|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2008/116
Karar Sayısı : 2010/85
Karar Günü : 24.6.2010
İPTAL DAVASINI AÇAN:Anamuhalefet
(Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanvekilleri Hakkı Suha OKAY, Kemal KILIÇDAROĞLU ve Kemal ANADOL
İPTAL DAVASININ KONUSU: 13.11.2008
günlü, 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında
Kanun’un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk tümcesinin Anayasa’nın
2. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması
istemini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“5811
sayılı Yasa’nın 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, gerçek veya tüzel
kişilerce, 01.10.2008 tarihi itibarıyla sahip olunan ve yurt dışında
bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası
araçları ile varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat edilen taşınmazların
bu Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Yeni Türk
Lirası cinsinden rayiç bedelle banka veya aracı kuruma bildirileceği ya da
vergi dairelerine beyan edileceği; ikinci fıkrasında da, gelir veya
kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak
01.10.2008 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında işletmenin özkaynakları arasında yer almayan para, altın, döviz,
menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların aynı
süre içinde Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine
beyan edileceği hükme bağlanmıştır.
İptali istenen cümle ile; birinci fıkraya göre beyan edilen yurt dışında
bulunan varlıkların değerleri üzerinden yüzde 2, ikinci fıkraya göre beyan
edilen Türkiye’de bulunan varlıkların değerleri üzerinden yüzde 5 oranında
vergi alınması öngörülmekte, diğer bir anlatımla beyan edilen varlıkların
yurt dışında veya yurt içinde bulunmasına göre vergi oranları
farklılaştırılmaktadır.
Herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi
ödemekle yükümlü bulunduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının,
maliye politikasının sosyal amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya
kaldırılacağını hükme bağlayan Anayasanın 73 üncü maddesi ile vergilendirme
ilkeleri açıklanmıştır.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın malî gücü
olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi ödemesini ifade eder. Malî
güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel
durumlarına göre alınmasıdır.
Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik sağlanmasının uygulama aracı
olup, malî gücü fazla olanın malî gücü az olana göre daha fazla vergi
ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise malî gücü aynı olanlardan
aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır.
Anayasa Mahkemesinin 20.03.2008 tarih ve E.2004/94, K.2008/83 sayılı
kararında (R.G.T. 01.07.2008, Sa.26923),
“Verginin
mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve
adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında
mali güce ilişkin göstergelerin gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul
edilmektedir. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık
koşuludur. Yasakoyucunun vergilendirmede,
kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz
önünde bulundurması gerekir.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir
ayırım yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve
vergi ödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda
vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali
gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik
ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı
oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin
genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.
Herkes tarafından yerine getirilmesi
gereken bir yükümlülük olarak kabul edilen ve Devletin kamusal gereksinimlerini
karşılaması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere
yüklediği bir kamu alacağı şeklinde tanımlanan verginin, anayasal sınırlar
içinde salınıp toplanması zorunluluğu açıktır. Vergi hukukunda, vergi
olgusunun niteliklerini oluşturan yasal düzenlemelerde Anayasanın bu
konudaki ilkelerinin özenle göz önünde tutulması gerekir. Bu anlamda,
Devletin vergilendirme yetkisi vergide yasallık, mali güç ve
genellik gibi kimi anayasal ilkelerle sınırlandırılmıştır. Buna göre vergi,
Anayasanın öngördüğü ilkeleri gözetecek şekilde kanunla düzenlenmeli ve
doğal olarak vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olan mali gücü de
yansıtmalıdır.
denilmiştir.
Dava konusu düzenleme ile malî güç nazara alınmaksızın beyan edilen varlıkların yurtdışında ya
da yurtiçinde bulunmalarına göre farklı oranda vergilendirilmeleri
öngörülerek mükellefler arasında vergi yükünün dağılımında adalet ve
denge bozulmuş ve Anayasanın 73 üncü maddesinde yer alan “herkesin mali
gücüne göre vergi ödemesi” ile “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı”
ilkelerine aykırılık oluştuğu gibi, yükümlülerin vergi ödeme güçleri
dikkate alınmak suretiyle vergilendirmenin yapılmasını öngören vergide
eşitlik ilkesinin uygulama aracı olan mali gücü de yansıtmadığından
“vergide eşitlik ilkesi” de zedelenmiştir.
