|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2007/100
Karar Sayısı : 2010/4
Karar Günü : 14.1.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Donanma Komutanlığı Askeri
Mahkemesi Gölcük/Kocaeli
İTİRAZIN KONUSU : 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza
Kanunu’nun 8. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 122. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Barışta Türk kara
suları dışında bulunan bir savaş gemisinde işlendiği iddiasıyla emre
itaatsizlikte ısrar suçundan açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Oluşa göre sanıkların; 15 Şubat
2007 tarihinde TCG Gelibolu K.lığının UNIFIL deniz harekatı görevi kapsamında Doğu Akdeniz de
Türkiye Cumhuriyeti karasuları dışında bulunduğu sırada 35 cc.lik bir adet Rakı içtiklerini beyan
ettikleri, sanıkların birlik-gemilere alkollü içki getirilmeyeceğine, birlik-gemilerde alkollü içki
içilmeyeceğine dair Donanma K.lığı emrinin 28.04.2006 tarihinde tebliğ
edildiği maddi vakıa olarak sabittir.
T.C.Anayasasının
152 nci maddesi; “bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı
görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin
bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” 2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanunun “itiraz yolu ile mahkemelerce gönderilen işler” başlıklı
28 nci maddesi de; “Bir davaya bakmakta olan
mahkeme;
Taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık ilkesinin ciddi olduğu
kanısına varılırsa tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarını ve
kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan kararı;
Dosya muhtevasının, mahkemece bu konu ile ilgili görülen belgelerin
tasdikli örnekleri ile birlikte Anayasa
Mahkemesi Başkanlığına gönderir.” hükmünü içermektedir.
Askeri Ceza Kanunun 87 nci maddesinde de; “1. Hizmete ilişkin emri hiç yapmayan asker kişiler bir aydan bir seneye kadar, emrin yerine getirilmesini söz
veya fiilî ile açıkça reddeden veya emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmeyenler, üç aydan iki
seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
2. Yukarıki fıkrada yazılı suçlar
seferberlikte yapılırsa beş ve düşman karşısında yapılırsa on seneye kadar
ağır hapis cezası hükmolunur.” hükmü düzenlenmiş,
Seferberlik kavramı da, yine Askeri Ceza Kanunun 8 nci maddesinde;
“1. Sefer
tabiri harb halini ihtiva eden seferberliktir.
2. Seferberlik, ordunun veya bazı kısımlarının seferber olmasını
amir olan emirde yazılı ve muayyen tarihten
başlayarak ilgasını mübeyyin neşrolunan emirde
yazılan tarihte biten haldir.
3. Hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut ve kara suları dışında yalnız
dahi seyrü hareket eden her harb tayyare ve harb
gemisi üssülharekelerinden birine varıncaya kadar
bu kanunun tatbikatında seferber sayılır.” şeklinde
düzenlenmiştir.
Dava konusu olayda
ise; As.C.K.nun 8/3 üncü
maddesinde yazılı “hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut ve karasuları dışında yalnız dahi seyrü hareket eden her harp tayyare ve harp gemisi üssulhareketlerinden
birine varıncaya kadar bu kanun tatbikatında seferber sayılır.” hükmü
Anayasanın 2, 10, 122 nci maddelerine aykırı
olduğu kanısına varılmıştır.
Her ne kadar
Askeri Ceza Kanununun tanımlar bölümde seferberlik hali tanımlanmış ise de;
Seferberlik ile ilgili asıl düzenleme 1211 sayılı Seferberlik Kanununu
değiştiren 04.11.1983 tarih ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunun da yapılmıştır.
1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 8 nci maddesinde ise seferberlikten neyin kast edildiği
ayrıca özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin 3 ncü bendinde ise “Hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut ve
karasuları dışında yalnız dahi seyrü hareket eden her
harp tayyare ve harp gemisi üssulhareketlerinden
birine varıncaya kadar bu kanunun tatbikatında seferber sayılır denilmek suretiyle vatan hudutları ve
karasuları dışında bulunan savaş uçakları ve savaş gemileri yönünden
özelliklerine binaen (Seferberlik ve Savaş Hali Kanunundan ayrı olarak) itibari seferberliğe yer vermiştir. As.C.K.nun muhtelif
maddelerinde (örneğin 63/2, 64/2, 65/2, 66/3, 67/son, 70/5, 75/2,
87/2, 91/1 vs.) suçun “seferberlikte işlenmesi” hâli, cezayı veya suçun unsurlarını ağırlaştıran sebep olarak kabul
edilmiştir.
