|
Yargıtay Başkanlığından:
YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME
BÜYÜK GENEL KURULU KARARI
ESAS NO: 2004/1
KARAR NO: 2010/1
KARAR
TARİHİ : 30.04.2010
ÖZET:
“1- 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp
kesinleşen ve tapuya tescil edilen orman kadastro (tahdit) sınırları içinde
bulunan ve 1996/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilen
konunun bu içtihadı birleştirmenin kapsamı dışında olduğuna, aynı yasa
hükümlerine göre yapılıp kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde
5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre maki
komisyonlarının yaptığı işlemlerin tespit niteliği taşıdığına, teknik ve
hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi
olmadığına,
2- 27/01/2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak
aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı
Orman Yasasına eklenen ek 10.madde hükmünün maki tespit komisyonlarınca
5653 sayılı Yasa uyarınca maki olarak tefrik edilen yerlere de uygulanması
gerektiğine ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren
imar, ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığına” karar
verilmiştir.
I- GİRİŞ
1-
İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDA BAŞVURULAR
Rasih Aydemir ve arkadaşları vekili Av.Mehmet Aydın’ın 21.03.2003 tarihli dilekçesi ile “Maki komisyonlarınca haritaya
bağlandıkları tarihten itibaren orman sayılmayan ve böylece Devletin hüküm
ve tasarrufu altındaki taşınmaz niteliğini kazanan tapusuz makilik alanlar
olarak belirlenen taşınmazların kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya
yoluyla kazanılmasının olanaklı olup olmadığı konusunda 16, 20, 1, 7. Hukuk
Daireleri ve HGK kararları arasında görüş ayrılığı bulunduğu” ileri
sürülerek içtihatların birleştirilmesi yoluyla bu aykırılığın giderilmesi
istenmiş; daha sonra Av.İsmail Hayyar’ın 22.11.2004 tarihli dilekçesi ile aynı konuda
talepte bulunulması üzerine her iki talep birleştirilerek ele alınarak
değerlendirilmiştir.
2-GÖRÜŞ
AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
16.HD’sinin,
03.07.1998 T.1998/2781E.1998/2699 K.
20.HD’sinin,
20.05.2002 T. 2002/2254E.2002/4808 K.
1.HD’sinin,18.09.1996
T.1996/8925E.1996/10021K.
13.11.1996
T.1996/12541E.1996/13343 K.
20.09.1996
T.1996/7053E.1996/10205 K.
7.HD’sinin,25.09.1997
T.1997/4757E.1997/4296K.
16.11.1998
T.1998/3265E.1998/4940 K.
HGK’nun,26.11.1997 T.1997/1-715E. 1997/982 K.
26.11.1997
T.1997/1-716E. 1997/983 K.
3-GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ
İSTEMİNDE DAYANILAN KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETİ
Konuyla ilgili Yargıtay’ın Hukuk Daireleri arasında görüş farklılığı
bulunmaktadır.
Önceleri 16 ve 20.Hukuk Daireleri kararlılıkla makiye ayrılan alanların
zilyetlikle iktisabı kabul etmezken,16.Hukuk Dairesi bu konudaki
yaklaşımını değiştirmiş,20.Hukuk Dairesi ise, kararlı uygulamasını
sürdürdüğünü bildirmiştir.
1,7, 8,17.Hukuk Daireleri ve daha sonra görüş yazıları ile bu
daireler görüşüne katılan 16.Hukuk Dairesi, makiye ayrılan içtihadı
birleştirmeye konu alanların makiye ayırma işleminin kesinleştiği tarihten
itibaren 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılabileceği
görüşünü benimsemişlerdir.
Hukuk Genel Kurulu kararları ağırlıkla 1, 7, 8, 17.Hukuk Daireleri
görüşleri yönünde olmakla birlikte bu görüşlerden ayrılan kararları da
bulunmaktadır.
Hukuk Genel Kurulu’nun konuya ilişkin bildirdiğigörüş yazısında ise, yurdumuzdaki
makilerin ikincil (sekonder) makilik olması ve bu
nedenle eskiden orman iken müdahaleler veya doğa olayları sonucu yok olan
orman örtüsü yerine gelişmiş olmaları vurgulanarak, bu yerlerin orman
toprağı olduğunun kabulü ile zilyetlikle kazanılmalarının kural olarak
olanaklı olmadığı, maki tefrik komisyonu işlemlerinin tespit mahiyetinde
olup,usulünce yapılmış orman tahdit işlemiyle tamamlanması gerektiği,
ayrıca 27/01/2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte
yürürlüğe giren 5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman
Yasasına eklenen ek 10.madde hükmü başta olmak üzere yeni yasal
düzenlemelerin varılacak sonuca etkisi üzerinde durulması gerektiği
belirtilmiştir.
4-İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME YOLUYLA
GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN BİRİNCİ BAŞKANLAR
KURULUNUN KARARLARI VE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU
Birinci Başkanlık Kurulu’nun 23.09.2004 Tarih ve
118 sayılı Kararı ile“Maki Komisyonlarınca haritaya bağlandıkları tarihten
itibaren orman sayılmayan ve böylece Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki
taşınmaz niteliğini kazanan tapusuz makilik alanlar olarak belirlenen
taşınmazların iktisabı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya yoluyla
kazanılmasının olanaklı olup olmadığı konusunda 16, 20, 1, 7. Hukuk
Daireleri ve HGK kararları arasında görüş ayrılığı bulunduğuna ve bu aykırılığın
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine,
görüşme tarihinin daha sonra belirlenmek üzere raportör üye
görevlendirilmesine”, Birinci Başkanlık Kurulu’nun 12.02.2007 tarih ve 16
sayılı kararıyla, raportör üye değişikliğine gidilerek, 2004/1 sayılı
içtihadı birleştirme kararının kapsamı,Yargıtay İçtihatları Birleştirme
Büyük Genel Kurulu’nun 03.11.2006 Tarihli Kararı da gözetilerek, bu karar
çerçevesinde;“3116 sayılı Orman
Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde orman kadastro komisyonlarınca
yapılarak kesinleşen ve tapuya tescil edilmeyen orman tahdidi alanlarında,
maki tefrik komisyonlarınca <orman sayılmayan makilik> olarak
belirlenen yerlerin imar-ihya yoluyla mülk edinilip edinilemeyeceği”
Şeklinde belirlenmiştir.
Bu konuda yeniden görüş alınmasına ve yeniden rapor
düzenlenmesine karar verilmiştir.
Birinci Başkanlık Kurulu’nun 27.01.2009 tarih ve 13
sayılı kararıyla da raportör üye değişikliği yoluna gidilerek, yeni bir
raportör üye görevlendirilmiştir.
II-İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ
KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER
1.MAKİLER İLE İLGİLİ GENEL
AÇIKLAMALAR
Öncelikle İçtihadı Birleştirmenin konusu olan makiler hakkında genel
bir bilgi sunmak gerekir.
1/1-Tanımlar
Maki;
Osmanlıca/Türkçe Sözlükte coğrafi terim grubundan olmak üzere “çalı
ve küçük ağaçlarla kaplı arazi” (Abdullah Yeğin/ Abdulkadir
Badıllı/ Hekimoğlu
İsmail/ İlham Çalım, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat, Aralık 1978,
s.878);
Türkçe Sözlükte (TDK-Ankara 1969, 5.Bası, sh.506)
iki tanımdan birincisinde (Madagaskar yerlilerinin dilinden açıklaması ile)
coğrafya terimi olarak “çalı ve ağaççıklarla örtülü arazi”;
Yine,
Türkçe Sözlüğün (Türk Dil Kurumu Yayınları Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu’nun Ankara, 2005 tarih.10.Baskı) 1332
sahifesinde yer alan birinci tanımında da İtalyanca “macchia
bot” kaynak gösterilerek; “Akdeniz dolaylarında yaygın bodur ağaç ve
çalılardan oluşan bitki örtüsü”
Makilik
ise;
“Maki
yetişen yerdir”
Şeklinde
tanımlanmaktadır.
Makiler, kserofit bünyeli, her dem yeşil,
sert ve çoğu zaman dikenli yapraklı ağaç ve ağaççıkların teşkil ettiği
bitki formasyonudur.
Barındırdığı 40'dan fazla ağaççık ve çalı türü ile biyolojik
çeşitlilik bakımından olağanüstü zengin ve tipik bir Akdeniz bitki
örtüsüdür.
Tanımda geçen ağaç ve ağaççıklara gelince;
Ağaç, çam, göknar, ladin, sedir, ardıç,
porsuk vs.( ibreliler); meşe, kayın, gürgen, ıhlamur, dişbudak, karaağaç,
kızılağaç, akçaağaç, kestane, kavak, söğüt, çınar
vs.(yapraklılar) olarak sıralanabilir.
Ağaççıklar ise; (ibreli) bodur adi ardıç, (yapraklı) taflan,
kurtbağrı, karayemiş, mürver, leylak, şimşir, orman asması, kızılcık,
fındık,dağ muşmulası, muşmula, alıç, hanımeli, cehri, orman gülü, Frenk
üzümü, sandal, kocayemiş, akçakesme, iğde, çoban püskülü/ ışılgan, salkım, defne, gül, üvez, olarak sayılabilir.
Yurdumuzda makiler; mersin, defne, sandal, kocayemiş, pirnal meşesi, kermes meşesi, katran ardıcı, katır
tırnağı, kurt bağrı, keçiboğan, erguvan, tesbih çalısı, karaçalı, herdem
taze, keçiboynuzu, peruka çalısı, akçakesme, geniş yapraklı akça kesme, menengiç, terebentin ağacı, sakız, boyacı sumağı,
yabani zeytin-delice, kokarçalı, zakkum, pembe
çiçekli laden, beyaz çiçekli laden, tüylü laden, ılgın nevileri, yaprağını
döken somak nevileri, badem yapraklı ahlat, yabani kuşkonmaz ve benzeri
bitkiler olarak bulunur.
Bunlardan elde edilen orman envali, genellikle odun veya kömürlük
odun olarak kullanılır.
Ormanlarımızın
büyük bölümünü örten bu bitki türleri ağırlıkla Akdeniz, Ege ve özellikle
Güney Ege bölgesinde bulunmakta hatta birçok yayında da Akdeniz iklimi
orman bitkisi olarak tanımlanmaktadır.
Ne var
ki, son zamanlarda iç kesimler ve Karadeniz bölgesinde de ormanların gerek
doğal olarak gerekse insan ya da doğa olayı kaynaklı çeşitli nedenlerle
azaldığı alanlarda maki özelliği gösteren vejetasyonların gelişim göstermeye
başladığı yönünde tespitler içeren bilimsel yayınlar da vardır.
Makiler, tarihsel süreç içinde, önceleri kesin orman sayılan
yerlerden iken, 1950 yılından sonra orman rejimi içindeki yeri koşullara
bağlanmıştır. Gerek yasal değişiklikler gerek makilik sahaların tespitine
ilişkin yönetmelik hükümleri ile toprak muhafaza karakteri ve yapısal
özelliklerine göre bir kısmı kesin orman rejimine tabi olurken, bir kısmı
da bu rejim dışında tutulmuştur.
1/2-Makilerin Ülkemizde Bulunduğu Alanlar ve Tipleri
Makiler,
ağırlıkla Akdeniz ve Ege’de yer almaktadır.
Bunun
dışında, Türkiye’nin kuzeyinde tüm
Karadeniz kıyı kesimlerinde çoğunlukla yalancı maki olarak bulunur.
Kuzeydoğuda Yeşilırmak, Kelkit ve Çoruh vadileri yoluyla iç kesimlere doğru
sokulur. Yine Trabzon’da Değirmendere ve Kalenema
dereleri, Samsun’da Kızılırmak, Zonguldak’ta Filyos
çayı ve Sakarya’da Sakarya nehri ile iç kesimleredoğru uzandığı gözlenir.
