|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/88
Karar Sayısı: 2011/39
Karar Günü: 10.2.2011
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk)
Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri K. Kemal ANADOL ile Hakkı Suha OKAY
İPTAL DAVASININ KONUSU : 10.6.1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanunu’nun 4. maddesinin üçüncü fıkrasına 22.10.2009 günlü, 5922 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen cümlenin,
Anayasa’nın 2., 10., 67. ve 80. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren
6.11.2009 tarihli dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
22.10.2009 tarihli ve 5922 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesiyle
10.06.1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 4 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin Anayasaya Aykırılığı
10.06.1983 tarihli ve 2839 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanununun “Seçim Çevreleri ve Çıkaracağı Milletvekili Sayısı”
başlıklı 4 üncü maddesinde,
“İllerin
çıkaracağı milletvekili sayısının tespitinde toplam milletvekili sayısından
(...) her il’e önce bir milletvekili verilir.
Son
Genel Nüfus Sayımı ile belli olan Türkiye nüfusu, birinci fıkradaki illere
verilen milletvekili sayısı çıkarıldıktan sonra kalan milletvekili sayısına
bölünmek suretiyle bir sayı elde edilir. İl nüfusunun bu sayıya bölünmesi
ile her ilin ayrıca çıkaracağı milletvekili sayısı tespit olunur.
(...)
nüfusu milletvekili çıkarmaya yetmeyen illerin nüfusları ile artık nüfus
bırakan illerin artık nüfusları büyüklüklerine göre sıraya konulur ve ilk
hesapta iller arasında bölüştürülmemiş bulunan milletvekillikleri bu sıraya
göre dağıtılır.”
Son
kalan milletvekilliğinin verilmesinde, iki veya daha fazla ilin eşit nüfus
veya nüfus artığı göstermesi halinde, bunlar arasında ad çekilir.”
denilmiştir. Bu maddenin üçüncü fıkrasına
22.10.2009 tarihli ve 5922 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle eklenen ve
iptali istenen cümlede “Şu kadar ki
nüfusu iki milletvekili çıkarmaya yetmeyen iller, artık nüfus sıralamasında
da milletvekili sayısını ikiye çıkaramazsa, önce iki milletvekili
çıkaramayan illere ikinci milletvekili verilir.” hükmü eklenmiştir.
Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri”
başlıklı 2 nci maddesinde düzenlenmiş bulunan
demokratik hukuk devletinin koşulları, klasik demokrasinin temel ilkelerine
tekabül etmektedir.
Demokratik devletin koşulları, Anayasa
bilimcilerince beş noktada sayılmaktadır:
1) Seçim ve temsil,
2) Genel ve eşit oy,
3) Azınlığın korunması ve çoğunluğun
sınırlanması,
4) Devlete karşı bireysel temel haklar,
5) Yasalar önünde eşitlik,
(Bkz. Prof. Dr. Mümtaz Soysal,
Anayasanın Anlamı, S. 266, Anayasaya Giriş, 1968, S. 59 vd.).
Anayasanın 67 nci
maddesinin ikinci fıkrasında “Seçimler
ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve
döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır”
denilmek üzere seçimlerin temel ilkeleri açıklanmıştır.
Anayasanın 10 uncu maddesinde de “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.” denilmektedir.
