|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/15
Karar Sayısı : 2010/64
Karar Günü : 13.5.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER :
1- Kırşehir 1. Asliye
Ceza Mahkemesi(E.
2009/15)
2- Tekirdağ 2. Sulh
Ceza Mahkemesi(E.
2009/81)
İTİRAZIN
KONUSU :13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesinin 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı
Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen (9) numaralı fıkrasının birinci
tümcesinin Anayasa’nın
10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAYLAR
- Mala zarar verme suçundan verilen 1 ay 20 gün
karşılığı 1000 TL. adli para cezasının yapılan tebligata rağmen ödenmemesi
üzerine 50 gün hapse çevrilmesi sonucunda infaza başlanmış ve bu sürenin
üçte ikisinin iyi halli çekilmesiyle mahkumun koşullu salıverilmesine karar
verilmiştir. Ancak, adli para cezasından çevrilen hapis cezaları bakımından
şartla tahliyenin mümkün olmadığının fark edilmesi üzerine Cumhuriyet
savcısı koşullu salıverme kararının kaldırılmasını mahkemeden talep etmiş,
bu talebin incelenmesi sırasında adli para cezasından çevrilen hapis cezası
ile doğrudan verilen hapis cezasını şartla tahliye açısından karşılaştıran Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi,
itiraz konusu kuralın iptali için başvurmuştur.
- Tehdit suçundan hükmedilen 6 ay hapis cezası karşılığı
3600 TL. adli para cezası, yapılan tebligata rağmen süresinde
ödenmediğinden 180 gün hapse çevrilmiştir. Bunun infazı sırasında
Cumhuriyet savcısı, itiraz konusu ibare nedeniyle mahkûmun koşullu
salıverilmeden yararlanamamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu
gerekçesiyle söz konusu cezanın 2/3’ünü aşan kısmının infazının
durdurulması için 5275 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca ek karar
verilmesi talebinde bulunmuştur. Bu talebin incelenmesi sırasında
Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi bulan Tekirdağ 2. Sulh Ceza Mahkemesi, kuralın
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
A- Kırşehir 1. Asliye Ceza
Mahkemesi’nin itirazının gerekçe bölümü şöyledir:
“Kırıkkale 1. Asliye Ceza Mahkemesinin17.07.2008
gün 2007/377 E., 2008/484 K. sayılı ilamı ile mala zararvermek suçundan TCK.nun 151/1. maddesi
gereğince doğrudan verilme 1
Ay 20 Gün (50 gün) karşılığı 1000 TL. Adli para cezası ile
hükümlü Ramazan Akkoç’un cezasının infazı sırasında adli para cezasının
ödenmemesi nedeni ile 50 gün
hapse çevrilerek 08.01.2009
tarihinde infazına başlanmış;
Kırşehir
C. Başsavcılığının 09.02.2009
gün 2009/218 ilam sayılı
yazıları ile talep üzerine mahkememiz
10.02.2009 gün
2009/32 D.İş sayılı kararı ile
10.02.2009 tarihinden itibaren koşullu salıverilmesine karar
verilmiş;
Kırşehir
C. Başsavcılığının 11.02.2009
gün aynı sayılı itiraz yazıları ile hükümlünün doğrudan verilen adli para
cezasının infazında koşullu salıvermeden yararlanamayacağından bahisle
verilen şartla tahliye kararının kaldırılması talep edilmiştir.
5739 sayılı Kanun ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106/9. 1. cümle maddesi gereğince
adli para cezasından çevrilme hapis cezalarının infazında koşullu
salıverilme hükümlerinin uygulanamayacağı hükme bağlandığından hükümlü
hakkında verilen koşullu salıverilme kararına vaki itirazın kabul edilerek
koşullu salıverilme kararının kaldırılması gerektiği;
Mevcut
düzenleme ile ister TCK. 50/1-a
maddesine göre hapis cezasından çevrilmiş olsun ister hapis veya adli para
cezasının seçenek yaptırım olarak öngörüldüğü durumlarda adli para cezası
verilmiş olsun adli para cezalarının infazında koşullu salıverme
hükümlerinin uygulanamayacağı;
anlaşılmıştır.