Orta Karadeniz bölgesinde Kelkit’te ve Erbaa-Niksar arasında özellikle kızılçam
ormanlarının arasında çalı toplulukları bulunmaktadır Bunlar, Karadeniz
kıyı şeridindeki yalancı makiden farklı olup, Akdeniz kökenli kalıntı (relikt) maki topluluklarıdır. Erbaa-Toptepe
yöresinde 700-1300 arasında Akdeniz kökenli kalıntı sarı çam-karaçam-sedir
(Pinus sylvestris-Pinus nigra-Cedrus libani) ormanı
bulunmaktadır. Burada 100 yaşının üzerinde 15-20 m boyunda sedir
ağaçları bulunmaktadır. Sedir ağaçlarının tohumundan gelen gençlik otlatma
nedeniyle yok olmakta; yerine makilikler gelişmektedir.Yayılışı ise,yüksek
kesimlerde karaçam (Pinus nigra)
ormanıyla, aşağı kesimlerde kızıl çam (Pinus brutia) ormanıyla ilişkili olmaktadır.
Niksar
yöresindeki 650-900
metre arasındaki kalıntı sedir ormanları genellikle
sapsız meşe (Quercus petraea
ssp. İberica) karışık
ormanlarında ara ve alt katta bulunmaktadır. Kalıntı kızılçam (Pinus brutia) ormanına ve
makiye bitişik konumdadır.
Doğu
Karadeniz’deki Borçka-Artvin arsındaki Çoruh vadisinde derin boğazlar
içinde (100-200 m.)
zeytin-nar (Olea europea
var.sylvestris-Punica granatum) yalancı makisi, ardıç-menegiç
(Juniperus communis-Pistacia terbinthus )
çalılığı bulunmaktadır. Bunun yanında fıstık çamı (Pinus
pinea) topluluklarına da rastlanmaktadır.
Trabzon
Değirmen Dere’de Esiroğlu-Maçka arasında (200-300 m.),koca yemiş (Arbutus unedo), sandal (Arbutus andrachne); Trabzon
Düzköy’de ise, fıstık çamı (Pinus pinea) topluluklarına rastlanmaktadır. Sakarya nehrinin
iç taraflarına doğru, Alifuatpaşa- Pamukovaarasından Orhaneli-Bilecik’edoğrukızılçamın (Pinus brutia)
yayılışıyla birlikte Akdeniz kökenli maki toplulukları görülür.
Marmara Bölgesi’nde ise, maki, Marmara Denizi’nin kıyı kesimlerinde,
Tekirdağ, Ganos Dağı’nın alçak ve denize dönük
yamaçlarında, Armutlu Yarımadası’nda, Gemlik körfezinde, İznik gölü
çevresinde yayılışını yapar. Burada makinin yayılışının zeytin (Olea europea var. sylvestris) makisi belirlemektedir.
Ege bölgesinde hem Ege denizine kıyı kesimlerinde bulunmakta hem de, bu bölgede
Karadeniz ve Akdeniz bölgesinin aksine dağlar denize paralel değil, dik
olduğundan dolayı Gediz, Büyük ve Küçük Menderes nehirleri ile iç kesimlere
doğru sokulmaktadır. Örneğin, Kermes meşesi (Quercus
coccifera) makisi üst Menderes havzasında bulunan
Akdağ ( Çivril-Denizli)’ın
güneybatı yamaçlarında 830-1000
m arasında ve Ege’yi İç Anadolu’ya bağlayan Küfi çayı vadisinde yayılışını
yaparak(Sandıklı-Afyon)iç Anadolu stepine kadar uzanmaktadır. Ege denizinden
bu bölgenin uzaklığı 300
km içeridedir.
Güneyde Akdeniz bölgesinde, Akdeniz’in kıyı kesimlerinde, Göller bölgesinde
(Burdur, Isparta),Seyhan ve Ceyhan nehirleri ile iç kesimlere doğru
sokularak Kahraman Maraş’ ta ve Amanos dağlarında
yayılış yapmaktadır.
Bunun
yanında İç Anadolu’da üst Sakarya havzasında Sarıyar
baraj gölü çevresinde, Aladağ çayı vadisinde Seben ( Bolu)- Nallıhan
(Ankara)’da kızılçam (Pinus brutia
) ile lokal olarak yayılış yapmaktadır.
Maki
vejetasyonunun toprak koruma ve erozyonu önleme gibi yararları yanında,
deri sanayiinde kullanılan tanen maddeleri,
parfümeride kullanılan reçineleri, çeşitli alkolitleri,
boya sanayiinde kullanılan bir çok glikozitleri,
ayrıca yenen tohum ve meyve gibi çok sayıda yan ürün verecek ekonomik yararları
bulunmaktadır.
Arbutus
unedo (koca yemiş)’in meyveleri yenilir, likör
yapımında kullanılır ve odunları yakacak olarak kullanılır. Calluna vulgaris( süpürge
çalısı)’ in çiçeklerinde nektar maddesi bol olduğundan arıcılıkta
kullanılır, sürgünleri boya maddesi içerir ve tanenli maddeler içerdiğinden
ikinci dünya savaşında şerbetçi otunun yerine biracılıkta kullanılmıştır.
Gövdesi süpürge yapımında kullanılmaktadır. Erica
arborea (funda)’nın, kök odunundan pipo başları
yapılmaktadır. Erica manipliflora
(pembe çiçekli funda)’ nın sürgün ve dalları daha
sık olduğundan süpürge yapımında kullanımı yaygındır. Örneğin, İstanbul’un
Asya yakasında bulunan fundalık alanlarında süpürge yapımı için Erica manipliflora’ nın kullanımı oldukça yaygındır.
Ortalama
iklim şartlarıyla Akdeniz bölgesinin karakteristik bitki örtüsünü, pırnal
meşesinin (Quercus ilex)
baskın olduğu doğal maki birlikleri oluşturmaktadır.
Pırnal
meşesi, yarı Akdeniz iklimi özelliği gösteren nispeten soğuk bölgelere
kadar sokulmuş olsa da, böyle alanların kurak kesimlerinde yerini karaçam (Pinus nigra),sedir (Cedrus libani), Juniperus excelsa (boylu
ardıç) ve kokulu ardıçtan (Juniperus foetidissima) oluşan ormanlara bırakmaktadır. Nemli ve
soğuk bölgelerde pırnal meşesi, Castanea sativa (kestane) ve kayın (Fagus
orientalis) gibi türlerin baskın olduğu yaprak
döken ormanlarla yer değiştirmektedir.
Akdeniz’in
aşırısıcak ve kurak bölgelerinde
ise daha çok kermes meşesinin (Quercus coccifera) yaygın olduğu kurakçıl maki birlikleri
uzanmakta; bunun yanında, nemli ve sıcak iklim tipinde pırnal meşesi
makisinin yüksek sıcaklığa ihtiyacı olan, aynı zamanda kuraklığa
dayanamayan formları bulunmakta ve böyle alanlarda pırnal meşesine yer, yer
fıstık çamı (Pinus pinea)
eşlik etmektedir.
Yukarıdaki
örneklerden de anlaşılacağı üzere, iklimsel farklılaşmalara göre pırnal
meşesi yerini ormanlara veya makiyi oluşturan başka çalı türlerine
bırakabilmektedir.
İklimsel
değişimin çok uç düzeyde olmadığı durumlarda, toprak yapısındaki
farklılıkların da devreye girmesiyle, değişik maki tiplerinin oluştuğu
gözlenmektedir.
Boylu
maki: Bu maki, içerisinde boyları 4 – 5 metreye ulaşabilen çalıların
bulunuşu ile tanınır. Boylu maki’de genellikle kocayemiş (Arbutus unedo), sandal (A. Andrachne), Fenike ardıcı (Juniperus
phoenica), pırnal meşesi (Quercus
ilex), erguvan (Cercis siliquatrum), zeytin (Olea europea), Halep çamı (Pinus halepensis), funda ( Erica arbırea), akça kesme (Phillyrea
latifolia), katırtırnağı (Sparteum
junceum) gibi türler bulunur.
Doğal
maki vejetasyonu; insan kaynaklı (antropojen)
etki ile doğal yapısı bozulmaz ise; maki vejetasyonunu oluşturan odunsu taksonlar çalıdan (gövde çapı 10 cm den, boyu 5 m den küçük), ağaç (gövde
çapı 10 cm
den, boyu 5 m
den büyük) formunda yapıları bulunmaktadır. Karabük Yenice’deki Sandal (Arbutus andrachne) makisi,
Isparta Eğirdir Kovada’ da bulunan Kermes meşesi (Quercus
coccifera) makisi buna örnek olarak verilebilir.
Alçak
maki; 1.5 – 2 metre
boyunda nispeten kısa çalılardan oluşur. İçinde sakız ağacı (Pistacia lentiscus), biberiye
(Rosmarinus officinalis),
akçakesme (Phillyrea latifolia),
şalba (Phlomis fruticosa), farekulağı (Ruscus
aculeatus), karaçalı (Paliurus
spina-christii),
adaçayı yapraklı laden (Cistus salviifolius), tüylü laden (C. Creticus)
ve funda(Erica arborea)
gibi türler bulunur. Ege bölgesinde ve Ege adalarında yoğun olarak
bulunmaktadır. Garig vejetasyonuna yapı
bakımından benzemektedir. İzmir Foça’da, Muğla Ula- Karaböğürtlen’
de ve Yunanistan’ın Sakız Adası’nda görülmektedir.
Kermes
meşesi (Quercus coccifera)
makisi;300 ile 1200 m
yükseklikler arasında kırmızı renkli Akdeniz topraklarında yayılır ve
kermes meşesinin yanı sıra akçakesme (Phillyrea latifolia), tüylü laden (Cistus
creticus), dafne (Daphne sericea), menengiç (Pistacia terbinthus), sandal (Arbutus andrachne), tesbih çalısı (Sytrax officinalis) gibi
boylu çalılardan oluşur. Genellikle Ege bölgesinde İzmir, Samsun ve Nif Dağında, Manisa Sipil
Dağında, Denizli Honaz Dağında, Aydın Dağlarında alçak kermes meşesi makisi
yer almaktadır.
Alçak
maki olarak bulunmasının nedeni ise aşırı hayvan (keçi) otlatmasından
kaynaklanmaktadır. Akdeniz bölgesinde, Antalya-Adana arasında geniş bir
yayılışa sahiptir. İç Akdeniz’de Burdur ve Isparta ‘da özellikle Isparta
Eğirdir Kovada Gölü etrafında tahrip edilmemiş alanlarda boylu kermes
meşesi makisi bulunmaktadır.
Zeytin (Olea europea) makisi; Kırmızı
renkli topraklar üstünde 0-700 (1000) m arasında yayılır. Yabani zeytinin
ve ya delicenin (Olea europea
var. Sylvestris) yanında, akçakesme (Phillyrea latifolia), menengiç (Pistacia terbinthus ssp. Palaestina), karaçalı (Palirus
spina-christii), keçi
boğan (Calycotome villosa)
gibi bitki taksonlarını içerir. Yabani zeytinin
yayılışı, Akdeniz ikliminin ve vejetasyonunun göstergesi olup ve
sınırlarını çizmektedir. Kocaeli’ inde Körfez bölgesinin güney
yamaçlarında, İznik Gölü çevresinde, Edremit’te Kaz Dağları’nın güneyinde,
İzmir Çeşme’de, Feke ve Köprülü Kanyon Milli Parkında boylu ve alçak zeytin
makisi bulunmaktadır. Karadeniz’de Düzce Akçakoca’da, Zonguldak, Ereğli,
Amasra, Kastamonu İnebolu ve Cide’de, Sinop, Samsun, Tirebolu’da,
Trabzon’da kıyıya yakın alanlarda; yalancı maki (pseudomaki)
içerinde boylu ve alçak zeytin makisi varlık göstermektedir.
Keçiboynuzu
(Cerotonia silqua)-Defne
(Laurus nobilis) makisi,
Akdeniz kırmızı toprağı üzerinde 50-850 m arasında bulunur. Akça kesme (Phillyrea latifolia), kermes
meşesi (Quercus cocccifera),
menengiç (Pistacia terbinthus ssp. Palaestina), dafne (Daphne sericea), karaçalı (Palirus spina-christii), katran ardıcı (Juniperus
oxycedrus) gibi bitki taksonlarını
içermektedir. Aydın Dilek Yarımadası Milli Parkının Ege denizine bakan
yamaçlarında, Adana ve Tarsus’ta Torosların güney
yamaçlarındaki korunaklı vadilerde keçiboynuzu-defne makisi bulunmaktadır.
