|
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2010/5909
Karar: 2010/18069
YARGITAY
İLAMI
İncelenen Kararın
Mahkemesi: Varto Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
23/2/2009
Numarası: Esas No: 2008/175Karar No: 2009/15
Davacı:
Mehmet Aktaş
Davalı:
Hasımsız
Dava Türü: Vesayet
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı oğlu Sedat Aktaş'ın zihinsel
engelli olduğunu belirterek vesayet altına alınmasına karar verilmesini
istemiş, mahkemece çocuğun henüz on sekiz yaşından küçük olduğu, anne ve
babasının sağ olup halen velayet hakkını birlikte kullandıkları, çocuğun on
sekiz yaşını doldurmadan vesayet altına alınamayacağı gerekçe gösterilerek
delil toplama yoluna gitmeksizin davanın reddine karar verildiği hükmün
temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Türk
Medeni Kanununun 419/2. maddesinde gerek duyulduğunda henüz ergin
olmayanların da kısıtlanmasına karar verilebileceği, ancak bu halde
kısıtlama kararının ergin olduktan sonra sonuç doğuracağını hükme
bağlamıştır.
Velayet
hükümleri kamu düzenine ilişkindir. Davacının oğlu 08.11.1993 doğumlu olup
vasi adayının iddiaları doğrultusunda resmi sağlık kurulu raporu alınarak
iddianın Türk Medeni Kanununun 405. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı
araştırılmalıdır. Türk Medeni Kanununda gerek duyulduğunda henüz ergin
olmayanların da kısıtlanmasına karar verileceğini hüküm altına almıştır (TMK.md.419/2). 1993 doğumlu küçüğün
Türk Medeni Kanununun 419/2. maddesi uyarınca kısıtlanmasında hukuki yararı
bulunup bulunmadığı araştırılıp ve Türk Medeni Kanununun 405. maddesindeki
kısıtlama koşullarının varlığı toplanacak delillere göre ergin olmayan
kişinin kısıtlanmasını gerektiren nedenler tartışılmadan, davacının ileri
sürdüğü nedenlerine göre kısıtlama kararı verilmesinin gerekip gerekmediği
değerlendirilmeden isteğin yazılı gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle
karar verildi. 01.11.2010
—— • ——
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2009/16482
Karar: 2010/18312
YARGITAY
İLAMI
İncelenen Kararın
Mahkemesi: Samsun 2. Aile Mahkemesi
Tarihi:
13/7/2007
Numarası: Esas No: 2007/241 Karar No: 2007/474
Davacı:
Seda Demirtaş
Davalı:
Osman Demirtaş
Dava Türü: Boşanma
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Seda Demirtaş'ın 09.04.2007 tarihinde davalı
Osman Demirtaş aleyhine açtığı boşanma davasının,
tarafların boşanma konusunda anlaştıklarına dair beyanları doğrultusunda
kabul edildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Türk
Medeni Kanununun 166/3. maddesi ile "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise,
eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi
halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır" hükmü
getirilmiştir.
Dosyadaki
nüfus kaydından tarafların 14.06.2006 tarihinde evlendikleri ve davanın
açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece,
tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, Medeni Kanununun 166/1-2. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı
araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, Medeni Kanununun
166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların
kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle
karar verildi. 03.11.2010
—— • ——
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
EsasNo
: 2009/16478
Karar No : 2010/18721
YARGITAY İLAMI
İncelenenKararın
Mahkemesi: Malatya 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
4/7/2007
Numarası:Esas
no: 2007/215Kararno:
2007/263
Davacı:
Cemile Sırma
Davalı:
Nüfus Müdürlüğü
Dava Türü: Ölümün Tespiti
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması
Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı Cemile Sırma vekili
tarafından açılan davada, 15/10/1970 doğumlu kızı
Vesile Sırma’nın iki aylık iken vefat ettiği belirtilerek ölü olduğunun
tespitinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda Vesile Sırma’nın
ölü olduğunun tespitine karar verildiği anlaşılmıştır.
