|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2006/106
Karar Sayısı : 2009/124
Karar Günü : 1.10.2009
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :
1-3.7.2005
günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesinin
a)
(2) numaralı fıkrasının (d) bendinin,
b)
(4) numaralı fıkrasının,
2-
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin (8)
numaralı fıkrasının,
3-
4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
a)
253. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının,
b) 255. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının,
Anayasa’nın2., 10., 36.,
38., 61., 73. ve 141. maddelerine aykırılığı savıylaiptali istemidir.
I-
OLAY
Bakılmakta
olan davada, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve uzlaşmaya ilişkin
itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının
gerekçe bölümü şöyledir:
“Anayasa
Aykırı Olduğu Düşülen Metinler ve Gerekçeleri:
A) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 23. Maddesi
2.
Fıkra (d) bendinde “Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı
zararın, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle
tamamen giderilmesi. Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının
belirlenememesi hâlinde, mahkemece takdir edilecek bir miktarda paranın bir
defada Maliye veznesine yatırılması. Ancak bu koşul, çocuğun ailesinin veya
kendisinin ekonomik durumunun elverişli olmaması hâlinde aranmayabilir.”
4.
Fıkrasında “İkinci fıkranın (d) bendinde belirtilen koşulun yerine
getirilememesi hâlinde; denetimli serbestlik süresince sanığa aşağıdaki
yükümlülüklerden biri yüklenerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı verilebilir:
a)Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun
uğradığı, zararın, aylık taksitler hâlinde ödenerek tamamen giderilmesi.
b)Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar
miktarının belirlenememesi hâlinde, mahkemece takdir edilecek miktarda
paranın aylık taksitler hâlinde Maliye veznesine yatırılması.” hükümleri
getirilmiştir.
Söz
konusu metinlerin Anayasaya aykırı olduğu düşünülmüştür. Şöyle ki;
1)Her suçta zarar doğma
hali olmadığından, yine de zarar doğmuş gibi hareket edip tazmini yoluna
gitmenin hukuka uygun düşmeyeceği; 18 yaşından küçüklerin velayet vesayet
altında oldukları düşünüldüğünde, zararın giderilmesi halinin suça
sürüklenen çocuğa değil, onun bakımını üstlenen veli veya vasinin insiyatifine bırakılmasına neden olacağından belirtilen
maddelerin Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 36/1 maddesindeki
adil yargılama ilkesine, 38/6 maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği
ilkesine, 61/4 maddesindeki korunmaya muhtaç çocukların topluma
kazandırılması ilkesine aykırı olduğu,
2)Suça konu zararın
giderilmesi için hukuk mahkemelerine dava açılması ve
cebri icra yoluna gidilmesi halinde gerekli harç ve benzerlerinin alınması
icap ettiği halde,
ceza mahkemesi aracılığıyla tazmin halinde harç ve benzerleri alınmayıp
devletin vergi zıyaı olacağından, belirtilen maddelerin Anayasanın 10.
maddesindeki, kanun önünde eşitlik
ilkesine, 73. maddesindeki herkesin gücü ölçüsünde vergi vermesi ilkesine
aykırı olduğu,
3)Ceza hukukuna ilişkin asıl mesele
çözüldüğü halde sırf zarara ve tazminat
miktarına ilişkin olarak gerekli tespit yapılması için yargılamaya devam
edilip, özel hukuk
alanına giren bir mesele nedeniyle ceza yargılamasının uzamasına sebebiyet
verilebileceği,
aylık taksitlendirme halinde herhangi bir kriter
öngörülmediğinden, mahkemece örneğin 1000 eşit taksitte alınması gibi hüküm
kurulabileceği, bu halde davanın gereksiz yere sürüncemede kalması sonucu
ortaya çıkabileceğinden, belirtilen maddelerin Anayasanın 141/son
maddesindeki yargılamanın en az giderle hızlı bir şekilde sonuçlandırılması
ilkesine aykırı olduğu,
B)
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 73/8 maddesinde;
“(8) Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel
kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan
suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük
bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür
iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim
tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine
karar verilir”. hükmü getirilmiştir.
