|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/103
Karar Sayısı : 2009/149
Karar Günü : 5.11.2009
İPTAL DAVASINI AÇANLAR : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Muharrem KILIÇ ve
Feridun F. BALOĞLU ile birlikte 110 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 6.4.2006 günlü, 5485 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un:
1- 1. maddesinin ilk fıkrasının,
2- 1. maddesiyle 13.12.2004 günlü,
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’un 110. maddesinin değiştirilen
(2) numaralı fıkrasının;
a- “Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş
zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle
tamamen giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere;”
biçimindeki ilk paragrafının,
b- (b) ve (c) bentlerinin,
Anayasa’nın 2.
ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
06.04.2006 Tarih ve 5485
Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun 1 inci Maddesinin; Birinci Fıkrasının, İkinci Fıkrasının İlk
Cümlesinin, İkinci Fıkrasının (b) Bendinin, İkinci Fıkrasının (c) Bendinin,
Anayasaya Aykırılığı
5485
sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki iptali istenen hükümler, aynı hukuki
durumu, aynı Anayasaya aykırı koşula bağlı olarak düzenlemektedirler. Bu
hükümlerle ilgili iptal istemlerine ilişkin gerekçeler aynı oldukları için,
tek başlık altında aşağıda birlikte ifade edilmiştir.
06.04.2006
tarih ve 5485 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci maddesi ile; 13.12.2004 tarihli
ve 5275 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiş ve üçüncü
fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. “Özel İnfaz Usulleri” başlığını taşıyan
söz konusu 110 uncu maddenin birinci fıkrası altı ay veya daha az süreli
hapis cezasının nasıl uygulanacağını düzenlemektedir. Maddenin
değişiklikten önceki ikinci fıkrası ise konutta cezanın infazını şöyle
düzenlemektedir: “(2) Kadın
veya altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin mahkûm oldukları altı ay veya
daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkeme
veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki
mahkemece karar verilebilir.” Maddenin üçüncü fıkrasında da
75 yaşını bitirmiş olanların sağlık durumu ile ilgili olarak konutta
cezanın infazı düzenlenmektedir. Buna göre “(3) Yetmiş beş yaşını bitirmiş
olup da üç yıl ve daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanların, bu
cezalarının ceza infaz kurumlarında çektirilmesi sağlık durumları
itibarıyla elverişli olmadığı, tam teşekküllü Devlet veya üniversite
hastanelerince verilecek raporla tespit edilenler hakkında cezanın konutlarında
çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde
bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir.
Ancak, mahkûmiyete konu suç nedeniyle herhangi bir zarar doğmuşsa, bu
zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle
tamamen giderilmesi şartı da ayrıca aranır. Bunlar hakkında beşinci fıkra
hükümleri uygulanmaz.”
İşte 06.04.2006 tarih ve 5485 sayılı Kanun ile değiştirilen ve yürürlükten
kaldırılan söz konusu ikinci ve üçüncü fıkralardaki bu düzenlemelerdir.
06.04.2006
tarih ve 5485 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yapılan düzenleme ile,
“işlenen suç nedeniyle doğan zararın aynen iadesi, suçtan önceki duruma
getirme ya da tazmin yoluyla tümünü giderme,” koşulu kaldırılarak cezanın
belli durumlarda konutta çekilebilmesine karar verilmesinin bir ön koşulu
olmaktan çıkarılmakta; mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine
dair hukuki sorumluluğun sadece saklı tutulması ile yetinilmektedir. Bu
sorumluluğun ne zaman yerine getirileceğine ilişkin bir belirleme ise
yapılmamaktadır.
Diğer
yandan yine 5485 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde yapılan düzenlemelerle,
cezanın belli durumlarda konutta çekilebilmesine karar verilebilmesi için
5275 sayılı Kanunda yer alan bir başka koşul daha ortadan kaldırılmaktadır.
Bu da 75 yaşını bitirenlerden 3 yıl ya da daha az süreli hapis cezası
verilenler için aranan “hükümlünün sağlık durumunun, cezasının infaz
kurumlarında çektirilmesine elverişli olmadığının tam teşekküllü Devlet ya
da üniversite hastanelerince verilecek raporda saptanması koşuludur.