Adli
para cezasının niteliği ve hukuki sonuçları gözetildiğinde hürriyeti
bağlayıcı cezaya göre daha hafif olduğu, özellikle hapis cezasından
çevrilirken ve somut dava dosyasında olduğu gibi seçenek yaptırım olarak
öngörüldüğü halde hapis cezası yerine adli para cezası seçilirken suçun
işlenmesindeki suçlu lehine belirlenen olgular, tehlikeli kişiliğinin
bulunmaması, pişmanlık duygusu, suç ve suçtan doğan kötülüğü hürriyeti
bağlanmadan dahi anlayabileceği ve topluma uyum ile bir daha suça eğilim
göstermeme hususunda adli para cezasının etkili ve yeterli olacağına dair kanaat
esas alınarak cezanın şahsileştirildiği;
Suçluya
seçenek yaptırımlardan adli para cezası yerine hapis cezası verilmesi veya
hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesi durumunda yukarda sayılan
olguların suçlu aleyhine değerlendirilmiş olacağı;
Sonuçta
kanun, adalet ve mahkeme nezdinde hakkaniyet ve nasafet yönünden hakkında
adli para cezası verilen suçlunun hapis cezası verilen suçluyanazaran daha ziyade atıfete mazhar bir
durumda olduğu;
Ne
var ki iş verilen adli para cezasının infazına gelince uygulanması gereken
5275 sayılı Kanunun 106/9. 1. cümle maddesi gereğince durumun tamamen
tersine döndüğü, bu suçlu bir şekilde veya bir sebeple adli para cezasını
ödeyemeyince hükmedilen süreyi tamamen infaz kurumunda geçirmek sureti ile
çekerken diğer suçlunun koşullu salıvermeden yararlandırılarak infazın
yapıldığı;
Bilfarz
TCK.nun 151/1 maddesine temas eden mala zarar verme suçunu karşılıklı
işleyen iki failden birisine yukarda açıklanan olgulara dayalı olarak
yüzyirmi gün adli para cezası verilip diğerine dört ay hapis cezası
verilmiş olması halinde adli para cezasını ödeyemeyen ve daha ziyade
atıfete mazhar olan hükümlünün cezası iyi halli olsa dahi dört ay süre ile
hürriyeti bağlanarak infaz edilirken aleyhe değerlendirme yapılan
hükümlünün cezasının iyi halli olması halinde iki ay yirmi iki gün (somut
olayda sırasıyla 50 gün-33 gün) hürriyeti bağlanarak infaz edileceği;
Kanun
önünde eşitliğin mutlak eşitlik olmayıp aynı hukuki durumda olan kişilerin
aynı kurallara tabi olmasını gerektirdiği, somut olayda denkleştirici
adalet/eşitlik ilkesi de gözetildiğinde adli para cezası verilen hükümlü
lehine eşitliği sağlayacak infaz rejimi öngörülmesi yerine aksine mevcut
düzenleme ile eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı gibi kanun ve adalet
önündeki durumları dikkate alındığında eşitsizlikte teraküme yol açıldığı;
İtiraza
konu hükmün son cümlesi gereğince hak yoksunlukları bakımından esas
alınacak ceza adli para cezası olsa da en ağır yaptırım hürriyetin bağlanması
olup hak yoksunlukları da infazın tabii sonucu olduğundan yani velayet -
vesayet/seçme-seçilme hakları dışında diğer hakların infaz süresince
kullanılması mümkün olmadığından hukuki durumun değişmeyeceği;
Neticede
somut davada uygulanması gereken 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkındaki Kanunun 106/9.1. cümlesinin Anayasanın eşitlik ilkesini
öngören 10. maddesi ile ceza sorumluluğunun şahsiliğinin öngören 38/6
maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından iptali için Yüksek Mahkemenize
başvurulmasına karar verilmiştir.”