Usul bakımından, nüfus kaydında
sağ gözüken kişinin ölü olduğunun tespiti için açılan davada, öldüğü iddia
olunan kişinin tüm mirasçılarının davacı veya davalı olarak yer alması
gerekirken tüm mirasçıların davaya dahil edilmemesi,
4/7/2007
tarihli duruşma tutanağının birinci sayfasında zabıt katibinin imzasının
bulunmaması,
Esas bakımından, nüfus
kütüğünde kayden sağ olarak gözüken kişinin, ölü
olduğunun tespitine ilişkin davalarda, kişinin ölü olduğuyla birlikte ölüm
tarihinin de tespiti gerektiği halde, sadece ölü olduğunun tespitine karar
verilerek ölüm tarihine ilişkin her hangi bir karar verilmemesi doğru
görülmemiştir.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 8/11/2010
—— • ——
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
Esas: 2009/16477
Karar: 2010/18722
YARGITAY
İLAMI
İncelenen Kararın
Mahkemesi: Şırnak Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi:
28/1/2009
Numarası: Esas No: 2008/57 Karar No: 2009/8
Davacı:
Ahmet Eren
Davalı:
Hasımsız
Dava Türü: Gaiplik
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Ahmet Eren'in 07.04.2008 tarihinde hasımsız olarak açtığı davada, babası
Nezir Eren'den 2002 yılından beri haber alamadığını, araştırmalarının
sonuçsuz kaldığını belirterek gaipliğine karar verilmesini istediği, mahkemece
davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanununun 33. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında
yer alan;
"Mahkeme,
gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli
bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırır.
Bu
süre, ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır."
Hükmü
uyarınca gaiplik kararının verilebilmesi için, mahkemece, gaipliğine karar
verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimselerin, belirli bir sürede
bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırılması gerekmektedir.
Bu süre ilk ilanın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.
Mahkemece
Türk Medeni Kanununun 33. maddesinde öngörülen ikinci bir ilan yapılmadan
gaipliğe karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle
karar verildi. 08.11.2010
—— • ——
Yargıtay
10. Hukuk Dairesinden:
Esas:2010/9481
Karar:2010/14865
YARGITAY İLÂMI
Mahkemesi:Tarsus İş Mahkemesi
Tarihi:30/4/2009
No:32-184
Davacı:Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığı (devredilen Bağ-Kur Gen. Müd.)
adına Av. Dudu AKSAN
Davalılar:1 - Ray Sigorta A.Ş. adına Av. Yasemin
HACIFAZLIOĞLU
2 -
Yakup GÜL 3 - Özlem GÜL adlarına Av. Hicabi ÖKSÜZ
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
(devredilen Bağ-Kur Genel Müdürlüğü) tarafından, trafik kazası sonucu
yaralanan sigortalının tedavisi için yapılan harcamalar toplamı 5.832,00
TL'nin, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi uyarınca tahsili istemiyle açılan
davanın yargılaması sonucunda; davanın kısmen kabulüyle 583,20 TL'nin 6/7/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle
tahsili yönünde verilen kararın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal
sürede kanun yararına temyiz edilmesi üzerine dosya incelendikten sonra
işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı 22/2/2010 tarihli yazısında, Tarsus İş Mahkemesi'nin temyiz
edilmeksizin kesinleşen 30/4/2009 tarih, 2008/32 E.,
2009/184 K. sayılı kararının, "1-Tarafların yapmış oldukları masrafların
kabul ve red oranı dikkate alınarak aidiyetine
karar verilmesi gerekirken bu orana dikkat edilmeksizin yargılama
giderlerinin müştereken ve müteselsilen
davalılara aidiyetine karar verilmesi,
2 - Dosyadaki kayıtlara göre, 24/11/2008 tarihinde davalı Yakup Gül, Özlem Gül vekili
Avukat Hicabi Öksüz tarafından yapılmış olan
110,90 TL’nin davacı tarafça yatırılmış olduğu kabul edilerek yargılama
gideri olarak davalılara yüklenmesi..." yönünden usul ve yasaya aykırı
bulunduğu belirtilerek, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6 maddesi
uyarınca hükmün kanun yararına bozulması istenilmiştir.