Cumhurbaşkanı
Yasanın TBMM’ne geri gönderme yazısında, 5275 sayılı Kanunun 110 uncu
maddesinin,
aradan çok kısa bir süre geçmesine karşın değiştirilmesini ve söz konusu
maddede yer alan iki koşulun kaldırılmasını haklı kılacak nedenlerin
Yasa teklifinin gerekçesinde, Adalet Komisyonu raporunda ve Meclis Genel
Kurulu görüşmelerinde açıklıkla ortaya konulamadığını belirtmiş ve “Tersine,
yasal düzenlemenin, bir siyasal parti eski genel başkanının durumuna çözüm
getirmek ve üzerine geçirdiği Hazine yardımını geri ödemeden cezasının
infazını evinde sağlamak amacıyla yapıldığı, tüm kamuoyunun bildiği ve hiç
kimsenin yadsıyamadığı bir gerçektir.” sözlerine yer vermiştir.
13.12.2004
kabul tarihli 5275 sayılı “Ceza ve Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”
29.12.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Yaklaşık on aydır
uygulamada olan bu yasa 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sadece
5328 sayılı Yasayla 01.04.2005 olan yürürlüğe girme tarihi hakkındaki 123/1
-(b) maddesi, 1 Haziran 2005 olarak değiştirilmiştir. Tek değişiklik budur.
Uygulamadan kaynaklanan başkaca bir değişiklik yapılmamıştır.
Eski
bir başbakan hakkındaki hapis cezasının infazı söz konusu olunca ise, hemen
yasa değişikliği yapılmıştır. Hazine zararının tahsili koşulundan
vazgeçilerek, başka tazmin yolu getirilmiştir. Refah Partisi’nin
kapatılmasından sonra RP Genel Merkezi tarafından il teşkilatlarına
dağıtılmayan paraların, dağıtılmış gibi gösterilerek makbuz kesildiği
iddiasıyla açılan “kayıp trilyonlar” davası diye bilinen davada Ankara
9. Ağır Ceza Mahkemesi mahkumiyet kararı vermiştir. RP’nin Genel Başkanı
Necmettin Erbakan, “evrakta sahtekarlık” suçundan 2 yıl 4 ay 10 gün hapis
cezasına, kurucu üyeler ve il başkanlarından 69 yönetici de “yolsuzluk ve
zimmete para geçirmek” suçundan mahkum olmuştur. Hatta Refah
Partisi’nin eski Kayseri İl Başkanı ve Milletvekili Şaban Bayrak da, bu
kapsamda aldığı 4 aylık hapis cezasını çekmek üzere cezaevine girmiştir.
İşte söz konusu yasa değişikliği “Necmettin Erbakan hapse girmesin” diye,
bu davadan dolayı yapılmıştır.
Sayın
Cumhurbaşkanı’nın da belirttiği üzere; “cezaların infaz rejiminin yasayla
düzenlenmesinin temel amacı, Anayasanın 2 nci maddesinde yer verilen hukuk
devleti ilkesinin gereği olarak, hükümlülük statüsüne girenlere hukuksal
güvenliğin sağlanmasıdır. Anayasada cezaların infazı konusunda özel kural
getirilmediği için bu alanın düzenlenmesi Yasama Organı’nın takdir yetkisi içindedir.
İnfaz rejimini düzenleyen yasa koyucunun, bu rejimin temel ilkelerinden
hareketle, hükümlünün yaşını, sağlık durumunu ve özgürlüğü bağlayıcı
cezanın süresini gözeterek kimi özel infaz yöntemleri benimsemeye de
yetkili olduğu açıktır. Bununla birlikte, Yasama Organı’nın, bu alandaki
takdir yetkisini kullanırken hukukun genel ilkeleri ile birlikte Anayasal
kurallarla da bağlı olduğu tartışmasızdır”
Hukuk
Devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir
hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün
faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan devlettir. Anayasanın egemenliği
ve bağlayıcılığı yanında yasakoyucunun uymak zorunda bulunduğu ilkeler ve
evrensel hukuk kuralları da vardır. Kamusal yetkilerin kaynağı, dayanağı ve
sınırı olan Anayasanın herhangi bir maddesine aykırı bir yasa kuralı, doğal
olarak hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz.
Hukuk Devleti olabilmenin
bir başka göstergesi de yasalarda “genellik” ilkesine uyulmasıdır.
«Yasaların genelliği» ilkesi, hukukun genel ilkelerinden birisi olup özel,
aktüel ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi hedef almayan,
aynı statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini zorunlu kılar
(Anayasa Mahkemesinin 20.11.1996 günlü, E.1996/58, K.1996/43 sayılı
kararı).
