|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2007/98
Karar Sayısı: 2010/33
Karar Günü: 4.2.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Danıştay Beşinci Daire
İTİRAZIN KONUSU : 25.5.2004 günlü, 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik
Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
5. maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru
Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin bazı hükümlerinin iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemi ile açılan davada, itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay Beşinci Dairesi iptali
için başvurmuştur
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği tarafından,
13.4.2005 günlü, 25785 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren
Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları
Hakkında Yönetmeliğin 2, 4, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 22, 23,
26, 27, 28, 29, 31, 35 ve 39. maddeleri ile Geçici 2. maddesinin ve
Yönetmeliğe ekli (Ek–1) Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi’nin iptaline ve
yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Başbakanlığa karşı
açılan davada; davacı Birliğin, dava konusu Yönetmeliğin dayanağını
oluşturan 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un, Anayasa’nın 7. ve 38.
maddelerine aykırılığı iddiasıyla dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar verilmesi istemi incelendi:
Daha önce, 25.5.2004 günlü, 5176 sayılı Kamu
Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un; 1. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ve üçüncü
fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı” sözcüğünün; 3. maddesinin “... kamu
görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini
hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek, ...” bölümünün; 4. maddesinin
birinci fıkrasının son tümcesi ile ikinci fıkrasının birinci tümcesinin ve
9. maddesi ile 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 29.
maddesine eklenen fıkrada yer alan “hediye alma yasağının kapsamını
belirlemeye” ibaresinin, Anayasa’nın 2., 6., 7.,
8., 11., 105., 123., 124., 127., 128. ve 130. maddelerine aykırılığı
iddiasıyla açılmış olan iptal davası, Anayasa Mahkemesi’nin 1.6.2005 günlü,
E:2004/60, K:2005/33 sayılı kararıyla reddedilmiş ve anılan karar,
23.3.2006 günlü, 26117 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Sözü edilen 5176 sayılı Yasa’nın “İnceleme ve araştırma”
başlığını taşıyan 5. maddesinde “Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve
araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlal edilip edilmediği
çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikayet
veya ihbar yoluyla ulaşan başvurular üzerine yapacağı inceleme ve
araştırmayı en geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.
Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu ilgililere ve
Başbakanlık Makamı’na yazılı olarak bildirir.
Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi
gerçekleştiren kamu görevlisinin, etik davranış ilkelerine aykırı işlem
veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu
durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna
duyurur. Ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul,
yargı kararını yerine getirir ve Resmi Gazete’de yayımlatır.
Bu Kanun’a göre yapılan inceleme ve araştırmalar,
genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya tabi oldukları personel
kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel teşkil etmez.”
hükmüne yer verilmiştir.
5176 sayılı Yasa’nın uygulanmasına ilişkin
hususları belirlemek üzere ve Yasa’nın 3.ve 7. maddelerine dayanılarak çıkarılan dava konusu Kamu Görevlileri
Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 1.
maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının; kamuda etik kültürünü yerleştirmek,
kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış
ilkelerini belirlemek, bu ilkelere uygun davranış göstermeleri açısından
onlara yardımcı olmak ve görevlerin yerine getirilmesinde adalet,
dürüstlük, saydamlık ve tarafsızlık ilkelerine zarar veren ve toplumda
güvensizlik yaratan durumları ortadan kaldırmak suretiyle kamu yönetimine
halkın güvenini arttırmak, toplumu kamu görevlilerinden beklemeye hakkı
olduğu davranışlar konusunda bilgilendirmek ve Kurul’a başvuru usul ve
esaslarını düzenlemek olduğu hükme bağlanmış; Yönetmeliğin “Başvuru ve Re’sen İnceleme Usul ve Esasları” başlıklı Dördüncü
Bölümü’nde yer alan ve Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nca verilen kararlar
üzerine yapılacak işlemleri düzenleyen 39. maddesinde ise; “Kararlar Başkan
ve Üyeler tarafından imzalanmakla kesinleşir. Kesinleşen karar Başbakanlık Makamı’na sunulur.
Kararlara karşı idari yargı yolu açıktır.
Kurul, başvuruya konu işlem veya eylemi
gerçekleştiren kamu görevlisinin etik davranış ilkelerine aykırı işlem ve
eylemi olduğunu tespit etmesi halinde bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı
olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurur, ancak, Kurul
kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine
getirir ve Resmi Gazete’de yayımlatır.
