|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2010/17
Karar Sayısı: 2010/112
Karar Günü: 8.12.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Siyasi parti kapatma davalarına bakan mahkeme sıfatıyla
Anayasa Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler
Kanunu’nun 108. maddesinin Anayasa’nın 2.,
67.,68. ve 69.maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Demokratik Halk Partisi’nin kapatılması talebiyle
açılan davaya (E.2003/1 SPK) bakan Anayasa Mahkemesi, 17.2.2010 günlü
toplantıda, Parti yetkili organı tarafından alınmış olan kapanma kararını
dikkate almak suretiyle, görülmekte olan davada uygulanma durumu olan 2820
sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesinin iptali için başvuru
kararı almıştır.
II- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın itiraz
konusu 108. maddesi şöyledir:
“Bir siyasi partinin kapatılması için dava
açıldıktan sonra o partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma
kararı, Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının
yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara
hükmedilmesine engel değildir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz başvurusunda Anayasa’nın 2.,
67., 68. ve 69. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Demokratik Halk Partisinin
kapatılmasına ilişkin E.2003/1 sayılı dosya ile ilgili olarak Haşim KILIÇ,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılmalarıyla 17.2.2010 gününde yapılan toplantıda, bakılmakta olan davada
uygulanacak olan 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun
108. maddesi, Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerine aykırı görüldüğünden,
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesi uyarınca esas hakkında bir karar
verilmek üzere davanın geri bırakılmasına, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO ile Şevket APALAK’ın
karşıoyları ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa
kuralı, dayanılan Anayasa kurallarıyla bunların gerekçeleri ve diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun itiraz
konusu 108. maddesinde, bir siyasi partinin kapatılması için dava
açıldıktan sonra o partinin yetkili organı tarafından alınan kapanma
kararının, Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının
yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara
hükmedilmesine engel olmayacağı öngörülmektedir.
Dağılma halinin tespiti dışında bir siyasi partinin
hukuki varlığının sona ermesi, ancak yetkili organı tarafından alınan bir
kapanma kararı veya hakkında açılan kapatma davası sonucunda Anayasa
Mahkemesince verilen kapatma kararlarıyla gerçekleşir. 2820 sayılı Kanun’un
109. maddesine göre bir siyasi partinin kapanmasına ancak büyük kongrece
gizli oyla karar verilebilir ve kapanma kararının alındığı tarihte siyasi
partinin tüzelkişiliği sona erer. Siyasi partilerin kapatılması ise
Anayasa’nın 69. maddesinin beşinci, altıncı ve onuncu fıkralarında sayılan
üç nedene dayalı olarak aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca açılacak
dava üzerine karara bağlanır. İtiraz konusu kuralla, kapanma kararından
önce açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesi ve kapatma kararı
verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara hükmedilmesi amaçlanmaktadır.
Böylece, kapanma kararıyla birlikte tüzel kişiliğini zaten kaybetmiş olan
siyasi partinin mallarının Hazine’ye geçirilmesine ve siyasi partinin
temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları
dâhil üyelerinin beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi,
yöneticisi ve deneticisi olamayacaklarına karar verilebilecektir.
Anayasa’nın siyasi faaliyette bulunma hakkına
ilişkin 67. maddesinde, vatandaşların
kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak
veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına
katılma hakkına sahip oldukları belirtilmektedir. Bir siyasi partide
faaliyette bulunmaya ilişkin olarak 68. maddesinin birinci
fıkrasında, “Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere
girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir” denilmek suretiyle, bu
hakkın pozitif ve negatif kullanımı açık bir biçimde vurgulanmaktadır.
Siyasal hakların en önemlilerinden birini teşkil eden bu hakkın öncelikli
ve etkin biçimde kullanımını sağlamak Demokratik hukuk devletinin başlıca
gereklerindendir. Bu hakları kullanma olanağını olumsuz yönde etkileyen
düzenlemeler doğal olarak hukuk devleti ilkesini de zedeler.