Yasaların,
ilke olarak, genel ve nesnel nitelikte bulunmaları gerekmekte ise de, yasa
koyucu kimi durumlarda; yasama yetkisini başka biçimde kullanamadığından,
özel ve öznel yasalar çıkarmak zorunluğu ile karşılaşmaktadır. Böylece,
ancak zorunlu ve ayrık durumlarda ortaya çıkan ve öğretide (biçimsel
anlamda yasa) diye adlandırılan bu yasama tasarruflarının Anayasa kuralları
ile çatışan bir yönü bulunmadığı ortadadır. Erbakan, 75 yaşını aştığı için
(1926 doğumlu ve 80 yaşında dört kez sağlık raporu alarak cezaevine
girmemiştir. Ancak gerek erteleme hakkı dolduğu, gerek işlenen suç
nedeniyle doğan zararın aynen iade, suçtan önceki duruma getirme ya da
tazmin yoluyla tümüyle giderilmesi zorunlu olduğundan Erbakan’ın cezasını
konutta çekebilmesi için yeni koşullar getiren özel bir yasal düzenleme
gerekmektedir. Yasa koyucu bu durumu göz önünde tutarak yasaların genelliği
ilkesinden ayrılmış ve iptali istenen kişiye özgü düzenlemeyi
gerçekleştirmiş olduğundan iptali istenen kurallar Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen “hukuk devleti” ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Diğer
taraftan, Sayın Cumhurbaşkanınca geri gönderme yazısında ayrıca, getirilen
kuralın kamunun değil, kişilerin yararını gözetmesinin gözardı edilemeyecek
bir olgu olduğu; cezanın konutta infazı için aranan, işlenen suç nedeniyle
doğan zararın ödenmesi ön koşulunun kaldırılmasının, değişikliğin kamu
yararı amacı taşımadığını göstermekte olduğu, düzenlemede zarara ilişkin
hukuksal sorumluluğun saklı tutulduğunun belirtilmesinin sonuca etki etmeyeceği,
çünkü, cezanın konutta çektirilmesinin zorlayıcı öğesi olan zararın
ödenmesi önkoşulunun ortadan kaldırıldığını belirterek, kamu yararı
taşımadığını belirtmiştir.
Gerçekten,
cezanın konutta infazı için aranan, işlenen suç nedeniyle doğan zararın
ödenmesi koşulunun kaldırılmasının, “...bir siyasal parti eski genel
başkanının durumuna çözüm getirmek ve üzerine geçirdiği Hazine yardımını
geri ödemeden cezasının infazını evinde sağlamak amacıyla yapıldığı”
kamuoyunun bildiği “yadsınamaz” gerçektir.
Bir
hukuk devletinde ise, devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu
işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir. Bu gereklilik,
kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna
getirir. İptali istenen kurallar kişiye özgü, kamu yararına dayanmayan
düzenlemeler olduğundan bu nedenle de Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Bu
gerçek göz ardı edilse bile, her hangi bir kişinin cezasını konutta
çekebilmesinin, suçundan doğan zararı gidermesi ön koşuluna bağlanması, suçtan
zarar gören kişi ve kurumların ve kamunun korunabilmesi için bir gerekliliktir.
Aksi takdirde yaptırımların etkinliği kalmaz, suç işlenmesine özendirici
bir etki yaratılır. Bunun yanı sıra suçtan zarar görenler korunamadığı gibi
suçlu suçsuza karşı daha güvenceli ve ayrıcalıklı bir konuma girer. Böyle
bir durumu da kamu yararı ve hukuk devleti anlayışı ile bağdaştırmak mümkün
değildir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K. 1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
5485
sayılı Kanunun 1 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 5275
sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki ön koşulları
kaldırarak, sorumluluk konusunda getirdiği ve Anayasanın 2 nci maddesine
aykırı yeni kayıta bağlı olarak ikinci fıkranın (b) ve (c) bentleri ile
ikinci fıkranın son cümlesinde yaptığı düzenlemeler de, söz konusu kayıt
Anayasaya aykırı olduğu için, aynı gerekçelerle Anayasaya aykırı
düşmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, 06.04.2006 tarih ve 5485 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci
Maddesinin; birinci fıkrası, ikinci fıkrasının ilk cümlesi, ikinci
fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrasının (c) bendi, Anayasanın 2 nci ve 11
inci maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptali
istenen kurallar Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olduğu gibi, kişiye özel
bir kanun niteliği taşımakta ve özünde kamu yararı amacına dayanmadığından
uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve
zararların doğabileceği açıktır.