B- Tekirdağ 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin itirazının gerekçe bölümü şöyledir:
“5237 Sayılı
TCK.nun 50/1-a maddesinde kısa süreli hapis cezası yerine seçenek
yaptırımlardan biri olarak adli para cezası öngörülmüştür. Maddedeki koşulların varlığı halinde
hakim kısa süreli hapis cezası yerine seçenek yaptırım olarak adli para cezasına hükmedilebilecektir.
Bu durumda TCK.nun 50/5. maddesi hükmüne göre uygulamada asıl
mahkumiyetin adli para cezası olarak kabulü gerekecektir.
01/03/2008 tarih 26803 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5739
sayılı Yasanın 4. maddesi ile 5237 Sayılı TCK.nun 50/6 maddesinde yer alan ‘yaptırımın’ ibaresi, ‘tedbirin’
olarak değiştirilmiştir. Böylece 5237 sayılı TCK.nun 50. maddesinde yer alan kısa süreli hapis cezası
yerine hükmedilen adli para cezası tedbir iken bu kapsamdan çıkarılmış, TCK.nun 45. maddesi
kapsamında ‘yaptırım’ niteliğine bürünmüştür.
Hal böyle olunca Cumhuriyet Savcılığınca yapılacak tebligata rağmen öngörülen süre içinde tedbirlerin gerekleri
yerine getirilmediği takdirde hükmü veren mahkemeden kısa süreli
hapis cezasının infazı yönünde karar talep edilirken adli para cezası yaptırım olarak nitelendiğinden infazı yapan
Cumhuriyet Savcılığınca res’en hapis cezasına çevrilerek infaz edilir hale gelmiştir. Ayrıca
hükümlüye infaz aşamasında ödeme imkanı da getirilmiştir. Böylece TCK.nun 50/6 maddesinde düzenlenen 5. fıkra
hükmünün uygulanmayacağı düzenlemesi devre dışı bırakılmıştır.
Böylece hapse çevrilerek infaz edilse dahi
TCK.nun 50/5 maddesi uyarınca uygulamada asıl mahkumiyet adli para cezası sayılacaktır.
Öte yandan yine 5739 sayılı Yasa ile 5275 sayılı Yasanın 106/9.
maddesinde yapılan değişiklikle maddede yer alan “TCK.nun 50/1-a bendi saklı salmak üzere” ibaresi yasa
metninden çıkarılmış, hapis cezasından çevrilen adli para cezalarının
ödenmemesi halinde koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.
Bu durumda doğrudan hapis cezası verilerek infaz edilen bir
mahkumiyette hükümlü şartları oluştuğu takdirde koşullu salıverilme imkanından
yararlandırıldığı halde, hapis cezasından çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde
infaz edilen hapis cezasında (uygulamada asıl mahkumiyet adli para cezası
sayıldığından) hükümlünün koşullu salıverilmeden yararlandırılmaması
Anayasanın 10. maddesinde
düzenlenen Kanun Önünde Eşitlik ilkesine aykırılık yaratmakta olup, 5275 sayılı Yasanın 106/9. maddesinde yer olan
“...ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz...”
ibaresinin iptali gerekmektedir.
