|
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2009/9298
Karar
No: 2010/11001
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi:
Bucak Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Tarihi:
19/12/2006
Numarası:
Esas No: 2006/374Karar No: 2006/363
Davacı:
Aslı Ferda Çalışkan
Davalı:
Maksut Çalışkan
Dava Türü:
Boşanma
Temyiz Eden:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Ferda Çalışkan tarafından 12/10/2006 tarihinde eşi
Maksut Çalışkan aleyhine açılan boşanma davasında tarafların mahkeme önünde
anlaştıklarını beyan etmeleri üzerine davanın kabulüne karar verildiği ve
hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Türk
Medeni Kanununun l66/3. maddesinde, evlilik en az bir yıl sürmüş ise
eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi
halinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağı öngörülmüştür.
Dosyada
mevcut nüfus kaydından, tarafların 11/12/2005
tarihinde evlendikleri anlaşılmış olup, dava tarihine göre henüz bir yıllık
yasal süre dolmamıştır.
Mahkemece
yasal bir yıllık süre şartının gerçekleşmemiş olması nedeniyle tarafların
delilleri sorulup gösterdikleri takdirde toplanarak sonucuna göre karar
verilmesi gerekirken eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi
usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle
karar verildi. 3/6/2010
—— • –—
Yargıtay
2. Hukuk Dairesinden:
Esas
No: 2009/9299
Karar
No: 2010/11210
YARGITAY İLAMI
İncelenen
Kararın:
Mahkemesi:
Kartal 1. Aile Mahkemesi
Tarihi:
9/4/2008
Numarası:
Esas No: 2008/132Karar No: 2008/262
Davacı:
Zeynep Şıh’a Velayeten
Gülsen Şıh
Davalı:
Hasımsız
Dava Türü:
Evlenmeye İzin Verilmesi
Temyiz Eden:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Taraflar
arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen
hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği
görüşülüp düşünüldü.
Davacı
Zeynep Şıh tarafından 8/2/2008
tarihinde hasımsız olarak açılan davada, evlenmesine izin verilmesinin
istendiği, annesi Gülsen Şıh tarafından davaya
muvafakat edildiği, yurt dışında olan babasının dinlenilmediği, mahkemece
davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
4721
sayılı Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi ile "ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on
altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.
Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir "hükmü
getirilmiştir.
Evlenmesine
izin verilmesi istenilen 4/12/1992 doğumlu Zeynep Şıh’ın dava tarihinde on altı yaşını doldurmadığı
anlaşılmaktadır.
Mahkemece,
yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi
gerekirken Türk Medeni Kanununun l24/2. maddesi hükmüne aykırı olarak
evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle
karar verildi. 7/6/2010
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13519
Karar No :2010/19362
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/6/2009
Numarası:2008/331-2009/495
Davacı:Hasan Tulpur
Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Hasan Tulpur ile davalılar Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve
kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin kesinleşen
16.06.2009 gün ve 2008/331 E, 2009/495 sayılı kararının hukuka aykırı
olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş mahkemelerine
özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her
dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/331 Esas,
2009/495-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13520
Karar No :2010/19363
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/333-2009/463
Davacı:Cemil Aytulum
Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Cemil Aytulum ile davalılar Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve
kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin kesinleşen
16.06.2009 gün ve 2008/333 E, 2009/463 sayılı kararının hukuka aykırı
olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde
asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın temyiz
hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik
belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/333 Esas,
2009/463-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13521
Karar No :2010/19364
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/350-2009/485
Davacı:Recep Bardak Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Recep Bardak ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San ve Tic. Ltd. Şti.
arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince
verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin
kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/350 E, 2009/485 sayılı kararının hukuka
aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1
- Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2 - 4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı
Kanunla eklenen ek madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına
dair tüm varlık ve yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye
devredilmiş durumdadır. Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988
tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının
bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine
yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim
Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu
ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dâhili dava yolu ile
Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya
uygundur.
3
- Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/350 Esas, 2009/485-Karar
sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, Dosyanın gereği
için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13522
Karar No :2010/19365
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/326-2009/502
Davacı:Ramazan Apiş
Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Ramazan Apiş ile davalılar Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San ve Tic. Ltd.
Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/326 E, 2009/502
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın
temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik
belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmî davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417
sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere
ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı
Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm
varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten
karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç
hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların
tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve
yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş
olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından
sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada yasadan
kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/326 Esas,
2009/502-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13523
Karar No :2010/19366
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/313-2009/466
Davacı:Mehmet Doğan Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Mehmet Doğan ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/313 E, 2009/466
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına
ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz edilemez.
Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.l2.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve
bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına
yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/313 Esas,
2009/466-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13524
Karar No :2010/19367
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/354-2009/469
Davacı:Hanife Demir Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Hanife Demir ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San ve Tic. Ltd.Şti.
arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince
verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin
kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/354 E, 2009/469 sayılı kararının hukuka
aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/ 54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/354 Esas,
2009/469-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13525
Karar No :2010/19368
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/324-2009/490
Davacı:Osman Güney Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Osman Güney ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San ve Tic. Ltd. Şti.
arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince
verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin
kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/ 324 E, 2009/ 490 sayılı kararının hukuka
aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/ 54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına
ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten
karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç
hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların
tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve
yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş
olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından
sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada yasadan
kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/324 Esas,
2009/490-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13526
Karar No :2010/19369
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/319-2009/493
Davacı:Mustafa Güder Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd.Şti.
Davacı
Mustafa Güder ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd.Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/319 E, 2009/493
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/319 Esas,
2009/493-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13527
Karar No :2010/19370
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/314-2009/478
Davacı:Mehmet Yaylacı Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd.Şti.
Davacı
Mehmet Yaylacı ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd.Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/314 E, 2009/478
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir,
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına
ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak
suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu
suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla
ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek
terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden
gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona
erer" şeklinde kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi,
katkı payı ve nema alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait
olmalıdır. Burada yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup
dahili dava yolu ile Hazinenin davaya dahil
edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/314 Esas,
2009/478-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13529
Karar No :2010/19372
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/329-2009/497
Davacı:Yunus Güler Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Yunus Güler ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/329 E, 2009/497
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/329 Esas,
2009/497-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13530
Karar No :2010/19373
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/332-2009/510
Davacı:Adem Şahan Adına Avukat Eshabil
Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Adem Şahan ile davalılar
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık
San. ve Tic. Ltd.Şti. arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve
kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin kesinleşen
16.06.2009 gün ve 2008/332 E, 2009/510 sayılı kararının hukuka aykırı
olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına
ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten
karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç
hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların
tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve
yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş
olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından
sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada yasadan
kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/332 Esas,
2009/510-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13531
Karar
No :2010/19374
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/336-2009/471
Davacı:Hikmet Mandal Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Hikmet Mandal ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/336 E, 2009/471
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesı ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü’nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/336 Esas,
2009/471-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13534
Karar
No :2010/19377
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/338-2009/503
Davacı:Nedim Şentürk
Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Nedim Şentürk ile davalılar Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve
kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin kesinleşen
16.06.2009 gün ve 2008/338 E, 2009/503 sayılı kararının hukuka aykırı
olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının
17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi
ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına
ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten
karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç
hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların
tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve
yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş
olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından
sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada yasadan
kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şeklide işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/338 Esas,
2009/503-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13535
Karar
No :2010/19378
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/304-2009/507
Davacı:Ali Koçer Adına Avukat Eshabil
Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Ali Koçer ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik
A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/304 E, 2009/507
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken
yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate
alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet
ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçeklenmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay İçtihatlarında, açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/304 Esas,
2009/507-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13536
Karar
No :2010/19379
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/340-2009/504
Davacı:Adnan Say Adına Avukat Eshabil
Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Adnan Say ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik
A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada İskenderun
İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası
incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/340 E, 2009/504 sayılı
kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına
ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur.
Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu
Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her
türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları
esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi
ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme
karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten
karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç
hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların
tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve
yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde kurala yer verilmiş
olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema alacaklarından
sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada yasadan
kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmakladır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/340 Esas,
2009/504-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13538
Karar No :2010/19381
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/318-2009/492
Davacı:Mustafa Duran Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Mustafa Duran ile davalılar Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir
Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada
İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle davanın
esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/318 E, 2009/492
sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm
belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde,“Mülga 9/3/1988 tarihli ve 3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu
kapsamda hak sahiplerine yapılacak ödemelere ilişkin usûl ve esasları
belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve 4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen
Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Hesabına ait tüm varlık ve
yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar Hazineye devrolunur. Devre ilişkin
hususları belirlemeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.