Öte
yandan, Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan
arındırılması, hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın
sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle
korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin
hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol
açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz
ve izah olunan nedenlerle, söz konusu hükümler hakkında yürürlüklerinin
durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
6.4.2006 günlü, 5485 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali istenilen
kuraları da içeren 1. maddesi şöyledir:
“MADDE 1-
13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110 uncu
maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası
yürürlükten kaldırılmış ve diğer fıkra numaraları buna göre teselsül
ettirilmiştir.
“(2) Mahkumiyete konu suç
nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin
suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak
üzere;
a) Kadın veya altmışbeş
yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları altı
ay,
b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları bir yıl,
c) Yetmişbeş
yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları üç yıl,
veya
daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren
mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı
derecedeki mahkemece karar verilebilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2. ve 11.maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Tülay
TUĞCU, Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün katılımlarıyla
29.6.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
1- 6.4.2006 günlü, 5485 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesinin ilk
fıkrasının,
2- 5485 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 13.12.2004 günlü,
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 110.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının, “Mahkumiyete
konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme
veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları
saklı kalmak üzere;” biçimindeki ilk paragrafı ile (b) ve (c) bentlerinin,
Yürürlüklerinin durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından REDDİNE, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 29.6.2006 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde, yapılan düzenleme ile “işlenen
suç nedeniyle doğan zararın aynen iadesi, suçtan önceki duruma getirme ya
da tazmin yoluyla tümünü giderme” şartı kaldırılarak cezanın belli
durumlarda konutta çektirilmesine karar verilmesinin bir ön koşul olmaktan
çıkarıldığı, hukuki sorumluluğun ne zaman yerine getirileceğine ilişkin bir
belirleme yapılmaksızın sadece saklı tutulmasıyla yetinildiği, yasaların
genelliği ilkesinden uzaklaşılarak kişiye özgü düzenleme getirildiği ve
kamu yararına dayanmadığı belirtilerek kuralların Anayasanın 2.
ve 11. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
İptale konu maddenin birinci fıkrasında, 5275
sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110.
maddesinin ikinci fıkrasının maddede belirtilen şekilde değiştirildiği,
üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırıldığı ve diğer numaraların buna göre
teselsül ettirildiği; ikinci fıkrası ile bu fıkranın (b) ve (c) bentlerinde
ise mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın
aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen
giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere yetmiş
yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları bir yıl veya daha az,
yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum
oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutlarında çektirilmesine
hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde
bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebileceği kurala bağlanmıştır.
Böylece maddede belirtilen sürelerle hapis cezasına mahkum
olanların cezalarının, ceza infaz kurumunda çektirilmesinin sağlık
durumları itibariyle elverişli olmadığının tam teşekküllü Devlet veya
üniversite hastanelerince verilecek raporla tespit edilmesi şartı
kaldırılarak yerine yaş kriteri getirilmiş; mahkûmiyete konu suç nedeniyle
herhangi bir zarar doğmuşsa, bu zararın aynen iade, suçtan önceki hâle
getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine bu
sorumlulukların hukuki olarak saklı tutulmasıyla yetinilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun
da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu bilincinde
olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi,
sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili olması nedeniyle suç ve suçlularla
mücadele amacıyla ceza, ceza muhakemesi ve ceza infaz hukuku alanında
sistem tercihinde bulunulması Devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından yasakoyucu Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza
hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamaya
ilişkin olarak hangi yöntemlerin uygulanacağı, toplumda hangi eylemlerin
suç sayılacağı, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçüde ceza
yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hal ve hareketlerin
ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği ve cezaların ne
şekilde bireyselleştirilerek hangi yükümlülüklerin yerine getirileceğinin
belirlenmesi gibi konularda takdir yetkisine sahiptir.
Bu nedenle yasakoyucunun,
iptal konusu kuralda olduğu gibi hükümlüler arasında cezanın hangi
şartlarla mahkemece bireyselleştirileceğine yönelik düzenlemeler yaparak
takdir yetkisini bu yönde kullanmasında Anayasa'nın Hukuk Devleti ilkesine
aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle başvuru konusu kurallar,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Başvuru konusu kuralların Anayasa’nın 11.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
6.4.2006
günlü, 5485 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un:
1- 1. maddesinin ilk
fıkrasının,
2- 1. maddesiyle,
13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun’un 110. maddesinin değiştirilen
(2) numaralı fıkrasının;
a- “Mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın
aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen
giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere;” biçimindeki
ilk paragrafının,
b-
(b) ve (c) bentlerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, 5.11.2009
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|