Diğer taraftan bir hukuk devletinde,
vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi gerektiğinden hukuk devleti
ilkesi de ihlal edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, 13.11.2008 tarihli ve 5811 sayılı Bazı Varlıkların Ekonomiye
Kazandırılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin (3) numaralı fıkrasının
ilk tümcesi Anayasanın 2 nci ve 73 üncü
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Vergi sisteminin, ilkeleri, kuralları ve
unsurlarıyla istikrarlı ve düzenli olması ve bu düzenin korunması asıl
olup, bu düzenin zedelenmesi halinde, sonradan giderilmesi olanaksız durum
ve zararların doğabileceği açıktır.
Öte yandan, anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın da gereğidir.
Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti
yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça
aykırı olan iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava
açılmıştır.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
5811 sayılı
Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun’un iptali
istenen tümceyi de içeren 3. maddesi şöyledir:
“MADDE 3- (1) Gerçek veya
tüzel kişilerce, 1/10/2008 tarihi itibarıyla sahip
olunan ve yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer
sermaye piyasası araçları ile varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat
edilen taşınmazlar, bu Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna
kadar Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle banka veya aracı kuruma
bildirilir ya da vergi dairelerine beyan edilir. Bu kıymetler, 213 sayılı
Kanun uyarınca defter tutan mükellefler tarafından beyan tarihi itibarıyla
kanuni defterlere kaydedilebilir. Bilanço esasına göre defter tutan
mükellefler, bu Kanun hükümleri uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri
kıymetler için pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı, sermayenin
cüz’ü addolunur, sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz,
işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmez. Serbest meslek
kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler,
söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem
kazancının tespitinde dikkate alınmaz.
(2) Gelir veya kurumlar
vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak 1/10/2008 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında
işletmenin özkaynakları arasında yer almayan
para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile
taşınmazlar, bu Kanunun yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar
Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine beyan edilir.
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu Kanun hükümlerine göre
213 sayılı Kanun uyarınca kanuni defterlerine, taşınmazlar dışındaki
varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak suretiyle
kaydederek pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı, sermayenin cüz’ü
addolunur ve beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave
olunur.Serbest meslek kazanç
defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz
konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem
kazancının tespitinde dikkate alınmaz. Defter tutma yükümlülüğü bulunmayan
gelir vergisi mükellefleri, taşınmazlar dışındaki varlıklarına ait
tutarları banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırırlar, bunlar için
ayrıca diğer şartlar aranmaz.
(3) Vergi dairelerine birinci fıkraya göre beyan edilen varlıkların
değeri üzerinden % 2, ikinci fıkraya göre beyan edilen varlıkların değeri
üzerinden % 5 oranında vergi tarhedilir ve bu
vergi, tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenir. Bu
fıkraya ve dördüncü fıkraya göre ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz
ve başka bir vergiden mahsup edilemez.
(4) Banka ve aracı kurumlar,
kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak % 2 oranında
hesapladıkları vergiyi, bildirimi izleyen ayın onbeşinci
günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı
bulunduğu vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler.
(5) Birinci ve ikinci fıkralar
kapsamında bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle 1/1/2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin hiçbir
suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Ancak, diğer
nedenlerle bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan 1/1/2008 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi
incelemeleri sonucu gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden tespit
edilen matrah farkından, bu Kanun kapsamında beyan edilen tutarlar mahsup
edilerek tarhiyat yapılır.
(6) Beyan edilen varlıklarla
ilgili olarak 213 sayılı Kanunun amortismanlara
ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu varlıkların elden çıkarılmasından doğan
zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim
olarak kabul edilmez.
