|
Danıştay Üçüncü Daire Başkanlığından:
Esas No: 2009/472
Karar
No: 2010/3587
Kanun Yararına Temyiz Eden :
DANIŞTAY BAŞSAVCISI
Davacı: SF Marina Sistem ve Yatçılık
Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi
Gazi Bulvarı No: 66/602 Çankaya/İZMİR
İstemin
Özeti: İnşaat ve taahhüt faaliyetinde
bulunan davacının 2001 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu 213 sayılı
Vergi Usul Kanununun 352'nci maddesinin 1'inci ve 3'üncü fıkrası uyarınca
kesilen usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı; davacı
ile Bodrum Yalıkavak Anonim Şirketi arasında
imzalanan sözleşme ile yapımı kararlaştırılan işlerin inşaat işi kapsamında
olduğu, söz konusu işlerin 21/11/2001 tarihinde başlayıp 31/12/2004
tarihinde bitmesinden anlaşılacağı üzere yapılan işin yıllara sari inşaat işi olduğu, bu nedenle söz konusu iş
nedeniyle defter kayıtlarının 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42'nci
maddesine uygun şekilde tutulması gerektiği halde bu duruma uyulmaması
nedeniyle defter kayıtlarının bunlarla ilgili vesikalarının ihticaca salih olmaması nedeniyle
kesilen cezada hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden İzmir 3.
Vergi Mahkemesinin 9/12/2005 günlü E:2004/978, K.2005/1083 sayılı kararını;
vergi aslına bağlı olmayan cezalarda fiil tarihinde yürürlükte olan kanun
hükümlerinin uygulanacağı, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanununda olduğu gibi
olay ya da fiil tarihinden sonra şartlı ya da şartsız olarak lehe getirilen
hususların uygulanacağının tartışmasız olduğu, 4811 sayılı Kanunun vergi
aslına bağlı olmayan cezalara ilişkin olarak Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte var olan cezanın tahsilinden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
devam eden incelemeler sonucu ortaya çıkacak cezalardan hiçbir şart
aranmaksızın vazgeçileceği hükme bağlandığından vergi kanunlarının genel
yapısı, eşitlik ve adalet ilkesi gereği de fiil tarihinin esas alınması
gerektiği sonucuna ulaşıldığı, aksi düşünce halinde aynı durumda olan iki
kişiden biri cezadan kurtulurken, diğerinin sadece idarenin denetim
yetkisini geç kullanması nedeniyle cezalandırılması sonucunu doğuracağı
gerekçesiyle olay tarihi itibariyla 4811 sayılı
Kanunun kapsadığı döneme ilişkin olarak kesilen usulsüzlük cezasında hukuka
uyarlık görülmediği gerekçesiyle bozan İzmir Bölge İdare Mahkemesinin
14/6/2006 günlü, E:2006/710, K:2006/2301 sayılı kararı ile aynı şekilde
2002 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
352'nci maddesinin 1'inci ve 3'üncü fıkrası uyarınca kesilen usulsüzlük
cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı aynı gerekçeyle reddeden
İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 9/12/2005 günlü, E:2004/977, K.2005/1082 sayılı
kararına itiraz edilmesi üzerine davacının itiraz istemi kabul edilerek
anılan kararın bozulması ve dava konusu cezanın kaldırılması yönünde aynı
doğrultudaki İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 29/6/2006 günlü, E:2006/913,
K:2006/2576 sayılı kararına karşı yapılan karar düzeltme isteminin reddine
ilişkin İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 18/1/2007 günlü, E:2007/115,
K:2007/197 sayılı kararının; dava konusu edilen cezanın 4811 sayılı Kanun
kapsamında değerlendirilebilmesi için, 3'üncü maddenin 3'üncü fıkrasında
açıkça ifade edildiği gibi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla
açılmış bir davanın bulunması, uyuşmazlığa konu cezanın ise Kanunun 1'inci
maddesindeki düzenleme kapsamında, en geç 31/8/2002 tarihine ilişkin olması
ya da, 5'inci maddede belirtildiği gibi; bu Kanunun kapsadığı dönemlere
ilişkin olarak Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce başlanıldığı halde,
bu tarihe kadar tamamlanamamış olan vergi incelemesi sonucu cezanın
kesilmesi gerektiği, buna göre; yayımlandığı 27/2/2003 günü itibarıyla
yargı önünde bulunan ihtilafların azaltılması amacıyla çıkarılmış olan 4811
sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra kesilen ve dava konusu edilen
cezalara bu Kanun hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, davacı
adına 2001 ve 2002 yılı için ceza kesilmesine neden olan fiilin, 12/7/2004
tarihli vergi inceleme raporu ile saptanmış olup, 4811 sayılı Vergi Barışı
Kanununun yürürlüğe girdiği 27/2/2003 tarihinde başlanmış bir vergi
incelemesi bulunmadığı hususu dikkate alınmaksızın uyuşmazlığın, 4811
sayılı Kanun'un 3'üncü ve 5'inci maddesinde öngörülen düzenlemeler
kapsamında değerlendirilerek verilen kararlarda hukuka uygunluk görülmediği
ileri sürülerek Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına bozulması
istenmiştir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü
Dairesince Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz edilen
İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 14/6/2006 günlü, E:2006/710, K:2006/2301