Etik ilkeye aykırı davranışın saptanamadığına
ilişkin kararlar da Başbakanlık Makamı’na ve ilgililere yazılı olarak
bildirilir. Bu kararlar kamuoyuna duyurulmaz. Kabul edilebilirliği
bulunmayan başvurular hakkında verilen kararlar yalnızca başvuru sahibine
iletilir.” hükmüne yer verilmiştir.
5176 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin 3. fıkrasında ve
dava konusu Yönetmeliğin 39. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hükümlerin
incelenmesinden, sözü edilen 39/2. madde hükmünün, Yasa’nın 5/3. maddesinde
yer alan düzenlemeye paralel olduğu anlaşılmaktadır.
Bakılan uyuşmazlıkta, davacı Birlik tarafından;
Etik Kurul’un vereceği kararların Resmi Gazete’de yayımlanmasının, yargı
yerlerince kesin hükmün kurulmasına kadar sanığın masumiyeti ilkesine
aykırı olduğu; İdare Hukukunda, bir davranışın ya yalnız başına bir
disiplin suçu, ya da aynı zamanda ceza yargılamasına konu bir davranış
olduğu; bu iki alana girmeyen konularda “ahlaksız davranışta bulunmuştur”
şeklindeki bir ilanın, temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğu; dava konusu
Yönetmelik’te düzenlenen etik davranış
ilkelerinin, disiplin hukuku ile ceza hukukunun konusu olup, yargı
denetiminden geçmedikçe ya da yargı organlarınca verilen karar kesin hüküm
halini almadıkça, kimsenin suçlu ilan edilemeyeceği; Yönetmeliğe dayanak
oluşturan Yasa’nın bu yönden Anayasa’ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü;
davalı idarenin savunmasında ise; etik davranış ilkeleriyle, Anayasa’nın
38. maddesinde belirtilen anlamda yeni suç veya ceza ihdası getirilmediği;
bu ilkelerin, her zaman ceza veya disiplin hukukunun konusunu
oluşturmayacağının da açık olduğu; ne 5176 sayılı Yasa’da, ne de dava
konusu Yönetmelikte “etik suçu”ndan söz
edilmediği; “Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurma” yaptırımının Yasa
hükmüyle öngörüldüğü ve Kurul kararlarına karşı yargı yolunun açık
bulunduğu; bu hukuksal yapı içinde Kurul’un yargısal bir kuruluş
olmadığının da açıkça ortaya çıktığı hususlarına yer verildiği
görülmektedir.
Bilindiği gibi “Hukuk Devleti”, bütün işlem ve
eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı
denetimine açık, yasaların üstünde, yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu
Anayasa’nın ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Kişilere hukuk güvenliğinin
sağlanması da hukuk devletinin ön koşullarındandır. Nitekim
Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü
getirilmiş; “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrasında da;
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”
kuralına yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinde; iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılacağı hükme bağlanmıştır. İptal davasına konu edilebilecek işlemler,
idarenin idare hukuku alanında yaptığı, tek yanlı, kesin ve doğrudan
uygulanabilir nitelikteki hukuki işlemlerdir. Bunların hukuki sonuç
doğurabilmesi için idarenin iradesini açıklaması yeterlidir. Karşı tarafın
herhangi bir irade beyanında bulunmasına gerek yoktur.
İdari işlem, idari makamların kamu gücü ile hareket
ederek, idare işlevine ilişkin olarak yaptıkları ve çeşitli hak ve/veya
yükümlülükler doğuran tek yanlı irade açıklamaları olarak tanımlanmaktadır.
Bu tanımdan hareket edildiğinde idari işlemin
unsurlarının; “idari makam ya da makamlarca yapılmış olması”, “tek
yanlılık” ve “icrailik” nitelikleri olduğu
anlaşılmaktadır.
Tek yanlılık, kavram olarak tek bir irade
açıklaması demektir. Buradaki iradenin tek yanlılığı, tek bir kişi ya da
organın iradesi anlamında değil, işlemin tek yanlı bir irade açıklaması ile
oluşması anlamındadır. Bu nedenle, idari işlemdeki irade, tek bir makam ya da
organ tarafından açıklanabileceği gibi, birçok kişiden oluşan bir organ
veya kurul tarafından da açıklanabilir. Yine birden fazla idari makam ya da
organ, tek bir irade açıklaması için bir araya gelebilir. İşte tüm bu
hallerde idari işlem tek yanlıdır.
