|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2007/112
Karar Sayısı: 2010/5
Karar Günü: 14.1.2010
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 4. Tüketici Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 23.2.1995 günlü, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanun’un, 6.3.2003 günlü 4822 sayılı Yasa’nın 30. maddesiyle
değiştirilen23. maddesinin ikinci
fıkrasının birinci tümcesinin, Anayasa’nın 2., 10.
ve 172. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Tüketici mahkemesine tüketici tarafından harç yatırmaksızın
dava açılmasına ilişkin itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“4822 Sayılı
Kanunla değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 23. maddesi
ikinci fıkrası birinci cümlesi “Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler,
tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve
harçtan muaftır.” hükmünü
içermektedir.
23. madde
gerekçesinde “Tüketici Mahkemelerinde dava açılmasını kolaylaştırmak için bu davaların
vergi, resim ve harçtan muaf olmaları hükme bağlanmıştır” şeklinde madde
gerekçesi açıklanmıştır.
Harçlar Devletin mahkemeler aracılığı
ile yaptığı adli hizmete, ondan yararlananların katkısıdır. (492 Sayılı Harçlar Kanunu 25/I). Ancak kanunlarda
belirtilen durumlarda harç alınır,
kanunsuz harç alınmaz (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 16.11.1983
tarih 5/6). Bu ilkeyi teminat altına alan Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasına göre vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler, kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Anayasa’nın 73.
maddesinin gereği olarak, bir davada alınacak harçlar ile oranları 491 Sayılı Harçlar Kanunu ile bu kanuna
bağlı (1) sayılı tarifede gösterilmiştir.
Yargı harçlarını
tayin eden 492 sayılı Kanun hükümleri, ilgililere iradeleri dışında, tek taraflı olarak, bazı mali külfetler
yüklediğinden, kamu hukukundan, kamu düzenindendir. Bu nedenle mahkemeler Kanunda ve Tarifede gösterilen harçları
tahsile mecbur oldukları gibi,
bunların dışında kendiliklerinden bir harç takdir ve talep edemezler. (Hüsnü Aldemir, Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, Ankara
2000, Shf. 176)
492 Sayılı Harçlar
Kanunu’na göre yargılama harçları, başvurma harçlarını, celse harçlarını, karar
ve ilam harçlarını kapsamaktadır.
Başvurma harcı,
hukuk, ticaret davaları ile idari davalarda ve ihtilafsız yargı konularında ve
icra dairesine başvuruda alınmaktadır.
Karar ve ilam
harcı iki çeşit olup; bunlar maktu karar ve ilam harcı ile nisbi karar ve ilam harcıdır. Davacının maktu veya nisbi harca tabi olup olmaması, taraflar arasındaki
uyuşmazlığın niteliğine bağlı olup, harç tarifesinde ayrıntılı
gösterilmiştir.
23. maddedeki
harçlarda muafiyet ilkesi yargı kararlarına da konu olmuş, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 15.03.2005 tarih ve 2005/17278 – 4027
sayılı kararında“...Bu hüküm tüketicilerin ve
tüketici örgütlerinin kolaylıkla dava açmalarını sağlama amacına yönelik
olup, bu nedenle dava açarken bunlar harçtan sorumlu tutulmamışlardır. Yasa
koyucunun maddeyi yasaya koyuş amacı nazara alındığında, tüketicilerin
açtıkları davanın reddi veya haklarında açılan davanın aleyhlerine
neticelenmesi halinde tüketicilerin harçla sorumla tutulmamaları
gerekir” şeklinde hükmün amacını açıklamıştır.
23. maddenin madde
gerekçesinden ve Yargıtay kararı içeriğinden tüketiciler açısından konulan
harç muafiyetinin “dava açmayı kolaylaştırmak” olarak açıklandığı, ancak bu amacın gerçekte
tüketicilerin dar gelirli olacakları ve parasal değeri düşük uyuşmazlıkların
4077 Sayılı Kanun kapsamında kaldığı gerekçesiyle bağlantılı olduğu
anlaşılmaktadır.