Ayrıca, 4.11.1983
gün ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hâli Kanununun 21 nci maddesinde, “Diğer
kanunlardaki seferberlik ve savaş haliyle ilgili bu kanuna aykırı olmayan hükümler saklıdır” hükmü yer almaktadır
Tüm bu bilgiler
dikkate alındığında 1930 yılında yürürlüğe
giren ve 8/3 üncü maddesinde yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
hiçbir değişiklik yapılmayan Askeri Ceza Kanuna göre, barışta vatan
sınırları ve karasuları dışında bulunan savaş uçakları ve savaş gemilerinin
seferber sayılacağı belirtilmiştir. Bugün 2674 sayılı Karasuları Kanununun ve
buna istinaden çıkartılan Bakanlar
Kurulu kararına göre, Ege Denizinde Türkiye Cumhuriyetinin karasuları
genişliği 6 mil,
Akdeniz ve Karadeniz’de ise 12
mil olarak belirlenmiş, günümüzde, gelişen
teknolojik imkanlarda gözönüne
alındığında, Türk savaş gemilerinin, başta Ege denizi olmak üzere
karasuları dışında, yıl içinde birçok
defa seyir yaptığı, ayrıca birçok savaş gemisinin NATO bünyesinde
tatbikatlara katılmak üzere ülke
karasuları dışına çıktığı bilinmektedir.
Anayasa Mahkemesinin içtihatlarında da
açıklandığı üzere kanun önünde eşitlik herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Kanunların
uygulanmasında dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı
gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe
yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak birbirinin
aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı
kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.
Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı
tutulmaları eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli
kılabilir.
Durumlardaki
değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak kanunlarla farklı
uygulamalar getirilmesi durumunda, Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği
sonucu çıkarılamaz. Eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene
dayanmakta ise ya da kamu yararı amacı ile yürürlüğe konulmuş ise, bu
kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden
söz edilemez.
Ancak, “haklı neden” veya “kamu yararı”nın
anlaşılabilir, amaçla ilgili, ölçülü ve adaletli olması gerekir.
Getirilen düzenleme herhangi bir biçimde, birbirini tamamlayan birbirini
doğrulayan ve birbirini güçlendiren bu üç ölçütten birine uymuyor ise, eşitlik
ilkesine aykırı bir yön vardır, denilebilir. Çünkü,
eşitliği bozduğu ileri sürülen kural, haklı bir nedene dayanmamakta ya da
kamu yararı amacı ile yürürlüğe konulmamış olmaktadır.
Ancak
Askeri Ceza Kanunu kapsamında, kara birliğinde vatan hudutları dışında
aylarca hatta yıllarca
görev yapan bir personelin Seferberlik ve Savaş Hali Kanununa göre bir
seferberlik veya savaş hali ya da fiili
çatışma bulunmadığı sürece emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlemesi halinde
hakkında “seferberlik hali” hükümleri
uygulanamazken, günümüzün teknolojik gelişmeleri de dikkate alındığında bir yıl içerisinde onlarca seyir yapan ve
birçok seyir esnasında barışta Türkiye
Cumhuriyeti karasularını terk etmek durumunda kalan bir savaş gemisinin
personelinin bu suçu işlemesi halinde seferberlik halinin
uygulanması, her ikisi de Silahlı Kuvvetler personeli olan kişiler
arasındaki eşitlik ilkesini zedeleyecek, bu durum da Anayasanın 10 uncu
maddesine göre eşitlik ilkesine aykırı
olacaktır.