Yukarıdaki tanıma göre idari işlemin unsurlarından
birini de “işlemin idari makam ya da makamlarca yapılmış olması”, bir başka
anlatımla, “organik unsur” oluşturmaktadır.
İptal davasının konusunu oluşturan idari işlemin
diğer bir unsuru ise “icrailik”tir. Kamu gücünün,
üçüncü kişiler üzerinde, ayrıca bir başka işlemin varlığına gerek
olmaksızın, doğrudan doğruya çeşitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini
gösterdiği işlemler icrai niteliktedir.
Bilindiği üzere iptal davaları ile idari işlemlerin
hukuka uygunluğu denetlenir ve böylece idarenin hukuk alanı içinde kalması,
bu alan içinde hareket etmesi amaçlanır. İdari yargı yerlerince verilen
iptal kararları ile hem iptal edilen idari işlemle hukuk alanı dışına
çıktığı saptanan idare yeniden bu alan içine alınmış olur, hem de menfaati
ihlal edilen ve bu nedenle dava açan ilgili, eski hukuki durumuna geri
gelerek iptal kararından somut olarak yararlanır.
2577 sayılı Yasa’nın 28/1. maddesinde, idarelerin,
Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve
yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre,
gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur oldukları
hükme bağlanmıştır.
5176 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile dava konusu
Yönetmeliğin 39. maddesinin 2. fıkrasında ve 31. maddesinin son fıkrasında
yer alan hükümlerin birlikte incelenmesinden; Kamu Görevlileri Etik
Kurulu’nun, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış
ilkelerinin ihlal edilip edilmediği çerçevesinde yürüteceği; başvuruya konu
işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin etik davranış ilkelerine
aykırı işlem veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu kararın, Başkan ve
Üyeler tarafından imzalanmak suretiyle kesinleşmesi halinde, Başbakanlığın,
bu durumu Kurul kararı olarak Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna
duyuracağı; ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde, Kurul’un,
yargı kararını yerine getireceği ve Resmi Gazete’de yayımlatacağı; bu
Yasa’ya göre yapılan inceleme ve araştırmaların, genel hükümlere göre ceza
kovuşturmasına veya tabi oldukları personel kanunları hükümlerine göre
disiplin kovuşturmasına engel oluşturmayacağı; öte yandan, Kurul’ca yapılan
inceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların
işlemlerinin durdurulacağı anlaşılmaktadır.
5176 sayılı Yasa’da Kurul kararlarına karşı
başvurulacak yargı yeri açıkça belirtilmemiş ise de, dava konusu
Yönetmeliğin 39. maddesinin 1. fıkrasında, bu yargı düzeninin “idari yargı”
olduğu açıkça belirtilmiş olup; bu durum, Kurul’un yapısal açıdan “idari
bir kuruluş” olmasının doğal sonucudur.
Ancak asıl sorun, idari yargı yolunun açık olduğu
belirtilen Kurul kararlarının niteliğinden kaynaklanmaktadır.
Yukarıda da vurgulandığı üzere, Kurul’un yetkisi,
dava konusu Yönetmelik kapsamında yer alan kamu görevlilerinin etik
davranış ilkelerini ihlal edip etmediklerini; bir başka anlatımla, etik
davranış ilkelerine aykırı işlem veya eylemleri olup olmadığını saptamakla
sınırlıdır. Yani, yaptığı inceleme sonucunda Kurul’un verdiği karar, yapısı
ve içeriği itibariyle bir “tespit kararı” niteliğindedir.
Kurul üyelerinin, 5176 sayılı Yasa’nın 2. maddesine
göre Bakanlar Kurulu’nca seçilip atanmaları; yine, bu maddenin 4.
fıkrasında belirtilen koşulların varlığı halinde Başbakan onayıyla görevden
alınmaları ve dava konusu Yönetmelik hükümlerinin, Yönetmeliğin 42. maddesi
uyarınca Başbakan tarafından yürütüldüğü hususları göz önünde
bulundurulduğunda, Kurul’un, bir “tespit kararı” niteliğindeki kararlarını
Başbakanlığa göndermesi doğaldır.
Başbakanlık Makamı, bu Kurul kararlarının gereğinin
yerine getirilmesi için, gerekli yerlere bildirimde bulunarak soruşturma
açılmasını isteyebilir. Kurul’un “tespit kararı”
niteliğini taşıyan bu kararının, etik davranış ilkelerine aykırı olduğu
belirtilen işlemi veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin görev
yaptığı idareye iletilmesi üzerine, bu idare, kamu görevlisinin anılan
işlem veya eyleminin disiplin veya ceza hukukundan hangisini
ilgilendirdiğini göz önünde bulundurarak, kurumun disiplin makamları
tarafından işlem tesis edilmesini sağlayabileceği gibi, ilgili kamu
görevlisi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda da
bulunabilir.
