|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/52
Karar Sayısı : 2010/16
Karar Günü : 21.1.2010
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi Türkiye Büyük Millet
Meclisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha
OKAY, Kemal KILIÇDAROĞLU ve K. Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU : 26.6.2009 günlü, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;
1) 7. maddesi ile değiştirilen 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesindeki “hâlinde” sözcüğünün,
2) Geçici Madde 1’de yer alan “ve
250 nci” ibaresinin,
Anayasa’nın 2., 6. ve 145. maddelerine
aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmalarına karar
verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren 6.12.2007 günlü
dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
1) 26.6.2009 tarihli ve 5918 sayılı Türk Ceza
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci Maddesi ile değiştirilen 4.12.2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci
Maddesinin 3 üncü Fıkrasının Son Cümlesindeki “halinde” İbaresinin
Anayasa’ya Aykırılığı
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin,
“Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler
sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır
ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın
yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler
saklıdır”
şeklindeki 3 üncü fıkrasının son cümlesinde geçen “hali
dahil” ibaresi, 5918 sayılı Yasa’nın 7 nci maddesi
ile “halinde” şeklinde değiştirilmiştir.
Yapılan bu değişiklik sonucu, “…savaş ve
sıkıyönetim hali dahil askeri mahkemelerin
görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.” hükmü “…savaş ve sıkıyönetim
halinde askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır” şeklini
almış diğer bir anlatımla tam tersine dönüştürülerek askeri mahkemelerin
görevlerine ilişkin hükümlerin saklı olması, “savaş ve sıkıyönetim hali”
ile sınırlandırılmıştır.
Bu durumda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında
belirtilen suçları işleyenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun
(asker kişi dahi olsalar, askeri mahkemelerde değil) 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu ile görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde
yargılanacaklardır.
Böyle bir düzenleme Anayasanın 145 inci
maddesine açıkça aykırıdır.
Anayasanın “Askeri yargı” başlıklı 145 inci
maddesinin birinci fıkrasında askeri mahkemelerin asker kişiler bakımından
görev alanı belirtilmiştir. Bu belirlemeye göre askeri mahkemeler, asker
kişileri; askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.
İptali istenen düzenleme ise, asker kişiler
tarafından askeri mahallerde işlenen veya asker kişilerce askerlik hizmet
ve görevleri ile ilgili olarak işlenen kimi suçların da (sıkıyönetim ve
savaş hali hariç) artık sivil savcılar tarafından soruşturulmasına ve sivil
ceza mahkemelerince yargılanmasına imkân tanımaktadır.
Bu durum çerçevesinde
örneğin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci
maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ve iptali istenen düzenleme
uyarınca, asker kişiler tarafından askeri mahallerde işlenen 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının 4, 5, 6 ve 7 nci Bölümlerinde tanımlanan aşağıda sıralanan suçlar
(305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler
hariç) artık sivil savcılarca soruşturulacak ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemeleri Kanunu ile görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde
yargılanacaklardır.
Söz konusu suçlar şunlardır:
“Devletin güvenliğine karşı
suçlar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve
bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Anayasayı ihlâl, Cumhurbaşkanına
suikast ve fiilî saldırı, yasama organına karşı suç, hükûmete
karşı suç, hükümet’e karşı silâhlı isyan, silahlı örgüt, örgüte silah
sağlama, suç için anlaşma, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin
etme, casusluk, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin
bilgileri açıklama, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, uluslararası
casusluk, devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik,
yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla
temini, yasaklanan bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri siyasal veya
askerî casusluk maksadıyla açıklama, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri
elinde bulundurma.”suçları.