Siyasal çoğulculuğu ve katılımcılığı esas alan
kurallar ve kurumlar düzeni olan çağdaş demokrasilerde, bireysel iradeleri
birleştirip yönlendirerek onlara ağırlık kazandıracak özgün kuruluşlara
duyulan gereksinim, dağınık siyasal görüşleri birleştirmek suretiyle halk
iradesini oluşturan ve açığa çıkaran siyasal partiler vasıtasıyla
karşılanmaktadır. Bu anlamda siyasi partiler, belli siyasal düşünceler
çevresinde birleşen yurttaşların özgürce kurdukları ve özgürce katılıp
ayrıldıkları hukuksal yapılardır. Bireysel olarak ya da siyasi parti kurmak
suretiyle veya kurulmuş bir siyasi parti çatısı altında siyasi faaliyet bu
hakkın kullanımının pozitif yönünü; bireysel olarak siyasi parti
üyeliğinden çıkmak veya toplu bir irade açıklaması niteliğindeki büyük
kongre kararıyla siyasi parti tüzel kişiliğini sona erdirmek ise negatif
yönünü teşkil etmektedir. Anayasa’nın 67. ve 68. maddelerinde de bu haklar
güvence altına alınmıştır.
Siyasi partiler demokratik rejimin vazgeçilmez
unsuru sayılmaları nedeniyle Anayasa’da özel olarak düzenlenmiş ve böylece
diğer tüzelkişilerden farklı olarak kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin
esaslar Anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Kapatılmalarına yol açabilecek
nedenler de, süreç içerisinde Anayasa ve 2820 sayılı Yasa’da yapılan
değişikliklerle oldukça azaltılmış ve kapatma yerine dava konusu fiillerin
ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya
tamamen yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi olanaklı hale
getirilmiştir. Aynı şekilde, kapatmaya bağlı olarak
uygulanan yaptırımlar da sayı ve nitelik itibariyle sınırlandırmaya tabi
tutulmuş; milletvekilliğinin sona ermesi, kapatılan bir siyasi partinin
kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte partinin üyesi olan tüm
milletvekilleri için geçerli iken, yapılan değişiklikle, önce partisinin
temelli kapatılmasına söz ve eylemleriyle sebep olan milletvekilleriyle
sınırlandırılmış, 12.9.2010 günlü, 5982 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa
değişikliğiyle de tamamen kaldırılmıştır. Kapatma kararına bağlı
olarak parti üyeleri hakkında uygulanabilecek olan beş yıllık siyaset
yasağı ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, vatandaşların seçilme
hakkının özü itibariyle ihlalini oluşturması nedeniyle ağır bir yaptırım
olarak nitelendirilerek “güdülen meşru amaçla orantılı” olmadığından Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokole
aykırı bulunmuştur.
İtiraz konusu kuralla, hakkında kapatma davası
açılan bir siyasi partinin büyük kongresi tarafından alınan kapanma
kararının, bu davanın hukuki sonuçlarından kurtulma amacı taşıdığı kabul
edilerek, esasen hukuki varlığı sona ermiş bulunan siyasi parti hakkındaki
davanın devam ettirilmesi sağlanmaktadır. Kapanma kararının başka bir
nedene dayanabileceğine ihtimal verilmediğinden, bu hususun davaya bakan
mercii tarafından araştırılmasına da gerek görülmemekte ve parti yetkili
organının kapanma yönündeki iradesini gözetmeyen itiraz konusu düzenlemeyle
siyasi haklara ölçüsüz bir müdahale sonucunu doğurabilecek yolun açılmasına
imkân tanınmaktadır.
Anayasa’nın siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin
hükümleri, süreç içerisindeki uygulama da nazara alınarak
değerlendirildiğinde, sınırlı sebeplere dayalı kapatma davasının amacının,
demokrasi için ciddi bir tehlike oluşturan siyasi partinin son çare olarak
kapatılması suretiyle bu tehlikenin bertaraf edilmesi olduğu
anlaşılmaktadır. Bir siyasi partinin kapanma kararı almasıyla da neden
olduğu ileri sürülen tehlikenin ortadan kalktığı açıktır. Parti mallarının
Hazine’ye geçmesi veya siyaset yasağı gibi yaptırımların uygulanması ise
kapatma kararına bağlı ve ikincil niteliktedir. Bir
taraftan siyasi partinin bizzat tüzel kişiliğine yönelik kapatma nedenleri
sınırlandırılıp, kapatma yerine alternatif çözümler getirilmek suretiyle
siyasi partilere ve mensuplarına müdahale alanı daraltılırken diğer yandan,
tüzel kişiliği kendi iradesiyle sona erdirilmiş siyasi parti ve üyeleri
hakkında kapatmaya bağlı ve ikincil nitelikli yaptırımların
uygulanabilmesini temin için davanın sürdürülmesi, siyasi partiler lehine
yapılan yasal ve Anayasal düzenlemelerle bağdaşmamaktadır.