Ancak tüm bu hususlar, Kurul’ca verilen kararın bir
“tespit kararı” olduğu, bu yapısıyla tek başına sonuç doğurucu nitelikte
bulunmadığı ve idari davaya konu olabilecek nitelikte bir idari işlem
özelliğini taşımadığı gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü anılan
“tespit kararı”, verildiği tarih itibariyle, “henüz” ilgili kamu görevlisi
yönünden çeşitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini gösteren bir “icrai” işlem niteliğinde değildir.
Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrasında,
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” hükmüne yer
verilmiştir.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu tarafından verilen
kararların yukarıda vurgulanan niteliği ve Anayasa’nın 38/4. maddesinde yer
alan hüküm birlikte değerlendirildiğinde; bir kamu görevlisinin işleminin
veya eyleminin “suç” olduğu henüz yargı yerlerince saptanmamış iken, bir
başka ifadeyle, henüz ortada “hükmen” kesinleşmiş bir suçu mevcut değilken
bu kamu görevlisi hakkında Kurul’ca verilen kararın Anayasa’nın 38/4.
maddesine aykırı olarak Resmi Gazete’de yayımlanması, o kamu görevlisinin
Anayasa ile korunmuş olan kişilik haklarının ihlali anlamını taşımaktadır.
Kaldı ki, yukarıda da belirtildiği üzere, Kurul’ca
verilen ve “tespit kararı” niteliğinde olan bu kararların, yapıları
itibariyle idari davaya konu olabilecek icrai
işlem niteliğini taşımamaları nedeniyle; bu işlemlerin (Kurul kararlarının)
iptali istemiyle açılacak davalarda idari yargı yerlerince 2577 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinin 3/d fıkrası uyarınca “incelenmeksizin ret”
kararları verilebileceği de göz önünde bulundurulduğunda; Kurul’ca verilen
kararların Resmi Gazete’de yayımlanması, yukarıda sözü edilen Anayasa’nın
36/1. ve 2577 sayılı Yasa’nın 28/1. maddelerinde yer alan hükümlerin
işlevsiz kalması nedeniyle, ilgili kamu görevlisi yönünden doğabilecek
sakıncaların daha da artmasına yol açabilecektir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde;
Kurul kararlarının (idari) yargı yerlerince iptal edilmesine kadar geçecek süreçte,
kapsamındaki kamu görevlilerinin Anayasa ile korunan kişilik haklarının
ihlal edilmesi sonucunu doğuracak nitelikte, bu kamu görevlilerinin etik
davranış ilkelerine aykırı olduğu “tespit edilen” işlem veya eylemleriyle
ilgili Kurul kararlarının Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurulacağı
yolunda hüküm getiren 5176 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin 3. fıkrasının,
Anayasa’nın 38. maddesinin 4. fıkrasına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan
Mahkemenin, taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi
olduğu kanısına varması durumunda tarafların bu konudaki sav ve
savunmalarını ve kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayan kararı ile
Anayasa Mahkemesi’ne başvurması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Yasa’nın
28. maddesinin 2. fıkrası gereğince, 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik
Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un
5. maddesinin 3. fıkrasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurulmasına, dosyada bulunan ilgili belgelerin onaylı birer örneğinin
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, Anayasa Mahkemesi’nin bu
konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına, 1.6.2007 tarihinde
oyçokluğuyla karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması
ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un itiraz konusu
fıkrayı da içeren 5. maddesi şöyledir:
“Madde 5-
Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin
ihlâl edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikâyet veya
ihbar yoluyla ulaşan başvurular üzerine yapacağı inceleme ve araştırmayı en
geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.
Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu
ilgililere ve Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirir.
Kurul,
başvuruya konu işlem veya eylemi gerçekleştiren kamu görevlisinin, etik
davranış ilkelerine aykırı işlem veya eylemi olduğunu tespit etmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, bu durumu Başbakanlık, Kurul kararı olarak
Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurur. Ancak, Kurul kararlarının
yargı tarafından iptali halinde Kurul, yargı kararını yerine getirir ve
Resmi Gazetede yayımlatır.