Mahkemece, 26/11/2008
tarihinde yapılması kararlaştırılan keşfe ilişkin gider tutarı olan 110,90
TL, 11/11/2008 tarihli oturum sonucu verilen karara uygun olarak, davalılardan
Yakup Gül ve Özlem Gül vekili Hicabi Öksüz
tarafından 24/11/2008 tarihli tahsilat makbuzuyla mahkeme veznesine
yatırılmıştır.
Davalı Sürücü
Yakup Gül'ün %10 olarak belirlenen kusur oranı gözetilerek, davanın 583,20
TL üzerinden kısmen kabulü yönünde kurulan hükmün yargılama giderlerinden
sorumluluğa ilişkin (3) numaralı bendinde; "Davacı tarafından yapılan
3 davetiye gideri olarak 13,50 TL, keşif incelemesi olarak 110,90 TL, Adli
Tıp rapor ücreti olarak 82,00 TL olmak üzere toplam 206,40 TL yargılama
giderinin davalılardan müşterek ve müteselsilen
alınarak davacıya verilmesine," karar verilmiştir.
Davada her iki tarafın da
kısmen haklı çıkması durumunda, yargılama giderlerinin haklı çıkma oranına
göre taraflar arasında paylaştırılması, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
417. maddesi hükmü gereği olup; yargılama giderlerinden sorumluluk
konusunda hüküm oluşturulması için, tarafların talepte bulunması
zorunluluğu da yoktur.
Mahkemece, kısmen kabule karar
verildiği halde, yargılama giderlerinin tümünden davalıların sorumluluğuna
hükmedilerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 417. maddesinin emredici
düzenlemesine aykırı davranılmış olması; ayrıca, davalılardan Yakup Gül ve
Özlem Gül vekili Hicabi Öksüz tarafından 24/11/2008 tarihli tahsilat makbuzuyla mahkeme veznesine
yatırılan keşif giderinin de, davacı Kurum tarafından karşılandığı
kabulünden hareketle, davalılardan tahsiline karar verilmiş olması usul ve
yasaya aykırı bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun
yararına bozma istemi kabul edilerek mahkeme kararının bozulması
gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan
nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü
ile hükmün Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi gereğince
sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA; gereği yapılmak
üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına
GÖNDERİLMESİNE, 2/11/2010 gününde oybirliğiyle
karar verildi.
—— • ——
Yargıtay
10. Hukuk Dairesinden:
Esas:2010/11263
Karar:2010/15425
YARGITAY İLAMI
Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığı (devredilen SSK) tarafından trafik kazası sonucu yaralanan
sigortalıların tedavisi için harcamalar yapıldığı, masrafların kısmen
ödendiği, 263,95 TL bakiye alacaklarının bulunduğu, belirtilerek 506 sayılı
SSK m.39 uyarınca 263,95 TL masrafın ödeme tarihinden itibaren yasal
faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen
tahsiline karar verilmesi talebiyle dava açılmış; yargılama sonunda davanın
kısmen kabulü ile 183,38 TL'nin 3/12/2003 tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline kesin olarak karar verilmiş;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına temyiz edilmesi üzerine
dosya incelendi, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın 27/7/2010 gün ve 2010/175675
sayılı yazısıyla; kesin olarak verilen Tarsus İş Mahkemesi kararının;
yeterli gerekçe taşımadığı, davalının zamanaşımı itirazlarının
değerlendirilmediği, kazayı yapan Sabahattin'in kusurlu olduğu, ancak araç
sahibi olan davalı şirketin kusurunun bulunmadığı, bu nedenle davalı
şirketin sorumluğun da bulunmadığı sebepleriyle HUMK m.427/6 uyarınca
hükmün kanun yararına bozulması istenilmiştir:
1 - Mahkeme kararında, yeterli
gerekçe bulunmamaktadır.
