|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2007/24
Karar Sayısı : 2010/113
Karar Günü : 16.12.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Ankara 7. İdare
Mahkemesi
(E:2007/24,
E:2007/25)
İTİRAZLARIN KONUSU:21.6.2005 günlü, 5371 sayılı Sağlık Hizmetleri
Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair
Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı
San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1- 1. maddesiyle 7.5.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık
Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek Madde 4’ün üçüncü fıkrasının,
2- 2. maddesiyle 3359 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici
Madde 6’nın,
Anayasa’nın 5.,
10., 11., 13. ve 18. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Tabip olan davacıların Devlet hizmeti
yükümlülüğü kurasına tabi tutulmalarına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle
açılan davalarda, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
Başvuru kararlarının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Anayasanın çalışma hürriyeti ve kişilerin öğrenim
ve mesleklerini seçme hakları ve temel insan hakları çerçevesinde,
kişilerin tercih ederek mezun oldukları Yüksek öğretim kurumunun, salt
mezun olunması nedeniyle sağladığı, “serbest meslek statüsünün” (doktor diş
hekimi, veteriner, eczacı, mühendis, kimyager vb) engellenmesi mümkün
değildir. İlgililer mezun oldukları okulun kendileri için sağladığı mesleki
unvan (örneğin makina mühendisi) nedeniyle
serbest veya kamuda çalışmak isteyebilirler. Kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışmak isteyenlerin, ilgili kurum mevzuatı ile belirlenen objektif
ölçütler ve mevzuatla getirilen koşulları taşımaları, özel ve serbest
olarak mesleklerini icra etmek isteyenlerin ise, meslek odalarınca
belirlenen (staj vb) koşulları yerine getirmeleri esastır. Bazı meslek
gruplarında ise özel büro, ofis vb. işyerlerinin açılması için mezuniyet
ile alınan görev unvanı yeterli olmaktadır.
Zorunlu hizmet ise, sadece burslu veya zorunlu
hizmet yükümlülüğü altında öğrenim, doktora vb. çalışma yapanlara
uygulanabilecek bir durum olmakla birlikte, ülkenin temel gereksinimleri ve
devletin ana işlevlerini (Eğitim, sağlık, asayiş gibi) dengeli ve coğrafî
bölgeler açısından eşit yürütebilmesi için, kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışmak (olayda doktor olarak atanmak) üzere başvuranlara, gereksinim olan
bölgeler için, mecburi hizmet yükümlülüğü getirilerek, kura çektirilmesi
yolunda, yasal düzenleme yapılması, hususu da kabul edilebilir. Zira, bu şekilde, Tıp Fakültesini bitirerek, kamu
kurumlarına doktor olarak atanmak için başvuran kişinin, sadece görev yeri
kura ile saptanmaktadır. Ancak, Kamu kurum ve
kuruluşlarında, çalışma yolunda başvurusu bulunmayan bir tıp fakültesi mezununun,
serbest ve özel olarak (yurt içi veya yurt dışında) çalışma veya hiç
çalışmayarak sadece Tıpta Uzmanlık, doktora vb. bir sınava hazırlanmayı
tercih etme hakkının, Yasa ile dahi ortadan kaldırılması ve talep olmadan
zorunlu hizmet kurasına tabi tutulması, Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 4. maddesindeki zorla çalıştırma yasağına, açıkça aykırıdır.
Dava, Kadir Has Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu
olan davacının, zorunlu Devlet Hizmeti yükümlülüğü için 30.9.2005 tarihinde
kuraya tabi tutulması işleminin iptali ile 5371 sayılı Kanunla Çeşitli
Kanunlara eklenen Ek Madde 3, 4, 5, 6 ve Geçici 6. maddenin Anayasaya
aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 5. maddesinde; “... kişinin
temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmak insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasanın 2 nci
maddesinde; “Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir devlet olduğu, 10 uncu maddesinde,
“...herkesin... ayrım gözetilmeksizin kanun önünde
eşit olduğu”, 18 inci maddesinde “zorla çalıştırmanın yasak olduğu, ancak
ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi
niteliğinde beden ve fikir çalışmalarının zorla çalıştırma sayılmayacağı,
belirtilmektedir.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda
“Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet
sunacak şekilde Sağlık Bakanlığı’nca, diğer ilgili Bakanlıkların da görüşü
alınarak planlanır, koordine edilir, mali yönden desteklenir ve
geliştirilir... Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin
ülke sathında dengeli
dağılımı ve yaygınlaştırılması esastır... Sağlık Bakanlığı sağlık ve
yardımcı sağlık
personelinin ülke sathında dengeli dağılımını sağlamak üzere istihdam
planlaması yapar,
ülke ihtiyacına uygun nitelikli sağlık personeli yetiştirilmesi amacıyla
hizmet öncesi eğitim
programları için Yükseköğretim Kurulu ile koordinasyon sağlar...”
hükümlerine yer verilerek sağlık hizmetlerinin temel esasları
belirlenmiştir.