Bunlara ilaveten
koşullu salıverilmenin infaz rejiminde hükümlü için bir ödül
mahiyetinde olduğu, bu yolla hükümlünün öncelikle infazın yapıldığı kurumun disiplin mevzuatına
uygun hareket etmesinin teşvik edildiği ve sonucunda da hükümlünün ıslah
edilmesinin amaçlandığı, benzer durumda hapis cezasını infaz eden hükümlüye koşulları oluştuğu takdirde koşullu
salıvermeden yararlandırılarak nihayetinde infazın ıslah amacının gerçekleşmesine yönelik imkanlar tanınırken,
temelde hapis cezası yerine adli
para cezası ile hükümlünün, adli para cezasını ödememesi halinde hapis
cezası infaz edilirken koşullu
salıverilmeden yararlandırılmayarak eşitsizlik yaratılması da Anayasanın
10. maddesine aykırıdır.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesinin 26.2.2008 günlü,
5739 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu tümceyi de
içeren (9) numaralı fıkrası şöyledir:
“Adlî para
cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu
salıverilme hükümleri uygulanmaz. Hapse çevrilmiş olmasına
rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan adlî para cezasıdır.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 10. ve 38.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, E. 2009/15 sayılı dosyayla ilgili olarak 12.3.2009, E. 2009/81 sayılı dosyayla ilgili
olarak ise 8.10.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARI
13.12.2004
günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un
106. maddesinin 26.2.2008 günlü, 5739 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle
değiştirilen (9) numaralı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “… ve
bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.” ibaresinin
iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2009/15 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının
kapatılmasına, esas incelemenin 2009/15 esas sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine, 8.10.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
VI-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararlarında, hukuki nitelik ve sonuçları itibariyle adli para cezasının
hapis cezasına oranla daha hafif olduğu, özellikle hapis cezasından
çevrilirken ya da seçenek yaptırım olarak uygulandığı durumlarda cezanın
şahsileştirilmesi açısından sanığın lehine değerlendirildiği, hakkaniyet ve
nesafet açısından adli para cezası mahkûmunun hapis cezası mahkûmuna oranla
daha ziyade atıfete mazhar görüldüğü, buna rağmen infaz sırasında itiraz
konusu kural gereğince durumun tamamen tersine çevrildiği, doğrudan hapis
cezası hükümlüsü hakkında koşullu salıverilme olanağı mevcutken adli para
cezasını ödeyemeyen mahkûmun şartla salıvermeden yararlandırılmadığı ve
mahkûmiyet süresini bihakkın infaz kurumunda geçirmek zorunda bırakıldığı,
ayrıca koşullu salıvermenin infaz kurumunun disiplin mevzuatına uymayı
teşvik ve böylece hükümlünün ıslahını amaç edinmesi nedeniyle, koşulları
oluştuğu halde adli para cezası hapse çevrilen hükümlüye bu olanağın
tanınmamasının eşitlik ilkesi yanında ceza sorumluluğunun şahsiliğini
öngören Anayasanın 38. maddesinin altıncı fıkrasına da aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5275 sayılı Yasa’nın
106. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre adlî para cezasının infazı, Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin birinci
fıkrasında belirtilen usule göre tayin olunacak bir miktar paranın Devlet
Hazinesine ödenmesinden ibarettir. Bu miktar “…beş günden az ve Kanunda
aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere
belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar
ile çarpılması suretiyle” hesaplanarak belirlenmektedir. Bu tür infazın
usulüne dair maddenin devamı fıkralarında yer alan hükümlere göre,
Cumhuriyet savcısı tarafından otuz gün içinde adlî para cezasının ödenmesi
için hükümlüye bir ödeme emri tebliğ edilmesi ve hükümlünün de bu miktarı
süresinde belirlenen usulde ödemesi gerekmektedir. Aksi takdirde Cumhuriyet
savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hükümlü
hapsedilir. İtiraz konusu tümce gereğince bu tür hapsin infazı ertelenemez
ve koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.
Şartla salıverilme, mahkûm edildiği hürriyeti
bağlayıcı cezalardan, kanunun gösterdiği bir kısmını iyi hâlli geçirmiş
bulunan hükümlünün, konulmuş olan şartlara riayet etmediği takdirde geri
alınması koşuluyla, hükümlülük süresini tamamıyla bitirmeden, merciince
alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini ya
da bu hayata geçişin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.
5375 sayılı Yasa’nın 17. maddesine göre, üç yıl ve daha az süreli hapis cezalarının derhal infazının
hükümlü veya ailesi için mahkûmiyetin amacı dışında ağır bir zarara neden
olacağı anlaşılırsa, hükümlünün istemi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca
infaz altı ayı geçmeyecek şekilde ertelenebilir. Erteleme isteminin kabulü,
güvence gösterilmesine veya diğer bir koşula bağlanabilir.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesiyle eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumunda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişi ya da
topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi
ihlal edilmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla
değişik kurallar konulamaz.