Söz
konusu metinlerin Anayasaya aykırı olduğu düşünülmüştür. Şöyle ki;
1) Uzlaşmanın failin suçu kabullenmesi şartına bağlı olmasının
sanığın
savunma hakkını kullanmasına engel olabileceği, sanığın suçlamayı kabul
etmeyip ancak
suçtan doğacak zararı gidermeyi kabul edeceği haller olabileceği;
başlangıçta suçu kabul edip uzlaşma yoluna giden ve daha sonra uzlaşamayan
sanığın bu psikolojik baskı altında
savunmada bulunması halinde savunmanın gerçeği yansıtmayabileceği; sanığın
18 yaşından
küçük olduğu da düşünüldüğünde psikolojik etkilenmesinin daha fazla
olabileceğinden,
belirtilen maddelerin Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine,
10. maddesindeki
kanun önünde eşitlik ilkesine, 36/1 maddesindeki adil yargılama ilkesine,
38/5 maddesindeki hiç kimsenin kendisini suçlayan beyanda bulunmaya
zorlanamaz ilkesine aykırı olduğu,
2)Suçakonu zararın giderilmesi için hukuk
mahkemelerine dava açılması ve cebri icra yoluna gidilmesi halinde gerekli
harç ve benzerlerinin alınması icap ettiği halde, ceza mahkemesi aracılığıyla
tazmin halinde harç ve benzerleri alınmayıp devletin vergi zıyaı
olacağından, belirtilen maddelerin Anayasanın 10. maddesindeki kanun önünde
eşitlik ilkesine, 73. maddesindeki herkesin gücü ölçüsünde vergi vermesi
ilkesine aykırı olduğu,
C)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 253. maddesi 2 ve 3. fıkralarında:
(2)
Fail, suçu ve fiilinden doğmuş olan maddî ve manevî zararın tümünü veya
bunun büyük bir kısmını ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullendiğinde
durum, mağdura veya varsa vekiline veya kanunî temsilcisine bildirilir.
(3)
Mağdur, verilmiş olan zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibarıyla
giderildiğinde özgür iradesi ile uzlaşacağını bildirirse, soruşturma
sürdürülmez. hükümleri getirilmiştir.
Söz
konusu metinlerin Anayasaya aykırı olduğu düşünülmüştür. Şöyle ki;
1) Uzlaşmanın failin suçu kabullenmesi şartına bağlı olmasının
sanığın savunma hakkını kullanmasına engel olabileceği, sanığın suçlamayı
kabul etmeyip ancak suçtan doğacak zararı gidermeyi kabul edeceği haller
olabileceği; başlangıçta suçu kabul edip uzlaşma yoluna giden ve daha sonra
uzlaşamayan sanığın bu psikolojik baskı altında
savunmada bulunması halinde savunmanın gerçeği yansıtmayabileceği; sanığın
18 yaşından
küçük olduğu da düşünüldüğünde psikolojik etkilenmesinin daha fazla
olabileceğinden,
belirtilen maddelerin Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine,
10. maddesindeki
kanun önünde eşitlik ilkesine, 36/1 maddesindeki adil yargılama ilkesine,
38/5 maddesindeki hiç kimsenin kendisini suçlayan beyanda bulunmaya
zorlanamaz ilkesine aykırı olduğu,
2) Suça konu zararın giderilmesi için hukuk mahkemelerine dava
açılması ve
cebri icra yoluna gidilmesi halinde gerekli harç ve benzerlerinin alınması
icap ettiği halde,
ceza mahkemesi aracılığıyla tazmin halinde harç ve benzerleri alınmayıp
devletin/vergi zıyaı olacağından, belirtilen maddelerin Anayasanın 10.
maddesindeki kanun önünde eşitlik
ilkesine, 73.maddesindeki herkesin
gücü ölçüsünde vergi vermesi ilkesine aykırı olduğu,
D)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 255. Maddesi 1. fıkrasında,
“(1)
Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından
işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.” hükmü
getirilmiştir.
