|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2009/29
Karar Sayısı: 2010/66
Karar Günü : 13.5.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :Ankara 1. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 4.7.1934 günlü, 2559 sayılı Polis
Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 24.11.2004 günlü, 5259 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle yeniden düzenlenen 6. maddesinin son fıkrasının, Anayasa’nın 2.
ve 10. maddelerine aykırı olduğu savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Davacının
işletmeciliğini yaptığı işyerinin, işletme izin belgesindeki niteliklere
aykırı olarak faaliyet gösterdiğinin bir yıl içinde beşinci kez tespit
edilmesi nedeniyle Belediye Encümenince verilen idari para cezasının iptali
istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“2709
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde; “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
Devletidir” hükmü yer almış olup; 10. maddesinde ise; “Herkes dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve
idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir.
14/07/1934
tarihli ve 2751 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2559
sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun,
24/11/2004 tarihli ve 5259 sayılı Kanunun 1. maddesi ile yeniden düzenlenen
6. maddesinde; Umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinden;
a) Faaliyetten
geçici olarak men edildiği halde süresinden önce açılan,
b) Açık ve kapalı
bulunacağı saatlere uymayan,
c) Bu Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen yasaklara uymadığı tespit
edilen,
d) Mevzuat
hükümlerine aykırı olarak işletilen,
İş yerlerinin
işletmecilerine beşyüzmilyon Türk Lirası ile birmilyar Türk Lirası arasında idarî para cezası
verilir.
Bu maddede
öngörülen idarî para cezaları, belediye sınırları içinde belediye encümeni,
belediye sınırları dışında il daimi encümeni tarafından verilir. Verilen
idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İdarî
para cezaları 6183 sayılı Anime Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunur.
Bu maddede
belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son uygulanan
para cezası bir kat artırılarak uygulanır, kuralı yer almıştır.
Hukuk devleti,
insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu, adaletli bir hukuk düzeni
kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün eylem ve işlemleri
ile eşitlik ve hakkaniyeti gözeten devlettir. Bu bağlamda, yasa koyucunun
yasal düzenlemeler yaparken takdiri, sınırsız ve keyfi olmayıp hukuk
devleti ilkeleriyle sınırlıdır.
Bunun yanında hukuk
devleti kavramı, kuralların ve müeyyidelerinin net olarak önceden belli
olduğu, dolayısıyla uyulmayan kararların müeyyidelerinin ne olduğunu
insanların önceden bilmesini de ifade eder.
Anayasa Mahkemesi
kararlarında belirtildiği üzere, Anayasa’nın 10. maddesine göre yasaların
uygulanmasında ayrım gözetilmeyecek ve eşitsizliğe yol açılmayacaktır.
Maddede düzenlenen “Eşitlik” ilkesiyle, birbirinin aynı durumda olanlara
aynı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılması engellenmektedir.
Yine Anayasa
Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında eşitlik ilkesi, aynı durumda bulunanlar
için haklarda ve ödevlerde, yasalarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve
sorumluluklarda, fırsatlarda, hizmetlerde eşitliğin sağlanmasını gerektiren
eşit davranma ve ayrım yapmama ilkesi olarak yorumlanmıştır.
Bu bağlamda, 2559
sayılı Yasa’nın 6. maddesi değerlendirilecek olursa;
İlk anda, Kanunda
belirtilen yasaklara uymadığı ve mevzuat hükümlerine aykırı olarak
işletildiği tespit edilen iş yerlerinin işletmecilerinin karşılaşacağı
cezaların belli olduğu izlenimi uyanmaktadır. Nitekim Yasa maddesinde para
cezası ilk uygulamada miktar olarak da bellidir. Ancak yasa koyucu maddede
belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son uygulanan
para cezasının bir kat artırılarak uygulanacağını belirtirken öngörülen
cezanın ve yaptırımın üst sınırını belirtmemiştir. Bu durum ilgililerde
“müeyyidesinin türü ve oranı idarenin keyfine kalmış bir yasa” intibaı
uyandırmaktadır.
Bu olumsuz sonucun
sebebi ve kaynağı ise; Yasa’nın, aynı fiillin bir yıl içinde tekrarı
halinde, öngörülen cezanın ve yaptırımın üst sınırının belirtilmemesidir.
Bu husus, kuralların ve müeyyidelerin önceden belli olup, buna devletin de
uymak zorunda olduğu hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Bu açıklamalar
ışığında söz konusu Yasa maddesinin doğrudan eşitsizlik yaratan bir
düzenlemesi görülmemektedir. Ancak Yasa’nın uygulaması esnasında, yine
Yasa’nın kendinden kaynaklanan sebeplerle eşitsizliğe, ayrımcılığa hatta
kayırmacılığa yol açan sonuçlar doğmaktadır.
Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “Belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin
hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı
olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Yasa kuralı, ilgili
kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar
doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde
düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye
göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri
keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla
yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte
idarede istikrarı da sağlar.
Değişen sosyal,
siyasal ve ekonomik koşullar kimi durumlarda devlet idarelerine bir takım
hakların tanınması gereğini ortaya çıkarmıştır. Gelişen, büyüyen,
çeşitlenen ve çoğalan toplumsal gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin
bir biçimde karşılayabilmek için çağdaş yönetimlerde idareye değişik
alanlarda yaptırım uygulama yetkileri tanınmaktadır.
Bu tür idari
işlemlere karşı yargı yolu açık olmakla birlikte, bu güvencenin uygulama
aşamasından sonra ve ancak itiraz yoluyla ortaya çıkacağı göz önünde
bulundurulduğunda, yasa kurallarının yürürlükte olduğu sürece keyfiliği
ortadan kaldırmaya yeterli olduğu söylenemez. Hukuk kuralları, yargının
yorumuna ihtiyaç göstermeyecek ve uygulayıcılar tarafından anlaşılabilecek
şekilde açık ve belirgin olmak, uygulayıcılara güvence vermek zorundadır.
Bu durumda, 2559
sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 6.
maddesinin son fıkrasında yer alan “Bu maddede belirtilen aynı fiillerin
bir yıl içinde tekrarı halinde, en son uygulanan para cezası bir kat
artırılarak uygulanır.” hükmü, “Belirlilik ve Öngörülebilirlik” niteliği
taşımaması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılık
oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle; mahkememizce bakılmakta olan davada uygulanması gereken 2559
sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunun 6. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bu
maddede belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son
uygulanan para cezası bir kat artırılarak uygulanır.” hükmünün, Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığından; Anayasanın 152.
ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanunun 28. maddeleri uyarınca, itiraz yoluyla iptali istemiyle Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına, 27/02/2009 tarihinde
oybirliğiyle karar verildi.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
4.7.1934 günlü, 2559 sayılı Polis
Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 24.11.2004 günlü, 5259 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle yeniden düzenlenen itiraz konusu kuralı da içeren 6. maddesi
şöyledir:
“Umuma
açık istirahat ve eğlence yerlerinden;
a)
Faaliyetten geçici olarak men edildiği halde süresinden önce açılan,
b)
Açık ve kapalı bulunacağı saatlere uymayan,
c)
Bu Kanunun 12 nci maddesinde belirtilen yasaklara
uymadığı tespit edilen,
d) Mevzuat
hükümlerine aykırı olarak işletilen,
İş
yerlerinin işletmecilerine beşyüzmilyon Türk
Lirası ile birmilyar Türk Lirası arasında idarî
para cezası verilir.
Bu
maddede öngörülen idarî para cezaları, belediye sınırları içinde belediye
encümeni, belediye sınırları dışında il daimi encümeni tarafından verilir.
Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat
Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İdarî
para cezaları 6183 sayılı Âmme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Bu
maddede belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son
uygulanan para cezası bir kat artırılarak uygulanır.”
B-
İlgili Görülen Yasa Kuralı
2559 sayılı Polis
Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 12. maddesi şöyledir:
“Kanunî istisnalar
saklı kalmak üzere, eğlence, oyun, içki ve benzeri amaçlı umuma açık ve
açılması izne bağlı yerlerde onsekiz yaşından
küçükler çalıştırılamaz.
Polis bar, pavyon,
gazino, meyhane gibi içkili yerler ile kıraathane ve oyun oynatılan benzeri
yerlere yanlarında veli ve vasileri olsa bile onsekiz
yaşını doldurmamış küçüklerin girmesini meneder.
Bu
madde hükümlerine aykırı hareket edenler
hakkında 17 nci, işyerleri hakkında da 6 ncı madde hükümlerine göre işlem yapılır.”