Sandal (Arbutus andrachne) makisi;
Akdeniz kırmızı toprakları üstünde 300-900 m arasında yayılış
gösterir. Bu tür makide sandal ağacına, kermes meşesi (Quercus
cocccifera), akçakesme (Phillyrea
latifolia), tesbih
çalısı (Sytrax officinalis),
tüylü laden (Cistus creticus),
cehri (Rhamnus oleoides),
kayacık (Ostrya carpinifolia),
mazı meşesi (Quercus infectoria
ssp. Boissieri) gibi
bitki türleri eşlik eder. Türkiye’de tahrip olmamış yapıda sandal makisi;
Denizli-Muğla arasındaki Sadras Dağının güney
yamaçlarında bulunmaktadır. Bunun yanında Karabük’te Yenice ırmağı
vadisinde ve Yenice ormanlarının önemli bir kısmını oluşturan Çit Dere
bölgesinin aşağı kısımlarında boylu sandal makisi bulunmaktadır.
Garig;
Akdeniz bölgesinde makinin çeşitli faktörler etkisi ile (aşrı otlatma,
yangın vb.) bozulması sonucunda ortamı çoğunlukla her dem yeşil ve bodur
çalı formunda olan kurakçıl bir bitki örtüsü kaplar. Garig
olarak adlandırılan bu bitki örtüsü tipi Akdeniz bölgesinin farklı
kısımlarında içerdiği türlere ve fiziksel görünüşüne göre değişik adlar
alır.Örneğin, özellikle kekik (Thymus spp.) türlerinin hakim olduğu İspanya gariğine tomillares,
Yunanistan ve Türkiye’de yaygın olan ve daha kurakçıl özellikteki yuvarlak
ve dikenli türlerden ibaret gariğe “phrygana-firigana” adı verilir.
Garig kurakçıl alanlarda bulunduğundan, toprak-su
ilişkisini dengede tutabilmek için, bitkilerin kökleri derine inebilen
kazık kök şeklinde gelişmiştir. Bitkilerin gövdelerinde dikenler ve
yapraklarında ise buharlaşmayı azaltan yüzey küçülmesi, beyaz keçemsi
tüyler ve deri gibi sertleşmeler görülür. Bu bitkilerin çoğu, bodur çalı
ile çok yıllık, küçük boylu yarı odunsu yapıdadır. Gariği
oluşturan türlere abdes bozan (Sarcopoterium spinosumn),
beyaz kekik (Coriodotymus capitatum),
adaçayı yapraklı laden (Cistus salviifolius), tüylü laden (C. Creticus),
küçük yapraklı laden (C. Parviolius), kaya kekiği
(Satureja tymbra),
boyacı katırtırnağı (Genista acanthoclados),
şalba (Phlomis viscosa), keçi boğan (Calicotome
villosa), pembe çiçekli funda (Erica manipuliflora),
biberiye (Rosmarinus officinalis),
lavanta (Lavandula stoechas),
ada çayı (Salvia triloba),
acı yavşan (Teucrium divaricatum)
gibi bitki türleri örnek verilebilir. Küçük kümeler veya yastık formunda
diz boyunu geçmeyen bodur çalılar genellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde,
özellikle Gelibolu Yarımadası’nda, Ayvalık’ta, İzmir, Menemen, Bergama’ da,
Manisa’da, Antalya, Manavgat, Adana ve Tarsus’ta maki alanları içerisinde
bulunmaktadır. Gökçeada ve Bozcaada’ da garig
vejetasyonu bulunmaktadır.
Yalancı
maki; Bunların yanında Akdeniz kökenli her dem yeşil bitki türlerin
bulunmadığı, hayvan veya insan etkisiyle tahrip olarak çalılığa dönüşmüş
bitki topluluklarına Anadolu’da sıklıkla rastlanır. Bu bitki örtüsüne yalancı
maki denilir. Yalancı maki kuraktan hoşlanan, Akdeniz dağlık alanlarında ve
Akdeniz Bölgesi ardında yaygın bir çalı formasyonudur.Makinin kış
soğuklarına dayanıklı olup tüm yıl boyunca gelişme göstermesine karşın,
yalancı maki bitkilerinde belirgin kış dinlemesi görülür. Makide yaprağını
döken bitkiler azınlıkta olmasına karşın, yalancı makide yaprağını döken
çalılar hakimdir. Ova akça ağacı (Acer campestre), sandal (Arbutus andrachne), kocayemiş (Arbutus
unedo), şimşir (Buxus sempervirens), süpürge çalısı(Calluna
vulgaris), kiraz (Cerasus
avium), erguvan(Cercis siliquastrum),
alıç (Crataegus monogyna),
kızılcık( Cornus mas), fındık (Corylus avellana), tüylü laden(Cistus creticus),dafne(Dafne pontica),funda(Erica arborea),ardıç (Juniperus communis), defne (Laurus nobilis), akça kesme (Phillyrea
latifolia), kurt bağrı (Ligustrum
vulgare), katırtırnağı (Sparteum
junceum), ateş dikeni (Pyracantha
coccinea), delice (Olea
europea var. Sylvestris),
incir (Ficus carica),
diken ucu (Similax excelsa)
gibi türler bulunmaktadır. İstanbul Boğazının Karadeniz ile buluştuğu
yerlerde, Sarıyer sırtlarında, boğaz içlerinde Şile, Ağva,
Kefken, Adapazarı Karasu’da, Düzce Akçakoca’da,
Zonguldak, Ereğli, Bartın, Amasra, Kastamonu İnebolu ve Cide’de, Ayancık,
Gerze, Sinop, Samsun, Ünye, Tirebolu, Trabzon’da Mersin Köyü’nde, Sürmene-Çamburnu’ nda, Çoruh Vadisi
ile Artvin bölgesinde yaygın olarak görülmektedir.
1/3-Makilerin Bitki Coğrafyası Yönünden Anlamı Ve
Ülkemiz Açısından Önemi
Açıklandığı üzere, ülkemizin birçok
bölgesinde bazen tekil, bazen ormanları oluşturan ağaçların diplerinde
gelişmek üzere bulunan makiler ağırlıkla ve kural olarak, bitki coğrafyası
yönünden Akdeniz rejyonunun özel bir vejetasyon
tipi olarak kabul edilmekte, bu bitki formasyonunun Türkiye’nin Akdeniz rejyonu içinde kalan Ege bölgesinde, 600-700 metre ve Akdeniz
bölgesinde de 900
metre yüksekliklere kadarki, sahilyörelerinde mevcut olduğu bilim
çevrelerince açıklanmaktadır.
Makinin orijinine ilişkin ise, iki ayrı
temel görüş bulunmaktadır.
Birinci görüş; makinin Akdeniz iklim
koşullarının dikte ettiği primer (birincil)nitelikte bir klimaks
olduğu (primer maki)
İkinci görüş; Akdeniziklim tipinin hâkim olduğu bu yerlerdeki
palamut meşesi, kızılçam, fıstık çamı ve servi gibi yayvan ve iğne yapraklı
ağaç türlerinin oluşturduğu ormanlardaki aşırı insan müdahaleleri (yangın,
açma, otlatma gibi) sonucunda tabii olarak bu orman örtüsü altında bulunan
maki elemanlarının sahada yalnız kaldığı ve daha sonradan varlığını
artırarak hâkim duruma geçtiği (ikincil/sekonder
maki)
Şeklindedir.
Bugün ülkemizin Ege ve Akdeniz
bölgelerindeki Kızılçam, Fıstıkçamı ve Palamut meşesi ormanları bu yönden
incelendiğinde, maki formasyonunu oluşturan türlerden bir çoğunun bu
ormanlarda mevcut bulunması, Türkiye’de maki alanlarının çoğunlukla sekonder nitelikte olabileceğini gösteren bir olgu
olarak görülmektedir.
Primer veya sekonder
olsun, floristik kombinasyon bakımından maki; yaz
kuraklığının bariz olarak görüldüğü çok sıcak ve kurak yerleşme bölgesi
koşullarına intibak eden deri gibi sert yapraklı, çoğunluğu herdem yeşil ve kserofit
karakterdeki elemanlardan oluşmakta; su tutma ve doğal dengeyi koruma
konusunda önemli etkiye sahip bulunmaktadır.
İklim bakımından geçiş zonlarındaki
kışın yaprağını döken yapraklı ağaç ormanlarında açıklanan maki elemanlarının
intikal iklimine sahip yörelerde, kışın yaprağını döken yayvan yapraklı
ağaç türlerinden oluşan orman kuruluşları hâkim duruma geçmekte ve orman
örtüsü altında maki elemanları da değişik oranlarda görülmektedir. Bu
oluşum çeşitli etkenlerle ormanda yer alan ağaç ve çalıların tahribi, buna
karşılık mevcut maki elemanlarının çoğalarak %50 ve daha fazla orana sahip
olması şeklinde görüldüğü takdirde, bitki coğrafyacıları tarafından Pseudo-maki (yalancı maki) olarak isimlendirilmektedir.
Bu tespite göre, yalancı maki örtüsüne
sahip alanların da orijini itibariyle yayvan yapraklı orman olduğu sonucu
ortaya çıkmaktadır.
Görülmektedir ki, iyi bir inceleme ve
ayrım yapılmaması halinde, yayvan yapraklı orman niteliğindeki sekonder maki ve yalancı maki alanlarının (orman
orijinli yerlerin) primer maki olarak
nitelendirilmesi ve yanlış değerlendirme ile gerçekte orman olan sahaların
yok edilmesi söz konusu olabilmektedir.
Öyle ise, Orman Kanunu’nun öngördüğü
şekilde orman ve toprak koruma karakteri taşımayacak ve ormandan başka
kullanmaya tahsis suretiyle değerlendirilmesi mümkün olabilecek funda ve
makilik alanlar ile gerçekte orman orijinli olup, doğal yapıları gereği
orman ve muhafaza karakteri taşıyan alanların sağlıklı bir biçimde
ayrımının yapılması gerekir.
2- İMAR- İHYA KAVRAMLARI VE UNSURLARI
2/1-Günlük Dilde İhya Kavramı
İhya,
konuşma dilinde ve sözlükte, genel olarak, “diriltme”, “canlandırma”, “diri
kılma”, “yeniden hayat verme”, “toprağı taze can verircesine şenlendirme”,
“faydalı, kullanılabilir hale getirme”, “şan ve şeref kazandırma”, “bir
kimseye umut, güç ve mutluluk verme” anlamına gelen bir kavramdır(Eren, F.Toprak Hukuku.
Ankara-1991,s.55).
2/2-Teknik
Dilde İhya Kavramı
Mecellede
ihya, imar anlamında kullanılmakta ve bir araziyi tarıma elverişli hale
getirme biçiminde tanımlanmaktaydı (Mecelle.mad.1051)Arazî kanununda ise
ihya, tarıma elverişli olmayan bir yerin kültür arazisi haline
getirilmesiyle o arazi üzerinde yararlanma hakkı sağlayan bir fiil olarak
kabul edilmiştir(Arazi K.mad.6,103; Ozanalp, Nusret; Tapulama Kanunu Şerhi, 2.baskı, Ankara-1976.sh.542)
766 sayılı Tapulama Kanunun 37. maddesinde, ihya
edilecek yerlerin bazı nitelikleri belirtilmiştir. Adı geçen madde de, ihya
edilen yerlerin öncesinin, taşlık, delicelik, pırnallık gibi yerlerden
olması gerekli idi.Bu gibi yerlerin ihya edilmiş sayılması için, bağ,
bahçe, meyvelik, zeytinlik, tarla haline getirilmesi gerekli idi.Böylece
kanun koyucu, uygulamada nelerin ihya sayılacağı konusunda belirlemede bazı
ilkeler belirlemiş olmaktaydı.