5922 sayılı Yasa’nın 1 inci maddesiyle
getirilen ve iptali istenen düzenleme Anayasanın 2 nci
maddesinde düzenlenmiş bulunan demokratik hukuk devletinin koşullarından
olan ve yine Anayasanın 67 nci maddesinin ikinci
fıkrasında vurgulanan “Eşit Oy” ilkesine ve Anayasanın 10 uncu maddesinde
yer alan “Eşitlik ilkesi” ne aykırıdır. “Eşit Oy” ilkesi seçimlerin
başlangıçtan sonuca kadar özellikle sonucunda herkes için eşitlik içinde
geçmesi ve her oyun eşit değerde kabul edilmesi anlamını taşır. Eşit oy
ilkesi geçerli oylarla seçilen üye sayısı arasında adil bir oranın
kurulmasını da zorunlu kılar. Oysa getirilen hüküm, artık oy içinde kalan
büyük çoğunluktaki seçmen iradesini dışlanması sonucunu doğurmakta, geçerli
oylarla seçilen üye sayısı arasında adil bir oranın kurulmasını ortadan
kaldırmaktadır. Şöyle ki;
İptali istenen düzenleme öncesinde illerin
çıkaracağı milletvekili sayısı şu şekilde belirlenmekteydi;
- Toplam milletvekili sayısından önce her ile bir
milletvekilliği verilir. (Türkiye’nin 81 olan il sayısı itibariyle 81
milletvekilliği her ile birer milletvekili olmak üzere illere dağıtılır)
- Her ile birer milletvekili verildikten sonra
kalan milletvekili sayısının son genel nüfus sayımında ortaya çıkan Türkiye
nüfusuna bölünmesi suretiyle bir sayı elde edilir. (Adrese
Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre Türkiye’nin 2008
yılı nüfusu 71.517.100 kişi olarak tespit edilmiştir. Bu sayının 81
milletvekili dağıtıldıktan sonra kalan 469 milletvekili sayısına bölünmesi
ile 152.488 sayısı elde edilmektedir).
- İl nüfuslarının 152.488 sayısına bölünmesi ile
her ilin dağıtılan birer milletvekilliği dışında ayrıca çıkaracağı
milletvekili sayısı tespit edilir. (431 milletvekilliği bu işlem sonucunda
illere dağıtılır.)
- Nüfusu milletvekili çıkarmaya yetmeyen illerin
nüfusları ile artık nüfus bırakan illerin artık nüfusları büyüklüklerine
göre sıraya konularak, ilk iki hesapta iller arasında bölüştürülmemiş
milletvekillikleri bu sıraya göre dağıtılır. (İlk aşamada her ile dağıtılan
81 milletvekili ile ikinci aşamada nüfusu 2008 yılı Nüfus Sayımı
Sonuçlarına göre 152.488’den fazla olan illere dağıtılan 431
milletvekilliği dışında kalan 38 milletvekilliği artık nüfuslar ile hiç
milletvekili çıkaramayan illerin nüfuslarının büyükten küçüğe sıralanması
yoluyla dağıtılır.)
Görüldüğü gibi mevcut sistemde, her ilin en az bir
milletvekili ile temsili öngörülmüşken iptali istenen kural ile bu ilkeden
vazgeçilerek her ilin en az iki milletvekili ile temsili öngörülmektedir.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2008 Nüfus Sayımı
Sonuçlarına göre artık nüfusların sıralanması ile 38 milletvekilliğinin
dağıtılması işlemi öngörülen sistemin iller arasında nasıl eşitsizliklere
yol açtığını tartışmaya yol açmayacak bir şekilde ortaya koymaktadır.
Örneğin Bayburt ilinin 2008 yılı nüfusu 75.675 kişidir. Bu nüfus her bir il
için öngörülen 152.488 rakamının yarısından azdır. Bayburt artık nüfus
sıralamasında 40 ıncı sırada yer almakta,
dolayısıyla 38 milletvekilliği artık nüfusa göre dağıtılacağından mevcut
sisteme göre 1 milletvekilinden sonra artık nüfustan ayrıca milletvekilliği
alamayacak, Bayburt yerine 38 inci sırada yer alan 78.024 artık nüfusu
bulunan Mersin ili bir milletvekili daha çıkarabilecekti.
