|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2008/102
Karar Sayısı : 2010/14
Karar Günü : 21.1.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Manavgat 1. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi
Sıfatıyla) Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun 181. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…davacının…” ve
“…davalının…” sözcüklerinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Bakılmakta olan boşanma davasında itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Bilindiği gibi
gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade ehliyeti
ölümle sona erer. Bu nedenle ölmüş olan kişinin taraf ehliyeti yoktur.(MK
28/1. md.) İstisnalar dışında yalnız öleni ilgilendiren yani mirasçılara
geçmeyen haklara ilişkin davalarda tarafın ölümü ile dava konusuz kalır. Bu
davalarda ölenin mirasçılarına karşı veya (mirasçıları tarafından) davaya
devam edilmesine hukuken imkan yoktur. Bu
istisnalardan biri MK 181/2. maddesinde düzenlenmiştir.
Eski Medeni
Kanunumuzda (md.146/2) Boşanan karı koca birbirinin kanuni mirasçısı olamaz
ve evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan önce yapılmış ölüme bağlı bir
tasarruf ile temin olunan menfaatlerini zayi eder hükmü yer almakta idi.
Hükümet
gerekçesinde de belirtildiği gibi yeni Medeni Kanun 181. maddesi önceki
metnin birinci fıkrasını almış olmakla birlikte ölüme bağlı tasarruflar
açısından daha farklı bir ifadeye yer vermiştir. Aslında yenilik MK 181.
maddenin ikinci fıkrasında olup 181/2. madde ile boşanma davası devam
ederken davacı eşin ölümü halinde, davalının buna rağmen mirasçı olabilmesi
belli koşullar altında engellenebilmektedir. Buna göre ölen davacının mirasçılarından
herhangi birisinin davayı devam ettirmesi ve davalının kusurlu olduğunun
sabit olması halinde, davalı eş birinci fıkra hükmünde olduğu gibi davacıya
mirasçı olamayacaktır. Davacı eşin ölümü halinde evlilik kendiliğinden son
bulur. Bu nedenle davacının ölümüne rağmen mirasçılarından birisinin devam
ettirdiği bu dava eşlerin boşanmasına yönelik olmayacak boşanmada sadece
davalının kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Davacının mirasçılarına
bu hak tanınmamış olunsa idi özellikle zina, hayata kast, pek kötü
davranış, haysiyetsiz yaşam sürme sebeplerinden biriyle açılan boşanma
davasında, davacının ölümü halinde bu eylemlerde bulunan kusurlu davalı
eşin buna rağmen mirasçı olabilmesi konusunda haksız ve adaletsiz
sonuçların doğması gündeme gelebilecekti. İşte haksız durumlardan önlenmesi
amacıyla maddenin (itirazımıza konu) MK 181/2. maddesi ihdas edilmiştir. Bu
madde ile kısaca kusurlu eşin mirastan faydalanmasının önüne geçilmek
istenmiştir.
Madde metninden ve
hükümet gerekçesinden de anlaşılacağı üzere boşanma davasında sadece davacının
ölümü halinde ve sadece
davacının mirasçılarına MK 181/2. maddesi uyarınca kusur tespiti
için davayı takip hakkı tanınmıştır. Davalının ölümü halinde davalının
mirasçılarına bu hak tanınmamıştır. Davalının mirasçılarına bu hakkın
tanınmamış olması nedeniyle madde metninin Anayasanın eşitlik konusunu
düzenleyen l0.maddesi ile hak arama hürriyetini düzenleyen 36.maddesine
aykırı olduğu kanaatine varılmıştır. Zira davacının mirasçılarına tanınan bir
hakkın davalının mirasçılarına
tanınmamış olması eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi hak arama
hürriyetinin de kısıtlanması hatta bütünüyle engellenmesi anlamına gelir.
Nitekim kanun koyucu benzer nitelikte bir düzenleme olan Türk Medeni Kanunu
159.maddesinde bu hakkı her iki taraf mirasçılarına da tanımıştır. Butlan
davasında tanınan bu hakkın boşanma davası için tanınmaması hak arama
hürriyetinin kısıtlanması anlamına gelir.