Anayasanın 38. maddesinin altıncı fıkrasında ceza
sorumluluğunun şahsî olduğu belirtilmektedir.
Hukuk devletinde ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana
ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere,
ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri
göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir.Buna göre, hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve
miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza
politikasına bağlı bir konudur.
5275 sayılı Yasa’da
cezaların infazı, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasının infazı, hapis cezasının infazı, kamuya yararlı bir
işte çalıştırma ve adli para cezasının infazı gibi farklı rejimler
biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre infazın şekli, mahkûmiyet konusu cezanın
tür ve ağırlığıyla yakından ilgilidir. Mahkûmun mükerrir olması, hakkında
hükmedilecek cezanın türünü belirlemede etken olduğu gibi, cezanın tür ve
ağırlığına bağlı olarak infazın şekli de değişebilmektedir. Saptanan ceza
siyasetine bağlı olarak farklı infaz şekilleri için farklı kurallar
konulması bu ayrımın doğası gereğidir. Başvuru konusu kuralda olduğu gibi,
erteleme ve şartla salıverilme imkânını hiç tanımayan düzenlemeler yanında,
şartla tahliye imkânını tanımakla birlikte bunun için infaz kurumunda
geçirilmesi gereken süreleri artıran veya adli kontrolü uzatan düzenlemeler
de bulunmaktadır.
İtiraz konusu kuralla adli para
cezasından çevrilen hapsin infazının ertelenemeyeceği ve bunun infazında koşullu
salıverme hükümlerinin uygulanamayacağı öngörülmüştür. Ancak bu infaz
şeklinde hükümlü, hapis yattığı
günlerin dışındaki günlere karşılık gelen parayı öderse hapisten
çıkartılır.Adli para cezası yerine
çektirilen hapis süresi üç yılı, birden fazla hükümle adli para cezalarına
mahkûmiyet halinde ise bu süre beş yılı geçemez. Ayrıca, hapse
çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan
da adli para cezasıdır. Dolayısıyla, haklarında doğrudan hapis cezası
verilenlerle adli para cezası hapse çevrilenler aynı konumda bulunmadıklarından,
bunların infaz sistemlerinde eşitlik karşılaştırması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın
10. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasanın 38. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamışlardır.
VII- SONUÇ
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesinin 26.2.2008
günlü, 5739 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen (9) numaralı fıkrasının
birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Engin YILDIRIM’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 13.5.2010
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106. maddesinin 5739 sayılı Yasa ile
değiştirilen (9) numaralı fıkrasının itiraz konusu ilk cümlesinde, “Adli para
cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu
salıverilme hükümleri uygulanmaz” denilmektedir. Buna göre, hapis
cezasından çevrilen veya hapis ve adli para cezasının seçenek yaptırım
olarak öngörüldüğü durumlarda verilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle
çevrilen hapsin infazı ertelenemeyecek ve bunun infazında koşullu
salıverilme hükümleri uygulanamayacaktır.
Adli para cezası, nitelik ve korunan hukuki yarar
gözetildiğinde hapis cezasından daha hafif bir yaptırım olduğundan, hapis
cezasından çevrilirken veya seçenek yaptırım olarak uygulanırken, suçlunun,
kişiliği, pişmanlığı, suça eğilimi, özgürlüğü engellenmeden topluma uyum
sağlayıp sağlayamayacağı gibi özelliklerinin değerlendirileceği
kuşkusuzdur. Bu durumun dikkate alınması ise, para cezası verilen suçluya,
hapis cezası uygulanmayarak bir atıfette bulunulduğunu göstermektedir.
