|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2007/78
Karar Sayısı: 2010/120
Karar Günü: 30.12.2010
İPTAL DAVASINI AÇAN: TBMM üyeleri Kemal ANADOL ve Haluk KOÇ ile birlikte
144 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 25.4.2007 günlü, 5634 sayılı Hemşirelik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesi ile 25.2.1954 günlü, 6283 sayılı
Hemşirelik Kanunu’na eklenen geçici madde 2’nin son fıkrasının, Anayasa’nın
Başlangıcı ile 2.,7., 8., 9., 11. ve 138.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
25.04.2007 tarih ve
5634 sayılı Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci
maddesi ile 25.02.1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununun 1 inci
maddesi de değiştirilmiştir. Bu madde değişiklikten önce şu şekildedir:
“Ortaokulu bitirmiş olup, 25 yaşından
yukarı bulunmayan kadınlardan Hükümetçe açılmış veya tanınmış bir
(Ebe-Lâborant Hemşire) okulunda 3 sene tahsil görüp Sağlık ve Sosyal Yardım
Vekâletince teşkil olunan jüri huzurunda meslek imtihanı vererek aldığı
diplomayı usulüne göre Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletine tescil
ettirenlerle 3 üncü maddenin 2 nci fıkrasında
yazılı olanlara (Hemşire) unvanı verilir...”
25.04.2007 tarih ve
5634 sayılı Kanun ile bu madde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir;
“Türkiye’de üniversitelerin hemşirelik ile ilgili
lisans eğitimi veren fakülte ve yüksek okullarından mezun olan ve
diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenler ileöğrenimlerini yurt dışında
hemşirelik ile ilgili, Devlet tarafından tanınan bir okulda tamamlayarak
denklikleri onaylanan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil
edilenlereHemşire unvanı
verilir.”
Bu düzenleme ile
1954 yılında benimsenen sekiz yıllık bir temel eğitim olan ortaokul üzerine
üç yıllık sağlık meslek lisesi eğitimi sonucu hemşirelik mesleğinin
kazanılması koşulu değiştirilmiş, hemşirelik mesleğinin lisans eğitimi
sonucu kazanılması zorunluluğu ve gerekliliği kabul edilmiştir. Ancak 5634
sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin iptali
istenilen son fıkrasında getirilen; “Üniversitelerin
hemşirelik programlarında ülke ihtiyacını karşılayacak yeterli kontenjan
oluşturulmak üzere 5 yıl süre ile sağlık meslek liselerinin hemşirelik ve
hemşireliğe eşdeğer sağlık memurluğu programlarına öğrenci alınmasına devam
olunur ve bu programlardan mezun olanlara hemşire unvanı verilir.”
hükmü ile, hemşirelerin 1 inci madde de öngörülen
gerekliliğe ve koşula aykırı olarak 1954 yılındaki ölçütlere göre
yetiştirilmesi kabul edilmiştir.
5634 Sayılı Kanunun
gerek teklif metninde gerekse Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun
kabul ettiği metinde iptali istenilen düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanun
teklifinin gerekçesi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun
(2/784) Sayılı Raporunun genel gerekçesinde;
“Türkiye, Avrupa Birliğine
girme çalışmaları kapsamında mevzuatını Avrupa Birliği mevzuatı ile uyumlandırmaya çalışmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı
çerçevesinde hemşirelik de bu uyum çalışmaları içinde yer almaktadır. Çünkü
Avrupa Birliğine bağlı olan ülkelerde kime ve hangi koşullarda hemşire unvanı
verileceği 77/453/EEC değişik 2005/36 Sayılı Direktifle düzenlenmiştir. Hemşirelerin
statüsü, eğitimi, görev, yetki ve sorumlulukları ile ilgili hükümler içeren
6283 Sayılı Hemşirelik Kanunu 25 Mart 1954 tarihinden itibaren
yürürlüktedir. Söz konusu Kanun incelendiğinde hemşirelik eğitimine,
hemşirelik uygulamalarına yön verme ve temel oluşturma açılarından günümüz
koşullarında yetersiz kaldığı, bazı maddelerinin güncelliğini yitirdiği görülmektedir.
Toplumun değişen ihtiyaçlarına, tıbbi gelişmelere ve mesleki yeniliklere cevap
verebilmesi amacı ile Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapılarak yeniden
düzenlenmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar ve Avrupa
Birliği politikaları çerçevesinde acilen güncellenmesi gerekmektedir. Bu nedenle
Kanunun 1 inci, 3 üncü, 4 üncü, 8 inci ve 9 uncu maddelerinde Direktife uygun
değişiklik yapılmıştır”denilmektedir.