Kadastro
Kanununda ihyanın tanımı yapılmadığı gibi, nelerin ihya sağlayacağı da
belirtilmiş değildir. Ne var ki; Kanunun ilk tasarısında, ihya edilecek
yerlerin “taşlık, çalılık, fundalık, gibi” yerler olması gerektiği hükmü
yer almaktaydı. Bununla birlikte, tasarının TBMM’de görüşülmesi sırasında
verilen bir önerge ile söz konusu kavramlar madde metninden çıkarılmıştır (Düzceer, Ali Rıza; Kazandırıcı Zamanaşımıyla Taşınmaz
İktisabı; 2.Baskı, Ankara-1994 sh.14.”).
İhya, bugünkü hukukumuzda, genel olarak üzerinde
ekim, dikim yapılmayan yerlerin tarım arazisi haline getirilmesi olarak
anlaşılmaktadır.
Buradan
hareketle, Veysel Başpınar, ihyayı teknik olarak,
şu şekilde tanımlamaktadır:
“İhya,
işlenmemiş araziye, masraf ve emek sarf ederek tarıma elverişli hale
getiren, ekim, bakım yoluyla bitkisel ürünlerin düzenli bir işletmecilik
esasına göre yapılmasına imkân veren hukuki bir fiildir… İhya ekonomik olduğu
kadar hukuki bir fiildir. Zira ihyada işgal ve ihraz gibi mülkiyetin
iktisabına yol açan ve hukukun bu yüzden kendisine önem ve sonuç atfettiği
bir fiil söz konusudur” (Başpınar, Veysel; Türk
Toprak Hukukunda İhya, Ankara-1999,sh.13).
2/3-İhyanın Olağanüstü Zamanaşımı
Yoluyla İktisaptan Farkı
Taşınmazların
olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabının şartları, 743 s. TMK’nun 639.maddesi ve bu maddeyi değiştiren, 4721 s.TMK’nun 713 maddesi;
“Tapu
kütüğüne kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi
yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın
tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne
tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Aynı
koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan ve yirmi yıl önce ölmüş
yada hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan
taşınmazın tamamının veya bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı,
bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne
tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Tescil
davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik
gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.
Davanın
konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde
uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan olunur.
Son
ilandan başlayarak, üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini
ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve
davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet
birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.
Davalılar
ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini
isteyebilirler.
Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği,
yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen
teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.
Özel
kanun hükümleri saklıdır.”
Hükmü ile düzenlenmiş; ayrıca Kadastro Kanunun 14.
maddesinde bu hususa yer verilmiştir… Söz konusu hükümlere göre, bir
taşınmazın olağanüstü zamanaşımı nedeniyle iktisabı için, tapu kütüğünde
kayıtlı olmaması veya tapu kütüğünde kayıtlı olmakla birlikte, malikinin
kim olduğunun anlaşılamaması ya da 20 yıl önce ölmüş olması veya gaipliğine
karar verilmiş kimselere ait bulunması gerekir.
Buradan
anlaşılan, olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisap için,taşınmazın özel
mülkiyete elverişli alanlardan olması gerekir (Sungurbey,İ./İsviçre
–Türk Hukukuna Göre İktisabı Müruruzaman ,İstanbul-1956,sh
9 vd., Küley,M./Müruruzamanla
İktisap,İstanbul-1958, sh.50 vd
).
İşte, 3402 s.KK.17/1 maddesi, söz konusu
kurala bir istisna getirmiştir (Düzceer, Ali
Rıza; Kadastro Kanunu, Ankara-1996, sh.134).
Bu hükme göre, kanundaki şartların tamamlanması
halinde, özel mülkiyete elverişli olanlar, ihya yoluyla iktisabı imkan
dahilinde olan yerler haline getirilmiştir. Bu durum, zamanaşımı yoluyla
ihya arasındaki en büyük farktır.
Bununla birlikte, 3402 s.KK’nun 17/1 maddesi, ihyanın zilyetliğe ilişkin
şartlarını zamanaşımı yoluyla iktisabın şartlarına bağlamıştır.
Bu şartlar, Türk Hukukunda ilk defa
görülmektedir. Bu bakımdan Kadastro Kanunu ile kabul edilen ihya kurumu,
yeni şartlara bağlanmış ve Tapu Kanunu’ndaki eski haline göre, şartları son
derece ağırlaştırılmış bir şekilde ortaya çıkmıştır(Başpınar,Veysel;Türk
Toprak Hukukunda İhya, Ankara-1999, sh.16-17).
3-ORMAN İLE
İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER VE MAKİLİK ALANLARIN TARİHSEL GELİŞİM İÇİNDE BU
DÜZENLEMELER KARŞISINDAKİ DURUMU
3/1. 1982 ANAYASASI’NA KADAR OLAN
DÖNEMDEKİ YASAL DÜZENLEMELER
3/1.1-Cumhuriyet Öncesi
Ülkemizde, orman ile ilgili ilk düzenleme 1856 tarihli Arazi
Kanunnamesi’dir. Bu kanunnamede gerek miri(devlet) ormanlarda, gerekse cibali mübahada kimseye tapu
verilemeyeceği hükme bağlanarak, bunların kamu mülkiyetinde olduğu ve özel
mülkiyete konu olamayacağı esası getirilmişti. Bu anlayış daha sonraki
Orman ile ilgili düzenlemelerde de kabul görmüş, zaman içinde değişen şart
ve anlayışlar karşısında ise son yıllarda bu temel felsefeden
uzaklaşılmıştır.
İkinci düzenleme 1870 tarihli Orman Nizamnamesi’dir. Ormanlarla
ilgili ilk toplu mevzuat olan bu düzenleme padişah iradesi ile yürürlüğe
girdiği için kanun hükmündedir. Daha önce cibali mübaha olarak ayrıma tabi tutulan ormanları Devlet
ormanları içine almış; ormanları “Devlete ait –Miri- ormanlar”, “Evkafa
bağlı ormanlar”, Kura ve kasabata Mahsus
Ormanlar” ve “Eşhas Uhdesinde Bulunan Ormanlar” şeklinde ayrıma tabi
tutmuştur. 24.maddesi ile
devlet ormanları ile kura ve kasabata mahsus
ormanların zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesini yasaklamıştır.
1917 tarihli Devlet Ormanlarının Usulü İdare-i Fenniyeleri
Hakkında Kanun orman ile ilgili düzenlemelerin üçüncüsüdür.
1920 tarihli Baltalık Kanunu dördüncü düzenleme olup, yürürlük
süresi çok kısa olan bu kanun köylülere bazı baltalıkların sınırlı ölçüde
olmak üzere verilmesine ilişkin düzenlemeleri içermektedir.
3/1.2-Cumhuriyet Dönemi (1982 yılına
kadar olan dönem)
Cumhuriyet dönemi ile yapılan ilk düzenleme 1924 tarihli Türkiye’de
Mevcut Bilumum Ormanların Fenni Usulü İdare ve İşletilmeleri Hakkında
Kanun’dur. Bu kanunla 1917 tarihli kanun yürürlükten kaldırılmış ve ormanların
idare ve işletilmesine ilişkin hükümler getirilmiştir.
1926 yılında yürürlüğe giren Türk Kanunu Medenisinin 675 ve
742.maddelerinde ormanlarla ilgili hükümlere yer verilmiştir.
1934 yılında yürürlüğe giren 2644 sayılı Tapu Kanunu Devlet orman ve
açıklıklarının el değiştirme ve özel mülkiyete geçme yollarını kapamış;
tapu verilmesini yasaklamıştır.
1937 tarihinde 3116 sayılı Orman Kanunu Cumhuriyet Döneminin
ormanlarla ilgili ilk toplu mevzuatı olarak yürürlüğe girmiştir. Cumhuriyet
Tarihimizin ilk Orman Kanunu’dur. Ormanın hukuki tanımı ilk defa bu kanunda
yapılmış; 1938 yılında 3444 sayılı Kanunla bazı maddeleri değiştirilmiş;
1945 yılında da 4785 sayılı Kanunla orman tanımının yer aldığı 1.maddesinde
değişiklik yapılarak Devlet Ormanları dışındaki özel ormanların bazı
istisnaları hariç olmak üzere devletleştirilmesi esası getirilmiştir.
1950 yılında 5653 sayılı Kanunla 3116 sayılı Kanunun başta orman
tanımının yer aldığı 1.maddesi olmak üzere büyük bölümü değiştirilmiş, 1.
maddede orman sayılmayan yerler de sıralanarak (e) bendi ile” maki
cinsinden her türlü ağaççıklarla örtülü yerler orman sayılmaz” hükmü
makilik alanların orman sayılamayacağı; bu Kanunun 43. maddesi gereğince
muhafaza ormanı mahiyeti taşıdığı veya devamlı orman hasılatı verdiği Tarım
Bakanlığınca fennen belirlenecek olan
makiliklerle örtülü sahaların (e) fıkrası hükmünün dışında kalacağı hükmü
getirilmiştir.
5658 sayılı Kanunla da bazı maddeler eklenerek 1.maddede de
değişiklik yapılmıştır. Devletleştirilen ormanlardan belli şartları
taşıyanların iadesi esası getirilmiştir.
1956 tarihinde 6831 sayılı Orman Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Bu kanun 1956 yılından sonra 1959 tarihinde 7095, 1968 tarihinde
1056, 1971 tarihinde 1444, 1973 tarihinde 1744, 1975 tarihinde 1906, 1982
tarihinde 2655 sayılı kanunlarla değişikliğe uğramıştır.1982 Anayasasının
yürürlüğünden sonra ise, başta 1983 tarihli 2896 sayılı Yasa olmak üzere
3302, 3373, 3493, 4079, 4114, 4569, 4570, 4578, 4629, 4915, 4999, 5177,
5192, 5218, 5728 sayılı değişik tarihli çok sayıda yasa ile değişikliğe
uğrayarak günümüze gelmiş; son olarak 27.1.2009 tarihli 5831 sayılı Kanunla
7/1 , 9/7, 45/1 maddeler değiştirilerek Ek Madde 10 ilave edilmiştir.
3/1.3- Makilerle İlgili Yasal Sürecin
Değerlendirilmesi
3116 sayılı Orman Kanunu’nun 1.maddesi ormanı “kendi kendine
yetişmiş olup ta herhangi bir çeşit orman hasılatı veren ağaç ve ağaççıklar
yerleri ile birlikte orman sayılırlar” şeklinde tanımlamış; bu tanımla
makilik alanlar orman sayılan yerler tanımı içinde kalmış; fundalıklar ise
orman sayılmayan yerler arasında belirtilmiştir. Orman tanımında
değişikliğin yapıldığı 1950 yılına kadar makiler orman olarak kabul edilmiş
ve buna göre uygulama görmüştür.
Orman tanımını yapan maddeye 1950 yılında yürürlüğe giren 5653
sayılı Kanun ile ;“Maki cinsinden
her türlü ağaççıklarla örtülü yerler orman sayılmaz. Bu kanunun 43.maddesi
gereğince muhafaza ormanı karakteri taşıdığı veya devamlı orman hasılatı
verdiği Tarım Bakanlığınca fennen belirlenecek
olan makilerle örtülü sahalar yukarıdaki hükmün dışındadır.”
Hususu eklenmiştir.
Bu hükmün uygulanması ile ilgili 17.08.1950 tarih ve 203 sayılı
tamimle yayınlanan;“Makilik ve
Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait
Talimat” ile; maki florası ve makilik sahalar “florya,
funda nevileri, laden nevileri, akgünlük (tesbih
ağacı), defne, sandal, kermes meşesi, pirnal
meşesi, mersin, zakkum, ılgın nevileri, yaprağını döken sumak nevileri, çaltı
ve karaçalıdan” ibaret olarak sayılmış ve “bu ağaççıklardan müteşekkil
formasyonla örtülü sahalar düz ve inbat
kabiliyeti fazla olan yerlerde işgal sahası alan itibariyle %10 nisbetine kadar baltalık orman teşkil eden ağaçları
ihtiva etse bile maki sahası sayılır” tanımlaması getirilmiştir.