Ancak, adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapse çevrilmesinde, itiraz
konusu kural uyarınca erteleme ve koşullu salıverilme hükümlülerinin
uygulanamaması, cezanın infazında doğrudan hapis cezası alanlar lehine bir
farklılık yaratmaktadır. Aynı suçu işleyenler arasında doğrudan hapis
cezası alanlarla para cezasının ödenmemesi nedeniyle haklarında hapis
cezası uygulananlar, özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları yönünden aynı
hukuksal konumda olduklarından, bunlar arasında ayırım yapılması eşitlik
ilkesinin açık bir ihlâlidir. Para cezalarının tahsilini sağlamak ya da
para cezasından çevrilen hapis cezalarının infazı sırasında kalan günlerin
karşılığı ödenerek bu cezaların sonlandırılması gibi yasal olanaklar
eşitlik ilkesinin ihlâlinin haklı gerekçeleri olamaz.
Hukuk devletinde yasa koyucu, cezalar ve bunların
infazı konusunda takdirini kullanırken eşitlik ilkesini ve adaleti gözetmek
zorundadır.
Öte yandan, mahkemelerce verilmiş hürriyeti
kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin
yasalarda, adalet ve eşitlik ilkesi esas alınmadıkça, Anayasa’nın 19.
maddesinde belirtilen kişi özgürlüğü ve güvenliği de sağlanamaz.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 19. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
AZLIK OYU
İtiraza konu kural 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirleri Hakkında Kanun’un 106. maddesinin değişik (9) nolu fıkrasının
“Adli para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında
koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki birinci tümcesidir.
Aynı Yasa’nın 107. maddesinde koşullu salıverme
düzenlenmiş ve mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi halli geçirmesi ilke
alınmıştır. Ayrıca hapis cezalarının derhal infazının hükümlü ve ailesi
için mahkumiyetin amacı dışında ağır zarara neden olacağının anlaşılması
durumunda ise infazın ertelenmesi söz konusu olacaktır.
İtiraza konu olan kuralda da hapis cezası söz
konusudur. Hapis cezasının adli para cezasından çevrilmiş olması, uygulanacak
olan hapsedilme olgusunda bireysel ve toplumsal yansımaları ve sonuçları
yönünden bir fark oluşturduğu söylenemez. Cezanın çekildiği ortam, çekiliş
biçimi aynıdır. Belirlenen bu aynılığın, para cezalarının ödenmesinin
sağlanması ve ödeme halinde cezanın sonuçlanması yönündeki amaçlarla
değişmeyeceği açıktır. Burada önemli olan hapis cezasının tüm etkileriyle
yaşanmasıdır.
Bu olgu ve Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik
kuralı karşısında, hapis cezası çekenlerin aynı konumda oldukları ve aynı
kuralların geçerli olması gerektiğine açıklıkla ulaşılmaktadır. Başka bir
aktarımla, adli para cezasından çevrilen hapis cezalarının da, diğer hapis
cezalarıyla aynı kurala bağlı olması anayasal eşitlik ilkesinin bir gereği
olduğunda kuşku yoktur.
Bu nedenle Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olan
kuralın iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
KARŞIOY
Mahkememiz kararını oluşturan çoğunluk görüşü;
Yasa koyucunun takdiri kapsamında ülke gerçekleri
göz önüne alınarak saptanan ceza siyasetine bağlı farklı ceza ve infaz
şekilleri için farklı kurallar konulabileceği, adli para cezasının hukuki
niteliğinin farklı olduğu, doğrudan hükmedilen hapis cezasının infazı
hükümleri ve seçenek yaptırım ile adli para cezası hükmünün infazı
rejimlerinin eşitlik karşılaştırmasının yapılmaması gerektiği bu nedenle
davanın reddine karar verilmesi gerektiğinde birleşmiştir.
Anlatılan nedenler ile bu görüşe katılınmamıştır.
Ülke gerçekleri karşısında ceza siyaseti
belirlenirken, suçun mahiyeti, korunmak istenen yarar, temel ceza unsurları
yasa koyucunun takdirinde olması genel ilke olmakla birlikte “cezaların
infazı kurumunun”da öngörülen temel ceza kadar ceza hükümlüsü insan
unsurundan ayrık düşünülmesi mümkün değildir.