5634 Sayılı Kanunun
1 inci maddesinin gerekçesinde ise ; “Mevcut Kanunun 1 inci maddesinde
lisans düzeyinde eğitimin verildiği hemşirelik yüksek okulları/fakülteleri
ve sağlık yüksek okulları yer almamaktadır. Oysa sağlık meslek liseleri Milli
Eğitim Bakanlığına devredilerek hemşirelik ve sağlık memurluğu bölümlerine
öğrenci alınmamaktadır. Kanunun bu maddesi bu haliyle ortaokula dayalı 3
yıl süreli hemşirelik eğitimine açık kapı bırakmaktadır.” denilmiştir. Açıklanan
bu düzenleme gerekçelerinden esasen 5634 sayılı Yasa Teklifi hazırlığının
temel gerekçesinin hemşireliği, lisans eğitimi sonucu kazanılan meslek
olarak düzenlemek olduğu görülmektedir.
Ancak TBMM Genel
Kurulu’nda Kanun Teklifinin görüşülmesi esnasında “Lisans üstü eğitim hatta lisans eğitimi alan hemşire sayısı
çok az olduğundan, lisans mezunu hemşirelerin de kapsama alınmasının uygun
olacağı düşüncesiyle bu değişiklik teklifi düzenlenmiştir” gerekçesi ile
iptali istenilen fıkra Kanuna eklenmiştir. Ayrıntılı bilimsel çalışmalara
ve gerçek verilere dayalı olmayan böyle bir düzenleme, aşağıda
açıklayacağımız nedenlerle Anayasaya aykırıdır.
Bugün hiçbir ülkede,
8 yıl temel eğitim üzerine 4 yıl süreli hemşirelik eğitimi ile hemşire
unvanı verilmemektedir.
Avrupa Konseyinin
1967 tarihli Hemşirelik Eğitiminde Minimum Standartlar adlı antlaşma
metninde hemşirelikte minimum standart “en az 10 yıl temel eğitim üzerine
en az 3 yıl ya da 4600 saat yalnızca mesleğe yönelik eğitim” olarak
belirlenmiştir.
Avrupa Konseyinin
1967 Antlaşma metninde bildirilen koşulları, 1977’de 453 sayılı direktife
dönüştürülmüştür. Avrupa Birliği ülkelerinde hemşirelikle ilgili
77/453/EEC, 89/595/EEC, 80/154/EEC ve 80/155/EEC sayılı Konsey direktifleri
en son Avrupa Komisyonu’nun mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınmasına
ilişkin 2005/36/EC direktifine dönüştürülmüştür. Bu direktifte en az 10
yıllık temel eğitim üzerine, en az 4600 saat mesleğe yönelik eğitim
sonucunda hemşirelik mesleğinin edinilmesi kabul edilmiştir.
Farklı birçok
mesleğin yer aldığı sağlık bakım ekibi içerisinde, ekibin eşit düzeyde bir
üyesi olarak hemşirelerin, giderek karmaşıklaşan rollerini yerine
getirebilmeleri için Hemşirelik eğitiminin yalnızca lisans
düzeyinde sağlanması gerektiğini Dünya Sağlık Örgütü ve Münih Deklerasyonu da (2000)desteklemektedir. (Ref: Nurses
and Midwifes for Health: a European Strategy for Nursing and Midwifery Education. Copenhagen, WHO Regional Office for Europe, 2000 (document EUR
/00/ 50119309/15)
Aşağıda
özetle aktarıldığı üzere, Yüksek Sağlık Şurası’nın 23 Mayıs 1995 tarih ve
185/1 sayılı kararı doğrultusunda Sağlık Bakanlığı’nın talebi, Yüksek
Öğretim Kurulu Başkanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun 02.11.1996
tarih ve 22805 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile kurulan 79
Sağlık Yüksekokulunun ilgili üniversitelerce faaliyete geçirilmesi için,
22.11.1996 tarihinde Sağlık Bakanlığı ile Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı
arasında imzalanan protokol uyarınca ülkemizde 11 yıldır hemşirelik eğitimi
sadece ve sadece lisans düzeyinde verilmektedir. Bu kapsamda Üniversiteler bünyesinde yer alan 101
lisans eğitimi programı bulunmaktadır. Yine 1995 Yılında Yüksek Sağlık
Şurası aldığı kararla hemşirelikte mesleki yeterliliğin ancak ve ancak lisans
düzeyinde verilecek bir eğitimle kazanılabileceğini kabul etmiş
bulunmaktadır.