5.7.2005 tarih ve 25866 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren 5371 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle 3359
sayılı Sağlık Hizmetleri Kanununa eklenen, Ek 3 üncü maddede “İlgili
mevzuata göre yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak
tabip, uzman tabip ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip
unvanını kazananlar, her eğitimleri için ayrı ayrı
olmak kaydı ile Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından
hazırlanan ilçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik
sıralamasında yer alan; ... sözleşmeli sağlık personeli olarak Devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler”
hükmü, aynı Kanuna eklenen ek 4 üncü maddede “Tıp fakülteleri dekanlıkları
ve eğitim hastaneleri
baştabiplikleri, mezun olan veya uzman tabiplerin isim ve adreslerini on
beş gün içinde
Sağlık Bakanlığına bildirmekle yükümlüdürler... Eş durumu ve sağlık
mazereti nedeniyle
yapılacak atamalar hariç personelin görev yerleri, tercih hakkı verilmek
sureti ile kurayla belirlenir… Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemezler” hükmü, aynı Kanunun 2 nci maddesiyle
anılan
Kanuna eklenen Geçici 6 ncı maddesinde ise “Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tıp
fakültelerinde öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık
eğitimi yapmakta
olanlar bu Kanunun Ek 3 üncü maddesi hükümlerine göre Devlet hizmeti
yapmakla
yükümlüdürler” hükmü, yer almaktadır.
Yukarıda açık hükmüne yer verilen yasal düzenleme
ve 5371 sayılı Yasanın Devlet Hizmeti yükümlülüğünün getirilmesine ilişkin
gerekçesi incelendiğinde, tıp fakültesi
mezunlarından, kamu kurum ve kuruluşlarında doktor olarak atanma
başvurusunda
bulunulması halinde, başvuruların zorunlu hizmet kurasına tabi tutulması
yolundaki yasal
düzenlemenin, ülkenin doktor gereksinimi gözetildiğinde, devletin “pozitif
ödev yükümlülüğü” kavramı içinde kabulü mümkündür. Ancak, tüm tıp fakültesi mezunlarının, dekanlık ve
baştabipliklerden mezun olanların isimlerinin 15 gün içerisinde Sağlık Bakanlığına
bildirilmesinin istenmesi ve maddenin “...Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personel bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemezler” yolundaki hükmü, Anayasanın 5, 10, 11 ve 18. maddelerine
aykırıdır. Zira, maddenin anılan hükmü ile tıp
fakültesinden mezun olanlara, zorunlu çalışma uygulaması getirilmek
suretiyle Anayasanın 18. maddesinde yer alan, zorla çalıştırma yasağı ihlal
edilmiş olmaktadır.
Anayasanın 13. maddesine göre temel hak ve
özgürlükler ancak, Anayasanın özüne ve ruhuna uygun olarak, Yasa ile
sınırlanabilir. Anayasanın zorla çalıştırma yasağına ilişkin hükmü ve temel
insan hak ve hürriyetlerinden olan çalışma hürriyetinin, Yasa ile
sınırlanması sırasında da, kamusal gereklilikler ile temel insan hak ve
özgürlükleri yönünden “ölçülülük” ilkesi gözetilerek düzenleme, yapılması
esastır. Yasa ile mecburi hizmet yükümlülüğü getirilmesi kamusal gereklilik
içinde değerlendirilebilirse de, zorunlu hizmet yükümlülüğünü yerine
getirmeden “... mesleklerini icra edemezler” yolundaki
düzenleme amaca ulaşmak için ölçülülük ilkesinin ihlalini oluşturmaktadır.