Oysa talimatnamelerin (yönetmeliklerin) Kanuna aykırı hüküm
içermemesi gerekir. Bu hükümde yer alan tanımlamanın isabetli olmadığı,
maki florası içinde sayılan kermes meşesi ile pirnal
meşesi ağaç olup, ağaççık vasfı taşımadıkları, kanun metninde olmayan bir
hükümle %10 koru ve %25 baltalık orman teşkil eden ağaç nevilerinin
bulunduğu ormanlık sahalarının makilik sahalara katılmasının da orman
sahasının daraltılması anlamına geldiği doktrinde belirtilmiştir (Süreyya
Toygar, Eski ve Yeni Hükümlere Göre Orman Anlamı ve Ormanların Mülkiyet
Yönünden Bütünlüğü-İstanbul 1964, Sh-77-78)
Öte yandan, bilimsel kaynaklara göre, 1950-1956 yılları arasında,
orman kadastrosu ve ormanların sınırlandırılması çalışmaları neredeyse tümüyle
durdurulmuş; “maki tefrik komisyonlarının” çalışmalarına hız verilerek; bu
komisyonlar aracılığıyla bu altı yıl içinde 617 bin hektar “orman
sayılmayacak”, buna karşılık yalnızca 95 bin hektar da “orman
sayılabilecek” maki sınıflandırması yapılmıştır.
1956 yılında 6831 sayılı Kanunla birlikte “funda ve makiliklerle
örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımayan yerler” orman
sayılmayan yer olarak tanımlanmış; ölçüt olarak “orman ve toprak muhafaza
karakteri taşıyıp taşımama olgusu” getirilmiştir.
24.12.1965 günlü Orman Bakanlığı olurları ile yürürlüğe giren “Funda
ve Makilik Sahaların Tespitine Ait Talimatname”nin 24.maddesinde “17.8.1950 tarih ve 9857-203 sayılı
tamimle yayınlanan maki yönetmeliği hükümsüzdür” denilmiş; bu
talimatnamenin 2. maddesinde maki “fakir topraklar üzerinde bulunan kserofil bünyeli, her dem yeşil sert yapraklı ve
boyları en çok üç metreyi geçmeyen ağaççıkların teşkil ettiği bir bitki
formasyonudur” şeklindetanımlanarak,
hangi bitkilerin maki olduğu tek tek sayılmış ve tanım
genişletilmiştir.
Talimatnamenin 3.maddesinde orman
ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makiliklere ait tanım
yapılmış; burada sayılanların orman rejimi dışına çıkarılamayacağı
belirtilmiştir. Örneğin, memleketin ve halkın menfaat, sıhhat ve selametine
yarayacak yerler, 23.maddesi gereğince arazi kayması veya yağmurlarla
yıkanma tehlikesine maruz yerlerdeki maki ve fundalar…
Talimatnamenin 5.maddesinde “üzerinde
orman ağacı ve bitişiğindeki ormanların devamı şeklinde bulunan maki ve
funda ile örtülü yerler orman muhafaza karakteri taşımaları dolayısıyla
orman rejimi dışına çıkarılamaz” denilmiş; 6.maddesinde ise; “funda ve
makilerle örtülü bir sahada:
A-Hangi derecede olursa olsun toprak
erozyonu varsa (tabaka, oluk, yarıntı) toprağı uzvi kısmı kısmen veya
tamamen yıkanmışça;
B-Toprak aşınması müşahede edilmese dahi
erozyon potansiyeli bakımından tehlike ve zarar vukuu melhuz ise;
C-Toprak sığ ve arazide kayma tehlikesi
mevcut ise de,
D- Arazi %12 den fazla meyile
haizse, bu kabil sahalar toprak muhafaza karakteri taşır ve orman dışına çıkarılamaz”
düzenlemesi getirilmiştir.
Talimatnamenin 7.maddesinde “bir sahanın
erozyon potansiyeli; funda ve maki formasyonu bozulup tahsis edilmesi
halinde o saha dâhilinde vukua gelmesi varit görülen toprak aşınması ile
aynı akar ve bakar dâhilinde bulunan arazinin su taşkınlarından ve teressübattan göreceği zarara göre tetkik ve mütalaa
olunur.”
9. maddesinde “Toprakların muhafazası
maksadıyla sahanın erozyon potansiyelinin mütalaasında gerekli tetkik
yalnız funda ve maki ile örtülü sahaya inhisar ettirilmeyip, suların
tanzimi ve sel zararlarının önlenmesi bakımından arazinin jeolojik, klimotolojik, topoğrafik ve edafik faktörleri de göz önünde tutulur.”
“Tespit Komisyonları, Sınırların Tespiti
Sınır İşaretleri ve Bakımı” başlıklı 10.maddesinde; “funda ve maki
sahalarının tespiti işi umum müdürlükçe başmüdürlük merkezlerinde
vazifelendirilen, biri tercihan toprak muhafazasında yetişmiş üç yüksek
orman mühendisinden müteşekkil komisyonlar marifetiyle yapılır. Komisyon
reisini Orman Umum Müdürlüğü tespit eder. Zaruret halinde bu elamanlardan
biri mühendis yardımcısı da olabilir. Mahalli Bölge şefi ve bölümün sorman
muhafaza memuru müşahit sıfatıyla mıntıkada çalışan komisyonlara intibak
ederler…” Denilmiştir.
Bu Talimatnamenin 11.maddesinde ; “Orman
sayılmayan funda ve maki sahalarının tespitinde hudutlar:
A- Mümkün olduğu kadar sabit notlara
istinat ettirilir.
B- Tahdit görmemişise,1/25.000 mikyaslı haritaları
bulunmayan sahalarda da aynı şekilde ölçüye istinat ettirilir.
C- Tahdit görmemiş 1/25.000 mikyaslı
haritaları bulunan sahalarda ise arazi üzerinde tespit olunan noktalar
harita üzerinde işaretlenmek ve bu noktalar arasını birleştirmek suretiyle
tespit olunur.”,
12. maddesinde de “Orman rejimine giren
funda ve maki sahalarının hudutları, işin sürati bakımından arazi üzerinde
tespit olunan noktaların 1/25.000 mikyaslı haritalar ve katî amenajman
haritaları ve bu haritalar bulunmadığı takdirde birinci devre amenajman
haritaları üzerinde işaretlenmesi ve bu noktalar arasının birleştirilmesi
suretiyle tayin olunur” düzenlemesine yer verilmiştir.
Orman niteliğini kaybetme nedeniyle orman
dışına çıkarılma kavramı, 1961 Anayasasının 131.maddesinde 1970 yılında
1255 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu hukukumuza girmiş; bu
değişiklikle birlikte 6831 sayılı Kanunda da “bilim ve fen bakımından orman
niteliğini yitirme” kavramı getirilmiş; bu işlemlerin orman kadastro
komisyonlarınca yapılması uygulamasına geçilmiştir.
3/2- 1982 ANAYASASI’NDAN SONRAKİ DÖNEM
3/2.1- Makilerin 1982 Anayasası ve Daha Sonraki Yasal
Düzenlemelerdeki Yeri
Devlete ait ormanların hepsinin devletin
hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu ve özel mülkiyete konu
olamayacağı, Türk Medeni Kanunu’nun 641.maddesi ve 1961 Anayasasının 130 ve
131 maddeleri ile 1982 Anayasasının 169 ve 170. maddelerinde yer alan temel
hükümlerde belirtilmiştir.
Bu duruma göre Devlet ormanlarında kamu
mülkiyeti söz konusu olup, mülkiyet devlete aittir.
Burada sahiplik kavramı üzerinde
durulmalıdır.
1982 Anayasasının 169.maddesinde;“Devlet
ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanununa göre
Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez
ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz” hükmü yer almakta;
maddenin son fıkrasında ise, orman olarak muhafazasında bilim ve fen
bakımından hiçbir yarar görülmeyen yerler, ayrık tutularak orman
sınırlarında daraltma yapılamayacağı belirtilmektedir.
Orman sayılan yerlerde durum açıkken,
orman sayılmayan ya da sonradan orman rejimi dışına çıkarılan yerlerde ise
sahiplik kavramı çok net ortaya konulamamaktadır.
Orman kadastrosu yapılan yerlerde orman
rejimi dışına çıkarılan yerler dayanağını ilgili kanunlarından almakta;
usulünce ilan olunup, kesinleşme süreci gerçekleşmektedir.
Oysa, maki tefrik komisyonlarının yaptığı
tefrik işlemleri uzun süre tartışma konusu olmuş; bu işlemlerin sonraki
orman kadastro çalışmalarında değerlendirilebilecek, değişikliğe
uğrayabilecek bir ön çalışma olduğu, hukuken geçerli olmakla birlikte tek
başına bağlayıcı olmayıp, orman kadastro çalışmaları ile birlikte
değerlendirilmesi gerektiği, yaklaşımı benimsenmiştir. Ancak bu konuda da
görüş ayrılıkları ortaya çıkmış; eldeki içtihadı birleştirme talebine konu
değişik kararlar verilmiştir.
3116 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden
5653 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1950 yılına kadar makilikler orman
sayılmış; 5653 sayılı Kanun ile birlikte bu yerler orman sayılmayan yer
olarak tanımlanmış ve orman sınırları içinde kalan makilik alanlar maki
tefrik komisyonlarınca ormandan tefrik edilerek, bir kısmı tevzi ve temlik
edilerek tapuya bağlanmış; bir kısmı ise tapuya bağlanmamıştır.1956
tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanunun 1.maddesinin (j) bendi ile
bir ayrıma gidilerek orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan
makiliklerin orman sayılacağı düzenlemesi getirilmiştir. Bugün için bu
yasal düzenlemenin esas alınacağı belirgindir.
Tartışma konusu, 03.04.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5653 sayılı Kanun ile
08.09.1956 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Kanun arasındaki dönemde,
makiliklerin orman sayılmaması nedeniyle yönetmelikle görevlendirilen maki
tefrik komisyonlarınca maki tespit işlemine konu olan yerlerin hukuki
durumudur.
3116 sayılı ilk Orman Kanunundan
başlayarak bu güne kadarki orman mevzuatını düzenleyen bütün kanunlarda
orman kadastrosunun orman kadastro komisyonlarınca yapılacağı öngörülmüş;
başta Anayasa olmak üzere mevcut tüm mevzuatta kesinleşmiş orman sınırları
içinde kalan yerlerin ancak koşulları varsa Orman Kanunu’nun 2.madde işlemi
ile orman sınırları dışına çıkarılabileceği öngörülmüş; orman sınırları
dışına çıkarılma işlemlerinde yetkili komisyonun orman kadastro komisyonu
olduğu kabul edilmiştir.
Oysa, 5653 sayılı Kanun açıkça makilikleri
orman sayılmayan yer olarak belirlemiş; ancak orman sınırları içinde kalan
makiliklerin ormandan tefrik edileceğine ilişkin bir hükme yer vermemiştir.
Bu nedenle, 1950-1956 tarihleri arasında yapılan maki tefrik işlemleri
hukuken tartışmalı hale gelmiştir.
5653 sayılı Kanun nedeniyle maki olarak
tespit edilen ve 6831 sayılı Kanun gereğince de orman sayılmayan makilik
alanlarda tevzi ve temlik işlemlerinin yapılmış olması ve özel yasalarla
(2510 sayılı İskan Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 3573
sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu, 5658 sayılı Orman Kanununa Ek Kanun
gibi) sınırlı hallere ilişkin olmak üzere tapuya bağlanması durumunda
bunların orman sınırları dışında olduğu yargısal uygulamada kabul
edilmiştir.
Ancak, maki tefrik komisyonlarınca tefrik
edilip de henüz tapuya bağlanmamış yerler ortada mülkiyet yönünden kesinlik
kazanmış bir hukuki durum bulunmadığından 3116 sayılı kanuna göre yapılan
ve kesinleşen orman kadastro sınırları kapsamında kalmaktadır. Sahiplenme
koşullarının buna göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hemen belirtmelidir ki, maki tefrik
komisyonlarının oluşumu ve verdikleri kararların hukuken geçerli
olup-olmaması ayrı bir olgu, bu komisyonlarca verilen kararların
kesinleşmesi ve tapuya bağlanmasa da doğrudan sahiplenme olanağı
getirdiğinin kabul edilip edilmemesi ise ayrı bir olgudur.