1988 yılında Dünya
Sağlık Örgütü’nün Avrupa Hemşirelik Konferansı’ndan çıkan kararlar
incelendiğinde; Avrupa’nın Herkese Sağlık politikalarının gerisinde
kalmamak için hemşirelik uygulamalarının, esas olarak temel sağlık bakımı
yaklaşımının doğasında bulunan ilkelere dayandırılması gerektiği
belirtilmektedir. Bu ilkeler; sağlığı geliştirmeyi ve
korumayı, hastalığı önlemeyi; bireylerin, ailelerin ve toplumların bakım
hizmetlerine katılımlarını sağlamayı ve kendi sağlıkları açısından daha
fazla sorumluluk almalarını mümkün kılmayı, sağlık bakım hizmetlerine
ulaşmada eşitsizlikleri azaltmayı ve tüm insanların gereksinimlerini
karşılama yolunda aktif çalışmalarda bulunmayı; farklı meslek grupları ve
farklı sektörlerle işbirliği yapmayı; bakımda kalite güvencesini sağlamayı
ve teknolojik olanaklardan gerektiği şekilde yararlanmayı içermektedir.
Bu bağlamda
hemşirelik işlevleri 4 ana başlık altında toplanmıştır. Bunlardan;
1. işlev; koruyucu,
geliştirici, tedavi edici ya da rehabilite edici
amaçlarla bireye/ hastaya, aileye ya da topluma hemşirelik bakımı
hizmetlerinin götürülmesi ve bu hizmetin yönetilmesidir.
2. işlev; hastalar
ya da hizmet sunulanlar ile sağlık bakım personelinin eğitimidir.
3. işlev; sağlık
bakım ekibinin etkin bir üyesi olarak çalışmaktır.
4. işlev; eleştirel
düşünce ve araştırmalar yoluyla hemşirelik uygulamalarının
geliştirilmesidir.
Günümüzde hemşirelik
mesleği; hastaları izlemek ve tedavi süreçlerini yönlendirmek için gerekli
olan ileri soyut düşünme yeteneği ve bilgiye sahip olunması zorunlu bir ihtisas
mesleğidir. Bu nedenle yükseköğrenim görmüş meslek mensupları tarafından icra
edilmesi zorunlu koşul olup, meslek lisesi eğitimi ile beklenen
yeterliliğin kazanılması olanaksızdır. Lisans eğitimi aynı zamanda topluma
nitelikli sağlık hizmeti sunulması için de zorunlu bulunmaktadır. Özellikle,
modern dünyanın temel meselelerinden biri olan nüfusun yaşlanması ki, -Türkiye’de
bu trende girmektedir- yine, kronik hastalıkların artışı, bireyselleşme ve
geniş aileden çekirdek aile tipine geçişin yaşlı ve hasta bakımında
profesyonel desteğe ihtiyacı artırması gibi sosyal etkenlerle, tarihin hiçbir
dönemiyle kıyaslanamayacak ölçüde kaliteli bakım hizmetine duyulan ihtiyaç
da artmıştır.
Hemşirelerden
beklenen işleve uygun olarak 25.04.2007 tarih ve 5634 sayılı Hemşirelik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü maddesi ile
değiştirilen 25.02.1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununun 4 üncü
maddesinde yer alan hemşirelik görev yetkileri de yeniden tanımlanmıştır.
Yapılan bu değişiklikle hemşireler tabip tarafından verilen tedavileri
uygulamanın yanı sıra “her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun hemşirelik
girişimleri ile karşılanabilecek sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlemek
ve hemşirelik tanılama süreci kapsamında belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde
hemşirelik bakımını planlamak, uygulamak, denetlemek ve değerlendirmekle
görevli ve yetkili” kılınmıştır. Bu görev ve yetkiyi toplum yararına uygun
bir yeterlilikte kullanabilmek için aynı Kanunun 1 inci maddesinde
tanımlandığı üzere lisans düzeyinde eğitim gerekmektedir.Böyle bir eğitimin gerekliliği, yaklaşık
4 milyon cerrahi işlem sonrası hasta güvenliği konusunun incelendiği bir
araştırmada da tespit edilmiştir (Ek.1).