Söz
konusu metinlerin Anayasaya aykırı olduğu düşünülmüştür. Şöyle ki;
1) Maddede sanıklardan birisinin tüm zararı ödemesi halinde bu
sanığın
uzlaşmadan yararlanacağı diğer sanığın yararlanamayacağı belirtildiği,
sanıklardan birisinin
uzlaşmasından sonra diğer sanığında uzlaşmayı kabul ettiğinde bu sanık
tarafından
giderilecek zarar kalmayacağı için, sanık hakkında uzlaşma hükümlerinin
uygulanmasında
sorun çıkabileceği, bu sanık tarafından da zarar giderildiğinde müştekinin
aynı konuda birden fazla tazminat alıp haksız ve sebepsiz yere
zenginleşmesi olabileceğinden, belirtilen
maddelerin Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10.
maddesindeki kanun
önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu düşünülmüştür.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, belirtilen maddelerin Anayasaya aykırılıkları
yönünden Anayasanın 152. maddesi uyarınca gerekli incelemenin Anayasa
Mahkemesince
yapılması saygıyla arz olunur.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun
itiraz konusu kuralları da içeren 23. maddesi şöyledir:
“(1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı
yapılan yargılama sonunda belirlenen ceza, en çok üç yıla kadar (üç yıl dahil) hapis veya adli para cezası ise; mahkemece,
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
(2) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için gerekli
koşullar şunlardır:
a) Çocuğun daha
önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması.
b) Çocuğun yeniden
suç işlemeyeceği hususunda kanaat gelmiş olması.
c) Çocuk hakkında,
kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları itibarıyla bir
cezaya hükmedilmesine gerek görülmemesi.
d)
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade,
suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi. Suçun
işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi halinde,
mahkemece takdir edilecek bir miktarda paranın bir defada Maliye veznesine
yatırılması. Ancak bu koşul, çocuğun ailesinin veya kendisinin ekonomik
durumunun elverişli olmaması halinde aranmayabilir.
(3) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde, çocuk, beş yıl
süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulur. Bu süre içinde çocuğun
bir eğitim kurumuna devam etmesine, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına,
belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir
edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim
süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(4)
İkinci fıkranın (d) bendinde belirtilen koşulun yerine getirilememesi
halinde; denetimli serbestlik süresince sanığa aşağıdaki yükümlülüklerden
biri yüklenerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir:
a)
Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aylık taksitler
halinde ödenerek tamamen giderilmesi.
b)
Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi
halinde, mahkemece takdir edilecek miktarda paranın aylık taksitler halinde
Maliye veznesine yatırılması.
(5) Denetimli
serbestlik süresi içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum olmadığı ve yükümlülüklere uygun davranıldığı
takdirde, davanın düşmesine karar verilir.
(6) Çocuğun
denetimli serbestlik süresi içinde işlediği hapis cezasını gerektiren
kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum olması veya
yükümlülüklerine aykırı davranması halinde, mahkeme geri bıraktığı hükmü
açıklar. Ancak mahkeme, yükümlülüklerin yerine getirilme durumunu göz
önünde bulundurarak, çocuk hakkında belirlenen cezada yarı oranına kadar
indirim yapabilir.
(7) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
(8) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme
kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı
olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde,
bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.MADDE 23- (Değişik: 5560 - 6.12.2006 / m.40)
(1) Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi
Kanunundaki
koşulların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi
üç yıldı”
2. 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrası aşağıdaki şekildedir :
« Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya
özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete
bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın
tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile
fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı
veya hakim tarafından saptandığında kamu davası
açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir. »
3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun itiraz konusu kuralları da içeren 253. ve 255. maddeleri
aşağıdaki gibidir:
“MADDE
253.- (1) Cumhuriyet savcısı,
yapılan soruşturmanın durumuna göre, kanunun uzlaşma yapılabilmesi olanağını
verdiği hallerde, faili bu Kanunun öngördüğü usullere göre davet ederek
suçtan dolayı sorumluluğunu kabul edip etmediğini sorar.
(2)
Fail, suçu ve fiilinden doğmuş olan maddi ve manevi zararın tümünü veya
bunun büyük bir kısmını ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullendiğinde
durum, mağdura veya varsa vekiline veya kanuni temsilcisine bildirilir.
(3)
Mağdur, verilmiş olan zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibarıyla
giderildiğinde özgür iradesi ile uzlaşacağını bildirirse, soruşturma
sürdürülmez.