23. maddedeki
harç muafiyetine ilişkin düzenleme 4077 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
1995 yılında düzenlenmiştir.
1995 yılından 2003
tarihinde yürürlüğe giren 4822 sayılı Kanun’a kadar gerçekten de Kanun’un amacına
uygun olarak parasal değeri düşük uyuşmazlıklar Kanun kapsamında çözülmüştür.
2003 tarihinde
kanun kapsamını oldukça genişleten 4822 sayılı Kanun değişikliği ile ve de zaman içerisinde
uygulamaya yön veren Yargıtay içtihatları sonunda Tüketici Kanunu’nun kapsamı
genişlemiş, gerçek kişi eşittir tüketici anlayışından hareketle, taraflardan
birinin gerçek kişi olduğu neredeyse tüm hukuki uyuşmazlıkların Tüketici Kanunu kapsamında
kaldığı kabul edilmiştir.
15.03.2003
tarihinde yürürlüğe giren 4822 Sayılı Kanunla 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da önemli
değişiklikler yapmış ve “konut” satışı da kanun kapsamına alınmıştır.
“Konut” kavramı
Yüksek mahkeme kararlarına da konu olmuş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
07.03.2007 tarih 2007/13 Esas, 2007/100 Karar sayılı ilamı ile yükleniciden daire satın alan kişilerin
açtıkları tapu iptali, tescil, ayıp eksik iş vs. davaların Tüketici Mahkemesinde görüleceği karara
bağlanmıştır.
Davamızın değeri
davacı vekilinin 08.12.2004 tarihli dilekçesinde açıkladığı üzere
2.296.000.000.000 TL. dir.
Davacı vekili 20.06.2007 tarihli celsede tüketiciler harçtan muaf
olduklarından yatırdıkları harcın iadesini talep
etmiştir. (Bu taleple 23. maddenin ikinci fıkrası mahkememizce uygulanacak madde haline gelmiştir.)
1995 yılında Kanun’un ilk yürürlüğe
girdiği sırada parasal değeri düşük davaların görüleceği mahkeme olarak düşünülen ve bu amaçla dar
gelirli tüketicilerin harçtan muaf olmalarını öngören düzenleme, 2003 yılı değişikliği ile
Tüketici Mahkemelerinin görev kapsamı genişletildiğinden düzenleme
tarihindeki amacından uzaklaşılmıştır.
Nitekim mevcut
yargı kararlarıyla kat karşılığı inşaat sözleşmesinde müteahhit hissesine düşen
dairenin 3. kişiye satılması halinde bu kişiler arasında açılacak davalar Tüketici
Mahkemelerinde, aynı binada arsa sahibi hissesine düşen dairelerle ilgili uyuşmazlıklar
genel mahkemelerde harç ödenmek suretiyle görülmektedir. Bu durumda aynı binada
müteahhitten daire satın alan harç ödeme yükümlülüğü olmamakta, arsa
sahibinden daire satın alan, Harçlar Kanununda gösterilen harçları ödemek
zorunda kalmaktadır. Bu fiili durumun Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu
düşünülmektedir.
Genel olarak da;
mahkemelerde görülen davalarda davacının sıfatına -somut olayda tüketici- göre
harç muafiyeti tanınmasının kanunlar önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu
düşünülmektedir.
Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefı inanç,
din, mezhep ve benzeri nedenlerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye
veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket
etmek zorundadırlar. (Anayasa md. 10)
Demokrasinin üç
vazgeçilmez ilkesinden biri olan eşitlik ilkesi, insanın insan olması dolayısıyla
doğuştan var olan değerini ve onurunu korumaktadır. Bu hak dolayısıyla
herhangi bir niteliğe ve ölçüye dayanılarak insanlar arasında ayrım
yapılamaz, insanlar arasında kanunların uygulanması açısından hiçbir
ayırım gözetilemez.