Anayasanın 56 ncı maddesinde Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak ve bu konuda hizmet vermek ödevi
getirilmiştir. Yine Devlet, Anayasanın 17 nci
maddesinde kişilere tanınmış olan yaşam hakkını güvence altına almakla
yükümlüdür. Devletin, bu görevlerini lisans eğitimi gerektiren hemşirelere
meslek lisesinde eğitim vererek yerine getiremeyeceği açıktır. Böylece
toplumu, mesleğin gerektirdiği yeterliliğe sahip olmayan hemşirelerden,
hizmet almak zorunda bırakacak, sağlık ve yaşam haklarını Anayasanın
öngördüğü türden yeterli bir hizmete kavuşamama durumu ile yüz yüze
getirecektir.
Bu nedenle Anayasada
belirtilen yaşam ve sağlık hakları ile çelişen iptali istenen düzenlemenin,
kamu yararı amacına yönelik olmadığı açıktır.
Kamu yararına sonuç
doğurmayacak, kamu hizmetinin nitelikleriyle bağdaşmayan, adalet anlayışına
aykırı ve makul olmayan böyle bir durumun, Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırılamayacağı
açıktır. Çünkü bir hukuk devletinde tüm kamu işlemlerinin nihai amacı, kamu
yararıdır. Bir hukuk devleti, adil ve makul olmak durumundadır. Kamu
hizmetinin gerekleriyle bağdaşmayan, adil ve makul olmayan bir
düzenlemenin, kamu yararına olduğu ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaştığı
söylenemez.
Anayasa Mahkemesinin E. 1985/1, K.
1986/4 sayılı Kararında da, “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi,
hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek... biçimde kullanılamaz” denilmektedir.
Bu nedenle, 25.02.1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa
25.04.2007 tarih ve 5634 sayılı Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 7 nci maddesinin eklediği geçici 2 nci maddenin iptali istenen son fıkrası Anayasanın 2 nci maddesine
aykırıdır.
Ülkemizde Avrupa
Birliği’ne uyum sağlanması amacıyla Yüksek Sağlık Şurası’nın 23 Mayıs 1995
tarih ve 185/1 sayılı kararı ile hemşire, ebe ve sağlık memurluğu
eğitiminin 4 yıllık lisans eğitimi seviyesinde verilmesi kararı alınmıştır.
Bu kapsamda, Türkiye’de 10 yıl temel eğitim olmadığından ve metinde
de en az 10 yıl denildiğinden, program lise eğitimi üzerine
temellendirilmiş ve 4600 saatlik çekirdek program hazırlanmış ve bu gün
lisans eğitimi veren 101 hemşirelik programında uygulanmaktadır.
Yüksek
Sağlık Şurası’nın 23 Mayıs 1995 tarih ve 185/1 sayılı kararı doğrultusunda
Sağlık Bakanlığı’nın talebi, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı’nın teklifi
ve Bakanlar Kurulu’nun 02.11.1996 tarih ve 22805 Sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan kararı ile kurulan 79 Sağlık Yüksekokulunun ilgili
üniversitelerce faaliyete geçirilmesi için, 22.11.1996 tarihinde Sağlık Bakanlığı
ile Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı arasında protokol imzalanmıştır. Protokolün 6 ncı maddesi
uyarınca; Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokuluna dönüştürülen Sağlık Meslek
Lisesi binaları ile 02.11.1996 tarih ve 22805 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
Bakanlar Kurulu kararında öngörülen yerlerdeki Sağlık Meslek Lisesi
binaları, ihtiyaç halinde uzatılabileceği kaydı ile 20 yıl süre ile ilgili
üniversite rektörlüklerinin kullanımına tahsis edilmiştir.
Protokolün 7 nci maddesinde; Sağlık Yüksekokuluna dönüştürülen
Sağlık Meslek Liselerine, ortaokula dayalı ortaöğretim düzeyinde öğrenci
alınmayacağı ve bu okullara diğer sağlık meslek liselerinden öğrenci nakli
yapılamayacağı düzenlenmiştir. Yine protokolün 12 nci
maddesinde, hemşirelik, ebelik ve sağlık memurluğu eğitiminin 4 yıllık
sağlık yüksekokullarında yürütüleceği, sağlık yüksekokuluna dönüştürülmeyen
diğer sağlık meslek liselerinin ebelik, hemşirelik ve sağlık memurluğu
bölümlerine öğrenci alınmayacağı öngörülmüştür.