6831 sayılı Kanunda değişiklik yapan 1983
tarihli 2896 sayılı Kanunla, orman kadastro komisyonlarının, devlet
ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup ta herhangi bir nedenle
orman sınırları dışında kalmış olan yerlerin kadastrosunun da orman
kadastro komisyonlarınca yapılacağı hükme bağlanmıştır. Böylece esasen
orman sayılan yer niteliğinde olup ta herhangi bir nedenle orman sınırları
dışında kalmış olan yerlerin yeniden orman sınırları içine alınması olanağı
getirilmiştir. Burada herhangi bir sebeple ibaresi daha sonra 1987 yılında
3373 sayılı kanunla yapılan değişiklikle metinden çıkarılmıştır.
Makilik ve orman sahalarının tespiti usulü
ile ilgili yıllar itibariyle birçok yönetmelik çıkarılmıştır.
Son olarak 15.07.2004 tarihli ve 25523
sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 6831 Sayılı Orman Kanununa Göre Orman
Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesinde “Orman kadastro komisyonları, işletme
müdürlüklerinden çalışma alanları ile ilgili; (k)bendi, 5653 sayılı Kanunun
1 inci maddesinin (e) bendi uygulamalarını gösterir, makilik ve orman
sahalarının tespitine ait yönetmelik ile 6831 sayılı Kanunun 1 inci
maddesinin (j) bendi uygulamasını gösteren funda ve makilik sahaların
tespitine ait talimatname gereğince yapılmış tespit ve tefrik ve
parselasyon işlerine ait harita ve tutanakları,..yazı ile ister” hükmü yer
almış; vasıf tayinine esas olacak tanımlar başlıklı 23/o maddesinde;
“Maki ve funda; kserofil bünyeli, herdem yeşil, sert ve çoğu zaman dikenli yapraklı ağaçcıkların teşkil ettiği bitki formasyonudur.
Yurdumuzda makiler; Mersin (Myrtus Communis), Defne (Laurus nobilis), Sandal (Arbutus andrachne), Kocayemiş (Arbutus
unedo), Pırnal Meşesi (Quercus
ilex), Kermes Meşesi (Quercus
coccifera), Katran Ardıcı (Juniperus
oxycedrus), Katır Tırnağı (Spartium
junceum), Kurtbağı (Ligustrum vulgare), Keçiboğan (Calicotome spinosu), Erguvan (Cercissiliquastrum),
Tesbih çalısı (Styrax officinalis), Karaçalı (Paliurus
acueleatus), Herdemtaze
(Ruscus acuelatus),
Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua),
Peruka çalısı (Continus coggygria),
Akçakesme (Phillyrea media),
Geniş Yapraklı Akçekesme (Phillyrea
latifolia), Menengiç (Pistacia terebinthus), Sakız
(Pistacia lenttiscus),
Boyacı sumağı (Rhus cotinus),
Yabani Zeytin - Delici (Olea evropea
var. Oleaster), Kokarçalı
(Anagyris foedita),
Zakkum (Nerium oleander),
Pembe çiçekli Laden (Cistus creticus),
Beyaz çiçekli laden (Cistus salvifolius),
Tüylü Laden (Cistus villiosus),
Badem Yapraklı Ahlat (Pyrus amygdaliformis),
Yabani kuşkonmaz (Asparagus acurtifolius)
ve benzeri bitkiler olarak bulunur.
Funda; ağaç fundası (Erica arborea) ve pembe çiçekli funda (Erica
verticillata), Erica
cinsi bitkilerdir.”
Şeklinde tanımlama getirilmiş;
23/p maddesinde de “Orman ve Toprak Muhafaza Karakteri;
üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan
zararlı akışları, toprak erozyonunu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi
bulunan ve eğimi yüzde on iki den fazla olan yerlerdir” denilmiştir.
“Makilik ve Yabani Zeytinlik
Sahalarda Orman Kadastrosu” başlıklı 31.maddede;
“Orman kadastro
komisyonlarınca;
a) Evvelce makiye tefrik edilen fakat tevzii yapılmayan sahalarla 6831
sayılı Kanunun 1 inci maddesine giren ancak istisna bendlerine
girmeyen ormanlık alanlar,
Devlet ormanı olarak sınırlandırılır.
b) Evvelce makiye tefrik edilip, çiftçiyi topraklandırma ve iskân
mevzuatına göre tevzii yapılan, temlik kararı verilmiş ve tapuya bağlanmış
sahalar içinde kalan ve yüzölçümü bir bütün olarak üç hektardan büyük
ormanlık alanlar,
Özel orman olarak sınırlandırılır.
c) 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması
Hakkında Kanun ile bu Kanunu değiştiren 6777 sayılı Kanuna göre Devlet
ormanlarından tefrik edilmiş zeytinlik, sakızlık ve harnupluk sahalar için
tevzi işlemleri yapılmamış ise Devlet ormanı olarak, çiftçiyi
topraklandırma ve iskân mevzuatına göre tevzi yapılan, temlik kararı
verilmiş ve tapuya bağlanmış sahalar içinde kalan ve yüzölçümü bir bütün
olarak üç hektardan büyük olanlar ise özel orman olarak sınırlandırılır.
d) Evvelce makiye tefrik edilip, çiftçiyi topraklandırma ve iskân
mevzuatına göre tevzii yapılan, temlik kararı verilmiş ve tapuya bağlanmış
sahalar içinde kalan ve yüzölçümü bir bütün olarak üç hektardan küçük
ormanlık alanlar ile delicelik sahaların tespiti, tevzii, temlik ve tapuya
tescil işlemleri, o günkü mevzuata göre yapılmış ve tahsis amacına uygun
olarak kullanıyor ise bu sahalar orman sınırları dışarısında bırakılır.”
Düzenlemesi yapılmıştır.
“Orman Niteliğinin Devamı”
başlıklı 34.maddede;
“6831 sayılı Kanunun 1 inci
maddesine göre, orman sayılan yerlerdeki; Yanan orman alanları, muhafaza
ormanları, milli park alanları, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları
ile izin ve irtifak hakkı tesis edilen ormanlık alanlar, orman olarak
kamulaştırılan ve 6831 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi ile orman rejimi içine
alınan yerler ile,
a) 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi,
b) 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı
kanunlarla değişik 2 nci maddesinin birinci
fıkrasının (B) bendi,
uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan, ancak fiilen orman
olduğu Genel Müdürlükçe tespit edilen ve Maliye Bakanlığınca Genel
Müdürlüğe tahsis edilen yerler, orman sayılan yerlerden olma niteliklerini
korurlar” denilmiş;
“Bilim ve Fen Bakımından
Orman Niteliğinin Tam Olarak Kaybolması” başlıklı 35.maddede ;
“31/12/1981 tarihinden önce üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları
bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve ekonomisi yönünden orman
kurulmasında yarar olmayan yerler bilim ve fen bakımından orman niteliğini
tam olarak kaybetmiş sayılır” denilmiştir.
3/2.2-Makilerle İlgili Yasal
Düzenlemelerin Değerlendirilmesi ve Yargısal Uygulama
Açıklanan düzenlemeler ortaya koymaktadır ki, makiye ayırma işlemine
konu olan yerler, daha sonra orman kadastrosu kapsamında ve açıklanan
ölçüler dâhilinde yeniden değerlendirmeye tabi tutulmuş ve yukarıda
açıklanan koşullarda orman içine alınan ya da orman dışına çıkarılanlar
olmuştur.
Öyle ise, 3116 sayılı Orman Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde
orman kadastro komisyonlarınca yapılarak kesinleşen ve tapuya tescil edilmeyen
orman tahdidi alanlarında, sonradan maki tefrik komisyonlarınca
<makilik> olarak belirlenen yerlerin, daha sonra yapılan orman
kadastro çalışmaları ile orman sayılan yer kapsamında kabulü de
olanaklıdır. Yani maki tefrik komisyonlarınca yapılmış geçerli bir
belirleme işlemi olsa dahi bu işlemler tek başına orman dışına çıkarma
anlamına gelmediğinden, hukuksal durumları belirgin değildir.
Nitekim, 22.03.1996 gün ve 1993/5-1996/1 sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararında da;
“3116 sayılı Orman Kanunu’nun 5653 sayılı Kanunla değişik 1/e
maddesine göre çıkartılan, Makilik Ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde
Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik ile bu yönetmelik uyarınca kurulan
maki tefrik komisyonları yasal olup, yaptıkları işlemler de geçerli olduğu,
orman sınırlandırması kapsamında iken söz konusu komisyonlar tarafından
makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında, özel kanunlar
gereğince oluşturulan tapulara değer verilmesi gerektiği” kabul edilmiştir.
Burada varılan sonuç geniş yoruma tabi tutulamayacak kadar açık
olup, sadece makilik alan olarak komisyonca belirlenen yerler hakkında özel
kanunlar (2510, 4753, 3573 sayılı kanunlar vs.) gereğince oluşturulan
tapulara değer verilmiş; bu özel kanunlar dışında kalan tapulara ise değer
verilmemiştir. Zilyetlikle kazanma ile ilgili olarak ise, herhangi bir
değerlendirmeye yer verilmemiştir.
Anayasa
Mahkemesinin 1987/31-13 sayılı kararının gerekçesinde ise;
“a)
Orman sınırı dışına çıkartılan alanlardaki tapulu yerler:
aa) Orman sınırı
dışına çıkarılan yerler, o andan başlayarak orman olma niteliğini, orman
olma niteliklerini yitirirler. Bu bakımdan eski, geçersiz tapulara değer
vermek, (devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağını öngören) Anayasanın 169.maddesinin ikinci
fıkrası hükmüne aykırı düşmektedir. Verilen orman değil, orman olmaktan
çıkmış, bir kamu mülküdür...
bb)... orman
sınırı dışına çıkartılan tapulu yerlerin... geçersiz tapu sahibine
verilmesi Anayasanın 170.maddesine aykırıdır.
b) Orman sınırı içinde kalan tapulu
yerler:
... Devlet ormanını ve toprağıyla birlikte
orman sayılan bir yeri, yerleşim, dağıtım yoluyla özel mülkiyete konu
yapmak ya da devretmek Anayasanın yasakladığı hususlardandır. 6831 Sayılı
Kanunun 1.maddesine göre, orman içi bir yere ilişkin olarak sonradan alınan
tapu gibi, orman tahdit edildikten sonra, daha önce alınmış olsa da
hukuksal değerini yitirip, geçersiz duruma düşen kaydı, denetlenen üçüncü
fıkra geçerli kılmakta, kayıtlarda yazılı malikleri hak sahibi saymaktadır.
Sözü edilen fıkra, böylece, 6831 Sayılı Yasanın 2896 ve 3373 sayılı
yasalarla değişik 1.maddesinin (F) ve (G) fıkralarına karşın, hiçbir koşul
aramaksızın, tarım arazisi niteliği bulunmayan, tümüyle orman örtüsüyle
kaplı ve orman sayılan bir yer için ne suretle alınmış olursa olsun
tapuları geçerli sayarak adı yazılı kimse adına tescilini sağlamaktadır.
Anayasanın
169. maddesinin son fıkrasının olanaklı kıldığı durumlar dışında orman
sınırlarında daraltma yapılamaz. Kime olursa olsun, orman içindeki tapulu
yerlerin verilmesi bir tür daraltmadır. Üçüncü fıkranın sınırlama kararı
uyarınca incelenen ibaresi, bu nedenle Anayasanın 169.maddesine aykırıdır.
Orman
sınırı dışına çıkarılsa bile tapu malikine verilemeyecek bir yerin, orman
niteliğini taşırken de verilmemesi gerekir. Yasa koyucu, bu yerleri
geçersiz tapu sahiplerine mutlaka vermek istiyorsa, Anayasanın öngördüğü
sınırlara uygun yeni bir orman tanımı yapmak zorundadır.