Devir tarihinden sonra hak sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka
tarafından gerçekleştirilir. Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin
Hazine Müsteşarlığına iletilmesini takiben söz konusu ödeme karşılığı
tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak
suretiyle hak sahibine ödenmek üzere Bankaya aktarılır. Konusu
suç teşkil eden fiillerden kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla
ödeme yapıldığının tespiti halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek
terkin edilir ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden
gerçekleşmiş ödemelere ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona
erer" şeklinde kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi,
katkı payı ve nema alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait
olmalıdır. Burada yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup
dahili dava yolu ile Hazinenin davaya dahil
edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü’nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/318 Esas,
2009/492-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13539
Karar No :2010/19382
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/302-2009/458
Davacı:Abdussamet Hilmi
Yılmaz Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2- Yazıcı
Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Abdussamet Hilmi Yılmaz ile davalılar Başbakanlık
Hazine Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti arasındaki
davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve kesinlik sınırı nedeniyle
davanın esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009 gün ve 2008/302 E,
2009/458 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına
bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010 gün ve 2010/54469
sayılı tebliğnamesi ile istenilmiş olmakla,
dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.'un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.'un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerekliği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.'un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını
bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/302 Esas,
2009/458-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
9. Hukuk Dairesinden:
Esas No:2010/13540
Karar No :2010/19383
YARGITAY
İLAMI
Mahkemesi:İskenderun İş Mahkemesi
Tarihi:16/06/2009
Numarası:2008/311-2009/460
Davacı:Mahmut Zeytun
Adına Avukat Eshabil Kendir
Davalı:1- Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı
2-
Yazıcı Demir Çelik A.Ş. Adına Avukat
Yeliz
Kendi Şahin
3-
Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davacı
Mahmut Zeytun ile davalılar Başbakanlık Hazine
Müsteşarlığı, Yazıcı Demir Çelik A.Ş. ve Doğan Taşımacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. arasındaki davada İskenderun İş Mahkemesince verilen ve
kesinlik sınırı nedeniyle davanın esası incelenmeksizin kesinleşen 16.06.2009
gün ve 2008/311 E, 2009/460 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiası
ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.03.2010
gün ve 2010/54469 sayılı tebliğnamesi ile
istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
1-
Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak
davalarına ilişkin nihai kararlar HUMK.’un 427/II maddesi uyarınca temyiz
edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı
belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri
dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı,
vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen
davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı
belirlenir.
İhtiyari
dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık
davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit
davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının
miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz
sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde,
hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen
tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak
kesinlik belirlenir.
Alacağın
bir kısmının dava edilmiş olması halinde, kısaca kısmi davada kesinlik
sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, 5521 sayılı yasada açık
düzenleme olmamakla birlikte, bu yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği
HUMK.’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen
kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt iş
mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan
davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği açıkça
belirtilmiştir.
2-
4853 sayılı Kanuna 26.12.2006 tarihinde 5568 sayılı Kanunla eklenen ek
madde 1 hükmü doğrultusunda, tasarruf teşvik hesaplarına dair tüm varlık ve
yükümlülükler 31.12.2007 tarihi itibarıyla Hazineye devredilmiş durumdadır.
Anılan hükümde, "Mülga 9/3/1988 tarihli ve
3417 sayılı Kanunla kurulan ve bu kapsamda hak sahiplerine yapılacak
ödemelere ilişkin usûl ve esasları belirlemek üzere 24/4/2003 tarihli ve
4853 sayılı Kanunla tasfiye edilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik
Hesabına ait tüm varlık ve yükümlülükler, 31/12/2007 tarihine kadar
Hazineye devrolunur. Devre ilişkin hususları belirlemeye Hazine
Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir. Devir tarihinden sonra hak
sahiplerine yapılacak her türlü ödeme, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
Anonim Şirketi kayıtları esas alınarak Banka tarafından gerçekleştirilir.