Protokolün 12 nci maddesine göre ise; ebelik, hemşirelik ve sağlık
memurluğu eğitimi 4 yıllık sağlık yüksekokullarında yürütülür. Sağlık
yüksekokullarına dönüştürülmeyen diğer sağlık meslek liselerindin ebelik,
hemşirelik ve sağlık memurluğu bölümlerine öğrenci alınmayacaktır.
Sağlık Bakanlığı
03.01.2001 gün ve 2001/9 sayılı işlemi ile yukarıda sözü edilen protokolü
tek taraflı olarak feshetmiş ise de, Yüksek Öğretim Kurulu’nun açmış olduğu
dava sonucundaDanıştay 8. Dairesi,
2001/133 E., 2001/5912 K. sayılı ve 13.12.2001
tarihli kararı ile Sağlık Bakanlığının protokolün feshine ilişkin işleminde
hukuka uyarlık bulunmadığından iptaline karar vermiştir. Bu karar, Danıştay
İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun2002/230 E., 2004/1972 K. sayılı ve
09.12.2004 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiştir (Ek.2).
Öte yandan Sağlık
Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan 16.06.2004 tarihli
protokol ile Sağlık Bakanlığı tarafından, Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık
Meslek Liselerinin Milli Eğitim Bakanlığı’na devri ile yeniden meslek
liseleri hemşirelik bölümlerine öğrenci alınması işlemleri başlatılmıştır.
Bu işlemlere karşı açılan davada Danıştay 8.Dairesi E.2005/2527,
K.2005/5311 sayılı kararı ile iptal kararı vermiştir(Ek.3). Aynı şekilde
2000-2001 eğitim-öğretim yılında Erzurum İl Sağlık Meslek Lisesi’ne öğrenci
alımına ilişkin Sağlık Bakanlığı’nın 14.01.2001 gün ve 132 sayılı işlemi ve
buna ilişkin diğer işlemlerinin iptali istemi ile YÖK Başkanlığı tarafından
açılan davada Ankara 1. İdare Mahkemesi, 2002/734 E.,
2004/261 K. sayılı ve 26.03.2004 tarihli kararı ile dava konusu işlemin
iptaline karar vermiştir.
Bu durum dikkate
alındığında, iptali istenen söz konusu düzenleme için yasama erkinin,
yukarıda etraflıca belirtilen yargı kararlarının uygulanmasını engellemek
amacına yönelik olarak kullanıldığı çok açıktır. Anayasa da belirtilen
amacı ya da bir kamu yararını gerçekleştirmek ereğiyle olsun, yasakoyucu belli bir sonucu elde etmek için değişik
yolların seçimini siyasî tercihlerine göre yapmakta serbesttir. Ancak, yasakoyucunun kişisel, siyasî
ya da saklı bir amaç güttüğü durumlarda, yani kamu yararına yönelik olmayan
başka bir amaca ulaşmak için bir konuyu yasayla düzenlediği durumlarda bir
“yetki saptırması” ve giderek de amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığı ve
dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırılığı söz konusu olur.
Anayasanın 138/4.
maddesi gereği, yasama organı dahil bütün devlet
organları “... mahkeme kararlarına uymak
zorundadır; bu organlar, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve
bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Aksi taktirde,
yargı bağımsızlığı söz konusu olamaz ve hukuk devletinden de söz edilemez.
Yasama organı, beğenmediği yargı kararlarını, üstelik de geriye yönelik
uygulanmak üzere kanun çıkartıp etkisiz hâle getirecekse, elbette ki yargı
bağımsızlığı zedelenecektir. (SABUNCU, Yavuz, Anayasaya Giriş, 8. Basım,
İmaj Yayıncılık, Ankara 2002, s. 186).
İptali istenen bent
ile yapılan düzenleme, yargı kararlarının uygulanmasının engellenmesi amacıyla
yapılmış bir düzenleme olduğundan, yetki saptırması ve amaç öğesi
bakımından da sakat olup, Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi yargı
bağımsızlığını zedelediği için de Anayasanın 138 nci
maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan yasama
erkinin, yargı kararlarının etkisizleştirilmesi için kullanılmasını,
Anayasanın Başlangıç kısmı ile 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde ifade edilmiş
olan kuvvetler aykırılığı ilkesi ile de bağdaştırmak olanaksızdır.
Bir yasa kuralının
Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun hukuk devleti,
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle çelişmesine yol açacak ve
dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinin yanısıra, 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16
sayılı kararı, AMKD., sa.