Bu suçların asker kişilerce, askerlik
statüsünün onlara tanıdığı imkanlarla, yahut
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri çerçevesinde işlenmesi
durumunda da, iptali istenen düzenleme gereğince ceza soruşturması ve
yargılamasının askeri yargı organlarının görev alanı dışında bırakılması,
Anayasanın 145 nci maddesinin birinci fıkrasına
aykırı düşecektir. Çünkü Anayasanın 145 nci
maddesinin birinci fıkrasında bazı hususlarda Anayasa tarafından belirleme
yapılmayarak, yasakoyucuya kendi takdiri
doğrultusunda bu belirlemeyi yapma yetkisi bırakılmıştır. Ancak, bu
belirlemeyi yaparken yasakoyucunun Anayasada
belirtilen ilke ve hususlara uygun hareket etmesi de Anayasanın üstünlüğü
ve hukuk devleti ilkelerinin gerektirdiği bir zorunluluktur. Bu nedenle Anayasanın 145 inci maddesinin birinci fıkrası asker
kişilerin, asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik
hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakma
görevini açıkça askeri mahkemelere verirken ve Anayasanın tartışmasız bir
kesinlikle yaptığı bu görevlendirme hükmü yürürlükte iken, yasakoyucunun bir yasa ile ve söz konusu Anayasa
hükmünü değiştirmeksizin, asker kişileri, asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işleyebilecekleri
Türk Ceza Kanununda yer alan ve yukarıda sıraladığımız suçlardan dolayı
soruşturma ve yargılamalarının askeri yargı organlarının görev alanı dışına
çıkarılması sonucunu verecek bir düzenleme yapması, Anayasanın 145 inci
maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmayacağı gibi Anayasanın bizzat
kendisinin düzenlediği bu nedenle yasa koyucuya bırakmadığı bir alanda,
düzenleme yetkisinin Anayasanın 6 ncı maddesinin
ikinci fıkrasına aykırı bir biçimde yasakoyucu
tarafından kullanılması anlamına geleceği ortadadır.
Diğer taraftan, Anayasanın 145 inci maddesinin
dördüncü fıkrasında askeri yargı organlarının kuruluşunun, işleyişinin,
askeri hâkimlerin özlük işlerinin, askeri savcılık görevlerini yapan askeri
hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkilerinin,
mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı,
askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenleneceği ilkesi yer
almaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin
11.12.1990 tarihli ve E.1989/17, K.1990/33 sayılı kararında Anayasa’nın 145
inci maddesinde “askerlik hizmetinin gerekleri” ne ayrıca yer verilmiş
bulunmasını, askerliğe ilişkin yerleşmiş gelenek ve göreneklerin ve bu
suretle kurulmuş olan düzenin bozulmadan korunması amacının bir sonucu
olarak görmüş ve 10.1.1974 tarihli ve E.1972/49, K.1974/1 sayılı ve
18.12.1975 tarihli ve E.1975/159, K.1975/216 sayılı kararlarında da,
askerlik hizmetleri gerekleri’nin en başında bir
disiplin, astlık-üstlük, buyurma-buyruğa uyma ilişkileri, rütbe ile
sınırlanmış yetkiler düzeninin geleceğini ifade etmiştir.
İptali istenen düzenlemenin, bir anlamda askeri
yargı alanını yeniden belirlerken Anayasanın 145 inci maddesinin dördüncü
fıkrasında askerlik hizmetlerinin gereklerini gözeten bir ayrıma yer
verdiği de söylenemez.
Bu nedenle, iptali istenen düzenleme Anayasanın
145 inci maddesinin dördüncü fıkrasına da aykırı düşmektedir.
Öte yandan, iptali istenen düzenlemenin hukukun
temel ilkelerine uygun olduğu da söylenemez.
Hukukun temel ilkelerine göre sonra çıkarılan
kanun, önceki kanunla çelişkili bir hüküm taşıyorsa, önceki kanun zımnen
yürürlükten kalkmış olur. Ancak, bir konuda hem özel kanunda hem genel
kanunda farklı düzenlemeler varsa, önceki- sonraki kanun ayrımına bakılmaz
ve özel kanun uygulanır. 25.10.1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler
Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanununa göre özel bir kanundur.