Bu ödemelere ilişkin bilgi ve belgelerin Hazine Müsteşarlığına iletilmesini
takiben söz konusu ödeme karşılığı tutarlar Müsteşarlık bütçesine bu amaçla
konulacak ödenekten karşılanmak suretiyle hak sahibine ödenmek üzere
Bankaya aktarılır. Konusu suç teşkil eden fiillerden
kaynaklanan ödemeler hariç hak sahiplerine fazla ödeme yapıldığının tespiti
halinde, bu tutarların tahsilinden vazgeçilerek terkin edilir ve Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi yönünden gerçekleşmiş ödemelere
ilişkin tüm hak ve yükümlülükler kendiliğinden sona erer" şeklinde
kurala yer verilmiş olmakla tasarruf teşvik kesintisi, katkı payı ve nema
alacaklarından sorumluluk Hazine Müsteşarlığına ait olmalıdır. Burada
yasadan kaynaklanan bir sorumluluk söz konusu olup dahili
dava yolu ile Hazinenin davaya dahil edilmesi usul ve yasaya uygundur.
3-
Yerleşik Yargıtay kararlarına göre; Yargılamanın sağlıklı bir biçimde
sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp
tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın (takibin) süratle
sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden (ya da icra
takibinden) haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı
merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların
(taleplerin) nelerden ibaret olduğunu bilmesi, Tebligat Kanununda ve
Tüzüğünde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
HUMK.’un 73. maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala
göre, mahkeme tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri
için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Bu
bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki
önemi büyüktür. Asıl olan tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi
olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde taraflar yargılamaya katılmasalar
dahi mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidir. Duruşmaya gelmese dahi
yoklukta davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı
hallerde, yasanın öngördüğü uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden
ve yasaya uygun taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına
girişilmemesi ve delillerin toplanarak bir sonuca ulaşılması zorunludur.
Tebliğ
ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler
nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan
bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa
ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu
sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde
tutulmalıdır.
Tebligat
ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük
hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en
kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi
ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük
hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve
Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların
geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat
Kanunu ile Tüzüğü'nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ
memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır
ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Tüzel
kişilere tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13.
maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17. ve 18. maddesinde açıklanmıştır.
Buna
göre; Tüzel Kişilere yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine
yapılır. Eğer tüzel kikinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat
alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse
veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa
tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere
yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat
mazbatasına yazılması gerekir.
Mahkemece,
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı adına duruşma günü belirtilmeden tek
tebligat zarfı kullanılarak birbirinden bağımsız olan 57 adet dosyaya ait dahili dava dilekçesinin tebligata çıkarıldığı ve
yetkisiz kişi adına yapılan tebliğin yukarıda belirtilen yasa ve tüzük
hükümlerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Buna
göre mahkemece usulüne uygun şekilde taraf teşkili oluşturulmaksızın davalı
idarenin savunma hakkını kısıtlayarak yokluğunda karar verilmesi hatalıdır.
Bu
nedenle Yargıtay C. Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine atfen
düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle
İskenderun İş Mahkemesinin 16.06.2009 tarih ve 2008/311 Esas,
2009/460-Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Dosyanın gereği için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE 17/06/2010
gününde oybirliğiyle karar verildi.
—— • –—
Yargıtay
18. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2010/5491
Karar No: 2010/8684
YARGITAY İLAMI
Davacı
Nesrin Şentürk ile davalı Nüfus Müdürlüğü
arasındaki davada Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve
Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 22.10.2008 günlü ve 2008/199-2008/436 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı
olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.05.2010 gün ve
Hukuk-2010/100719 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması
istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Davacının,
Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, davacının 04.09.1984 olan doğum
tarihinin 09.04.1984 ve Kordjali olan doğum
yerinin de Kırcaali olarak düzeltilmesini
istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz
edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dosyada
bulunan nüfus kayıt örneğinden, davacının Nermin adındaki kardeşinin doğum
tarihi de davacı gibi 04.09.1984 olarak yazılmıştır.
Mahkemece,
ikizlerden birinin yaş tashihi söz konusu olunca her ikisinin birlikte
sağlık kuruluna sevk edilerek ikiz olup olmadıkları ve yaşları hususunda
alınacak heyet raporuyla durumun aydınlatılması gerekirken, ikizlik kaydı
bertaraf edilmeden eksik inceleme ve yetersiz araştırmayla davanın kabulüne
karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Bu
itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının
temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun
427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına
BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 08.06.2010 gününde
oybirliğiyle karar verildi.
|