(4) Cumhuriyet
Savcısı, fail ile mağdur arasında uzlaşma işlemlerini idare etmek,
tarafları bir araya getirerek bir sonuca ulaşmalarını sağlamak üzere, fail
ve mağdurun bir avukat üzerinde anlaşamadıkları takdirde, bir veya birden
fazla avukatın uzlaştırıcı olarak görevlendirilmesini barodan ister.
(5) Uzlaştırıcı,
başvurunun yapıldığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaşmayı
sonuçlandırır. Cumhuriyet savcısı bir defaya mahsus olmak üzere bu süreyi
otuz gün daha uzatabilir. Uzlaştırma süresince zamanaşımı durur.
(6) Uzlaşma
müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma sırasında ileri sürülen
bilgi, belge ve açıklamalar taraflarca izin verilmedikçe daha sonra
açıklanamaz. Uzlaştırmanın başarısız olması nedeniyle daha sonra dava
açılması halinde uzlaştırma sırasında failin bazı olayları veya suçu ikrar
etmiş olması davada aleyhine delil olarak kullanılmaz.
(7) Uzlaştırıcı,
yaptığı işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı müdahalelerini belirten bir raporu
on gün içinde ilgili Cumhuriyet savcısına sunar.
(8) Zarar,
uzlaşmaya uygun olarak giderildiğinde ve uzlaştırma işleminin giderleri,
fail tarafından ödendiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.
MADDE 253- (Değişik: 5560 - 6.12.2006
/ m.24)
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:”
a)
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı
suçlar.
b)
Şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk
Ceza Kanununda
yer alan;
1.
Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2.
Taksirle yaralama (madde 89),
3.
Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
4.
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
5.
Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya
belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
(2)
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı
olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak
uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3)
Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa
bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez.
(4)
Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması halinde, Cumhuriyet savcısı
veya talimatı üzerine adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan
zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanuni temsilcilerine
yapılır. Cumhuriyet savcısı uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya
istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.
(5)
Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçları anlatılır.
(6)
Resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanuni temsilcisine
ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma
sonuçlandırılır.
(7)
Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir
suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan
zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8)
Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma
konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9)
Şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşma teklifini kabul etmesi
halinde, Cumhuriyet savcısı uzlaştırmayı kendisi gerçekleştirebileceği
gibi, uzlaştırmacı olarak avukat görevlendirilmesini barodan isteyebilir
veya hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından uzlaştırmacı
görevlendirebilir.
(10)
Bu Kanunda belirlenen hakimin davaya bakamayacağı
haller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili
olarak göz önünde bulundurulur.
(11)
Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet
savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Cumhuriyet
savcısı uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla
yükümlü olduğunu hatırlatır.
(12)
Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten
itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Cumhuriyet savcısı bu süreyi en çok yirmi gün daha uzatabilir.
(13)
Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine
şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanuni temsilci, müdafi ve vekil
katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanuni
temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde,
uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14)
Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili
olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15)
Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine
verilen belge örnekleriyle birlikte Cumhuriyet savcısına verir. Uzlaşmanın
gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle
uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır.
(16)
Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını
beyan edebilirler.
(17)
Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve
edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza
altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18)
Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.
(19)
Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def'aten
yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı
verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171
inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının
açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı
işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra,
uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin
dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın
sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası
açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini
yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932
tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun
38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.
(20)
Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21)
Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde
bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve
en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek Cumhuriyet savcısına verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi
işlemez.
(22)
Uzlaştırmacıya Cumhuriyet savcısı tarafından çalışma ve masraflarıyla
orantılı bir ücret takdir edilerek ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer
uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın
gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.
(23)
Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen
kanun yollarına başvurulabilir.
(24) Uzlaştırmanın uygulanmasına ilişkin hususlar,
yönetmelikle düzenlenir.
“MADDE
255.- (1) Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi
tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.’’