Anayasa Yargısı Kararlarında da, değinildiği üzere, temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamalarda, orantılılık ilkesi açısından, aracın
kullanılması, amaca ulaşmak için elverişli olmalıdır. Ayrıca, aracın
kullanılması, amaca ulaşmak için zorunlu olmalıdır. Yani yasa ile temel hak
ve özgürlüklere yapılan müdahale ile yaratılan durum dışında, amaca ulaşmak
için başka bir yol bulunmaması gerekir. Olayda ise,
zorunlu hizmet uygulaması orantılılık içerisinde kabul edilebilirse de,
“mesleğini icra edememe” ve talebi olmayanları dahi zorla çalıştırma,
biçimindeki, uygulama, sağlık hizmeti sunumunda son ve zorunlu, tek seçenek
olarak kalan bir uygulama olmayıp, Sağlık Bakanlığı tarafından tercih
edilerek, tıp fakültesi mezunlarının temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden
bir uygulamadır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 152. maddesinin
birinci, 2949 sayılı Yasanın 28. maddesinin ikinci fıkraları uyarınca, bir
davaya bakmakta olan Mahkemenin, taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, tarafların bu konudaki iddia
ve savunmalarını ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan kararı
ile Anayasa Mahkemesi’ne itirazen başvurması
olanağı sağlandığından, dava konusu işlemin tesisinde esas alınan 5371
sayılı Yasa ile Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen Ek madde 3, 4, 5,
6 ve Geçici 6. maddenin Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile açılan davada,
yukarıda belirtilen nedenlerle Ek 4. maddesinin 3. fıkrasının ve Geçici 6.
maddenin Anayasaya aykırı olduğu ve bu nedenle Anayasa Mahkemesine
gönderilmesine, 1.12.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
İtiraz konusu
kuralların yer aldığı 5371 sayılı Yasa ile 7.5.1987 günlü, 3359 sayılı
Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek Madde 4 ile Geçici Madde 6
şöyledir:
“EK MADDE
4- Tıp fakülteleri dekanlıkları ve
eğitim hastaneleri baştabiplikleri mezun olan veya uzmanlık ve yan dal
uzmanlık öğrenimini tamamlayan tabip ve uzman tabiplerin isim ve
adreslerini onbeş gün içinde Sağlık Bakanlığına
bildirmekle yükümlüdürler. Diploma ve uzmanlık belgelerinin Sağlık
Bakanlığınca tescil işlemlerini müteakip en geç iki ay içerisinde, Devlet
hizmeti yükümlülüğü olan personel, atama yerleri ve atama işlemine ilişkin
süreç internet sayfasında ilân edilir. Bu ilân tebligat yerine geçer.
Eş durumu ve sağlık mazereti nedeniyle yapılacak
atamalar hariç personelin görev yerleri, tercih hakkı verilmek sureti ile
kurayla belirlenir. Atama sonuçlarının internet sayfasında ilânını
müteakip, gerekli hallerde belgelerini tamamlamak üzere ilgili personele
yirmi gün süre verilir. Devlet hizmeti yükümlülük süresi, personelin
atandığı yerde göreve katılması ile başlar. Belge ile ispatı mümkün zorunlu
sebepler olmaksızın süresi içinde göreve başlamayanlar ile başladıktan
sonra ayrılanların görev yapmadıkları gün sayısı Devlet hizmeti yükümlülük
süresine ilave edilir. Ancak ilave edilen süre, atama yerine göre belirlenen
asıl süreden fazla olamaz.
Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personel, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemezler.