25.10.1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun “Askeri Mahkemelerin
Görevleri” üst başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “Genel Görev” başlıklı 9
uncu maddesinde,
“Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı
olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler
aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile
ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.”
denilmiştir.
Bu maddede, her ne kadar
“kanunlarda aksi yazılı olmadıkça” ibaresine yer verilmişse de, bu ibareyi
kuşkusuz Anayasa ile birlikte değerlendirmek ve hem 1961 tarihli
T.C.Anayasasının 138 inci maddesinde, hem de 1982 tarihli T.C. Anayasasının
145 inci maddesinde asker kişilerin askeri yargı alanına girecek suçları
bizzat yaptıkları belirlemeleri askeri mahkemelerin görev alanları
bakımından göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Böyle bir değerlendirme yapıldığında ise, 353
sayılı Kanun ile bu Kanuna göre genel Kanun olan 5271 sayılı Kanun arasında
çelişki bulunduğunu söylememek olanaksızdır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir (Any.Mah. 4.6.2003 tarihli ve E.2002/132, K.2003/46 sayılı
kararı).
Hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin
temel niteliklerinden birisi de hukuki güvenliktir. Bu da hukuki belirlilik
ile sağlanabilir. Birbiri ile çelişkili hükümlerden oluşan bir hukuk düzeninin
ise hukuki belirlilik ve hukuki güven yaratamayacağı ve hukuk devleti
ilkesine uygun bir yönetim biçimi getiremeyeceği açıktır.
Bu bağlamda, askeri ve sivil yargı organları
arasında görev uyuşmazlığı yaratan veya görev belirsizliği sonucunu doğuran
iptali istenen düzenlemenin de, hukuki belirlilik ve hukuki güven
sağlayamayacağı ve hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmayacağı ortadadır.
Açıklanan nedenlerle,
26.6.2009 tarihli ve 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 7 nci maddesi
ile değiştirilen 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun
250 nci maddesinin 3 üncü fıkrasının son
cümlesindeki “halinde” ibaresi, Anayasa’nın 2 nci,
6 ncı ve 145 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 26.6.2009 tarihli ve 5918 sayılı Türk Ceza
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici Madde
1’in İçinde Yer Alan “ve 250 nci” ibaresinin
Anayasa’ya Aykırılığı
26.6.2009 tarihli ve 5918 sayılı Türk Ceza
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici Madde
1’de, bu Kanunla, 5271 sayılı Kanunun 3 üncü ve 250 nci maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin,
yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalarda
da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
İptali istenen bu ibare, ceza yargılaması
hukukunun vazgeçilmez bir prensibi durumunda olan tabii hakim
ilkesine aykırıdır.
Hukuk devletinde yasal yargıç, doğal yargıç
(tabii hakim) olarak anlaşılmalıdır. Anayasa
Mahkemesi’nin daha önceki kararlarında da belirtildiği gibi, doğal yargıç
kavramı suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek
yargı yerini yasanın belirlemesi diye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla
doğal yargıç ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya
çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına
engel oluşturur; sanığın veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına
olanak vermez (Anayasa Mahkemesi’nin 5.5.2004 tarihli ve E.2002/170,
K.2004/54)
Artık ceza yargılaması hukukunun vazgeçilmez
bir prensibi durumunda olan tabii hakim ilkesinin
uygulanması için Anayasamız ve yasalar sistemimiz pek çok kurum ve kavramı
kabul etmiş ve düzenlemiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin mevcudiyeti, ceza
usul yasalarında düzenlenen görev, yetki, hakimin
yasaklılığı, hakimin reddi, davanın nakli ilk akla gelen kurum ve
kavramlardır.
Bu ilkenin ve bu ilke uyarınca kurulan kurum ve
konulan kavramların temel amacı da adil bir ceza yargılamasının
gerçekleştirilmesidir.
