|
Yargıtay 2. Hukuk
Dairesinden:
Esas No:
2009/16480
Karar No:
2010/18718
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi: Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
28/3/2008
Numarası: Esas no: 2007/520 Karar no: 2008/186
Davacı: Vahide Ata
Davalılar: Mücahit Ata ve Aysel Ata
Dava Türü: Evlat Edinme
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısıüzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle
evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1
– Dava evlat edinme istemine ilişkindir.
Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece
yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK m.118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağlamıştır.
Şu halde Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler
ve Savcılar Yüksek Kurulunca
belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. (H.G.K. 16/11/2005 tarih ve
2/673-617 sayılı kararı) Bu açıklamalar karşısında; davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılışekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı ise de; karar kesinleşmiş olduğundan bu husus
bozma sebebi yapılmamış yanlışlığa işaret olunmakla yetinilmiştir.
2
– Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyizinin incelenmesine
gelince;
Davacı Vahide Ata vekilince 29/11/2007 tarihinde
davalılar Mücahit Ata ve Aysel
Ata’ya karşı açılan evlat edinme davasının yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulü ile davalıların 1/6/1999 doğumlu kızı Fatma’nın davacı tarafından evlat
edinilmesine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanununun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesine göre evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden
ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir. Araştırmada özellikle evlat
edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye
yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir. Evlat edinenin altsoyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.
Aynı Kanunun 305. maddesinin ikinci fıkrasında da “Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin
diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.” hükmüne yer verilmiştir.
Dosyada
mevcut nüfus kaydına göre davacının çocuklarının, yukarıda sözü edilen hükümler uyarınca tavır ve düşünceleri ile yararlarının değerlendirilemediği görülmüştür. Mahkemece, Türk Medeni
Kanununun 305 ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan, davacıların çocukları dinlenmeden eksik
inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi
usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda 2’nci bentte açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 8/11/2010
KARŞI OY YAZISI
Türk Medeni Kanununun 282. maddesi, genel olarak soybağının
kurulmasını düzenlemiş, çocuk ile ana arasındaki soybağının
doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile
evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile kurulacağını, ayrıca soybağının evlat edinme
yoluyla da kurulabileceğini hüküm altına almıştır. Yasadaki düzenlemeler ve yargılama usullerinden
de anlaşılacağı gibi, soybağı davaları bu arada doğal olarak da evlat edinme davaları, kamu düzenine ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi ile getirilen hükümle, esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilecektir. Bu nedenle, kurulmuş bulunan evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlık, artık, bu noksanlığın öğrenilmesinde, kamu adına ilişkinin kaldırılması yoluyla dava açılmasını mümkün kılacaktır.
Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/7. maddesinde, kesin
olarak verilen hükümlerle, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin, kanun yararına temyiz
edilebileceği belirtilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi uyarınca, esaslı noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, Türk Medeni Kanununun 319. maddedeki hak düşürücü süreler içerisinde, kamu düzeni açısından kesinleşmeyecektir. Esasa
ilişkin noksanlığı belirleyen
Cumhuriyet savcısı, ilişkinin kaldırılması için dava açabilme olanağına sahip bulunmaktadır.
Esasa
ilişkin noksanlığıöğrenen Cumhuriyet savcısının kanun yararına bozma istemi
ile temyiz yerine ilişkinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel amaçtır. Zira, kanun yararına bozma, taraflar açısından sonuç doğurmayacak, bu durum, yasaya aykırı ve esasla unsurlardaki eksikliklerine karşın, evlat edinme ilişkisinin kurulmasını sağlayabilecektir.
Esasa
ilişkin noksanlıklarıöğrenen Cumhuriyet savcısının, dava açarak evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını temin olanağının bulunması ve kamu düzeni açısından kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak, kanun yararına temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.
——•——
Yargıtay 2. Hukuk
Dairesinden:
Esas No :2009/16490
Karar No:2010/19824
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi:Şırnak Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
18/2/2009
Numarası: Esas no: 2008/43 Karar no: 2009/17
Davacı: Mustafa Şenses
Davalı: Hasımsız
Dava Türü: Gaiplik
Temyiz Eden:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısıüzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle
evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosyanın incelenmesinden, davacı vekili tarafından açılan davada, davacının kendisinden 1984 yılından bu yana haber alınamayan ağabeyi Yasin Şenses'in gaipliğine karar
verilmesinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanununun 33. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan;
“Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.
Bu
süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.”
Hükmü uyarınca gaiplik kararının verilebilmesi için, mahkemece,
gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgi bulunan kimselerin, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağrılması gerekmektedir. Bu süre ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
Mahkemece
Türk Medeni Kanununun 33. maddesinde öngörülen ikinci bir ilan yapılmadan gaipliğe karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
oybirliğiyle karar verildi. 29/11/2010
——•——
Yargıtay 2. Hukuk
Dairesinden:
Esas No:
2009/16489
Karar No:
2010/20078
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi: Varto Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
26/7/2007
Numarası: Esas no: 2006/120 Karar no: 2007/102
Davacı: Zeki Değertaş
Davalı: Hasımsız
Dava Türü: Gaiplik
Temyiz Eden:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısıüzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle
evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı Zeki Değertaş vekilinin 6/10/2007 tarihinde hasımsız olarak açtığı davada müvekkilinin kardeşleri Ali ve Salahettin’den
50 yıldan beri haber alamadığını, araştırmalarının sonuçsuz kaldığını belirterek gaipliklerine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanununun 33. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan; “Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.