Kanun koyucu belki
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) ilgili usul hükümlerini nazara
alarak ve usul bütünlüğünü bozmamak için davalı mirasçılarına davayı takip
hakkı tanımamış olabilir. Bu akla gelen başlıca usul kuralları davanın
müracaata bırakılması ve feragat halidir.
HUMK 409.
maddesinde davacı davaya gelmediğinde veya gelip te
davaya devam etmek istemediğinde dosya işlemden kaldırılacaktır. İleride
davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinde ise davalı (mirasçıları)
yönünden zaten MK 181/2. maddesinin zaten gündeme gelmesi mümkün değildir.
HUMK 91.vd maddelerinde düzenlenen feragat ise tıpkı HUMK 409.
maddesi davayı sona erdiren bir usul işlemidir. Bu sebeple davacı taraf
davasından feragat ettiğinde başkaca herhangi bir hususun araştırılmasına
gerek kalmaksızın davanın reddine karar vermek gerekir. Yani feragat için
davalının bunu kabul etmesine gerek olmaksızın dava reddedilir. Çünkü
feragat kabule bağlı değildir.
İşte bir boşanma
davasında davasını açıp tek taraflı olarak davadan feragat ederek davayı redle sonuçlandırabilme yetkisi sadece davacıya
tanındığı için ve bu usul kuralını da nazara alarak kanun koyucu MK
181/2.maddesinde sadece davacı mirasçılarına davayı takip edebilme hakkı
tanımış olabilir. Başka bir ifade ile boşanma davası devam ederken
davalının ölümü halinde kusurun tespiti için davalı mirasçılarına da davaya
devam edebilme hakkı tanınmış olsa idi davacı davadan feragat ettiğinde
dava zaten o anda redle sonuçlanabilecek ve
dolayısıyla davalı mirasçılarının davaya devam hakkı davacı tarafından
engellenebilecekti. Kanun koyucu böyle bir mülahaza ile davalı
mirasçılarına davaya devam edebilme hakkı tanımamış olabilir. Ancak böyle
olması örneğin zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz yaşam
sürme vs gibi bütünüyle davacının kusurlu olduğu hallerde davalı murisleri
aleyhine çok ağır ve adaletsiz bir sonuç doğurur. Bu eşitsizliğin önüne
geçilebilmesi için davacının feragati halinde bile davalı mirasçılarına
davayı takip hakkı tanıyan bir hüküm tıpkı MK 159.maddede olduğu gibi yasa
metnine konularak bu haksızlığın önüne geçilebilirdi.
MK
510/II. maddesi uyarınca (eğer davacının kusurlu olduğu düşüncesini taşıyor
ise) davalının belirtilen düşüncelerle boşanma davasının devamı sırasında
sadece davacının ölümü halinde ve sadece davacı mirasçılarına davaya devam
ederek davalının kusurunu ispatlayabilme halini düzenleyen, bu hakkı
davalının ölümü halinde davalı mirasçılarına tanımayan MK 181/2. maddesi
Anayasamızın 10 ve 36.maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılmış, yüksek
mahkemeye bu hususta itiraz davası açılmasına, 2949 Sayılı Yasanın 28.
maddesi uyarınca başvurunun eldeki boşanma davası için bekletici mesele
yapılmasına karar verme zarureti doğmuştur.
Somut davayı davacı kadın açmış, ancak daha sonra
müracaata bırakmış, davasını takip etmemiştir. Ne varki
yargılama aşamasında bu defa davalı
koca davayı takip etmiş boşanma iradesini açıklamış, ancak davacıya
yenileme talebinin tebligatı yapılamadığı için dava sürüncemede kalmış ve
bu süreçte davalı koca vefat etmiştir. Başka bir anlatımla davalı yargılama
sırasında boşanma iradesini açıklamıştır. Esasen davacı kadın nafaka da
istemediği için yargılama aşamasında boşanmanın koşulları da oluşmuştur. Ne
var ki MK l81/2. maddesindeki hak sadece davacı mirasçılarına tanındığından
eldeki somut davada (sağlığında
boşanma iradesini açıklamış olmasına rağmen davalı kocanın) mirasçılarına davaya
devam hakkı tanınmamış olmasının eşitlik ve hak arama hürriyetinin çok
ciddi bir biçimde ihlali sonucunu doğurduğu kanaatine varılmıştır.