Bu Kanuna göre yapılan inceleme ve araştırmalar,
genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya tâbi oldukları personel
kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel teşkil etmez.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasına dayanılmış; 2. ve 17. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine 06.11.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında,
5176 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin üçüncü fıkrasında, Kamu Görevlileri Etik
Kurulu tarafından kamu görevlisinin etik ilkeye aykırılığının tespitine
ilişkin kararının ve bu kararın yargı tarafından iptali halinde de yargı
kararının Resmi Gazete’de yayınlanacağına ilişkin düzenlemenin, tespit
niteliğindeki Kurul kararlarının idari davaya konu olabilecek icrai işlem
niteliğini taşımaması ve suçluluğu
hükmen sabit olmayan bir durumun alenileştirilerek kişilik haklarının
ihlaline neden olması gerekçeleriyle Anayasa’nın 38. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların
Anayasa'ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen
gerekçelere bağlı kalmak zorunda olmadığından itiraz konusu kural ilgisi
nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
5176 sayılı Yasa’nın 5. maddesinde
Kurul’un etik kural ihlali ile ilgili başvurularda inceleme ve araştırma yöntemi
belirlenmektedir. Maddenin birinci fıkrasında başvurular
hakkındaki inceleme ve araştırmanın etik davranış ilkelerinin ihlâl edilip
edilmediği çerçevesinde yürütüleceği ve çalışmaların azami üç ay içinde
sonuçlandırılacağı; ikinci fıkrasında, inceleme ve araştırma sonucunun
ilgililere ve Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirileceği; iptali
istenilen üçüncü fıkrasında başvuruya konu kamu görevlisinin işlem veya
eyleminin etik davranış ilkelerine aykırı olduğunun tespiti ve bu kararın
kesinleşmesi halinde, durumun Başbakanlık tarafından Kurul kararı olarak
Resmî Gazete’de kamuoyuna duyurulacağı, Kurul kararının yargı kararıyla
iptali halinde yargı kararının yerine getirilerek yine Resmî Gazete’de
yayımlanacağı, son fıkrasında ise bu Kanuna göre yapılan inceleme ve
araştırmaların genel hükümlere göre ceza ve disiplin kovuşturmasına engel
oluşturmayacağı öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa’nın ve yasaların üstünde yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinde, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Buna
göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle
sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu
haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev
olarak verilmiştir. Bu itibarla kişilerin yaşayışlarına ilişkin yasal
düzenlemeler “maddî ve manevî
varlığını koruma hakları”nı
önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak kuralları içeremez. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında “…Kimse insan
haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” denilerek,
bireyin başkalarının ya da kendisinin gözünde küçük düşüren, insan
haysiyetiyle bağdaşmayan veya onur kırıcı ceza ya da muameleye tabi
tutulamayacağı öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, insan
haysiyeti kavramı da insanın hangi durum ve şartlar altında bulunursa
bulunsun sırf insan oluşunun kazandırdığı değerin tanınması ve sayılması
olarak ifade edilmiştir. Bu bağlamda, 25.11.2005 günlü, E.2000/34,
K.2005/91 sayılı Kararda, işlediği bir suç nedeniyle bireyin dayak, teşhir,
aleni infaz vb. bedensel ceza ya da muameleye maruz kalmasının insan
onuruyla bağdaşmayacağı belirtilerek, kuralın iptaline karar verilmiştir.
Suç ve cezalara
ilişkin esasların yer aldığı Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya
kadar, kimse suçlu sayılamaz” denilerek masumiyetkarinesi kabul edilmiştir.
Etik, ahlâkın temellerini inceleyen felsefe dalı ya
da bir kimsenin davranışlarına temel olan ahlâk ilkelerinin tümüne denir. Suç, hukuk düzeni tarafından ceza veya güvenlik tedbiri
yaptırımına bağlanmış fiildir. Suç oluşturan bir davranış etik de değildir.
Ancak etik olmayan her davranış her zaman suç niteliği taşımaz. Suç ve
cezaların yasayla düzenlenme zorunluluğuna karşın, 5176 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde
etik ilkelerin Etik Kurul tarafından yönetmelikle belirlenmesi esası kabul
edilmiş, Anayasa Mahkemesi de 1.6.2005 günlü, E.2004/60, K.2005/33 sayılı
kararıyla bu kuralı Anayasa’ya aykırı görmemiştir.