(7) Birinci fıkra uyarınca
bildirildiği veya beyan edildiği halde, 1/10/2008 tarihi itibariyle yurt
dışında bulunduğu kanaat verici belge ile tevsik edilemeyen ve bildirim
veya beyanın yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde Türkiye’ye
getirilmeyen veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesabatransfer
edilmeyen para, döviz,altın, menkul
kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları dolayısıyla veya ikinci fıkra
uyarınca beyanda bulunulduğu halde bilanço esasına göre defter tutmayan
mükelleflerce söz konusu varlıklara ilişkin tutarların banka ve aracı
kurumlara yatırılmaması, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerce
ise süresi içinde sermaye artırımında bulunulmaması hallerinde beşinci
fıkra hükmünden yararlanılamaz.
(8) İlgili kurum ve kuruluşlar, gerçek ve tüzel
kişilerin bu madde uyarınca yapılacak işlemlere ilişkin taleplerini yerine
getirmeye mecburdurlar.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılmalarıyla 8.1.2009 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara
bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde, 5811 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinin birinci fıkrasına göre beyan edilen yurt dışında bulunan
varlıkların değerleri üzerinden yüzde 2, ikinci fıkrasına göre beyan edilen
ve Türkiye’de bulunan varlıkların değerleri üzerinden yüzde 5 oranında
vergi alınmasının öngörüldüğü, vergide genellik ilkesinin herhangi bir
ayırım yapılmaksızın malî gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve
vergi ödemesini ifade ettiği, malî güce göre vergilendirmenin, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre vergi alınması anlamına geldiği, bu
ilkenin, aynı zamanda vergide eşitlik sağlanmasının uygulama aracı olduğu,
malî gücü fazla olanın malî gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini
gerektirdiği, vergide eşitlik ilkesinin ise malî gücü aynı olanlardan aynı,
farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayandığı, dava
konusu düzenleme ile malî güç nazara alınmaksızın beyan edilen varlıkların yurtdışında ya da yurtiçinde bulunmalarına
göre farklı oranda vergilendirilmeleri öngörülerek mükellefler
arasında vergi yükünün dağılımında adalet ve dengenin bozulduğu,
vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi gerekirken buna
uyulmadığından hukuk devleti ilkesinin de ihlal edildiği, bu nedenlerle
Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu kurala göre, gerçek veya tüzel
kişilerce, 1.10.2008 tarihi itibarıyla sahip olunan ve yurt dışında bulunan
para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile
varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat edilen taşınmazların, 5811 sayılı
Yasanın yayımlandığı ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar rayiç bedelle
banka veya aracı kuruma bildirilmesi ya da vergi dairelerine beyan edilmesi
halinde beyan edilen varlıkların değeri üzerinden % 2 oranında vergi tarh
edilecek ve bu vergi tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar
ödenecektir. Öte yandan, gelir veya
kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak
1.10.2008 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında işletmenin öz
kaynakları arasında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer
sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, anılan Yasanın yayımlandığı
ayı izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Yeni Türk Lirası cinsinden rayiç
bedelle vergi dairelerine beyan edilmesi halinde, beyan edilen varlıkların
değeri üzerinden % 5 oranında vergi tarh edilecek ve aynı şekilde
tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenecektir.
Anayasa’nın 73. maddesinde, "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre,
vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı,
maliye politikasının sosyal amacıdır" denilmiştir.
Verginin mali güce göre alınması ve genelliği
ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi
amaçlanmıştır. Ekonomi ve vergi hukuku alanında mali güce ilişkin
göstergelerin gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Mali
güç, ödeme gücünün kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasa
koyucunun vergilendirmede, kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali
güçlerini göz önünde bulundurması gerekir.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım
yapılmaksızın mali gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi
ödemesini ifade eder. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda
vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali
gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik
ilkesi ise mali gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı
oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin
genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.