Açıklanan
nedenlerle üçüncü fıkradaki “....tapulu yerlerle...” ibaresi iptal
edilmelidir.”
Şeklinde
görüşlere yer verilmiştir.
Görüldüğü
gibi Anayasa Mahkemesi, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan
yerlerdeki tapu kayıtlarına değer verilemeyeceğini kabul ettiği gibi, orman
sınırları dışına çıkartılan yerlere ait tapu kayıtlarına dahi değer
verilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurgulayarak iptal kararı vermiştir.
3/3 –27.01.2009
TARİH VE 27123 SAYILI RESMİ GAZETEDE YAYIMLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİREN TAPU
KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 5831 SAYILI KANUN
5831 Sayılı Kanun’un:
2.maddesi ile; 6831 sayılı Orman Kanununun 7.maddesinde değişiklik yapılarak
birinci fıkrasının sonuna ““Ancak, henüz
orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu
hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonunca
belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır.”cümlesi,
3.maddesi
ile; 6831 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin yedinci fıkrasının birinci
cümlesinden sonra gelmek üzere; “3402
sayılı Kadastro Kanununa göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında
evvelce kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit
edilecek hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü hataları 3402 sayılı Kanunun
4 üncü maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilir. Diğer vasıf ve
mülkiyet değişikliği dışında kalan aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan
yüzölçümü ve fenni hatalar ise kadastro müdürlüğünce mahalli orman
kuruluşuna bildirilir. Bildirim tarihinden itibaren onbeş
günlük süre içerisinde orman kadastro komisyonu görevlendirilir.”cümleleri
eklenmiş;
4.maddesi ile;
6831 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi;
“Amme müesseselerine ait ormanların kadastrosu da bu Kanunun 7 nci maddesi hükümlerine göre yapılır.” şeklinde
değiştirilmiştir.
Yine aynı Kanunun 5.maddesi ile;
6831
sayılı Kanuna Ek Madde 10 eklenmiş; Bu maddede; “Bu Kanunun; 20/6/1973
tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci
maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve
3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin
birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına
çıkarılan yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren
kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.” Hükmüne yer verilmiştir.
Yine aynı Kanunun 8.
ve 9. maddesi ile 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununa
konuyla ilgili olarak aşağıdaki maddeler eklenmiştir.
Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan yerlerin kadastrosu ve tescili
Ek Madde 4 – 6831
sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı,
5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci
maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına
orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate
alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya
kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri
kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle,
bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın
öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.
Bu maddeye göre
yapılacak kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.
Bu maddeye göre
yapılacak kadastro sırasında orman ve Hazine adına orman sınırları dışına
çıkarılan yerlerin sınır nokta ve hatları; orman kadastro tutanakları esas
alınmak suretiyle orman işletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir
orman yüksek mühendisi ya da orman mühendisinin iştirak ettirildiği
kadastro ekibince zemine aplike edilir. Bu çalışmalar sırasında kadastro
veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektiren tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun
tespiti halinde, yukarıda oluşturulan kadastro ekibince teknik mevzuata
uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastro kontrol mühendisi de iştirak
ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenir ve bu zabıt ekip
görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikte imzalanır. Düzeltme
işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatına göre yapılmış ve
bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğ edilmiş sayılır.
Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna
bakılmaksızın Maliye Bakanlığının talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünce fiili kullanım durumları dikkate alınmak suretiyle ifraz
ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu işlemler sırasında, orman ve kadastro
haritalarında tespit edilen fenni hatalar, yukarıdaki üçüncü fıkrada
belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.
Bu madde kapsamındaki
kadastro, ifraz ve tescil işlemleri, 3194 sayılı İmar Kanunu ile 3/7/2005
tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki
kısıtlamalara tabi olmaksızın yapılır.
Kadastro
çalışmalarına başlanılmadan önce, Hazine adına orman sınırları dışına
çıkarılan yerlerin içerisinde özel kanunlarına göre değerlendirilmesi
gereken alanlar bulunup bulunmadığı kadastro müdürlüğünce ilgili kurum ve
kuruluşlarına yazı ile sorulur. İlgili idarelerce 15 gün içerisinde
kadastro müdürlüğüne bilgi verilir. Bu süre içinde cevap verilmediği
takdirde, söz konusu alanların bulunmadığı yönünde cevap verilmiş sayılır.
Bu bilgilere veya ilgili idarelerce zeminde gösterilen sınırlara göre bu
yerler içindeki bu alanların sınırları ölçülerek krokisinde gösterilir ve
beyanlar hanesinde belirtilir.”
3402 sayılı Kanunun
geçici 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
“Geçici Madde 7 - Bu
Kanuna göre yapılacak çalışmalardan önce 6831 sayılı Orman Kanununa göre
başlanan orman kadastrosu, bu Kanunun 4 üncü maddesine göre
sonuçlandırılır.
Geçici Madde 8 - Bu Kanunun yayımı tarihinden
önce yapılan tapulama veya kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan
tapuda kayıtlı taşınmazlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerde ve
çalışma alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle tespit harici bırakılan
alanlarda, daha sonra kesinleşen orman kadastrosu sonucunda orman sınırı
dışında kalan tapulu ve tapusuz taşınmazların 3402 sayılı Kanun hükümleri
gereğince kadastrosu yapılır.”
5831
sayılı Kanun açıkça 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun
dönemine ilişkin açık bir düzenleme getirmemiş; makiler hakkında bu döneme
ait yasal boşluk sürdürülmüşse de, kurulda yapılan görüşmeler sırasında
öncelikle 27/01/2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak
aynı tarihte yürürlüğe giren ve 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831
sayılı Orman Yasasına eklenen ek 10.madde hükmü değerlendirilmiştir.
III-
GEREKÇE:
Yukarıda açıklanan
tüm olgu, yasal düzenleme, yargısal uygulama ve uluslar arası sözleşmeler
ile en son yasal düzenlemelerle getirilen hükümler birlikte
değerlendirildiğinde:
Anayasamızın 169.maddesindeki koruma hükümlerine rağmen orman ve
maki alanlarının korunması mümkün olamamaktadır. Bunların korunmasında en
büyük problemlerden birini, yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun
1.maddesinin İ ve J, bentleri ile 2.maddesinin A ve B maddesi
oluşturmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1 Maddesinde “ funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri
taşımayan yerler” orman sayılmamakta; böylece, funda veya makiliklerin
orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp taşımamaları ölçüt alınarak ya
orman rejiminin dışında bırakılmakta veya bu rejim içinde kabul
edilmektedir. Dolayısıyla, orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyıp
taşımadığı usulünce tespit edilecek funda ve makilikler, bu karakterleri
taşıyorlarsa orman tanımı içinde yer alacak; taşımıyorlarsa orman
sayılmayacaklardır.
Aynı kanunun 2. maddesinin (A) maddesine göre tarım alanlarına
dönüştürülmesinde yarar görülen funda ve makiliklerle örtülü yerler orman
sınırları dışına çıkarılacaktır. Orman sınırları dışına çıkarma işlemi ise
sadece 31.12.1981 tarihinden önce orman niteliğini kaybetmiş yerlerle
sınırlandırılmıştır.
Burada önem taşıyan funda ve makiliklerin orman sayılıp sayılmaması
olgusu ise Orman Kanunu’nun 1. maddesine göre tayin edilecektir. 1 maddenin
(J) bendine göre orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve
makilik alanlar orman sayılır. Toprak ve orman muhafaza karakteri taşımayan
funda ve makiliklerin ise orman sınırı dışına çıkarılması mümkündür. Buna
göre; orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanların
orman sayılmayan yer olarak nitelendirilmesi, Orman Kanunu’nun 1. maddesine
ve Anayasanın 169. maddesine göre imkânsızdır.
Yasalarda, maki tefrik komisyonları tarafından yapılan işlemlerin
hukuki niteliği konusunda içtihatlarla bir yol çizilmeye çalışılmış; bunlar
arasında ortaya çıkan görüş ayrılıkları üzerine, ilk önce İçtihadı
Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarih ve 1993/5 E. 1996/1
K.sayılı içtihadı birleştirme kararı ile tapulu taşınmazlar yönünden konu
ele alınmış; şimdi eldeki taleple de tapuya bağlanmamış alanlar yönünden
ortaya çıkan aykırılıklar büyük kurul önüne gelmiştir.
-Eldeki
içtihadı birleştirmenin konusu; Birinci Başkanlık Kurulunun görevlendirme
yazılarında (3116 sayılı Orman Kanunu’nun yürürlükte bulunduğu dönemde
orman kadastro komisyonlarınca yapılarak kesinleşen ve tapuya tescil
edilmeyen orman tahdidi alanlarında, maki tefrik komisyonlarınca “orman
sayılmayan makilik” olarak belirlenen yerlerin imar-ihya- zaman aşımı
yoluyla mülk edinilip edinilemeyeceği) biçiminde belirlenmiştir.
Orman
niteliğini taşımayan makilik alanların öncesi tapulu olsun veya olmasın
niteliğinin ne olması gerektiği, orman sayılıp sayılmayacakları İçtihadı
Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarih ve 1993/5 E. 1996/1 K
sayılı kararı ile belirlenmiştir.
Bilindiği
gibi kesinleşen orman tahdidi içerisinde kalan yerlerin orman niteliği ile
Hazine adına tapuya tescilinin yapılması yasa hükmüdür.
Gerek
3116 sayılı Orman Kanununun 13. maddesine, gerekse 6831 sayılı Orman
Kanununun 11. maddesine göre kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlete ait
ormanlar, tapu dairelerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın Hazine
adına tapuya tescil olunur.
Ancak
kesinleşen orman tahdidi içerisinde kalıp da tapuya orman niteliği ile
tescili gerekirken her nasılsa tescili yapılmayan taşınmazlar da
bulunmaktadır. İşte makiye ayrılan yerlerdeki tapulu-tapusuz ayırımı bundan
kaynaklanmaktadır.
Ancak bu
ayırım orman niteliği taşımayan makiliklerin hukuki durumlarının
belirlenmesinde önem arz etmemektedir.
1996
tarihli İçtihatları Birleştirme Kararı’nda sonuç itibarı ile Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık makiye
ayrılmadan önce Hazine adına orman niteliği ile tapuya kayıtlı yerlerle
ilgili ise de; ortaya koyduğu belirlemeler, öncesi tapulu olsun veya
olmasın tüm orman sayılmayan makiliklerle ilgilidir. Bu durumda, buradaki
irdelemelere değinmekte yarar vardır.
Söz
konusu İçtihatları Birleştirme Kararında maki komisyonlarınca belirlenen
yerlerle ilgili olarak şu irdelemeler yapılmaktadır:
(…İçtihat uyuşmazlığına konu
olan olayda; orman niteliğini taşıyan makilik alanlarla, orman sayılmayan
makilik alanların fennen belirtilmesi görevi
Tarım Bakanlığına verilmiştir. İdare, 5653 sayılı Kanun'dan kaynaklanan
"Belirleme" görevini yönetmelikle düzenleme yaparak yerine
getirmiştir. Bakanlığa verilen görevin yerine getirilmesi yönetmelikle
düzenleme yapılmasını zorunlu kılmıştır. Kanunda belirleme görevinin ne
şekilde yapılacağına dair hüküm olmadığından bu yön idarenin takdirine
bırakılmıştır. Yönetmeliğin dayanağı olmadığına ilişkin görüş, değinilen
nedenlerle yasal dayanaktan yoksun bulunmaktadır. … Makilik alanların
belirlenmesi görevi Tarım Bakanlığına verilmiş olup, Orman Kanunu'nda bu
konuda başka hiçbir hüküm bulunmamaktadır. 3116 sayılı Orman Kanunu'nun
5653 sayılı Kanun'la değişik 5. maddesi ise ormanların sınırlandırılması
ile ilgili hükümleri içermektedir. Kanun'da "orman sayılmadığı"
açıklanan makilik alanların tespiti ayrı bir işlem, "orman
niteliği" taşıyan ormanların sınırlandırılması ise başka bir işlemdir.