SONUÇ VE İSTEM:
Yukarıda
arz ve izah edilen nedenlerle 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu 181/2.
maddesinde yer alan “Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından
birisinin davaya devam etmesi ve davalının
kusurunun ispatlanması halinde de yukarıdaki fıkra hükmü
uygulanır” şeklindeki fıkra metninde yer alan “…davacının” ve “…davalının” kelimelerinin Anayasamızın 10 ve
36. maddelerine aykırı olduğu mahkememizce düşünülmekte olup bu sebeple İPTALİNE karar verilmesi hususunda
takdir ve gereği saygıyla arz olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun
itiraz konusu sözcükleri de içeren 181. maddesi şöyledir:
“Madde 181- Boşanan
eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan
önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları,
aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
Boşanma davası
devam ederken, ölen davacının
mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra
hükmü uygulanır.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında
Anayasa’nın 10. ve 36.maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, 27.11.2008 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
İtiraz konusu kural
ile boşanma davası devam ederken davacının ölmesi üzerine, ölen davacının
mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun
ispatlanması halinde davalı eşin, ölen davacı eşin mirasçısı olamayacağı ve
aksi ölüme bağlı tasarruftan anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufla
kendisine sağlanan hakları kaybedeceği hükme bağlanmıştır. Davacı eşin
ölümü halinde evlilik kendiliğinden son bulur. Bu nedenle davacının ölümüne
rağmen, davacının mirasçılarından birinin devam ettirdiği bu davada,
eşlerin boşanması değil, boşanmada davalının kusurlu olup olmadığı karara
bağlanacaktır.
Madde
gerekçesinde özellikle zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz
hayat sürme gibi sebeplerle açılan boşanma davalarında, davacının ölümü
halinde, bu eylemlerde bulunan kusurlu davalı eşin buna rağmen mirasçı
olabilmesinin haksız ve adaletsiz sonuçların doğmasına neden olduğu
belirtilerek, itiraz konusu kuralın bu haksız durumların önlenmesi amacıyla
kabul edildiği ifade edilmiştir.
B-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararında, boşanma davası devam ederken davacının ölmesi üzerine, ölen
davacının mirasçılarına, davalının kusurunu ispatlayarak ölen eşin
mirasçısı olmasını önlemek amacıyla tanınan davaya devam etme hakkının,
boşanma davasının devamı sırasında ölen davalının mirasçılarına
tanınmamasının Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 10.
maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde
kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu
belirtilmiştir. Bu ilke, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların
uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını
engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe
aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, mutlak ve eylemli
eşitlik değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü
eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş
olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar
yapılamaz.
İtiraz konusu kuralla
devam eden boşanma davası sırasında ölen davacının mirasçılarına davaya
devam edebilme hakkı tanınmasına rağmen, bu hak, davalının ölmesi halinde
davalının mirasçılarına tanınmamıştır. Madde gerekçesinde özellikle zina,
hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme gibi sebeplerle
açılan boşanma davalarında, davacının ölümü halinde doğabileceği belirtilen
haksız ve adaletsiz sonuçların, bu eylemlere maruz kalan davalının ölümü
halinde de ortaya çıkabileceği kuşkusuzdur. Davacı eşin zina, hayata kast,
pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme gibi fiillerde bulunması
karşısında davalı eşin de ayrı bir boşanma davası ya da karşılık dava açabileceğinde
tereddüt bulunmamakla birlikte, Yasa’nın davacının mirasçılarına tanıdığı
bu haktan davalının mirasçılarının da yararlanabilmeleri için davalıdan
boşanma davası açması beklenemez. Hukuk davalarında, “taraf” olma itibariyle
davacı ya da davalının hukuki durumları aynıdır. İtiraz konusu düzenleme
ile hukuki konumları aynı olan davacı ile davalının mirasçıları arasında
farklı kurallar getirilerek bir taraf lehine ayrıcalık tanınmaktadır.
Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin
birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek yargı mercilerine davacı ve davalı
olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil
yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Kişinin uğradığı bir
haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı
haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,
yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı
mercileri önünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın ön koşulunu
oluşturur.