Herkes tarafından yerine getirilmesi gereken bir
yükümlülük olarak kabul edilen ve Devletin kamusal gereksinimlerini
karşılaması için egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere
yüklediği bir kamu alacağı şeklinde tanımlanan verginin, anayasal sınırlar
içinde salınıp toplanması zorunluluğu açıktır. Vergi hukukunda, vergi
olgusunun niteliklerini oluşturan yasal düzenlemelerde Anayasa’nın bu
konudaki ilkelerinin özenle göz önünde tutulması gerekir. Bu anlamda,
Devletin vergilendirme yetkisi vergide yasallık, mali güç ve genellik gibi
kimi anayasal ilkelerle sınırlandırılmıştır. Buna göre vergi, Anayasa’nın öngördüğü
ilkeleri gözetecek şekilde kanunla düzenlenmeli ve doğal olarak vergide
eşitlik ilkesinin uygulama aracı olan mali gücü de yansıtmalıdır.
İptali istenen kuralla yurt dışında bulunan
sermaye piyasası araçlarıyla varlığı kanaat verici bir belgeyle ispat
edilen taşınmazların banka veya aracı kurumlara bildirilmesi veya vergi
dairelerine beyan edilmesi öngörülerek yurtdışında
bulunan sermayenin Türkiye’ye getirilmesi ve ekonominin canlandırılmasının
amaçlandığı, ayrıca Türkiye’de bulunan sermaye piyasası araçları ise “gelir
veya kurumlar vergisi mükellefleri” tarafından beyan edilebilecek
olup, bu kuralla da işletmelerin kayıtlarında yer almayan sermaye piyasası
araçları ile taşınmazların işletme bünyesine alınmasıyla işletmelerin
yapılarının güçlendirilmesine çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Türkiye’de bulunan sermaye piyasası araçları ve
taşınmazlar ulusal sermayeye zaten dâhil olup, ulusal ekonominin
gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Daha önce beyan edilerek işletmelerin
defter kayıtlarına geçirilmiş olması gereken bu kaynaklar, vergi matrahı
dışında bırakılmış, dolayısıyla vergisi tahsil edilememiş matrah
farklarıdır. Bu durumda, bu miktarların yasa koyucu tarafından belli
usuller çerçevesinde işletmelerin sermayelerine dâhil edilmelerinin
sağlanması sonucunda % 5 oranında vergilendirilerek yurtdışında bulunan
sermaye piyasası araçlarından farklı oranda vergilendirilmesinin haklı bir
nedene dayanmakta olduğu görülmektedir. Dava konusu kural uyarınca elde
edilecek gelirler kamu giderlerini karşılamak için kullanılacak olup,
sermaye piyasası araçlarının bulunduğu yer ve işlev yönünden maliye
politikasına uygun olarak dengeli bir dağılımla mali yükümlülük
konulmuştur. Kaldı ki, toplumun yapısı, ekonomik
süreçte meydana gelen kimi değişiklikler ve enflasyonun yarattığı olumsuz
sonuçlar dikkate alınarak yeni bir vergi konulabileceği gibi, mevcut
vergilerin kaldırılabileceği veya oranlarının azaltılıp çoğaltılabileceği
konusunda herhangi bir duraksamaya yer yoktur.
Kuralla getirilen vergi oranlarının ölçüsüz olmadığı,
bu oranların yasayla belirlendiği, yurtdışında bulunan sermaye piyasası
araçlarıyla yurt içinde bulunan sermaye piyasası araçlarının farklı özelliklere sahip bulunduğu gözetildiğinde,
kuralın Anayasa’nın 73. maddesine aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
İptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 2. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye
Kazandırılması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk
tümcesine yönelik iptal istemi, 24.6.2010 günlü, E.2008/116, K.2010/85
sayılı kararla reddedildiğinden bu tümceye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE, 24.6.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
13.11.2008 günlü,
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında
Kanun’un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk tümcesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, 24.6.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
|
Üye
Alparslan ALTAN
|
|
|
|
|
|
Üye
Burhan ÜSTÜN
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
|
|