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılmalarıyla 7.5.2009 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, yasa koyucunun yasal düzenlemeler yaparken
sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmadığı, takdir yetkisinin hukuk
devleti ilkesiyle sınırlı bulunduğu, hukuk devletinin temel ilkelerinden
olan belirlilik ilkesi gereğince yasal düzenlemelerin kişiler ve idareler
yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerektiği, bu çerçevede
kuralların ve müeyyidelerin belirgin olması, önceden bilinmesi ve eylemlerinin
sonuçlarının ilgililer tarafından makul düzeyde öngörülebilmesi gerektiği,
itiraz konusu kuralda tekerrür halinde öngörülen idari para cezasının üst
sınırının belirli olmadığı, bu hususun hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığı, Yasa’nın uygulanmasının eşitsizliğe, ayrımcılığa ve
kayırmacılığa yol açtığı, belirli ve öngörülebilir nitelik taşımayan itiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 6. maddesinin
birinci fıkrasında hangi hallerde umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin
işletmecilerine idari para cezası verileceği ve bu cezanın alt ve üst
sınırları belirtilmiş, itiraz konusu son fıkrasında da bu maddede
belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en son uygulanan
para cezasının bir kat artırılarak uygulanacağı kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin
temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu
ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik
ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir
kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya
sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu
bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri
öngörebilir ve davranışlarını düzenler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
İtiraz
konusu kuralda 2559 sayılı Yasanın 6. maddesinde öngörülen fiiller
nedeniyle işletmecilere artırımlı para cezası uygulanabilmesi için, “bu
maddede belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrar edilmiş olması”
koşulu aranmış ve bu durumda “en son uygulanan para cezasının bir kat
artırılarak uygulanacağı” belirtilmiştir. Bir başka deyişle, “aynı fiil”in
“bir yıl içinde” tekrarlanması halinde en son uygulanan cezanın “bir kat”
artırılarak uygulanması öngörülmüştür.
Yasa
koyucu, para cezasının artırılarak uygulanabilmesi için gerekli koşulları
ve bu koşulların varlığı durumunda cezanın artırılma şeklini açıkça
belirlediğinden, itiraz konusu kuralın
umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinin işletmecileri bakımından belirli ve öngörülebilir olmadığından söz edilemez.
Yasakoyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza
hukuku alanında düzenleme yaparken Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı
ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma
bağlanacağı konusunda anayasal sınırlar içinde takdir yetkisine sahiptir.
Bu yetki, idari yaptırımlar bakımından da geçerlidir. Bu bağlamda hukuka
aykırı bir eylemin tekrarlanması halinde faile verilecek cezada artırıma
gidilmesi, yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisinin kapsamındadır.
Umuma
açık istirahat ve eğlence yerlerinin 2559 sayılı Yasanın 6. maddesinin
birinci fıkrasında öngörülen kurallara uymamaları ve bu nedenle
işletmecilerinin para cezası ile cezalandırılmalarına rağmen aynı hukuka
aykırı eylemde bulunmaya devam etmeleri, yasa koyucu tarafından daha ağır
bir yaptırıma bağlanmıştır. İlgililerin bilinçli
olarak ve ısrarla tekrarladıkları söz konusu hukuka aykırı eylemleri
gözetildiğinde, Devletin cezalandırma yetkisi bakımından itiraz konusu
kuralda suç ve ceza arasında adil bir dengenin bulunması gereğini esas alan
hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Anayasa’nın
10. maddesinde öngörülen “yasa önünde eşitlik ilkesi”, hukuksal durumları
aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunanlar kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve
uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
Bir
yıl içinde hukuka aykırılığı bir eylemle gerçekleştirenler ile birden çok
eylemle gerçekleştirenler,aynı
hukuki konumda olmadıklarından eylemde bulunma sayısına göre faillerin
farklı kurallara tabi tutulması ve birden çok gerçekleştirilen eylemler
yönünden de eylem sayısına bağlı olarak bir önceki cezanın bir kat
artırılarak uygulanması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra
Ayla PERKTAŞ ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
VI-
SONUÇ
4.7.1934 günlü, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’nun 24.11.2004 günlü, 5259 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden
düzenlenen 6. maddesinin son fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ
ile Engin YILDIRIM’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 13.5.2010
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraza konu 2559
sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun 6.
maddesinin üçüncü fıkrasında, bu maddede belirtilen aynı fiillerin bir yıl
içinde tekrarı halinde, en son uygulanan para cezasının bir kat
arttırılarak uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.
Kuralda, bir yıllık
süre zarfında tekerrürün uygulanması bakımından herhangi bir üst sınır
bulunmadığından; kural ihlâline ilişkin eylem sayısına bağlı olarak, söz
konusu idari para cezası her seferinde bir kat arttırılmak suretiyle
verilecektir.