Bir örnek daha vermek gerekir ise, 2008 nüfus
sayımı itibariyle yapılan hesaplamalarda, Siirt ili 147.331 artık nüfusa
sahiptir ve bu artık nüfus için dağıtımdan 1 milletvekili almaktadır. Oysa
Bayburt ilinin bırakın artık nüfusunu 2008 yılı nüfusu 75.675 kişi olmasına
karşın, Siirt İl’inin artık nüfusunun yarı nüfusu ile Bayburt il’i bir
milletvekili daha çıkarmaktadır. (Ek.1).
Yine, Yüksek Seçim Kurulu’nun
belirlemelerine göre, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük illerde
milletvekili olabilmek için yaklaşık 130.000 seçmenin oyunu almak
gerekirken, küçük iller için bu sayı, daha küçüktür. Örneğin, 1999
seçimlerinde TÜİK’in 1997 Genel Nüfus Tespitine
göre; Tunceli’de 43.000, Bayburt’ta 50.000, nüfusa bir milletvekili
düşerken, bu rakam İstanbul’da 132, İzmir’de ise 130.000 olmaktadır.
Böylece 1999 seçimlerinde Türkiye’de en az nüfusa sahip 10 il toplam 20
milletvekili çıkartırken, bu 10 il’in toplamına eşit nüfusu barındıran
Antalya 12 milletvekili seçmektedir. Dolayısıyla, değişiklik öncesi mevzuatın
uygulamasında aslında “eşit oy” ilkesini zedeleyen bir durum bulunmaktaydı.
Çünkü hiçbir yakınmaya yol açmayan ideal bir sistemi edinmek olanaksızdır. Nitekim, Anayasa
Mahkemesi’nin 18.11.1995 gün ve E.1995/54, K.1995/59 sayılı kararında,
“Toplumsal
istemlerin ve yeğlemelerin yasama organına tam olarak yansımasını
sağlayacak yöntemleri içeren sistemlerin en uygununu, en doyurucusunu,
başka bir anlatımla hiçbir yakınmaya yol açmayanını edinmek olanaksız ise
de yakınmaya en az neden olanı yeğlemek olanaklıdır. Seçimlerde ideal bir
sistem bulunmamış olmakla birlikte ülke koşulları ve anayasal gerekler
karşısında yasal düzenlemeleri gerçekleştirerek Anayasaya en uygununu almak
ya da aykırı olanını bırakmak gerekir.”
denilmiştir. Yüce Mahkeme’nin bu kararından da anlaşılacağı
üzere; yasama organı tarafından oy verme yöntemini belirlenirken ülke
koşulları ve anayasal gereklerin dikkate alınarak Anayasaya en uygun olanın
alınması ya da aykırı olanın bırakılması gerekmektedir. Hal böyle iken,
iptali istenen kural ile yapılan düzenleme ile;
eşit oy ilkesini zedeleyen durum, nüfusu küçük iller bakımından oldukça
avantajlı bir hale getirilmiş, diğer bir anlatımla yakınmaya en az neden
olanı yeğlemek yerine yakınmanın doruğa çıkarıldığı bir sistem getirilmiş
olmaktadır.
Görüldüğü üzere,
iptali istenen kural ile yapılan düzenleme; geçerli oylarla seçilen üye
sayısı arasında adil bir oranın kurulmasını tümüyle ortadan kaldıran ve
dolayısıyla “Eşit oy” ilkesine aykırı düşen ve nüfusu çok daha düşük
illerde kullanılan oylara bir ayrıcalık getiren bir düzenleme olduğundan
temsil bakımından eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı bir durum yaratmakta;
böylece Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
demokrasi ilkesinin yanısıra, Anayasanın 67 nci maddesinde belirtilen temsilde adalet ilkesi ve 10
uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi ile de çelişmektedir.