“Adil
yargılanma hakkı”nın ulusalüstü düzeyde genel
kabul görmüş ölçütleri arasında önemli bir yer tutan “silahların eşitliği”
ilkesi, davanın tarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri
yönünden eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerine
avantaj sağlayacak kurallara yer vermeme esasını içermekte, diğer bir
deyişle davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını
gerekli kılmaktadır.
Bir hukuk davasında
taraf olma durumu nedeniyle hukuki durumları itibariyle eşit oldukları açık
olan davacı ve davalının mirasçıları arasında, boşanma davasına devam
edebilme bakımından farklı düzenlemeler öngörülmesi, davada hakkaniyete
uygun bir dengenin kurulmasına engel teşkil ederek, silahların eşitliği
ilkesinin ihlâline neden olur.
İtiraz
konusu kuralla, boşanma davası sırasında ölen davalının mirasçılarına
davacının mirasçılarına tanınan davaya devam etme hakkı tanınmamaktadır.
Davalının mirasçılarının yargı mercileri önünde dava haklarını
kullanmalarının bu şekilde engellenmesi Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan hak arama özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale
niteliğinde olup, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, itiraz
konusu kural Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR bu
sonuca farklıgerekçeyle katılmıştır.
VI- İPTAL KARARININ
YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının
Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde
Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca
kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden
başlayarak bir yılı geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da
bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa
Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini
tehdit veya kamu yararını ihlâl edici mahiyette görmesi halinde yukarıdaki
fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmiştir.
19.3.1969
günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 14. maddesinin, 23.1.2008 günlü,
5728 sayılı Yasa’nın 327. maddesiyle yeniden düzenlenen birinci fıkrasının
iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici
nitelikte görüldüğünden, yeni yasal düzenleme yapılması amacıyla,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, kararın
Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
A- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk
Medenî Kanunu’nun 181. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “… davacının …”, “… davalının
…”sözcüklerinin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B- İptal edilen sözcüklerin doğuracağı hukuksal boşluk
kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN,
KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE,
21.1.2010 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
FARKLI GEREKÇE
1- İtiraz
konusu 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 181. maddesi;
boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin
davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde, davalının
(sağ kalan eşin) ölen eşin (davacının) mirasından mahrum kalacağını hüküm
altına almaktadır.
2- Ölüm ile boşanma
nedenine konu ailevi sorunlar fiilen son bulur. Davaya devam iradesi ancak
sağlar arasında söz konusu olabilir. Boşanma davasının kesin hüküm haline
gelmesi aşamasına kadar, davacının her an davasından feragat etmesi mümkün
olduğu gibi, davayı sürdürmemek suretiyle boşanma davasının sonuçsuz
kalması da imkân dahilindedir. Ölen davacının bu
iradesinin sonuna kadar değişmeyeceği varsayımından hareketle onun mirasçılarına
davaya devam hakkı verilmesinin hukuki temeli olamayacağı izahtan varestedir.
Sağlararası geçerliliği olabilecek bir davanın
taraflardan birinin (davacının) ölümü sonrasında da devam ettirilmesi
Medeni Kanun’un bu konuda öngördüğü sistematiğe tamamen aykırıdır. Aile
hukuku konusu olan “boşanma”nın bu kuralla “miras
hukuku” alanına taşınması “sosyal fayda” ile telif edilmeye çalışılmaktaysa
da; Anayasa’nın 41.ve 2.
maddelerinin hükümleri dikkate alındığında, bu düzenlemenin Anayasal kabul
görmesi mümkün değildir.
3-
Belirtilen nedenle, Anayasa’ya aykırı düşen 4721 sayılı Medeni Kanun’un
181. maddesinin ikinci fıkrasının tamamen iptal edilerek açılmış olan bir
boşanma davasının bilahare ölen “davacısının” mirasçılarına tanınan davayı
devam ettirme imkânına son verilmesi gerekirken; bu imkânın “davalı”ya da tanınması gerektiği gerekçesiyle iptali
gerektiği yolundaki çoğunluk kararına bu farklı gerekçeyle katılıyorum.
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|