Cezaların infazında amaç toplumu suça karşı
korurken hükümlünün sosyalleşmesini temin etmek, kanun ve nizamlara
kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan birey olmasını kolaylaştırmaktır.
Hükmedilen bir ceza karşısındacezaevinegirmekle ortaya çıkan olgu “hürriyetlerden yoksun kalma”dır.
İnfaz sürecinin hükümlünün iyileştirilmesi,
kanunlarla düzenlenmiş haklardan yararlanmasının temin edilmesi yönünde
olması gerektiği kaçınılmazdır. Bu husus devletin Anayasa ile verilen temel
amaç ve görevleri arasındadır.
İnfaz sürecinde kendisinden beklenen tutum,
davranış veeylemleri ile kamu
düzenine uyan hükümlünün temel alınaniyileştirme süreci gayesine katkısı, iyiniyeti, yükümlülüklerini
eksiksiz yerine getirmesi ve toplumla bütünleşmeye hazır olduğu gözlemi
karşısında ceza infaz siyasetinin temel amacı ve insan onuru ve toplumsal
gereksinim adına, buülkede
hükümlülük ve infazda geçen süreyi kısaltan KOŞULLU SALIVERİLMEmüessesesigetirilmiştir.
İtiraz konusu 5275 sayılı Kanun’un 106. maddesinin
değiştirilen 9 no’lu fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “adlİ para
cezasından çevrilen hapsininfazı
ertelenemez ve bunun infazında koşullusalıverme hükümleri uygulanmaz.” ifadesi; hakkında adli para(bir kısım paranın devlet hazinesine
ödenmesi) cezası verilen hükümlünün, benzeri suçtan doğrudan hapis cezası
almış ve infaz sürecinde şartlı tahliyeden yararlanabilecek bir hükümlüye
kıyasla, bu para cezasını ödememe halinde bu olumsuz edime adeta bir
yaptırım daha yükleyerek bu konumda koşullu salıverilmeden
yararlandırılmayacağına hükmettiği görülmektedir.
Ceza doğrudan hapis yerine, paradan hapse dönünce
yasa koyucunun, infaz süreci için öngördüğütemel amaç ve ilkelerden uzaklaşıldığı, değerlendirmeye alınmadığı,
salt hazine alacağı karşısında yok sayıldığı anlaşılmaktadır.
Kural bu hali ile ceza infaz siyasetine ilişkin
pozitif hukuktan sapma niteliğindedir.
Elbette ceza siyaseti farklı infaz usullerini suçun
hukuki mahiyeti, yasanın korumak istediği yarar ölçütü ile getirilebilirse
detoplumu koruma temelamaçlı ceza siyaseti suça itileni ve
hüküm altına alınanı da korumak, eşit hallerde eşit koşullardan
yararlandırmak zorundadır.
Aynı eylem karşısında doğrudan hapis cezası infaz
edilenin yararlanabileceği şartlı tahliye hakkının -hakimin takdiri
karşısında- adli para cezasına çarptırılanancak ödeyemediği için hapis cezasına çevrilen hükümlüye tanınmaması,
hak yoksunluğu ile karşılaşması, adil görülecek bir farklılık olmayıp,ceza adalet sistemine olan saygının yitirilmesi
nedeni olabilecektir.
Herhalde hapishanede yaşama zarureti hürriyeti
bağlayıcıcezanın infazı ile aynı
nitelikteve içeriktedir.Hürriyeti bağlayıcı cezanın infaz
sürecinin, hükümlü üzerinde işinin kaybedilmesi, bozulması, ailevi
sorunlar, vs. sayısız hak ve yükümlülükten uzak kalmak ve getireceği olası
maddi ve manevi kayıplar gibi kalıcı sonuçlar yaratacağı da bir vakıadır.