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında Anayasa’nın 2., 10., 36., 38., 61., 73.
ve 141. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay
TUĞCU, Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 17.7.2006 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Eldeki
işle ilgili ilk inceleme kararından sonra, 5395 sayılı Çocuk Koruma
Kanunu’nun itiraz konusu kuralları içeren 23. maddesi, 19.12. 2006
tarihinde yürürlüğe giren Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
5560 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile esaslı şekilde değiştirilmiş ve itiraz
konusu kurallar yürürlükten kaldırılmıştır. Aynı şekilde, 5560 sayılı
Kanun’un 45. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin
itiraz konusu (8) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu
nedenle, Anayasa’nın 38., 765 sayılı mülga Türk
Ceza Kanunu’nun 2. maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesi
ve5252 sayılı Türk Ceza Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesi ve yerleşik yüksek
mahkeme kararları dikkate alındığında itiraz konusu kurallarla yeni
kurallardan hangisinin lehe olan yasa kuralı olduğunun tespit edilmesi
gerekmektedir.
5560
sayılı Kanun ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerle, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması ceza muhakemesinde herkesin yararlanabileceği genel bir kurum
haline getirilmiş olmakla birlikte, uygulama alanı daraltılmış ve suça
sürüklenen çocuklar yararına itiraz konusu kurallarda düzenlenen hükümlerin
çoğu kaldırılmıştır. Zira, anılan bu düzenleme ile hükmün açıklanmasının
ertelenmesi kurumunun sadece şikâyete tâbi suçlar açısından
uygulanacağı öngörülmüş ve açıklanması ertelenecek hükümle verilecek hapis
cezası miktarı 1 yılla sınırlandırılmıştır.
Aynı şekilde, uzlaşma kurumunun ilk kez ceza hukukumuza
5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin itiraz konusu (8) numaralı
fıkrası ile girmesi ve 5560 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması
karşısında, kuralın yürürlükten kaldırılmadan önceki halinin uzlaşmayı
mümkün kılması nedeniyle sanık lehine olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu
itibarla, itiraz konusu kuralların 5560 sayılı Yasa ile değişmeden önceki
hallerinin sanık lehine olduğu ve bakılmakta olan davada uygulanacak kural
olduğu sonucuna varılarak, esasın incelenmesine geçilmiştir.
A- 5395
sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının (d)
Bendi ile (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
Başvuru
kararında, her suçtan zarar doğmadığı halde tazmin şartının öngörülmesine,
zararın giderilmesi sorumluluğunun çocuğun velisinin veya vasisinin
inisiyatifine bırakılmasına,suçtan
doğan zararın tazminine ilişkin yargılamanın ceza mahkemelerince yerine
getirilmesi nedeniyle vergi ve harç kaybının oluşmasına, zararın tazmini
özel hukuka ilişkin bir mesele olduğu halde, ceza yargılamasında ele
alınarak davanın gereksiz yere uzamasına olanak veren itiraz konusu
kuralların, Anayasa’nın 2., 10., 36., 38., 61. ve
141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz
konusu kurallarla, ceza hukukunda suça sürüklenen çocuklar açısından hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin şartlar ve yöntem
düzenlenmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa yüklenen
suçtan dolayı yapılan yargılama sonucunda mahkemede sanığın suçluluğu
yönünde bir kanaat oluşmakla birlikte, ileriye yönelik bazı şartların sanık
tarafından yerine getirilmesi halinde mahkûmiyet kararının açıklanmaması
anlamını taşımaktadır.
Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kurumu günümüzde Batı Avrupa ülkelerinin
çoğunun ceza mevzuatında yer alan bir kurumdur. Özellikle 1950’li yıllardan
sonra Kıta Avrupası ceza hukukuna girmiş olan bu
kurum, önce Anglo-Sakson
hukukunda ortaya çıkmıştır. Bu kurum, yargılanması tamamlanmış olan sanığın
belli bir süre denetim altında tutulması esasına dayanır. Hâkim, sanığın
suçluluk ve kusurluluğunu saptamakla beraber cezaya hükmetmeyi geriye
bırakmakta ve onu belirli bir süre içinde denetim altında tutmaktadır. Tabi
tutulduğu denetim süresi içinde davranışları olumlu bulunduğu takdirde
sanık için bir mahkumiyet kararı verilmemektedir.
Böylece deneme süresini başarıyla geçirmiş olan birey, hükümlü olma süreci
dışına çıkarılmaktadır. Sanığın toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve
suça sürüklenen çocukların topluma normal bireyler olarak tekrar
kazandırılması kurumun temel amaçlarındandır.
Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kurumu ceza hukuku sistemimize ilk olarak
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun itiraz konusu kuralları içeren 23.
maddesi ile girmiştir. Bu düzenlemeye göre, çocuklara yüklenen suçlardan
dolayı yapılan yargılama sonucunda verilen ceza 3 yıla kadar hapis veya
adli para cezası ise hükümlerin açıklanmasının geri bırakılması mümkündür.
Burada dikkati çeken husus, bu düzenlemenin sadece çocuklar için uygulanabilmesiydi.
Daha sonra, 5560 sayılı Yasa ile itiraz konusu kurallar yürürlükten
kaldırırken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231’inci maddesine
eklenen fıkralarla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Ceza
Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın
38. maddesinde suç ve ceza hukukuna hâkim olacak genel ilkeler
belirlenmiştir. Anılan maddenin yedinci fıkrasında ise, ceza sorumluluğunun
şahsiliği ilkesi düzenlenmiştir.
Anayasa’nın
61. maddesinin dördüncü fıkrasında Devletin korunmaya muhtaç çocukların
topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alacağı ifade edilmiştir.
Anayasa’nın
141. maddesinin son fıkrasında ise, adil yargılanmanın da unsurları
olan davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması
ilkelerini düzenlemiştir.
Her
suçtan mutlaka bir zararın doğup doğmadığı ceza hukuku öğretisinde
tartışmalı bir konu olsa da, suçtan önceki durumun mümkün olduğunca
sağlanması (restitutio
in integrum), bu mümkün değilse suçtan doğan
zararın tazmini evrensel bir hukuk ilkesidir. 5395 sayılı Çocuk Koruma
Kanunu’nda hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için itiraz konusu
kurallarla öngörülen şartlardan birisi de “suçtan doğan zararın
giderilmesi”dir. Ancak bu şart mutlak bir şart olmayıp, suça sürüklenen
çocuğun ve ailesinin maddi ve ekonomik durumu elverdiği takdirde
uygulanacak bir kuraldır. Çocuğun veya ailesinin maddi ve ekonomik durumu
elverişli olmadığı takdirde zararın giderilmesi ve tazmin yükümlülüğünün
yerine getirilmesi şartı aranmayacaktır.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi,
sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve
suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem
tercihinde bulunulması Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu itibarla, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından yasakoyucu Anayasa’nın temel ilkelerine ve ceza
hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda
hangi eylemlerin suç sayılacağı, eylemlerin hangi tür ve ölçüdeki ceza
yaptırımları veya ceza yaptırımına seçenek yaptırımlarla karşılanacağı,
hangi suçların hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında kalacağı,
suçtan doğan zararın tespitinin hangi yargı organınca yapılacağı, suça konu
zararın nasıl ortadan kaldırılacağı konularında ve suça sürüklenen çocuklar
açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartlarını ve
yöntemlerini belirleme hususunda takdir yetkisine sahiptir. İtiraz
konusu kurallarda öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
ilişkin koşulların, yargılamanın kısa sürede bitirilmesi, suça sürüklenen
çocuklara bir fırsat verilerek topluma kazandırılmalarının sağlanması, kamu
düzeni açısından göreceli olarak önemsiz bazı suçların veya uyuşmazlıkların
yargı organlarını gereğinden fazla meşgul etmesinin önlenmesi amacıyla
getirildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar
Anayasa’nın 2.,38., 61. ve 141.maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 10. ve 36. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
B-
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. Maddesinin (8) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Başvuru
kararında, uzlaşma yapılmasını failin
suçu kabullenmesi şartına bağlayarak sanığın savunma hakkına engel olan,
sanığın kendi kendini suçlamasına ve psikolojik baskı altında kalmasına
olanak veren, suça konu zararın hukuk mahkemelerinde ve icra dairelerinde
değil de ceza mahkemelerinde tespit edilip tahsilini öngören itiraz konusu
kuralın, Anayasa’nın 2., 10., 36., 38. ve 73.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, ceza hukukunda uzlaşma
kurumunu düzenlemektedir. Yargının işleyişinin
etkinleştirilmesi amacıyla başvurulan yollardan birisi de, uyuşmazlıkların
yargılama aşamasından önce alternatif çözüm yollarının denenmesidir.