GEÇİCİ MADDE 6- Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile
tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta olanlar bu Kanunun ek 3
üncü maddesi hükümlerine göre Devlet hizmeti yapmakla yükümlüdürler.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa
Kuralları
Başvuruda Anayasa’nın 5., 10., 11., 13. ve 18. maddelerine dayanılmış, 48. ve 56. maddeleri ise
ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,A.Necmi ÖZLER,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve
Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 21.3.2007 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantılarında,
dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
2007/25 esas sayılı davanın,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2007/24 esas sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2007/24 esas
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 21.3.2007 gününde oybirliğiyle karar
verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili
görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, Anayasa’nın
çalışma hürriyeti ve kişilerin öğrenim ve mesleklerini seçme hakları ile temel
insan hakları çerçevesinde öğretim kurumlarından mezun olan kişilerin
mesleklerini serbestçe icra etmelerinin engellenemeyeceği, ülkenin doktor
gereksinimi gözetildiğinde tıp fakültesi mezunlarından kamu kurum ve
kuruluşlarında çalışmak isteyenlerin zorunlu hizmet kurasına tabi
tutulmasının Devletin “pozitif ödev yükümlülüğü” kapsamı içinde kabul
edilebileceği, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışma yolunda bir başvurusu
bulunmayan doktorların zorunlu hizmete tabi kılınmasının ise Anayasa’ya ve
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 4. maddesindeki zorla çalıştırma
yasağına aykırı olduğu, temel hak ve özgürlüklerin yasa ile
sınırlandırılmasında “ölçülülük ilkesi”nin
gözetilmesinin zorunlu olduğu, zorunlu hizmet yükümlülüğü yerine
getirilmeden tabiplerin mesleklerini icra edemeyeceklerini öngören
düzenlemenin ölçülülük ilkesine aykırı olduğu, mesleğini icra edememe ve
talebi olmayanları dahi zorla çalıştırma biçimindeki uygulamanın sağlık
hizmeti sunumunda son ve zorunlu tek seçenek olmadığı, Sağlık Bakanlığı
tarafından tercih edilen bu uygulamanın tıp fakültesi mezunlarının temel
hak ve özgürlüklerini ihlal ettiği, bu nedenle itiraz konusu kuralların Anayasa’nın
5., 10., 11., 13. ve 18. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
A- 5371 sayılı Yasa ile 3359 sayılı
Yasa’ya eklenen Ek Madde 4’ün üçüncü fıkrasının incelenmesi
İtiraz konusu
kuralla, Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personelin, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemeyecekleri öngörülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi
yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya
aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile
de Anayasa’ya aykırılık incelemesi yapabileceğinden, iptali istenen kuralla
ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 48. ve 56. maddeleri yönünden de inceleme
yapılmıştır.
Anayasa kuralları etki ve değer
bakımından eşit olup hangi nedenle olursa olsun birinin ötekine üstün
tutulmasına olanak bulunmadığından, bunların bir arada ve hukukun genel
kuralları göz önünde tutularak uygulanmaları zorunludur.
Anayasa’nın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak hürriyetlerini,
sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan
siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi
varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, Devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk
devleti ilkesini sağlık hizmetleri alanında somutlaştıran Anayasa’nın 56.
maddesinde de, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına
sahip olduğu, Devletin herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,
işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp
hizmet vermesini düzenleyeceği ve Devletin bu görevini kamu ve özel
kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları
denetleyerek yerine getireceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın
48. maddesinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine
sahip olduğu, 18. maddesinde de hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı ve
angaryanın yasak olduğu, şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere
hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar ile olağanüstü
hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetlerin, ülke ihtiyaçlarının zorunlu
kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir
çalışmalarının, zorla çalıştırma sayılmayacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak
ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamaz.” denilmektedir.
Anayasa kurallarının bir arada ve
hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan,
Devlet hizmeti yükümlülüğü
kapsamındaki personelin, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra
edemeyeceklerini öngören düzenlemenin Anayasa’nın
5., 13. ve 18. maddelerine aykırı olduğu savının
Anayasa’nın konuya ilişkin yukarıda yer verilen diğer maddeleri ile
birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
5371 sayılı Yasa ile 3359 sayılı Yasaya eklenen ek
3. maddeyle, tabip ve uzman tabip unvanını kazananlara Devlet hizmeti
yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 13.3.2006
günlü, E:2006/21, K:2006/38 sayılı kararıyla “herkesin sağlıklı ve dengeli
bir çevrede yaşama hakkına sahip olması karşısında, Ülkenin her yöresinde
sağlık hizmetlerinden yararlanılabilmesini sağlamak amacıyla tabiplerin
Devlet hizmeti ile yükümlü kılındığı ve niteliği gereği sağlık
hizmetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkacak eksiklik ve gecikmelerin
telafisi olanaksız sonuçlara yol açacağı hususları dikkate alındığında,
ülke ihtiyaçlarının söz konusu Devlet hizmeti yükümlülüğünü zorunlu
kıldığı…” kabul edilmiş ve tabipler ile uzman tabiplere her eğitimleri için