Bu olumsuzlukları azaltmak, ortadan kaldırmak
yerine, infaz sürecini uzatmak sonucu yaratan koşullusalıvermeden yararlandırmamakinfazda ceza adaletinintemel amacı hükümlünün ıslahı ve
sosyalleşmesi amacına uyumlu olduğu söylenemez.
İnfazda şartlı tahliye hakkından yararlandırmama
sonucunu yaratan adli para cezasının niteliğine bakıldığında ise, bu
cezanın düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin genel
gerekçesinde; suç işleyen kişinin ekonomik durumunu dikkate almadan
hükmolunan para cezasının eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurduğu, ödeme
gücü olan kişi üzerinde etkisi olmadığı, ödeme gücü olmayanın da sonuçta
infaz kurumuna gönderildiği, bu nedenle gün para cezası sistemine
geçildiği, cezanın kişinin ödeme gücüne göre belirlenerek zengin fakir
arası eşitsizliğin giderildiği söylenmektedir.
Görülen odur ki amaç, suçlunun ekonomik ve diğer
şahsihalleri göz önünde tutularak
cezayı para olarak tayin edip cezadanbeklenen amacı gerçekleştirmektir. Bunun için gereğinde
taksitlendirmek ve ödenmeyen para cezasının hapse çevrileceğini
belirtilmektedir.
Ancak çevrilecek cezanın infazı sürecinde infaz
usulünün değiştirileceği hususu genel gerekçede yer almadığı görülmektedir.
Ceza tayini sırasında ödeme gücü var sayılarak
takdir edilecek para cezasının ödenmemesi halinde şartlı tahliye hak
yoksunluğu ile hükümlüyü yeniden cezalandırmak bir gaye olmasa gerektir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3., 5. ve 6.
maddeleri de dikkate alındığında, mahkeme kararlarının sanıkları kısmen
bireysel özellikler dikkate alınarak verilmesi gerekliliğine işaret etmekle
birlikte, bu ilkeye uygun hareketle tayin edilen cezanın adının “ADLİ PARA”
olması halinde sanığın hakimin taktiri ötesinde, gelişen reel durumu ve
haklı nedenleri de olabileceği düşünüldüğünde hapsin infazında farklı
usulle karşılaşması ve uygulamanın ek bircezaya dönüşmesi düşüncesi, sözleşme ilkelerine ve Anayasa’nın hukuk
devleti ilkesine aykırılık oluşturduğudüşünülmektedir.
Avrupa konseyi bakanlar komitesi hürriyetten
yoksunluğun sosyal ve ailevi etkileri karşısında ceza siyasetine rehber
olacak tavsiye kararları aldığı ve bunların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarına ilkeselbazda yansıdığı
anlaşılmaktadır.
Buna göre özellikle hürriyeti bağlayıcı cezaya
alternatif toplumsal hizmet yaptırımlarının uygulanması teşvik edilmekte,
kapalı ortamının hükümlüüzerinde
egemen olacak negatif öğelerini ortadan kaldırmaya yönelik çabalar tavsiye
edilmektedir.
Ceza adalet sisteminin koğuşturma, infazve sonrası birlikte bir işletme bütünü
olduğu ve yarar temeli üzerine varlık ve meşruluk kazandığı ortadadır. Adalet,
eşitlik ve Anayasaca maddi ve manevivarlığıgeliştirilmek zorunda
olunan insan ölçütleri olmadan ceza sisteminde yer alan infaz usullerinin
sadece yasa koyucunun ülke gerçeği, ceza hukukunun ana ilkeleri ve ekonomik
hayat gereksinmeleri denilerek takdiren realize edilebileceğini söyleyen
eksik anlayışa katılmak mümkün değildir.
Cezaların hükmedilmesi ve infazında adillik,
eşitlik ve merhamet ilkelerini göz ardı eden, pozitif hukuktan sapma
niteliğindeki kural anlatılan nedenler ile Anayasa’nın eşitlik ve yarattığı
adaletsizlik ile hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|