Alternatif çözüm yollarının, uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az
masrafla sonuçlandırılması, gizliliğin korunması ve mahkemelerdeki iş
yükünün hafifletilmesi gibi birçok fayda sağladığı bilinmektedir. Bu çözüm
yollarının; uzlaşma, tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi birçok
çeşidi bulunmaktadır. Yakın zamanda ceza hukukumuza giren uzlaşma da
bunlardan biridir.
Ceza
hukukunda uzlaşma, işlendiği konusunda yeterli şüphe bulunan bir suçtan
dolayı, mağdurun tatmin edilmesi suretiyle fail ve mağdur arasındaki
uyuşmazlığın giderilmesini amaçlayan, mağdurun ve failin uzlaşmaları
halinde soruşturma veya kovuşturmanın kaldırılmasını sağlayan bir
kurumdur.Ceza
hukukunda uzlaşma kurumu ilk defa itiraz konusu kuralla, uzlaştırma
işlemlerinin nasıl yerine getirileceği ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 253., 254. ve 255. maddelerinde
düzenlenmiştir.
Hukuk devletinde, Anayasa’da belirtilen ilkelere ve ceza
hukukunun genel kurallarına aykırı olmadıkça yasakoyucu
cezalandırma yetkisini kullanırken, toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağını, bunların hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımları veya ceza
yaptırımına seçenek yaptırımlarla karşılanacağını, hangi suçların uzlaşmaya
tâbi olacağını, uzlaşma yöntemini ve şartlarını belirleme, öngörülen
uzlaşma kurallarının çocuk suçluluğuna ve suça sürüklenen çocukların
ıslahına etkisini değerlendirme konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bu itibarla, takip edilen suç ve ceza politikasının
gereği olarak, yapılan yasal düzenlemelerin sosyal düzene ve toplumsal
barışa etkisini, suç ve suçlulukla mücadelede verdiği veya vereceği
sonuçları değerlendirerek gerekli önlemleri almak yasakoyucunun
görev alanına girmektedir.
Uzlaşmada suçtan doğan sorumluluğun kabul edilmesi,
kişinin kendini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanması olarak kabul
edilemez. Uzlaşma kelime yapısının da ifade ettiği gibi, iki taraflı bir
kurumdur. Suçtan zarar görenin zararının giderilmesi halinde uzlaşmayı
kabul etmesi bir tarafını, failin suçtan doğan sorumluluğu kabul etmesi
diğer tarafını oluşturmaktadır. Aynı şekilde, uzlaşma kurumunun hareket
noktası olan “onarıcı adalet anlayışı”nda failin suçtan doğan sorumluluğunu
kabul etmesi esastır. Failin fiilden dolayı hiçbir sorumluluk duymaması
halinde, uzlaşmanın toplumsal barışa hizmet eden ve faili uslandırıcı yönü
eksik kalmış olacaktır.
İtiraz
konusu kural uygulanırken uzlaşmada şüpheli veya sanığın suçu kabulü, ikrar
olarak değil uzlaşmak için suçtan doğan sorumluluğun kabulü olarak
anlaşılmalıdır. Şüpheli ve sanığın beyanı ikrar niteliğinde olsa bile,
“gizlilik ilkesi” gereği yargılamada sanık
veya şüpheli aleyhine delil olarak kullanılamaz (CMK
m. 253).
Diğer
taraftan soruşturma aşamasında, Cumhuriyet
savcısı tüm delilleri toplayıp kamu davası açabilecek bir aşamaya gelmiş ve
şüphelinin mevcut delil durumuna göre suçun faili olduğu söylenebilecekse,şüpheli hakkında uzlaşma yöntemine
başvurabilecektir. Bu koşul ile masum insanlar hakkında olası bir
soruşturma halinde, yalnızca mahkemelerde daha fazla uğraşmamak için veya
değişik nedenlerle suçu üstüne alma amacında olanlar engellenmektedir. Mahkeme
aşamasında ise, gerçekleştirilecek uzlaşmada bu sakıncaların varlığı daha
aza indirgenmiş olacaktır.