Yasa
koyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz,
Anayasa’ya
ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin
suç sayılacağı, bunlara
uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya
hafifleştirici tutum ve davranışların neler olacağı, hangi cezaların para
cezasına çevrilebileceği veya tecil edilebileceği
gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bu takdir
yetkisinin kullanılmasında suçun askeri olup olmamasının da dikkate alınacağı açıktır. Askerlik
hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki
belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz
görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin askeri suç olarak kabul
edilmelerini ve ağır yaptırımlara bağlanmalarını zorunlu
kılabilmektedir. Ancak, Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu uygulamakla
yükümlü devlet anlayışını yansıttığından, askeri ceza hukuku alanında da suçla ceza arasında
akla uygun, kabul edilebilir, amaçla uyumlu bir orantının sağlanması, hukuk devleti olmanın
gereğidir.
Anayasa
Mahkemesi 21.01.2004 tarih ve 2002/166 - 2004/3 E. K. sayılı kararında,
Askeri Ceza Kanunun 67/1-A
maddesinde düzenlenen yurt dışına firar suçuna ilişkin; “Askeri hizmetin özellikleri ve eylemleri ceza yaptırımına
bağlanan kişilerin askerliği meslek olarak kabul ettikleri göz
önünde bulundurulduğunda, itiraz konusu kuralla suç kabul edilen eylemle
cezası arasında demokratik bir toplumda
uygun görülebilecek adil bir dengenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
şeklinde Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğu
gerekçesiyle iptal kararı vermiştir.
Emre
itaatsizlikte ısrar suçunun basit halinin düzenlendiği As. C. K.nun 87/1 inci maddesine göre cezanın alt sınırı bir ay
olarak düzenlenmiş iken bu suçun nitelikli halini oluşturan “seferberlik halini” düzenleyen
As. C. K.nun 87/2 nci
maddesine göre cezanın alt sınırı bir yıl olmaktadır. Somut olayda
sanıkların yasak olmasına rağmen gemi içinde içki içtikleri, böylelikle
emre itaatsizlikte ısrar suçunu
işledikleri iddia edilmiştir. Sanıkların bu eylemlerini savaş gemisi
Türkiye Cumhuriyeti karasuları içinde
örneğin, karadan 3 mil
uzaklıkta işlemeleri halinde haklarında As. C. K.nın
87/1 inci maddesi hükmü uygulanırken, sanıkların aynı eylemi
örneğin, karadan 13 mil
uzaklıkta, yani Türkiye Cumhuriyet
karasuları dışında işlemeleri halinde As. C. K.nun
87/2 nci maddesinin seferberlik hükümleri gereğince haklarında alt
sınırdan uygulama yapılması halinde dahi bir yıl hapis cezası vermek zorunluluğu doğacaktır.
Yani suç teşkil eden eylemle öngörülen ceza arasında ciddi bir orantısızlık ortaya çıkacaktır.
Dava konusu olayda da, suç olarak kabul
edilen eylemle cezası arasında demokratik bir toplumda uygun görülebilecek
adil bir dengenin bulunmadığı açıktır. Hatta benzer bir olayda yine seferberlik halinin nitelikli bir durum olarak
düzenlendiği, As. C. K.nun 67 nci
maddesine ilişkin Askeri Yargıtay 3 üncü Dairesinin 24.07.2003 tarih ve
2003/878-868 E. K. sayılı, (As.C.K’nun 67 nci maddede düzenlenen
ülke sınırları dışında gemiden firar suçuna ilişkin seferberlik hükümlerinin uygulanmasına yer
olmadığına ilişkin) kararında; “As.C.K.’nın 67 nci
maddesindeki değişiklik sırasında, bu
maddenin son fıkrasına diğer maddelerden farklı bir şekilde özenle yazılan
“seferberlik ve savaş halinde” deyimiyle, kanun koyucunun bu maddenin son
fıkrasının uygulanması sırasında As.C.K.’nın 8 nci maddesinin değil, 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş
Hali Kanunu hükümlerinin dikkate alınması
gerektiğini istediği, asıl amacının böyle olduğu anlaşılmaktadır. Bu kabule göre suç tarihinde,
Seferberlik ve Savaş Hali Kanununa göre ilan edilmiş bir seferberlik veya savaş hali ya da fiili çatışma
bulunmadığından, sanık hakkında seferberlik hali hükümlerini
uygulamayan Askeri Mahkemenin kararı yerinde görülüp, ... temyiz talebinin reddine” şeklinde bir yorum
yapılarak, bir ölçüde suç olarak kabul edilen eylemle cezası arasında demokratik ve çağdaş bir toplumda
uygun görülebilecek bir dengesizliğin önüne geçmek istemiştir. Bu nedenle Askeri Ceza Kanunun
8/3’üncü maddesinin, Anayasanın 2 nci maddesine de aykırı olduğu değerlendirilmiştir.