22.10.2009 tarihli ve 5922 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Genel
Gerekçesi’nde,
“Anayasanın
67 nci maddesinin altıncı fıkrasında seçim
kanunlarının temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak
biçimde düzenleneceğine ilişkin amir hükmü dikkate alınarak, 2839 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına bir cümle eklenmek suretiyle her
ilin en az iki milletvekiliyle temsil edilmesine imkân sağlayacak bir
düzenleme getirilmesi amaçlanmaktadır.”
denilmişse de bu gerekçede hiçbir doğruluk payı
bulunmamaktadır. Zira, Anayasada herhangi bir
seçmen kategorisinin (iki milletvekili çıkaramayan il’lerdeki seçmenlerin)
oyunu öbürlerinden daha değerli, daha “ağırlıklı” sayan bir hüküm yoktur.
Anayasa Mahkemesi’nin 18.01.1995 gün ve E.1995/54, K.1995/59 sayılı
kararında da, “Anayasanın
gözetilmesini istediği “temsilde adalet ilkesi” serbest, eşit, gizli, tek
dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm öğeleriyle özetlenmekte ve oyla
orantılı temsilci sayısıyla yaşama geçirilmektedir” (AMKD., S.31, C.2) denilmiştir. Seçim sistemlerinin
belirlenmesinde temsilde adalet ve yönetimde istikrar (fayda) ilkeleri,
büyük önem taşımaktadır. Seçim kanunları bu iki ilkeden birine öncelik
verir ya da bu iki ilke arasında bir denge kurulmasına özen gösterir.
Yukarıda açıklandığı gibi, iptali
istenen kural ile getirilen düzenlemenin, oyla orantılı temsilci sayısını
öngörmediği için “temsilde adalet ilkesi” ile de bağdaşmadığı çok açıktır.
Yine bu Yasa’nın Genel Gerekçesi’nde,
“Nüfusu
milletvekili çıkarmaya yetmeyen illerin nüfusları ile diğer illerin artık
nüfusları büyüklüklerine göre sıraya konulur ve ilk hesapta iller arasında
bölüştürülmemiş bulunan milletvekilleri bu sıraya göre dağıtılır. Ancak bu
usule rağmen, nüfus hareketlerinin değişkenliği sebebiyle bazı illerin tek
bir milletvekiliyle temsil edilmesi ihtimali de gündeme gelebilecektir. Tek
bir milletvekiliyle temsil edilen ilin milletvekilinin ölümü veya
milletvekili yeterliliğini kaybetmesi halinde, söz konusu ilin
milletvekiliyle temsil edilememesi riski de doğabilecektir.
Öte
yandan, bir ilin en az iki milletvekiliyle temsil ediliyor olması, o il’de
yaşayan farklı görüş ve düşüncelere sahip insanların Mecliste temsili
yönünde demokratik bir fırsat oluşturacak, bu durumda siyasal sistem
bakımından, çoğunlukçu değil çoğulcu bir anlayışın hayat bulmasına zemin
hazırlayacaktır.”
denilmişse de bu gerekçede isabetli değildir.
Öncelikle böyle bir gerekçe, Anayasanın 78 inci maddesinin dikkate
alınmadığının açık bir göstergesidir. Bu maddenin son fıkrasında “Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak,
bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin
kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar
günü ara seçim yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. 22.10.2009 tarihli ve
5922 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 7 nci
maddesinin son fıkrası da, aynı paralelde düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi,
bir il’in milletvekiliyle temsil edilememesi gibi bir risk söz konusu
değildir. Diğer taraftan, Anayasanın 80 inci maddesi “Türkiye Büyük Millet
Meclisi Üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil,
bütün milleti temsil ederler” hükmüne amirdir. Anayasa Mahkemesinin
18.11.1995 gün ve E.1995/54, K.1995/59 sayılı kararında da aynen şöyle
denilmiştir:
“Anayasanın
80 inci maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçildikleri
bölgeyi ya da kendilerini seçenleri değil, tüm milleti temsil edeceği
açıklığı bulunmaktadır. Maddede, milletvekillerinin bölgelerden seçilecekleri,
seçim bölgesinin milletvekili olarak yasama organı üyeliğine gelecekleri,
ancak, yere ve seçmene bağımlı olmadan tüm ulusu temsil edecekleri
belirtilmektedir. Seçimde aranan bölge ve seçmen ölçüsü, seçim sonrasında
ulus boyutuna dönüşmektedir. Bu açılım “temsil” ilkesine uygun bir
oluşumdur. Yasama organında sınırsız bir çalışma yapma ve ulusal egemenliği
yasama alanında kullanma, ulus adına davranma, ulusu temsil etmekle
olanaklıdır. Ancak, bu durum seçilmede bölge bağını, seçildiği bölge
milletvekili olarak çağrılmasını etkilememekte ve engellememektedir.