4077 Sayılı
Kanun’un 1995 yılında konulması aşamasında, Sanayi ve Teknoloji ve Ticaret Komisyonu
üyelerinden ve yine Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerinden milletvekilleri, harç muafiyeti düzenlemesinin
Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ile muafiyet şerhi
yazmışlardır.
Harçtan muafiyet ilkesi Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Sosyal
Hukuk Devleti anlayışına da aykırıdır.
Hukuk Devleti
anlayışı bir kısım Anayasa Mahkemesi Kararlarında şu şekilde yer almıştır:
“Hukuk Devleti,
insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye
kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasaya uyan
devlet demektir” (Anayasa Mahkemesi kararı 11.10.963, 124/243)
“Hukuk Devleti,
hukukun üstünlüğü temeli üzerine oturan, kanun önünde eşitlik bu temelde esaslı bir
unsurdur” (AMK. 19.04.1966, 1/21)“Hukuk Devleti,
her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp
yargı denetimine açık olan, kanunların üstünde kanun koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen
devlettir” (AMK. 27.03.1986, 31/11)
Hak aramada eşitlik
ilkesine aykırı kanun düzenlemesinin, Hukuk Devleti ilkesine aykırı olduğu
düşünülmektedir.TALEP: Açıklanan nedenlerle; 4822 Sayılı Kanunla
değişik 4077 Sayılı Kanunun 23. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
“Tüketici Mahkemeleri nezdinde, tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak
davalar her türlü resim ve harçtan muaftır.” cümlesinin Anayasanın 2., 10. ve
172. maddelerine aykırı olduğu, davalı OYAK Genel Müdürlüğü vekilince ileri sürülmekle beraber mahkememizce de aynı
sonuca varıldığından anılan maddenin iptali için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 150. ve devam eden maddeleri
gereğince Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına karar verilmiştir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
23.2.1995 günlü, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun’un, 6.3.2003 günlü 4822 sayılı Yasa’nın 30. maddesiyle değiştirilen
itiraz konusu kuralı da içeren 23. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun
uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici
mahkemelerinde bakılır. Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.
Tüketici mahkemeleri nezdinde
tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü
resim ve harçtan muaftır. Tüketici
örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncu maddeye göre
kaydedilen bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır. Davanın,
davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil
olunarak 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir
kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre
yürütülür.
Tüketici davaları tüketicinin ikametgahı
mahkemesinde de açılabilir.
Bakanlık ve tüketici örgütleri münferit tüketici
sorunu olmayan ve genel olarak tüketicileri ilgilendiren hallerde bu
Kanunun ihlali nedeniyle kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılması
amacıyla tüketici mahkemelerinde dava açabilirler.
Gerekli hallerde tüketici mahkemeleri ihlalin tedbiren durdurulmasına karar verebilir. Tüketici
Mahkemesince uygun görülen tedbir kararları, masrafı daha sonra haksız
çıkan taraftan alınmak ve 29 uncu maddede düzenlenen esaslara
göre bütçeye gelir kaydedilmek üzere, ülke düzeyinde yayınlanan
gazetelerden birinde Basın İlan Kurumunca ve ayrıca varsa davanın açıldığı
yerde yayınlanan mahalli bir gazetede derhal ilân edilir.