Son olarak,
Anayasanın 122 nci maddesinde, “sıkıyönetim, seferberlik ve savaş hali hükümleri düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; ‘‘Anayasanın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri
ortadan kaldırmaya yönelen ve olağanüstü hal ilanını gerektiren hallerden
daha vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaşması veya savaş hali, savaşı
gerektirecek bir durumun başgöstermesi, ayaklanma
olması veya vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin
ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin
yaygınlaşması sebepleriyle”, sıkıyönetim
halinin ne şekilde belirleneceği
ayrıntılarıyla ele alınmış, maddenin 5 inci fıkrasında da; “Sıkıyönetim, seferberlik ve savaş
hallerinde hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği,
idare ile olan ilişkileri, hürriyetlerin nasıl kısıtlanacağı veya durdurulacağı ve
savaş veya savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi
halinde vatandaşlar için getirilecek yükümlülükler kanunla düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
As.C.K.nun 8/3 üncü maddesinde düzenlenen “barışta seferberlik” hali hem
Anayasanın 122 nci
maddesiyle hem de 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu ile
çelişmektedir. Çünkü ne Anayasa’da ne de 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş
Hali Kanununda barış halinde seferberlik hükümlerinin
uygulanacağına ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. 2941 sayılı Seferberlik
ve Savaş Hali Kanununun 21 inci maddesine göre “Diğer kanunlardaki seferberlik ve savaş
haliyle ilgili bu kanuna aykırı olmayan hükümler saklıdır” hükmü
açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle As.C.K.nın 8/3 üncü
maddesinin Anayasanın 122 nci maddesine de aykırı
olduğu değerlendirilerek aşağıda yazılı olan karar verilmiştir.
KARAR
Görülmekte olan davada, iddianamede
sanıklar hakkında As.C.K.nun
8/3 üncü maddesi gereğince seferberlik
hükümleri uygulanması talep edildiğinden, As.C.K.nun
8/3 üncü maddesinde yazılı “hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut ve karasuları
dışında yalnız dahi seyrü hareket eden her harp
tayyare ve harp gemisi üssülhareketlerinden
birine varıncaya kadar bu kanun tatbikatında seferber sayılır.” hükmü Anayasanın 2, 10, 122 nci
maddelerine aykırı olduğu kanısına varıldığından,
Anayasanın 152 inci maddesi gereğince bu konuda bir karar vermek üzere Anayasaya
aykırılık gerekçesinin yazılmasının ardından dosyanın onaylı suretinin Anayasa Mahkemesine
GÖNDERİLMESİNE, Anayasaya
aykırılık iddiasıyla ilgili karar verilinceye kadar veya dosyanın
Anayasa Mahkemesine varış tarihinden itibaren 5 ay süreyle davanın GERİ BIRAKILMASINA
karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun itiraz konusu
kuralı da içeren 8. maddesi şöyledir:
“Seferberlik ve tarifi:
Madde 8- 1 - Sefer tabiri harb
halini ihtiva eden seferberliktir.
2 - Seferberlik, ordunun veya bazı kısımlarının
seferber olmasını amir olan emirde yazılı ve muayyen tarihten başlayarak
ilgasını mübeyyin neşrolunan emirde yazılan
tarihte biten haldir.