24, shf. 225).
Açıklanan
nedenlerle, 25.02.1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa 25.04.2007
tarih ve 5634 sayılı Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 7 nci maddesinin eklediği geçici 2 nci maddenin iptali istenen son fıkrasıAnayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 11 ve 138 inci maddeleri hükümleri
ile Anayasanın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafına aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
25.02.1954 tarih ve 6283
sayılı Hemşirelik Kanununa 25.04.2007 tarih ve 5634 sayılı Hemşirelik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci
maddesinin eklediği geçici 2 nci maddenin iptali
istenen son fıkrası ile yasama erki kullanılarak, yargı kararlarının
etkisizleştirileceğinden bu kuralın uygulanmasının hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Öte yandan kamu yararı
amacına yönelik olmayan bu hükmün uygulanması halinde, toplum mesleğin gerektirdiği
yeterliliğe sahip olmayan hemşirelerden hizmet almak zorunda bırakılacak,
sağlık ve yaşam hakları Anayasanın öngördüğü türden yeterli bir hizmete
kavuşamama durumunda kalacağından bundan giderilmesi olanaksız bir takım
zararların doğacağı kuşkusuzdur.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, iptali istenen hükmün iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 25.02.1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununa
25.04.2007 tarih ve 5634 sayılı Hemşirelik Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 7 nci maddesinin eklediği geçici 2 nci maddenin iptali istenen son fıkrası, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 11 ve 138 inci maddeleri hükümleri
ile Anayasanın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafına aykırı olduğundan,
iptaline
ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
25.4.2007 günlü, 5634 sayılı Hemşirelik Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 25.2.1954 günlü, 6283
sayılı Hemşirelik Kanun’a eklenen, iptali istenen son fıkrayı da içeren
geçici 2. madde şöyledir:
“Geçici Madde 2 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
hemşirelik ve hemşireliğe eşdeğer sağlık memurluğu programlarından mezun
olanlar ile halen bu programlarda kayıtlı bulunan öğrencilerin kazanılmış
hakları saklıdır.
Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu
programlarından mezun olanlar hemşire olarak çalışırlar.
Hemşirelik eğitimine eşdeğer sağlık memurluğu
programının adı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hemşirelik
programı olarak değiştirilir ve programlar birleştirilir.
Bir defaya mahsus olmak üzere, ebelik diplomasına
sahip olduğu halde bu Kanunun yayımı tarihinde en az üç yıldan beri
yataklı tedavi kurumlarında fiilen hemşirelik görevi yaptığını resmi
belge ile belgelendiren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren üç ay içerisinde talepte bulunanlar hemşirelik yetkisiyle
görevlerine devam ederler.
Üniversitelerin hemşirelik
programlarında ülke ihtiyacını karşılayacak yeterli kontenjan oluşturulmak
üzere 5 yıl süre ile sağlık meslek liselerinin hemşirelik ve hemşireliğe
eşdeğer sağlık memurluğu programlarına öğrenci alınmasına devam olunur ve
bu programlardan mezun olanlara hemşire unvanı verilir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıcı ile 2.,
7., 8., 9., 11. ve 138. maddelerine dayanılmış,
17. ve 56. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
12.7.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV-YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
25.4.2007 günlü, 5634 sayılı Hemşirelik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 25.2.1954 günlü,
6283 sayılı Hemşirelik Kanun’a eklenen Geçici Madde 2’nin son fıkrasının
yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
12.7.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ÖN MESELE
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin
çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön meselenin incelenmesi gerekmiştir.
Yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa
Mahkemesi’nin yapısı ile görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu
düzenlemeye paralel olarak ilgili kuruluş kanunu henüz yasalaşmamış
bulunmaktadır. Bu durumda, 2949 sayılı Yasa halen yürürlükte olup,
Anayasa’ya aykırı olmayan hükümleri uygulanabilecek konumdadır. Bu Yasa’nın
Anayasa’ya aykırı olan hükümlerinin yerini ise Anayasa’da doğrudan
uygulanacak nitelikteki kuralların alacağı açıktır.
Bu nedenle, kamusal hizmetlerin sürekliliği ilkesi
çerçevesinde yargısal faaliyetlerin aksamasının önüne geçilmesi hususları
da gözetildiğinde, Mahkeme’nin çalışmasına bir engel bulunmamaktadır.
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI
bu görüşe katılmamışlardır.