İşlemlerin amaçları, nitelikleri ve işlevleri değişiktir.
İçtihat uyuşmazlığı, orman sınırlandırması yapılan
yerlerdeki makilik alanların tespitine ilişkindir. 3116 sayılı Orman
Kanunu'nun 13. maddesi gereğince sınırlandırılması kesinleşen ormanlar
Hazine adına tapuya tescil olunur. 3116 sayılı Kanun'la makilikler de orman
sayıldığı için, bu alanlar da sınırlandırma kapsamına alınmıştır. 5653
sayılı Kanun, istisnalar ayrık olmak üzere makiliklerin orman sayılmayan
yer olduğunu kabul etmiş, bu değişikliğe uygun olarak orman sayılmayan
makilik alanların tespiti gerekmiştir. Maki komisyonlarının görevi, orman
sayılmayan makilik alanları belirlemekten ibarettir. Orman sayılmayan
makiliklerin tespiti yeni orman tanımına göre tapu sicilinde düzeltme
yapılması niteliğindedir. Bu düzeltme sonucu "orman niteliği ile
Hazine adına tescil" edilen taşınmaz, orman sayılmayan makilik alan
olarak tespit edilmekle "özel mülk olarak Hazine adına tapuya
tescil" edilecek, taşınmazın sadece tapudaki niteliği değişecektir.
Böylece tespit işlemi ile Hazine adına tapulu olan taşınmaz tapusuz hale
dönüşmeyecektir.
…….Bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam
olarak kaybetmiş ve tarım arazisi veya yerleşim yeri olarak kullanılmasında
yarar olan ormanların, orman dışına çıkarılabileceği hükmü, gerek Anayasa'da
ve gerekse 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinde yer almıştır. Orman
dışına çıkarılan yerin öncesi orman olduğundan, orman kavramına
"yerleri de" dâhildir. Bitki örtüsünün kaldırılmış olması, o
yerin orman rejimi dışına kendiliğinden çıkmasını gerektirmez. Anayasa ve
Yasa'da öngörülen şartların oluşması halinde orman tahdit komisyonları
tarafından orman dışına çıkarma işlemleri yapılmaktadır.)
Bu
açıklamalardan da anlaşılacağı gibi maki tespit komisyonlarının işlemi
sonucu orman niteliğini kaybetmiş yerler özel mülkiyete konu olabilecek yer
haline gelmektedir.
Bu gibi yerlerden öncesi tapulu
olanlarla ilgili uyuşmazlık, yukarıda açıklanan 1996 tarihli İçtihatları
Birleştirme Kararı ile çözümlenmiştir.
-Eldeki içtihadı birleştirme talebinin
konusu ise; tapuya bağlanmamış yerlerle ilgili olup; öncesi orman niteliği
ile Hazine adına tapuya tescil edilmesi gerekirken, bu tescil yapılmamış
yerlerin tapusuz sayılıp sayılmayacağı, bunun sonucu olarak da imar-ihya ve
zamanaşımı ile kazanılıp kazanılamayacağıdır.
Yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere, ormanların bu vasıfla
Hazine adına tescil edilmesi yasa gereğidir. Orman olarak tespit ve tescil
görmüşken, daha sonra yine yasa gereği Orman Kanunu’nun 2/B maddesi
gereğince orman sınırları dışına çıkarılan alanlar, orman rejimi dışına
çıkarılmıştır.
Koruma makiliği dışındaki makilerle ilgili hukuksal durum ise bu
kadar belirgin değildir.
Bu durumda bu tür taşınmazların tapulu
sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerekmekte ise de içtihadı birleştirme
görüşmelerinde, konunun öncelikle 27.01.2009 tarihli Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren “5831 sayılı Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik yapılmasına Dair Kanun”un getirdiği yasal düzenleme doğrultusunda
ele alınması ve inceleme yapılması kabul edildiğinden, yukarıda belirtilen
hususun incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Konuya ilişkin, 27/01/2009 tarihinde
Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı
Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasasına eklenen ek 10.maddesinde;
“Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744
sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile
23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı
Kanunla değişik 2 nci maddesinin birinci
fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan
yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı
zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.” hükmü getirilmiş; kanun
koyucu, orman tahdidi içinde yer alıp ta orman tahdit komisyonlarınca
sonradan Orman Kanunu’nun 2.maddesinin B bendi kapsamında orman dışına
çıkarılan alanların dahi zilyetlikle kazanılmalarına olanak vermemiş;
açıkça bu yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağını düzenleme altına
almıştır.
5831
sayılı Kanunun 4. ve 5.maddelerinin tasarıda 5. ve 6.madde altında
açıklanan gerekçesinde;
“Madde
5- 3402 sayılı Kadastro
Kanununun 5304 sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile,
çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman
kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu
ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla
müşterek sınırlarının tayini ve tespitinin bu maddede belirtilen kadastro
ekibi tarafından yapılacağı hüküm altına alındığından, amme müesseselerine
ait ormanların da, Kadastro Kanununda yapılan değişiklik kapsamında kadastrolarının
yapılabilmesi için bu değişiklik yapılmaktadır.
Madde
6- 6831 sayılı Kanunun 2 nci
maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan yerler Hazine adına
çıkarılıp Hazine adına tescil edilmektedir.
Anayasanın
170 inci maddesi de orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin
değerlendirilmesinin kanunla düzenleneceği hükmünü getirerek bu
taşınmazların, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki diğer taşınmazlardan
farklı bir statüye tabi olmasını benimsemiştir.
Devletin
hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların 4721 sayılı Türk Medeni
Kanununun 713 üncü maddesi uyarınca kazandırıcı zamanaşımı ile mülk
edinilmesi mümkün iken, Anayasanın 170 inci maddesi hükmü gereği özel
kanunla düzenlenmesi öngörülen 2 nci madde
alanlarının bu niteliği gereği kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyetinin elde
edilmesi mümkün olmayacağı halde, Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine
dayanarak tescil talebi ile davaların açıldığı bilinmektedir.
Orman
sınırları dışına çıkarılan bu yerlerin Hazine adına tescil edilmesi yasal
zorunluluk olmakla beraber, teknik ve mali zorluklar nedeniyle kısmen
tescil sağlanmıştır. Ayrıca bu alanlarda orman kadastrosundan önce oluşmuş
tapular da bulunduğundan bu tapuların iptali üzerine ancak tescil
sağlanabileceğinden tescil işlemleri tamamen ikmal edilememiştir.
Bu
nedenle; 1974 yılından beri orman dışına çıkarılan bu alanlarda, çıkarma
tarihinden itibaren Türk Medeni Kanunundaki kazandırıcı zamanaşımı süreleri
dolan yerler için mahkemelerce zilyedi adına tescile dair kararlar
verilmektedir.
Bu
alanların Anayasa ve 6831 sayılı
Kanuna uygun değerlendirilebilmesini sağlamak, ayrıca ormanların işgalinin
özendirilmesini önlemek için bu düzenleme yapılmıştır.”
açıklamalarına yer verilmiştir.
Gerek Kanun metni, gerek gerekçesi
birlikte ele alındığında bu yasal düzenlemenin amacı “çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre
orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu
ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla
müşterek sınırlarının tayini ve tespitinin bu maddede belirtilen kadastro
ekibi tarafından yapılacağı hüküm altına alındığından, amme müesseselerine
ait ormanların da, Kadastro Kanununda yapılan değişiklik kapsamında
kadastrolarının yapılabilmesi” ve sonuçta “Bu alanların Anayasa ve 6831 sayılı Kanuna uygun
değerlendirilebilmesini sağlamak, ayrıca ormanların işgalinin
özendirilmesini önlemek” şeklinde ortaya konulmuştur.
Anılan
kanun hükmü ile varılmak istenen sonucun, Anayasa ve 6831 sayılı Kanuna
uygun değerlendirme ile ormanların işgalinin özendirilmesinin önlenmesi
amacıyla, orman sayılmayan yer haline gelen taşınmazların bu niteliklerini
kaybettikleri tarihten itibaren imar ihya ve zamanaşımı yolu ile
kazanılmasının ortadan kaldırılması olduğu,anlaşılmaktadır. Böylece, öncesi orman iken orman sayılmayan yer
haline gelen alanların dahi zilyetlikle kazanılması yolu kapatılmışken,
koruma makiliği olmamakla birlikte, maki tefrik komisyonlarınca orman
sayılmayan makilik alan olarak tespit edilen yerlerin yasa karşısındaki
durumu da bu çerçevede ele alınmalıdır.
Bu nedenledir ki, Kanunun lafzı ve
ortaya konulan amacı da gözetilerek, anılan bu hükmün koruma makiliği
dışında kalan makilik alanlar yönünden uygulanıp uygulanamayacağı işin
esasına girilmeden evvel, ele alınarak, değerlendirilmiştir. Bu
değerlendirmede; Kanunun bu hükmünün; kamu düzenine ilişkin olması yanında,
eldeki uyuşmazlığa konu koruma makiliği dışındaki makilik alanlarla ilgili
işlemlerin sadece tespitle sınırlı olmakla beraber 1996 tarihli İçtihatı Birleştirme Kararına göre orman sayılmayan yer
niteliğinde olduğundan bu yerlere de uygulanacağı oy birliği ile
benimsenmiştir.
Sonuç itibariyle,söz konusu
yasal düzenleme yönünden yapılan incelenmede;
5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen Ek 10.
maddede ( Bu Kanununun 20.6.1973 tarihli ve 1744 sayılı kanunla değişik 2.
maddesi ile 23.9.1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5.6.1986 tarihli ve
3302 sayılı Kanunla değişik 2 inci maddesinin birinci fıkrasının “B” bendi
uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler, çıkarma işleminin
kesinleştiği tarihten itibaren zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez) hükmü
getirildiğinden, belirtilen hallerde tapusuz taşınmazların zamanaşımı ile
kazanımlarının mümkün olmadığı; Yasada her ne kadar maki tespit
komisyonlarının kararı ile orman niteliğini kaybeden ve makiye ayrılan
yerler ayrıca belirtilmemiş ise de; Genel Kurul görüşmelerinde Yasanın
amacının orman niteliğini kaybeden tüm taşınmazların imar-ihya ve
zamanaşımı yoluyla kazanımını önlemek olduğu, bu durumda öncesi tapuya
kayıtlı olmayan taşınmazların zamanaşımı ile kazanılamayacağı sonucuna
varılmıştır.
Böylelikle, makiye ayrılan yerin öncesi tapulu olduğu takdirde zaten
zamanaşımı ile kazanılamayacağından, tapuya tescil edilmeyen yerlerin
öncesi tapulu kabul edilsin veya edilmesin 5831 sayılı Kanun hükmü dikkate
alındığında bu hususun sonuca etkili olmadığından içtihatların bu değişik
gerekçe ile birleştirilmesine ve bu tür yerlerin zamanaşımı ile
kazanılamayacağına karar verilmiştir.
Açıklanan
durum karşısında; maki tefrik komisyonlarınca maki oldukları tespit
edilmekle birlikte, devamında ormantahdit işleminekonuedilmemişalanların,maki tefrik
komisyonlarınıntespititarihinden itibaren imar-ihya ve
zilyetlikle kazanılmasına olanak bulunmamaktadır.
IV. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan gerekçelerle:
1- 3116
sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen
orman kadastro (tahdit) sınırları içinde bulunan ve 1996/1 sayılı İçtihadı
Birleştirme Kararı ile kabul edilen konunun bu içtihadı birleştirmenin
kapsamı dışında olduğuna, aynı yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen,
ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116
sayılı Yasa hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir
tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro
(tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına,
2-
27/01/2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe
giren 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasasına eklenen
ek 10.madde hükmünün maki tespit komisyonlarınca 5653 sayılı Yasa uyarınca
maki olarak tespit edilen yerlere de uygulanması gerektiğine ve bunun
sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren imar, ihya ve
zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığına”
30.04.2010 tarihinde yapılan ilk toplantıda
oybirliği ile karar verildi.
|