3 - Hazarda Türkiye Cumhuriyeti hudut
ve kara suları dışında yalnız dahi seyrü hareket
eden her harb tayyare ve harb
gemisi üssülharekelerinden birine varıncaya kadar
bu kanunun tatbikatında seferber sayılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Mahkeme, başvuru kararında Anayasa’nın 2., 10. ve 122. maddelerine
dayanmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 22.11.2007 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuraldaki seferber
sayılmanın emre itaatsizlikte ısrar suçunda cezada artırım nedeni kabul
edildiği, söz konusu artırımda suçla ceza arasında demokratik bir toplumda
uygun görülebilecek adil bir dengenin bulunmadığı, vatan hudutları dışında
kara birliğinde görev yapan personelin savaş ya da fiili çatışma çıkmadığı
sürece seferber sayılmadığı, barışta hava ve kara suları dışında bulunan
savaş uçakları ve savaş gemilerinin seferber sayılması nedeniyle bu
araçlardaki personelin aynı suçu işlemeleri halinde seferberlik
hükümlerinin uygulanmasıyla daha ağır ceza ile cezalandırılmalarının
eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, Anayasa’da ve 2941 sayılı Seferberlik ve
Savaş Hali Kanunu’nda barış halinde seferberlik hükümlerinin uygulanacağına
ilişkin hüküm bulunmadığı, belirtilen nedenlerle itiraz konusu düzenlemenin
Anayasa’nın 2.,
10. ve 122. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 8. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında sefer tabirinin harb halini
ihtiva eden seferberlik olduğu, (2) numaralı fıkrasında seferberliğin,
ordunun veya bazı kısımlarının seferber olmasını amir olan emirde yazılı ve
muayyen tarihten başlayarak ilgasını mübeyyin
neşrolunan emirde yazılan tarihte biten hal olduğu belirtilmiştir. İtiraz
konusu (3) numaralı fıkrada ise barışta, Türkiye Cumhuriyeti hudut ve kara
suları dışında yalnız dahi seyrü hareket eden her
harb tayyare ve harb
gemisinin üssülharekelerinden birine varıncaya
kadar Askeri Ceza Kanununun uygulanmasında seferber sayılacağı
öngörülmüştür.
1632 sayılı Yasa’da bazı suçların seferberlikte
işlenmesi, cezada ağırlaştırıcı neden olarak görülmüştür. Yasa’nın itaatsizlikte ısrar edenlerle ilgili 87. maddesinin
birinci fıkrasında, hizmete ilişkin emri hiç yapmayan asker kişilere “bir aydan bir seneye kadar”, emrin
yerine getirilmesini söz veya fiili ile açıkça reddeden veya emir tekrar
edildiği halde emri yerine getirmeyenlere, “üç aydan iki seneye kadar” hapis cezası söz konusu olduğu
halde, ikinci fıkrasında anılan suçların seferberlikte işlenmesinde “beş seneye kadar” ağır hapis
cezasına hükmolunacağı belirtilmiştir.
Yasa’nın yabancı
memlekete firar edenlerle ilgili 67. maddesindeki “bir seneden beş seneye” ve “üç seneden yedi seneye” kadar hapis
cezası seferberlikte “beş seneden
aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası”, firara kalkışanları haber
vermeyenlerle ilgili 74. maddesindeki
“altı aya kadar hapis cezası” seferberlikte
“iki seneye kadar hapis cezası”, kendini askerliğe yaramayacak hale
getirenlerle ilgili 79.
maddesindeki “bir
seneden beş seneye kadar hapis cezası” seferberlikte “on seneye kadar ağır hapis cezası”, toplu asker karşısında veya hizmetten
savuşmak için veya silahlı iken yapılan itaatsizlikle ilgili 88.
maddesindeki “altı
aydan beş seneye kadar hapis cezası” seferberlikte “beş seneye kadar ağır hapis cezası”, askeri isyanla ilgili 100. maddesindeki “beş seneden az olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezası”
seferberlikte “on seneden az olmamak
üzere muvakkat ağır hapis cezası” olarak öngörülmüştür.
İtiraz konusu kuralla barışta Türkiye Cumhuriyeti
hudut ve kara suları dışındaki savaş uçak ve savaş gemilerinin üssülharekelerinden birine varıncaya kadar seferber
sayılmasıyla yalnızca Askeri Ceza Kanunu’ndaki bazı suçların seferberlikte
işlenmesindeki cezada artırım hükmünün uygulanması amaçlanmıştır. Başka bir
anlatımla itiraz konusu kural, seferberlik hükümleriyle ilgili olmayıp
sadece cezada artırma hükümlerine yollamadır.