Bir
seçim bölgesinden seçilmemiş bir kişinin, partisinin aldığı oylara
dayanılarak partisinin yetkili kurulları kararıyla bir ille ilişkilendirilmesi
Anayasa dışı bir bağın kurulmasıdır. Milletvekili, Anayasada olanak veren
bir kural bulunmadığından bölgesiyle ilişkili olur ve ancak bölgesinden
aldığı oylarla seçilir. Anayasanın 80 inci maddesi başka bir ilgiye açık
olmadığı gibi 75 inci maddesi de milletvekillerini sınıflandırıp değişik
biçimde adlandırmaya elverişli değildir. Milletvekillerinin bir ya da
birkaçını bir başka adla seçmek ve ayırmak Anayasa katında geçerli olamaz.
Anayasanın başka bir maddesinde de 550 milletvekilinin kendi içinde
ayrımına ilişkin hiçbir açıklık yoktur.”
Bu nedenle, milletvekillerinin temsil
görevini yere (seçildiği il’e) bağlayan bir düzenlemenin, Anayasanın 80
inci maddesine de aykırı düştüğü çok açıktır.
Öte yandan, temsilde adalet ve eşit oy
ilkelerini zedeleyen böyle bir durumun önünün açılması halinde, siyasi
iktidarın tercihleri doğrultusunda yeni illerin kurulması da gündeme
gelebilecek,toplumsal
istemlerin ve yeğlemelerin yasama organına doğru ve tam olarak yansımasının
önü tümüyle kapanacaktır. Yeni illerin kurulması, Türkiye’nin içinde
bulunduğu koşullar gözetildiğinde göz önünde tutulması gereken kuvvetli bir
olasılıktır. Türkiye’de kentlerin idarî
statüsündeki değişikliklerle ilgili çalışmalar Cumhuriyet’in ilk yıllarına
kadar dayanır. Başlangıçta 74 olan il sayısı zaman zaman
azalarak 57’e kadar inmiş, ancak 1989’dan itibaren kademeli olarak artarak
bugün 81’e ulaşmıştır. Ülkemizdeki mülkî dağılımda en üst kademede yer alan
iller, merkezî yönetimin pek çok taşra teşkilatının yer aldığı ve il sınırlarındaki
ilçelerin de merkezi niteliğinde yerleşmeler olduğu için bir ilçenin il
yapılması genelde halk tarafından hizmetlere daha kolay ulaşmak açısından
talep edilen bir durumdur. Türkiye’de kentlerin idarî statüsündeki
değişikliklerle ilgili çalışmalar İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel
Müdürlüğünce yürütülmektedir. İçişleri Bakanlığı’na Şubat – 2006 tarihi
itibariyle 129 ilçe il olma talebiyle başvurmuş bulunmaktadır (www.illeridaresi. gov.tr).
Böyle bir durum yanında, ilerde her
ilin örneğin en az 3 (veya daha fazla) milletvekili ile temsil edilmesinin
istenmesinin de dikkate alınması gereken bir olasılık olarak
değerlendirilmesinin gerekliliği de yadsınamaz.