Anayasa yapıcının, yasama organının,
yürütmenin, idarenin ve doğal olarak yargının bu yöndeki tüm gayreti,
sanığın tabii hâkimi önünde yargılanmasını sağlamaktır. Ancak, iptali
istenen ibare, yargılanacak nizanın meydana
geldiği anda yürürlükte bulunan kanunun öngördüğü yargı merciine (doğal
yargıç-tabii hakim kavramına) aykırı bir düzenleme
getirdiğinden, bu yöndeki gayretin önünde engel mahiyette olup, bu yönüyle
de Anayasanın 2 nci maddesi ile bağdaşmamaktadır.
Kaldı ki, hukuk devletinde asıl olan adil,
düzenli ve güvenilir yargılamadır. Yasalarda birbiri ile çelişkili görevlendirmenin
olması, bu prensipleri ortadan kaldıracağı gibi yargılama makamları
arasında olası yargılama sürecine ilişkin görevde ısrarcı olunması halinde
birbiri ile çatışan iki yargı kararının ortaya çıkması söz konusu olabilir.
Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan hukuk
devleti ilkesinin ihlali söz konusu olabileceğinden düzenleme bu haliyle de
Anayasanın 2 nci maddesi ile bağdaşmamaktadır.
Bu nedenle, 26.6.2009 tarihli ve 5918 sayılı
Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Geçici Madde 1’in içinde yer alan “ve 250 nci”
ibaresi, Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Hukukun temel ilkelerine ve Anayasa hükümlerine
açıkça aykırı olan iptali istenilen kuralların uygulanması durumunda,
sonradan giderilmesi olanaksız durum ve zararlar doğabilecektir.
26.6.2009 tarihli ve 5918
sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 7 nci maddesi ile değiştirilen 4.12.2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci
maddesinin 3 üncü fıkrasının son cümlesindeki “halinde” ibaresinin
uygulanması durumunda, yargı organları arasında görev-yetki anlaşmazlıkları
çıkabilecek, hukuk düzenindeki belirlilik sarsılacak ve Anayasanın askeri
yargı organları dışındaki yargı organlarınca yargılanmasına olanak
tanımadığı suçları işleyenler, askeri yargı organları dışındaki yargı
organlarınca yargılanabileceklerdir.
İptali istenen, 5918 sayılı Kanunun Geçici
Madde 1’in içinde yer alan “ve 250 nci”
ibaresinin uygulanması halinde ise, doğal yargıç (tabii hâkim) ilkesine
aykırı yargılamalar yapılabilecektir.
Her iki durumda da yargılanan kişiler açısından
Anayasaya aykırılık nedeniyle sonradan giderilemeyecek durum ve zararlar
ortaya çıkacak, toplumsal yaşam bakımından da, hukuk düzeninden beklenen
hukuki güven ve belirlilik zedelenecektir.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede
hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti
yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek
amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan iptali istenen kuralların, iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek
Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 26.6.2009
tarihli ve 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun;
1) 7 nci maddesi ile
değiştirilen 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250
nci maddesinin 3 üncü fıkrasının son cümlesindeki
“halinde” ibaresinin, Anayasanın 2 nci, 6 ncı ve 145 inci maddelerine aykırı olduğundan,
2) Geçici Madde 1’in içinde yer alan “ve 250 nci” ibaresi, Anayasa’nın 2 nci
maddesine aykırı olduğundan,
İptallerine ve uygulanmaları halinde
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine
ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA
METİNLERİ
A- İptali
İstenilen Yasa Kuralları
1- 4.12.2009 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 26.6.2009 günlü, 26.6.2009 günlü, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesi ile
değiştirilen ve dava konusu sözcüğü de içeren 250. maddesi şöyledir:
“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
a) (Değişik: 26/6/2009
- 5918/7 md.) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı
madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan
kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu,
b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla
kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak
işlenen suçlar,
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı
ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332
nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının
teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden
çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza
mahkemelerinde görülür.
(2) Gelen iş durumu göz önünde bulundurularak
birinci fıkrada belirtilen suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde
birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığının teklifi
üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde,
mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı
adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde
görevlendirilemez.
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları
işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş
ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile
savaş ve sıkıyönetim hâlinde
askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.”