Uzlaşma
kurumunun tamamen tarafların özgür iradelerine dayanması nedeniyle, fail
veya mağdur uzlaşma yoluna hiç başvurmayabilecekleri gibi, uzlaşma için
tanınan süre zarfında uzlaşmaktan vazgeçebilirler. Şüpheli veya sanık uzlaşmadan vazgeçtiği
takdirde, “gizlilik ilkesi” gereği
uzlaşma sürecindeki beyanları delil olarak kullanılamayacak, şüpheli veya
sanık hakkında olağan soruşturma ve kovuşturma sürecindeki delillere göre bir
karar verilecektir. Ayrıca, tüm uzlaşma görüşmelerinin küçüğün velisi veya
vasisi ile avukatının gözetiminde yapılması esas olduğu için, suça
sürüklenen çocukların uzlaşma sürecinde ağır psikolojik baskı altında
kalacağı savı da yerinde görülmemiştir. Bu nedenle, kural Anayasa’nın 38.
maddesinin 5. fıkrasındaki kimsenin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya
zorlanamayacağı ilkesine aykırı değildir.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 10., 36. ve 73. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
C- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 253. Maddesinin (2) ve (3) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi
4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 253. maddesinin itiraz konusu (2) ve (3) numaralı fıkraları,
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 5560 sayılı Kanun’un 24.
maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Hukukun genel ilkeleri uyarınca
yargılama usulüne ilişkin kuralların derhal uygulanmaları zorunlu olup,
usule ilişkin itiraz konusu kuralların davada uygulanma olanağı
bulunmadığından, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar verilmesi gerekir.
D-
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 255. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının İncelenmesi
Başvuru kararında, suça konu zararın sanıkların birden fazla olması
ve birisi tarafından giderilmesi halinde diğer sanıklar tarafından
giderilecek bir zarar kalmayacağı, uzlaşma hükümlerinin uygulanmasında
sorun çıkabileceği, suçtan zarar görenin birden fazla tazminat alıp haksız
şekilde zenginleşeceği, bu nedenle kuralın Anayasa’nın 2.ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İtiraz konusu kural çok failli suçlarda uzlaşmaya
ilişkin bir düzenleme getirmektedir. Buna göre, aralarında iştirak ilişkisi
olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlendiği iddia edilen
suçlarda ancak uzlaşan şüpheli veya sanık uzlaşma kurumundan
faydalanacaktır. Birden çok sanık veya şüpheli varsa her sanık için ayrı ayrı uzlaşma önerisi yapılacaktır. Ancak sanıklardan
birinin uzlaşmadan faydalanması diğer sanıkları etkilemeyecek, yani sirayet
etmeyecektir.
Uzlaşmanın, her iki
tarafın özgür iradelerine ve kabullerine dayanması nedeniyle, her
sanık-mağdur uzlaşmasının ayrı şekilde yürütülmesi işin doğası gereğidir. Zira, sanıklardan birisinin mağdur ile uzlaşması
halinde, bu sonucun diğer sanık veya şüphelilere teşmil edilmesi ceza
sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı olacaktır. Yasakoyucu
uzlaşmada şikâyetin bölünmezliği veya sirayet ilkesinden farklı bir
tercihte bulunmuştur.Bilindiği
üzere, şikâyet ederken de şikâyetten vazgeçerken de mağdur, sanıklar veya
şüpheliler arasında seçim yapamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun73. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında şikâyetin bölünmezliği ilkesine yer verilmiştir. Yasakoyucu şikâyetin bölünmezliği ilkesini uzlaşma
kurumu açısından kabul etmemiştir. Ancak şikâyetin bölünmezliği veya
sirayeti anayasal bir zorunluluk olmadığı gibi, yasakoyucunun
bu ilkeyi her ceza kurumu açısından uygulamasını zorunlu kılan bir ilke de
bulunmamaktadır.Önceki bölümlerde
açıklandığı gibi, yasakoyucu bu konuda takdir
yetkisini kullanmıştır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
1-3.7.2005
günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesinin;
a-(2) numaralı fıkrasının (d) bendinin,
b-(4) numaralı fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE,
2- 26.9.2004 günlü,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin (8) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
3-4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun;
a-
253. maddesi, 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle
değiştirildiğinden, maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına ilişkin KONUSU
KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
b-255. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
1.10.2009
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|