Bu
süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır” hükmü uyarınca gaiplik kararının verilebilmesi için, mahkemece,
gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimselerin, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağrılması gerekmektedir. Bu süre ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır. Mahkemece Türk Medeni
Kanununun 33. maddesinde öngörülen ikinci bir ilan yapılmadan gaipliğe karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
oybirliğiyle karar verildi. 1/12/2010
——•——
Yargıtay 16. Hukuk
Dairesinden:
Esas No:2010/6360
Karar No:2010/5711
Y.C.BAŞSAVCILIĞI NO:
K.Y.B: 2010/169904 (Hukuk)
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi:Diyadin
Kadastro Mahkemesi
Tarihi:8/5/2006
Numarası:2006/129-2006/47
Davacı:Hasan ŞAHİN
Davalı:Sefer AKDAĞ
Taraflar
arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda kesinleşen hükmün kanun yararına bozulması istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı Hasan Şahin 10/3/2006 tarihli dava dilekçesi ile; Burgulu Köyü 106 ada 59 sayılı parsel hakkında tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazın davalı adına yapılan tespitinin
iptali ile adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 8/5/2006 tarih 2006/129 Esas,
2006/47 Karar sayılı ilam ile davanın feragat
nedeniyle reddine ve 106 ada 59 sayılı parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş, karar tebliğ ile kesinleştirilmiştir. Adalet Bakanlığınca Burgulu Köyünde 106 ada 59 parsel sayılı taşınmaz bulunmadığı halde,
"tespit gibi tescile" şeklinde hüküm kurulması doğru bulunmadığından kesinleşen hükmün kanun yararına temyiz edilmesi
istenmiş, bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/7/2010 tarih K.Y.B. 2010/169904 sayılı tebliğnamesi
ile HUMK.nun 427/6.
maddesi gereğince hükmün kanun yararına bozulması talep edilmiştir.
Davacı Mahkemeye verdiği dava dilekçesi ile 106 ada 59
sayılı parselin adına tescilini
istemiş ise de; Kadastro Müdürlüğünce Burgulu Köyü 106 ada, 59 sayılı parsel bulunmadığı, 106 adanın 58 sayılı parsel ile son bulduğu bildirilmiştir. Kadastro davaları tutanak düzenlenen yer hakkında açılır ve husumet tespit malikine yöneltilir. Somut olayda davacının feragati nedeniyle taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş ise de davacının Sefer Akdağ'a husumet yönelterek açtığı davada hükme konu taşınmazın parsel numarasının yanlış bildirildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş taşınmaz başında keşif yapılarak davaya konu taşınmazı belirlemek, tutanak düzenlenmiş ise davalı hale getirilerek davacının delilleri toplanıp, sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece mevcut olmayan parsel hakkında tespit gibi tescile karar verilmesi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulüne, hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, gereği yapılmak ve Resmî Gazete’de yayımlanmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 4/10/2010 gününde oybirliği ile karar
verildi.
——•——
Yargıtay 18. Hukuk
Dairesinden:
Esas No:
2010/11239
Karar No: 2010/15318
YARGITAY İLAMI
Davacı Ersel Demir ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Urla
Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca
incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 17/3/2009 günlü ve 2009/44 Esas, 2009/117 Karar sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/9/2010 gün ve
Hukuk-2010/204513 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek
bozulması istenilmiş olmakla,
dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının 3/4/1970 doğumlu olduğu halde kendisinden önce doğan ve ölen aynı adı taşıyan kardeşinin kimliği ile yaşadığını ileri sürerek nüfus kütüğünde 3/4/1968 olan doğum tarihinin
3/4/1970 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
1-
Doğum tarihinin düzeltilmesi
istenilen davacının nüfusa kaydedilmediği, kendisinden önce doğan ve nüfusa 3/4/1968 doğum tarihi ile tescil edilen, ölü olduğu halde kaydı düşülmediğinden sağ görünen kardeşinin kaydını kullandığının anlaşılmasıüzerine doğum ve ölüm olaylarının nüfus kütüğüne işlenmesinin nüfus idaresine
verilmiş idari bir görev olduğu gözetilerek HUMK.nun 7/1. maddesi gereğince görev yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek yazılışekilde hüküm kurulması,
2-
Kabule göre de, mahkemece davacının doğum tarihi 3/4/1970 olarak
düzeltilmiş ise de, nüfus kaydına göre 3/4/1968 tarihinde nüfusa tescil edilmiştir. Bir kimsenin doğmadan önce nüfus kütüğüne tescili mümkün değildir.
Hâkimin nüfus kayıtlarında düzeltme yaparken, kayıtlar arasında çelişki meydana getirmemeye ve hayatın doğal akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermesi gerekirken, bu hususa dikkat edilmeksizin nüfus kayıtlarında çelişki yaratacak şekilde hüküm kurulması,
Usul
ve yasaya aykırıdır.
Bu
itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 30/11/2010 gününde oybirliğiyle karar
verildi.
|