2- 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenilen ibareyi de
içeren Geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanunun 3
üncü ve 250 nci
maddesinde yapılan değişiklik hükümleri, yürürlüğe girdiği tarihte devam
etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanır.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 6. ve 145. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılımları ile 23.7.2009 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verilmiştir.
IV- ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesi ile getirilen
“hâlinde” sözcüğünün incelenmesi
1- Kuralın Anlam
ve Kapsamı
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci tümcesi gereğince, bu maddenin
(1) numaralı fıkrasında sayılan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerini aklama suçları, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla
kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve şiddet uygulanarak
işlenen suçlar ile İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci
Bölümünde tanımlanan suçların (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332.
maddeler hariç) failleri, sıfat ve memuriyetlerine bakılmaksızın bu maddeye
göre Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunca yargı çevresi birden fazla ili kapsayacak şekilde belirlenecek
illerde görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinde yargılanacaklardır.
Bu görev kuralının istisnaları ise son tümcede gösterilmiştir. Söz konusu değişiklik öncesinde, Anayasa Mahkemesinin ve
Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümlerin yanı sıra askeri
mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler de saklı tutulmasına karşılık,
tümcedeki “hâli dâhil” ibaresinin “hâlinde” olarak değiştirilmesiyle
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın görev alanında değişiklik olmamakla
birlikte, askerî yargı organlarının görevi yalnızca savaş ve sıkıyönetim
hâlleri ile sınırlandırılmış, barış zamanında bu görev adlî yargıya
verilmiştir.
Böylece, bu maddede sayılan suçlar askeri mahkemeler yerine özel
görevli ağır ceza mahkemelerinin görev alanına dâhil edilmiş, aynı zamanda
suçların yargılamasının da Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gösterilen yönteme
göre yapılması sağlanmıştır. Barış zamanlarında asker kişilerce
işlenen bu suçlara ilişkin yargılama, suçun askeri nitelikte olup olmadığı,
askeri mahalde ya da asker kişilere karşı işlenip işlenmediği yahut
askerlik görevi ile ilgili olup olmadığı konularında herhangi bir
değerlendirme yapılmasına gerek bulunmaksızın doğrudan Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250. maddesine göre görevli ağır ceza mahkemeleri tarafından
251. ve 252. maddelerine göre yapılacaktır. Hazırlık soruşturmaları
da yine askerî savcılıklar yerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu
tarafından bu suçları soruşturmakla ve kovuşturmakla görevlendirilen
Cumhuriyet savcılarınca yürütülecektir. Bunun sonucunda
bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında 353 sayılı Askeri Mahkemeler
Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun (AsMKYUK)
öngördüğü suçların ihbarı, araştırılması, koruma tedbirlerine başvurulması,
arama ve elkoyma, tutuklamaya sevk gibi
alanlardaki farklı kurallar uygulanmayacağı gibi, bu suçlara ilişkin
soruşturma ve kovuşturmalarda komutanın işlevi ve Millî Savunma Bakanının
savcıya dava açmak üzere emir ya da talimat vermesi olanağı da ortadan
kaldırılmıştır.
2- Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 145. maddesinin birinci fıkrasında
asker kişilerin askeri olan suçları ile asker kişiler aleyhine veya askeri
mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri
suçlara ait davalara bakma görevi açıkça askeri mahkemelere verilmesine
rağmen, değişiklik nedeniyle asker kişilerin askerlik hizmet ve
görevleriyle ilgili, askeri mahallerde işledikleri suçların yargılamasının
sıkıyönetim ve savaş hâli hariç sivil yargıya bırakıldığı, kuralın askerlik
hizmetinin gerekleri olan disiplin, astlık-üstlük, emir ve emirlere uyma,
rütbe ile sınırlandırılmış yetkiler düzenine aykırı olduğu ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre özel nitelikli bir yasa olan 353 sayılı AsMKYUK.’nun “Genel görev”
başlıklı 9. maddesi ile çeliştiği, ortaya çıkan hukuki belirsizlik ve güvensizliğin
hukuk devleti ilkesini zedelemesi nedeniyle Anayasa’nın 2.,
6. ve 145. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının son tümcesinde geçen “hâli dâhil” ibaresi “hâlinde” şeklinde değiştirilerek,
bu maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçları yargılama görevi;
faillerinin asker kişi olup olmadığı, suçun askerî nitelikte, askerî
mahalde ya da asker kişiye karşı işlenip işlenmediğine bakılmaksızın savaş
ve sıkıyönetim hâli dışında özel görevli ağır ceza mahkemelerine
verilmiştir.