getirilen vatandaşlık ödevi kapsamındaki Devlet hizmeti yükümlülüğünün tabiplerin
çalışma özgürlüğünün ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlandırılması
olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Tabipler ve uzman tabipler için öngörülen Devlet
hizmeti yükümlülüğünün amacı gözetildiğinde, bu amaca ancak, bu
yükümlülüğün yerine getirilmesi ile ulaşılabileceği açıktır. Bu nedenle
yasa koyucu tarafından bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlayıcı
önlemler alınması doğaldır. Tabip ve uzman tabiplerin Devlet hizmeti
yükümlülüğünü tamamlamadan mesleklerini icra edemeyecekleri yolunda
getirilen itiraz konusu kural, bu kapsamda olup Devlet hizmeti
yükümlülüğünün ülke çapında eksiksiz bir şekilde uygulanması amacını
gerçekleştirmeye yöneliktir. Bu yönüyle, Anayasaya
uygunluk denetiminde “ölçülülük ilkesi” bakımından gözetilen, bir yasa
kuralıyla ulaşılmak istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmeye yönelik araç
ilişkisi çerçevesinde, tabiplerin Devlet hizmeti yükümlülüklerini
tamamlamadan mesleklerini icra edemeyecekleri yolunda getirilen kuralın, bu
kuralla ulaşılmak istenen amaç için elverişsiz ve gereksiz olduğundan ya da
orantısız olduğundan söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 5., 13., 18., 48. ve 56. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah
OTO ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
B-5371 sayılı Yasa ile 3359 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici Madde 6’nın
incelenmesi
İtiraz konusu
kuralda, 5371 sayılı Yasa’nın yürürlüğe
girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık ve
yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta olanların bu Yasa’nın ek 3 üncü maddesi
hükümlerine göre Devlet hizmeti yapmakla yükümlü oldukları ifade
edilmiştir.
5371 sayılı
Yasa ile 3359 sayılı Yasa’ya eklenen ek 3. maddede, “ilgili mevzuata göre
yurt içinde veya yurt dışında öğrenimlerini tamamlayarak tabip, uzman tabip
ve yan dal uzmanlık eğitimini tamamlayarak uzman tabip unvanını kazananlar”ın, Devlet hizmeti yapmakla yükümlü oldukları
genel olarak ifade edildikten sonra itiraz konusu kuralda “5371 sayılı
Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim görenler ile
tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta olanlar”ın
Devlet hizmeti yapmakla yükümlü oldukları özel olarak belirtilmiştir. Bu kişilerin
Devlet hizmeti yükümlülüğü, belirtilen eğitim ve öğretim sonrasında tabip
unvanını ya da uzman tabip unvanını kazanmalarına bağlı bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 13.3.2006 günlü, E:2006/21,
K:2006/38 sayılı kararında belirtilen ve tabip ve uzman tabipler için
Devlet hizmeti yükümlülüğünü zorunlu kıldığı kabul edilen gerekçeler, 5371
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde öğrenim
görenler ile tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi yapmakta olanlar
yönünden de geçerli bulunmaktadır. Tabipler ve uzman tabipler için getirilen Devlet hizmeti
yükümlülüğünün vatandaşlık ödevi niteliğinde olması ve sağlık hizmetleri
alanında tabiplerin ve uzman tabiplerin hizmetlerine acilen ihtiyaç
duyulması nedeniyle, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte tıp fakültelerinde
öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi
yapmakta olanların Devlet hizmeti yapmakla yükümlü kılınmaları, Anayasa’ya
aykırı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 5., 13., 18., 48. ve 56. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
VII- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili
gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına
ilişkin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir
engel bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 21.6.2005 günlü,
5371 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve
Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı
İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
a- 1. maddesiyle,
7.5.1987 günlü, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek
Madde 4’ün üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,
Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- 2. maddesiyle,
3359 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici Madde 6’nın Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
16.12.2010 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanun’una 5371
sayılı Yasa ile eklenen Ek Madde 3’de, tabip, uzman tabip ve yan dal uzman
tabip eğitimlerini tamamlayanlar için, Madde’de belirtilen grupları
oluşturan yerleşim yerlerinin özelliğine göre belirli süreyle devlet
hizmeti yapma yükümlülüğü öngörülmüştür. Ek Madde 4’ün
itiraz konusu son fıkrasında ise devlet hizmeti yükümlülüğü kapsamındaki
personelin, bu görevlerini tamamlamadan mesleklerini icra edemeyecekleri
belirtilmiş, Ek Madde 6’da da bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte tıp
fakültelerinde öğrenim görenler ile tıpta uzmanlık eğitimi yapmakta
olanların, bu Kanunun ek 3 üncü maddesi hükümlerine göre Devlet hizmeti
yapmakla yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 18. maddesinin ilk fıkrasında, hiç
kimsenin zorla çalıştırılamayacağı, angaryanın yasak olduğu, ikinci
fıkrasında da şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya
tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmaların; olağanüstü hallerde
vatandaşlardan istenecek hizmetlerin; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı
alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir
çalışmalarının, zorla çalıştırma sayılmayacağı belirtilmiştir. Madde’nin
gerekçesinde de “Çalışma, iş görme kişinin serbest iradesiyle yüklendiği
bir faaliyet, diğer bir deyimle serbest iradeyle üstlenilen bir yüktür. Bu
yükün kişiye zorla kabul ettirilmesi, kendisinin, iradesi dışında bir
faaliyette bulunmaya mecbur bırakılması hem kişi hürriyetiyle bağdaşmayan
bir husustur; hem de bu duruma sokulan kişi için bir eziyet teşkil eder. Bu
nedenledir ki maddenin birinci fıkrası zorla çalıştırmayı yasaklamaktadır.