Hakkında kapatma davası açılan siyasi partinin
savunması tüzel kişilik adına yapılmakta, söz ve eylemleri kapatılmaya
delil olarak gösterilen partililerin bireysel savunmaları ise
alınmamaktadır. Asıl sorumlu olan parti tüzel kişiliğinin hukuki ve fiilî
varlığı sona erdirilmiş olsa bile, açılmış kapatma davasının sürdürülmesine
imkân tanıyan itiraz konusu kuralla, Anayasa’da güvence altına alınmış
siyasi haklara ikincil yaptırımlarla ölçüsüz bir müdahale sonucunu
doğurabilecek yolun açılmış olması hukuk devleti ilkesine de aykırılık
oluşturur.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 67., 68. ve 69. maddelerine aykırı
olduğundan iptali gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
V- SONUÇ
1- 7.5.2010
günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 22.4.1983 günlü, 2820
sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
8.12.2010 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 108.
maddesinde, “Bir siyasi partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra
partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa
Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma
kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara engel değildir”;
Madde’nin gerekçesinde de “Bir siyasi partinin kapatılması için dava
açıldıktan sonra o partinin yetkili organı tarafından kapanma (infisah)
kararı verilmesi yoluyla mallarını kaçırması ve bazı haklardan yoksun
kalmasının önlenmesi mümkündür. Bu
suretle kapanmış olan bir siyasi partinin Anayasa Mahkemesince yeniden
kapatılmasına karar verilemeyeceğinden bu maddenin düzenlenmesine gerek
görülmüş ve Anayasa Mahkemesinin davayı yürüterek kapatma sebebi sabit
olduğu takdirde kapatılma sonuçlarının hükme bağlanmasına olanak
sağlanmıştır.” denilerek içeriği ve getiriliş amacı belirtilmiştir.
Anayasa’nın
68. maddesinde, siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez
unsurları olduğu vurgulanarak, siyasi yaşama büyük katkıları nedeniyle
demokrasi içindeki öncelikli yerleri, Anayasa ile güvence altına alınmış
ayrıca hak ve yükümlülükleri de yine Anayasa ile düzenlenerek sınırları
belirlenmiş bu alan içinde faaliyetlerini, amaçlarına uygun biçimde
sürdürebilmelerine olanak sağlanmıştır.
Siyasi
Partilerin serbestçe kurulup, faaliyette, bulunamadığı bir rejim demokratik
olarak nitelendirilemeyeceğinden, bu husus da Anayasal dayanağa kavuşturularak
68. maddede siyasi partilerin önceden izin almadan kurulacakları ve Anayasa
ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri öngörülmüştür.
Demokratik
siyasi yaşamın devamı için tartışmasız bir yere sahip olan siyasi partilere
tanınan Anayasal güvenceler, kuşkusuz demokrasiye katkıda bulundukları onu
güçlendirmek için çaba harcadıkları ölçüde anlam ve içerik kazanır. Bu
nedenle siyasi partilerin demokratik rejimi tehlikeye düşürecek
faaliyetlerde bulunmaları çağdaş demokrasilerde hoşgörü ile karşılanmamakta
bu konuda çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır.
Siyasi
partilerin hukuka aykırı davranışlarının önlenmesinin en etkili yolu,
onların kapatılarak siyasi faaliyetlerine son verilmesidir. Demokrasilerin
kendilerini yok etmek isteyen siyasi yapılanmalara karşı istisnai bir önlem
olarak gördükleri kapatma yaptırımının, bu özelliği nedeniyle sınırlarının
genişletilmemesi siyasi partiler yönünden, faaliyetlerini önemli ölçüde
zorlaştıracak veya engelleyecek bir tehdide dönüşmemesi demokratik siyasi
yaşamın devamı için zorunludur. Anayasa’da bu anlayışla düzenlenen
kuralların yaşama geçirilmesi ise uygulanabilmelerinin yasalarla
sağlanmasına bağlıdır.