Vl- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde özetle, 5634 sayılı Yasa’nın
hazırlanmasında etkili olan Avrupa Komisyonu
direktifinde, hemşirelik mesleği için en az on yıl temel eğitim üzerine
4600 saatlik mesleki eğitim şartı öngörülmesi nedeniyle 5634 sayılı Yasa’da
hemşirelik mesleği için lisans eğitimi getirildiği, iptali istenilen
kuralda ise lise mezunlarına hemşire olma hakkı verildiği, bu durumun
toplumu, mesleğin gerektirdiği yeterliliğe sahip olmayan hemşirelerden
hizmet almak zorunda bıraktığı, dolayısıyla sağlık ve yaşam haklarını
olumsuz etkilediği, kamu hizmetinin nitelikleri ile bağdaşmadığı ve kamu
yararına aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine;
Sağlık Bakanlığı ile Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı arasında düzenlenen
protokole bağlı olarak açılan davalar sonucunda verilen mahkeme kararlarını
bertaraf etmek üzere, yasama erkinin, yargı kararlarını etkisizleştirmek
için kullanılması nedenleriyle Anayasa’nın Başlangıcı ile 7., 8., 9., 11. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre,
Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM
İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen
gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle
bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık incelemesi
yapabileceğinden, kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nun 5634
sayılı Yasa’yla değişik 1. maddesinde, hemşirelik unvanının kazanılabilmesi
için üniversitelerin hemşirelikle ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve
yüksekokullarından mezun olma şartı getirilmiştir. İptali istenilen kural
ile üniversitelerin hemşirelik programlarında ülke ihtiyacını karşılayacak
yeterli kontenjan oluşturulmak üzere beş yıl süreyle sağlık meslek
liselerinin hemşirelik ve hemşireliğe eşdeğer sağlık memurluğu
programlarına öğrenci alınmasına devam edileceği ve bu programlardan mezun
olanlara hemşirelik unvanı verileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık olan devlettir.
Anayasa’nın 17. maddesi gereğince
herkese tanınan yaşama, maddi ve manevi varlığı geliştirme hakkı birbirleriyle
sıkı sıkıya bağlantılı, devredilmez ve vazgeçilmez haklardandır.
Anayasa’nın 56. maddesinde ise herkesin
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmekte
ve böylece devlete vatandaşın korunmuş çevre şartlarında beden ve ruh
sağlığı içinde yaşamını sürdürmek için pozitif yükümlülük vermektedir. Bu
yükümlülük devletin sağlık politikasının güven ve kararlılık içinde,
sürekli olarak yürütülmesini gerektirmektedir. Esasında insanların
hastalandıklarında ya da hastalanmadan koruyucu hekimlik kapsamında sağlık
hizmetlerinden yararlanmaları, tedavi olmaları insan olmanın asgari yaşam
standardıdır.
Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi
varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez
ve vazgeçilmez haklarındandır. Yaşama ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel
hak devletlere pozitif ve negatif yükümlülük yükleyen haklardandır. Öte
yandan sağlıklı yaşama hakkına ilişkin Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin
sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu belirtir.
Devlet herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak
için sağlık kuruluşlarını planlayıp verimli şekilde hizmet vermelerini
düzenler. Hemşirelik mesleğine ilişkin düzenlemeler de bu kapsamdadır.
Hemşirelik; hastaları izlemek, tanı
koymak ve tedavi süreçlerini yönlendirmek için gerekli olan ileri soyut düşünme
yeteneği ve bilgi, belirli düzeyde beceri, psikolojik ve sosyolojik
olguları kavrayacak kadar kültürel donanım, ağır tempoyu
üstlenebilecek bir fiziksel dayanıklılık ve temel insanlık değerleri
gerektiren bir meslektir. Bu açıdan toplum sağlığının korunmasında önemli
işlevleri bulunan hemşirelik eğitiminde uluslararası standartlarda lisans
eğitiminin önemi açıktır. Nitekim 5634 sayılı Yasa’yla değişik 6283 sayılı
Yasa’nın 1. maddesinde de hemşirelik unvanının kazanılabilmesinde
üniversitelerin hemşirelikle ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve
yüksekokullarından mezun olma şartı öngörülmüştür.
Üniversitelerin hemşirelikle ilgili
lisans eğitimi veren fakülte ve yüksekokulların eğitim-öğretim süreleri
dört yıl, hazırlık eğitimi verilenler de ise beş yıldır. Bu bağlamda, beş
yıllık sürenin, lisansüstü eğitim süresi gözetilerek konulduğu
anlaşılmaktadır.