Anayasa’da tesis edilmiş olan yargı düzeninde adlî, idarî ve askeri
olmak üzere farklı yargı mercileri bulunmakta olup askeri mahkemelerin
görev alanı 145. maddede açıkça gösterilmiştir. Bu maddede askeri
mahkemelerin asker kişilerin, askerî olan suçları ile bunların asker
kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri
ile ilgili olarak işledikleri suçlara bakmakla görevli oldukları
belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
üç bent hâlinde belirtilen suçlarda asker kişiler bakımından Anayasa’nın
145. maddesiyle getirilen ölçütler dikkate alınmaksızın yapılan düzenleme
Anayasa’ya aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 6. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
B- 5918
sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un Geçici 1. maddesinde yer alan “… ve 250 nci …”
ibaresinin incelenmesi
Dava dilekçesinde, 5918 sayılı Yasa’yla Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yapılan
değişikliğin asker kişi sanıklar hakkında askerî yargı organlarınca
yürütülen ve henüz kesin hükme bağlanmamış mevcut soruşturma ve
kovuşturmalara da uygulanacağına ilişkin kuralın, suçun işlendiği anda
yürürlükte olan Yasa’nın öngördüğü yargı merciini değiştirmesi nedeniyle
doğal yargıç ilkesiyle çeliştiği, bu suçlar için farklı yasalarda
birbiriyle uyuşmayan görevlendirmelerin varlığının adil, düzenli ve
güvenilir yargılamayı ortadan kaldıracağı, bu nedenlerle kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında
sayılan hukuk Devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan,
adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan,
bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Böyle bir
düzenin kurulması, yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve
eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması, temel hak ve özgürlüklerin,
Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır.
Anayasa’nın 37. maddesinde, “Hiç
kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir
kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma
sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
denilmektedir.
Suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek
yargı yerinin belirlenmiş olması şeklinde tanımlanan doğal yargıç kavramı,
adil yargılanma hakkının en önemli öğesi olan “kanuni, bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme önünde yargılanma” hakkının temelini oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 37. maddesinde düzenlenen doğal yargıç ilkesi, yargılama
makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra
kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur; sanığın veya davanın
yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeyle suçun işlenmesinden
sonra çıkarılacak bir yasa ile oluşturulacak mahkeme önüne davanın
götürülmesi ve böylece “kişiye” ya da “olaya” özgü mahkeme kurulması
yasaklanmıştır.
Mahkemelerin oluşumu, görevleri, yetkileri ve yapacakları
yargılamanın yöntemine ilişkin kurallar usul kuralı olarak kabul
edilmektedir. 5918 sayılı Yasa’nın Geçici 1. maddesi ve bu Yasa’nın 7.
maddesiyle değiştirilen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (3)
numaralı fıkrasındaki kurallar, bu maddenin birinci fıkrasında sayılan suçlara
ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapacak yargı merciini ve dolayısıyla da
yargılama yöntemini belirlemeleri nedeniyle ceza yargılamasına ilişkin usul
kurallarıdır.
Ceza yargılaması usulüne ilişkin yasaların kamu düzeni ile ilgili
olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin ardından taraf iradelerinden
bağımsız olarak derhal uygulanmaları gerektiğinden her yargılama işleminin
yapıldığı tarihte yürürlükte olan yasaya göre yürütülmesi zorunludur.