Siyasi
Partiler Yasası’nın 108. maddesinin, konuya ilişkin Anayasal düzenlemelerin
doğal sonucu olarak, siyasi partilerin, serbestçe kurulabilmeleri gibi
serbestçe de faaliyetlerine son verebilmeleri konusunda sahip oldukları
hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır.
Hiçbir hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasına izin vermeyeceğinden,
böyle durumlara hukuksal koruma sağlanması da kabul edilemez.
Bir
siyasi partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra o partinin yetkili
organı tarafından kendi iradesi ile kapatılmasına karar verilmesinin,
açılan davanın kapatma ile sonuçlanması halinde doğacak hukuki sonuçlardan
korunma amacına yönelik olduğu açıktır. 108. madde veya benzeri bir kuralın
yasada yer almaması halinde hakkında kapatma davası bulunan Parti’nin
hükmün açıklanmasından çok kısa bir süre önce kendini feshederek
kapatılmanın hukuki sonuçlarını etkisiz kılmasına engel bulunmamaktadır. Bu durumda, kamu düzenini aynı ölçüde ihlâl eden ve söz konusu
ihlâller nedeniyle cezalandırılmaları istemiyle haklarında dava açılan iki
partiden biri kendisini feshederek ileride verilebilecek bir kapatma
kararının Anayasa’nın 69. maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkralarında
belirtilen bir başka ad altında kurulamama ve beş yıl süreyle bazı siyasi
hakları kullanamama, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın 107. maddesi
uyarınca da malların hazineye devri gibi olumsuz sonuçlarından kendisini
koruyabilecek diğeri ise aynı olanağa sahip olamayacaktır. Bu
durumun, siyasi partiler arasında eşit, adil ve hakkaniyete uygun bir
dengenin kurulmasını engelleyeceği açıktır.
Öte
yandan, konuya ilişkin Anayasal düzenlemelerin doğal sonucu olan itiraz
konusu kuralla siyasi partilerin, serbestçe kurulabilmeleri ve buna koşut
olarak kendilerini feshedebilmeleri konusunda sahip oldukları hak, engellenmemekte
sadece bu hakkın, hukuka aykırı eylemlerinin olası sonuçlarından korunmak
amacıyla kullanılması önlenmektedir. Siyasi Partiler Yasası’nın 108.
maddesinden, faaliyetlerini hukuka uygun olarak sürdüren değil, Anayasa ve
yasalara aykırı davrandığı ileri sürülen siyasi partilerin etkileneceği kuşkusuzdur.Anayasa ile kurulan demokratik rejim ve
onu korumak amacıyla getirilen yasalar karşısında, suç işlediği yolunda
kuşku taşımayan bir siyasi parti için 108. maddenin, serbest iradeyi
engelleyici bir nitelik taşıdığı ileri sürülemez. Ayrıca, Anayasa’da
kapatma yaptırımı varlığını koruduğu sürece siyasi partiler lehine yapılan
değişiklikler, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığını güçlendirecek
bir unsur olarak kabul edilemez. Başka bir anlatımla, kapatılma
yaptırımının uygulanması zorlaştırılarak, özgürlük alanı büyük ölçüde
genişletildiği halde, siyasi partiler bu yaptırımın uygulanmasını
gerektirecek hukuk ihlâllerinde ısrar ediyorlarsa, Anayasal düzenin
korunması için kapatma yaptırımını etkisiz kılabilecek girişimlerin daha
güçlü biçimde önlenmesi gerektiğinde duraksamaya yer yoktur. Dayanağını
Anayasa’da öngörülen kapatma yaptırımından alan bir kuralın,Anayasa’ya aykırılığı söz konusu olamaz.
Açıklanan
nedenlerle Kural’ın, Anayasa’nın 2., 67., 68. ve
69. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varıldığından itirazın reddi
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|