Sağlık hizmetlerinin devamlılığı
asıldır. Hemşirelik eğitiminde lisans ve lisansüstü eğitime geçiş bir
süreci gerektirir. İptali istenilen kuralda hemşirelik
eğitiminde lisans eğitimine geçiş sürecinde mevcut ve gelişmelere göre
artan hemşire ihtiyacı gözetilerek geçici olarak beş yıl süreyle sağlık
meslek liselerinin hemşirelik ve hemşireliğe eşdeğer sağlık programlarına
öğrenci alınmasına devam olunması, sağlık ve yaşam hakkının korunması ve bu
korumada sürekliliğin sağlanmasında Devlete verilen pozitif yükümlülüğün
bir gereğidir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
2., 17. ve 56. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın Başlangıcı ile 7., 8., 9., 11. ve 138. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
VII - SONUÇ
1- 7.5.2010 günlü,
5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile ilgili gerekli
düzenlemeler yapılmadan, Mahkeme’nin çalışıp çalışamayacağına ilişkin ön
meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalışmasına bir engel
bulunmadığına, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Fettah
OTO, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Celal Mümtaz AKINCI’nın,
gerekçesi 2010/68 esas sayılı dosyada belirtilen karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 25.4.2007 günlü, 5634 sayılı Hemşirelik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 25.2.1954
günlü, 6283 sayılı Hemşirelik Kanun’a eklenen Geçici Madde 2’nin son
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
30.12.2010 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
|
|
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
Üye
Hicabi DURSUN
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
E: 2010/68 sayılı dosyadaki karşıoy
gerekçesi şöyledir:
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la
Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesi’ni düzenleyen 146.,
147., 148. ve 149. maddelerinde değişiklik yapılarak, Mahkeme’nin kuruluşu,
görev ve yetkileri ile çalışma ve yargılama usulüne ilişkin yeni kurallar
getirilmiş, ancak, değişikliğin, gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar
uygulanmasının sağlanabilmesi için geçici kurallara yer verilmediği gibi
Anayasa’ya koşut olarak, Anayasa Mahkemesi’nin yargılama usulüne ilişkin
yeni bir yasal düzenleme de yapılmamıştır.
Anayasa’nın 6. maddesinde “Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, 142.
maddesinde de “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi kanunla
düzenlenir” denilmiş, değiştirilen 149. maddesinin beşinci fıkrasında ise
Anayasa Mahkemesinin, kuruluşunun, Genel Kurul ve bölümlerinin, yargılama
usullerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın
genel kural niteliğindeki 142. ve özel olarak Anayasa Mahkemesi’nin çalışma
ve yargılama usulünü düzenleyen 149. maddesi uyarınca, Mahkeme’nin
yargılama usulünün yasayla düzenlenmesi gereği Anayasal bir zorunluluktur.
Yargılama usulü yasayla belirlenmeyen, bu bağlamda kaynağını Anayasa’dan
almayan bir yetkiyle Mahkeme’nin çalışmasını sürdürmesi, belirtilen
hukuksal durum karşısında olanaklı değildir.
Öte yandan, Anayasa’nın 149.
maddesinin ilk fıkrasında, yer alan Genel Kurul’un Mahkeme Başkanının veya
Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az oniki üye ile toplanacağına ilişkin kural, toplantı alt
sınırını gösteren bir yargılama usulü kuralı ise de bu sayının üstünde,
özellikle çift sayı ile yapılan toplantılarda nasıl bir yol izleneceğini
düzenlememektedir. Böyle bir
durumla karşılaşıldığında, toplantının ertelenmesi, bir üyenin toplantıdan
çıkması ya da benimsenecek farklı seçeneklerden birinin uygulanması
konusunda yasal bir dayanak bulunmamaktadır. Bu seçeneklerden hangisi,
uygulanırsa uygulansın dayanağını yasadan dolayısıyla Anayasa’dan almayan
bir yetki kullanımı söz konusu olacaktır. Yargılama Usulü’nün Anayasa
Mahkemesi tarafından belirlenmesi ise Anayasa’nın ihlâli sonucunu doğuracaktır.
Belirtilen nedenlerle Anayasa değişikliği uyarınca
Mahkeme’nin, yargılama usulü yasa ile belirlenmeden yargısal faaliyetlerini
sürdüremeyeceği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Fettah
OTO
|
|
|
|
|
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
|
|
|