Hukuk devletinin
alt ilkelerinden birisi olan “ölçülülük ilkesi”, gerek öğreti gerek Anayasa
Mahkemesi kararlarında “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak
üzere üç alt başlıkta incelenmekte olup; davanın somutunda, kural ihlâli
nedeniyle öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında bulunması
gereken orantı şeklinde ifadesini bulan “orantılılık” ilkesinin ele
alınması gerekmektedir. İtiraz konusu kuralda, tekerrür halinde uygulanacak
ceza, en son uygulanan para cezasının bir katı olarak belirlendiğinden, ilk
nazarda tekerrür halinde bir katı ceza verilmesinin orantısız olacağını
söylemek zordur. Ancak, bir yıl içinde tekerrür sayısına bağlı olarak para
cezasının katlamalı olarak artması nedeniyle, tekerrür sayısının çokluğu
durumunda ilk para cezası ile kıyaslanamayacak ölçüde yüksek bir para
cezasının verilmesi mümkün görülmektedir ki davanın somutunda bir ticari
işletme üç ay içinde on kez denetlenmiş ve kuralda 500-1000
TL olan temel idari para cezası 5. tekerrür de 10.400 TL’ye ulaşmıştır. Bu
sonuç, anılan kuralın ölçülü olmadığının çok açık bir göstergesidir. Oysa, hukuk devletinde ceza hukuku alanında olduğu gibi
idari para cezalarına ilişkin düzenlemelerde de, kuralların önleme ve
iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması
gerekir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 17.4.2008 tarih ve E.2005/5,
K.2008/93 sayılı kararıyla; mevzuata aykırı yapılar nedeniyle İmar
Kanunu’nun 42. maddesinde öngörülen idari para cezalarının alt ve üst
sınırı arasında elli kat fark bulunması hali makûl
ve ölçülü olmayan bir genişlik olarak kabul edilerek, anılan kuralın iptali
yoluna gidilmiştir.
İtiraz
konusu kuralda tek sınır “bir yıllık süre” olup, öngörülen katlamalı para
cezası sistemi tekerrürün çokluğuna paralel şekilde, müteakip para
cezalarının çok yüksek miktarlara (teorik olarak yüzlerce, binlerce kat)
ulaşması sonucunu doğurabilecek nitelikte olup; bu yönü itibariyle itiraz
konusu kuralda, tekrarlanan hukuka aykırı eylem ile idari yaptırım arasında
adil bir dengenin bulunduğu, bu nedenle de kuralın ölçülülük ilkesine ve
Anayasa’nın 2. maddesine uyarlı olduğu söylenemez.
Açıklanan
nedenlerle, sözkonusu kuralın iptali gerektiği
kanısına ulaştığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kural
2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun
6. maddesinde belirtilen aynı fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, en
son uygulanan para cezasının bir kat artırılarak uygulanacağını
belirtmektedir. Hukuk devletinin önemli ilkelerinden biri de “ölçülülük”
ilkesidir ve bu ilkenin Anayasa’nın 2. maddesi bağlamında yapılan
denetimlerde dikkate alınması gerekmektedir.
Hukuk devletinde
idari para cezalarına ilişkin düzenlemelerin kuralların önleme ve
iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması
gerektiği Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtilmektedir (örneğin, AYM,
23.03.2004, E: 2001/119, K: 2004/37).Bir başka kararda da, para cezasının alt ve üst sınırı arasındaki
farkın “makul ve ölçülü” bir genişlik içermesi gerektiği vurgulanmıştır
(AYM 17.04. 2008, E: 2005/5, K: 2008/93). Raportör tarafından belirtildiği
üzere “bir yıl içinde tekerrür sayısına bağlı olarak para cezasının
katlamalı olarak artması, tekerrür sayısının çokluğu halinde ilk para cezası
ile kıyaslanamayacak bir tutara ulaşmaktadır”. Nitekim elimizdeki davada
ilk eylem için 650 TL olarak verilen idari para cezasının beşinci eylemde
10.400 TL’ye çıktığı, yani tam 16 kat arttığı görülmüştür.
Tekrarlanan eylem
ile idari yaptırım arasında bir orantısızlık, dengesizlik bulunmaktadır. Bu
nedenle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu
düşüncesindeyim.
Ayrıca, böyle bir
dengesizlik serbest piyasa ekonomisinde işletmelerin varlıklarını
sürdürmelerine önleyecek boyutlara çıkabilir ve bu da özel mülkiyet hakkına
ve girişim özgürlüğüne zarar verebilir. Böyle bir durum Anayasa’nın 48.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal
amaçlara uygun yürümesini, güvenlik
ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır” hükmünün
ihlal edilmesi anlamına da gelir. AYM’nin E:
2002/32, K: 2003/100, 20.11.2003 tarihli kararında bu fıkra ile devletten
beklenenin “özel girişimlerin gelişmesini sağlayacak doğrultuda iktisadi ve
sosyal politikalar uygulamak, özel teşebbüse güvenli çalışma ortamı sunmak”
olduğu vurgulanmıştır. İşletmelerin iktisadi varlığını tehdit eden
orantısız para cezalarının özel teşebbüse güvenli bir çalışma ortamı
sunmadığı gayet açıktır.
İtiraz konusu
kuralın Anayasa’nın 2. ve 48/2. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle
çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Engin
YILDIRIM
|