4.1.1961 günlü, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
İç Hizmet Kanunu’nun 51. maddesinin birinci fıkrasında kışla “Askerin barındırıldığı ve hizmet
gördüğü tek bir bina veya toplu halde bulunan muhtelif binalar ile bunların
müştemilatından olan diğer binalar ve arazidir.” şeklinde tanımlanmış,
ikinci fıkrasında ise “Karargâh ve
askerî kurumlar ile Deniz Kuvvetleri (Sahil Güvenlik dahil)
teşkilâtında bulunan gemiler gibi askerî tesisler de kışla olarak mütalâa
edilir.” denilmiştir.
Bu düzenlemelerden kışla niteliğinde kabul edilen savaş gemilerinin, kara birliklerindeki kışlalardan
farklı olarak barış zamanında dahi Türk kara sularından ayrıldıklarında,
her an büyük risklerle karşı karşıya oldukları, anılan ortamda gelebilecek
tehlikeleri önceden öngörebilmenin de her zaman mümkün olmadığı, bu açıdan
savaş gemilerinin, askeri disiplinin en üst düzeyde olması gereken kışlalar
olduğu ve anılan gemilerdeki disiplin zafiyetinin, telâfisi imkânsız
zararları beraberinde getirebileceği, barışta Türk kara sularından ayrılan
bir savaş gemisinin, yabancı alanlarda daha riskli olmasının bir sonucu
olarak bazı suçların cezasında artırıma gidilerek bu gemideki kişilerin
suç işlemekten caydırılmak istenmesinin, askerlik hizmetinin ve onun
ayrılmaz bir parçası olan askeri disiplinin gereği olduğu anlaşılmaktadır.
Yasakoyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken
kuşkusuz, Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak
koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın
türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı veya hafifleştirici tutum ve
davranışların neler olacağı, hangi cezaların para cezasına çevrilebileceği
veya ertelenebileceği gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bu takdir
yetkisinin kullanılmasında, askeri bir suçun işlendiği alanın
özelliklerinin dikkate alınabileceği de doğaldır. Askerlik hizmetinin ve
askeri disiplinin gereklerinin gözetilerek barışta Türk kara sularından
ayrılan bir savaş gemisinde işlenen bazı suçlarda seferberlikteymiş gibi
bir yaklaşımla yalnızca cezada artırımın öngörülmesinin de yasakoyucunun takdir hakkı kapsamında kaldığı açıktır.
Öte yandan, itiraz konusu kuralda seferber
sayılmanın, bu sırada işlenen bazı suçlar için artırım sebebi olup
olmayacağına ve cezanın ne kadar artırılacağına ilişkin bir düzenleme
bulunmamaktadır. Seferberlikte suçun işlenmesinin cezanın artırım sebebi
olması ve artırımın ne şekilde yapılacağı Askeri Ceza Kanunu’nun diğer
hükümlerinden kaynaklanmaktadır.
Ülke kara suları dışındaki bir savaş gemisinde
bulunan personelin çalışma alan ve şartları ile yabancı topraklarda görevli
kara birliğindeki personelin çalışma alan ve şartlarının aynı olmadığı
gözetildiğinde bu kişiler arasında eşitlik karşılaştırılması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
İtiraz konusu kuralın, Askeri Ceza Kanunu’ndaki
barışta işlenen bazı suçlarda yalnızca cezada artırıma neden olduğu,
seferberlik hükümleri açısından bir sonuç doğurmadığı gözetildiğinde
Anayasa’nın 122. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Haşim KILIÇ ile Serruh
KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
22.5.1930
günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 8. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşim KILIÇ ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 14.1.2010 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun itiraz konusu 8. maddesinin
üçüncü fıkrasında yazılı hal; sınır ve kara suları dışında hareket eden
savaş uçağı ve savaş gemisinin hedefe varıncaya kadar seferber olduğunu,
yani maddenin “seferberlik ve tarifi” başlığından ve birinci fıkrasından da
anlaşıldığı üzere seferber olduğunda harp hali durumunda olduklarının
kabulü gerektiğini ifade etmektedir.
Bu kabul,
seferber sayılan hallerde (Askeri Ceza Kanunu 87/2 md. gereği) işlenen
suçların suçun temel şekline nazaran daha ağır bir cezayı gerektiren
nitelikli halini buna göre de cezanın arttırılması sonucunu getirmektedir.