Açıklanan nedenlerle, 22.10.2009 tarihli ve 5922 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesiyle 10.06.1983
tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 4 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasına eklenen cümle, Anayasanın 2 nci,
10 uncu, 67 nci ve 80 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Seçme ve seçilme hakkı demokratik devlet
yönetiminin “olmazsa olmaz” koşullarındandır. Bu nedenle seçim
özgürlüğünün, Anayasaya ve ona uygun olarak çıkarılacak bir yasaya uygun
olarak kullanılmaması halinde, demokratik hukuk devleti yönünden sonradan
giderilmesi olanaksız durum ve zararların doğabileceği açıktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti
yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Anayasaya açıkça aykırı olan söz konusu
kuralın yürürlüğünün de durdurulması istemiyle iptal davası açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
22.10.2009 tarihli ve
5922 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 1 inci maddesiyle 10.06.1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili
Seçimi Kanununun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümleniniptaline ve uygulanması halinde sonradan
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
10.6.1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanunu’nun, 4. maddesinin üçüncü fıkrasına 22.10.2009 günlü 5922 sayılı
Yasanın 1. maddesiyle eklenen dava
konusu üçüncü cümleyi de içeren 4. maddesi şöyledir:
“Seçim çevreleri ve çıkaracağı milletvekili sayısı:
Madde 4- (Değişik: 27/10/1995 - 4125/9 md.)
İllerin çıkaracağı
milletvekili sayısının tespitinde toplam milletvekili sayısından (...) her il’e
önce bir milletvekili verilir.
(Değişik: 23/11/1995
- 4138/1 md.) Son
genel nüfus sayımı ile belli olan Türkiye nüfusu, birinci fıkradaki illere
verilen milletvekili sayısı çıkarıldıktan sonra kalan milletvekili sayısına
bölünmek suretiyle bir sayı elde edilir. İl nüfusunun bu sayıya bölünmesi
ile her ilin ayrıca çıkaracağı milletvekili sayısı tespit olunur.
(...) nüfusu milletvekili
çıkarmaya yetmeyen illerin nüfusları ile artık nüfus bırakan illerin artık
nüfusları büyüklüklerine göre sıraya konulur ve ilk hesapta iller arasında
bölüştürülmemiş bulunan milletvekillikleri bu sıraya göre dağıtılır. (Ek
cümle: 22/10/2009 – 5922/1 md.) Şu
kadar ki nüfusu iki milletvekili çıkarmaya yetmeyen iller, artık nüfus
sıralamasında da milletvekili sayısını ikiye çıkaramazsa, önce iki
milletvekili çıkaramayan illere ikinci milletvekili verilir.
Son kalan milletvekilliğinin
verilmesinde, iki veya daha fazla ilin eşit nüfus veya nüfus artığı
göstermesi halinde, bunlar arasında ad çekilir.
Yapılan tespit sonunda, çıkaracağı
milletvekili sayısı 18’e kadar olan iller, bir seçim çevresi sayılır.
Çıkaracağı milletvekili sayısı 19’dan 35’e kadar olan iller iki, 36 ve daha
fazla olan iller üç seçim çevresine bölünür. Bu seçim çevreleri, numara
sırasına göre adlandırılır.
Bu illerin seçim çevreleri
belirlenirken:
a) Seçim çevreleri, mümkün
olduğu ölçüde eşit veya birbirine yakın sayıda milletvekili çıkaracak
şekilde oluşturulur.
b) Mümkün olduğu ölçüde
ilçelerin mülki bütünlüğü dikkate alınır.
c) Aynı seçim çevresinde yer
alacak ilçelerin nüfus ve coğrafi yakınlıkları ile ulaşım imkanları gözönünde bulundurulur.
