|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2009/69
Karar Sayısı : 2010/79
Karar Günü : 3.6.2010
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Kadirli 1. Asliye Ceza
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 11.4.1928 günlü, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı
İcrasına Dair Kanun’un 75. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı savıyla
iptali istemidir.
I-
OLAY
İtiraz konusu kural gereğince alınması zorunlu olan
Yüksek Sağlık Şurası raporunun geç gelmesi nedeniyle, sanık hakkında
görülen davanın zaman aşımının dolması üzerine itiraz konusu kuralın
Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtirazın gerekçe bölümü şöyledir:
“…
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen
adil yargılanma hakkı (sanık ve müşteki yönünden) yargılanmanın makul
sürede bitirilmesini de kapsar. Davaya konu olan olayımızda Yüksek Sağlık
Şurası’nın görüşünün alınması zorunludur. Bu nedenle yargılama sırasında
dosya Yüksek Sağlık Şurası’na gönderilerek rapor düzenlenmesi istenilmiş
ancak 19.10.2005 tarihinde gönderilen dosya 08.06.2009 tarihinde
mahkememize ulaşmış olup bu süreç yaklaşık olarak 3 yıl 7 ay 23 güne
tekabül etmektedir. Yüksek Sağlık Şurası’nın mevzuatı gereğince yılda bir
defa toplanması, ülkemizin bütün mahkemelerinden gönderilen dosyaların
sadece bu kurumca değerlendirmesi nedeni ile dosyaların birikmesine neden
olmaktadır. Bunun sonucunda da raporlar geç düzenlenerek yargılama süreci
uzamakta olup dava zamanaşımı dolmaktadır. Mahkememizde bu nitelikteki
diğer dosyaların da aynı şekilde Yüksek Sağlık Şurası’ndan 3, 4 hatta 5 yıl
içerisinde geldiği görülmektedir. Oysa Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre
bilirkişilik kurumu olarak Adli Tıp Kurumu ve mahkemenin doğrudan atadığı
kişilerden de bilirkişi raporu alınması imkanı vardır.
Bu bilirkişilerden ve kurumlardan alınan raporlar daha az sürede verilmekte
ve yargılamanın uzun sürmesine neden olmamaktadır. Yüksek Sağlık Şurası’nın
görüşünün alınması kanun gereğince zorunlu olmasına karşın görüşü mahkemeyi
bağlamamaktadır. Bu nedenle uygulamada genelde Yüksek Sağlık Şurası’nın
raporundan sonra Adli Tıp Kurumu’ndan da rapor alınmaktadır. Bu sonuca göre
Yüksek Sağlık Şurası’nm raporunun alınması
yargılama sürecini uzatmakta ve dava zamanaşımı süresinin dolması nedeni
ile sanık ve müştekinin makul sürede adil yargılanma hakkını
engellemektedir. Doktorların yapmış oldukları görevleri nedeni ile adli
soruşturmalarda 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı
Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. maddesi gereğince Yüksek
Sağlık Şurası’ndan rapor alınmasının zorunlu olması Anayasa’nın 36.
maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına aykırı olduğu görüşü ile
iptali gerekmektedir.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
11.4.1928 günlü, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı
İcrasına Dair Kanun’un 75. maddesi şöyledir:
“Tababet
ve şuabatı sanatlarının icrasından mütevellit ceraimde mahkemelerin muvafık görecekleri muhtebirin rey ve mütalaasına müracaat hakkındaki serbestileri baki kalmak şartiyle
meclisi alii sıhhinin mütalaası istifsar
edilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru
kararında Anayasa’nın 36. maddesine dayanılmış, 138. maddesi ise ilgili
görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımıyla 1.10.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, adil yargılanma hakkının davaların makul sürede
bitirilmesini de kapsadığı, somut olayda itiraz konusu kural nedeniyle
Yüksek Sağlık Şurası (YSŞ) görüşünün alınmasının zorunlu olduğu, YSŞ
görüşünün Mahkemece istenmesinden itibaren 3 yıl 7 ay 23 gün sonra geldiği,
buna bağlı olarak davanın zaman aşımına uğradığı; bütün mahkemelerden gelen
taleplerin belli zamanlarda toplanan bir kurul tarafından
değerlendirilmesinin gecikmelere neden olduğu, oysa Ceza Muhakemesi
Kanunu’na göre Adli Tıp Kurumu ve doğrudan tayin edilen bilirkişilerden
daha kısa sürede rapor alınmasının mümkün olduğu; YSŞ görüşünün mahkemeleri
bağlamadığı, bu nedenle genelde Adli Tıp’tan da rapor temin edildiği ifade
edilerek sanık ve müştekinin makul sürede yargılanma hakkını engelleyen
itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İlk
olarak 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’yla kurulan Yüksek Sağlık
Şurası, 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevlerine Dair Kanun
Hükmünde Kararname’yle Bakanlığın sürekli kurulu olarak yeniden
yapılandırılmıştır. Temelde
Bakanlıkça verilen önemli sağlık konuları hakkında görüş bildirmekle
görevli bulunan YSŞ, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun’un itiraz
konusu hükmüyle tıp mesleklerinin uygulanmasından doğan
cezaî konularda görüş vermekle de görevli ve yetkili kılınmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 63.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik
bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re’sen veya talep üzerine karar verilebileceği, ancak
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözülmesi
olanaklı konularda bilirkişi dinlenemeyeceği belirtilmiştir. Bununla
birlikte Kanun, hangi hallerde bilirkişiye başvurulacağını bazen çok genel
ifadelerle belirtirken, sanığın şuurunun tetkiki, ölünün adli muayenesi,
otopsi, zehirlenme gibi vakıalar bakımından açıkça öngörmüş; bazı özel
kanunlarda da bilirkişiye başvurma mecburiyeti ile bilirkişinin kimliği
veya hangi kurum olduğu açıkça vurgulanmıştır.Bu tür durumlarda mahkemece ancak
belirtilen resmi bilirkişilerin teknik yardımına başvurulabilir. İtiraz
konusu kuralla Şura’ya verilen bu görev de resmî bilirkişilik görevidir.
Ancak, hâkimin yasayla belirlenmiş bilirkişiye başvurma zorunluluğu onun
deliller ve bilirkişi raporu üzerindeki takdir yetkisini ortadan
kaldırmaz.
On
bir üyesi Sağlık Bakanlığınca ülkede sağlık hizmetleri veya eserleri ile
tanınmış kişiler arasından seçilen Şuranın tabii üyeleri Bakanlık
Müsteşarı, Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü, Tedavi Hizmetleri Genel
Müdürü ve I. Hukuk Müşaviridir. Seçilmiş üyelerin görev süresi bir yıldır.
Anayasa’nın 36. maddesinde herkesin, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu;
hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan
kaçınamayacağı belirtilmiştir.
Anayasanın ilgili
görülen 138. maddesine göre Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar;
Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm
verirler.
Bu konuları içeren
AİHS’nin 6. maddesinin birinci fıkrasında;
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai
alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının
makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek
hakkına sahiptir…” denilerek adil yargılanma hakkı tanımlanmıştır.
Hukuk
devleti ilkesinin en önemli gereklerinden olan bireylerin temel haklarının
korunması, diğer unsurları yanında, adil yargılanma hakkının tanınmasını da
içermektedir. Mahkeme önünde adil yargılanma hakkının bireylerce
kullanılabilmesi her şeyden önce kişinin madde kapsamına giren medeni hak
ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar veya cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye müracaat hakkını;
bu hakkın kullanılmasından sonra da davasının makul sürede görülmesini
isteme hakkını içermektedir.
Ceza
davasında amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. İtiraz konusu kuralla,
bu amaca hizmet edecek şekilde 1930’lu yıllarda YSŞ’na
resmi bilirkişilik görevi verilmiştir. Söz konusu
kuralda, mahkemelerin görüşünü alabileceği üniversitelerin tıp fakülteleri,
eğitim veren devlet hastaneleri veya Adli Tıp Kurumu gibi donanımlı tıbbi
kurumlara başvuru olanağının bulunmasına karşın, belirtilen yapısıyla
faaliyet gösteren YSŞ’nın görüşünü almaya
mahkemelerin zorlanması ve söz konusu Kurul’un görüşünün alınması için
belli bir süre de öngörülmemesi davaların gereksiz yere uzamasına neden
olabilecektir. Bu durumun Anayasadaki mahkemelerin bağımsızlığı ve
adil yargılama ilkeleriyle bağdaşmadığı açıktır, kuralın iptali gerekir.
Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ
bu görüşe katılmamıştır.
VI-
SONUÇ
11.4.1928
günlü, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh
KALELİ’nin karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 3.6.2010
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Nuri NECİPOĞLU
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz istemine konu 11.4.1928 günlü, 1219 sayılı
Tababet ve Şuabatı San’atlarının
Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 75. maddesine göre, sağlık mesleği
mensuplarının tedavi görevlerini yerine getirirken, bu görevin yerine getirilmesinden
doğan suçlarının kovuşturulmasında Yüksek Sağlık Şûrası’ndan görüş alınması
gerekli bulunmaktadır.
Yüksek
Sağlık Şûrası’ndan zorunlu görüş alınmasının bir nevi bilirkişilik olduğu,
aynı konuda Adli Tıp Kurumu’nun da bilirkişilik görevi yaptığı, bunun da
uygulamada bir ikiliğe ve davaların uzamasına yol açtığı, dolayısıyla
anılan kuralın bu nedenle Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı düştüğü
öne sürülebilirse de, kanımızca aşağıdaki nedenlerle bu görüşe katılmaya
imkân bulunmamaktadır:
1- Anılan kuralla yasakoyucu, tababet ve şuabatı
sanatlarının icrası dolayısıyla işlenen suçlarda, ülke çapında bir merkezi
kurum (Yüksek Sağlık Şûrası) ihdas ederek, uygulamada belli tıbbi konularda
yeknesaklığı ve prensibe ilişkin hususlarda birliği sağlamayı amaçlamış;
ancak bu Kurumun vereceği görüşün hâkimi (mahkemeyi) bağlayıcı olduğu
yolunda bir düzenleme getirmemiştir. Nitekim uygulamada, Yüksek Sağlık
Şûrası’nın yazılı görüşüne rağmen, hâkim (mahkeme) bunu yeterli görmüyorsa
adli tıbba ya da diğer tıbbi bilirkişilere de başvurabilmekte ve olayın
özüne ilişkin yeterli kanaate hangi görüş ya da rapor nedeniyle ulaşıyorsa,
bunu esas alarak bir hüküm vermektedir. Dolayısıyla, itiraz konusu kuralın
mahkemelerin bağımsızlığını zedeleyici bir yönü bulunmamaktadır.
2-
Bir ön bilirkişilik olarak nitelendirilebilecek olan Yüksek Sağlık
Şûrası’nı düzenleyen dava konusu kural, mahiyeti itibariyle bir ceza
yargılaması kuralı olup; bu kuralla getirilen düzenlemenin de ceza
muhakemesi hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları
başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri göz
önüne alınarak saptanacak ceza yargılaması siyasetine göre belirlenmesi
gerektiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki yerleşmiş
içtihatlarına göre, yasakoyucunun ceza
yargılaması kurallarını belirlemede bir takdir yetkisi olup; suç ve ceza
siyasetinin de bir gereği olarak itiraz konusu kuralı getirmesinde hukuk
devleti ilkesine de aykırı bir yön sözkonusu
değildir.
3- Dava konusu
kuralın, izah edilen mahiyeti itibariyle, yargı yetkisinin kullanılmasında
mahkemeleri ve hâkimleri baskı altına alıcı, onları serbest vicdan ve
kanaatlerini ortaya koymaktan alıkoyucu bir yönünün olmadığına da ayrıca
işaret etmek gerekir.
4- Kural, yine aynı
nedenlerle adil yargılanma ilkesini de ihlâl etmemekte; bilakis bu ilkenin
gerçekleşmesine yapıcı bir katkıda bulunmaktadır.
Açıklanan
gerekçelerle, kuralın Anayasa’nın 2., 36. ve 138.
maddelerine aykırı bir yönünün olmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği
vicdani kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun iptale ilişkin kararına
katılmıyoruz.
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
|