Bu fıkra ile aynı zamanda “Angarya yasağı” da getirilmiştir. “Angarya”,
kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılmasıdır… Topluluğun
hayatını yahut refahını tehlikeye sokan buhran veya doğal afet hallerinde
kişilerden istenen hizmet veya normal vatandaşlık ödevi niteliğinde olup,
bilhassa olağanüstü sıkıntılı durumlarda gerekli görülen iş yükümlülükleri
de “Zorla çalıştırma” sayılmayacaktır” denilerek, angarya ile zorla
çalıştırma arasındaki fark vurgulanmış, hangi durumların zorla çalıştırma
sayılmayacağı da açıklanmıştır. Buna göre, “zorla çalıştırma”, sayılmayacak
haller, hükümlülük ve tutukluluk süreleri içinde, sosyal veya ekonomik
buhran, doğal afet ya da olağanüstü sıkıntılı durumlarda başvurulabilecek
geçici çalışma yükümlülükleri olup, bunların sürekli hale dönüştürülmesi
olanaklı değildir.
İtiraz konusu kuralla getirilen devlet hizmeti
yapma yükümlülüğü, olağanüstü koşullardan kaynaklanan ve bunlarla sınırlı
geçici bir yükümlülük olmadığından Anayasa’nın 18. maddesi ile yasaklanan
zorla çalıştırma niteliğindedir.
Anayasa’nın 48. maddesi uyarınca, herkese dilediği
alanda çalışma ve sözleşme özgürlüğü tanınırken, 49. madde ile çalışma,
herkesin hakkı ve ödevi olarak güvenceye kavuşturulmuş, Devlete de
çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için
çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye
elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli
tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 56. maddesine göre, herkes
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir; devlet, herkesin
hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde
gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla
sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devletin, insanın en temel hakkı olan sağlıklı
yaşam hakkı ile bu yaşamın sürdürülmesindeki yeri tartışmasız olan hekimin,
çalışma hak ve özgürlüğü arasında adil bir denge kurarak her iki kesimin de
hak ve özgürlüklerini aynı derecede koruyamaması halinde, sosyal hukuk
devletinin varlığından söz edilemeyeceği açıktır.
İnsan haklarına dayanan demokratik hukuk
devletinde, kişilerin kamu veya özel sektörde çalışmak istedikleri alanları
özgür iradeleriyle belirleyebilecekleri kuşkusuzdur. Bu bağlamda, kamuda
çalışmayı seçen bir hekim, Anayasal çerçevede devlet hizmeti yükümlülüğü
esasına göre düzenlenen bir statünün gereklerini yerine getirmek zorundadır.
Ancak, özel sektörde çalışmak isteyen bir hekimin, devlet hizmeti
yükümlülüğünü yerine getirmeden mesleğini icra etmesine izin verilmemesi,
Anayasa’nın çalışma özgürlüğünü düzenleyen 48. maddesi ile bağdaşmaz.
Öte yandan, Ek 4. maddenin son fıkrasının iptali
halinde devlet hizmeti yükümlülüğünün kesintisiz devamı için getirilen Ek
6. maddenin işlevi ve Anayasal dayanağı kalmayacağından aynı gerekçe ile bu
maddenin de iptali gerekecektir.
Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 2., 18. ve 48. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılan
itiraz konusu kuralların iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞI OY
Üye Fulya KANTARCIOĞLU ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşı oylarında yazılı Ek Madde 4’ün üçüncü
fıkrası ile ilgili gerekçelerine katılıyorum.
|