Hakim,
nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar
arasında çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek
durumlara yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması
usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
17.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/13920
Karar No:
2011/2311
YARGITAY İLAMl
Davacı Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı ile
davalılar Nüfus Müdürlüğü, Zehra ve Ramazan Purdaş'a
velayeten İdris Purdaş
ile Güley Purdaş
arasındaki davada Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve
Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 16.07.2010 günlü ve
2010/162 Esas, 2010/470 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu
savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve
Hukuk-2010/255759 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması
istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup
gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
02.03.2010 tarih ve 2010/45 sayılı davanamesi ile
davalılar Nüfus Müdürlüğü ile İdris Purdaş ve Güley Purdaş aleyhlerine
açılan davada, davalılar İdris ile Güley'in
11.09.1992 doğumlu kızları Zehra ile 08.03.1993 doğumlu oğulları Ramazan'ın
doğum tarihleri arasında 180 günden az süre bulunduğu iddiasıyla adı geçen
küçüklerin doğum tarihlerinin düzeltilmesinin istendiği, mahkemece Ramazan Purdaş'ın doğum tarihinin ay ve günü de değiştirilmek
suretiyle 08.12.1993 olarak düzeltilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz
edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dosya içinde bulunan nüfus kaydına göre, küçük
Ramazan Purdaş'ın nüfusa 12.05.1993 tarihinde
tescil edildiği görülmüştür. Bir kimsenin doğmadan nüfusa tescili mümkün
olmadığı halde, doğum tarihinin 08.12.1993 olarak düzeltilmesi nüfus kayıtlarında
çelişki meydana getirmektedir. Hakim, nüfus
kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken, bu kayıtlar arasında
çelişki meydana getirmemek ve hayatın olağan akışına ters düşecek durumlara
yol açmamaya özen göstermek zorunda olup, bu hususa uyulmaması usul ve
kanuna aykırı bulunmuştur.
Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak
kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir
örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
22.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
19. Hukuk Dairesinden:
Esas : 2010/14589
Karar :
2011/718
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarih: 17/11/2009
No:
1644/1666
Davacı: Suat Çelikoğlu vek. Av. Cafer
Çelik
Davalı: HSBC
Bank Alanya Antalya Şb. Müdl.
vek. Av. Mete Bulut
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının
yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın
kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı banka vekilinin
talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmesi üzerine
dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çeklerin
takas odası aracılığıyla diğer bir bankaya ibrazında karşılığının
çıkmadığının tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çekler nedeni ile 3167
sayılı Kanun’un 4814 sayılı Kanun ile değişik l0. maddesi
uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın tahsili için icra
takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü olduğu
miktarı ödediği, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri sürerek
takibe yapılan itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar
verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çeklerden
dolayı çek asıllarının müvekkili bankaya verilmediğini, takipten sonra
müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, ferilerine itiraz edildiğini
belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacı hamilin
3167 sayılı Yasanın 10. maddesinde gösterilen asgari sorumluluk tutarını
tahsil için takip yapmasında engel olmadığı, borçlunun faiz ve masrafları
ödemedikçe kısmi ödemeler ana paraya mahsup edilemeyeceği gerekçesiyle
davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya
verilmesine karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka
vekilinin talebi, Adalet Bakanlığının ilgili yazısı üzerine, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığınca HUMK’ nun 427/6.
maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı Yasanın
6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı
Yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap
bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6.
maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm
kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin
kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının HUMK. nun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere (HUMK. m.
427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de
yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 26.01.2011 gününde oybirliğiyle karar
verildi.
——•——
Yargıtay
19. Hukuk Dairesinden:
Esas
: 2010/6386
Karar :
2011/736
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Bursa 1. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarih: 23/2/2010
No:
2343-461
Davacı: Ahmet
Dovan Atalay vek. Av.
Amaç Bursalı
Davalı: ING
Bank vek. Av. Gökçen Sert
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının
yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın
kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince
temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin
muhatap davalı bankaya süresi içinde ibraz edildiğini, ancak çekin
karşılığının olmaması nedeni ile bedelin ödenmediği 3167 sayılı Kanun'un
l0. maddesi uyarınca her çek yaprağı için bankanın
ödemekle yükümlü olduğu asgari miktarın talep edilmesine rağmen bankanın bu
ödemeyi yapmadığını, bu nedenle girişilen takibe davalı bankanın haksız
olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile tazminata karar
verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili; 3167 sayılı Kanun uyarınca,
çekteki garanti tutarının ibraz anında talep edilmesi durumunda çek aslının
bankaya teslim edilmesi gerektiği, oysaki somut olayda çek aslının davacı
tarafından geri alındığını, bu nedenle davacı talebinin yerinde olmadığını,
ayrıca bankalar arası takastan yapılan bir ibraz ve takas tarihini takip
eden (15) günlük kısmi karşılık alma süresinde muhatap müvekkili bankaya başvurulmadığını,
bu nedenle de müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını öne sürerek davanın
reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava ve takip
konusu 04.10.2008 tarih, 5.000.-TL bedelli çekin süresi içinde 06.10.2008
günü davalı muhatap bankaya ibraz edildiği, ancak çekin karşılıksız olduğu
için ödenemediğini ve bu hususun çek arkasına yazıldığı 3167 sayılı Kanun
uyarınca davalı bankanın bu çek yaprağı nedeni ile 435.-TL sorumluluğunun
bulunduğu bu bedelin çekin ibrazı anında davacı tarafından talep edilip
ödenen bedelin de kabul edilmediğine dair davalı bankaca belge sunulmadığı,
kaldı ki, ibraz anında çek karşılığının çıkmaması durumunda hamilin muhatap
bankanın ödemekle yükümlü olduğu miktarın talep edilmemiş olması daha sonra
talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği, nitekim davacının ibraz
tarihinden sonra davalı bankanın sorumlu olduğu miktarı talep etmiş
olmasına rağmen bankanın ödeme yapmadığı, bu nedenle davacının haklı olarak
takibe geçtiği gerekçesi ile davanın kabulü ile davacı yararına tazminata
kesin olarak karar verilmiş, hüküm davalı banka vekilinin talebi ve Adalet
Bakanlığının 03.05.2010 tarihli yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığınca HUMK.nun
427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemi ile temyiz
edilmiştir.