Bu illerin milletvekili
sayısının seçim çevrelerine dağıtımında; seçim çevrelerinin çıkaracakları
milletvekili sayısı, nüfusları bakımından illerin milletvekili sayısını
tespit etmeye ilişkin esaslara göre belirlenir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2.,
10., 67. ve 80. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına, 3.12.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV-YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
10.6.1983 günlü, 2839 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 4. maddesinin üçüncü fıkrasına 22.10.2009 günlü,
5922 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 1. maddesiyle eklenen cümleye ilişkin yürürlüğün durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO,
Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 10.2.2011 gününde karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde özetle, 2839
sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nda, dava konusu 5922 sayılı Yasayla yapılan
değişiklik öncesinde nüfusuna bakılmaksızın her ilin en az bir milletvekili
ile temsil edileceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunduğu, iptali istenilen
kuralın ise her ilin en az iki milletvekili ile temsil edilmesini esas
aldığı; Anayasanın 10. maddesinde eşitlik ilkesine, 67. maddesinde ise
“eşit oy” ilkesine yer verilmiş olduğu, eşit oy ilkesinin seçmenlerin her
birinin oyunun eşit ağırlıkta (değerde) olmasını gerektirdiği, keza alınan
geçerli oylarla kazanılan sandalyeler arasında adil bir oranın bulunmasının
gerekli olduğu; buna karşılık dava konusu kuralın bu ilkelerle bağdaşmadığı;
değişiklik öncesindeki mevzuatta da her il’e, nüfusuna bakılmaksızın bir
milletvekilliği verileceğine ilişkin kural bulunduğundan aslında “eşit oy”
ilkesini zedeleyen bir durumun önceden de olduğu, iptali istenilen kuralın
ise bu dengesizliği daha da artırdığı; iptali istenilen kural ile yapılan
düzenlemenin, geçerli oylarla seçilen üye sayısı arasında adil bir oranın
kurulmasını tümüyle ortadan kaldıran ve dolayısıyla “eşit oy” ilkesine
aykırı düşen ve nüfusu oldukça az olan illerde kullanılan oyları
ayrıcalıklı hale getiren bir düzenleme olduğu, bu durumun temsilde adalet
ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı; ayrıca milletvekilinin temsil
görevini, yere (seçildiği il’e) bağlayan bir düzenlemenin, Anayasanın 80.
maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 4.
maddesinin, dava konusu kuralla değiştirilmeden önceki halinde, her ilin
nüfusuna bakılmaksızın bir milletvekiline sahip olacağı kuralına yer
verilmişti. Dava konusu kural ise, bu hükmü korumakla birlikte, nüfusu ne
olursa olsun her ilin en az iki milletvekiline sahip olması sonucunu
doğuran bir ek düzenleme getirmektedir. Türk seçim sisteminde kural olarak
her il’in bir seçim çevresi sayılacağı ve illere nüfusları oranında
milletvekillikleri tahsis edileceği esası benimsenmiştir. Kural, illerin
nüfusları oranında milletvekilliklerine sahip olmalarıdır. Buna karşılık,
her ile nüfusuna bakılmaksızın belli sayıda milletvekilliği tahsis
edileceğine ilişkin düzenlemeler, ana kuralın istisnasını oluşturmaktadır.
Dava konusu yasa kuralı, seçim sisteminin bir
unsurunu oluşturan milletvekilliklerinin seçim çevrelerine dağıtımı sorunu
ile ilgilidir. Özü itibariyle nüfusu az olan illerin de en az ikişer
milletvekili ile TBMM’nde temsil edilmesini öngörmektedir.
Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “demokratik… bir
hukuk Devleti” olduğu belirtilmiş, 10. maddesinde ise “kanun önünde eşitlik” ilkesine yer
verilmiştir. Anayasanın 67. maddesinin ikinci fıkrasında da, seçme hakkının
hangi esaslar çerçevesinde kullanılacağı gösterilmiştir. Buna göre, “Seçimler ve halk oylaması serbest, eşit,
gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı
yönetim ve denetimi altında yapılır.” Bu maddenin altıncı fıkrasında
ise, “Seçim kanunları, temsilde
adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.”
kuralına yer verilmiştir. Anayasanın 80. maddesinde ise, “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,
seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil
ederler.” denilmektedir.