sayılı kararı ile aynı doğrultudaki 29/6/2006 günlü, E:2006/913,
K:2006/2576 sayılı kararının düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin İzmir
Bölge İdare Mahkemesinin 18.1.2007 günlü, E:2007/115, K:2007/197 sayılı
kararları incelendikten ve Tetkik Hakimi İsa
Aydemir'in açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
27/2/2003
günlü ve 25033 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4811
sayılı Vergi Barışı Kanunu'nun 1'inci maddesinde, bu Kanun hükümlerinin,
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi,
resim, harçlar, fon payı ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri,
gecikme zamları, vergiler açısından ise, 31/8/2002 tarihinden önceki
dönemler, beyana dayanan vergilerde bu tarihe kadar verilmesi gereken beyannameler
ve 2002 yılına ilişkin olarak 31/8/2002 tarihinden önce tahakkuk eden
vergiler hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Kanunun izleyen
maddelerinde, kesinleşmiş kamu alacakları, kesinleşmemiş veya dava
safhasında bulunan kamu alacakları, inceleme ve tarhiyat safhasında bulunan
vergiler, pişmanlıkla ya da kendiliğinden yapılan beyanlar ve matrah
artırımı ile ilgili hükümler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Kanunun; kesinleşmemiş veya dava safhasında bulunan kamu
alacaklarına ilişkin düzenlemeleri içeren 3'üncü maddesinin 3'üncü
fıkrasında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla sadece vergi
cezalarına karşı dava açılmış olması halinde, vergi aslına bağlı cezaların,
verginin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ödenmiş olması veya 2'nci
maddede öngörülen şekilde ödenmesi şartıyla, vergi aslına bağlı olmaksızın
kesilen cezaların ise herhangi bir şart aranmaksızın tahsilinden
vazgeçileceği belirtilmiştir. Aynı Kanunun inceleme ve tarhiyat safhasında
bulunan vergilere ilişkin düzenlemeleri içeren 5'inci maddesinde de; bu
Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce başlanıldığı halde, bu tarihe kadar tamamlanamamış olan vergi
incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerine bu Kanunun matrah
artırımına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla devam edileceği, bu
işlemlerin tamamlanmasından sonra vergi aslına bağlı olmayan cezaların
kesilmesinden vazgeçileceği öngörülmüştür.
Kanunun genel gerekçesinde,
düzenlemenin, Devlet ve mükellef arasında doğmuş ihtilafı kamu vicdanını
zedelemeksizin sona erdirmeyi ve kamu alacağını mükellefin ödeyebileceği
bir tutara getirmeyi, yargı organlarını ve vergi dairelerini yığılmış
dosyalardan kurtarmayı amaçladığı, 3 üncü maddenin gerekçesinde, getirilen
düzenleme ile ihtilaflı dosya sayısının azaltılmasının amaçlandığı ve
mükelleflere ödeme kolaylığı sağlandığı, 5. maddede ise, Kanunun kapsadığı
dönemlere ilişkin olarak Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
başlanıldığı halde tamamlanamamış olan vergi incelemeleri ile takdir
komisyonlarında bulunan dosyalar Kanun kapsamına alınarak inceleme ve
takdir safhasında dosyası bulunan mükelleflere de bir imkan
sağlandığı belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen kanun
hükümleri ve gerekçeye göre, dava konusu edilen cezanın 4811 sayılı Kanun
kapsamında değerlendirilebilmesi için, Kanunun yürürlüğe girdiği tarih
itibarıyla açılmış bir davanın bulunması, uyuşmazlığa konu cezanın en geç 31/8/2002 tarihine kadar kesilmiş olması ya da bu
Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce başlanıldığı halde, bu tarihe kadar tamamlanamamış olan vergi
incelemesi sonucu cezanın kesilmiş olması gerekmektedir.
Olayda davacı adına 12/7/2004 tarihli vergi inceleme raporuna dayanılarak
2001 ve 2002 yılları için ceza kesilmiş olup, davacı hakkında 4811 sayılı
Kanunun yayımlanarak yürürlüğe girdiği 27/2/2003 tarihinden önce başlanmış
bir vergi incelemesi bulunmadığı gibi bu tarihten sonra kesilen cezalar
hakkında bu Kanun hükümleri uygulanamayacağından uyuşmazlığın, 4811 sayılı
Kanunun 3'üncü ve 5'inci maddelerinde öngörülen düzenlemeler kapsamında
değerlendirilerek usulsüzlük cezalarının kaldırılması yolundaki Bölge İdare
Mahkemesi kararlarında hukuka uygunluk görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay
Başsavcısının temyiz isteminin kabulü ile İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 14/6/2006 günlü, E:2006/710, K:2006/2301 sayılı kararı
ile aynı doğrultudaki 29/6/2006 günlü, E:2006/913, K:2006/2576 sayılı
kararının düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin İzmir Bölge İdare Mahkemesinin
18/1/2007 günlü, E:2007/115, K:2007/197 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün
hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulmasına, kararın bir örneğinin
Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve Resmî
Gazetede yayımlanmasına, 29/11/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
|