Etik Kurulu’nun görevi kapsamında kalan etik kurala
aykırılık suç olmadığı gibi, kamu görevlisi hakkında etik kurala
aykırılığın tespitine ilişkin kararlar da ceza niteliğinde değildir. Nitekim Yasa’nın 4. maddesinin son fıkrası gereğince, yargı
organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış
bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına
başvuru yapılamayacağına; inceleme sırasında yargı yoluna gidildiği
anlaşılan başvuruların işleminin durdurulacağına; 5. maddesinin üçüncü
fıkrası gereğince 5176 sayılı Yasa’ya göre yapılan inceleme ve
araştırmaların, genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına engel
oluşturmayacağına ilişkin kurallar da bunu doğrulamaktadır. Etik
ilkeye aykırılık kararları ceza niteliğinde olmadığından, kural Anayasa’nın
38. maddesine aykırı değildir.
Öte yandan, idare hukukunda ilgilinin hukuki
menfaatini etkileyenler hariç olmak üzere hiçbir hukuki etkiye sahip
olmayan tespit edici işlemlere karşı dava açılamayacağı kabul edilmektedir.
Etik Kurul’un tespit niteliğindeki kararlarının, insan
onuru ve kişilik hakkı üzerindeki etkisi ve Yasa’nın iptali istenilen 5.
maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesindeki “Ancak, Kurul kararlarının yargı tarafından iptali halinde Kurul,
yargı kararını yerine getirir ve Resmi Gazetede yayımlatır.” hükmü, birlikte
değerlendirildiğinde Etik Kurul kararlarının yargı denetimine tabi olduğunda
kuşku bulunmamaktadır.
5176 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde, bu Kanun’un
amacı, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık,
dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış
ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere Kamu Görevlileri Etik
Kurulunun kuruluş, görev ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi olarak
gösterilmiştir. Etik Kurulun, etik ilkeye aykırı
davranışın tespitine ilişkin karar verme ve inceleme ve araştırma sonucunu
ilgililere ve Başbakanlığa yazılı olarak bildirme yetkisi kamuda etik
kültürünün yerleşmesi ve kamu görevinin işleyişinde etkinliğin sağlanması
için gerekli görülebilirse de bu yazılı bildirimin 5176 sayılı Yasa
kapsamında kamu görevlilerinin kendileri ve bunların hiyerarşik üstlerine
bildirilmesi ile yetinilmeyip, idari yargı denetimine açık olan bu
eylemlerin yargısal kesinlik kazanmadan Resmi Gazete ile kamuoyuna
duyurulması ilgilinin herkese teşhiri anlamına gelmekte; bu durum ise bütün
temel hak ve özgürlükler için dokunulmaz ve her türlü değerler ölçütünün
dışında kabul edilen insan onuru ile kişinin maddi ve manevi varlığının
önemli ölçüde zedelenmesine yol açmaktadır.
Öte yandan, Kamu Görevlileri Etik Kurulu kararının
idari yargı tarafından iptal edilerek maddi olguların mevcut olmadığının
tespiti halinde, Yasa gereği bu iptal kararının da Resmi Gazete’de
yayımlanmasının, daha önceki yayım nedeniyle yazılı ve görsel medyaya haber
teşkil edip farklı sübjektif değerlendirmelere maruz kalarak onuru
zedelenen ve toplum önünde teşhir edilen kişilerin, uğradıkları manevi
zararlarını tümüyle gidermeyeceği de açıktır.
Hukuk devletinin temel gereklerinden
olan insan haklarının, demokratik toplum içinde nitelikli bir şekilde kullanılabilmeleri
sağlanırken, bu kullanımın sonucunda ortaya çıkacak düzensizliklerin
olumsuz sonuçlarının kaldırılabilmesi belli bir dengenin kurulmasını
gerektirir. Kamuda etik kültürünün yerleşmesi için etik
ilkeye aykırılık kararları ile bunların denetimi sonucu idari yargı
tarafından verilen iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanmasının suç
niteliği taşımayan bir konuda kişinin teşhirine, dolayısıyla toplum
içindeki konumunun, maddi ve manevi varlığının ağır bir şekilde etkilenmesine
yol açması, kişi özgürlüğü ile kamu gücünün kullanılması arasındaki hassas
dengenin özgürlük aleyhine bozulması demektir. Bu nedenle kural
demokratik toplum düzeninin gereklerine ve adalet ilkelerine dolayısıyla
hukuk devletine ve kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına
aykırı bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 17.
maddelerine aykırıdır ve iptali gerekir.
VI - SONUÇ
25.5.2004 günlü, 5176 sayılı Kamu
Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 5. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, 4.2.2010
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
|
|
|
|
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|