Anayasanın 80. maddesinde milletvekillerinin
seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil
edecekleri belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa, milletvekillerinin
belli bir seçim bölgesinden seçileceğini kabul etmektedir. Bu itibarla
ülkenin belli seçim çevrelerine ayrılması ve bu ayrımın da iller baz alınarak yapılmasında anayasaya aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
“Eşit oy”,
“temsilde adalet” ve “eşitlik” ilkeleri uyarınca,
parlamentoya seçilen her bir milletvekilinin mümkün olduğunca birbirine
yakın sayıda nüfusu ya da seçmeni temsil etmesi gerektiği hususunda hiçbir
tereddüt yoktur. Bu noktada matematiksel ya da mutlak bir eşitlik aranmamakta
ve böyle bir eşitliğin uygulamada gerçekleştirilmesi de mümkün
görülmemektedir. Buna karşılık, oyların eşit ağırlıklı olması ve temsilde
adalet ilkesinden uzaklaşılması sonucunu doğuran ve haklı sebeplere
dayanmayan düzenlemelerin anayasaya uygun olmayacağı açıktır.
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da
belirtildiği gibi, seçmen iradesinin yasama organına tam olarak yansımasını
sağlayacak yöntemleri içeren sistemlerin en uygununu, başka bir anlatımla
hiçbir yakınmaya yol açmayanını sağlayabilmek olanaksız ise de,
olabildiğince yakınmalara en az neden olanı benimsemek temsilde adalet
ilkesinin gereğidir. Anayasa’nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında
vurgulanan eşit oy ilkesi, her oy’un eşit değerde kabul edilmesi anlamını
taşıdığı gibi, seçim çevrelerinde kullanılan oylarla seçilecek milletvekili
sayısı arasında adil bir dengenin kurulmasını da zorunlu kılar.
Dava konusu kuralla, nüfusu iki milletvekili
çıkaramayan illere öncelikle ikinci milletvekilliği verilerek nüfusu az
olan illerde kullanılan oylar daha ağırlıklı hale getirilmekte, böylece bu
illerde yaşayan seçmenlerle nüfusu daha fazla olan illerde yaşayan
seçmenler arasında, kullanılan oyların ağırlığı konusunda farklılık
yaratılarak eşitsizliğe yol açılmaktadır. Böylece nüfusu yetmeyen illere
yasa ile ikinci milletvekilliği tahsis edilmekle geçerli oyların sayısıyla
seçilecek milletvekili sayısı arasında olması gereken adil bir dengenin
oluşması ortadan kaldırılmakta ve nüfusu düşük illerde kullanılan oylara
ayrıcalık tanınarak oyların eşitliği ve temsilde adalet ilkelerine aykırı
bir durum yaratılmaktadır.
Öte yandan, dava konusu yasa
kuralının gerekçeleri arasında, her ilin sadece bir milletvekili ile temsil
edilmesi durumunda, bu kişinin milletvekilliğinin sona ermesi halinde o
ilin temsilcisiz kalacağı, bunun önlenmesi için en az iki milletvekili ile
temsile ihtiyaç bulunduğu belirtilmiş ise de, Anayasanın 78. maddesine 27.12.2002 günlü, 4777 sayılı yasayla
eklenen son fıkra uyarınca “… bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk
Pazar günü ara seçim yapıl(acağından)”, söz konusu ilin, o yasama döneminin sonuna kadar
temsilcisiz kalması söz konusu olmayacaktır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 67. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
VI- SONUÇ
1- 7.5.2010 günlü,
5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 10.6.1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanunu’nun 4. maddesinin üçüncü fıkrasına 22.10.2009 günlü, 5922 sayılı
Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1.
maddesiyle eklenen cümlenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
10.2.2011 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
Üye
Erdal TERCAN
|
|
|
|
|
|
|