Yargılama hukuku normlarının zaman bakımından uygulanmasında dikkate
alınması gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiği tarihte muhakemenin
sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarak bitmemişse, yeni
yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama işlemlerinde
kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir.
İncelenen kuralın, belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça
ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü
müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması nedeniyle, doğal yargıç
ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 37. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
V- İPTALİN DİĞER
KURALLARA ETKİSİ
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli
kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu
doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği
öngörülmektedir.
5918 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle 5271 sayılı Yasa’nın 250.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen son tümcesinde yer alan “… hâlinde…”
sözcüğünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı tümcedeki “…savaş ve sıkıyönetim …”
ibaresinin de iptali gerekir.
Haşim KILIÇ bu görüşe katılmamıştır.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
26.6.2009
günlü, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 7. maddesiyle 4.12.2004
günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının değiştirilen son tümcesinde yer alan “… savaş
ve sıkıyönetim hâlinde …” ibaresi, 21.1.2010 günlü, E. 2009/52, K. 2010/16
sayılı kararla iptal edildiğinden, bu ibarenin, uygulanmasından doğacak
sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve
iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de
yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN
DURDURULMASINA, Haşim KILIÇ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- Geçici Madde 1’de yer
alan “… ve 250 nci …”
ibaresine yönelik iptal istemi, 21.1.2010 günlü, E. 2009/52, K. 2010/16
sayılı kararla reddedildiğinden, bu ibareye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
21.1.2010 gününde karar verilmiştir.
VII- SONUÇ
26.6.2009
günlü, 5918 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un;
A- 7. maddesiyle 4.12.2004
günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının değiştirilen son tümcesinde yer alan “…hâlinde…” sözcüğünün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
B- Geçici Madde 1’de yer
alan “… ve 250 nci …”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 7. maddesiyle 5271
sayılı Yasa’nın 250. maddesinin (3) numaralı fıkrasının değiştirilen son
tümcesinde yer alan “… hâlinde …” sözcüğünün
iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı tümcedeki “… savaş ve sıkıyönetim …” ibaresinin de, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29.
maddesinin ikinci fıkrası gereğince
İPTALİNE, Haşim KILIÇ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
21.1.2010 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250.
maddesinin değişik üçüncü fıkrasının son tümcesindeki “hâlinde” sözcüğü
iptal edilmiştir.
“Halinde” sözcüğünün iptal edilmesi karşısında Anayasa Mahkemesi’nin2949
sayılı Kuruluş Kanunu’nun 29. maddesi gereğince, uygulanma imkanı kalmadığı
belirtilerek “savaş ve sıkıyönetim” ibaresinin iptali sonucuna varılmıştır.
“Halinde” sözcüğünün iptali yeni bir uygulamayı ortaya çıkarmıştır. Önceki
iradesi ortadan kalkan Yasama Organı’nın iptal sonunda ortaya çıkan yeni
durumu gözeterek yasal bir düzenleme yapması kaçınılmaz hale gelmiştir.
İptal sonunda ortaya çıkan hukuksal boşluk kamu düzenini ihlâl edici
nitelikte bulunduğundan Anayasa’nın 152. maddesi gereğince Yasama Organı’na
süre verilerek yeni düzenleme yapmasına imkan
tanınması gerekirdi. Böyle yapılmayarak“savaş ve sıkıyönetim”ibaresini iptal etmek suretiyle yeni bir uygulamaya yol açan ve yeni
bir yasal düzenleme niteliğinde tasarrufta bulunulmuştur.
Yasama Organı’nın görev alanına giren bir konuda tasarrufta
bulunulması meclisin görevine bir elatma niteliği
taşıdığından Anayasa’nın 7. ve 152. maddeleri ihlâl edilmiştir. Bu nedenle
iptal sonunda süre verilmesi gerekirken kalan bölümü düzeltici nitelikte
yeni ibarelerin iptal edilmesine karşıyım.
Başkan
Haşim
KILIÇ
|