Kanuna aykırı durumun ortadan kaldırılmasına
yönelik Tüketici Mahkemesi kararları ise masrafı davalıdan alınmak üzere
aynı yöntemle derhal ilân edilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
10. ve 172. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 27.12.2007 gününde yapılan
ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında; itiraz konusu kural ile dar
gelirli tüketicilerin, tüketici mahkemelerinde dava açmalarını kolaylaştırmak
amacıyla harç muafiyetinin getirildiği, ancak 2003 yılında yapılan
değişikliklerle bu mahkemelerin görev kapsamı genişletildiğinden
düzenlemenin ilk amacından uzaklaşıldığı ve bu nedenle Anayasa’nın 2., 10. ve 172. maddelerinin ihlâl edildiği ileri
sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralda, tüketici mahkemeleri nezdinde
tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davaların her türlü
resim ve harçtan muaf oldukları belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk
devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı
arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik
önlemler alarak çalışanlarını koruyan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, iş ve eylemleri bağımsız yargı denetimine
bağlı olan devlettir.
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen “yasa önünde
eşitlik ilkesi”, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu
ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin
amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topululuklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar
için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir.Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü
eşitlik ilkesi zedelenmez.Anayasa’nın 172.
maddesinde, “Devlet, tüketicileri
koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu
girişimlerini teşvik eder” kuralı ile tüketicilerin haklarının
korunmasına ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. Maddenin
gerekçesinde de, tüketicilerin korunması, “tüketici toplumu” diye
adlandırılan belli bir gelişmişlik seviyesindeki ülkelerde çıkmakla
birlikte, bu ölçüde gelişmemiş ülkelerde de toplumsal bir problem olduğunun
sonradan görüldüğü ve bu konuda getirilecek tedbirlerin tüketicileri
koruyacağı, tüketicinin korunması bir serbest piyasa ekonomisi tedbiri
olmakla birlikte, herşeyden önce tüketicilerde
“tüketici bilincinin” oluşturulması gerektiği ve Devletin tüketicileri
koruyucu başka tedbirler de alabileceği belirtilmiştir. Üreticilerin
ekonomik yönden güçlü oluşları ve her yönüyle örgütlenmeleri nedeniyle,
tüketiciler ile aralarında doğal olarak bulunan dengesizliğin giderilmesi
için, Anayasa’da belirtilen kurallara dayanılarak yürürlükteki hukuk
kurallarında genel olarak tüketici haklarının korunmasına ve sosyal
adaletin gerçekleştirilmesine yönelik düzenlemeler yapıldığı, bunlardan
birisinin de tüketicilerin, tüketici mahkemelerinde kolaylıkla dava
açmalarına olanak sağlayan harçtan muafiyet olduğu görülmektedir.Mahkemelerin yargı
faaliyetlerine karşılık olmak üzere bu hizmetten yararlanacak taraflardan
harç alınması hukuk sistemimizde kabul edilmekle birlikte, kimi özel
durumlar karşısında veya haklı nedenlere dayanarak harçların indirilmesi
veya kimi kişilerin harçtan muaf tutulması yönüne gidilmektedir. Kuralda
öngörülen harçtan muafiyet, Anayasa’nın 172. maddesi çerçevesinde
tüketicileri korumak amacıyla onların haklarını kolaylıkla arayabilmelerine
olanak sağlamaktadır. Yasa’dan yararlanan tüketicilerin kapsamının
genişlemesi ise hak arama özgürlüğünün alanına sahip olanların artması
anlamına gelir ki, bu da tüketicilerin haklarını korumayı hedefleyen ilgili
Anayasa hükmünün amacına uygundur. Bu nedenle yasa koyucunun takdirini,
tüketicilerin dava açarken harçtan muaf tutulmaları yönünde kullanması
Anayasa’nın 172. maddesine uygun bir düzenlemedir.
Öte yandan, Anayasa’da özel olarak korunan tüketici
konumundaki davacılarla diğer davacılar aynı durumda olmadıklarından bunlar
arasında eşitlik karşılaştırılması yapılamaz.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10. ve 172. maddelerine aykırı değildir. İtiraz
isteminin reddi gerekir.
VI- SONUÇ
23.2.1995
günlü, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 6.3.2003 günlü,
4822 sayılı Yasa’nın 30. maddesiyle değiştirilen 23. maddesinin ikinci
fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 14.1.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|