Çoğunluk
görüşünde, harp aracının Türk kara
sularından ayrıldığından itibaren riskin büyümesi nedeniyle askeri
disiplinin en üst düzeyde olması gerektiği,yasakoyucunun suça karşı cezanın yüksek
tutulmasını öngörmesinin takdir yetkisinde bulunduğu ve bunun seferberlik
hükümleri ile bir ilgisinin bulunmadığı belirtilmektedir.
Somut norm
denetimine gelen olayda unifil görevi kapsamında
personeli olduğu geminin Türk karasuları dışında bulunduğu esnada oluşan
haksız fiillereceza tayininde suçun cezasının nitelikli bir hali olarak öngörülen
ve ölçü birim olarak kabul edilip atıfta bulunulan seferberlik hali;
Anayasa’nın tanıdığı hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri
ortadan kaldırmaya yönelik, olağanüstü hal ilanını gerektiren halden daha
vahim şiddet hareketlerinin yaygınlaştırılması veya savaş hali, ayaklanma
olması veya vatan ve cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın
veya ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün içten veya dıştan tehlikeye
düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması sebepleri ile ancak TBMM
tarafından alınabilecek bir kararnameye bağlı olağanüstü bir durumu tasvir
eden bir içerik taşımaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nunda kabul edilen sistemde suçun maddi
unsurları başlığı altında sayılan nitelikli hal genelde; fiilin işleniş
tarzı,fiilin işlendiği yer veya zamanve fail ya
damağdurun vasfı, irtibatı, suçun
konusu, fiilinişlenişiyle güdülen amaç
gibi unsurları yönünden suçuntemel
şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren hallerolarak kabul edilmiştir.
Fıkranın
atıfta bulunduğu ve ancak Anayasa’nın 122. maddesinde tanımını bulan ve nitelikli
halin varlığının kabulü içinözel kararın varlığını gerektiren
seferberlik hali, içeriği itibarı ile Türk Ceza Kanunu’nun kabul ettiği
suçun maddi unsurundan sayılan nitelikli hal ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Ülkede
olağanüstü ve savaş hali durumu ile özdeşleşmiş içeriğe sahip seferberlik
hali uygulaması kendi gerçeğinden soyutlanarak kuralda ceza tayin kriteri yapılmıştır.
Yeni Türk Ceza Yasamızda suçun nitelikli hali sayılacak fiiller
genelde bir başka ara normu olarak düzenlenmiş ceza kanunu ilkelerinin
uygulanmasında her somut olayda temel cezanın alt ve üst sınırı arasındaki
açıklığı cezanın belirlenmesine yarayan ve suçun işleniş biçimi, kullanılan
araçlar, suçun işlendiği yer ve zaman, önemi, değeri, zarar ve tehlikenin
ağırlığı, failin kast ve taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve
saikle ilgili veriler belirlenmiştir. Bu konuda yasadaki boşluklar var ise hakimlerce takdiren doldurulacağı
kuşkusuzdur.
Öte yandan,
Türk Silahlı Kuvvetlerinde askeri disiplin ise hizmet gereği bir bütünlük
arz eder ve askeri disiplinin karşılaşılacak hadisenin vahametine göre az,
çok, yumuşak, sert v.b. ölçü değerlendirilmesi yapılamaz. Disiplini ile her
türlü övgüye sahip bir kurumun disiplin seviye ölçüleri değil, görevi
gereği düzeni korumak adına teyakkuz, alarm, seviye ölçüleri vardır.
O halde,
askeri hizmet gereği olarak disiplin seviyesi kriteri elverişli bir ölçü
olmayacağı kabulü karşısında, Anayasa’nın 122. maddesinde getirilen kara
suları ve hudut dışında işlenen suçlar için cezanın ağırlaştırıcı nedeni
sayılan seferberlik hali içeriği ve tanımı itibari ile elverişli, gerekli
ve ölçülü bir kriter olmadığından Anayasa’nın 2.
maddesine aykırıdır.
Bu
nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyız.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Serruh KALELİ
|
|