3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek
Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 6/son maddesi "Takas
odaları aracılığı ile ibraz edilmiş çekler için l0. maddede
belirlenen sorumluluk miktarı dahil kısmi ödeme yapılamaz..." hükmünü
içermektedir. Ayrıca 10. madde hükmü gereği muhatap bankanın ödeme
yükümlülüğünün doğması için çek aslının onaylı fotokopisi verilmek üzere
çek aslının muhatap bankaya ibrazı gerekir. Hal böyle olunca mahkemece
anılan yasa hükümleri gözetilmeden aksi düşüncelerle yazılı şekilde hüküm
kurulmasında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının 25.05.2010 gün 2010/113.802 sayılı Kanun
yararına bozma talebinin kabulü ile HUMK.nun 427/7. maddesi uyarınca hükmün, kanun
yararına ve hukuki sonuçları kalkmamak üzere BOZULMASINA, aynı yasanın
427/son maddesi uyarınca kararın bir örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak
üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına tevdiine, 26.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
——•——
Yargıtay
19. Hukuk Dairesinden:
Esas
: 2010/14591
Karar :
2011/1244
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Antalya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarih: 13/4/2010
No:
48-593
Davacı:
Yıldırımlar İnş. Tic. Paz. San. Ltd. Şti. vek. Av. Ali Çekiç
Davalı: HSBC
Bank A.Ş. vek. Av. Mete Bulut
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının
yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın
kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı bankanın
talebi, Adalet Bakanlığı'nın ilgili sayısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup
düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin hamili olduğu çekin
takas odası aracılığıyla diğer bankaya ibrazında karşılığının çıkmadığının
tespit edildiğini, karşılıksız çıkan çek nedeni ile 3167 sayılı Kanun'un
10. maddesi uyarınca davalı muhatap bankanın sorumlu olduğu meblağın
tahsili için icra takibine girişildiğini, davalının yasa gereği ödemekle yükümlü
olduğu miktarı ödediğini, ancak diğer kısımlarına itiraz ettiğini ileri
sürerek takibe yapılan itirazın iptaline ve inkar
tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, takasa ibraz edilen çekten
dolayı çek aslının müvekkili bankaya ibraz edilmediğini, takipten sonra
müvekkili bankanın asıl borcu ödediğini, fer'ilerine
itiraz edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep
etmiştir.
Mahkemece dosya kapsamına göre, çekin süresinde
bankaya ibraz edilmesi ve karşılığının bulunmaması nedeniyle 3167 sayılı
Kanun'un 10. maddesi gereğince bankanın dava tarihi itibariyle sorumlu
olduğu asgari miktarın bankaca ödenmesi gerektiği, davacı yanca bu miktarın
istenmediğine ilişkin imzalanan bir belge ya da delilin davalı yanca
dosyaya sunulmadığı, borçlunun faiz ve masrafları ödemediği müddetçe kısmi
ödemeler ana paraya mahsup edilmeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne,
itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar
tazminatına karar verilmiş, kesin olarak verilen hüküm davalı banka
vekilinin talebi. Adalet Bakanlığı'nın ilgili yazısı üzerine, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HUMK. nun 427/6.
maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı yasanın
6. maddesi uyarınca takas odaları aracılığıyla ibraz edilen çeklerde aynı
yasanın 10. maddesindeki miktarlar ödenmez. Dava konusu çeklerin muhatap
bankadan başka bankalara ibraz edildiği anlaşıldığından anılan yasanın 6.
maddesi uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm
kurulması doğru değildir. Bu nedenlerle kanun yararına bozma talebinin
kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. nun 427/6.
maddesine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün hukuki
sonuçlarına etkili olmamak üzere (HUMK. m. 427/7) kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir
örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığına
gönderilmesine (HUMK. mad. 427/8), 03.02.2011
gününde oybirliğiyle karar verildi.
|