Şöyle ki kararda sadece davalı
şirkete ait tırın, diğer davalı Sabahattin Altun tarafından kullanıldığı sırada kaza yaptığı,
davacı kurumun sigortalıları olan Ahmet Gözüela
ile Bilal Yamaç'ın yaralanmasına sebep olduğu, davalı Sabahattin'in 8/8
kusurlu olduğu, davacı kurumun yaralanan sigortalılar için 273,18 TL tedavi
masrafı, 183,20 TL geçici iş göremezlik ödeneği tediyesi yaptığı, dava dışı
sigorta şirketi (Anadolu Sigorta A.Ş) tarafından kısmen 273,00 TL ödeme
yapıldığı, bakiye 183,38 TL alacağın bulunduğu gerekçesiyle; davanın kısmen
kabulüne, 183,38 TL'nin 3/12/2003 tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline kesin olarak karar verilmiştir.
Oysa davalı Lara
Uluslararası Taşımacılık ve Dış Ticaret A.Ş vekili cevap dilekçesinde
zamanaşımı definde bulunmuş olup davalının bu savunması üzerinde
durulmamıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu m.109/1 hükmü uyarınca; "Motorlu araç kazalarından doğan maddi
zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat
yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza
gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar."
Davalının zamanaşımı itirazı
değerlendirilmeden red ve kabul sebepleri
açıklanmadan gerekçesiz olarak doğrudan sorumluluğuna karar verilmesi
yasaya aykırı bulunmuştur.
Bilindiği gibi Anayasa m.141/3
hükmünde, mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiği belirtilmiştir. HUMK
m.388 bent 3 hükmünde de kararda iki tarafın iddia ve savunmalarının
özetlenmesi, ihtilaflı konular hakkında toplanan delillerin anlatılması,
delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebeplerinin belirtilmesi,
sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuçların açıklanması ve hukuki
sebebin bulunması gerektiği belirtilmiştir. Davanın tarafları, kararın
sebebini dayandığı gerekçeden anlayabileceklerdir. Keza Yargıtay denetimi
de ancak kararın gerekçe ihtiva etmesi halinde mümkün olabilecektir.
Hükmün gerekçeli ve açık olması
için, iddia ve savunmaların tek tek ele alınması,
cevaplandırılması, hukuka ve yasaya aykırı bulunma ya da bulunmama
nedenlerinin açıklanması, yasal dayanaklarının gösterilmesi, anlamaya ve
denetime elverişli nitelikte bulunması gereklidir. Ancak bu durumda HUMK
m.388'e uygun bir kararın varlığından söz edilebilir.
2- Davalı şirketin kusurunun
bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır.
506 sayılı SSK m.39 uyarınca,
üçüncü kişiyi istihdam eden işverene sorumluluk yüklenebilmesi için işverenin
de kusurlu olduğunun belirlenmesi gereklidir.
Somut olayda davalı şirket,
davaya karışan tırın malikidir. Tırı kullanan ise diğer davalı Sabahattin'dir. Olayda
davalı şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi için tır sürücüsü Sabahattin'in
kusurunun belirlenmesinin yanında bu kişiyi istihdam eden davalı şirketin
de kusurunun belirlenmesi gereklidir. Eğer sürücü Sabahattin'in
istihdamında yanlış seçim yapılmışsa, ehil olmayan kişi işe alınmışsa v.b
gibi durumlarda davalı şirkete sorumluluk yüklenebilecektir.
Mahkemece ise bu konuda da
herhangi bir araştırma yapılmadan, doğrudan olarak davalı şirketin sorumluluğuna
karar verilmesi, yine yasaya aykırı görülmüştür.
Yukarıda
yapılan açıklamalar karşısında; mahkemenin, davalı savunmalarını nazara
almadan ve bu konudaki delilleri ortaya koyup tartışmadan, HUMK m.388 ve
2918 sayılı Kanun m.109/1 ve 506 sayılı SSK m.39 hükümlerine aykırı olarak
karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemi kabul edilerek mahkeme
kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :
Yukarıda açıklanan sebeplerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun
427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla KANUN YARARINA
BOZULMASINA; gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 11/11/2010 gününde oybirliği ile
karar verildi.
|